![]() |
Forum |
Portal |
İlim Yuvası |
Video/Klip |
Kurallar |
Performanslar
|
Ödüller |
Gazeteler |
Facebook Sayfamız
|
Futbol Tahmin Oyunu |
Alexa |
Bize Yazın
|
|
|
#21 (permalink) |
|
I. MEHMED
Osmanli sultanlari içinde "Mehmed" adini tasiyan ilk hükümdar olan Çelebi Sultan Mehmed'in gerek dogumu "Nizâm-i âlem" için Sultan Mehmed'i davranislarina împarator Manuel "Imparatora söyleyiniz ki Çelebi Sultan Mehmed "Hükümdarlariniza deyin ki Gerçekten de Çelebi Sultan Mehmed Bir kere kardeslerini yenip tek basina idareyi ele aldigi zaman Çelebi Sultan Mehmed Daha önce de belirtildigi gibi Bununla beraber ihtiyatî bir tedbir olmak üzere Izmir kalesinin surlarini yiktiran Çelebi Mehmed Halikarnas (Bodrum)'da Petronion kalesini yapmalarina müsaade etmisti. Öte yandan Çelebi Sultan Mehmed BURSA KUSATMASI VE ÇELEBI MEHMED'IN KARAMAN SEFERI Karamanoglu Mehmed Bey Gerçi muhasaranin uzamasi Osmanli kaynaklan "Hanim Osmanli Daha önce de belirtildigi gibi Izmir ve çevresini zapt edip Cüneyd'i bertaraf eden Çelebi Sultan Mehmed "Madem ki bu can bu tendedir "Bizim Karamanoglu'nun bu hilesi "Karaman'da bulunmaz dogru bir yar Veliler çok bile kulmas ve ayyar Eder kavl ü karar ahd u peyman Içer andlar Beyi ve kadisi hem çeyhi müderris Hiledir isleri hem hâr u mekkâr Tekebbür Karaman Aninçün kahr eder ani Kahhar" Yine bu cümleden olarak "Karaman'in koyunu Karamanoglu'nun bu hilesinden sonra Çelebi Sultan Mehmed tekrar ve süratle Konya üzerine yürümüs ve kisa bir çarpismayi müteakip müstahkem hisarini zapt etmisti. Osmanli saldirisina karsi koyamayan Mehmed Bey VENEDIKLILER'LE YAPILAN ILK DENIZ SAVASI Bir kara devleti olarak kurulan Osmanli Devleti Ege Denizi'nde Venedikliler'e bagli Andros adasi beyi olan Pietro Zeno Öyle anlasiliyor ki Osmanlilar Dukas Venedikliler Istanbul'un fesinden tam otuz yedi sene önce cereyan eden bu hadise ANADOLU HAREKÂTI Çelebi Sultan Mehmed Candaroglu Isfendiyar Bey Osmanli tarihçilerinin bildirdigine göre Osmanlilar'la birlikte hareket eden Kasim Bey CANIK BÖLGESININ ZAPTI Osmanlilar'in Daha önce de belirtildigi gibi Sivas Canik'i mintikasinda biri müslüman digeri Cenevizliler'e bagli olan ve kâfir (Gavur) Samsun denen Çelebi Sultan Mehmed IÇ ISYANLAR ve SIMAVNA KADISI OGLU SEYH BEDREDDIN MAHMUD'UN ISYANI Çelebi Sultan Mehmed devrinin en önemli hâdiselerinden birisi Ülkeye tek basina hâkim oldugu günden beri Seyh Bedreddin'in hareketlerini dikkatle takib eden Çelebi Sultan Mehmed Seyh Bedreddin "Ben Bu safhada Börklüce Mustafa Aydin ve Karaburun'da etrafina binlerce insan toplayan Börklüce Mustafa'nin muvaffakiyetleri Bedreddin ile sirdaslarinin gizli amaçlari Islâm tarihindeki Siî karekterli olan bu isyani bastirmak üzere harekete geçen Osmanli hükümdari Anadolu'nun bu bölgesinde büyük bir tehlike olarak ortaya çikan bu isyani bastirmak üzere harekete geçen yeni Aydin Beyi Süleyman (Aleksandr) Bey'in maglub ve maktul düsmesi üzerine Dinî vecibelerin kalkmasi Gerçekten Büyük bir mücadele ve gayret sonucu
__________________
![]() ![]() Linkler Kırıksa Lütfen Özel Mesaj İle Bildirin düzeltelim. Forum Kurallarına Uymaya Özen Gösterin. Paylaşımlara Teşekkür Ederek Destek Verelim. Teşekkür İçin Teşekkür Butonuna Tıklayınız. Kendi Alanınızda Paylaşımlar Yaparak Sizde Katkı Yapabilirsiniz. Tüm İsteklerimizi Forumda Konular İçinde Belirtelim Bunun İçin Özel Mesaj Atmayalım.
|
|
|
|
|
|
|
#22 (permalink) | |||||||||
Maresal![]() Üyelik tarihi: Şubat-2009
Bulunduğu yer: Ankara-Duisburg
Üye No : 3
Mesajlar: 8.436
Konuları: 3897
![]() ![]() ![]() ![]() ]Aktiflik: 1270 / 1815
İtibar Puanı : 39252
İtibar Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
SULTAN IKINCI MURAD DÖNEMI
1404 Haziran'inda Amasya'da dünyaya gelen Murad, babasi Çelebi Sultan Mehmed (Birinci Mehmed)'in vefati üzerine daha 17 veya 18 yasinda bir delikanli iken Osmanli tahtina geçip idareyi eline almak zorunda kaldi. Ileride de temas edilip görülecegi gibi onun yönetimde bulundugu dönem, idarî, mülkî ve hukukî mekanizmanin istikrarli bir sekilde intizam ve ahenkle yürüyen bir devir olmustu. Bununla beraber hâlâ Timur âfetinden kalma ve islemekte bulunan bazi yaralarin bulunduguna isaret etmek gerekir. Yas bakimindan çocukluktan henüz çikmis olan Ikinci Murad, hem savas sanatinda hem de siyasî deha ve anlayista çocukluktan çok uzakti. Gerçekten henüz on iki yaslarinda iken Seyh Bedreddin Mahmud isyaninin bastirilmasinda oynadigi önemli rol, babasi Çelebi Mehmed'in, oglunun yasina göre vaktinden önce tahta çikabilecegini ve buna lâyik olabilecegini sezdigi belirtilmektedir. Bunun için de hükümdar, oglunun, hükümdarlarin görmesi gereken egitimden geçirilmesini istemis, veliahdin savaslar ve iktidarin zorluklari ile karsilasmasini arzulamistir. Oglunun erken yaslarda tahta geçmesi, babasinin tasarilarina da uygun düsüyordu. Genç yasi, yakisikliligi, iliskilerindeki zerafet ve nezaket, gögüs gögüse olan savaslardaki mahareti, kendisinden daha yasli ve tecrübeli savasçilar ile bilhassa vasisi durumundaki Bâyezid Pasa ile yaptigi tartismalarda son derece yumusak basli davranmasi ve çocuksu görünüsüyle askerlerinin onu hem kalpten sevmeleri, hem de kudretine saygi göstermeleri, Ikinci Murad'i ordunun yegane hâkimi durumuna getirmisti. Babasinda görülen muntazam yüz hatlari, oldugu gibi ogluna da geçmisti. Onun manevî etkisine yakisikliligindan ileri gelmis bir tesir de eklenmisti. Velhasil, bir milletin, kendi basinda bulunan hükümdarda görmek istedigi, tabiatin taci olan yakisiklilik, bütünüyle Ikinci Murad'da toplanmisti. Sehzade Murad, 1410 yilina kadar Amasya sarayinda kaldi. Sonra babasi Çelebi Mehmed ile Bursa'ya, 1413'te de Edirne'ye gitti. 12 yasina girince Rum vilayeti beyligi ile Amasya'ya geldi. Amasya, Tokat, Sivas, Çorum ve Osmancik bölgelerini içine alan Rum veya Danismendiye vilayeti, Osmanlilar'in dogu sinir vilayeti olup o dönemlerde fevkalâde bir önemi haiz idi. Bu yüzden Osmanli sultani, sarktaki gelismeleri çok dikkatle takip etmek zorunda idi. Çünkü burada, küçümsenmeyecek miktarda Türkmen ve Mogol göçebeleri vardi. Bunlari, merkezin kontrolü altinda tutabilmek pek kolay bir is degildi. Iste Çelebi Sultan Mehmed, büyük oglu Murad'i lalasi Yörgüç Bey ile bu mühim vilayetin basina gönderiyordu. Tayininden bir yil sonra Murad, idaresinde bulunan Amasya kuvvetleri ile Börklüce Mustafa isyanini bastirmak üzere Saruhan ve Izmir taraflarina hareket emrini almisti. Babasi tarafindan, ileride hükümdar olabilecek sekilde yetistirilen Murad, babasinin ölüm haberini alinca Amasya ile Bursa'yi birbirine baglayan uzun yolu süratle asip Bursa'ya yetisir. Çelebi Sultan Mehmed'in ölümünden ancak o zaman haberdar olan Yeniçeriler, yeni sultani karsilamak üzere sehrin disina çikarlar. Yeniçeriler, onunla birlikte saraya kadar gelip huzurunda geçit resmini tamamladiktan sonra bagliliklarini bildirirler. Bursa'da, devlet ileri gelenleri ile yeniçeriler tarafindan kendisine bey'at edilen Murad Bey, babasinin cenazesini muhtesem bir törenle Yesil Cami yanindaki türbesine defn ettirip bir hafta yas tutulmasini emr eder. 25 Haziran 1421'de, babasinin ölümünden kirk gün sonra Osmanli tahtina geçip hükümdar olan Murad'a, Yildirim Bâyezid'in damadi Seyh Emir Buharî hazretleri kendi eliyle kiliç kusatip hükümdarligini ilan eder. Hükümdar olduktan sonra çevresinde bulunan beylikler ile politik bakimdan önemli olan Karaman, Germiyan, Mentese, Dulkadir, Isfendiyar beyleri ile Misir Sultani, Akkoyunlu ve Karakoyunlu emirleri, Hindistan hükümdari, Alman Imparatoru, Macar Krali Sigismond, Bizans Imparatoru ile Eflâk ve Bogdan Voyvodalari, Sirp ve Bosna Krallari, Mora Despotu ve Venedik Cumhuriyeti gibi devletlerin tam***** özel elçiler ile mektuplar gönderip kendisinin Osmanli tahtina geçip hükümdar oldugunu bildirir. Tahta geçtigi sirada babasi gibi baris temayülünde oldugu anlasilan Sultan Ikinci Murad'in bu barisçi arzusu, özellikle Bizans tarafindan farkli bir anlayisla yorumlanacaktir. Bu sebeple Bizans, hemen hemen her zaman oldugu gibi, bu sefer de, saltanat degisikliginin meydana getirecegi nazik durumdan yararlanmaya yeltendi. Sultan Murad'in, Osmanli toplumunu taht hakkinda tereddüde düsürecek yasta baska erkek kardesi yoktu. Onun, iki kardesi, daha babalarinin sagliginda ölmüslerdi. Sadece çocuk denebilecek yasta iki küçük kardesi kalmisti. Bunlar da daha sonra vebadan öleceklerdi. Daha önce de temas edildigi gibi, Müslüman ve Hiristiyan devletlere elçiler gönderen Sultan II. Murad, Karaman Beyi ve Macarlarla birer baris antlasmasi yapar. Barisi seven bir kimse olarak Sultan Murad, bu duygusunu her zaman açiga vuruyordu. Fakat Bizans devlet adamlarinin Osmanlilar'daki saltanat degisikliginin meydana getirebilecegi ilk günlerdeki saskinlik havasindan faydalanmak istemeleri, Sultan Murad'i mücadeleye hazirlanma mecburiyetinde birakti. Bizans'tan, Sultan Murad'i tebrik için gönderilen elçiye verilen gerçek talimat, Mustafa Çelebi (Düzme Mustafa)'nin elde bulunusundan istifadeyi temindi. Imparator Manuel, bir koz olarak elinde tuttugu Mustafa Çelebi vasitasiyle Murad'dan bazi menfaatler temin etmek istiyordu. Buna göre, imparatorun elçisi Çelebi Sultan Mehmed'in vasiyetine istinaden Murad'in, küçük kardeslerinin kendisine teslim edilmesini ister. Çelebi Sultan Mehmed'in iki küçük oglunun (Yusuf ve Mahmud) Bizans'a gönderilme isi, sadece bir vasiyet olduguna göre iki devlet arasinda taahhüde bagli olmayan bir mesele idi. Bunu bir hak isteme seklinde ileri sürmek, Bizans kurnazligindan baska bir sey degildi. Nitekim elçinin sehzadelerle ilgili talebine veziri azam ve Rumeli beylerbeyi olarak islerin idaresini elinde bulunduran Bâyezid Pasa, padisah adina "Müslüman evladinin, müslüman olmayanlar yaninda terbiye ve egitim görmesinin Seriat-i Muhammediye'ye aykiri oldugu, bu bakimdan efendisi imparatora bu vâsilikten vaz geçerek kendisi ile iyi iliskilerini devam ettirmesini rica eyledigini" söyler. Böylece, daha önce alinan vâsilik kararina uyulmayarak sehzadeler Tokat'a gönderilir. Manuel, elçilerine verilen bu cevabi ögrenince, memleketinin içinde bulundugu acikli durumu ve güçlü bir düsmanin öfkesini üstüne çekmekle kendisini tehlikelere atmis olacagini hesap etmeksizin Dimitrius Laskaris Leontarius'u iyice silahlanmis on kadirga ile Limni adasina gönderir. Leontarius, imparator adina burada adeta bir sürgün hayati yasayan Mustafa Çelebi ile pazarliga girisir. Yapilan bu pazarliga göre Mustafa ve onun kader arkadasi olan Izmiroglu Cüneyd serbest birakilacaklardi. Mustafa, tahtin mesru vârisi olarak kabul edilecekti. Limni adasindaki sürgün hayatindan sonra böyle bir devlet kusunun basina konmasina sevinen Mustafa Çelebi, saltanati ugruna bol bol vaadlerde bulunur. Imparator, entrikali siyasetinin Müslüman Türkler arasinda çikaracagi nifaktan büyük faydalar umarak Mustafa'ya bazi sartlar teklif edince bunlar büyük bir istiyakla kabul edilir. Buna göre sayet Mustafa basarili olursa Gelibolu ile Istanbul'un kuzeyinde Bogdan sinirina kadar Karadeniz kiyisindaki bütün sehirler ile güneyde Erysus ve Aynaroz'a kadar olan yerlerin tamamini Imparatora geri vermeyi taahhüd etti. Böylece Mustafa, büyük emeklerle elde edilmis bulunan topraklan, tekrar Bizans'a vermeyi kabul ediyordu. Mustafa, kendisi için utanç verici olan bu antlasmayi imzaladiktan ve yemin ile de onu teyid edip saglamlastirdiktan sonra Leontarius, 15 gemiden mütesekkil bir filo ile onu ve yandaslarini Gelibolu önlerine çikarir (Eylül 1421). Bu hareketi ile Sultan Ikinci Murad'a karsi cephe alan Bizans'la birlikte Anadolu beylikleri de yeni hükümdarin babasi olan Mehmed Çelebi'nin yaptigi ilhaklari geri almak ve Osmanli tabiiyetini tanimamak suretiyle ayaklanip Anadolu birliginin bozulmasina sebep oldular. Nitekim Germiyanoglu II. Yakub Bey, Sultan Murad'i tanimayarak Mustafa Çelebi'nin tarafini tuttugu gibi, Hamideli de Karamanoglu tarafindan isgal edildi. Öte yandan babalan Ilyas Bey tarafindan Osmanli sarayina gönderilmis bulunan Menteseogullari'ndan Ahmed ve Leys de bu karisikliklardan istifade ile kendi memleketlerine dönmüs ve bagimsizliklarini ilan edip kendi adlarina bastirdiklari paralara Osmanli hükümdarinin adini koymamak suretiyle onu tanimadiklarini gösterdiler. Anadolu birligine vurulan darbe bu kadarla da bitmiyordu. Aydinoglu ile Saruhanoglu eski topraklarindan bir kismini ellerine geçirmislerdi. Keza taarruza geçen Isfendiyar Bey de Osmanlilar'in himayesi altinda Çankiri, Kalecik ve Tosya'da hüküm süren oglu Kasim'i buralardan kovmustu. Sultan Murad, Bizans tarafindan tertiplenen ve Osmanli ülkesini bölmeye yönelik olan Sehzade Mustafa isyani ile ugrasirken bu oldu-bittilere karsi sessiz kalmak ihtiyacini hissetmisti. Zira günün siyasî sartlari bir müddet için onu böyle davranmak zorunda birakmisti.
__________________
![]() ![]() Linkler Kırıksa Lütfen Özel Mesaj İle Bildirin düzeltelim. Forum Kurallarına Uymaya Özen Gösterin. Paylaşımlara Teşekkür Ederek Destek Verelim. Teşekkür İçin Teşekkür Butonuna Tıklayınız. Kendi Alanınızda Paylaşımlar Yaparak Sizde Katkı Yapabilirsiniz. Tüm İsteklerimizi Forumda Konular İçinde Belirtelim Bunun İçin Özel Mesaj Atmayalım.
|
|||||||||
|
|
|
|
|
#23 (permalink) | |||||||||
Maresal![]() Üyelik tarihi: Şubat-2009
Bulunduğu yer: Ankara-Duisburg
Üye No : 3
Mesajlar: 8.436
Konuları: 3897
![]() ![]() ![]() ![]() ]Aktiflik: 1270 / 1815
İtibar Puanı : 39252
İtibar Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
MUSTAFA ÇELEBI'NIN ISYANI ve ÖLDÜRÜLMESI
Sultan Ikinci Murad Mustafa Çelebi'nin kuvvetleri Gelibolu'ya çiktiklari zaman karsilarinda Sultan Murad'in kuvvetlerini buldular. Iki taraf arasinda siddetli muharebeler oldu. Mustafa'nin kuvvetlerine kumanda eden Cüneyd Bey Mustafa Çelebi'nin Cüneyd Bey'in fikir ve yardimi ile Rumeli'nin "Yayasini" "Müsellem" hale getiren Mustafa Çelebi Gelibolu yolu kapali oldugundan Bâyezid Pasa kis mevsiminde Istanbul Bogazi'ndaki Güzelcehisar (Anadoluhisari)'dan Rumeli yakasina geçer. Yaninda büyük bir kuvvet yoktu. Edirne tarafina gidip orada da kuvvet topladi. Mustafa Çelebi'nin Gelibolu'dan çikip geldigini duyunca onu Sazlidere mevkiinde karsilar. Askeri Mustafa Çelebi Mustafa Çelebi împarator Cenevizliler Adorno Böylece Mustafa Çelebi Sultan Murad'in maiyetinde Haci Ivaz Pasa ile Timurtas'in üç oglu Umur Mihaloglu Mehmed Bey Bu korku Bu sirada Mustafa Tam bu esnada Vezir Haci Ivaz Pasa'dan Mustafa Çelebi "Harp hiledir" kaidesince uygulanan bu plân Aldatilmak suretiyle hiç kimseye güveni kalmayan Mustafa Çelebi Mustafa Çelebi kaçarken Biga çayi önüne gelerek mevsim sartlan geregi nehrin taskin olmasindan dolayi Biga kadisinin yardimiyla ve bir hayli altin karsiliginda geçidi bulup karsi tarafa geçmeye muvaffak olur. Sahile inen Mustafa Çelebi Böylece Karaya çikmaya muvaffak olan Sultan Murad'in ordusu ile Mustafa Çelebi'nin ordusu arasinda meydana gelen muharebede Mustafa'nin kuvvetleri maglup olarak kaçarlar. Gelibolu kalesi Murad
__________________
![]() ![]() Linkler Kırıksa Lütfen Özel Mesaj İle Bildirin düzeltelim. Forum Kurallarına Uymaya Özen Gösterin. Paylaşımlara Teşekkür Ederek Destek Verelim. Teşekkür İçin Teşekkür Butonuna Tıklayınız. Kendi Alanınızda Paylaşımlar Yaparak Sizde Katkı Yapabilirsiniz. Tüm İsteklerimizi Forumda Konular İçinde Belirtelim Bunun İçin Özel Mesaj Atmayalım.
|
|||||||||
|
|
|
|
|
#24 (permalink) | |||||||||
Maresal![]() Üyelik tarihi: Şubat-2009
Bulunduğu yer: Ankara-Duisburg
Üye No : 3
Mesajlar: 8.436
Konuları: 3897
![]() ![]() ![]() ![]() ]Aktiflik: 1270 / 1815
İtibar Puanı : 39252
İtibar Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
ISTANBUL KUSATMASI
Bizans Imparatoru Ikinci Manuel'in Sultan Murad'in Gerçi Osmanlilar Mustafa Çelebi hadisesinin bastirildigi ve sehzadenin bertaraf edildigi haberini alan ihtiyar Manuel ile saltanat ortagi olan oglu VIII. Ioannis'i bir telas alir. Bu sebeple görünüste Murad'i tebrik etmek Bu hareketle Sultan Murad Bu kusatma ile Istanbul altinci defadir Müslüman Türkler tarafindan kusatiliyordu. Kusatmalarin ilk dördü Yildirim Bâyezid Osmanlilarin muhasarasindan Bizans halkinin çektigi korku ve içinde bulundugu endisenin derecesi Bizans içerisinde böyle hadiseler cereyan ederken Sultan Murad Kusatmaya Emir Sultan Istanbul Takriben iki ay kadar süren bu muhasaranin kaldirilmasi için
__________________
![]() ![]() Linkler Kırıksa Lütfen Özel Mesaj İle Bildirin düzeltelim. Forum Kurallarına Uymaya Özen Gösterin. Paylaşımlara Teşekkür Ederek Destek Verelim. Teşekkür İçin Teşekkür Butonuna Tıklayınız. Kendi Alanınızda Paylaşımlar Yaparak Sizde Katkı Yapabilirsiniz. Tüm İsteklerimizi Forumda Konular İçinde Belirtelim Bunun İçin Özel Mesaj Atmayalım.
|
|||||||||
|
|
|
|
|
#25 (permalink) | |||||||||
Maresal![]() Üyelik tarihi: Şubat-2009
Bulunduğu yer: Ankara-Duisburg
Üye No : 3
Mesajlar: 8.436
Konuları: 3897
![]() ![]() ![]() ![]() ]Aktiflik: 1270 / 1815
İtibar Puanı : 39252
İtibar Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
SULTAN 2.MURAD DÖNEMi 2
KÜÇÜK MUSTAFA ÇELEBI'NIN ISYANI Küçük Mustafa, Çelebi Sultan Mehmed'in oglu olup babasinin sagliginda henüz on üç yasinda iken Hamideli sancak beyligine tayin edilmisti. Küçük Mustafa, babasinin ölümünü müteakip, Murad'in Osmanli tahtina geçmesi üzerine, öldürülmek korkusu yüzünden Karamanoglu'nun yanina kaçmisti. Sultan Murad, Istanbul muhasarasi ile mesgulken Bizans Imparatoru'nun el altindan tesvik ve ugrasilan sonucunda Anadolu'da saltanat iddiasina kalkismisti. Imparator, kusatmadan kurtulmak için sehzadenin lalasi Sarabdar Ilyas'a mektuplar yazarak külliyetli miktarda altin göndermisti ki, bunlarla asker toplayabilsin. Is bu kadarla da bitmeyecek ve Imparator, Küçük Mustafa'yi Istanbul'a getirtecekti. Istanbul'a gelen Küçük Mustafa, Manuel ve onun çocuklari ile görüsür. bu görüsmede, muvaffak oldugu takdirde imparatora karsi yapacagi fedakârlik hakkinda teminat verdikten sonra Rumlarin verdikleri kuvvetlerle Anadolu tarafina geçerek faaliyetlere baslar. Bu faaliyetleri esnasinda, daha basindan beri Osmanlilar'la çekisen Karamanoglu'nun Turgutlu Türkmenleri ile Germiyanoglu'nun kuvvetleri de kendisine iltihak eder. Sehzade Mustafa bu sekildeki bir iddia ile ortaya çikmakla, babasinin vasiyeti hilafina hareket etmis oluyordu. Mustafa, topladigi kuvvetlerle Bursa üzerine yürür. Fakat Bursa halki, sehri ve kaleyi Mustafa'ya teslim etmek istemez. Bu sebeple kendisine, memleketin ileri gelenlerinden Ahi Yakub ile Ahi Hoskadem'i elçi olarak gönderir. Bunlar, Mustafa'ya para ve hediyeler takdim etmek suretiyle onu Bursa'yi almaktan vaz geçirmeye çalisirlar. Elçiler, Sehzade Mustafa'nin kendisine vezir yaptigi ve bütün bu olaylara sebep olan Sarabdar Ilyas ile de görüsürler. Heyet, Bursalilarin Sultan Murad'a bey'at ettikleri için ona sadakatla bagli kalacaklarini ve gerekirse sehri müdafaa edeceklerini söyler. Ayrica, bir Osmanli sehrinin Karamanoglu'nun kuvvetleri ile vurulmasinin da dogru olmayacagini anlatir. Sarabdar Ilyas, heyetin bu teklifini kabul edince, Mustafa'nin ordusu oradan ayrilip Iznik tarafina dogru harekete geçer. Sehzade Mustafa, Iznik kalesini kirk gün kadar kusatma altinda tutar. Firuz Bey'in oglu olan kale muhafizi Ali Bey, gelismelerden Sultan Murad'i haberdar eder. Pâdisah, kaleyi sulh yolu ile teslim etmesini bildirerek Mustafa orada mesgulken kendisinin yetisecegini yazar. Ayrica, küçük sehzadeyi alet edip kullanan Sarabdar Ilyas'i da ondan ayirmaya çalisir. Bunun gerçeklesmesi için Sarabdar Ilyas'a adamlar göndererek kendisini Anadolu beylerbeyligine tayin edecegini bildirir. Sarabdar'a gelen adam, beylerbeyilik beratini da yaninda getirmisti. Bu makama karsilik Sultan Murad, Sarabdar Ilyas'tan çok önemli bir hizmet bekliyordu. O da kendisi gelinceye kadar Sehzade Mustafa'nin kaçmasina engel olup onu oyalamasi idi. Sarabdar Ilyas, tiynetini bir defa daha ortaya koymustu. Vaktiyle Çelebi Mehmed'in taraftari iken Süleyman'in vaad ettigi menfaat karsiliginda derhal Çelebi Mehmed'i birakarak karsi tarafa geçmisti. Bu defa da saf degistirmekte bir sakinca görmemisti. Anadolu beylerbeyligine kondugunu ögrenince kendisinden istenen seyleri büyük bir ustalikla basardi. Ali Bey, Sultan Murad'dan aldigi talimat üzerine muhasaranin kirk gün uzamasindan dolayi halka ve sehre hiç bir zarar gelmeyecegine dair yeminli söz aldiktan sonra teslim olur. Sarabdar Ilyas da aldigi beylerbeyilik müjdesi üzerine sehirden ayrilmaz. Çandarlizâde Ibrahim Pasa'nin sarayina yerlesen Küçük Mustafa, timar ve memuriyetler vermek suretiyle hükümdarligini ilan etmis oluyordu. Böylece Osmanli mülkünde, yeniden ikinci bir hükümdar tehlikesi belirmisti. Âsikpasazâde bu hükümdarligi su ifadelerle nakleder: "Iznik'te, Ibrahim Pasa'nin sarayina kondular. Etraftan gelip timar isteyene timar dahi verdiler. Hüküm ve hükümet ettiler." Sultan Murad, bütün gücü ile Istanbul'u kusatip fes etmek üzere iken, kardesi Küçük Mustafa'nin faaliyetleri üzerine, bazi tedbirler alarak kusatmayi kaldirmak zorunda kalir. Çünkü kardesinin hareketleri, memleketi ikiye bölmeye yönelikti. Bu ise daha tehlikeli bir durum arz ediyordu. Onun için derhal Gelibolu yolu ile Anadolu'ya geçip Iznik üzerine yürür. Sultan Murad'in bu yolculugu devam ederken Sehzade Mustafa'nin, Iznik'te kalmasini tehlikeli bulan Germiyan ve Turgutlu kuvvetlerinin komutanlari, onu buradan uzaklastirmaya çalisirlar. Onu tehlikeden korumak için Karaman, Germiyan veya Istanbul'a ***ürmek istedilerse de daha önce Sultan Murad'dan beylerbeyilik beratini almis olan Sarabdar Ilyas, çesitli bahaneler ileri sürerek buna mani olur. Sultan Murad'in ordusu, yola çikisinin dokuzuncu günü gece geç saatlerde Iznik'e gelir. Henüz uyku mahmurlugunu atamamis ve Mustafa'ya bagli olan askerlerin saskin bakislari arasinda, sabahin erken saatlerinde açilan kapilardan Iznik'e girilir. O anda hamamda bulunan Küçük Mustafa, Mihaloglu tarafindan yakalanmak üzere iken Mustafa'nin beylerbeyi olan Taceddinoglu Mahmud Bey, efendisine bir at bulup onu kaçirmak ister. Fakat bunda muvaffak olamaz. Ama Mihaloglu'nu durdurup onunla vurusmaya baslar. Taceddinoglu ile Mihaloglu arasinda baslayan bu vurusma sonunda, her seyi idaresi altinda bulunduran ulu hakimin (Allah) ecel hükmü, Mihaloglu'nun sehadet beratini kanla yazip hakkini teslim eyleyecektir. Nitekim, attan düsürülen Mihaloglu ölümcül bir yara alir. Bundan bir kaç gün sonra da vefat eder. Mihaloglu'nu atindan düsürüp ölümüne sebep olan Taceddinoglu Mahmud Bey, daha sonra saklandigi yerde yakalanip Mihaloglu'nun adamlarina teslim edilecek ve onlar tarafindan öldürülecektir. Sultan Murad'in, Iznik'i kusattigi ve Taceddinoglu ile Mihaloglu'nun vurustugu sirada firsat kollayan Sarabdar Ilyas, Mustafa Çelebi'yi yakalayip Murad'in, sehrin önünde bulunan Mirahor basisina teslim eder. Âsikpasazâde bu olayi da söyle verir: "Bunlar bunda cenkte iken Sarabdar Ilyas, Mustafa'yi tuttu kucagina aldi. At üzerinde Mustafa "Hey lala, beni niçin tutarsin?" Hain Ilyas "Kardesine ileteyin" der. Mustafa "Beni kardesime iletme kim kardesim bana kiyar." der. Sarabdar Ilyas sakin oldu. Aldi gitti Hüdavendigar'a karsi iletti." Mustafa, padisahin emri ile Iznik disinda bir incir agacinin dibinde bogdurularak cesedi Bursa'ya gönderildi. Sehzade Mustafa, Bursa'da babasinin türbesine defn edildi. Görüldügü gibi Küçük Sehzade Mustafa Çelebi hadisesi, amcasininkinden daha kisa ve daha kolay bir sekilde halledilmis oldu. Ikinci Murad, Istanbul muhasarasini kaldirmakla, kardesinin fazla taraftar toplamadan hakkindan gelip kendisine birakilmis olan Osmanli tahtini emniyete almak istiyordu. Onun, vakit kayb etmeden isyani ortadan kaldirmaya tesebbüs etmesi, memleketin ikiye bölünmesini ve beyhude yere kardes kaninin akitilmasini önlemis oldu. Böylece, Bizans'in bu son oyunu da basarisizlikla son bulmus, ama olan aldatilmis bulunan zavalli Küçük Sehzade Mustafa'ya olmustu. Bizans'tan menfaat temin eden ve küçük sehzadenin öldürülmesine sebep olan Sarabdar Ilyas ise yaptiklari için: "Suretâ ben günahkâr oldum. Illa bu ikisi vilayette olsa zarar-i âmmdir. Ve biri dahi bu kim, ben efendim ogluna yaramaz is etmedim. Bu dünyanin murdarina bulasmadan sehid ettirdim. Ve hem cemi-i âlem rahat oldu. Ve hem bizden önden gelenler bu kanunu koymuslar" diyerek yaptigi fenaligi tevile çalismistir. Sultan Murad, Sehzade Küçük Mustafa'nin gailesini bertaraf etmekle birükte benzer bir tehlikenin daha mevcud oldugunun farkinda idi. Bir daha kardes kaninin akitilmamasi ve ülkenin, Bizans gibi entrikaci bir devlet ile, varligini Osmanlilar'in zayiflamasina baglayan Karaman gibi bir beyligin oyuncagi haline gelmemesi için henüz ortaya çikmadan bu tehlike ve fitnenin ortadan kaldirilmasi gerekiyordu. Bunun için Sultan Murad, tarihi henüz kesin olmayan bir zamanda, Tokat kalesinde tuttugu Mahmud ve Yusuf adlarindaki iki kardesinin gözlerine mil çektirip onlari kör ettikten sonra anneleriyle birlikte Bursa'ya getirir. Idareleri için de kendilerine yüksek seviyeden maas baglatir. CANDAROGLU ISFENDIYAR BEY ILE OLAN MÜCADELE ve IDARÎ DÜZENLEME Karamanogullari'ndan sonra Anadolu Beylikleri'nin en kuvvetlilerinden plan Candarogullari, Karamanlilar gibi Osmanlilar'in en zor ve sikintili anlarindan faydalanmaya çalisan beyliklerden biri idi. Nitekim Candaroglu Isfendiyar Bey, Sultan Ikinci Murad'in amcasi Mustafa ve küçük kardesi Mustafa Çelebi'lerie mesgul oldugu ani firsat bilerek ondan yararlanmaya çalisarak Tosya, Çankiri ve Kalecik'i geri almisti. Halbuki buralar, daha önce Çelebi Sultan Mehmed zamanindaki gayretler sonucunda elde edilmis olup Osmanli himayesinde kalmak sartiyle Isfendiyar'in oglu Kasim Bey'e verilmisti. Isfendiyar Bey'in geri aldigi bu yerler, Osmanlilarin taraftan olan oglu Kasim'a ait yerlerdi. Isfendiyar Bey, bu topraklan almakla da yetinmeyip Tarakli Borlu denilen Safranbolu'yu alip Bolu'ya dogru uzanmisti. Bu arada Kasim Bey de Iznik hareketi esnasinda kaçip Sultan Murad'in yanina gelmisti. Sultan Murad, Küçük Sehzade Mustafa Çelebi olayini halledince Isfendiyar'a karsi kuvvet gönderdi. Kasim Bey de Osmanli kuvvetleri ile birlikte bulunuyordu. Osmanli ordusu Bolu'ya geldigi zaman Isfendiyar Bey'in ordusundaki Kasim Bey taraftarlari, efendilerinin bulundugu Osmanli ordusunun saflarina katilirlar. Böylece Isfendiyar Bey, büsbütün sarsilir. Bununla beraber savasi kabul etmekten baska çaresi de kalmamisti. Bu sebeple Bolu ile Gerede arasinda yapilan savasta maglub olup bozguna ugrar. Muharebenin karisikligi arasinda kendi Kapicibasisi Yahsi Bey tarafindan basina vurulan bir "bozdogan"la kulagi sagir olur. Zorlukla Sinop kalesine siginan Isfendiyar Bey artik sagirdi. Candaroglu'nu takib eden Osmanli kuvvetleri, Kastamonu ile Bakir Küresini zapt ederler. Isfendiyar Bey, küçük oglu Murad Bey baskanliginda bir heyet vasitasiyle baris istemek zorunda kalir. O, bu barisi saglamak üzere Osmanli devlet adamlarina da ayri ayri mektuplar yazarak tavassutlarini ister. Bu arada torununun (Ibrahim Bey'in kizi) padisah tarafindan nikahlanmasini da teklif eder. Sultan Murad'in adamlari, barisilmasi için hükümdarlarina ricada bulunurlar. Bunun üzerine Sultan Murad, sulh yapmayi kabul etti. Bu antlasma geregince Kasim Bey'e yerleri tekrar geri verilecek, Osmanlilarin aldiklari Kastamonu ile Bakir Küresi Isfendiyar Bey'e iade edilecekti. Fakat Isfendiyar Bey, Bakir Küresi hâsilatindan büyük bir kismini Osmanli Devleti'ne verecek ve gerektigi zaman da Osmanli ordusuna asker gönderecekti (827 H./1423 M.). Sultan Murad, bundan sonra bazi idarî tasarruflarda bulunup ondan sonra Edirne'ye dönmeye karar vermisti. Hükümdar ilân edildigi zaman henüz on sekiz yaslarinda bulunuyordu. Karsisinda da tehlikeli ve kuvvetli bir rakip olarak amcasi Mustafa vardi. Hükümdarliginin ilk senesi ümidsiz denecek kadar korkunçtu. Bununla beraber etrafinda ve kendisine sâdikane bir sekilde bagli olan Bâyezid, Ibrahim, Haci Ivaz Pasalarla Mihaloglu Mehmed Bey ve Kara Timurtas Pasa'nin vezirlik rütbesine kadar çikartilmis olan ogullan Ali, Umur ve Oruç Bey'ler bulunuyordu. Daha önce de görüldügü gibi Bâyezid Pasa, Mustafa Çelebi hadisesinde Rumeli Beylerbeyi oldugu için onun üzerine gönderilmis, sonunda Düzme Mustafa tarafindan katl edilmisti. Sultan Murad, küçük sehzade Mustafa Çelebi olayini halledince vezirleri ile maiyetindeki bazi mühim sahsiyetler arasinda mevcut rekabet ve geçimsizliklerin farkina varir. Devlet merkezinde fazla nüfuz sahibi kimselerin varligini kendi kudret ve hâkimiyeti için bir engel telakki etmis olmali ki, bunlarin bir kismini yeni vazifelerle merkezden uzaklastirma ihtiyacini duyar. Sultan Murad, Rumeli'ye dönmeden önce bu isi halletmeliydi. Bunun için Kara Timurtas Pasa'nin ogullarindan Umur Bey'i Kütahya'ya, Ali Bey'i Saruhan (Manisa) sancak beyligine gönderir. Oruç Bey'i de Anadolu Beylerbeyi yapar. Padisah, kendi lalasi olan Yörgüç Pasa'yi da Rumiye-i sugra valisi olarak Amasya'ya gönderir. Evrenoszâdeler ile Pasa Yigit oglu Turahan Bey ve Gümlü oglu gibi Rumeli beylerinin harp zamaninda padisahin maiyetinde birlesmeleri hariç baska zamanlarda Rumelideki vazife yerlerinde bulunuyorlardi. Onun için Rumeli beylerini ilgilendiren bir tedbire lüzum yoktu. Böylece divanda sadece Ibrahim Pasa ile Haci Ivaz Pasa kalmislardi. Bu defa da iki vezir arasinda nüfuz rekabeti bas göstermisti. Vezir-i A'zam Ibrahim Pasa, devletin kurulusu ile birlikte hizmete giren Çandarli hanedanindan olup babasi Hayreddin ve biraderi Ali Pasa'lar da bu vazifede bulunmuslardi. Ibrahim Pasa, Çelebi Sultan Mehmed'e olan sadakati ve tehlikeli zamanlardaki hizmeti ile taninmis olup Çelebi Mehmed zamaninda kadiaskerlik ve ikinci vezirlikte bulunmustu. Bâyezid Pasa'dan sonra birinci vezir olmustu. Haci Ivaz Pasa da Çelebi Mehmed'in bütün savaslarina istirak etmis, Karamanog'lu'nun Bursa'yi muhasarasi sirasinda burayi müdafaa ve muhafazada sebat göstermisti. Mustafa Çelebi hadisesinde aldigi tedbirler ve yazdigi mektuplarla Mustafa Çelebi kuvvetlerinin dagilmasina sebep olmustu. Bu bakimdan büyük hizmetleri olan degerli bir sahsiyetti. Çelebi Mehmed zamaninda hürmet görmüs, Yesil Camiin plânlarini tertip ederek disardan memlekete sanatkârlar getirtmisti. îste bu iki degerli vezir arasindaki rekabet, Haci Ivaz Pasa'nin sahneden çekilmesine sebep olmustu. Haci Ivaz Pasa'nin kul (yeniçeri) ile gizli münasebetlerde bulundugu, padisaha suikast yapacagi ve divana silahla geldigi Sultan Murad'a haber verilir. Bir gün divanda Padisah, Haci Ivaz Pasa'nin gögsüne eliyle dokunarak içinde zirh bulundugunu anlayip sebebini sorunca Haci Ivaz Pasa buna cevap veremez. Bu durum, söylenenlerin dogru olabilecegini hatirlattigi için gözlerine mil çekilmek suretiyle Bursa'da ikamete mecbur edilir. Bu olayin hangi tarihte oldugu kesin olmadigi gibi, hadisenin bir at gezintisi sirasinda cereyan ettigine dair rivayetler de bulunmaktadir. Bu hadiseden sonra Ibrahim Pasa rakipsiz kalmis ve padisahin kendisine tam anlamiyla güvenmesinden dolayi tamamen müstakil imis gibi is görmüstür. Haci Ivaz Pasa ise hicretin 831 (1428) yilinda Bursa'da vefat etmistir. Cenazesi Pinarbasi'nda Kuzgunluk mevkiine defn edilmistir. Bu idarî düzenlemeden sonra padisah, Gelibolu üzerinden yeniden Rumeli'ye geçip Edirne'ye gelir. Sultan Murad, saltanatinin buhranli geçen ilk yillarini geride birakip devlet islerini idarî ve siyasî bir düzene kavusturduktan, ülke ve halkin problemlerine çözüm yollari bulduktan sonra biraz rahat bir nefes almaya baslar. Çünkü artik içerde taht kavgasina yeltenip ülkeyi bölünme noktasina getirecek kimse kalmamisti. Disariya göre ise Sultan Murad'in gücü, kendisinden çekinilir bir kuvvete ulasmisti. Bu bakimdan artik evlenip rahat bir nefes alabilirdi. Zira Isfendiyar Bey'in, bizzat padisaha vermeyi teklif ettigi torunu Hatice Alime Hanim'la evlenme zamani gelmisti. Bu sebeple padisah, gelini almak üzere Isfendiyar Bey'in sarayina Çasnigirbasi Elvan Bey, Tavasi Serafeddin Pasa ile Reyhan Pasa; kadinlardan Halil Pasa'nin dul esi ve padisahin Sah Ana diye hitab ettigi Germiyanoglu Yakub Bey'in hanimi ile daha birçok erkek ve kadini külliyetli miktarda mal ve esya ile gönderir. Bunlar "mihr-i muaccel"i takdim edip gelini getireceklerdi. Kastamonu'da sölenler tertipleyen Isfendiyar Bey de gelenleri rütbelerine göre agirlayip bir nice ikramda bulunur. Orada akd edilen dügün merasiminden sonra Isfendiyar Bey, torununu Halil Pasa ile Germiyanoglu Yakub Bey'in hanimlarina teslim ederek büyük bir merasimle ugurlar. Hicretin 828 (1424) yilinda gerçeklesen bu dügünün, Sultan Murad bakimindan Edirne'de mi yoksa Bursa'da mi yapildigi kesin olarak tesbit edilebilmis degildir. Zira kaynaklardan bir kismi bunun Edirne'de, bir kismi da Bursa'da olduguna dair bilgi vermektedir. Bazi kaynaklar ise Sultan Murad'in bulundugu yeri zikr etmezler. Uzunçarsili, Sultan Murad'in nikahladigi kizin adinin Hatice Sultan oldugunu hicrî, 906 (M. 1500) tarihli bir vakfiyesi bulundugundan, kabrinin Bursa'da Kükürtlü Kaplicasi'nin yakinindaki Hatice Sultan Türbesi denilen büyük bir türbede oldugunu, orada daha baska kabirlerin de bulundugunu, ne türbe kapisinda ne de diger kabirlerde bir kitabenin bulundugunu nakleder. Sultan Murad, evlendigi yil içinde kiz kardeslerinden üçünün de dügünlerini yaptirir. Hemsirelerinden Sultan Hatun'u Isfendiyar Bey'in oglu Kasim Bey'e, Ayse Hatun'u bilahare Varna muharebesinde sehid düsecek olan Karaca Bey'e, Ayse Hatun'u da Çandarlizâde Ibrahim Pasa'nin oglu Mahmud Bey'e nikahlamisti. Bu dügünler vesilesiyle büyük ziyafetler veriliyor, fakir ve yoksullar doyuruluyor, dügüne istirak eden herkese ihsanlarda bulunuluyordu. RUMELI'DE ISTIKRARIN saglanmasi Candaroglu Isfendiyar Bey üzerine yapilan harekâti firsat bilen Eflâk voyvodasi Drakul, Silistre'yi geçip Osmanli topraklarina taarruz etmisti. Sultan Murad'in emri ile bu taarruza karsilik olmak üzere Firuz Bey de Eflâk'a siddetli bir akin yapmisti. Bu akinda Firuz Bey, Drakul'u maglub etti. Maglub olan Drakul iki senelik haraca karsilik bir miktar para ve bazi hediyeler verecegini taahhüd etti. Bu maglubiyetle Drakul, barisa zorlanmisti. Sultan Murad'in Anadolu'dan Edirne'ye gelmesi üzerine Drakul iki oglu ile birlikte bizzat Edirne'ye gelmis ve bagliligini arz edip iki yillik vergisini de takdim etmisti. Bunun üzerine yaptiklarina göz yumulan Drakul, yerinde kalmak üzere ülkesine gönderildi. Ama iki oglundan biri (veya ikisi) de rehin olarak Osmanli sarayinda alikonmustu. 1424 yilinda gerçeklesen bu barisla bölge nisbeten rahat ve huzura kavusmus oluyordu. Bölgede istikrarin saglanmasina tesir eden âmillerden biri de süphesiz ki Bizans'la varilan antlasmadir. Gerek Düzme Mustafa, gerekse Küçük Mustafa olaylarini çikarip Sultan Murad'i ve ülkesini bir hayli yoran, kardes kaninin akitilmasina sebep olan Bizans, artik yapacak bir sey bulamadigi için Osmanlilar'la iyi geçinmek ihtiyacini hissetmisti. Zira aksi takdirde kendi ülkesi ve imparatorluklari tamamen elden gidebilirdi. Bu dönemde, Bizans Imparatoru Manuel, henüz hayatta ise de çok yasli oldugundan sekiz dokuz seneden beri bütün isleri saltanat ortagi olan oglu VIII. Ioannis görüyordu. Ioannis, daha kötü bir duruma düsmemek için Sultan Murad'a müracaatla baris yapmak istedigini bildirir. Bunun için elçi olarak Lukas Notaras, Melahrinos ve Bizans tarihçisi Françes'i Sultan Murad'a gönderir. Yapilan anlasma geregince Bizans, her sene Osmanli hazinesine üçyüz bin akça veya otuz bin duka altini vermeyi kabul ettigi gibi, Misivri ve Terkos mintikalari hariç olmak üzere, daha önce Bizanslilara geçmis olan Karadeniz sahilindeki bütün yerler ile Selanik havalisinde bulunan Situnion ve Ustruma (Karasu) taraflarina ilaveten, Osmanlilar'in Zeytin dedikleri Izdin'i de terk ediyordu (28 Subat 1424). Yine 1424 senesinde Sirp despotu Istefan (Etyen) Lazareviç, Edirne'ye gelip eski dostluk antlasmasini yeniledi. Onunla birlikte bir Türk heyeti Alman Imparatorlugu'na seçilmis olan Macar Krali Sigismond'u tebrike ve iki yillik bir mütareke müzakeresinde bulunmak için gönderildi. Buna göre Osmanli heyeti, hem Sigismond'un imparatorlugunu tebrik edecek, hem de iki yillik bir mütareke imzalayacakti. Osmanli hükümdari bu heyetle birlikte kiymetli hediyeler de göndermisti. Sigismond tarafindan kabul edilen Osmanli heyeti ile iki yillik bir baris antlasmasi imzalanir. Bu akitten sonra Sigismond, Osmanli padisahina ayni sekilde hediyeler gönderir. Rumeli'de istikrarin saglanmasina sebep olan anlasmalar yapildiktan ve bölge harpsiz bir döneme girdikten sonra artik Anadolu'daki pürüzlerin ortadan kaldirilmasina sira geliyordu. Çelebi Sultan Mehmed'in vefati ve iki Mustafa Çelebi'nin isyanlari zamaninda, daha önce Osmanli sarayinda rehin bulunan Mentese Beyi Ilyas Bey'in iki oglu Leys ile Ahmed kaçarak memleketlerine gelmis ve hükümdarlik yapmaya baslamislardi. Rumeli'deki durumu düzene sokan Sultan Murad, Mentese tarafina gelerek bu iki kardesi elde edip Tokat kalesine gönderdikten sonra beyligi tamamen ilhak etmisti. Hicrî 829 (M. 1425) tarihinden itibaren bu beylik artik tarihe karismisti. IZMIROGLU CÜNEYD BEY'IN AKIBETI Kaynaklarda Izmiroglu, Aydinoglu, bazan da Kara Cüneyd diye adlandirilan bu beyin babasi olan Ibrahim, Yildirim Bâyezid tarafindan Izmir'e subasi olarak tayin edilmisti. Ankara savasi sonrasinda çikan kardes kavgalari esnasinda Cüneyd Bey, önce Isa Çelebi'ye yardim etmis, arkasindan da Süleyman Çelebi ile birleserek onun tarafindan Ohri sancak beyligine getirilmisti. Kardesler arasindaki mücadeleden istifadeyi düsünen Cüneyd Bey'in bu dönemdeki faaliyetlerinden ilgili bölümlerde bahsedilmis ve hakkinda bilgi verilmisti. Daha önce de temas edildigi gibi Cüneyd, Mustafa Çelebi (Düzme Mustafa) kuvvetleri ile Ulubat suyu kenarina kadar gelmisti. Burada, Sultan Murad tarafindan tatmin edilip Aydin beyligine döner. Bundan sonra bütün gayretiyle eski Aydinogullan topraklarini tamamen elde etmeye çalisir. Böylece Anadolu birligini yeniden bozma faaliyetlerine ön ayak olur. Osmanlilara olan bagliligi red edip Osmanli idarecileri ile ugrasmaya baslar. Bunun üzerine Sultan Murad, onu yola getirmek maksadiyla yeni Aydin ili beyi Yahsi Bey ile Anadolu Beylerbeyi Oruç Bey'i vazifelendirir. Ancak bu beyler Cüneyd'e karsi bir basari elde edemezler. Bu son muvaffakiyet üzerine Aydin Bey'i olarak harekete geçen Cüneyd, Anadolu beylerini ve Bizans'i Osmanlilar'in aleyhine tahrike baslar. O, bununla da yetinmeyerek Venedik ile de ticarî ve siyasî münasebetlere girisir. Bununla beraber Sultan Murad'in Anadolu Beylerbeyligine tayin ettigi Hamza Bey, bu meseleyi ciddi bir sekilde ele alarak Halil idaresinde gönderdigi kuvvetler, Cüneyd'i Akhisar civarinda maglub edip onu sigindigi Ipsili kalesinde kusatirlar. Cüneyd, Karamanoglu Ibrahim Bey'in yardimlarini saglamak maksadiyla gizlice onun yanina gidip bir miktar Karaman askeri ile döndüyse de, bilahare bu yardimci kuvvetlerin kaçmasi sonunda Sisam adasinin karsisinda bulunan Ipsili kalesinde oglu Bâyezid ile birlikte tutunmaya çalisir. Bu arada Bizans Imparatoru VIII. Ioannis ve Venedik ile temasa geçerek yeni bir saltanat müddeisini Selanik'e geçirip Rumeli'nde isyan çikarmayi tasarlar. Fakat Murad Bey, Cenevizliler'den kiralanan gemiler ile onu deniz tarafindan da sIkIstirdigmdan vaziyeti gittikçe kötülesmeye ve artik müdafaada bulunamayacak bir duruma gelir. Bunun üzerine Hamza Bey'e teslim olmak zorunda kalan Cüneyd, kanina girdigi insanlara karsilik 1425 yilinda öldürülür. Çanakkale hapishanesinde bulunan oglu Kurt Hasan ile kardesi Hamza Bey de ortadan kaldirilarak soyuna son verilir. KARAMANOGLU MEHMED BEY'IN ANTALYA'YI KUSATMASI VE OGLU IBRAHIM BEY'IN OSMANLI HIMAYESINE GIRMESI Ankara Muharebesi'nden sonra Timur tarafindan yeniden kurulan Karaman Beyligi'nin basina Alaeddin Ali Bey'in oglu Mehmed Bey tayin edilmis, kardesi Bengi Ali Bey de Mehmed Bey'in hâkimiyeti altinda olmak sartiyla Nigde ve havalisine getirilmisti. Mehmed Bey, Osmanlilar'dan çekindigi için bir ara Memlûk sultaninin himayesini kabul etmisti. Fakat Memlûk Devleti'ne ait bazi yerlere el uzattigi için o devletle de arasi açilmisti. Gerçekten de Tarsus kusatmasi yüzünden Memlûklularla arasi açilan Karamanoglu Mehmed Bey, önce Nigde'ye hâkim bulunan kardesi Bengi Ali Bey, sonra da Dulkadiroglu Nasirüddin Mehmed Bey'le giristigi mücadeleyi kayb etmis ve Dulkadirliler tarafindan esir alinarak Kahire'ye gönderilmisti. Memlûk Sultani Melik Müeyyed Seyh, gerek Bursa'da, gerekse Tarsus ve Kayseri'de giristigi taskin hareketlerinden dolayi Karamanoglu Mehmed Bey'i azarlayip hapse attirmisti. Onun yerine de Karaman hükümdari olmak isteyen Nigde hâkimi Bengi Ali Bey'i destekleyerek onun hükümranligini tanimisti. Böylece Bengi Ali Bey, Karaman hükümdari olmustu. Fakat Memlûk sultani Melik Müeyyed'in ölümünden biraz sonra hükümdarligi elde eden Seyfeddin Tatar, Mehmed Bey'i serbest birakarak memleketine gönderir. Bengi Ali Bey, Mehmed Bey'in idareyi tekrar ele geçirmesi üzerine yeniden Nigde'ye çekilir. Bilindigi gibi Ankara Muharebesi'nden sonra Antalya ve Korkuteli ile civari, Timur tarafindan Hamidoglu Osman Bey'e verilmisti. Osman Bey, Antalya'yi Osmanlilar'dan alamamis ise de Korkuteli taraflarinda hüküm sürüyor ve Antalya'yi da elde etmek için çare ariyordu. Gerek Çelebi Sultan Mehmed'in ölümü, gerekse Mustafa Çelebiler isyanin, meydana getirdigi karisikliklardan istifade etmek isteyen Hamidoglu Osman Bey, Antalya'yi zapt etmek istemis, fakat bu ise tek basina gücünün yetmeyecegini anlayinca Karamanoglu ile birlikte hareket etmeye karar vermisti. O dönemde, Osmanlilarin Antalya Sancak beyi olan Firuz Bey oglu Hamza Bey, bu birlesmeye mani olmak ve dolayisiyla sancagini kurtarmak için henüz iki kuvvet birlesmeden önce Korkuteli'nde bulunan Osman Bey'in kuvvetlerine baskin yapmis, Hamidoglu da bu müsademe esnasinda öldürülmüstü. Bu olaydan sonra Karamanoglu Mehmed Bey, Antalya önüne gelip kaleyi karadan kusatmisti. Bu sirada kaleden atilan bir gülle, Karamanoglu'na isabet ederek ölümüne sebep olmustu. Böylece Antalya, hem muhasara hem de isgalden kurtulmustu. Karaman ordusunda bulunan Mehmed Bey'in büyük oglu Ibrahim Bey, babasinin cenazesini alarak Karaman ordusuyla birlikte dönmüs ve Mehmed Bey'in cenazesini Larende'ye (Karaman) defn etmisti (27 Safer 826/9 Subat 1423). Mehmed Bey'in ölümü üzerine yaninda bulunan ogullarindan Ali Bey, aralarindaki saltanat rekabeti yüzünden askerin Ibrahim Bey'i istedigini görünce kaçip Antalya kalesine siginir. Ibrahim Bey ve diger kardesi Isa Bey ise babalarinin cenazesini alip memleketlerine dönerler. Fakat Mehmed Bey'in kardesi Bengi Ali Bey, kardesinin öldügünü ögrenince Konya'ya gelip hükümdarligini ilân etmisti. Bunun üzerine Ibrahim ve Isa Beyler, babalarinin cenazesini defn ettikten sonra Osmanlilar'a siginmak zorunda kalmislardi. Bu arada Antalya sancak beyi olan Hamza Bey de Karamanoglu Mehmed'in ölümünü ve Antalya'nin kurtuldugunu, kendisine iltica etmis olan Mehmed Bey'in oglu Ali Bey'le Sultan Murad'a arz etmisti. Ibrahim Bey, amcasi Bengi Ali Bey'in yerine hükümdar olmak üzere Sultan Murad'in yardimini istemisti. Sultan Murad, eskiden beri aralarinda bulunan akrabaligi kuvvetlendirmek için Ibrahim Bey'le kardesleri Ali ve Isa'ya birer kiz kardeslerini vererek onlari kendine baglamaya çalisir. Osmanli siyasetine uygun düsen bu davranisla Sultan Murad, aradaki eski düsmanliklari ortadan kaldirmayi hedefliyordu. Bu düsmanligi tamamen yok etmek için onlarin her birine Rumeli'nde birer sancak da vermisti. Bu arada Ibrahim Bey'e kuvvet verip onun Konya ve Larende üzerine yürümesini saglayan Sultan Murad'in bu kuvveti sayesinde Ibrahim Bey, amcasini kaçirip Konya'da Karaman Beyligi'ne hâkim oldu. Fakat bunun karsiliginda da daha önce Osmanlilara ait olup Timur tarafindan Karamanogullari'na verilmis olan bazi yerleri (Hamideli Beysehir) eski sahiplerine yani Osmanlilar'a terk etmeye razi oldu (1424). Sultan Ikinci Murad, gerek Rumeli, gerekse Anadolu'da kismen baris, kismen de mücadelelerle sagladigi sükûnetin devam etmesi için daha bazi islerin yapilmasi gerektigine inaniyordu. Nitekim Amasya, Tokat ve Canik havalisindeki yerlerde bir takim küçük Türkmen aile ve asiretleri vardi. Bunlar, gerek bulunduklari kalelerinin sarp olusu, gerekse devletin baska bölgelerde mesgul olmasindan istifade ile zaman zaman çevrelerini vurup eskiyalik ediyorlardi. Halk, bu yüzden bir hayli sIkInti çekiyordu. Hatta Solakzâde'nin ifadesine göre, insanlar bunlarin yüzünden evlerinden çikamaz hâle gelmislerdi. Bunlarin normal bir hale gelmesi ve geregi gibi idareleri devleti bir hayli mesgul ediyordu. Bu yerli Türkmen ailelerinden bir kismi, Ankara muharebesinden sonra Çelebi Sultan Mehmed tarafindan ortadan kaldirilmis ise de büyük bir grubu faaliyetlerine devam ediyordu. Sultan ikinci Murad, lalasi Yörgüç Pasa'nin faaliyetleri sonucunda bunlarin büyük bir kismini ortadan kaldirmaya muvaffak olmustur. GERMIYANLI MÜLKÜNÜN OSMANLI'YA VASIYETI Daha önce, Yildirim Bâyezid tarafindan zapt edilmis bulunan Germiyan Beyligi, Ankara Muharebesi'nden sonra yeniden dirilttirilen diger Anadolu beylikleri gibi o da tekrar bagimsizligina kavusmustu. Germiyanoglu Ikinci Yakub Bey de ülkesine yeniden sahip olmustu. Yakub Bey, "Fetret Dönemi" diye bilinen sehzadelerin mücadeleleri esnasinda Çelebi Sultan Mehmed tarafini tutmustu. Bir ara Karamanoglu'nun tecavüzüne maruz kaldiysa da Çelebi Sultan Mehmed'in, Karamanoglu'nu yenmesi üzerine Yakub Bey, Osmanlilar'in himayesinde devletini idare etmisti. Kiz kardesinin oglu olan Çelebi Sultan Mehmed'in ölümü üzerine Yakub Bey, Osmanlilar'daki saltanat degisikliginden istifadeye yeltendi. Bu yüzden Sultan Ikinci Murad'in kardesi ve Hamideli Sancakbeyi Mustafa Çelebi'ye meyl ederek Karamanoglu ile birlikte Mustafa'ya kuvvet verip yardim eder. Bununla beraber Sultan Murad, Yakub Bey aleyhinde hiç bir harekette bulunmuyordu. O da son anlarina kadar beyligini muhafaza etmisti. Hatta Osmanli hükümdari, "Sah Ana" diye hitab ettigi Yakub Bey'in esini, Candaroglu Isfendiyar Bey'in torununu alacagi zaman gelini getirmeye göndermisti. Erkek evladi bulunmayan Yakub Bey, kiz kardesinin torunu olan Murad'i gün geçtikçe sevmeye baslar. Bu sevgi, erkek evladinin olmayisi ve Osmanlilar'in ileride büyük bir devlet haline gelecegini sezmesi üzerine onun, ülkesini Osmanlilar'a vasiyet etmesine sebep oldu. Bu sebepledir ki, ilerlemis yasina ragmen Edirne'de bulunan padisahi ziyaret etmek ister. Bu gaye ile yola çikan Yakub Bey, Bursa'ya gelir. Oradan Çanakkale Bogazi'na kadar giderek Gelibolu'da Rumeli yakasina ayak basar. Ikinci Murad, Yakub Bey'i karsilamak için Meriç ve Ergene üzerinde insa ettirmekte oldugu köprü sahasina kadar gelir. Bu vesile ile Sirbistan siniri valisi Ishak Bey'in idaresinde orada yaptirmakta oldugu köprünün insaat durumunu görme imkânini da elde eder. Yüz yetmis kemer üzerine kurulan ve hâlen Uzunköprü ilçesine adini vermis bulunan bu köprü, yapilis tarzindaki özellikten dolayi Ikinci Murad'in sultanlik çaginda kurulmus binalar arasinda ilk plânda yer alir. Yakub Bey, geçtigi bütün yollarda oldugu gibi Edirne'de de hürmet ve itibar görür. Padisah, onu yasinin büyüklügüne ve mevkiine lâyik bir hürmetle karsilar. Yakub Bey, Edirne'de misafir bulundugu siralarda büyük senlikler yapilir. Devrin en büyük hekim ve sairlerinden olan Seyhî, mihmandar sifati ile onun maiyetine verilir. Seyhî, gezmelerinde ona refakat etmeye ve arzularinin en küçügüne kadar bütün isteklerinin yerine getirilmesine memur edilmisti. Bu söhretli misafir, gördügü misafirperverlikten dolayi minnettar olarak ülkesine döner. Sultan Murad'in, emrine verdigi askere karsi o kadar cömertçe davranir ki, Gelibolu'ya ulastigi sirada parasi tükenir. O zaman padisaha bir mektup yazarak durum ve ihtiyacini bildirir. Sultan Murad, Germiyan Beyi'nin mektubunu okudugu zaman: "Cenab-i Hak, Germiyan Beyi'ni bize öyle bir kardes olmak üzere göndermis ki, kendi gelirinden baska bizimkileri de yiyor." diyerek derhal onun sanina lâyik olacak sekilde bir miktar para gönderir. Ikinci Murad'i ziyaret ettigi sirada seksenini bulmus olan Yakub Bey, ilk karsilasmada Sultan Murad'in elini öpmek istediyse de padisah elini vermez. Karsilikli öpüsüp musafaha ederler. Yakub Bey, ziyaretinin sebebini anlatarak içten gelen arzusunu sifahî (agizdan) arz ile ölümünden sonra memleketini padisaha vasiyet eyler. O, ülkesini kizkardeslerinin çocuklarina birakmak istemiyordu. Edirne'de bir ay kadar kalan Yakub Bey, Kütahya'ya dönüsünden bir sene sonra 832 Rebiülahir (1429 Ocak)'ta vefat ederek Kütahya'da yaptirmis oldugu imâret mescidi mihrabinin arkasina defnedilir. Yaninda zevcesi Pasa Kerime Hanim da vardir. Yakub Bey, hastalandigi sirada yazdirip Ikinci Murad'a gönderdigi vasiyetnâmesinde ülkesini Osmanlilara vasiyet eyleyip terk ettigini tekrarlamisti. Böylece Yakub Bey'in vasiyeti üzerine beyligi, Osmanli idaresine girmisti. Buranin sancak beyligine de Kara Timurtas Pasa'nin torunu ve Umur Bey'in oglu Osman Bey tayin edilmistir. Aradaki fasilalar hariç olmak üzere takriben otuz sene kadar Germiyan hükümdari olan Yakub Bey, çok cömert bir insandi. Bilginleri seven bir kimse olarak Yakub Bey, sarayinda pek çok sair, edip, bilgin ve tabibin bulunmasini saglamistir. Edirne'de kendisine mihmandar olarak tayin edilen Seyhu's-Suara Seyhî Sinan da bizzat kendi himayesinde yetisen ve sonradan Osmanlilar'in hizmetine giren bir kimse idi. O, ilim ve fikir adamlarini himaye hususunda babasinin izini takib etmisti. Türkçe'nin gelismesine hizmet etmis, meshur ilk Türkçe imâret vakfiyesini güzel bir yazi ile hak ettirerek imâretin duvarina koydurmustu. Çok cömert, eli açik, ihsani bol bir kimse olan Yakub Bey, Bursa'ya geldigi zaman Osman, Orhan, Yildirim Bâyezid ve Çelebi Sultan Mehmed'in türbelerini ziyaret eder. Bu esnada henüz hayatta bulunan Emir Sultan'i da ziyaret ederek elini öper. SIRBISTAN VE GÜVERCINLIK KALESI MESELESI Sirbistan, Birinci Kosova muharebesinden beri Osmanlilar'in nüfuzu altinda idi. Ankara muharebesinden sonra Sirbistan himayeden çikmamakla beraber kendi lehine bazi tavizler elde etmisti. Kosova muharebesinde öldürülen Lazar'in yerine Stefan Lazareviç (1389-1427) Sirp despotluguna getirildi. Stefan Lazareviç, Temmuz 1427 senesinde evlad birakmadan ölünce onun yerine kiz kardesinin oglu Jorj Brankoviç, Sirp despotu oldu. Osmanli tarihlerinde Vilk (babasinin adi Vulk) oglu diye bahs edilen Jorj Brankoviç'in Sirp despotu olur olmaz bazi kalelerini Macarlara terk etmesi, Osmanlilar ile Sirp ve Macarlar arasinda bazi çatismalarin çikmasina sebep oldu. Bu adam, selefi ve Osmanli dostu olan Lazareviç'in gütmekte oldugu siyaseti terk ederek gerektiginde Osmanlilar'a karsi kendini müdafaa etmek ve Türk taarruzlarini kuzeye yani Macaristan'a geçirmemek için hem Alman Imparatoru hem de Macaristan Krali olan Sigismond'a kendi topraklarindan bazi mühim yerleri vermisti. Bu yerlerden birisi de Sirplarin merkezi olan Semendire ile Orsova arasinda ve Tuna nehri kenarindaki Golumbaç (Kolombaç) idi. Osmanlilar buraya "Güvercinlik" diyorlardi. Halbuki eski despot Stefan Lazareviç, ölmeden önce burayi on iki bin duka altin borcuna karsilik "boyar" yani beylerinden birisine rehin olarak vermisti. Belgrad'i isgal eden Sigismond, parayi ödemeden Kolombaç'i da almak isteyince, boyar kaleyi Osmanlilar'a terk etti Sigismond'un, Macaristan'a açilan yollar üzerinde önemli ve stratejik bir mevkide bulunan Güvercinligi zorla almak istemesi üzerine Sultan Murad, kalenin müdafaasina kosar. Macadar bir basari elde edemedikleri gibi Sigismond da ölüm tehlikesi geçirerek bir fedaisi sayesinde zor kurtulmustu. Sigismond, muvaffak olamayinca Osmanlilarla anlasmak zorunda kalir ve Güvercinlik'in Osmanlilar'a geçmesini kabul eder. Belgrad'in Macarlara verilmesi üzerine hükümet merkezini daha önce Semendir'e nakl etmis olan Jorj Brankoviç, Sigismond'un basarisiz oldugunu görünce ondan ümidini keserek Osmanlilar'la anlasmaya çalisir. Varilan anlasmaya göre o, her sene Osmanli hazinesine elli bin duka altin vermeyi, Macarlarla münasebetlerini kesmeyi ve padisah istedigi zaman Osmanli ordusuna asker göndermeyi kabul eder. Sultan Murad, Edirne'ye döndügü zaman hükümdarlara nâmeler göndererek yeni fetihlerini bildirir. Güvercinlik ve Krusevaç gibi kalelerin ele geçirilmesiyle Osmanli sinirlari, Sirbistan'in kuzeyinde yeni gelismeler kayd etmisti. Güvercinlik, Macaristan'a açilan yollar üzerinde oldugu gibi bilhassa Sirbistan'in müdafaa ve elde tutulmasina yarayacak bir mevki isgal ediyordu. Onun içindir ki, zaptindan on alti yil sonra Segedin muahedesi yapilirken Güvercinlik üzerinde bir hayli durulacaktir. Macaristan bakimindan çok önemli bir üs olarak kabul edildigi için burasi, her firsatta Macarlar tarafindan gözetlenecektir. Hatta Fatih Sultan Mehmed, 1473 senesinde Uzun Hasan'a karsi sefere giderken Macar elçisi Padisahin ve dolayisiyla Osmanlilarin bu müskül durumundan yararlanarak Güvercinlik'in terkini veya kalesinin yikilmasini isteyecektir.
__________________
![]() ![]() Linkler Kırıksa Lütfen Özel Mesaj İle Bildirin düzeltelim. Forum Kurallarına Uymaya Özen Gösterin. Paylaşımlara Teşekkür Ederek Destek Verelim. Teşekkür İçin Teşekkür Butonuna Tıklayınız. Kendi Alanınızda Paylaşımlar Yaparak Sizde Katkı Yapabilirsiniz. Tüm İsteklerimizi Forumda Konular İçinde Belirtelim Bunun İçin Özel Mesaj Atmayalım.
|
|||||||||
|
|
|
|
|
#26 (permalink) | |||||||||
Maresal![]() Üyelik tarihi: Şubat-2009
Bulunduğu yer: Ankara-Duisburg
Üye No : 3
Mesajlar: 8.436
Konuları: 3897
![]() ![]() ![]() ![]() ]Aktiflik: 1270 / 1815
İtibar Puanı : 39252
İtibar Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
SULTAN iKiNCi MURAD DÖNEMi
IKINCI MURAD VE HAÇLI ITTIFAKI Belgrad kusatmasinin basarisiz bir sekilde sonuçlanmasi üzerine baslayan ve maglubiyetlerle geçen buhranli bir kaç yilin verdigi cesaretle Hiristiyanlar, Osmanlilar'i Avrupa'dan atacaklarina iyice kanaat getirmislerdi. Gerçi Osmanlilar, düsmanin gücünden dolayi Belgrad muhasarasini kaldirmis degillerdi. Bunun sebebi, kalenin çok müstahkem olmasi, uzun süren muhasaranin sebep oldugu salgin hastaliklarin verdigi zayiatti. Hiristiyan dünyasindaki bu anlayis ve sebep oldugu birlesme, Osmanlilar tarafindan ögrenilmisti. Gerçekten 1439 yilinda Floransa konsilinde Bizans Imparatoru VIII. Ioannis Paleologos'un istirakiyle Sark ve Garp kiliseleri arasinda "Union"un imzalanmasi, Osmanli Devleti'nde büyük bir kaygi ile karsilanmisti. Osmanlilar'daki bu kaygiyi ögrenen Ioannis, Sultan Murad'dan çekindigi için ona elçiler gönderip bu konsilin sadece dinî bir sebebe dayandigini, siyasî bir gayesinin bulunmadigini bildirecektir. Bizans tarihçisi Dukas bu olayi söyle nakl eder: "Imparator, seyahatten avdeti münasebetiyle Murad'a elçiler gönderdi. Padisaha karsi minnettarligi ile hilesiz dostlugunu arzetti. Zira bazi kimseler, Murad'i imparator aleyhine harekete sevk etmek istemisler ve padisaha "imparator, Frengistan'a gittigi vakit Frenklerle ittifak edip Frenk oldu. Bunlar, denizden ve karadan padisah aleyhine yürüyecekler ve Türkleri Garp vilayetlerinden çikaracaklar" demislerdi. Elçiler ise bu hususta Murad'a izahat vererek imparatorun Italya'ya seyahatinin kendisine arz edildigi gibi olmadigini, kendi dinlerinin akidelerinde (inançlarinda) meydana gelen ihtilaflarin halli için gittigini söylediler. Böylece Padisah'in fikrini tashih ettiler." Bununla beraber daha o zaman Floransa'da Osmanlilar aleyhine denizden ve karadan bir Haçli seferi plâni kararlastirilmisti. Imparatorun mabeyincisi J. Torzello, o zaman söyle yazmakta idi: "Rumeli'nin bahis mevzuu durumu göz önüne alinir ve söyledigim gibi haçli askeri gelirse, Allah'in inayetiyle bir ay içinde her sey halledilmis olacaktir. Rumeli zapt olunduktan sonra bir ay içinde de Arz-i Mukaddes ele geçirilecektir." Gerçekten muasir Türk kaynaklari, Gazavat ve Misir sultanina gönderilen Varna fetihnâmesi, Floransa toplantisini buhranin baslangici olarak kabul ederler. Bilindigi gibi Sultan Ikinci Murad zamani, Osmanli Macar mücadelesinin baslama dönemidir. Gerçi Sirbistan, Osmanlilar tarafindan fes edilinceye kadar Macarlarla bazi çatismalar olmustu. Fakat genelde Macarlar, Osmanli hareketinin kendi hududlarinin çok uzaginda bulunmasindan dolayi bunu pek önemsemiyorlardi. Fakat Sirbistan'in Osmanlilar'a ilhaki ile Osmanlilar ile Macarlar komsu iki devlet haline gelmislerdi. Bu ana kadar Macar hâkimiyetinde bulunan Erdel (Transilvanya) topraklarina yapilan akinlar hariç tutulacak olursa, buraya girilmemisti. Akin hareketlerinde birçok çarpisma olmussa da bunlar, tam anlamiyla bir fetih ve ilhak degil, fese zemin hazirlayan harplerdi. Halbuki Belgrad zaptina tesebbüs edilmekle Osmanlilar, artik Macar topraklan için de tehlike olmaya baslamislardi. Bu sebeple iki millet arasinda bir mücadele kaçinilmaz oluyordu. Çünkü Osmanlilar "îlay-i kelimetullah" gayesi ile giristikleri hareketlerini daha ileriye ***ürmek, Macarlar da buna mani olmak gayesini güdüyorlardi. Macarlar karsisinda, kayda deger ve maglubiyetle biten çarpismalarin ilki, Mezid Bey komutasinda Transilvanya'ya yapilan akin hareketidir. 30 Zilkade 845 (18 Mart 1442)'de Mezid Bey komutasindaki bir akinci kuvveti, Transilvanya'ya girmisti. Bu birlik, mutad akinlarda bulundugu gibi Sent Imre mevkiinde de büyük bir basari elde ederek Hermanstad kalesini kusatma altina almisti. Bu siralarda tarihlerimizde Yanko denilen Jan Hunyad (Hunyadi Yanos), Macarlarin Osmanlilara karsi olan savaslarinda ilk defa ortaya çikar. Jan Hunyad, Simon de Kemeny ile birlikte muhasara altinda bulunan kalenin imdadina yetisir. Mezid Bey'in, yersiz gururu yüzünden kaybedildigi anlasilan bu savas hakkinda Hammer su ifadeleri kullanmaktadir: "Mezid Bey, daha önceleri kazandigi basari ile gururlandigindan, anlari karsilamaya yürüdü. Mezid Bey, yigitlikleri ile taninmis seçkin sipahilerine Hunyad'in ati ile tasidigi silahlari tarif ederek onlar hakkinda bilgi vermisti. Sipahiler de Hunyad'i ölü veya diri yakalayip getireceklerine söz vermisti. Casuslari vasitasiyle bunu ögrenmis bulunan Hunyad, atini ve silahlarim Simon de Kemeny ile degistirmisti. Simon, degistirilmis bulunan bu kiyafete aldanmis olan Türklerin hücumuna ugradi. Bu karisiklikta Simon de Kemeny en iyi askerlerinden üç bin kisi ile birlikte yok oldu. Fakat Hunyad'in gücü ve Hermanstad muhafizlarinin bir çikisi, savasin öteki tarafça (Macarlar) kazanilmasina sebep oldu." Gerçekten, kaynaklarin verdigi bilgiye göre muhasarayi kaldiran Mezid Bey, Hunyad'i karsilar. Siddetli çarpismada Hunyad'in arkadasi Simon üç bin kisi ile maktul düser. Böylece Mezid Bey, galip gelmek üzere iken Hermanstad'daki kusatilmis kuvvetin bir çikis yapip harbe istirak etmesiyle iki ates arasinda kalan akincilar, yanlarinda bulunan esirleri birakmak zorunda kaldiklari gibi yirmi bin sehid vererek maglub olurlar. Bu arada Mezid Bey ile oglu da sehid olur. Elde edilen Türk esirleri vahsiyâne bir iskenceye tabi tutularak Öldürülürler. Hiristiyan dünyasinin kendi dininden olmayanlara karsi sergiledikleri bu vahsiyane hareket, kendi eserlerinde söyle nakl edilir: "Önden ve arkadan hücuma ugrayan Türkler, arkalarinda tasidiklari esirleri düsmana terk ve yirmi bin ölüyü birakarak kaçmaya basladilar. Mezid Bey ile oglu öldüler. Hunyad, düsmanini takipten dönünce, galipler tarafindan getirilmekte olan esirleri kendisi sofrada bulundugu halde vahsiyâne bir eglence olmak üzere gözleri önünde öldürttü. Macarlarin kayiplari sadece üç bin kadardi. Hunyad, daglar üzerinde Türk baslarindan tepeler yaptirarak Kizil kule geçidinden Alpleri geçip Eflâk'a girdi. Tuna'nin iki yakasindaki memleketleri bütünüyle yakip yikti. Dönüsünde, hemsehrileri kendisini vatan kurtarici olarak karsiladilar. Hunyad, askerleri gibi kendisi de kan içici oldugundan Sirp despotu ve Macaristan'in müttefiki Jorj Brankoviç'e ganimet mallari ile savasta almis oldugu silahlar ve baska seylerle dolu bir araba gönderdi ki, bu araba on atla çekilmekte idi. Mezid Bey ile oglunun baslari da, arabanin tepesinde görülmekte idi. Bu dehset verici ganimetlerin ortasina oturtulmus yasli bir Türk, bunlari Brankoviç'e bizzat sunmak zorunda birakilmisti." Jan Hunyad'in bu galibiyeti, Avrupa'da büyük bir söhret kazanmasina sebep oldu. Bu maglubiyetin acisini çikarmak ve öcünü almak üzere Osmanli Devleti, ayni senenin Eylül ayinda ikinci bir kuvvet sevkine karar verir. Rumeli Beylerbeyi Hadim Sehabeddin Pasa (Kula Sahin) Anadolu ve Rumeli askerleri ile yeniçerilerin de katildigi bir kuvvetle Silistre üzerinden Eflâk'a girer. Kuvvetine magrur olarak ihtiyatsiz hareket eden Pasa, tecrübeli akinci beylerinin tavsiyelerine kulak asmadigindan, Vlad Drakul ile birlikte hareket eden Jan Hunyad tarafindan Vazag mevkiinde büyük bir bozguna ugrar. Kendi hayatini güçlükle kurtarabilen Kula Sahin Pasa, kaçarak Tuna'yi geçer. Ancak onun bu korkakligi kendisinin derhal beylerbeylikten alinmasina ve yerine Kasim Pasa'nin Rumeli beylerbeyi olmasina sebep olur. Hiristiyan âlemde, büyük bir sevince vesile olan bu iki galibiyet, Türkler aleyhinde bir Haçli ittifakinin meydana gelmesine sebep olmustu. Papa IV. Eugenius tesviki ile Türkler aleyhinde derhal bir ittifak meydana getirilmisti. Bu ittifaka Macarlar'dan baska Leh, Ulah (Eflâk) ve Sirplarla Alman Imparatorlugu dahilindeki milletler, Fransa ve Belçika gönüllüleri yaninda, Anadolu'da Karamanoglu Ibrahim Bey, dahil olmustu. 22 Temmuz 1443'de Macaristan'in merkezi olan Offen (Budin)'den hareketle Semendire yakininda Tuna'yi geçip Sirbistan'a gelen bu orduya bazi Bulgarlar, Bosnalilar ve Arnavudlar da katiliyorlardi. Sultan Murad'a dost görünmesine ragmen Imparator Ioannis de hem Papa'ya hem de Macar kralina elçiler göndermek suretiyle onlari Türkler aleyhine kiskirtiyordu. Müttefiklerin basinda Polonya ve Macaristan krali Ladislas ile Jan Hunyad bulunuyorlardi. Macarlara iltica etmis olan Sirp despotu Jorj Brankoviç ile Eflâk Beyi Drakul ve Papa'nin vekili Kardinal Jülyen Cezzarini de bu müttefik Haçli ordusunda yer aliyorlardi. Bu ordu, Sirbistan'i istila ile Krusevac (Alacahisar), Sehirköy ve Nis'i tahrib edip atese verir. 1443 Ekim ayinda Osmanli topraklarina giren Haçlilarla ilk muharebe 3 Kasim 1443'te Morava nehri kenarinda ve Nis civarinda olur. Üç kol halinde muharebeye istirak eden Osmanli ordusu, maglub olarak dört bin esir ve iki bin sehid birakir. Bu harpten önce Haçlilarla is birligi yapip onlarin müttefiki durumuna gelen Karamanoglu Ibrahim Bey, Haçlilarla ayni zamanda harekete geçince Sultan Murad Anadolu'ya geçerek Konya taraflarina gitmis, maglub olan Karamanoglu ile bir anlasma yaptiktan sonra derhal Edirne'ye, oradan da Sofya'ya hareket etmisti. Fakat bu sirada Morava savasi haçlilarca kazanildigi için Sultan Murad, Balkanlarin güneyine çekilmek zorunda kalir. Bulgaristan'a giren Haçlilar, Sofya'yi alirlar. Haçlilarla birlikte hareket eden Bulgarlar, onlara hem süvari kuvveti hem de yiyecek tedariki için yardimda bulunurlar. Osmanli tebeasi olan Bulgar halkinin, Haçlilara bu sekilde yardimlari onlarin daha da güçlenmesine sebep olur. Böylece onlar, Meriç vadisine yol veren Balkan geçitlerine dayanirlar. Karaman seferinden yeni dönmüs olan Sultan Murad, bu istilayi Izladi derbendinde güçlükle durdurabildi. Haçlilarin bu cür'etli yürüyüsü, Osmanli Devleti'ni o kadar agir bir buhran içine sürükledi ki, Türklerin pek yakinda Balkanlar'dan tamamiyla atilacagi her tarafta konusulan genel bir kanaat haline gelmisti. Yanko'nun basarilari, Papa IV. Eugènius tarafindan merasimle kutlaniyordu. Gerçekten de Eylül 1444 yilinda Haçli ordusunun bir kere daha Tuna'yi astigi zaman adi geçen Papa, Türklerin artik tamamen Avrupa'dan atilacagindan süphesinin kalmadigini, durumun böyle bir hal almasindan dolayi sevincini belirtecek kelime bulamadigini yazmakta idi. Çagdas Yunan tarihçisi Chalkokondyles de, simdi Balkanlar'da yerlerinden atilmis birçok yerli senyörün atalarinin topraklarini yeniden elde etmek için acele harekete geçtiklerini görüyor ve hatta "müttefiklerden her biri, Rumeli'nin isgalinden sonra ganimetin hangi parçasini alacagini tasarlamakla mesguldu" der. Biraz önce de görüldügü gibi Haçlilarla Morava, Izladi ve Yalvaç muharebeleri yapilmis olup Osmanli ordusu zor durumda kalmisti. Tam bu siralarda Haçlilarin müttefiki olan Karamanoglu Ibrahim Bey, uygun zamanin geldigini düsünerek ve firsat bu firsattir diyerek Osmanlilar'la yaptigi antlasmayi bozarak 1444 Ilkbaharinda tekrar Osmanli hududunu geçerek büyük ölçüde istila ve tahriplere baslamisti. Böylece Osmanlilar, Rumeli ve Anadolu'da iki ates arasinda kalmislardi. Sultan Murad, gerek devam eden maglubiyetler, gerek bir önceki Karaman seferine katilan ve harbin kazanilmasinda faal bir rol oynayan Amasya Sancak Beyi büyük oglu Sehzade Alaeddin'in Amasya'ya döndükten kisa bir müddet sonra vefati, gerekse bu yeni Karaman taarruzu yüzünden bir hayli sikintili anlar yasadi. Iste bu yüzden Sultan Murad, baris yapmayi uygun görmüstü. Bu karari veren Sultan Murad, Jorj Brankoviç vasitasiyle Macaristan kralina müracaat edip baris teklifinde bulunur. Vladislas bu müracaati kabul ederek Edirne'ye bir heyet gönderir. Burada "Edirne-Segedin" diyebilecegimiz bir baris antlasmasi yapilir. 12 Haziran 1444 (25 Safer 848) tarihinde Edirne'de imzalanan bu antlasmaya göre Sirplardan alinan yerler (Semendire, Kolombaç, Krusevaç, Topliçe taraflan, Leskofça ve Zelenigrad) yine Jorj Brankoviç'e birakilacak, Sirbistan'in tekrar kurulmasi ve despotun Osmanlilar'in yaninda bulunan iki oglunun iadeleri kabul ediliyordu. Buna karsilik Sirp despotu da Osmanlilar'a vergi vermeyi kabul ediyordu. Bundan baska Eflâk, Osmanlilar'a vergi vermekle beraber Macarlarin nüfuzu altinda birakilmakta idi. Sultan Murad, muahedeye sadik kalacagina dair Macar elçileri önünde yemin eder. Bu antlasmanin Macar krali Vladislas tarafindan da tasdiki için Macar elçilik heyeti ile birlikte bir Osmanli heyeti de Macaristan'a gidecekti. Muahede geregince despotun Osmanlilar yaninda bulunan iki oglu da serbest birakilacak ve Izladi muharebesinde esir düsen padisahin enistesi Çandarlizâde Mahmud Çelebi de yetmis bin duka altin kurtulus akçesi (fidye-i necat) karsiliginda serbest birakilacakti. Bundan sonra Türkler ve Macarlar birbirlerinin topraklarina tecavüz etmeyip dostça yasayacaklardi. Edirne'ye gelen Macar heyeti ile birlikte padisahin tasdik ettigi muahedeyi Vladislas'a vermek ve onun tasdik edecegi muahedeyi de alip getirmek üzere Kapicibasi Baltaoglu Süleyman Bey baskanliginda bir Osmanli heyeti Macaristan'a gönderildi. Osmanli mürahhas heyeti önce Jan Hunyad'a müracaat ettiyse de o, bu yanlisligi düzelterek, heyeti Segedin'de bulunan milli meclise gönderdi. Yüz atli maiyetiyle hareket eden heyet, Segedin'e varir. Segedin'deki havaya göre antlasmanin imzalanip imzalanmamasi hususunda iki farkli görüs bulunuyordu. Papa ile Bizans Imparatoru muahedenin imzalanmamasi taraftari idiler. Buna karsilik Edirne muahedesiyle memleketini kurtarmis olan Sirp despotu, muharebenin devaminda bir fayda görmeyecegini ve belki de zarar görecegini düsünerek sulhun akdini istedigi gibi Jan Hunyad da muahedenin muvakkat bir zaman için kabul edilmesinde israr ediyordu. Nihayet kral, bunlarin görüsünü kabul ederek 12 Temmuz 1444'de Segedin'de muahedeyi imzalayarak Türk heyetine verir. Kral, barisi bozmayacagina dair kutsal kitaplarina el basarak Osmanli heyeti önünde yemin eder. On yili kapsayan muahede iki dilde yazilip teati edildi. KARAMAN SEFERI Haçlilarin, Balkanlari astigi ve Osmanlilar'in Rumeli'ni kayb etme tehlikesi ile karsi karsiya kaldigi bir dönemde, Karamanoglu Ibrahim Bey, daha önce imzaladigi muahedeyi bozarak 1444 Ilkbaharinda Osmanli hududunu geçerek daha genis ölçüde istila ve tâhriplerde bulunmustu. Bu yüzden Anadolu ve Rumeli'nde Osmanlilar iki ates arasinda kalmislardi. Karamanoglu'nun, Haçlilarla birlesip Osmanli'yi arkadan vurmasi, Islâm dünyasinda büyük bir tepkiye sebep oldu. Devrin din bilginleri onu müskil durumda birakan vaazlara basladilar. Karamanoglu'nun aleyhinde baslayan bu cereyan üzerine Sultan Murad, Amasya'nin Hanefî ulemasindan Abdurrahman el-Muslihî tarafindan yazdmis bir mektupla, Islâm dünyasinin ulemasina müracaat ederek, bir din düsmaninin taarruzunu def etmek için ugrasan bir Islâm hükümdarinin mülküne, baska bir Islâm hükümdarinin taarruzuyla tahribat ve katl yapmasinin müslümanlikla ne derece telif edilecegi hakkinda dört mezheb ulemasindan fetva istemisti. Böylece Sultan Murad'in kendisi, Haçlilarla ugrasirken, Karamanoglu'nun, kendi ülkesini tahrib edip Haçlilara yardim etmesine karsilik onun üzerine yürümek için dinî bir destek aradigi anlasilmaktadir. Murad Bey'in bu hakli müracaati üzerine, devrin âlimlerinden Safiî Kadi'l-Kudat'i Seyhülislâm Sihabu'd-Din Ahmed Ibn Hacer el-Askalanî (öl. 1449), Hanefî Kadi'l-Kudat'i Seyhülislâm Saadeddin Deyrî (öl. 1462) ile Abdusselam el-Bagdadî, Malikî âlimlerinden Kadi'l-Kudat Seyhülislâm Bedreddin et-Tenesî (öl. 1449), ve Hanbelî âlimlerinden Seyhülislâm Bedreddin el-Bagdadî (öl. 1453), Karamanoglu üzerine yapilacak bir seferin mesru olacagina dair fetva verdiler. Hatta Ibn Hacer el-Askalanî, verdigi fetvada, Karamanoglu'na karsi mukateleye gücü yetenlerin onunla savasmalarinin vâcib oldugunu belirterek kaninin helâl oldugunu beyan ediyordu. Saadeddin Deyrî ise kaleme aldigi fetvasinda Karamanoglu'nun yapmis oldugu fenaliklardan dolayi tevbe edip Hakk'a rücu' etmesini, bunun gerçeklesmesi için de Frenklerle savasan Osmanoglu'na askerleri ile yardim etmesini tavsiye ediyor, aksi takdirde dünyada ve ahirette rezil olup hüsran içinde kalacagini belirtiyordu. Keza Bedreddin el-Bagdadî el-Hanbelî ve Bedreddin et-Tenesî de Ibrahim Bey'in katlinin lâzim geldigine fetva vermislerdi. Amasya kadisi Abdurrahman el-Muslihî de bu fetvalara yaptigi bir serhle fetva sahiplerinin görüsüne istirak ediyordu. Ibrahim Bey'in, Frenklerle birlikte hareket etmesini Müslümanlikla bagdastiramayan Sultan Murad, Islâm dünyasinin taninmis âlimlerinden alinan bu fetvalar üzerine harekete geçer. Sultan Murad, oglu ve Manisa sancakbeyi Mehmed'i yerine vekil birakarak Edirne'den ayrilir. Henüz tam anlamiyla istikrara kavusmamis Rumeli'nin tehlikeli durumunu da göz önünde bulundurarak yaninda bes alti bini açmayan Kapikulu askeri oldugu halde 12 Temmuz'da Çanakkale Bogazi'ni geçip Anadolu askeri ile birlestikten sonra Karamanlilar'a karsi büyük ve müsis bir intikam seferine girisir. Osmanlilarin giristikleri bu intikam seferi karsisinda panik içinde Taseli'ne kaçabilen Ibrahim Bey, esi olan padisahin kiz kardesi ile veziri Server (Sürur) Aga'yi Yenisehir'de bulunan Murad Bey'e gönderip pek çok taviz karsiligi barisa razi olacagini bildirir. Elçiler, padisaha çok yalvarirlar. Bunlar, Ibrahim Bey'in ilk tecavüzünde herhangi bir müdahalesinin bulunmadigini, son defaki tecavüzü de Turgutogullari'nin tahriki ile oldugunu beyan ederek ycniden barisin saglanmasina muvaffak olurlar. Murad Bey, kizkardesinin ve bütün suçu Turgutogullari'na yükleyen Server Aga'nin israrlari üzerine ileri sürecegi sartlari yerine getirmesi sartiyle Karamanoglu ile anlasmayi kabul eder. Çok zor durumda kalan Ibrahim Bey, Murad Bey'le yeminle teyid ettigi bir "sevgendnâme" (yeminlesme) akdederek ileri sürülen agir sartlari kabul etmek zorunda kalir. Türkçe olarak kaleme alinan bu sevgendnâmeye göre Ibrahim Bey, Osmanlilar'a karsi düsmanca hareketlerde bulunmayacagini Kur'an-i Kerim üzerine yemin etmek suretiyle belirtiyor, Murad Bey ile oglu Mehmed Çelebi'nin düsmanlarina düsman, dostlarina da dost olmayi kabul ederek savas sirasinda da oglu emrinde yardimci kuvvetler göndermeyi taahhud ediyordu. Bu anlasmadan anlasilacagi üzere, Islâm dünyasinin efkâr-i umumiyesi karsisinda suçlu duruma düsen ve bundan endise duyan Ibrahim Bey, Osmanlilar'in Rumeli'deki mukadderatini tayin edecek olan Varna savasi sirasinda Osinanlilar'a zorluk çikarmadigi gibi Ikinci Kosova savasina da oglunun komutasinda yardimci kuvvetler göndermek suretiyle Osmanlilar'in, dolayisiyle Islâm âleminin dikkatlerini üzerine çekti. Buna paralel olarak Hiristiyanlar üzerine yapacagi bir seferin daha önceki fena intibai silecegini hesaplayarak henüz Kibrislilar elinde olup büyük babasi Alaeddin Ali Bey'in 1367 yilinda fesine tesebbüs ettigi Gorigos kalesini (Kiz kalesi) zapt eder. Daha önce de görüldügü gibi II. Murad, Karamanoglu üzerine gitmeden önce oglu Manisa sancakbeyi Mehmed'i Edirne'ye getirtmis ve Karaman seferi esnasinda da onu yerine vekil olarak birakmisti. Sultan Murad, Karamanoglu ile yaptigi anlasmadan sonra Agustos baçlarinda Yeniçehir'den Mihaliç ovasina gelmiçti. Buradan kapikulu askerleri ve beyleri önünde henüz 12 yasinda genç bir sehzade olan oglu Mehmed lehine tahttan feragat eder. Böylece kendisi Bursa'da rahat ve huzurlu bir sekilde ahiret içleri ile mesgul olup ibadet edebilecekti. Sultan Murad'in tahtini bir çocuga terk edis hadisesini mücerred ve sahsî bir heves veya hevessizlik olarak degil, hükümdarin böyle bir karara gidecek kadar asil ve feragatli bir ruh haletine sahip oldugunu görmck lazimdir. Bu tahttan uzaklasma keyfiyeti belki de Sultan II. Murad'in, devrine kazandirmis oldugu muvaffakiyetlerin anahtaridir. Zira tahti, sahsî bir ikbal ve devlet ihtirasi adina degil, kütle menfaati n***** üstüne almis olmanin en kesin ve açik delilidir. Solakzâde, Sultan Murad'in çok çalismak suretiyle Osmanli memleketinde güven ve emniyet temin ettigini, içleri yoluna koydugunu belirttikten sonra söyle der: "Saltanat içlerinden feragat buyurup, bundan sonra halvette ve uzlette oturmayi arzu eyledi. Saltanat tantanasini, miskinlik sermayesine tebdil etmekle sonsuz ugurlar bulmayi ummakta idiler.” Sultan Murad, bu karekter ve yaratilista olan bir kimse idi. Fakat ne yazik ki bu arzusu, gerçeklesmeyecekti. Çünkü henüz 12 yasinda olan bir çocugun baçinda bulundugu devlet, kolay yutulabilir bir lokma idi. Bu sebeple Hiristiyanlar, on yillik bir muahede yapmis olmalarina ragmen bu antlasma on gün bile sürmeyecektir. VARNA SAVASI Kutsal kitaplari olan Incil üzerine yemin etseler bile kendilerine göre "dinsiz olan Müslümanlar" söz konusu olunca bu yeminin geçerli sayilmayacagi anlayisini gelenek haline getiren Hiristiyanlar, Varna Savasi ile bu geleneklerini devam ettirmis görünmektedirler. Zira Osmanlilar ile Hiristiyan müttefikler arasinda imzalanan baris antlasmasi, daha mürekkebi kurumadan bu müttefikler tarafindan bozulmustu. Sultan Ikinci Murad ile Macaristan ve Lehistan Krali Vladislas arasinda 10 yil için yapilan mütareke, alti hafta geçmeden bozuldu. Incil üzerine yapilan yeminden henüz 10 gün geçmemisti ki, Papa'nin vekili Kardinal Julien Sezarini, kral ile krallik meclisi üyelerine, Osmanlilarla imzalanmis olan antlasmanin bozulmasi ve Eylül'ün ilk günü Orsova'nin kusatilmasi için ekanim-i selâse (Teslis, üçlü ilâh sistemi) ve Hz. Meryem ile azizlerden Etyen ve Ladislas üzerine yemin ettirir. Hiristiyan dünyasini böyle bir antlasmayi bozmaya yönelten firsat, Sultan Murad gibi tecrübeli bir hükümdarin hükümdarliktan çekilerek, devletin basina çocuk yasta bir kimsenin getirilmesi idi. Bu saltanat degisikligi, Türklerin, Balkanlar'dan atilmasi için uygun ve kaçirilmaz bir firsatti. Bu firsatin degerlendirilmesi gerekiyordu. Bunun için de, yapilan yeminin hiç bir mânâ ifade etmeyecegi, bizzat din adamlari tarafindan belirtilmeliydi. Nitekim bu da yapildi. Bu arada Karamanoglu Ibrahim Bey fiilen bir sey yapamiyorsa da vaziyetin müsaid oldugunu müttefiklere bildirmesi, Bizans Imparatorunun Papa'yi tesvik etmesi ve sarayinda bulunan Osmanli hanedanina mensup sehzade Orhan'i (Çelebi Sultan Mehmed'in oglu) Çatalca taraflarina salivererek saltanat iddiasiyla onu ortaya çikarmasi, durumu nazik bir safhaya sokmustu. Çünkü Osmanli yönetimi böyle bir sey beklemiyordu. Zira yapilan antlasma, bagli kalinmasi gereken bir yemindi. Kime karsi ve hangi sartlarla olursa olsun bozulmamasi gerekirdi. Fakat Haçli ordusu yeminine bagli kalmadigi için böyle bir savas vuku bulmustu. Dukas'in ifadesine göre antlasmanin bozulmasini anlamakta güçlük çeken Sultan Murad, Hammer'in de belirttigi gibi, savas esnasinda "düsmanlarin hainliklerini kendi askerlerine göstermek istiyormus ve yemininden dönenleri cezalandiran Cenâb-i Hakk'in, himayesini bekliyormus gibi, Hiristiyanlarin bozmus olduklari antlasmayi, hendegin kenarina dikilen bir mizragin ucuna astirmisti." Türkleri bütünüyle Balkanlar'dan uzaklastirmak için gereken tedbirlere bas vuran Papa, Anadolu'daki Türklerin Rumeli'ye geçmelerini önlemek için Çanakkale Bogazini kapatmak üzere Kardinal Françesco Gondolmieri komutasindaki donanmadan da uygun mektuplar aliyordu. Bu da savasin yeniden baslamasi için bir firsatti. Papanin, donanma komutani olan Kardinal Françesco Gondolmieri, Anadolu'dan Rumeli'ye kuvvet geçirilmeyecegini temin ediyordu. Bu vaziyet karsisinda artik Türklerin isi bitiriliyor ve Balkanlardan çikarilacaklarina kesin gözle bakiliyordu. Haçlilarin, basarili komutani Jan Hunyad'm, Türklerden alinacak Bulgaristan'a kral olacagi da vaad ediliyordu. Böylece, baslangiçta antlasmayi bozmanin ve yeniden Osmanlilarla bir harbe girmenin taraftan olmayan Jan Hunyad, fikrinden caydirilmis oluyordu. Edime-Segedin muahedesinin bozulmasi üzerine, Macar, Bohemya, Eflâk, Hirvat, Polonya ve Alman milletleri ile Papa taraftarlari da dahil olmak üzere büyük bir ittifak kurulmustu. Gizlice donanma vermek suretiyle Venedikliler de bu ittifaka dahil olmuslardi. Osmanlilar'in üst üste maglubiyetleri, Venedikliler'i parsayi toplamak ümidine kaptirmisti. Sayet Osmanlilar maglub olurlarsa ki buna kesin gözü ile bakiliyordu Gelibolu, Selânik ve Karadeniz sahilindeki bazi yerler, bunlara verilecekti. Bununla beraber Venedikliler, Papa'ya verdikleri gemilerine kendi bayraklarini degil, Papalik ve Burgondiya bayraklarini çekmislerdi. Böylece güya Osmanlilar'a karsi tarafsiz kaldiklarini göstereceklerdi. Osmanlilar'a vergi veren Raguza (Dubrovnik) Cumhuriyeti de Macarlarla birlikte hareket ederek harbin sonundaki taksimde Avlonya ile Kanina'yi almak istiyordu. Bizans Imparatoru, müttefiklerin galibiyetinden istifade edecegini ümid etmekle beraber, Osmanlilar'dan çekindigi için sureta pek istekli görünmüyordu. Bununla beraber Imparator VIII. Ioannis, Macar Krali ve diger hiristiyanlara bas vurup Karamanoglu'nun isyanindan dolayi müttefiklerin acele sefere çikmalarini istemisti. Bu siralarda akd edilen Edirne muahedesi üzerine, 30 Temmuz 1444 tarihli ikinci bir mektupla Türklerin çok zor durumda olduklarini bildirerek bir an önce harbe baslanmasini israrla tavsiye ediyordu. Bu hareketi ile harbe girmeden ve burnu kanamadan bir hisse almak istiyordu. Muahedenin bozulmasindan sonra derhal taarruza geçilmedi. Böylece bir açikgözlük veya hile daha yapiliyordu. Zira, muahedenin bozulmus oldugundan haberi olmayan Osmanlilar'in, antlasma geregince Sirplara terk edecekleri yerlerin verilmesi bekleniyordu. Gerçekten de muahedeye bagli olan Osmanlilar, antlasma geregi Sirplardan aldiklari yerleri geri verdiler. Ancak bundan sonra Eylül ayinda Birlesik Haçli ordusunun taarruzu baslayacakti. Müttefikler, baslarinda Kral Vladislas oldugu halde harbe girmeyen Sirp despotunun (muahededeki yeminini bozmayacagini söyleyen Sirp despotu, Osmanli Devleti'ni de durumdan haberdar etmisti) topraklarina girmeyerek Orsova'dan Tuna nehrine geçip Vidin'e gelirler. Burayi yaktiktan sonra Nigbolu'da Eflâk voyvodasi Vlad Drakul'un kuvvetleri ile birleserek Tuna boyunca yürüyüp Sumnu'ya ulasirlar. Geçtikleri yerlerde müdafaasiz köyleri ve hatta kiliseleri yagmalayarak Sumnu'yu aldiktan sonra Pravadi yolu ile Vama önünde belirdiler. Osmanlilarin, Tuna nehrinde isletilmek üzere Kamçik nehri agzinda yaptiklari yirmi sekiz nehir gemisi de, bu kuvvetler tarafindan yakilir. 18-22 Eylül'de Tuna'yi asip Varna yakinlarina gelen bu güçlü ordunun meydana geçirecegi tehlikeden endiseye düsen Osmanli devlet ricali, durumun vahemetini kavradiklarindan basta vezir-i a'zam Çandarli Halil Pasa olmak üzere diger devlet adamlarinin telkini ile II. Mehmed, babasini baskomutan olmak üzere Edirne'ye davet eder. Cebe Ali (Veya Kassaboglu Mahmud Bey), tehlikenin büyüklügünü anlatmak üzere Sultan Murad'a gönderilir. Cebe Ali'nin tesirli konusmasi üzerine Murad Bey, yaninda kirk bin Anadolu askeri ile Edirne'ye dogru yola çikar. Bu esnada Çanakkale Bogazi Haçli donanmasi tarafindan tutuldugu için oradan Rumeli'ye geçme imkâni bulamaz. Sultan Murad, düsmani sasirtmak için küçük bir kuvvet gönderip kendisi sür'atle Istanbul Bogazina gelip Güzelcehisar (Anadolu Hisari)'dan Rumeli'ye geçer. Koordineli bir sekilde hareket eden Osmanli birliklerinden biri bogazin Anadolu tarafina geldigi zaman Veziri A'zam Halil Pasa komutasindaki bir diger birlik, toplarla Anadolu Hisari'nin karsisina gelip geçis için gerekli emniyet tedbirleri almisti. Her bir nefer için bir duka altin verilmek suretiyle Ceneviz gemileri ile karsi sahile geçen Osmanli ordusunun geçis haberi, düsman birlikleri arasinda telasa sebep olur. Sultan Murad'in, bogaz geçisini engellemek isteyen iki Bizans gemisinden biri, topla batirilirken digeri yarali olarak kaçip kurtulur. Sür'atle Edirne'ye gelen Murad, oglu Mehmed ve vezir-i a'zami orada birakarak ordu komutani sifatiyla Varna önlerine gelmis olan Haçlilar üzerine gider. Murad Bey, Varna önlerine geldigi sirada düsmanin ileri hareketini yakindan takib eden Rumeli Beylerbeyi Sehabeddin Pasa, esas orduya katilir. Harp düzenine göre Osmanli ordusunun sag kolunda Anadolu Beylerbeyi Karaca, sol kolunda da Rumeli Beylerbeyi Hadim Sehabeddin Pasalar (bazi kayitlarda sol kolunda Turahan Bey bulunmustur) bulunuyorlardi. Merkezde de bas komutan olarak II. Murad vardi. Daha önce de temas edildigi gibi merkez cephesinin önüne bir mizrak ucuna takilmis olarak Segedin muahedenhamesi dikilmisti. Ordunun gerisi tahkim edilmediginden sarilma tehlikesi vardi. Merkezde yeniçerilerin önünde kaziklarla korunmus bir hendek bulunuyordu. Müttefiklerin, Ulahlar ve bes bölük Macar'dan meydana gelen sol kanadi, Varna batakliklari ile muhafaza altina alinmisti. Sag kol ise açik ovaya ve sehre dogru düsmüstü. Burasi açik ve tehdide mamz oldugundan Macar kuvvetleri tamamen burada toplanmislardi. Siyah bayraklari altinda Kardinal Jülyen Sezarini komutasindaki kuvvetler bu kolda idiler. Kral Vladislas, merkezde Sen Jorj sancagi altinda bulunup elli süvari ile koruma altina alinmisti. Baskomutan Hunyad ise hemen hemen her tarafta görülüyordu. Her iki tarafin sahip oldugu insan gücü, kesin olarak belli degilse de düsman kuvvetlerinin Türk kuvvetlerinden daha fazla oldugu bir gerçektir. 28 Receb 848 (10 Kasim 1444) Sen Marten yortusuna tesadüf eden Sali günü baslayan Varna Savasi, Haçlilarca ugurlu sayilan bir günde oldugu için sevince sebep olmustu. Bununla beraber, Hiristiyanlari büyük bir korkuya sevk eden bir hadisenin de cereyan ettigini belirtmek gerekir. O anda patlak veren siddetli bir kasirga, kralinki hariç olmak üzere Haçli ordusundaki bütün bayraklari savurup atmisti. Muharebe baslar baslamaz Jan Hunyad, Osmanli ordusunun Karacabey komutasindaki sag koluna hücum ederek püskürtür. Sol kola yüklenen Eflâk kuvvetleri ise bu kolu bozguna ugratirlar. Hatta yandan padisahin bulundugu ordu merkezine dogru yürüdülerse de sonradan püskürtülürler. Ordunun gensinin iyice tahkim edilmemesinden dolayi (burada agirliklar ve develer bulunuyordu) bu kisim da tehdid altinda idi. Sag ve sol kollar dagilmis olduklarindan ordu merkezinde yalniz hükümdar, maiyeti ve kapikulu askerleri kalmisti. Fakat Sultan Murad telas göstermeyerek yerinde duruyor ve komutayi birakmiyordu. Osmanli ordusunun sag ve sol kanatlarinin bozuldugunu gören Macaristan krali Ladislas, kendini tutamayarak heyecana kapilir ve Polonya kuvvetleri ile birlikte Osmanli ordusu merkezine ve padisahin üzerine hücum ederek sancaklarin bulundugu yere kadar gelir. Hükümdarlarinin büyük bir tehlikeye maruz kalacagini gören yeniçeriler, büyük bir gayretle savasip merkezden içeriye giren düsman kuvvetlerini çevirirler. Tam bu esnada Timurtas adli bir yeniçeri, kralin atinin ayagina bir balta vurarak onu ati ile birlikte yere düsürür. Kralin düstügünü gören Koca Hizir adinda bir yayabasi (Yeniçeri bölük komutani), hemen kosup kralin basini keser. Kesilen basi bir mizragin ucuna takip yüksek sesle baginp kralin öldügünü söyleyince Polonya kuvvetleri dagilip kaçmaya baglarlar. Büyük bir kismi da kaçamayarak öldürülür. Bu sirada Osmanlilar'in sol kolunu çevirmekte olan Jan Hunyad, sür'atle yetiserek vaziyeti düzeltmeye çalisip, "biz, kral için degil, dinimiz için vurusmaya geldik" dediyse de basarili olamaz. Kralin öldügünü duyan Osmanli birliklerinin daha bir azimle geri döndüklerini görünce toplayabildigi kadar askeri ile kaçmaya baçlar. Varna muharebesinde Anadolu Beylerbeyi Karaca Pasa ile Kara Timurtas Pasa'nin torunu Umur Bey'in oglu Osman Bey sehid olmuslardi. Düsman ordusunda ise Kral Ladislas ve muahedenin bozulmasinda birinci derecede rol oynayan Kardinal Julyen Sezarini ölmüslerdi. Bazi kaynaklarda (Sahavî, et-Tibru'l-Mesbûk fî Zeyli's-Süluk, Ayasafya Ktb., nr. 3113, s. 191) Osmanlilarin bu savasta on bin kadar sehid verdikleri belirtilmektedir. Düsmanin telefati ise bundan daha fazla idi. Sultan Murad, kazandigi bu önemli zaferden sonra, güvendigi adamlarindan biri olan Azeb Bey'le savas alanini gezip düsman ölülerini görünce: — Sasilacak sey degil mi? Bütün bu delikanlilar arasinda bir tane ihtiyar yok, der. Bu söz üzerine Azeb Bey ona su cevabi verir: — Eger aralarinda yaslica bir kimse olsaydi, böyle delice bir harekette bulunmazlardi." Osmanlilar, bu savaçta külliyetli miktarda savas ganimeti elde ettiler. Degerli esya ile dolu ikiyüz elli araba, galip gelen Osmanlilar'in eline geçmisti. Bu da gerçekten büyük bir ganimet idi. Müslümanlarin, Avrupa'daki varliklarinin devam edip etmemesi bakimindan bir dönüm noktasi olan Varna savasindan sonra, zaferi müjdelemek üzere belli basli sehirlerin kadilarina ve Islâm hükümdarlarina fetihnâmeler gönderildi. Sultan Murad, bu savasta esir alinan düsman askerlerinden bir kismini ve nasil demirden adamlari yendigini daha iyi anlatabilmek için Macar asilzâdelerinin giydigi zirhlarla donatilmis yirmi bes esiri, Misir Sultani Melik Zahir Çakmak'a gönderdi. II. Murad, bozulmasin diye bal içinde muhafaza edilen kralin basini zaferinin bir nisanesi olarak Bursa valisi Cebe Ali'ye göndermisti. Bursa halki, kalabalik bir topluluk halinde bu zafer nisanesini karsilamaya çikar. Nilüfer suyunda yikanan bu bas, bir mizrak ucunda sokaklarda dolastirildi. Böylece, daha önceki savaslarda meydana gelen maglubiyetler yüzünden moralleri bozulmus olan halka moral verilmeye çalisilir. Murad Bey, savasi müteakip Edirne'ye dönünce vezirlerinin de istegi üzerine bir müddet daha orada kalir. Zira tehlike henüz tam anlamiyla ortadan kalkmis degildi. Bir müddet sonra tehlikenin tamamen kalktigini gören Murad Bey, oglunun mevkiini sarsmamak için, yaninda Sarabdar Hamza Bey ile Iskender Pasa oldugu halde Manisa'ya çekilir. Manisa'daki ikameti müddetince kendisine Saruhan, Aydin ve Mentese sancaklarinin geliri tahsis olunur. Âdeta, tahttan ikinci bir feragat anl***** gelebilecek bu fedakârliga ragmen Murad Bey'in, Varna galibi olarak büyük bir söhret kazandigi anlasilmaktadir. II. MURAD'IN TEKRAR TAHTA GEÇISI Murad Bey'in, Manisa'ya çekilmesinden sonra, devamli surette onu padisah olarak kabul edip buna göre muamele eden Çandarli Halil Pasa ile, genç padisahin etrafinda toplanan rakipleri ikinci vezir ve Rumeli Beylerbeyi Hadim Sehabeddin, genç padisahin lalasi Zaganos ve vezir Saruca Pasa'lar arasinda bir iktidar mücadelesi baslar. Bu arada, genç padisahi yeni fetihler için tesvik eden Sehabedin ve Zaganos Pasa'lar, onu devletin siyasetine hakim tek hükümdar olarak görmek istiyorlardi. Bu durumdan haberdar olan ve kendilerini tehlikede gören Karamanoglu ile Kastamonu hâkimi, Murad Bey'e bas vurarak vaziyeti anlatmak zorunda kalmislardi. Sonradan bunlara Bizans Imparatoru ve Despot da katilacaklardir, Murad Bey, bu bas vurular üzerine küçük sultan ile, onu bu siyasete iten vezirleri siddetle ikaz etmis olmasina ragmen, oglunun gerçek bir padisah gibi hareket etmesinden dolayi da içten içe sevinmisti. Bundan sonra Çandarli Halil Pasa'nin hazirlayacagi uygun vasati beklemeye baslar. Nitekim çok geçmeden yeniçeriler 1446'da Sehabeddin Pasa'nin aleyhine olmak üzere isyan ederler. Halkin da destegi ile güçlükle bastinlari bu isyan üzerine, devletin iç ve dis emniyeti için Murad Bey'in tekrar Edirne'ye gelip is basina geçmesi gerekiyordu. Halil Pasa'nin gizli daveti ile Murad Bey, 5 Mayis 1446'da Rumeli'ye gitmek üzere 4000 kisilik bir kuvvetle Manisa'dan yola çikar. Fakat sonradan fikrini degistirerek Bursa'ya gider. Ama Mora'da despot Konstantin'in tasarrufunun devam ettigi bir sirada Halil Pasa, Ishak Bey ve Anadolu Beylerbeyi Özgüroglu Isa Bey, onu tekrar Edirne'ye davet ederler. Bunun üzerine Murad Bey, Agustos sonlarinda, oglunun haberi olmadan Edirne'ye gelir. Ertesi gün Halil Pasa, Ishak Bey, Isa Bey ve diger beyler aralarinda anlasip genç padisaha nezaketen tahtini babasi lehine terk etmesini, fakat onun bunu kabul etmeyecegini söyleyerek bir emrivaki yaparlar. Murad Bey, yapilan teklifi kabul ederek tahta geçer. Tursun Bey, Sultan Mehmed'in babasina olan saygisindan dolayi tahtini gönül rizasi ile teslim ettigini söyleyerek söyle der: "Amma çün atasina nisbet-i kemâl-i inkiyadi var idi, hüsn-i riza ile atasin getürdi, saltanatin teslim etti." O anda da orada hazir bulunan herkes kendisine bey'at etti. Mehmed, veliahd olarak Zaganos ve Nisanci Ibrahim Bey'le birlikte Manisa'ya gönderildi
__________________
![]() ![]() Linkler Kırıksa Lütfen Özel Mesaj İle Bildirin düzeltelim. Forum Kurallarına Uymaya Özen Gösterin. Paylaşımlara Teşekkür Ederek Destek Verelim. Teşekkür İçin Teşekkür Butonuna Tıklayınız. Kendi Alanınızda Paylaşımlar Yaparak Sizde Katkı Yapabilirsiniz. Tüm İsteklerimizi Forumda Konular İçinde Belirtelim Bunun İçin Özel Mesaj Atmayalım.
|
|||||||||
|
|
|
|
|
#27 (permalink) | |||||||||
Maresal![]() Üyelik tarihi: Şubat-2009
Bulunduğu yer: Ankara-Duisburg
Üye No : 3
Mesajlar: 8.436
Konuları: 3897
![]() ![]() ![]() ![]() ]Aktiflik: 1270 / 1815
İtibar Puanı : 39252
İtibar Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
SULTAN 2.MURAD DÖNEMi
BALKANLAR'DA HAKIMIYET VE MORA SEFERI Yildirim Bâyezid zamaninda Osmanli nüfuzu altina girmis olan Mora, Ankara Muharebesi'nden sonra baglantidan kurtulmustu. Mora'nin büyük bir kismi Bizans'a aitti. Eskiden beri imparatorun oglu veya kardesleri bu yarimadada "Despot" adi ile müstakil birer hükümdar gibi hüküm sürerlerdi. Mora Despotu olan Konstantin (1448'den itibaren Bizans Imparatoru), Segedin muahedesini kabul etmek zorunda kalan Sultan Murad'in, hükümdarliktan çekilmesi üzerine durumu kendi lehine müsait görerek Teb, Beotya ve Pindos taraflarini ele geçirerek Mora'nin müdafaasi için faaliyetlere girismisti. O, bununla da yetinmeyerek Osmanli taraftan olan Atina prensi II. Nerio Acciajoli'yi de kendisiyle birlesmeye zorlamisti. Kuzeyden gelebilecek bir Osmanli hücumuna karsi, Gördes ile Korent denilen ve karadan Mora'nin kapisi durumunda bulunan dar geçidi (berzah) saglamlastirmisti. Böylece Mora, Osmanlilara karsi yeniden tahkim edilmis oluyordu. Mora seferinin sebebi de Padisahin bu tahkimattan süphelenmesi idi. Osmanlilarin, nüfuzlari altindaki Mora'dan vaz geçmeleri mümkün degildi. Çünkü Yunanistan fütuhatinin tamamlanmasi, Mora'ya hâkim olmakla mümkündü. Öyle anlasiliyor ki Osmanlilar'in güttükleri siyasî hedef, Tuna'nin güneyinde, kendi yönetimlerinde olmayan bir toprak parçasi birakmamakti. Daha önce de temas edildigi gibi Varna savasindan önce Papa donanmasinin Çanakkale Bogazini kapatmasi ve Macaristan Krali'nin Varna'ya kadar gelmesi, bütün Hiristiyan dünyasina oldugu gibi Kostantin'e de cesaret vermisti. O da digerleri gibi Osmanlilar'in Varna'da tamamen perisan olacaklarini ve artik Balkanlari tamamiyle terk edeceklerine inaniyordu. Bu yüzden de Osmanlilar'a ait bazi yerleri almisti. Sultan Murad, Varna zaferini kazandiktan sonra, Kostantin'in isgal ettigi yerleri geri vermesini istemis ise de uygun bir cevap alamamisti. Bu yüzden Mora'nin tekrar nüfuz altina alinmasi gerekiyordu. Sultan Murad, Mora seferinden önce bölgeyi ve insanlarini taniyan akinci komutanlarindan Pasa Yigitoglu Gazi Turahan Bey'den buranin askerî, siyasî ve etnografik durumu hakkinda tafsilatli bilgi alir. Sultan Murad, gereken bilgiyi aldiktan sonra Turahan Bey'in akinci kuvvetlerini Mora'nin fesi ile görevlendirir. Korent kalelerini elde edebilmek için çok miktarda top mermisine (gülle) ihtiyaç vardi. Bes kaleyi birden vurabilmek için develerle buraya bakir nakl edilerek toplar dökülür. Serez'de toplanan Osmanli kuvvetleri, süratli bir yürüyüsle 8 Ramazan 850 (27 Kasim 1446)'da Korent (Korintos) berzahini kapayan Hexamilion (Kesmehisar) surlari önüne gelirler. Top atesiyle baslayan savasa bizzat Sultan Murad da katilir. Onun basinda bulundugu asil ordunun gayreti ile kale Aralik ayinin onunda zapt edilir. Osmanlilar'daki topçulugun ilerlemesi sayesinde on üç günde surlar delinmis ve Osmanli ordusu bu deliklerden içeri girip kaleyi zapt etmisti. Korent'in düsmesi ile Mora'nin kapilari yeniden Türklere açilmis oldu. Osmanlilar'ca Balyabadra adi verilen Mora'nin merkezi ve en büyük sehri Petras, tekrar fes edildi. Mora'nin kapisi olan bu yerler alininca bir koldan Padisah, diger koldan da Turahan harekete geçerler. Bunun üzerine Despot Konstantin, tarihçi Halkondilas'i elçi olarak Sultan Murad'a gönderir. Elçi, haber iletmesin diye baslangiçta tevkif edildiyse de sonunda serbest birakilir. Konstantin de senede belli bir miktar vergi vermeyi kabul eder. Ayrica Korent berzahi (geçit) kendisine yiktirilir. Sonuç olarak Osmanlilar'a karsi tecavüzlerde bulunan Despot Konstantin ile kardesi somas, tekrar Osmanli tabiiyetini tanimak zorunda kalirlar. Bu basaridan sonra Edirne'ye dönen Sultan Murad, buradan getirdigi esirleri Anadolu'ya nakl ettirip, oradan da bu bölgeye Müslüman Türkleri getirtmek suretiyle nüfus mübadelesi yapmisti. Eflâk Voyvodasi Vlad Drakul, Sultan Murad'in Mora isini basarili bir sekilde sonuca baglayip Edirne'ye döndügünü görünce, onunla anlasmak ister. Fakat Yanko tarafindan öldürülür. Öte yandan daha önce Osmanli ordusundan kaçtigini belirttigimiz Arnavut Iskender Bey, Papa ve Macar Krali ile temaslarda bulunup Arnavutluk yolu üzerindeki Kocacik hisarini ele geçirmisti. Morava savasi sirasinda ordudan kaçip bozgunluga baslamasi, Kroya sancagina tayin edildigine dair sahte bir ferman uydurup Kroya (Akçahisar)'ya girip hisardaki Osmanli askerinin tamamini uykuda iken kiliçtan geçirmesi, tekrar Hiristiyanliga dönmesi ve Papadan yardim görmesi gibi hareketleri yüzünden ortadan kaldirilmasi gerekiyordu. Iskender Bey, aldigi yardimlar sonucunda kazandigi bazi basarilarina güvenerek Venedikliler'le de bozusur. Osmanlilar bunu iyi degerlendirerek 1448 yazinda bir taarruza karar verirler. Gerçekten de Sultan Murad, belirtilen yilda yaninda Sehzade Mehmed de olmak üzere büyük bir ordu ile Arnavutluga girerek Kocacik hisarini zapt eder. Fakat kisa bir müddet sonra Sirp Despotu Jorj Brankoviç'ten, Jan Hunyad'in Macar, Eflâk, Bohemya ve Almanya'dan topladigi 90.000 kisilik bir ordu ile Tuna'yi geçip Sirp topraklarina girmek üzere oldugu haberini alinca, Sofya'ya çekilerek ordusunu yeniden düzene sokar. Buradan güney yolu ile Kosova ovasina gelerek düsmanini savasa mecbur eder. IKINCI KOSOVA MUHAREBESI Osmanlilar'a karsi tertiplenen bu yeni Haçli seferi, Varna zaferinden dört yil sonra 17-19 Ekim 1448 tarihlerinde olmustur. Takdirin bir tecellisi olacak ki bu ikinci seferde bulunan Osmanli hükümdarinin adi da Murad'dir. Birinci Kosova'da Murad Hüdavendigâr (Birinci Murad), Ikinci Kosova zaferinde de Ikinci Murad bulunmuslardi. Osmanli Devleti, Iskender Bey'in ayaklandirdigi Arnavutlar'i yola getirmek için ugrasiyordu. Sultan Murad, Iskender'in merkezi olan Kroya (Akçahisar)'yi kusatma altina aldigi zaman Jan Hunyad'in hududu geçmek üzere oldugunu Sirp Despotu ile Vidin sancak beyinden ögrenmisti. Bu haberin alinmasi üzerine Sultan Murad kusatmayi kaldirip Sofya'ya dönmüstü. Bu arada Jan Hunyad, Albert'in küçük ogluna naib olarak Macaristan'in bütün dizginlerini ele geçirmisti. Varna muharebesinin kahramanligina sürdügü lekeyi silmek için var gücü ile çalisip kuvvet topluyordu. Bunda muvaffak da oluyordu. Çünkü kisa zamanda etrafinda, Macarlar'dan baska Eflâk, Polonya, Erdel ve Almanya gibi devletlerden de kuvvetler toplanmisti. Böylece Jan Hunyad, doksan bin kisilik bir kuvvetin basina geçip Sirbistan'i isgal ile yoluna devam eder. Sultan Murad, Hunyad'in Tuna'yi geçmek üzere oldugunu ögrenince derhal Arnavutluktan çikarak Sofya'ya gelir. Burada orduyu terhis etmeyerek timarli sipahilere memleketlerinden harçlik getirmek üzere "harçlikçi"lar tayin edip Sofya'da beklemeye karar verir. Jan Hunyad ise yoluna devamla 1448 senesinin Ekim ayi ortalarinda Kosova'ya gelir. Osmanli hükümdari da 80-100 bin kisilik bir kuvvetle ayni yere gelir. Sultan Ikinci Murad, muharebeden önce baris teklifinde bulunmak üzere düsmana elçiler gönderdiyse de bunlar, Jan Hunyad tarafindan gerisin geriye gönderilmislerdi. Iki ordu harb etmeksizin karsilikli olarak bir gün beklediler. Muharebe 1448 Ekim ayinin 17, 18 ve 19. günü olmak üzere üç gün sürdü. Savas, Jan Hunyad'in hücumu ile basladi. Osmanli ordusu klasik bir düzenle sag, sol ve merkez olmak üzere bölümlere ayrilmisti. Düsmanin sag kolunda Macarlar ile Sicilyalilar, sol kolunda da Alman, Bohemya, Transilvanya ve Eflâk (Ulah) kuvvetleri bulunuyordu. Hunyad, Varna'daki hatalan tekrarlamayacagini düsündügünden savasi kazanacagindan emin görünüyordu. Haçli ordusunda, I. Murad'in oglu olan Savci'nin öldürülmesinden sonra kaçmayi basaran oglu Davud da vardi. Muharebenin ilk günü, hafif silahlarla baslayan savas, esit sartlar altinda devam ediyordu. Hunyad, Osmanli ordusunun ikinci gün çekileceginden emin görünüyordu. Bu sebeple asil hücum ikinci günü ögleden sonra baslayip aksama kadar devam etti. Savci Bey'in oglu Davud'un tavsiyesi ile gece yarisi Osmanli ordusuna yapilan baskin da bir ise yaramaz. Muharebe üçüncü gün günesin dogmasiyla tekrar baslar. Taktik geregi Osmanli ordusunun sag ve sol kanatlan mukavemet edemiyorlarmis gibi yavas yavas geri çekilirler. Böylece merkez, düsmana karsi açik ve korumasiz kaliyordu. Durumu fark eden düsman, bütün gücü ile merkeze yüklenir. Yeniçeriler bütün güçleri ile karsi koyarlarsa da onlar da yine plân geregi geri çekiliyormus havasini verirler. Tam bu sirada Osmanli ordusunun sag ve sol kanatlari, merkeze girmis olan düsman kuvvetlerini yandan ve arkadan çevirmeye baslarlar. Bu sirada Turahan Bey'in bulundugu sol kol, Osmanli karsi taarruzunun merkezini teskil ediyordu. Çünkü Osmanlilar'in sol kolu ile harb etmekte olan Jan Hunyad'in sag cenahini, Turahan Bey kuvvetleri çevirmekte idi. Çevrildigini anlayan düsman, ümitsizce savasmaya devam ediyordu. Tam bu esnada Vezir-i A'zam Çandarlizâde Halil Pasa'nin delâleti ve bazi vaadlerle Eflâk prensini harpten çekilmeye ikna etmesi üzerine düsman tam bir ümitsizlige kapilir. Önden ve arkadan hücuma maruz kalan düsman, perisan olmustu. Bununla beraber askerler, geri çekilerek siperlerine ulasabildiler. Hunyad, komutanlari ile görüsüp durum degerlendirmesi yapar. Ama gece yansi yanina aldigi bazi seçkin süvarileri ile harp meydanini terk edip kaçar. Onun kaçtigini bilmeyen ordusu, sabahleyin Türklerin hücumuna dayanmaya çalisirsa da komutanlarinin kaçtigini ögrenince tamamen dagilir. Bu ordudan pek azi kurtulur. Düsmanin zayiati on yedi bin kadardi. Halkondil'e göre Osmanlilar'in zayiati ise dört bin civarindadir. Böylece Kosova ovasinda Müslüman Türkler ikinci defa parlak bir zafer kazanmis oluyorlardi. Ikinci Kosova, Avrupa'nin, Türkleri Balkanlar'dan sürmek için yaptigi sonuncu tesebbüstür. Bundan sonra Avrupa tamamen savunma durumuna geçecek, elindeki toprak ve menfaatleri kaptirmamak için mücadele edecektir. Sultan Murad, 1450 yazinda oglu Mehmed'i de yanina alarak ikinci defa Amavutluk seferine çikar. Osmanli kuvvetleri Akçahisar'i kusatip toplarla dövmeye basladilarsa da hisarin savunmasini Vrana'ya birakip disarda ani baskinlarda bulunduktan sonra sarp daglara siginan Iskender'in bu neviden baskinlari yüzünden alinamaz. Tam bu esnada Jan Hunyad'in yeni bir hücuma kalkisacagi sayiasi yayilir. Ekim soguklarinin da baslamasi üzerine Sultan Murad, kusatmayi kaldirip Edirne'ye döner. Sultan Murad'in kaleyi fes etmeden Edirne'ye dönmesi, Hiristiyan âleminde büyük bir sevinçle karsilanir. Bu hâdiseden sonra Iskender Bey'in söhreti birdenbire artar. SEHZÂDE MEHMED'IN DÜGÜNÜ Akçahisar kusatmasinin kaldirilmasi, Hiristiyan dünyasinda büyük bir sevince sebep olmustu. Bununla beraber Osmanlilar üzerinde fazla bir etkisinin, olmadigi anlasilmaktadir. Zira bu hadiseden hemen sonra Sultan Murad, sehzadesi Mehmed için Edirne'de muhtesem bir dügün tertiplemisti. Sultan Murad, daha önce bir sefer evlenmis bulunan oglu Sehzâde Mehmed'e Dulkadiroglu'nun kizini almak istedigini, Vezir-i A'zam Halil Pasa'ya sorup fikrini almak ister. O da bu görüsün yerinde oldugunu söyler. Bu sirada Dulkadir Beyligi'nde Nâsirüddin Mehmed Bey'in oglu Süleyman Bey bulunuyordu. Bundan çok seneler önce, Çelebi Sultan Mehmed Bey de Nâsirüddin Bey'in kizini almis oldugu için arada bir akrabalik da vardi. Bunun için derhal Amasya sancakbeyi Hizir Bey'in hanimi, görücü olarak Elbistan'a gönderilir. Süleyman Bey'in bes kizindan en küçügü olan Sitti Hanim'in nikahi kiyildiktan sonra gelin olarak Edirne'ye getirilir. 1450 senesi kisinda (H. 854, Sevval-Zilhicce) genç sehzade Mehmed'in evlenmesi münasebetiyle dogu ve batidaki dost hükümdarlar ile tâbi beyler, Edirne'ye davet edilerek muhtesem bir dügün yapilir. Bu is ve davetlerin organizasyonu için Saruca Pasa görevlendirilmisti. Dügünden sonra Sehzade Mehmed genç karisiyla birlikte Manisa'ya gider. SULTAN II. MURAD'IN VEFATI VE SAHSIYETI Sultan II. Murad, genç evlileri Manisa'ya ugurladiktan kisa bir müddet sonra 1 Muharrem 855 (3 Subat 1451) günü kusluk vakti vefat etti. Kaynaklarin çogu, Sultan Murad'in Ölümünü nüzûl (felç) isabetine, bazilari da soguk alginligindan ileri gelen kisa bir hastaliga baglarlar. Dukas ve Hammer gibi bazi tarihçiler de asiri yorgunlugun ölümüne sebep oldugunu bildirliler. Öldügü zaman henüz kirk sekiz yaslarinda idi. Ölüm hadisesinden hemen sonra cesedi tahnit edilir. Vefat haberi Manisa'daki Sehzade Mehmed'e bildirilerek derhal gelmesi istenir. Halil Pasa tarafindan gönderilen bu haber üzerine "Beni seven arkamdan gelsin" diyen Sehzade Mehmed, sür'atli bir sekilde Edirne'ye gelip babasinin ölümünden 16 gün sonra Osmanli tahtina geçer. Ileride "Fatih" ünvanini alacak olan genç padisah, babasinin vasiyeti geregi cesedini Bursa'ya göndererek onu bugün hâlâ "Muradiye" diye bilinen semtteki türbesine defn ettirir. Murad Bey, veya halkin dili ile Koca Murad 1446 Agustos'unda tanzim edip Eylül sonlarinda Halil Pasa, Saruca Pasa, Ishak Pasa ve kadiasker Mehmed b. Feramürz tarafindan tescil olunan vasiyetnâmesinde nereye ve ne sekilde gömülecegini, üstüne yapilacak türbenin ne sekilde olacagini ve nihayet vakfinin sartlarini bildirir. O, asli Arapça olan ve oglu tarafindan uyulan vasiyetnâmesinde söyle diyordu: "... Öldügüm zaman beni Bursa'ya, caminin yakinindaki oglum Alaeddin'in 3-4 arsin yanina gömün. Mezarimin üstüne büyük hükümdarlar için yapilan muhtesem türbelerden yapmayiniz. Cesedimi lahde degil, sünnet-i seniyye üzre topraga koyun. Etrafi duvar fakat üstü açik bir türbe yapiniz. Hafizlarin Kur'an okuyacaklari yerin üzeri kapali, kabrimin üstüne yagmur yagmasi için oraya tesadüf eden kismin üstü açik olsun. Azad edilmemis olan kölelerimin tamami ölümümden kirk gün önce azad edilmistir. Etrafima evlad ve akrabalarimdan kimseyi gömmeyin. Eger Bursa'dan baska bir yerde ölürsem nâsimi oraya nakl ediniz. Bu nakil, bir persembe günü olsun ki, defin cuma günü gerçeklessin..." II. Murad hakkinda gerek Osmanli, gerekse diger milletlere mensub tarihçilerin ittifaka yakin bir sekilde beyan ettiklerine göre o, ince ruhlu, hassas, çok âdil, merhametli, sözüne ve vaadlerine sâdik, cesur, azim ve tedbir sahibi, güler yüzlü, ahdine riayet edenler hakkinda dost, ahdini bozanlar hakkinda da sedid idi. Hammer'in de ifadesine göre memleketini seref ve hakkaniyetle idare ederek milletinin hatirasinda mütedeyyin (dindar) lütufkâr, âdil ve metin bir hükümdar adi birakti. Savasta oldugu gibi barista da sözünün eri idi. Ancak sözünden dönenlerin korkunç öc alicisi idi. Sultan II. Murad, ince ruhlu ve hassas bir kimse idi. Ilmî müsahabeleri sever, ulemayi himaye eder ve onlara tahsisatlar ayirirdi. Musikî, siir ve edebiyata düskündü. Denebilir ki siir, onunla Osmanli sarayina girmisti. Suara tezkireleri, onun sairliginden bahs ederlerken onun ilim ve sanata olan sevgisinden de uzun uzadiya söz ederler. Güldeste-i Riyaz-i Irfan'a göre bizzat kendi latif tab'i (yaratilisi) siire meyyâl ve nükte söyleyicilerin dildâdesi olup haftada iki gün âlim ve sairleri divaninda toplayip ilmî mübâheseler ederek ve sairlerin münazara ve münakasalarini dinleyerek "Ehl-i kemâlin cevheri, ancak itibar ile parlayip açilir" derdi. Çagdas tarihçi Ibn Tagriberdî, onun sahsiyeti hakkindaki su ifadeleri ile gerçegi yansitmaya çalisir: "Hükümdarligi uzun sürmüs, yükselmis, hasmet kazanmis, saadete ermis ve Rûm (Anadolu) hükümdarlarinin en büyügü olmustur. Cihaddan hiç bir vakit geri kalmamakla beraber eglence ve zevke düskündü. Allah yolunda tehlikelere bizzat atilir ve bu ugurda yorulmak bilmez, varini yogunu harcardi. Bütün hayati böyle geçmis denebilir. Bununla beraber halka karsi âdil olup isleri ile yakindan ilgilenirdi. Ayni zamanda cömert ve iyi huylu idi. Yalniz su kadar var ki keyfine düskündü. Musikî ehlini severdi. Fakat bir cihad haberi gelince derhal kalkar her seyi birakirdi." Ülkesinde kültür ve ilim hayatini yükseltmek için her fedakârligi göze alabilen Sultan Murad, ilim adami ve bilginlere karsi son derece cömert davranirdi. Bu sebeple Arabistan, Türkistan ve Kirim gibi yerlerden pek çok degerli âlim, onun ülkesine gelmisti. Bu da memlekette kültürün gelismesine ve ilmî ilerlemenin sür'atli bir sekilde olmasina sebep olmustu. Gerçekten de onun döneminde Arapça ve Farsça'dan bir çok eserin Türkçe'ye tercüme edildigini, bunun da kültürel gelismeye tesir ettigini biliyoruz. Hatta onun adina birçok eser telif ve tercüme edilmisti. Sultan Murad, Edirne, Bursa, Selânik, Ipsala ve Ergene gibi önemli yerlesim merkezlerinde yaptirdigi hayir ve sosyal tesisler ile de dikkat çeker. Yaptirdigi muazzam eserler sebebiyle kendisine "Ebu'l-hayrât" ünvani verilmisti. Onun bu neviden faaliyetlerini gören devrinin devlet erkâni ile zenginleri de benzer tesisleri kurmakta gecikmediler. Bursa'da Muradiye Camii, imâret, medrese ve müstemilâti Sultan II. Murad tarafindan yaptirilmistir. Fakat bu hakan asil dev eserlerini Edirne'de insa ettirmisti. Bunlarin en mühimleri, Muradiye (1435), Dâru'l-hadis (1435), Yeni Cami (Bugünkü adi ile Üç Serefeli, 1447) gibi eserlerdir. "Üç Serefeli" denen minare, Türk minarelerinin en güzellerinden biridir. 1413'te Çelebi Sultan Mehmed'in, Mimar Konyali Haci Alaeddin'e tamamlattigi Eski Cami'de oldugu gibi Üç Serefeli'de de kisin abdest musluklarindan sicak su akardi. Sultan Murad, Edirne'yi ihya edercesine kalkindirmis ve Balkanlarin en büyük sehri haline getirmisti. O, Ergene köprüsünü yaptirmak suretiyle bölgeyi de yerlesime açmisti. Dogu ile bati arasinda önemli bir geçit vazifesi gören Ergene köprüsünün yeri, orman ve bataklikti. Bu yüzden burasi, eskiya, kanun kaçaklari ve hirsizlar için mükemmel bir barinak vazifesi görüyordu. Sultan Murad, böyle bir yerde köprü yaptirmak suretiyle hem kötülüklerin barinagini kurutmus oluyor, hem ulasimin kolaylasmasini sagliyor, hem de bölgenin mamur hale gelmesine yardim ediyordu. Köprünün insasindan sonra burada cami, hamam, imâret ve pazar gibi halkin ihtiyaçlarina cevap verebilecek sosyal tesisleri kurduktan sonra halki oraya yerlestirir. O, bununla da kalmaz, gelip oraya yerlesen halki birçok vergiden de muaf tutar. Âsikpasazâde köprü insaatinin durumunu verdikten sonra söyle der: "Köprünün iki basini mamur sehir edüp imâret ve Cuma mescidi etti. Hamam ve pazarlar yapti. Ve ol vakit kim imâretin kapusu açildi. Sultan Murad ulemayi ve fukarayi kendisi aldi ol imârete vardi. Bir nice gün atâlar etti. Akçalar ve floriler ülestirdi. Ol taam pistigi vakit kendi mübarek eli ile fukaraya ülestirdi. Ve çiragin kendi uyardi. Yapan mimarlara hil'atlar giydirdi. Ol sehrin halkini cemi-i avarizdan muaf ve müsellem etti." ASKERi YAYILIs XIII. yy ikinci yarisinda Mogollar'in baskisi sonucu Anadolu'da, Anadolu Selçuklu devleti çökmüs, meydana gelen karisik ortamda, XIII. yy sonu ile XIV. yy baslarinda yeni siyasi yapilar ortaya çikmistir. Bunlardan biri olan Osmanlilar, kisa zamanda geliserek alti asir sürecek bir imparatorluk kurmuslardir. Türk-islam ve dünya tarihinde çok önemli bir yer tutan Osmanli Devleti'nin, kurulusu, gelisimi, mensei ve mesrulugu üzerine tartismalar çikmistir. Osmanlilar'in ilk dönemlerine ait belgelerin olmayisi, bu dönemlere ait bilgilerin ancak XV. yüzyila ait belgelerle sinirli kalmasi, Osmanli Devleti'nin kurulusu üzerine yapilan arastirmalarin konuyu tam olarak aydinlatmasini yetersiz kilmis ve kurulusu, gelisimi, mensei üzerine çesitli görüslerin ortaya çikmasina sebep olmustur. Ben de burada, bu görüsler çerçevesinde Osmanli Devletinin erken dönemlerinden Fatih dönemine kadar geçen süreçte, devletin askeri olarak yayilmasi ile Osmanli hanedaninin mesruiyeti arasindaki iliskiyi açiklamaya çalisacagim. Osmanli Devletinin kurulusu, Selçuklu tarihi çerçevesinde incelenmelidir. Osmanli beyligi Selçuklu-Bizans sinirinda kurulmus bir uç beyligidir. Bati Anadolu'da kurulan bu beyligin dogus sartlarini Mogol baskisi sonucu Anadolu'da meydana gelen gelismeler hazirlamistir. Bati uç bölgesi, XV. yy ikinci yarisindan sonra Anadolu Türkleri için yeni bir hayat ve faaliyet sahasi olmustur . Anadolu Selçuklu Devleti'nin Mogol baskisi sonucu dagilmaya baslamasiyla uç bölgelerde yavas yavas bagimsiz ya da yari bagimsiz beylikler ortaya çikmaya basladi. Mogol baskisi yüzünden bir çok Türkmen, Bizans sinirinda ve bati Anadolu'da ortaya çikan beyliklere siginmislardir. Bunlarin içinde onlarin manevi hayatlarinda önemli rol oynayan çok sayida seyh ve dervis gibi din adamlari da vardi. Bunlar, alperenlik gelenegini gazilige dönüstürmüsler ve Osmanli Devleti'nin fütuhatçi askeri karakterini tayin etmislerdir. Yine batida beliren imkanlardan faydalanmak isteyen ulema, sanatkâr, tüccar, esnaf gibi yerlesik kesimden halkin bir bölümü de uç bölgelerine akin ettiler. Bunlar, müstakil hale gelen Türkmen beyliklerinde iktisadî açidan bir alt yapi olusturmuslardir. Özellikle ahilik teskilati bu organizasyonda ve devletin kurulusunda önemli bir rol üstlenmistir . Mogol hakimiyeti kuzey ve orta Anadolu'da güçlü olmasina ragmen, uç bölgelerde daha az etkiliydi. Bati Anadolu'da bulunan Germiyanogullari güçlenmis, birtakim beylikleri kendisine baglamis ve Bizans dahi onlara senelik vergi vermekteydi. Ancak, daha sonralari Türk devlet anlayisinin bir sonucu, olarak aile üyeleri arasinda topraklarinin bölünmesi ile Germiyanogullari'nin güçleri azalmis, eski nüfuz bölgelerinde bagimsiz idareler kurulmustur. Bunlardan Karesi, Aydin ve Saruhanogullari, deniz gazalari ile varliklarini sürdürmüslerdir. Menteseogullari ayni sekilde faaliyet göstermekte, Sinop ve Kastamonu yörelerinde Candarogullari, Antalya yöresinde Hamidogullari, Konya'da Karamanogullari ve degisik bölgelerde de çesitli beylikler vardir. Bu beylikler arasinda baslangiçta dikkat çekmeyen, Germiyanogullari ile Candarogullari arasinda sikisip kalmis bir bölgede, Bati Anadolu tarihinde ve daha sonrada dünya tarihide yer edinecek olan Osmanlilar ortaya çikmislardir. Osman beyin yönetiminde, onun etrafinda toplanmis ve onun adiyla bilinen Osmanli toplumu, bir beylik haline dönüstügünde, dogusu ve güneyi diger gazi beylikleri, uç toplumlari ile çevriliydi. Kuzeyinde ve batisinda ise merkezî otoritenin saglam olmadigi Bizans topraklari vardi. Osmanlilar, Bizans sinirina dogru gaza hareketine girismisler, birçok kimse de gaza ve ganimet için bu uç beyligine akin etmistir. Osmanli toplumunun büyümesinde Anadolu içlerinden gelip Osmanli ucunda yerlesen kisilerin payi önemliydi. Osmanlinin topraklarini da genisletmesiyle nüfusu giderek artiyordu. Uç bölgelerinin siyasal karisikligi içinde, beylik sayilamayacak küçük toplumlar da vardi. Ertugrul Bey'in uç toplumu, Osman Bey'in beyligi haline dönüstükçe, etraftaki bu gibi uç toplumlarinin bazilari Osman Bey'e katilmayi tercih etmislerdir. Bu katilimlar sadece Türkler arasinda degil, Köse Mihal gibi Rumlar arasinda da olmustur. Rivayetlerde, Osman Bey Karacahisari fesettikten sonra siyasi bir sahsiyet kazanmis, Selçuklu sultaninin gönderdigi hakimiyet sembollerini tasiyan bir sancak beyi durumuna gelmis, kendi bölgesini ve oradaki halki Germiyanogullari gibi komsu beylere karsi koruma mesuliyetini yüklenmis ve fetihlerle hakimiyet alanini genisletme yoluna gitmis ve bir devlet politikasi dogmustur. Gazileri etrafinda toplayan Osman Bey, seyh Edabali ile yakinligi sayesinde Osmanli hanedaninin hakimiyet haklarini islâmî hilafet-saltanat anlayisi çerçevesinde mesrulastirma gayreti gösterir. Osmanli ailesinin, diger Türkmen beylikleri üzerinde hakimiyet iddialari XIV. ve XV. yüzyillarda önemli bir siyasî konu haline gelmis ve Osmanli tarihçileri bu amaçla hanedan için birtakim secereler düzenlemislerdir . ilk Osmanli kaynaklarinda Osmanli hanedanliginin mensei konusunda Osmanlilardan bahsetmeyerek sadece Kayilardan bahsetmeleri, II. Murad döneminden baslayan ve Oguz seceresinde serefli bir yer sahibi edinmek amacindan dolayi böyle bir anane vücuda gelmesini saglayan bir harekete sebep oldugunu ileri süren, yani Osmanlilari Kayilardan kabul etmeyen Paul Wittek'in görüsleri bu konuda bazi tereddütlerin dogmasina sebep olmus, ayrica Z.V. Toganin Kayilarin Oguza dayandirilmasinin bir zorlama eseri oldugu ancak her nasil olursa olsun Osmanlilarin XII. yüzyilda Horasan'dan Ahlat yoluyla gelen Kayilardan oldugu iddialarina Fuad Köprülü , Kayilarin bir Oguz boyu oldugunu ve Osmanli ailesinin bu Kayilara mensub oldugunu açiklamistir. Osmanli hükümdarlari kendilerini mesru kilmak amaciyla kendilerini secerede önemli bir yere oturtmak isteselerdi, Oguz ananesine göre hükümdarlarin en çok çiktigi Salur veya Kinik boylarindan birinden geldiklerini iddia ederlerdi. Osmanli sülalesinin, Türklerin soylarinin Oguz Han'a kadar çikarilan silsilenamede yer almasi konusu ise sadece hükümdar ailesine degil, Kayi boyuna aittir ve menkibevî degerinden baska bir önemi yoktur. Bunlardan baska devletin gücünün arttigi dönemlerde hem Osmanli hanedaninin asaletini yüceltmek hem de imparatorlugun olusumundaki bazi etkenleri daha sempatik göstermek amaciyla Osman'i Komenler soyundan getiren veya peygamber soyuna dayandiran çesitli rivayetlerin gerçekle alakasi yoktur. Devletler kendilerini gelistirmek, güçlerini artirmak istedikleri zaman bir üstünlük kaynagi olan toprak fetihlerine girismislerdir. Bu ve bundan baska nedenlerin de etkisi ile Osmanli tarihinde savaslarin ve fetihlerin çoklugu gözümüze çarpmaktadir. Osmanli Devleti'nin bir uç boyu toplumundan baslayarak büyümesi, akinciligi gazilige dönüstürerek gelismesi, Osmanlilarin kendilerine özgü bir yayilma siyaseti ve yöntemi olusturmasina yol açmistir. ilk gelisme dönemlerinde Bati Anadolu nüfusunun dogudan gelen ve çogunlugunu sehirli, köylü ya da göçebe Türklerin olusturduklari insan dalgalariyla beslenmesi Osmanli gelismesinde önemli bir unsur olmustur. ilk Osmanli padisahlari, fetihleri sürekli kilmak için hinterland bölgesinden nüfus çekmek için çalismislardir. Fetihlerin genislemesi ile sürgün ve kolonizasyon usulu sistemli bir sekilde uygulanmistir. Fetihlerinde islâm esaslarina göre hareket eden Osmanlilar, uç devletleri gibi itaat eden Rum kasabalarinda yalniz surlari yikmis Hiristiyan halk yerlerinde birakilmistir. Osmanli uç toplumu olustugu sirada hem Bizansin hem de Selçuklu Devletinin zayif düsmesi, Selçuklularin zamanla Mogol baskisi sonucu ortadan kalkmasi ile Osmanli akincilarinin sinir bölgesinde tutunmasini ve sürekli genislemesini kolaylastirmistir. Anadolu Selçuklu devleti çöküp bati Anadolu'da zayifladigi sirada Osmanlilarla birlikte ve hatta onlardan daha önce kurulan ve Osmanlilardan daha güçlü olan akinci toplumlardan olusan uç devletleri vardi. Peki, Osmanliyi, ayni akinci ruhuna sahip diger beyliklerden farkli kilan neydi de alti asir sürecek bir imparatorlugun kurulmasini sagladilar? Bu durum en önemli sebebi, Osmanlilarin bulunduklari cografyanin öneminden kaynaklanmaktadir. Osmanli disindaki diger uç beyliklerinin genisleyebilecekleri sahalarin azligi, böyle bir imkani olan beyliklerin ise duragan bir fetih hareketinde bulunmalari bu beyliklerin gelisme durumlarini etkilemistir . Yine, ilk dönemlerde bu beyliklerin gaza ile ugrasan Osmanlilara düsmanlik içinde olmamalari ve kendi durumlarini da korumaya çalismalari gibi etkenler de Osmanlilarin gelismesinde etkili olmustur. Osmanli Devletinin küçük bir bölgesel devletten, XIV.yy sonunda, hatiri sayilir bir devlet durumuna gelmelerinde Rumeli'ye geçmeleri ve fetihlerine orada devam etmeleri en önemli etkenlerden biridir. Eger Osmanlilar, fetihlerini ilk önce bati ve kuzey yönünde degil de dogu ve güney yönünde yapsalardi dünya tarihini etkileyecek bir imparatorluk olarak ortaya çikmalari çok zor olacakti . Tabi ki burada Osmanlilarin bulunduklari cografi konumun etkisi de çok büyüktür. Osmanlilar, Rumeli tarafinda yayilmalari sonucunda, diger beylikler üzerinde hakim bir durum kazandilar. Osmanlilarin Rumeli'de gazanin önderi durumuna gelmesinde Karesi beyliginin alinmasi sonucunda olmustur. Bu sirada Bizansin iç karisikliklar içinde bulunmasi ve zaman zaman imparatorlarin Orhan Bey'den yardim istemeleri Rumeli'ye geçisi kolaylastirmistir. Fetihlerini yerlesme amaçli yapan Osmanli Beyligi, 1350-1361 yillari arasinda, Kizilirmak'tan Meriç'e kadar genis bir bölgeye hâkim, güçlü bir devlet olarak ortaya çikti. Osmanlilarin Rumeli'ye geçtikten sonra, burada yerlesmeleri sistemli bir sekilde yürütülmüstür. Osmanli fetihleri, Anadolu halkina yeni gaza ve yerlesme alanlari açiyor ve bundan dolayi Anadolu'nun gazaci ruhu buralara geliyordu. Osmanlinin, yayilma ve yerlesmesinde sadece askeri kuvvetle degil yerli halka karsi uyguladigi akillica siyasetinin de çok büyük etkisi vardir. Osmanli, yerli halkla kaynasmis, onlarin dinî ve sosyal hayatina karismamis, vergilerden cani yanmis halka agir vergiler yüklememis, mevcut kanunlarina aykiri keyfî muamelede bulunmamistir. Bu vb. sebeplerden dolayi halk kendi idarelerine karsi, Osmanli idaresini dahi tercih etmis oldugu gözükmektedir . Osmanlinin, Rumeli'de yayilisi ve yerlesmesinde baska bir etken de, buraya yapilan ve devletçe yaptirilan göçlerdir. Fesedilen yerlerde, tehlikeli olabilecek nitelikte olan sahis ve aileler de Anadolu'ya sürülmüstür. Rumeli'ye yapilan göçlerin Osmanli kontrolünde gerçeklestirilmesi Osmanlinin büyüyebilmesinde ayri bir öneme sahiptir. Anadolu'da, uç bölgelerde, akinci komutanlar kuvvetlendikleri zaman, merkezi otoritede de gevseklik hissettiklerinde bagli bulunduklari beylige yada devlete karsi gelebiliyor, bölünmelere sebep olabiliyorlardi. Osmanlilar, genellikle, uç boylarinin yönetimini Osmanli ailesi içinde tutmaya dikkat etmisler, aile disindan olanlar içinde söyle bir durumun etkisini görüyoruz. Uçlardaki bu uç beyleri, akin alanlarini genisletmek için sürekli Anadolu'dan beslenmeleri gerekiyordu. Anadolu'dan Rumeli'ye yapilan göçler de Osmanli kontrolünde oldugundan bu uç beyleri merkeze bagli kalmak zorunda kaliyorlardi. I.Murad zamaninda Anadolu'da ve Balkanlarda Osmanli hakimiyeti kurulmaya baslanmistir. Osmanlinin uyguladigi akilli siyaset ve sahip oldugu askerî üstünlügü sonucunda Anadolu beylikleri ve balkan devletleri Osmanli sultanini matbu tanidilar. Osmanli merkezde daîmi bir ordu kurarak iç ve dis düsmanlarini sindirecek merkeziyetçi bir yapiya bürünüyordu. Diger Anadolu beyliklerinde ise ordu, asiret beylerinin veya mahallî hanedanlarin getirdigi ayri ayri kuvvetlere dayaniyordu. Balkanlarda da iç karisikliklar ortaya çikmis durumdaydi. Birbirleriyle çatisan guruplarin durumu Osmanlinin yayilmasini kolaylastirmistir. Balkanlarda güçlenen Osmanlilar, Anadolu'da da rakipleri Gemiyanogullarini ve Hamidogullari topraklarindan bir kismini kendi topraklarina kattilar. Kendini Selçuklu varisi kabul eden Konya'da hakimiyet süren Karamanogullari, Osmanlilarin Anadolu'daki genislemesine karsi çikiyor ve karsi faaliyetlerde bulunuyordu. Osmanlilar, Karamanogullari üzerine yürüyerek onlarin kendilerine baglilik bildirmesini sagladilar. Osmanli beyligi I. Murad döneminde devlet olma özelligini kazanmisti. I. Bayezid'in döneminde Osmanli Devleti, yeni bir siyasetin uygulayicisi olmustur. I. Murad'in öldürülmesi ile Anadolu ve Balkanlarda hareketlenmeler oldu. I. Bayezid isyana girisen Anadolu beylikleri üzerinde tekrar hakimiyet kurarak merkezi bir idarenin gerçeklestirilmesi yönünde önemli bir adim atmistir. I. Bayezid bu siyaseti uygularken gaza liderligi vasfini ön plana çikarmistir. Memluklular'dan gaziler sultani ünvanini alan I. Bayezid hakimiyetini dogu Anadolu'ya dogru yaymak istemis ancak Timur'la yapilan Ankara savasinda basarisiz olmus ve devlet bundan sonra bir karmasa dönemine girmistir. Timur Anadolu'daki beylikleri tekrar canlandirmis, Osmanlilar da dahil hepsini kendine baglamistir. Osmanlinin bu dönemde sinirlari, I.Murad dönemindeki sinirlarina çekilmisti. Uç beyleri sayesinde bütünlügünü koruyan Rumeli, Osmanli Devletinin agirlik merkezi oldu. Osmanlilar burada da karisikliklara yol açmamak için dikkatli bir siyaset izlemislerdir. II. Murad, Anadolu'nun durumu dolayisiyla ilk dönemlerinde islâmi anlayis ve merkezî devlet sistemine siki sikiya baglanmaktan kaçinmis ve timarli sipahiler, Türkmen boylari ve kapikullari arasinda bir denge kurmaya dikkat etmistir. Timur'un Anadolu siyasetini devam ettirmek isteyen sahrunsah'in iddialari karsisinda eski oguz ananeleri yeniden canlandirildi. Kayi boyunun üstünlügü savunularak Anadolu'daki Timur nüfuzu kirilmaya çalisilmistir. XV. ve XVI. yy Osmanli tarihlerine de akseden bu Oguz-Türkmen ananesine baglilik ve Türk dilinin edebiyat ve ilim dili haline getirme çabalari bu dönemde olmustur . Tarihçiler arasinda, Osmanlinin kurulusu ve gelismesi degisik sebepler ön plana çikarilarak anlatilmak istenmis ve böylece ortaya çesitli kurulus teorileri ve onlari çürütmeye çalisan degisik kurulus teorileri ortaya atilmistir. Osmanlinin mesruiyeti bu degisik görüsler çerçevesinde ifade edilmeye çalisilmaktadir. Osmanli Devlet'nin kurulusu hakkinda farkli bir görüs ortaya atanlardan biri Gibbon's'tur. Gibbon's, Osman ve asiretinin Sögüt'e gelmeden önce müsrik olduklarini bunlarin daha sonra müslüman olduklarini ileri sürmekte, buna delil olarak da menkibevî rüyalari kendine dayanak yapmaktadir. Bu sonradan müslüman olan topluluk ile yerli hristiyan rum halkin islâmiyeti kabul etmesi sonucu yeni bir müslüman irkin dogdugunu ve Osmanli Devletini de bunlarin kurdugunu ileri sürmekte. Bu tezine, Osmanli nüfusunun kisa sürede çogalmasini bu çogalmanin da ancak böyle bir birlesmenin sonucu olabilecegini dayanak yapiyor. Fuat köprülü, Gibbon's'un bu tezine karsi çikarak Osmanliyi olusturan etkenlerin tek bir nedenle açiklanmasinin yetersiz olacagini belirterek, Osmanli Devleti'nin kurulusunda ve gelisiminde Selçuklularin, Kayi boyunun, uç geleneginin, gazilerin, ahilerin, hükümdarlarin kisiliklerinin, devletin kuruldugu cografyanin vb. bir çok özelligin etkili oldugunu ileri sürmektedir .
__________________
![]() ![]() Linkler Kırıksa Lütfen Özel Mesaj İle Bildirin düzeltelim. Forum Kurallarına Uymaya Özen Gösterin. Paylaşımlara Teşekkür Ederek Destek Verelim. Teşekkür İçin Teşekkür Butonuna Tıklayınız. Kendi Alanınızda Paylaşımlar Yaparak Sizde Katkı Yapabilirsiniz. Tüm İsteklerimizi Forumda Konular İçinde Belirtelim Bunun İçin Özel Mesaj Atmayalım.
|
|||||||||
|
|
|
|
|
#28 (permalink) | |||||||||
Maresal![]() Üyelik tarihi: Şubat-2009
Bulunduğu yer: Ankara-Duisburg
Üye No : 3
Mesajlar: 8.436
Konuları: 3897
![]() ![]() ![]() ![]() ]Aktiflik: 1270 / 1815
İtibar Puanı : 39252
İtibar Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
YÜKSELME DÖNEMi
FATiH VE REFORMLARI Fatih Sultan Mehmed döneminde istanbul fesedilmis ve devletten imparatorluga geçilmistir. Bu dönemde Fatih Sultan Mehmed Fatih Fatih Fatih döneminde Fatih döneminin en önemli gelismelerinden biri de Fatih döneminde meydana gelen gelismelerden biri de hukuk alaninda olmustur. Fatih dönemi Fatihin çikarmis oldugu kanunname Teskilât kanunu Kaynagi ve dayanagi padisah iradesi olan örfî kanunlar ikinci kanunname olan reâyâ kanunu da teskilat kanunu gibi daha eski kanunlari içermektedir. Dört kisimdan olusan bu kanunnamenin ilk üç kismini ceza Vergi kanunlari imparatorlugun degisik yerlerinde ve farkli zümreler üzerinde degisiklik göstermesine karsin
__________________
![]() ![]() Linkler Kırıksa Lütfen Özel Mesaj İle Bildirin düzeltelim. Forum Kurallarına Uymaya Özen Gösterin. Paylaşımlara Teşekkür Ederek Destek Verelim. Teşekkür İçin Teşekkür Butonuna Tıklayınız. Kendi Alanınızda Paylaşımlar Yaparak Sizde Katkı Yapabilirsiniz. Tüm İsteklerimizi Forumda Konular İçinde Belirtelim Bunun İçin Özel Mesaj Atmayalım.
|
|||||||||
|
|
|
|
|
#29 (permalink) | |||||||||
Maresal![]() Üyelik tarihi: Şubat-2009
Bulunduğu yer: Ankara-Duisburg
Üye No : 3
Mesajlar: 8.436
Konuları: 3897
![]() ![]() ![]() ![]() ]Aktiflik: 1270 / 1815
İtibar Puanı : 39252
İtibar Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
YÜKSELME DÖNEMi 1
Istanbul'un Fesi: II. Mehmet, babasinin ölümü üzerine ikinci kez Osmanli tahtina oturdugunda, devletin ortasinda bir ser adacigi hâlinde kalmis köhne Bizans'i ortadan kaldirmayi öncelikle hedef olarak belirlemisti. Böylelikle Osmanli devleti tam bir cihan devleti haline gelebilecekti. Hedefini gerçeklestirmek için ilkin Sirbistan ve Eflâk ile anlasma imzalayan Fatih, Karamanoglu tehlikesini de geçici de olsa bertaraf etti. Bizans'a ulasabilecek muhtemel yardimi önlemek için Bogaz'in Avrupa yakasina Rumeli Hisar'ini yaptirarak kusatma hazirliklarini tamamladi. Nihayet kusatilan Istanbul'a karsi 6 Nisan 1453'te kara ve denizden saldiri baslatildi. II. Mehmet, Edirne'de döktürdügü çaginin en güçlü toplariyla Istanbul surlarini karadan sarsarken 18 Nisan'da donanma bütün Istanbul adalarini ele geçiriyordu. Fakat, Haliç'in zincirle kapatilmasi sebebiyle kara ve deniz birlikleri müsterek bir harekâta geçemiyor ve bu durum da kusatmanin basarisina gölge düsürüyordu. Nihayet 22 Nisan'da Osmanli donanmasinin karadan Haliç'e indirilmesi gibi müsis bir plânin gerçeklestirilmesi, kusatmanin seyrini degistirmeye baslamisti. Seksen parçalik donanmayi bir anda karsilarinda gören Bizans'in direnme gücü artik kirilmisti. 29 Mayis 1453'teki nihaî harekâtla Istanbul fesedildiginde, II. Mehmet, Peygamberimizin müjdesine mazhar oluyor ve "fes-i mübin" ile "Fatih"lik serefini elde ediyordu.Bizans'in ortadan kaldirilmasi hem Türk tarihi hem de dünya tarihi açisindan büyük bir öneme sahiptir. Bu fetihle Osmanli Devleti, artik tam bir cihan devleti hâline gelmis, Islâm dünyasi ve Avrupa içinde büyük bir prestij ve güç kazanmistir. Avrupa için bu fetih çag açip, çag kapayan bir fetihtir. Katolik Avrupa'nin, Ortadoks dünyasiyla bütünlesme çabalari, Istanbul'un fesiyle önlenmis, aksine Balkanlari da tamamen ele geçirmek suretiyle Fatih, kisa zamanda Ortadokslari himayesi altina almistir. Nitekim Papa V.Nikola'nin Türklere karsi harekete geçilmesi fikri pek taraftar bulamamis, aksine, Ege adalarindaki halk, Balkanlardaki bazi despotluklar ve prensler Fatih'i Istanbul'un fesinden dolayi kutlayan mektuplar yazmislardir. Papa'nin istegine sadece Almanya, Napoli ve Venedik olumlu cevap vermis fakat onlar da kendilerinden ziyade Sirp, Macar ve Arnavutlari kiskirtarak sonuç almaya çalismislardir. Fatih'in Bati Politikalar: Sirbistan Seferleri; Istanbul'un fesinden sonra Osmanlilara bagliligini bildiren ve ele geçirdigi bazi kaleleri geri veren Sirplar Macarlar ile is birligi yaparak yeniden düsmanliklarini göstermeye baslamislardi. Bunun üzerine 1454-1457 arasinda üç kez pespese Sirbistan'a sefer düzenlendi. Belgrat disindaki bütün Sirp topraklari ele geçirildi. Sirp Krali Bronkoviç'in ölümüyle baslayan taht mücadelelerinden faydalanan Osmanlilar, Sirplari vergiye bagladilar. Taht kavgalarinin yeniden alevlenmesi üzerine, Mora seferinde bulunan Fatih, Sirp meselesine son verilmesini emretti. Mahmut Pasa, 1459'da baskentleri Semendire'yi ele geçirilerek Semendire Sancakbeyligini olusturdu. Böylece Sirbistan'da 350 yil sürecek Osmanli hâkimiyeti baslamis oluyordu. Arnavutluk Seferleri; Papalik ve Napoli kralliginin destegi ve kiskirtmasiyla harekete geçen Arnavutluk hâkimi Iskender Bey, vurkaç taktigi ile Osmanli kuvvetlerine baskinlar düzenlemekteydi. Bunun üzerine Fatih, bizzat sefere çikmaya karar verdi. 1465 yilinda gerçeklesen I.seferde, Ilbasan Kalesi'ni yaptirip, içine asker yerlestiren Fatih, Balaban Pasa'yi bölge için görevlendirerek, geri döndü. Ancak, Papa ve diger devletlerden aldigi kuvvetlerle Türklere saldiran Iskender Bey, Balaban Pasa'yi sehit etti ve Ilbasan kalesi'ni kusatti. Bunun üzerine Fatih II. Arnavutluk Seferi'ne çikti (1467). Ele geçirilen topraklarda yeni garnizonlar olusturuldu. Bu sirada Iskender Bey ölmüs ve yerine oglu Jean geçmisti. Arnavutlukta baslayan kargasa sebebiyle Fatih 3. kez Arnavutluk seferini baslatti. Arnavutlarin elinde kalmis olan Kroya ve Iskodra kusatildi. Nihayet 1479'da Arnavutluk da bir Osmanli vilayeti haline gelmis oluyordu. Mora Seferleri; Istanbul'un fesinden sonra Bizans Imparatoru XII. Konstantin'in ogullari, rakipleri Kantakuzen ailesine karsi Mora'da, Osmanlilarin yardimini istemislerdi. Turahanoglu Ömer Bey, akincilari ile duruma müdahale etti ve muhalifler bertaraf edildi. Fakat bu sefer iki kardes arasinda mücadele baslamisti. Bölge ülkelerinin Mora'yi istilâ niyetlerini bilen Fatih 1458'de harekete geçti. Korent'i ele geçiren Fatih, Mora'nin bir kismini merkeze baglayarak, burada bir sancak olusturdu. Atina ve diger bölgeler ise Osmanli yönetimini kabul etti. Kardesi Dimitrios'a karsi Arnavutlarin destegini alan Tomas'in Osmanlilarla yapilan anlasmayi bozmasi üzerine 2.kez Mora'ya sefer düzenlendi. Tomas, Papa'nin yanina kaçmak zorunda kaldi. Bölgeye çok sayida Türk yerlestirildi. Venedikliler bölge halkini Osmanlilara karsi ayaklandirmaya çalisiyorlardi. Ancak bunda basari kazanamayan Venedik, Osmanli kuvvetleri tarafindan bozguna ugratildi (1465). Eflâk ve Bogdan Seferleri; Yildirim zamaninda vergiye baglanan Eflâk Prensligi'nin basina Fatih tarafindan Vlad (Kazikli Voyvoda) getirilmisti(1456). Osmanlilara bagli görünen Vlad aslinda gizliden gizliye düsmanlik ediyordu Vlad'in Fatih'in elçilerini kaziga oturtarak öldürmesi üzerine 1462 yilinda Fatih, Eflâk'a bir sefer düzenledi. Bogdan'dan da yardim alan Osmanli kuvvetleri voyvodayi uzun süre takip etti. Neticede, sigindigi Macarlarin, Osmanlilarla yaptigi anlasma üzerine Vlad'i esir etmeleri ile mesele çözüldü. Fatih voyvodaliga Radul'u getirdi ve Eflâk bir Osmanli eyaleti hâline geldi. 1455'ten itibaren Osmanli Hâkimiyetini taniyan Bogdan Prensligi'nin Kefe'nin fesinden sonra izledigi düsmanca siyaset üzerine Osmanli kuvvetleri 1476'da Bogdan'a girdi. Fatih'in bizzat basinda oldugu Osmanli kuvvetleri Bogdan ordusunu büyük bir bozguna ugratti. Böylece Bogdan da yeniden Osmanli hâkimiyetini tanimis oluyordu. Bosna-Hersek Seferleri; Osmanlilara vergi yoluyla bagli olan Bosna Kralinin, anlasmalara riayet etmemesi üzerine Üsküp'ten harekete geçen Fatih, Sadrazam Mahmut Pasa ve Turahanoglu Ömer Bey'e Bosna'nin tamamen fesedilmesi emrini vermisti. 1463 yilindaki seferle Bosna Krali Osmanli hâkimiyetini yeniden tanidi. Ancak seyhülislamin da fetvasiyla sonra öldürüldü ve bu topraklarda Bosna Sancakbeyligi olusturuldu. Fakat ordunun Istanbul'a dönmesi üzerine ayni yil, Macar krali Bosna'ya girdi. Ikinci kez düzenlenen seferle Osmanlilar, Yayçe disindaki bütün kale ve sehirleri yeniden ele geçirdiler. Bosna seferleri esnasinda Hersek Krali Stefan da ülkesinin bir kisim topraginin Osmanlilara dogrudan baglanmasi sartiyla tahtinda birakilmisti. Ancak 1483 yilinda Hersek tamamen Osmanli topragi hâline gelecektir.Fatih, Bosna'yi Osmanli topraklarina kattigi zaman "Bogomil" mezhebindeki Bosnalilara çok iyi davranmisti. Hem Katolik hem de Ortadokslarin kendi kiliselerine almak için baski yaptiklari Bogomiller bu sebeple Osmanli yönetimine sicak bakmislar ve kendilerine saglanan din ve vicdan hürriyetinden etkilenerek zamanla Müslüman olmuslardi. Iste bu Müslüman Bosnalilara "Bosnak" denilmektedir. Fatih devrinde Osmanlilarin karada en güçlü komsusu ve rakibi Macarlar, denizde ise Venedik idi. Macarlar bu dönemde tek baslarina Osmanlilarla bas edemeyeceklerini bildiginden, dogrudan bir savasi göze alamamis, Fatih de tabiî sinir olan Tuna'yi geçmeyi düsünmemistir. Ancak akincilar vasitasiyla, Macaristan'a güvenligin saglanmasina yönelik yüzlerce basarili akin düzenlenmistir. Keza Venedik Cumhuriyeti de Osmanlilarla dogrudan karsilasmaktansa Balkanlardaki diger devletleri kiskirtmayi yeg tutmustur. Güçlü donmasiyla Mora ve Ege'deki adalara sahip olmak isteyen Venedik, Osmanlilar karsisinda istedigi sonucu alamamis, aksine pek çok ada ve kiyi kaleleri Osmanlilarin eline geçmistir. Ege Adalarinin Fesi; Istanbul'u ele geçiren Fatih, Bizans'a ait bütün topraklari hâkimiyeti altinda birlestirmek istiyordu. Böylece Bizans'in yeniden dirilmesini önleyecegi gibi, iktisadî ve siyasî açidan da nüfuz alanini genisletebilecekti. Öncelikle Anadolu kiyisina yakin adalari hedef alan Fatih, Bizans, Venedik ve Cenevizlilerin elindeki bu adalardan Anadolu'ya yapilan korsan akinlarinin önünü kesmis olacakti. Ikinci olarak Orta ve Dogu Akdenizdeki adalar hedef alinmisti ki, bu adalar Fatih'in Italya'ya yani eski Roma'ya geçisini kolaylastiracakti.( Nitekim Gedik Ahmet Pasa komutasindaki bir Osmanli donanmasi Napoli Kralliginin elindeki Otranto'yu fesetmis ve buradan Güney Italya'ya akinlar düzenlenmistir.(1480) Fakat Fatih'in ölümünden sonra basa geçen II. Bâyezid, Gedik Ahmet Pasa'yi geri çagirinca, sehir savunmasiz kalmis ve Italyanlar kaleyi tekrar ele geçirmislerdir).1456 yilinda öncelikle Çanakkale Bogazi'na hâkim olan adalardan Gökçeada (Imroz), Tasoz Enez ve Semendirek adalari ele geçirildi. Ayni tarihlerde Limni ve Midilli halki Türk yönetimine girmek için Osmanlilara basvurmustu. Önce Limni, ardindan, uzun süren kusatmayi müteakip Midilli (1467) ele geçirildi. Venedikliler 264 yildir ellerinde tuttuklari Agriboz Adasi'ndan Mora ve Ege adalarindaki Türk birliklerine karsi saldirilarini yogunlastirmaktaydilar. Bunu önlemek maksadiyla Agriboz'un fesine karar veren Osmanlilar neticede 17 gün süren kusatmadan sonra amaçlarina ulastilar. Epir despotunun elindeki Zanta, Kefalonya ve Ayamavra gibi adalar da Fatih'in saltanatinin son zamanlarinda Osmanli topraklarina dahil edilmistir. Ancak St. Jean sovalyelerinin elindeki Rodos'a karsi girisilen birkaç muhasara neticesiz kalmistir. Fatih'in Dogu Politikasi: Karadeniz Politikasi; Osmanlilar, Anadolu'nun büyük bir kismini hâkimiyetleri altina almalarina ragmen kuzeyde, Karadeniz kiyisindaki bazi yerler Trabzon Rumlari, Cenevizliler ve Candarogullarinin elinde bulunuyordu. Anadolu Türk birliginin saglanmasi ve ticaret güvenligi açisindan bu bölgelerin ele geçirilmesi sartti. Iste bu sebeplerle, Fatih karadan ve denizden kuvvetlerini harekete geçirdi. 1461 yilinda Cenevizlilerin elindeki önemli bir üs olan Amasra teslim olmak zorunda kaldi. Seferin kendisine karsi yapildigini sanan Candaroglu Ismail Bey, Kastamonu'yu terk ederek Sinop'a çekildi. Bursa'ya dönerek birliklerini takviye eden Fatih, Trabzon seferine çikarken, Sinop da dahil Candarogullarinin topraklarini savasmaksizin ele geçirdi. Fatih'in asil amaci 1204 yilinda Lâtinlerin Istanbul'u isgal etmesi üzerine Bizans hanedanina mensup Komnenlerin ayri bir devlet olusturduklari Trabzon idi. Osmanlilara vergi vermeyi kabul eden Trabzon Rumlari bir taraftan Fatih'in rakibi olan Uzun Hasan ile ittifak içine girmisti. Nihayet Fatih, karadan birliklerini Trabzon'a gönderirken, bir donanma da Sinop'tan kalkarak bölgeye yöneldi. Bu sirada Uzun Hasan'in Osmanli ordusunu arkadan çevirebilecegi ihtimaline karsi Fatih, ordusunu Sivas'in güneyinden Yassiçemen'e çevirdi. Uzun Hasan'in annesi Sara Hatun'un ricasi üzerine Akkoyunlularla bir anlasma yapildi. Anlasmaya göre Akkoyunlular, Trabzon Rumlarina yardim etmemeyi vaat etmislerdir. Anlasmanin akabinde kara ve denizden Trabzon yeniden kusatildi. Çaresiz kalan Trabzon Hâkimi David Komnen sehri teslim etmeyi kabul etti (26 Ekim 1461). Böylece 258 yil devam eden Trabzon Rum Imparatorlugu da tarihe karismis oldu. Karadeniz'in Anadolu kiyilarini tamamen hâkimiyetine alan Fatih'in bundan sonraki hedefi, önemli ticaret limanlari olan Ceneviz kolonilerini ortadan kaldirarak, Karadeniz'i tam bir Türk gölü yapmak idi. Gedik Ahmet Pasa komutasindaki donanma 1475 yilinda Kefe, Azak ve Menkup iskele ve kalelerini ele geçirdi. Böylece Osmanlilar, Altinorda Hanligi'nin zayiflamasiyla ortaya çikan Kirim Hanligi ile komsu oldu. Azak Kalesi'nin düsürülmesi sonucunda bazi Cenevizliler ile birlikte Kirim hanlarindan Mengli Giray Han da esir edilmisti. Mengli Giray Han'in Istanbul'a getirilmesiyle Kirim Hanligi Osmanli hâkimiyetine girmis oldu. (1478). Kirim hanlari 350 yil boyunca Osmanlilarin batiya karsi en güçlü müttefikleri olarak hizmet vermislerdir.Anadolu'da Türk Birliginin Gerçeklesmesi; Osmanlilarin kurulus devrinden beri en ciddî rakipleri durumundaki Karamanogullari, Fatih'in politikalarina karsi, Akkoyunlu ve Memlûklu devletlerinin destegini sagladigi gibi, Venediklilerle de bir ittifak kurmakta sakinca görmemislerdi. Bu düsmanca tavir üzerine Fatih 1466 yilinda Karamanogullari üzerine yürümeye karar verdi. Beylik topraklarinin büyük kismi Osmanlilarin eline geçmesine ragmen Fatih, Larende ve Silifke yörelerine çekilen Karamanogullarina karsi mücadeleyi, Otlukbeli Savasi'nin sonrasinda da sürdürmüstür. Fakat Karaman Beyi Kasim'in ölümünden sonra (1483) beylik tamamen oradan kalkmis olacaktir. Akkoyunlu Beyi Uzun Hasan, 1467 yilinda Karakoyunlu topraklarina sahip olunca Osmanlilar aleyhine hâkimiyetini genisletmeye baslamisti. Anadolu birligi yönündeki bu tehlike üzerine Fatih, 1473'te harekete geçti. Otlukbeli mevkiinde yapilan savasta Osmanlilar büyük bir zafer kazandilar. Artik Akkoyunlular Osmanlilar için bir tehlike olmaktan çikmisti. Fatih bundan sonra Hicaz su yolllarinin onarimi hususunu bahane ederek Memlûklar'a karsi harekete geçti. Fakat bu dönemde Memlûklarla büyük bir savasa girilmemistir. Fatih'in 1481'de hazirlik yaptigi ve ölümüyle yarim kalan seferin ya Rodos'a ya da Misir'a yönelik oldugu söylenir. Fatih'in ölümü üzerine Osmanli tahtina büyük oglu Bâyezid geçmisti. Ancak diger oglu sehzade Cem, Rodos sovalyelerinin eline düsmesiyle sonuçlanan,taht mücadelesine girmisti. Bâyezid'in mütereddit ve ihtiyatli politikalari sebebiyle, Akkoyunlularin yerini alan Safaviler güçlenerek Anadolu'da Sahkulu Isyani gibi ayaklanmalari kiskirtmis, Memlûklara karsi basarisiz seferler düzenlenmistir. Buna ragmen Bâyezid döneminde Kili ve Akkerman ele geçirilerek Bogdan tamamiyla Osmanli hâkimiyetine girmis(1484), Venedik ve Haçlilara karsi denizlerde üstünlük kurulmus, Modon, Koron, Inebahti ve Navarin gibi Mora kiyilarindaki kale ve limanlar zapt edilmistir(1502). Barbaros kardeslerin denizlerdeki zaferlerine ragmen özellikle dogudaki olumsuz gelismeler ve Sahkulu Isyani(1511), devlet islerinden elini çeken Bâyezid'in sagliginda sehzadeler arasindaki taht mücadelesinin kizismasina vesile olmustur. Nitekim Sehzade Selim'in mücadeleyi kazanmasi üzerine 1512 yilinda II. Bâyezid tahttan feragat etmistir. Yavuz Sultan Selim Devri; Henüz Trabzon'da vali iken Dogu'da Safavilerin nasil güçlendigini gören ve onlarla basarili bir mücadeleye giren Selim, tahta çiktiktan sonra, Anadolu'daki mezhep mücadelesine bir son vermek için Safavilerle dogrudan savasa girmeyi kaçinilmaz görmekteydi. Nihayet ordusunun basinda Dogu seferine çikan Yavuz Selim, Çaldiran Ovasi'nda Sah Ismail'in ordusuyla büyük bir meydan muharebesi yapti. Iki Türk hükümdarinin mücadelesinden Selim üstün çikti (23 Agustos 1514). Dogu Anadolu topraklari Osmanlilarin eline geçti. Yavuz, Tebriz'e kadar Sah Ismail'i takip etti. Dulkadirogullari beyligi Osmanli yönetimine alindi ve sonra ilhak edildi (1515)Babasi döneminde Memlûklara karsi yapilan seferlerin çogu kez basarisizlikla neticelenmesi, Osmanlilarin dogu'da ve Islâm dünyasinda üstünlük kurmalari önündeki en büyük engel idi. Bu sebeple, Safavi tehlikesini bertaraf ettikten sonra Yavuz, Memlûklara karsi büyük bir ordu hazirladi. Misir Memlûk Sultani Kansu Gavri, Osmanli ordusunu Halep'in kuzeyinde karsiladi. Ancak Mercidabik Savasi Osmanlilarin zaferiyle son buldu (24 Agustos 1516). Kansu Gavri savas sirasinda öldü. Malatya'dan Sina yarimadasina kadar olan topraklar Osmanlilarin eline geçti. Kisi Sam'da geçiren Yavuz, tekrar Misir'a yöneldi. Yeni Memlûk Sultani Tomanbay ile Kahire'nin kuzeyindeki Ridaniye mevkiinde yapilan savasi da Osmanlilar kazandi. (22 Ocak 1517). Bu savas Memlûk Devleti'nin sonu oldu. Suriye, Filistin, Misir ve Hicaz Osmanli hâkimiyetine girdi. Hülagû'nun Bagdat'i isgal etmesiyle Memlûk himayesine giren halifelik müessesesi de böylece Osmanlilara geçmis oluyordu. Nitekim Mekke serifi sehrin anahtarini Yavuz Sultan Selim'e sunarak itaatini bildirmisti. Yavuz dönemi Osmanlilarin dogu'da ve Islâm dünyasi'nda en büyük güç haline geldigi bir dönemdir. Yavuz Sultan Selim'in sekiz yil süren hâkimiyet devrinden sonra Osmanli tahtina oglu I.Süleyman geçti (1520). I.Süleyman'in 46 yillik saltanatinda Osmanli Devleti siyasî, askerî ve iktisadî açilardan zirveye ulasmistir. Bu sebeple dost düsman ona Kanuni, Muhtesem, Büyük Türk gibi lâkaplarla hitap etmis ve tarihe de böyle geçmistir. Avrupa'daki Gelismeler; Kanuni döneminde özellikle Avrupa'da önemli dinî ve siyasî degisiklikler söz konusudur. Güçlü Macar kralliginin Osmanli hâkimiyetine girmesinden sonra, Kutsal Roma-Cermen Imparatoru Sarlken en ciddî rakip hâline gelmis, onun olusturdugu imparatorlugun uzantisi durumundaki Avusturya Arsidükaligi Osmanlilara sinirdas olmustur. Bu devlet ile Avrupa'nin en güçlü hanedani olacak olan Habsburglar Avrupa'yi âdeta parselleyeceklerdir. Bu dönemde güçlenmeye baslayan Protestanlik, Avrupa'da mezhep çatismalarinin siddetlenmesine sebep olmustu. Dogu Avrupa'da da Lehistan ve Ortadoks Rusya güçlenmeye baslamisti. Kanuni, Avrupa'daki siyasî ve dinî çekismelerden faydalanarak, onlarin birlesmemesine özen göstermis ve bunu bir devlet politikasi hâline getirmistir. Yine bu dönemde Akdeniz'de ve Okyanuslarda güçlü bir ticarî ve iktisadî filo olusturan Ispanyol ve Portekiz donanmalari Venedik'in yerini almis görünüyordu. Belgrat'in Fesi ve Macaristan Seferi; Fatih'in Sirbistan seferinde ele geçirilemeyen Belgrat, Avrupa içlerine yapilacak akinlar için bir siçrama noktasi idi. Bu sebeple Kanuni, Macaristan seferine çiktiginda ilkin Belgrat'i kusatti ve ele geçirdi(1521). Burayi bir üs olarak kullanan Osmanlilar artik rahatlikla Avrupa içlerine sefer yapabilecekti. Nitekim Sarlken'e tutsak olan Fransa Krali Fransuva'yi, kendisinden yardim talep etmesi üzerine, kurtarmayi amaçlayan Kanuni, 1526 yilinda karsisindaki ittifaki parçalamak amaciyla yeniden Macaristan üzerine bir sefer düzenledi. 29 Agustos 1526'da Mohaç Meydan Muharebesi ile Macar ordularini imha eden Kanuni, Budin'i (Budapeste) ele geçirdi. Macaristan'in bir bölümü ilhak edildi ve kalan kismi Erdel Kralligi olusturularak Osmanli hâkimiyetine alindi. Avusturya Seferleri; Macaristan'in ele geçirilmesi üzerine, ölen Macar krali ile akrabaligini öne süren Avusturya Arsidükü Ferdinand, Macar topraklarinda hak iddia etmis ve Budin'i isgal etmisti. Bunun üzerine Kanuni, yeniden Macaristan'a sefer düzenledi. Budin kurtarildi. Ancak Kanuni'nin asil maksadi Viyana idi. Osmanli ordusu sehri kusatti ise de ele geçirmeye muvaffak olamadi(1529). I.Viyana Kusatmasi'nin sonuçsuz kalmasindan cesaretlenen Ferdinand, Budin'i tekrar isgal etti. Kanuni ünlü "Alman Seferi" ile mukabele ederek isgal edilen yerleri geri aldi. Ferdinand ile Istanbul'da bir anlasma yapildi. Bu anlasmaya göre Ferdinand, Macaristan üzerinde hak talep etmeyecek ve Osmanli hâkimiyetini taniyacak ve elinde bulundurdugu Macaristan'a ait topraklar için de Osmanlilara vergi verecekti.(1533). Ferdinand'in Macar kralinin ölümünü firsat bilerek anlasmayi bozmasi üzerine Kanuni yeniden sefere çikti. 1562'deki bu sefer sonucunda Macaristan'da Erdel Beylerbeyligi olusturuldu. Avusturyalilar firsat buldukça Macar topraklarina tecavüz etmisler ve her seferinde de Osmanlilardan gerekli cevabi almislardir. Nitekim Kanuni'nin son seferi de Avusturya'ya karsi olmus ve Zigetvar Kalesi kusatilmistir (1566) Fransa ile Münasebetler ve Ilk Kapitülâsyon; Avrupa birligini saglamak isteyen Roma-Cermen Imparatoru Sarlken, bu maksatla Fransiz Krali Fransuva'yi esir etmisti. Kendisinden yardim isteyen kral ile iyi iliskiler kuran Kanuni böylece Sarlken'e karsi bir müttefik kazanmis oluyordu. 1535 yilinda iki ülke arasinda ticaret ve dostluk anlasmasi imzalandi. Anlasma ile her iki ülke serbest ticaret hakki elde edecek ve bu haklar iki hükümdarin yasadigi sürece geçerli olacakti. Lâkin kapitülasyon adiyla tarihe geçecek olan bu ticarî imtiyazlar sürekli hâle getirilmis, sonraki devlet adamlarinin basiretsizligi sebebiyle tek tarafli islemeye baslamis ve baska devletlere de imtiyazlarin taninmasiyla Osmanli ekonomisi giderek disa bagimli hâle gelmistir. Iranla Münasebetler; Sah Ismail'in yerine geçen oglu I.Sah Tahmasp, babasi gibi, Osmanlilarin düsmani olan Venedik ve Avusturya ile ittifak kurmakta bir beis görmüyordu. Osmanli ordusu, Avrupa'ya sefere çiktiginda Safaviler, Dogu Anadolu topraklarina karsi saldiriya geçiyordu. Bu sebeple, Kanuni, Irakeyn (iki Irak; Irak-i Acem ve Irak-i Arap) seferi diye bilinen bir sefere çikti (1534-35). Tebriz ve Bagdat Osmanli topraklarina katildi. Osmanlinin Avrupa ile ilgilenmesinden yararlanan Safaviler firsat buldukça yeniden harekete geçtiklerinde, bölgeye 1555 yilina kadar Nahcivan ve Tebriz üzerine birkaç kez sefer düzenlenmistir. Osmanlilar karsisinda fazla bir varlik gösteremeyen Sah Tahmasp nihayet baris anlasmasi imzalamayi kabul etmek zorunda kalmis ve Amasya Antlasmasi (1555) ile Osmanli üstünlügünü kabul ederek Bagdat, Tebriz ve Dogu Anadolu'nun Osmanli hâkimiyetinde oldugunu tasdik etmistir. Deniz Seferleri ve Fetihler; Kanuni devri karada oldugu gibi denizlerde de büyük bir üstünlügün saglandigi bir devirdir. Fatih'in alamadigi, St.Jean sövalyelerinin elindeki Rodos ve çevresindeki adaciklar, basarili bir kusatma sonunda ele geçirilmis(1522), II. Bâyezid zamanindan beri Akdeniz'de serbestçe faaliyet gösteren Barbaros kardeslerin devlet hizmetine alinmasiyla deniz ve kiyilarda pek çok yer Osmanli hâkimiyetine dahil olmustur. Cezayir'i ellerinde bulunduran ve Osmanlilar adina, 1492 yilinda Ispanya'da soy kirima ugrayan Musevîleri Istanbul'a gemilerle nakleden Barbaros kardesler hakli bir üne sahip olmuslardi. 1533 yilinda Cezayir'i Osmanlilara birakarak kaptan-i deryalik görevini kabul eden Barbaros Hayrettin Pasa (Hizir Reis), 1538 yilinda Andrea Doria komutasindaki Haçli donanmasini Preveze'de büyük bir bozguna ugratarak, Osmanlilardin Akdeniz'in tek hâkimi oldugunu bütün dünyaya kabul ettirdi. Barbaros'un ölümünden sonra yerine geçen Turgut Reis de fetihlere devam etti.Nitekim St. Jean sövalyelerinin elinde bulunan Trablusgarp onun tarafindan fesedilmis (1551), Preveze'den sonraki en büyük deniz zaferi sayilan Cerbe Savasi sonunda Haçli donanmasi bir kez daha hezimeti tatmistir. Sadece Akdeniz'de degil Kizil Deniz ve Hint Okyanusunda da Osmanli donanmasi faaliyette bulunmustur. Uzak denizlerde istenilen sonuçlar elde edilememisse de bu dönemde Yemen ve Arabistan'in güney kiyilari ile Habesistan ele geçirilmistir. Kanuni'nin Ölümü ve Sonrasi; Zigetvar Muhasarasi esnasinda hastalanan Kanuni kalenin fesini göremeden 66 yasinda öldü (1566). Siyasî, askerî ve iktisadî bakimlardan Osmanliyi zirveye çikaran bu büyük hükümdarin yerine geçen ne II. Selim (1566-1574) ne de III. Murat (1574-1595) ayni evsafta kisiler degillerdi. Ancak Kanuni devrinde baslayan fetih rüzgârlari o derece siddetliydi ki, bu hükümdarlar devrinde de hizini devam ettirebildi. Süphesiz bu basarilarda sadrazam Sokullu Mehmet Pasa'nin dirayetli siyasetinin de rolü büyüktür. Anadolu'nun Akdeniz'e bakan kiyilarinda bir çiban basi gibi duran Venedik'in elindeki Kibris bu fetih rüzgâriyla kusatildi. Lala Mustafa Pasa komutasindaki Osmanli donanmasi adayi ele geçirir geçirmez (1571), buraya Anadolu'nun çesitli sancaklarindan Türkler yerlestirildi. Artik Kibris da Türk olmustu. Bu durumu hazmedemeyen Venedik, Ispanyol, Malta donanmalari papa ve diger bazi Avrupa devletlerinin de destegi ile harekete geçerek büyük bir savas filosu olusturdular. Korent Körfezi yakinlarinda, Inebahti önlerinde yapilan deniz savasini Osmanlilar kaybetti (1571). Ancak kendileri de oldukça fazla zaiyat verdiginden, Haçli donanmasi Osmanli kadirgalarini takip edecek durumda degildi. Sokullu kisa zamanda donanmayi yenileyerek yeniden Akdeniz'e indirdi. Venedik bu durum karsisinda yeni bir savasi göze alamadi ve Osmanlilara vergi vermeyi kabul etti. Kiliç Ali Pasa komutasindaki donanma Tunus'u yeniden Osmanli topraklarina katti (1574). Bu esnada II.Selim ölmüs ve yerine III. Murat geçmisti. Bu padisah devrinde, Sah Tahmasp'in ölümüyle çalkanan Iran'a savas açildi (1576) Gürcistan ve Azerbaycan'in büyük bir kisminin ele geçirilmesiyle neticelenen ilk seferden sonra savas 15 yil sürdü. Bu uzun savas ile daha fazla yipranmak istemeyen Osmanli Devleti ile Iran arasinda 1590'da bir baris anlasmasi yapildi. Yine bu dönemde baslayan Türk-Macar Savasi I.Ahmet devrine kadar devam etti. Don ve Volga nehirlerini birlestirmeyi amaçlayan kanal projesi ile Süveys kanali tesebbüsünün mimari olan Sokullu'nun 1579'daki ölümü ile Osmanli Devleti büyük bir yara almistir. Özellikle III.Murat'in oglu III.Mehmet'in (1595-1604), hükümet islerini annesine birakip, bir köseye çekilmesi Osmanli'yi XVII. yüzyilda daha kötü yillarin bekleyeceginin âdeta habercisi idi.
__________________
![]() ![]() Linkler Kırıksa Lütfen Özel Mesaj İle Bildirin düzeltelim. Forum Kurallarına Uymaya Özen Gösterin. Paylaşımlara Teşekkür Ederek Destek Verelim. Teşekkür İçin Teşekkür Butonuna Tıklayınız. Kendi Alanınızda Paylaşımlar Yaparak Sizde Katkı Yapabilirsiniz. Tüm İsteklerimizi Forumda Konular İçinde Belirtelim Bunun İçin Özel Mesaj Atmayalım.
|
|||||||||
|
|
|
|
|
#30 (permalink) | |||||||||
Maresal![]() Üyelik tarihi: Şubat-2009
Bulunduğu yer: Ankara-Duisburg
Üye No : 3
Mesajlar: 8.436
Konuları: 3897
![]() ![]() ![]() ![]() ]Aktiflik: 1270 / 1815
İtibar Puanı : 39252
İtibar Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
YÜKSELME DÖNEMi
Yükselme Devri Padisahlari: Fatih(II.Mehmet), II.Bayezit, Yavuz Sultan Selim,Kanuni Sultan Süleyman, II. Selim, III. Murat FATiH SULTAN MEHMET DÖNEMi (1451-1481) iSTANBUL'UN FEsi (29 MAYIS 1453): iSTANBUL'UN FEsiNi GEREKTiREN SEBEPLER: 1)- Bizans'in Osmanli sehzadelerini koruyarak ve kiskirtarak, taht kavgalarina neden olmasi, 2)- Bizans'in Osmanli'ya karsi düzenlenen Haçli seferlerini tesvik etmesi, 3)- Osmanli toprak bütünlügünü bozan bir konumda olmasi ( Osmanli topraklariyla çevrili bir ada görünümündeydi. Osmanli'nin Anadolu'dan Rumeli'ye, Rumeli'den Anadolu'ya geçisi zordu) 4)- istanbul'un bogaza hakim bir konumda olmasi ve bu yüzden Karadeniz Akdeniz su yolunun anahtari konumunda olmasi. FATiH'iN FEsi KOLAYLAsTIRMAK iÇiN ALDIgI TEDBiRLER: 1)- Bizans'a denizden gelebilecek yardimi önlemek amaciyla Anadolu Hisari'nin karsisina Rumeli hisarini yaptirdi. 2)- Bizans'a Balkanlardan gelebilecek muhtemel Haçli yardimini önlemek için sinir boylarina akinci birlikleri gönderdi. 3)- Surlara karsilik, sahi adi verilen büyük toplar döktürdü. 4)- Haliçteki zincire karsilik gemileri karadan yürüterek Haliç'e soktu. iSTANBUL'UN FEsiNi KOLAYLAsTIRAN NEDENLER: 1)- Bizans ordu ve donanmasinin zayif olusu, 2)- Kusatma sirasinda Avrupa'dan yardim alamamasi. NOT: Bizans kusatma sirasinda sadece Venedik ve Cenevizlilerden yardim alabilmistir. NOT: Cenevizliler kusatma sirasinda ticari kaygilarindan dolayi hem Osmanlilara, hem de Bizans'a yardim etmislerdir. iSTANBULUN FEsiNiN DÜNYA TARiHi BAKIMINDAN SONUÇLARI: 1)- Venedik ve Ceneviz ticareti olumsuz yönde etkilenmistir. 2)- Bin yillik Bizans imparatorlugu tarihe karismistir. 3)- Ortaçag kapanmis, Yeniçag baslamistir. 4)- istanbul'dan kaçan Bizans'li bilim adamlari Avrupa'da Rönesans ve reform hareketlerinin baslamasinda etkili olmuslardir. 5)- Feodalite(derebeylik) sistemi çözülmeye baslamistir. iSTANBUL'UN FEsiNiN TÜRK TARiHi BAKIMINDAN SONUÇLARI: 1)- Osmanli Devleti Yükselme dönemine girmistir. 2)- Baskent Edirne'den istanbul'a tasinmistir. 3)- Osmanli toprak bütünlügü saglanmistir. Osmanli'nin Anadolu-Rumeli geçisi kolaylasmistir. 4)- Osmanli topraklari arasinda sürekli sorun çikaran bir fitne yuvasi ortadan kaldirilmistir. 5)- Karadeniz-Akdeniz deniz ticaret yolunun denetimi Osmanlilar'a geçmistir. 6)- Osmanli Devleti islam dünyasinda hakli bir söhret ve itibara kavusmustur. FATiH DÖNEMi ÖNEMLi OLAYLARI 1)-BALKANLARDA FETiHLER 2)-ANADOLU'DA FETiHLER 3)-DENiZLERDE FETiHLER VE SEFERLER a)- Belgrat hariç bütün Sirbistan, Cenevizlilerden Amasra alindi,Bazi Ege adalari alindi. fesedildi. b)- Candarogullarindan Sinop alindi. (imroz,Tasoz,Semadirek,Midilli, Arnavutluk fesedildi. c)- Karamanogullarindan Konya ve Egriboz adalari alindi.Rodos, Bosna-Hersek fesedildi Karaman alindi. adasi kusatildi, fakat d)- Eflak-Bogdan fesedildi. d)- Trabzon Rum imparatorluguna son alinamadi.) e)- Mora Yarimadasi fesedildi. verildi.(1461) Otlukbeli Savasi yapildi.(1473) baglandi. (Akkoyunlu Devleti hükümdari Uzun Otranto (italya Seferi) Hasan ile Fatih Sultan Mehmet arasindaki bu savasi Osmanlilar kazandi.) FATiH DÖNEMiNDE YAPILAN FETiHLERiN YORUMU: Fatih Sultan Mehmet fetihlerini rastgele degil, belirli amaçlar dogrultusunda yapmistir. Bu amaçlari söyle siralayabiliriz: 1)- Karadeniz Ticaretine Egemen Olmak, 2)- Anadolu Türk Birligini saglamak, 3)- Anadolu'da Faaliyet Gösteren Devletleri Etkisiz Kilmak, 4)- Ege ve Akdeniz Ticaretine Egemen Olmak, 5)- Bizans'in Yeniden Dirilmesini Önlemek, 6)- Katolik Roma'yi Ele Geçirmek. 1)-KARADENiZ TiCARETiNE SAHiP OLMAK iÇiN YAPILAN FETiHLER: Bosna-Hersek, Eflak-Bogdan, Cenevizlilerden Amasra'nin alinmasi, Trabzon Rum imparatorlugu'nun fesi ve Kirim Hanliginin Osmanlilara baglanmasi bu amaçla yapilan fetihlerdir.(Bu yerlerin hepsi Karadeniz kiyisindadir. Böylece Karadeniz bir Türk gölü haline gelmistir.) KIRIM HANLIgININ OSMANLILARA BAgLANMASI: Hatirlanacagi gibi Altinorda Devletinin parçalanmasiyla kurulan Türk Hanliklarindan biri de Kirim Hanligidir. Fatih döneminde Kirim Haninin ölümü üzerine ogullari arasinda taht kavgalari baslamis, Kirim Halki Fatih'ten yardim istemistir. Fatih Gedik Ahmet Pasa komutasindaki Osmanli Donanmasini Kirim'a göndererek bu hanligi Osmanlilar'a baglamistir. Böylelikle: 1- Karadeniz bir Türk gölü haline gelmistir. 2- Kirim Ordusu Osmanlilarin Avrupa'ya yaptigi seferlerde YARDIMCI KUVVET olarak büyük yararlar saglamistir. 3- Osmanli Devleti Kirim Hanligi sayesinde Orta Asya Türkleriyle temas saglamistir. 2)- ANADOLU TÜRK BiRLigiNi SAgLAMAK iÇiN NELER YAPMIsTIR? Candarogullarindan Sinop'u alarak bu beylige son vermistir. Ayrica Karamanogullarindan Konya ve Karaman'i alarak büyük ölçüde Anadolu Türk birligini gerçeklestirmistir. 3)- ANADOLU'DA FAALiYET GÖSTEREN DEVLETLERi ETKiSiZ KILMAK iÇiN NELER YAPMIsTIR? IV. Haçli Seferi sirasinda 1204 yilinda kurulan Trabzon Rum imparatorlugunu ortadan kaldirdi. Dogu Anadolu'da hakimiyet kurmak isteyen AKKOYUNLU devletini 1473'te Otlukbeli Savasinda yendi. 4)- EGE VE AKDENiZ TiCARETiNE EGEMEN OLMAK iÇiN NERELERi ALDI? Venedikliler'in elinde bulunan Ege adalarini (imroz, Tasoz, Limni,Bozcaada,Semadirek,Midilli,Egriboz) aldi. Rodos adasi kusatildi,ancak alinamadi.Akdeniz'deki Kefolonya,Zanta ve Ayamavra adalarini aldi. Böylece Karadeniz'de faaliyet gösteren Cenevizlilerden sonra, Akdenizde faaliyet gösteren Venedik ticaretine de büyük darbe vurdu. OSMANLI-VENEDiK DENiZ SAVAsLARI Sebepleri: Osmanlilarin; istanbul'u fesetmeleri, Karadeniz ve Ege ticaretini denetimleri altina almalarinin Venedik ticaretine darbe vurmasi. Sonuç : Venedik donanmasinin Osmanli donanmasindan güçlü olmasindan dolayi Venedikliler'e karsi bir üstünlük saglanamamistir. Fatih olasi bir Haçli ittifakini engellemek amaciyla 1479'da Venedikliler'e ticari ayricaliklar vermistir. NOT: Osmanli Devletinden ilk ELÇi bulundurma hakkini ve ilk ticari ayricaliklari elde eden devlet Venedik'dir. 5)- FATiH'iN HIRISTIYANLIK MÜCADELESi NASILDI? Hiristiyanligin iki merkezi vardi. Biri KATOLiKLigiN merkezi ROMA(VATiKAN), digeri de ORTODOKSLUgUN merkezi istanbul(FENER) idi. Fatih istanbul'u alarak, buradaki Ortodoks cemaati dini inanç ve ibadetinde serbest birakmis ve tüm Ortodoks Hiristiyanlarin koruyuculugunu üslenmis, böylece hiristiyan dünyasindaki MEZHEP BiRLigiNi engellemistir. (istanbul'un Fesinden önce Katolik ve Ortodoks mezhepleri birlesmeye çalisiyorlardi.) Fatih Katoliklerin merkezi Vatikan'i da(Roma) ele geçirmek istiyordu. Bu yüzden GEDiK AHMET PAsA komutasindaki Osmanli donanmasi italya'nin güneyine çikarma yapmis ve buradaki OTRANTO kalesini ele geçirmistir. Ancak Fatih'in ölümü italya Seferinin yarida kalmasina sebep olmustur. 6)- BiZANS'IN YENiDEN DiRiLTiLMESiNi ÖNLEMEK iÇiN NELER YAPTI? Bizans hanedan üyelerinin kaçtigi Trabzon Rum imparatorluguna son verdi,yine Bizans hanedan üyelerinin kaçtigi MORA Yarimadasi'ni fesetti. II. BAYEZIT DÖNEMi (1482-1512) ÖNEMLi OLAYLAR: 1)- Cem Sultan Olayi 2)- Osmanli-Venedik iliskileri 3)- Osmanli-iran iliskileri ve sah Kulu isyani 4)- Osmanli-Memlük iliskileri 5)- Anadolu'da Türk Birligini Saglama Çabalari. 1)- CEM SULTAN OLAYI: Fatih'in ölümüyle ogullari II. Bayezit ve Cem Sultan arasinda taht kavgasi baslamis, Cem Sultan Bayezit'a yenilmis ve Misir'daki Memlük Devletine siginmistir. Bir süre sonra yeniden Anadolu'ya gelen Cem Sultan tekrar taht mücadelesine girismis, ancak yine basarisiz olarak, bu defa da Rodos adasina kaçarak, buradaki SAiNT JEAN sÖVALYELERiNE siginmisti. sövalyeler Cem'i Papaya teslim etmisler, daha sonra Fransa'ya gönderilen Cem burada ölmüstür. II. BAYEZIT DÖNEMiNiN ÖZELLiKLERi: Cem Sultan'in Hiristiyan Avrupa'nin elinde olmasi, II. Bayezit döneminde Avrupa'ya karsi Osmanlilarin önemli bir sefer gelistirmesini önlemistir. Bu yüzden II. Bayezit Dönemi sönük bir devir olmustur. CEM OLAYININ OSMANLI DEVLETiNE ETKiLERi: 1)- Cem'in hiristiyanlarin eline geçmesi, batili devletlerin Osmanli Devleti'nin iç islerine karismasina neden olmustur. 2)- Osmanlilar'in batidaki fetihlerinin durmasina neden olmustur. 3)- Cem Sultan'in Memlükler'e sigindigi dönemde bu devlet tarafindan padisah gibi karsilanip, himaye görmesi, Osmanli-Memlük iliskilerinin daha da bozulmasina sebep olmustur. 2)- OSMANLI-VENEDiK iLisKiLERi: Bu dönemde de Venedikliler'le deniz savasi yapilmis, Osmanlilar yenilmistir. 3)- OSMANLI-iRAN iLisKiLERi: iran'da Akkoyunlu Devleti'nin yerine SAFEVi DEVLETi kurulmustu. Safeviler: a)- Dogu Anadolu'yu ele geçirmek istiyorlardi. b)- Anadolu'ya gönderdikleri dervislerle sii mezhebini Anadolu'da yaymaya çalisiyorlardi. Safevilerin bu faaliyetleri sonucu 1511 yilinda Anadolu'da sAH KULU iSYANI çikti. O sirada Trabzon valisi olan sehzade SELiM (Yavuz), babasi II. Bayezit'in Safevi ve sii tehlikesine karsi yeterli önlem almamasi üzerine Yeniçerilerin destegiyle babasini tahttan indirerek padisah oldu. 4)- II. BAYEZIT DÖNEMiNDE OSMANLI MEMLÜK iLisKiLERi: Osmanli Memlük iliskilerinin bozulma sebepleri: a)- Fatih Döneminde Hicaz su yollari meselesi. (Fatih Memlük Sultanina Mekke yolunda gerekli önlemlerin alinarak hacilarin rahatça seyahat etmelerinin saglanmasini rica etmisti. Ancak Memlükler bu istegi iç islerine karisma seklinde yorumlamislardi.) b)- Memlükler'in Cem Sultan'i himaye etmeleri, c)- Osmanli Devleti ile Memlük Devleti arasinda yeralan Güneydogu Anadolu'daki Dulkadirogullari Beyligi yüzünden iki devletin çekismesi. SONUÇ: Osmanli Devleti ile Memlükler arasinda 8 yil süren savas yasandi. Bu savas süresince iki taraf birbirlerine karsi üstünlük saglayamadilar. 5)- KARAMANOgULLARI BEYLigiNE SON VERiLMESi: II. Bayezit döneminde Cem olayina karistigi için bu beylik kesin olarak ortadan kaldirildi. YAVUZ SULTAN SELiM DÖNEMi(1512-1520) Babasi II. Bayezit'in dogudaki Safevi tehlikesine karsi önlem almamasi üzerine, Yavuz Sultan Selim yeniçerilerin destegiyle babasini tahttan indirerek padisah oldu. NOT: Bu olay Yeniçerilerin bir sehzadenin tahta geçmesinde dogrudan rol oynadiklari ilk gelismedir. YAVUZ DÖNEMiNiN ÖNEMLi OLAYLARI: 1)- sehzadeler Sorunu 2)- iran Seferi ve Çaldiran Savasi(1514) 3)- Turnadag savasi(1515) 4)- Misir Seferi(Memlük Seferi) 1)- sEHZADELER SORUNU: Yavuz Sultan Selim babasinin yerine tahta geçtikten sonra, agabeyleri Ahmet ve Korkut'un tahti ele geçirmelerini engellemek amaciyla Fatih Kanunnamesine dayanarak sehzadeleri etkisiz hale getirdi. NOT: Böylece Yavuz, Cem olayina benzer bir olayin yasanmasi ve Avrupanin ise karismasini engellemis oldu. 2)- iRAN SEFERi VE ÇALDIRAN SAVAsI(1514) Sebep: Safevilerin Dogu Anadolu'yu ele geçirmek istemeleri ve siilik propagandasi yapmalari. Savas: 1514 yilinda Safevi Devleti hükümdari sAH iSMAiL ile Osmanli Hükümdari YAVUZ arasinda ÇALDIRAN ovasinda yapildi. Savasi Osmanlilar kazandi. Önemi: Dogu ve Güneydogu Anadolu'da siilik tehlikesi ortadan kalkti. 3)- TURNADAg SAVAsI(1515) Bu savasla Anadolu Beyliklerinin(Dulkadir ve Ramazanogullari) siyasi varligi kesin olarak sona erdi. Böylece Anadolu Türk Birligi saglandi. 4)- MISIR SEFERi(MEMLÜK SEFERi) Sebepleri: a)- Fatih döneminde baslayan Hicaz su yollari meselesi b)- Memlüklerin Cem Sultan'i himaye etmeleri c)- Osmanlilar ile Memlükler arasinda Dulkadirogullari yüzünden çekisme. d)- Memlüklerin sah ismail ile ittifak kurmalari. e)- Yavuz'un Memlük topraklarini ele geçirerek BAHARAT yolunu denetim altina almak istemesi. f)- Her iki devletinde Türk-islam dünyasinin lideri olma mücadelesi. Savaslar: Yavuz Sultan Selim 1516' da MERCiDABIK Savasinda Memlük ordusunu yenerek Suriye ve Filistin topraklarina sahip oldu.1517'de RiDANiYE Savasinda Memlük ordusunu ikinci kez yenerek, bu devleti ortadan kaldirdi.Misir topraklari Osmanlilara katildi. MISIR SEFERiNiN SONUÇLARI: 1)- Memlük Devletinin ortadan kalkmasiyla bu devletin topraklari Osmanlilara katildi.( Suriye, Filistin, Hicaz,Misir) 2)- Baharat yolunun denetimi Osmanli Devletine geçti. 3)- Halifelik ve islam'in kutsal emanetleri Osmanlilara geçti. (Böylece Osmanli Devleti islam Dünyasinin Lideri oldu.) 4)- Venedikliler Kibris Adasi için Memlüklere verdikleri vergiyi Osmanlilara vermeye basladilar. NOT: Osmanli Devleti Baharat yolundan beklenen ticari kazanci elde edemedi. Çünkü Avrupalilarin Ümit Burnu'nu bulmalariyla Cografi yollar degismistir. NOT: Yavuz'un iran ve Misir seferleri sonucunda burada bulunan kültürel eserler ile bilim adamlari ve sanatçilar istanbul'a getirilmis, böylece Osmanli Kültüründe dogunun etkisi artmistir. YAVUZ SULTAN SELiM'iN DOgU SiYASETi: Yavuz Sultan Selim'in amaci bütün Türkleri ve müslümanlari tek bayrak altina toplayarak Türk-islam birligini saglamakti. KANUNi SULTAN SÜLEYMAN DÖNEMi (1520-1566) Yavuz Sultan Selim'in sark Çibani hastaligindan ölmesi üzerine oglu I. Süleyman herhangi bir tahtkavgasina girmeden padisah olmustur. Çünkü Yavuz'un hayattaki tek ogluydu. DÖNEMiN OLAYLARI VE ÖZELLiKLERi: A)- iÇ iSYANLAR: 1)- CANBERDi GAZALi iSYANI: Yavuz tarafindan Suriye Valiligine atanan eski Memlük komutanlarindan Canberdi Gazali, Yavuz'un ölümünü firsat bilerek ayaklanmis ve ortadan kaldirilmistir. 2)- AHMET PAsA iSYANI: Kanuni tarafindan Misir'a vali olarak gönderilen Ahmet Pasa ayaklanmis ve ortadan kaldirilmistir. NOT: Bu iki isyan Memlük Devletini yeniden kurmak amaciyla ortaya çikmistir. 3)- BABA ZÜNNUN iSYANI: Yozgat'da arazi meselesinden çikmis gibi gösterilen bir sii ayaklanmasidir 4)- KALENDEROgLU iSYANI: Konya'da Haci Bektas-i Veli soyundan geldigini ileri süren Kalenderoglu tarafindan çikarilmis bir sii ayaklanmasidir. B)- AVRUPA iLE iLisKiLER (MACAR,AVUSTURYA,ALMANYA) 1)- BELGRAT'IN ALINMASI(1521): Macarlar'dan Belgrat'in alinmasiyla Orta Avrupa'nin kapilari Osmanlilar'a açildi. 2)- RODOS ADASININ FEsi(1522): Rodos Sain Jean sövalyelerinin elinde buluyordu. sövalyeler Akdeniz'deki Türk ticaret gemilerine büyük zararlar veriyorlardi. Bu adanin alinmasiyla bu tehdit ortadan kalkti. 3)- MOHAÇ MEYDAN SAVAsI(1526): AÇIKLAMA: Bu sirada Avrupa'da Kutsal Roma Germen imparatorlugu(Alman imp.) ve basinda da sARLKEN bulunmaktaydi. sarlken Avrupa birligini saglamak amaciyla ispanya'yi ele geçirmis, Fransa Krali Fransuva'yi esir almisti. Fransuva'nin annesinin istegi üzerine, Kanuni Fransa'ya destek olmak için II. Macaristan seferine çikti ve Macarlari Mohaç ovasinda yendi. Mohaç Meydan Savasi: Macar ordusuyla yapilan savasi Osmanli Devleti kazandi. (1526) Önemi: Bu zaferle Macaristan Osmanli devletine baglandi. NOT: Kanuni Macaristan'i Osmanli topraklarina katmamis, himaye altina almistir. Bunun nedeni Osmanlilarin Kutsal Roma Germen imparatorlugu ile Osmanli Devleti arasinda bir tampon bölge olusturmak istemesidir. 4)- I. ViYANA KUsATMASI(1529): Bu sirada Avusturya'nin basinda sarlken'in kardesi FERDiNAND bulunmaktaydi. Ferdinand Osmanli himayesindeki Macaristan'a saldirinca Kanuni Sultan Süleyman harekete geçerek Viyana'yi kusatti. Ancak; a)- Kis mevsiminin yaklasmasi, b)- Agir toplarin getirilmeyisi, c)- Erzagin yetersiz olusu... gibi sebeplerle kusatmayi kaldirarak istanbul'a geri döndü. 5)- ALMANYA SEFERi(1532) Sebebi: Avusturya Krali Ferdinand'in Kanuni'nin istanbul'a geri dönmesinden sonra tekrar Macaristan'a saldirmasi. Sefer: Kanuni Ferdinand ve sarlkenle bir meydan savasi yapmak umuduyla Almanya içlerine kadar ilerledi. Ancak sarlken ve Ferdinand karsisina çikma cesareti gösteremeyince istanbul'a döndü. iSTANBUL ANTLAsMASI(1533): Ferdinand'in baris istegi üzerine iLK Osmanli-Avusturya Antlasmasi istanbul'da imzalandi(1533). Maddeleri: 1- Avusturya krali protokol bakimindan Osmanli sadrazamina denk olacak. 2- Avusturya elinde tuttugu Macar topraklari için Osmanlilar'a vergi verecek. Önemi: Bu antlasma Osmanli Devleti'nin Orta Avrupa'daki üstünlügünün bir kanitidir. NOT: Bu üstünlük 1606 yilinda yine Osmanli Devleti ve Avusturya arasunda imzalanacak olan ZiTVATOROK antlasmasiyla sona erecektir. 6)- OSMANLI-FRANSIZ iLisKiLERi VE KAPiTÜLASYONLAR (1535) ilk Osmanli-Fransiz iliskisi Fransa krali I. Fransuva'nin Almanya imparatoru (Kutsal Roma Germen) sarlken ile yaptigi savasta esir düsmesiyle baslamisti. Bunun üzerine Fransuva'nin annesi dönemin en güçlü devleti Osmanli Devletinden yardim istemisti(1525). Bunun üzerine Kanuni Macaristan seferine çikarak Mohaç'da Macarlari yenmis, sonrada Avusturya ve Almanya seferlerine çikmisti. Kapitülasyonlar: Ticaret,hukuk, gümrük gibi alanlarda devletlerin birbirlerine tanidiklari imtiyazlardir. Kanuni Sultan Süleyman 1535'de Fransizlar'la KAPiTÜLASYON antlasmasi imzalamistir. KAPiTÜLASYONLARLA iLGiLi ÖNEMLi NOTLAR: 1)- ilk ticari ayricaliklar Fatih döneminde Venediklilere verilmistir. 2)- Kanuni'nin Fransizlarla kapitülasyon antlasmasi yapmasinin nedeni, sarlken'e karsi Fransa'yi güçlü kilarak, Avrupa hiristiyan birliginin olusmasini önlemekti. 3)- Bu antlasma süresiz degildi. iki hükümdarin yasadigi dönemde geçerli olacakti. Ancak Kanuni'nin ölümünden sonra Fransizlar'in istegiyle 5 kez yenilenmis ve I. Mahmut döneminde 1740'da sürekli hale getirilmistir. 4)- Devletin gücünü korudugu dönemlerde önemli bir sorun yaratmayan kapitülasyonlar, devletin gücünün azalmasina paralel olarak ve Avrupa'da sanayinin gelismesiyle önemli bir sorun olmustur. 5)- Baslangiçta sadece Fransizlar'a verilen bu haklar genisletilerek, diger Avrupa devletlerine de verilmistir. 6)- 1923 Lozan Antlasmasiyla Kapitülasyonlar tamamen kaldirilmistir. C)- DENiZLERDE GELisMELER: 1)- RODOS ADASININ FEsi(1522): Rodos Sain Jean sövalyelerinin elinde buluyordu. sövalyeler Akdeniz'deki Türk ticaret gemilerine büyük zararlar veriyorlardi. Bu adanin alinmasiyla bu tehdit ortadan kalkti. 2)- BARBAROS HAYRETTiN PAsA'NIN OSMANLI HiZMETiNE GiRMESi : Barbaros Akdeniz'de faaliyet gösteren bir Türk korsani idi. Kuzey Afrika'da basarilar kazanmis ve Osmanlilardan aldigi destek kuvvetlerle CEZAYiR'e sahip olmustu. Osmanli Donanmasi, kara ordusu kadar güçlü degildi. Bu yüzden Kanuni Sultan Süleyman Barbaros'u Osmanli Hizmetine girmeye çagirdi. Barbaros'un bu teklifi kabul etmesiyle Osmanli donanmasi güçlenirken, Cezayir de Osmanli topraklarina katilmis oldu. 3)- PREVEZE DENiZ SAVAsI(1538): Barbaros Hayrettin Pasa komutasindaki Osmanli donanmasiyla, Andrea Dorya komutasindaki Haçli donanmasi arasinda yapilan bu deniz savasini Osmanli Devleti kazandi. Önemi: Preveze deniz zaferiyle Akdenizdeki Osmanli Egemenligi kesinlik kazanmis, Akdeniz bir Türk gölü haline gelmistir. 4)- NiCE(NiS) KUsATMASI: Bu arada Fransa ile sarlken arasinda savaslar devam ediyordu. Barbaros Fransa'ya yardim amaciyla Fransiz donanmasiyla birleserek Nis'i kusatti ve kaleyi ele geçirdi. 5)- TRABLUSGARP'IN ALINMASI(1551): Sinan Pasa ve Turgut Reis 1551 yilinda Malta sövalyelerinin elindeki Trablusgarp'i aldi. 6)- CERBE DENiZ SAVAsI (1559): Andrea Dorya komutasindaki Haçli Donanmasi ile Turgut Reis ve Piyale Pasa'nin komutalarindaki Osmanli kuvvetleri arasindaki bu deniz savasini Osmanlilar kazandi. Önemi: Bu zaferle Akdenizdeki Osmanli Egemenligi pekisti. 7)- HiNT DENiZ SEFERLERi (1538-1553) Sebepleri: a)- Cografi kesifler sonucu baharat yolu önemini yitirmis, Avrupalilar Ümit Burnu yoluyla ticaret yapmaya baslamislardi. Portekizliler Hint Okyanusu'nda egemenlik kurmuslardi. b)-Hindistandaki GÜCERAT iSLAM DEVLETi'nin Portekizliler'e karsi Osmanlilardan yardim istemesi. Seferler: Osmanli Devleti 1538-1553 yillari arasinda bu bölgeye seferler düzenledi. Portekizlilerle savasti. Ancak kesin bir üstünlük saglayamadi. Yemen, Aden, Sudan ve Habesistan'in bazi kisimlari bu seferler sirasinda Osmanli topraklarina katildi. Hint Seferlerinin Basarisiz Olma Sebepleri: a)- Osmanli Devlet adamlarinin hint yoluna gereken önemi vermemeleri, b)- Osmanli gemilerinin Okyanus sartlarina dayanikli olmamasi, c)- Gücerat Sultanliginin Osmanli Devleti'ne gereken yardimi yapmamasi. NOT: Osmanli Padisahlarinin halife olarak ilk yardim ettikleri müslüman ülke Gücerat'dir. D)- OSMANLI-iRAN (SAFEVi) iLisKiLERi(1534-1555) Kanuni Sultan Süleyman Döneminde iran üzerine 1534-1555 yillari arasinda üç sefer yapilmis, iran sahinin baris istemesi üzerine savaslar sona ermistir. Sonuçta iki Devlet arasinda AMASYA ANTLAsMASI imzalanmistir(1555). AMASYA ANTLAsMASI(1555): Bu antlasmayla Tebriz, Azerbeycan'in büyük kismi, Dogu Anadolu ve Irak Osmanlilar'a birakilmistir. NOT: Amasya Antlasmasi ilk Osmanli-iran Antlasmasidir. KANUNi'NiN SON SEFERi VE ÖLÜMÜ: Kanuni Sultan Süleyman Zigetvar seferini düzenlemis ve Zigetvar kalesini kusatma sirasinda ölmüstür. (1566). II.SELiM DÖNEMiNiN SiYASi OLAYLARI (1566-1574) SOKULLU MEHMET PAsA : AÇIKLAMA: Kanuni'nin son iki yilinda sadrazam olan Sokollu Mehmet Pasa, bu görevine II.Selim ve III. Murat zamanlarinda da devam ettiginden, 1564-1579 yillari arasindaki döneme "Sokullu Mehmet Pasa Devri" denir. Sokollu'nun 1579'da ölümüyle Osmanli Devleti'nin Yükselme Devri sona ermis sayilir. 1)- SAKIZ ADASININ FEsi(1566): Bati Anadolu kiyisinda bulunan bu ada Cenevizlilerin elinde bulunuyordu. Kaptan-i Derya Piyale Pasa komutasindaki donanma 1566 yilinda Sakiz Adasini fesetti. Önemi: Bati anadolu kiyilarinin güvenligi saglandi ve Cenevizli korsanlara darbe indirilmis oldu. 2)- KIBRIS'IN FEsi(1571): Sebebi: Venediklilerin elinde bulunan bu ada Misir-Suriye-Anadolu deniz yolu üzerine bulunuyordu. Osmanlilarin Dogu Akdeniz'e tam hakim olabilmeleri ve Nisir-Suriye deniz yolunu güven altina almalari için bu adayi fesetmeleri gerekiyordu. Fetih: Piyale Pasa komutasindaki Osmanli donanmasi ve vezir Lala Mustafa pasa komutasindaki Osmanli Ordusu 1570'de adaya çikti. 1571'de Kibris fesedildi. Önemi: Kibris'in fesiyle; Suriye-Misir-Anadolu deniz yolu güvenlik altina alindi. Osmanlilarin dogu Akdeniz deniz ticaret yolunun tam olarak kontrolünü sagladilar. 3)- iNEBAHTI DENiZ SAVAsI(1571): Sebep: Osmanlilarin Kibris'i almalari üzerine Avrupa Devletlerinin bir haçli donanmasi hazirlayarak harekete geçmeleri. Savas: Don Juan komutasindaki haçli donanmasi ile Kaptan-Derya Müezzinzade Ali Pasa komutasinda Osmanli donanmasi arasinda inebahti Körfezinde gerçeklesen deniz savasinda Osmanlilar agir bir yenilgiye ugradi. Sadece Uluç Ali Pasa(Kiliç Ali Pasa) komutasindaki gemiler istanbul'a geri dönebildi. Önemi: Osmanli Devleti bu agir yenilgiye ragmen kisa zamanda yeni bir donanma olusturarak, Akdeniz'e açildi. Yeniden Akdenizde üstünlügü ele geçirdi. 4)- TUNUS'UN FEsi(1574): Kaptan-i Derya Kiliç Ali Pasa komutasindaki kuvvetler 1574'de ispanyollarin elindeki Tunus'u fesettiler. 5)-DON-VOLGA KANALI PROJESi: Sokollu Mehmet Pasa Karadeniz'e dökülen Don nehri ile Hazar denizine dökülen Volga nehirleri arasinda bir kanal açarak iki denizi birlestirmeyi düsündü. Böylelikle: 1)- Ruslar'in Karadeniz'e girmeleri engellenecek, 2)- iran kuzeyden de kontrol edilecek, 3)- Orta asya Türklerine erisilebilecekti. SONUÇ: Kanalin ancak üçte biri kazilabildi. Ruslarin saldirilari, Kirim haninin isteksiz kalmasi gibi nedenlerle proje gerçeklestirilemedi. iMPARATORLUgA DOgRU Dogu Roma Fatihi olarak Edirne'ye dönen II. Mehmed, Karaman ve Bizans'tan sonra üçüncü seferde Cenevizlilerden Enez'i aldi (1453 sonu) ve Kirim'a bir donanma gönderdi (1454 Temmuz'u). 1454'te ilk Sirbistan seferine çikti. Kuzey Ege adalarini donanma göndererek ele geçirdi ve ilk Rodos seferini yaptirdi, fakat bu adayi alamadi. ikinci Sirbistan onun altinci seferidir (1455, 1456). Bu ikincisinde babasindan sonra tekrar Belgrad'i muhasara etti. Kaleyi savunan Hünyadi Yanos öldü. Fatih yaralandi, fakat Belgrad düsmedi. 1455'te Bogdan Prensligi de Osmanli metbûlugunu kabul etti. 1458'deki yedinci sefer Fatih'in ilk Mora seferidir. 1459'daki sekizinci sefer ise dördüncü Sirbistan seferidir ki, Semendire'nin fesi ve Sirbistan devletinin sonu olmakla neticelenmistir. 1460 yazinda dokuzuncu seferine çikti. ikinci Mora seferidir ve Mora prensliklerinin ilgasi ve Türkiye'ye katilmasi, Paleologoslarin sonu ve Bizans kalintilarinin silinmesi ile sonuçlanir. Sonra Güney Karedeniz meselelerini ele aldi. 1461'de onuncu sefer ile Ceneviz'den Amasra'yi aldi. Baharda on birinci sefer ile Sinop'a geldi. Himayesinde bulunan Candar (isfendiyar) beyligine dostça son verdi. Yazin Trabzon'a yürüdü. Denizden donanma kusatilan Trabzon imparatorlugu teslim oldu. Komnenos imparatorluk hanedanina son verdi. Bu suretle Batum ve Gürcistan kiyilarina kadar bütün Güney Karadeniz kiyilari Osmanli devletine katildigi gibi, Trabzon ve Rize gibi Anadolu'nun henüz Türklesmemis olan parçalari da Hristiyanlardan alinmis oldu. On ikinci Trabzon seferinden döner dönmez on üçüncü sefer ile Eflak üzerine yürüdü ve ayaklanan Kazikli Voyvoda'nin isini bitirdi.Fatih, ondördüncü seferini 1462'de yapti. Yayçe'nin fesi ile neticelenen ilk Bosna seferidir. Onbesinci seferi ayni yilin Eylülündedir ve Midilli adasinin fesidir. On altinci sefer 1463'te yapilan ikinci Bosna seferidir. Ertesi yil üçüncü Bosna seferi ve on yedinci seferi yapilmistir. 1466'daki onsekizinci sefer Karaman üzerinedir. 1466'daki on dokuzuncu sefer, Fatih'in ilk Arnavutluk seferidir. 1466-167'de de Arnavutluk üzerine ikinci seferini yapmistir ki yirminci seferi teskil eder. Bu ardi kesilmeyen seferlerde padisahin baslica hedefleri söyle idi: Tuna'nin güneyinde ve Firat-Toroslar sinirinin batisinda Osmanli devletine katilmayan hiç bir yer birakmamak, Karadeniz'i ve Ege denizini Türk iç denizleri haline getirnek, Venedik donanmasini geçerek deniz kuvvetlerini de kara ordusu gibi dünyanin birinci silahli gücü haline getirmek. Bu isleri tamamen gerçeklestirdikten sonra italya'yi fesetmek. Bu plan artik bütün dünyada biliniyordu. Fatih'in kafasindaki bir sir olmaktan çikmisti. Bu projeye karsi yalniz bütün Avrupa degil, Türkiye'nin dogusundaki Müslüman ve Türk komsulari da ayaklandilar. Bu suretle Osmanli imparatorlugu'na karsi dehsetli bir koalisyon meydana getirildi ve çok uzun sürecek savas basladi.
__________________
![]() ![]() Linkler Kırıksa Lütfen Özel Mesaj İle Bildirin düzeltelim. Forum Kurallarına Uymaya Özen Gösterin. Paylaşımlara Teşekkür Ederek Destek Verelim. Teşekkür İçin Teşekkür Butonuna Tıklayınız. Kendi Alanınızda Paylaşımlar Yaparak Sizde Katkı Yapabilirsiniz. Tüm İsteklerimizi Forumda Konular İçinde Belirtelim Bunun İçin Özel Mesaj Atmayalım.
|
|||||||||
|
|
|
![]() |
| Etiketler: dev, devleti, kaynak, osmanli |
| Etiketler |
| dev, devleti, kaynak, osmanli |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Osmanli`yi Cihan Devleti yapan 150 sir | zekeriya ergin | Osmanlı İmparatorluğu | 0 | 29-Ekim-2009 12:37 |
| Muhtasar osmanli devleti tarihi | CIHANGIR | Osmanlı İmparatorluğu | 1 | 19-Mart-2009 17:31 |