Binbir Gece Kervanı
Binbir Gece Kervanı
Kırk-elli bin kişilik kervan... Aylarca süren yolculuk… Sahralar vâdîler nehirler geçilerek varılan mukaddes menzil Haremeyn…
Pây-i taht İstanbul’un Harem mevkiinden uğurlanan hac kâfilesi Haremeyn-i Şerifeyn’e kadar 54 defa mola vererek ve her konakladıkları yeri de îmâr ederek günler-geceler boyu sürecek bir yolculuğa çıkarlardı. Şimdilerde otobüslerin yolculuklar için uğurlandığı Harem Otogarı’ndan deve kervanlarıyla surre alayları uğurlanırdı bir zamanlar.
Surre altın kesesi. Hacca gidemeyenlerin Peygamber Efendimiz’in hemşehrilerine yolladıkları altunlar hediyeler ferâşet çantası. Meşinden ferâşet çantalarına konan bu hediyeler hac kervanına katılanlara verilir ‘Bizim için de dua etsinler’ temennîsiyle Medinelilere gönderilirdi. Bu yüzden hac kervanının ismi “Surre Alayı” oldu. Padişah da hediye göndermekten geri kalmaz altundan şamdanları zümrütten sorguçları kristal avizeleri atlas halıları ipek seccâdeleri şefaat umarak Peygamber Efendimiz’in türbe-i şeriflerine gönderirlerdi. Hacca gidemeyen padişahlar Peygamber toprağına gömülmesi için saçlarından bir tutam göndermeyi de ihmâl etmezlerdi. Kavuklarında bulunan sorguçların üzerindeki süpürgeler ile Kâbe süpürülmüştü. Yâkut zümrüt ve elmaslar arasına yerleştirdikleri süpürgeleri kavuklarına takıyorlardı Osmanlı Halîfeleri. Böylelikle Hadimü’l-Haremeyniş-Şerifeyn unvanını şerefle başlarında kavuklarının üzerinde taşıyorlardı.
Kâfile büyük tören ve alaylarla Topkapı (Ya da sonraki dönemlerde Dolmabahçe) Sarayı’ndan uğurlanmadan iki ay önce “akkâm” denilen Araplar İstanbul’u sokak sokak dolaşır ‘Yok mu Peygamberimizin hemşehrilerine hediye gönderen? Yok mu surre alayına himmet eden?’ diyerek topladıkları hediyeleri yanlarında gezdirdikleri develere yüklerlerdi.
Kara yoluyla hacca gidenler Recep ayında deniz yoluyla hacca gidenler Şâban ayında yola çıkarlardı. Kadıköy Ayrılık Çeşmesi’nden su içip tulumlar doldurulduktan sonra vedâlaşılır gidenlerin ardından gözyaşlarıyla birlikte tas tas sular dökülür duâlar edilir kervan uğurlanırdı. Gidip de dönmemek dönüp de görmemek vardı. Zîrâ bu yolculuk bir sene sürecek ayrılık bir seneyi geçecekti. Kervanın en önünde devesinin üzerinde surre alayının her şeyinden sorumlu olan “Surre Emîni” arkasında muhâfızlar ve uzayıp giden binlerce insan at deve koyun ve katırdan oluşan katar.
Kervanın en görkemli neferi ise “Surre Devesi” idi. Sultanahmet Camii’nin avlusunda dokunan Kâbe örtüsünü sırtındaki mahfelde taşıyan bu deve öyle süslenirdi ki haddinin fevkinde süslenmiş kadınlar için ‘Surre devesi gibi süslenmiş’ tabirini kullanmak âdet olmuştu. Alnındaki sorguç şeklinde devekuşu tüyüyle sırtındaki mahfeliyle serv-i endâm bu devenin etrâfını yukarıdan mağrur bakışlarıyla süze süze bir yürüyüşü vardı ki asâletin yegâne temsilcisi denilse sezâydı.
Surre alayının en önünde has ahır atlarından birine binmiş alayı idâreye memur büyük üniformalı teşrîfâtçı boy gösterirdi. Onu kaftancıbaşı tâkip eder daha sonra sırasıyla saray kethüdâsı (kâhyâ) flamalarıyla birlikte giyinmiş kuşanmış ve at üstünde cesurca bir görünüm arz eden mızraklı süvâri muhâfız alayı yeşil kaftanlı emîrler seyyidler şerifler İstanbul Efendisi (İstanbul Belediye Reisi) ile Galata ve Üsküdar belediye reisleri Rumeli ve Anadolu kazaskerleri arkasından uzun bir mollalar ve din adamları katarı yeşil üniformalar giyinmiş 100 kadar kapu ağaları ve saray memurları yanındaki dört uşakla sarayın cücesi at üstünde sultanın mâbeyncilerden ikisi mavi üniformalı saray hademeleri ve içoğlanların yayan halde oluşturduğu uzun bir dizi gelir vee alayın en nüfuzlu şahsı surre emîni geçerdi. Surre emîninin ardından sultanın mektubunu Mekke Şerifi’ne götürmekle görevli müjdecibaşı nihâyet resm-i geçidin baş aktörleri görünürdü: Mahmil-i Şerif (Mukaddes yük hayvanları) denilen iki mukaddes deve (Bu hayvanlar hiçbir zaman dünyevî işlerde kullanılmazdı). Bundan sonra uzun bir kuyruk hâlinde develere eşlik eden seyisler kavassıyla hâkimul-hac (Kervan Kadısı) dervişler hânendeler sâzendeler hazîne ve hediyelerle yüklü yedi katıra eşlik eden bir piyâde muhâfız alayı... Biri tamamıyla siyahlardan oluşan bembeyaz atlara binmiş ellerinde mızraklarıyla bu iki süvâri muhâfız bölüğünden beyaz atlı siyah elbiseli olanlar son hacıların da geçmesinden sonra alaya en arkadan refâkat eder kervan böylece uzayıp giderdi. Son süvâri alayının da geçmesiyle resm-i geçit sona ererdi.
Surre alayı Kadıköy’deki Bağdat Caddesi yolunu kullanarak Bağdat’a oradan da Haremeyn’e gittiğinden ötürü bu caddenin ismi Bağdat Caddesi oldu.
Artık kutlu yolun yolcularını altı ay sürecek bir yolculuk bekliyordu. Yağmurlar karlar yağacak köprüler vâdiler geçilecek sarp geçitler dik yokuşlar tüneller nehirler aşılacak ay doğacak güneş batacak yolculuk günler ve geceler boyu devam edecekti. Belki kış çok şiddetli olacak kırağı çalacak don vuracak fakat kervan yolundan şaşmayacaktı. Yol boyunca menzillere uğranılacak hanlarda molalar verilecek çöller seraplar seylâplar geçilecekti.
Cehennem gibi çölün kızgın kumu üstünde yakıcı güneşin altında kavrulmuş surre alayı cennetâsâ vahalarda ab-ı hayat gibi sularla canına can katacak sonra kervan mübaşirinin çan çalarak koşmasıyla toparlanıp tekrar bitmez tükenmez yollara koyulacaktı yeni bir dinginlikle dinlenmişlikle.
Çöllerde kervanı bekleyen tehlikeler de vardı. Akrepler? Çıyanlar? Kaplanlar? Hayır urbanlar. Çöl şeytanları. Vahşî eşkıyâlar. Aylarca bu kervanın geçmesini beklerlerdi onlar. Zîrâ hazîne yüklü katırlar altunlar mücevherler dolusu böyle bir kervan bir daha karşılarına nerede çıkacaktı. Aç kurtlar gibi kervanın develerine saldıran harâmîler bazen sayısı on binleri bulan bir kalabalıkla hücûma geçer zaribân (kokarca) gibi kervanı dağıtırlardı.
Sultan 4. Mustafa’nın uğurladığı bir kervanın nasîbinde de aylarca süren yolculuktan sonra Kerbelâ çöllerinde eşkıyânın saldırısıyla ölmek vardı ki; Padişah kederini bir şiiriyle şöyle terennüm etmişti yana yakıla:
“Niyet ettik Beytullah’a gitmeğe
Hacerü’l Esved’e yüzler sürmeğe
Arafat’ta hem vakfeye durmağa
Takdir her tedbiri bozar dediler.”
Eşkıyânın iştahını kabartan ve aylar boyunca bekledikleri bu hazîne kervanı tedbirsizce yola çıkmaz bu aç kurtların taarruzundan korunmak için muhâfızlar eşliğinde yola koyulurlar ve sancak beyleri tarafından da korunurlardı. Bir sancak beyi binlerce askeriyle diğer sancak sınırına kadar kervana eşlik eder diğer sancak beyine sağ sâlim emâneti teslîm ettikten sonra da ikinci sancak beyi üçüncü sancak beyine teslîm edene kadar kervana refâkat ederdi askerleriyle.
Kutlu kervanın çileli fakat kutsal yolculuğu sürer giderdi. Kızıl çöller aşılır Kızıldeniz geçilir geçit vermez dağlar derin sinsi vâdiler kervanın geçişine şâhitlik ederdi.
Bazen yıldızlarla yaldızlanmış berrak fakat simsiyah bir gökyüzü altında geceler boyu yolculuk bazen yağmurlarla ıslanan mahfellerde yağmuru seyrede seyrede develerin ritmiyle ilerlemek.
Büyük Sahra’dan geçerken yolcuların canı sıkılmasın diye develerin yürüyüş ritimlerine uygun aruzun her vezninde söylenen ve çöl gibi yol gibi kervan gibi uzayıp giden kasîdeler. Karşılaşılan felâketleri unutturan kasîdeler.
Billurdan birer kristal gibi mahfellerde bir ileri bir geri sallana sallana yolculuk yapan ferâceli tül peçeli utangaç hanımlar güneşten kararmış sîmâlarıyla kimi devenin önünde giden kimi atını-katırını yeden sarıklı entârili erkekler bazen hızlı bir şekilde yanlarından koşup geçen kervanı toplayan atlı muhâfızlar bazen arkadan çan çala çala işaret veren mübâşirler kervanın hızını ayarlayan atlı süvâriler güvenlikten sorumlu silahlı muhâfızlar ve her meseleye bir fetva her soruna bir çözüm bulan heybetli kervan kadısı...
Yol boyunca kervana zaman zaman muhtelif beldelerde katılanlar olurdu. Günler geceleri haftalar ayları tâkip eder nihâyet Ramazan hilali görülünce kervan Şam’a vâsıl olurdu. Ramazan ayı Şam’da geçirilir bayram namazı Emeviye Camii’nde kılınırdı. Esat Paşa Konağı’nda bayram kutlandıktan sonra kervan tekrar bitmez çilesi yollara koyulurdu.
Ölenler olurdu ihtiyarlardan. Oracıkta cenâze merâsimi yapılıp yol kenarına defnediliverirdi. Bir sene sonraki surre alayı yol boyunca mezarlar görür kutlu yolda can veren seleflerine bir fâtiha okuyarak geçerlerdi.
Altı ay süren yolculuk boyunca kervandakilerin sıkılmaması için mola yerlerinde esnaf tarafından çadırlardan minyatür dükkâncıklar kurulur alışverişler yapılır küçük çaplı eğlenceler tertîb edilirdi. Uzun geceler boyu yol alırken binbir gece masalları anlatılır Arap hikâyelerini saray entrikaları hapsedilen vâlideler katledilen şehzâdeler prensesler kanlı kaleler destanlar efsâneler tâkip eder giderdi.
Yaz sıcaklarında gündüz mola verir gece yola revân olur kış soğuklarında ise gece uykunun serin kollarında dinlenir gündüz karların üzerinde iz bıraka bıraka giderlerdi.
Günler geceler haftalar aylar boyu yolculuktan sonra nihâyet bir gece yarısı bütün kervanı sevinç gözyaşlarına boğan Uhud Dağı görülürdü ufukta.
Artık aylarca çekilen çile bir anda unutulur kervanbaşının yüksek sesle atını koşturarak defalarca tekrarladığı müjde herkesin heyecanını bir kat daha artırır atları develeri daha bir coşkulu sürmelerini sağlardı.
—İşte Uhud dağları. Sabahın ilk ışıklarıyla Rasûlullah’a misafir olacağız.
Elindeki çanı sallaya sallaya atını koşturan kervanbaşı devesinin mahfelinde uyuya kalmış olanların da telaşla uyanmalarına sebep olurdu. Herkes uykulu mahmur gözlerle gecenin karanlığında belli belirsiz görünen dağlara bakardı heyecanla.
Nihâyet altı aylık yolculuk meşakkati sona ermişti. Bütün serüveniyle bitmez sanılan bu yolculuk hoş bir hâtırâ olarak kalmış kutsal beldelerin misk-i amber kokusu uzaktan uzağa duyulmaya başlanmıştı.
Surre emîninin işâret vermesiyle kervan durur abdestler alınır son hazırlıklar yapılır ve güneş doğmadan önce kutlu şehir Medine’ye vuslat telaşı başlardı.
Kervanbaşının gür sesi uzaktan uzağa duyulduğunda artık heyecan doruk noktasına ulaşır gözyaşları seylâb olur bendini yıkmış baraja dönerdi.
—İşte Medîne! Rasûlullah’ı selamlayın ey ümmet-i müslimîn.
En önde devesinin üzerinde bütün asâletiyle surre emîni ve hemen arkasındaki görkemli mahfeliyle Kâbe örtüsünü taşıyan surre devesi kurban bayramı arefesinde kutsal topraklara adımını atarlardı.
Kervandan iki ay önce yola çıkmış olan kaftan ağası Mekke emîrine ve Medine şerîfine hediyelerle birlikte hil’at ve halife-i rûy-i zemînin fermânını arz eder kervanın yolda olduğunu bildirmekle beş yüz altın takdîm ederdi. Pâyitahttan gelen surre alayını karşılamak üzere Mekke emîri de muhteşem bir karşılama töreni tertîb ederdi.
Medîne’nin tüm hanlarında surre alayıyla gelen hacı adayları için şölenler verilir ziyâfetler tertîb edilir kutlu kervanın kutlu yolcuları liyâkatince ağırlanmaya çalışılırdı.
Artık Allah’ın Peygamberin hoşnutluğunu kazanmaktan başka bir şey düşünmeyen bu misâfirlerin ne geride bıraktıkları meşakkatli yolculuk umurlarındaydı ne de kendilerini bekleyen bir başka altı aylık seyr-ü sefer.
Gemiyle gelenler de arefe günü Beytullah’a vâsıl olurlardı. Kâbe arefe günü zemzem ve gülsuyuyla yıkandıktan sonra eski elbisesi çıkarılır pâyitahttan gelen yeni elbiseleri giydirilir ve kurban bayramına bu yeni bayramlık elbiseleriyle çıkardı.
Gemiyle gelenleri bekleyen tehlikelerden biri de Kızıldeniz’di. Eski ismi “Şap Denizi” olan Kızıldeniz şap ismi verilen beyaz kireç taşlarıyla doluydu. Gemilerin seyir haritasında görünmeyen bu beyaz kayalıklar buz dağlarının denizdeki kısmı gibi görünmez tehlikeler arz ederlerdi gemiler için. Bazen gemilerin bu şap kayalıklarına oturup denizin ortasında kalakaldıklarına da şahit olunduğu için hacıları karşılayan akrabaları mütemâdiyen dua ederlerdi hacılar dönerken:
—İnşallah bizimkilerin gemisi şapa oturmadan sağ sâlim gelir.
Hac kervanının gidişi gibi gelişi de altı ay sürdüğünden ömrünün bir senesini hac ibadeti için fedâ etmiş olan Osmanlıların da en tabîi hakkı idi “hacı” unvanını almak.
Surre alayıyla yolculuk yapanlar tüm servetlerini bu yolda harcasalar bile gocunmazlardı. Artık onların ömürleri boyunca anlatabilecekleri binbir gece efsaneleri vardı.
Mahmut Sami Şimşek
__________________
__________________________________:
Kırık Link Taşıyan Herkese 500 + Rep:45:
Ortalık Ulubatlı Hasanla Dolu Ama Bayrak Dikecek Yiğit Yok...
Dikkat !!! Kopyala Yapıştır Özelliğini Sadece Üyelerimiz Kullanabilir. Üyelik Ücretsizdir..
Ayrıca Üyelerimiz Forumdan Tamamen Reklamsız ve çok daha hızlı şekilde yararlanabilir.
|