![]() |
Forum |
Portal |
İlim Yuvası |
Video/Klip |
Kurallar |
Performanslar
|
Ödüller |
Gazeteler |
Facebook Sayfamız
|
Futbol Tahmin Oyunu |
Alexa |
Bize Yazın
|
|
|||||||
| Farkli Bir Ses, Farkli Bir Nefes / 24 Saat Kesintisiz Türk Müzigi | |||
![]() |
|
|
|
| ||
![]() |
|
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 (permalink) |
|
18 Mart Çanakkale Zaferi Tarihteki ve Ulusal Yaşantımızdaki Yeri Turhan OLCAYTU * E.Tümgeneral 3 Kasım 1914 ve 18 Mart 1915 tarihleri arasında Çanakkale Boğazı'nda cereyan eden bir seri deniz savaşlarıyla Gelibolu Yarımadası'nda 25 Nisan 1915 - 8/9 Ocak 1916 tarihleri arasında yapılan kara savaşları Çanakkale Zaferini Türk Ulusu; İstanbul'u kurtaran Anafartalar kahramanı Mustafa Kemal Paşayı Çanakkale'den tanımış; 19 Mayıs 1919'da O Türk Ulusu ve dünya O'nu böylece tanırken Çanakkale Boğazı'nı denizden aşıp İstanbul'a giremeyen İtilaf Devletleri Böylece 18 Mart deniz zaferimizi taçlandıran 25 Nisandan sonraki kara savaşlarında 18 MART 1915 ÇANAKKALE DENİZ SAVAŞI VE ÖNCESİ Boğaz savunması İtilaf Devletlerinin Akdeniz Başkomutanı Amiral Carden 18 MART 1915 GÜNÜ SAVAŞI 18 Mart günü Bu sırada Fransız GAULOIS zırhlısı aldığı ağır yaralarla saf dışı kalmış ÇANAKKALE ZAFERİ Çanakkale Savaşı yalnız bizim tarihimizin değil yakın dünya tarihinin en önemli savaşlarından biridir. Çanakkale Boğazı'nı savaş gemileriyle zorlayarak aşma 1914 yılında I. Dünya Savaşı'nın başlamasıyla İtilaf devletleri bu isteklerini gerçekleştirme fırsatının doğduğuna inandılar. Bu inançla İngiltere ve Fransa işbirliği yaparak 3 Kasım 1914 günü alacakaranlıkta Bozcaada'dan Boğaz'ın ağzına doğru yaklaştılar. Buradan istihkamlarımıza doğru ateş açtılar 24 Kasım 1914 günü bir Fransız denizaltısı Boğaz sularında görüldü. bu denizaltıyı gören topçularımız düşman üstüne ateş yağdırmaya başladı. 2 Aralık günü İngiliz denizaltısı da bir deneme yaptı. Derinden engelleri aşarak Boğaz'a girdi. Yediyüzelli metre ilerde bulunan Mesudiye zırhlısına torpil atarak bu gemimizi batırdı. Zırhlımızda bulunan subaylardan on'u ve erlerimizden yirmi dördü şehit düştü. 19 Şubat 1915 günü düşman savaş gemileri öğleye kadar uzun menzilli bir bombardımana girişti. Boğaz'a iyice sokuldular. Tabyalarımız akşama doğru düşman savaş gemilerine karşılık verdi. Ertuğrul ve Orhaniye tabyalarından atılan ateş karşısında düşman oldukça bocaladı. İtilaf devletleri gemileri diledikleri gibi ilerleyemiyor Bu arada Çanakkale Müstahkem Mevki Komutanı Albay Cevat Çobanlı 17/18 Mart gecesi boğaz'a mayın hattı döşenmesi emrini verdi. Aldığı emir gereği Binbaşı Nazmi Bey Nusret Mayın gemisi ile o gece yirmi altı mayın 18 Mart 1915: İngiliz ve Fransız savaş gemilerinden oluşan İkinci grupta İngiliz Kalyon Kaptanı komutasında Ocean İngilizler ve Fransızlar zayıf Türk savunmasını kolayca susturarak Boğaz'ı kolayca geçebileceklerim umuyorlardı. Bu umut ve güvenle 18 Mart 1915 günü düşman savaş gemileri şiddetli bir ateşe başladılar. Rumeli Mecidiyesiyle merkez bataryaları şiddetli bir ateşe tutuldu. Boğazdaki düşman gemileri Hamidiye istihkamlarına yüklendi. Bunu gören Dardanos bataryaları ateşi üzerlerine çekmeye çalıştı. Az sonra «İnsan manzarayı gözlerinin önünde canlandırabilir. Kaleler Bombardıman sırasında Türk tabya ve bataryaları büyük zarar görmüştü. Amiral Robeck Fransız gemilerini geri çekerek İngiliz savaş gemilerini ileri sürdü. Tam bu sırada müthiş patlamalar oldu. Bouvet ve Suffren savaş gemileri mayına çarparak sarsıldılar «Saat 13.45'de Suffren'in az gerisindeki Bouvet müthiş bir patlamayla sarsıldı. Güverteden göğe kesif bir duman yükseldi. Gittikçe hızlanarak yana yattı Türk tabyaları İtilaf devletleri Çanakkale Boğazı'nın savaş gemileri ile aşamayınca bu kez çıkarma yapmayı planladılar. Artık Çanakkale kara savaşları başlıyordu. Kara savaşında düşmanın nereden çıkarma yapabileceği tartışıldı. Mustafa Kemal Kabatepe ve Seddülbahir'den Düşman güçleri 25 Nisan 1918 sabahı Mustafa Kemal'in düşündüğü noktadan saldırdı. 19. Tümen Komutanı Mustafa Kemal Kocaçimen'de Conkbayır'da — Süngü tak emrini verdi. Daha sonra ; — «Ben size taarruz emretmiyorum. Ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman içinde yerimize başka kuvvetler ve başka komutanlar geçebilir» dedi. Tarihin bu en büyük siper savaşı başlamıştı. Siperler arası uzaklık sekiz on metre kadardı. Türk siperlerinden hiçbir asker ayrılmıyordu. Şehit düşenlerin yeri hemen dolduruluyordu. Her adım başına bir mermi düşüyor; toprak adeta tüterek kaynıyordu. Düşman dalgalar halinde Conkbayır'a doğru ilerliyordu. Bu arada Mustafa Kemal Kısa sürede Türk ordusu her yerde büyük başarılar kazandı. Düşman şaşkına döndü Çanakkale savaşlarında 250 binin üzerinde askerimiz şehit düştü. Düşman kayıpları ise bu rakamın üstündedir. Çanakkale savaşlarının unutulmaz kahramanı Bağımsızlığımızı savunmak SEVGİLİ ARKADAŞLAR! Çanakkale Savaşları Osmanlı ordusu 300.000 askerimizin şehit olduğu bu savaşlar sonucunda Çanakkale Boğazını geçmek isteyen İngiliz ve Fransız gemileri Çanakkale Boğazını gemilerle geçemeyeceklerini anlayan düşmanlarımız Sevgili arkadaşlar! Çanakkale Savaşları Allah bizlere
|
|
|
|
|
|
|
#2 (permalink) | |||||||||
Kurmay Başkan![]() Üyelik tarihi: Temmuz-2009
Üye No : 619
Mesajlar: 1.112
Konuları: 955
![]() ![]() ![]() ]Aktiflik: 70 / 706
İtibar Puanı : 137384
İtibar Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
KINALI ALİ VE DESTANSI ÇANAKKALE ZAFERİ Üst teğmen Faruk cepheye yeni gelen askerleri kontrol ediyor bir taraftan da onlarla laflıyordu nerelisin gibi sorular soruyordu. Bir ara saçının ortası sararmış bir çocuk gördü. Merakla 'adın ne senin evladım' der. Çocuk 'Ali' diye cevap verir. Nerelisin? der. Ali Tokat Zile’denim der. Peki evladım bu kafanın hali ne?' Ali 'anam cepheye gelirken kına yaktı komutanım der. Neden? der komutan. Ali 'bilmiyorum komutanım' der: Peki gidebilirsin Kınalı Ali' der. O günden sonra herkes ona Kınalı Ali der. Herkes kafasındaki kınayla dalga geçer. Kısa surede cana yakın ve cesur tavırlarıyla tüm arkadaşlarının sevgisini kazanır. Bir gün ailesine mektup yazmak ister. Ali'nin okuma yazması da yoktur arkadaşlarından yardim ister ve hep beraber başlarlar yazmaya. Ali söyler arkadaşları yazar 'sevgili anne babacım ellerinizden öperim ben burada çok iyiyim beni merak etmeyin' diye başlar. Kız kardeşini kendinden bir küçük erkek kardeşini sorar köyündekilerin burnunda tüttüğünü yazdırır. Kendilerini merak etmemesini kendileri var oldukça düşmanın bir adim bile ilerleyemeyeceğini yazdırır. Gururla mektubu bitirir neden sonra aklına gelir ve yazının sonuna anasına NOT düşer: Alinin kendisinden hemen sonra askere gelecek bir kardeşi daha vardır. 'Anacağım kafama kına yaktın burada komutanlarım ve arkadaşlarım benle hep dalga geçtiler sakin kardeşim Ahmet'e de yakma onla da dalga geçmesinler der ellerinden öptüm' diye bitirir. Aradan zaman geçer. İngilizler kati netice almak için tüm güçleriyle Gelibolu'ya yüklenirler. Bu cepheyi savunan erlerimiz teker teker şehit düşmüşlerdi. Bunlara takviye olarak giden yedek kuvvetlerde yeterli olmamış onların sayıları da epey azalmıştı Gelibolu düşmek üzereydi kınalı alinin komutanı da olayı görüp yerinde duramıyordu. Kendisinin bölüğü henüz sıcak temasa hazır değildi. Onlar yeni gelmişti onları insan bedeninin sungu ve mermilerle orak gibi biçildiği bu yere dua ediyordu.Komutanların bu düşünceli hali gören ve durumun vahametini bilen Kınalı Ali ve arkadaşları komutanlarına yalvar yakar oraya gitmek istediklerini söylerler. Komutanları onları ölüme gönderdiğini bile bile çaresiz gönderir. Kınalı Ali'nin bölüğünden kimse sağ kalmaz hepsi şehit olmuştur. Aradan zaman geçer. Kınalı Ali'nin ailesine yazdığı mektubun cevabi gelir. komutanları buruk ve gözleri dolu dolu mektubu açıp okumaya karar verirler. (bu mektubun asli Çanakkale müzesinde sergilenmektedir) Babası anlatır. Ali' nin. 'oğlum Ali nasılsın iyi misin gözlerinden öperim selam ederim dedikten sonra öküzü sattık paranın yarısını sana yarısını da cepheye gidecek kardeşine veriyoruz simdi öküzün yerine tarlayı ben sürüyorum zaten artık zahireye de fazla ihtiyacımız olmadığı için yorulmuyorum da siz sakin bizi merak etmeyin bizi düşünmeyin der koyu akrabalarını anlatır ve mektubu bitirir ali ananın da sana diyeceği bir şey var' Anasını anlatır: ' oğlum ali yazmışsın ki kafamdaki kınayla dalga geçtiler kardeşime de yakma demişsin kardeşine de yaktım komutanlarına ve arkadaşlarına söyle senle dalga geçmesinler bizde 3 şeye kına yakarlar 1- gelinlik kıza 2- kurbanlık koça 3- askere giden yiğitlerimize gözlerinden öper selam ederim ALLAHA emanet olun' Mektubu okuyan Alinin komutanı ve diğerleri hıçkıra hıçkıra ağlamaktadırlar... ALL THE KING'S MEN (KRALIN ADAMLARI) ve 1/5 NORFOLK ALAYI 1999 yılında İngiltere'de bir film yapıldı. Filmin adı "All the King's Men" . Filmin öyküsü Türkiye'de bilinmeyen ama İngiliz yetkililere göre 54.Tümen komutanı General Inglefield "10 Ağustos 1915'de Tuzla Göl civarında karaya çıktım. İsmini bilemediğim bir tepeye hücumda tepenin ancak eteğinde mecruh düşerek 12'de esir oldum. Kumandanın ismi Engelfild ( Inglefield ) idi Bu olayın doğruluğu henüz kanıtlanamamış olsa da şunu vurgulamak gerekir ki Dolayısıyla Türklerin yakaladıkları esirlere kötü davrandığı ve öldürdüğü yolundaki hikayeler sürekli anlatılmıştır. İtilaf kuvvetlerindeki askerlere komutanları belki de iyi savaşmalarını sağlamak için olsa gerek "aman dikkat edin Türkler sizi yakalarsa öldürür veya yer" gibi akıl vermişlerdir. Oysa Özellikle Çanakkale Muharebeleri'nde Türklerin tam bir centilmen gibi savaştığını ÇANAKKALE ZAFERİ (18 Mart) Çanakkale Savaşları 1. Dünya Savaşı’nın başlarında İngilizler ve Fransızlar İngiliz ve Fransızlar bu düşünceyi gerçekleştirmek için kurdukları güçlü donanma ile Çanakkale Boğazı önlerine geldiler. Türk mevzilerini yoğun bir top ateşine tuttuktan sonra boğazı geçmeye çalıştılar ( 18 Mart 1915). Ne var ki Türk topçusunun düşman gemilerini bulan isabetli atışları ve Nusret Mayın Gemisi’nin boğaza yerleştirdiği mayınlar Düşman Çanakkale Zaferi
|
|||||||||
|
|
|
|
|
#3 (permalink) | |||||||||
Kurmay Başkan![]() Üyelik tarihi: Temmuz-2009
Üye No : 619
Mesajlar: 1.112
Konuları: 955
![]() ![]() ![]() ]Aktiflik: 70 / 706
İtibar Puanı : 137384
İtibar Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
ÇANAKKALE DESTANI Altı asır dünyaya nizam veren bu milletBatılı; “Başka milletlerin Bu destanda; cephaneliğin infilak etmesiyle gözlerinden olan Memiş’in; komutanın: “Vah evladım vah! Gözlerinden mi oldun?” demesine karşılık: “Üzülme paşam Bu destanda; Fransız zırhlısı Büve’nin 610 mürettebatının denize saçıldığı anda; İngiliz zırhlısı Oşin’ın Bu destanda; İntepe bayırında Bu destanda; yolunu şaşırıp Bu destanda; birkaç kalas Bu destanda Rumeli Mecidiyesi tabyasında 20 dakikalık baygınlıktan sonra 276 kilogramlık üç mermiyi peyderpey atıp İngilizlerin Oşin Zırhlısına boğazı dar eden ; Cevat Paşa’nın “Dile benden ne dilersen evladım” demesine karşılık “Bir şey istemem kumandanım diyen Bu destanda; cephanesi bitmiş geri çekilen askerlere; “Düşmandan kaçılmaz! Ben size taarruzu değil Ve yine bu destanda “Siperler arasıdaki mesafe sekiz metre 88. yıldönümünü kutladığımız bu zaferimizin ardından şehitlerimizi rahmetle anıyor Saygılarımla..... ÇANAKKALE CEPHESİNDE KADIN SAVAŞÇILARIMIZ Çanakkale Savaşları’nın henüz araştırılmayı bekleyen bir çok siyasal Konuyla ilgili ilk belgesel bilgilere Avustralya ve Yeni Zelanda arşivlerinde “Kadın bir keskin nişancı: ilk günkü çarpışmada vuruldu: J. C. Davies adlı bir asker annesine yazdığı mektupta şöyle demektedir: “... Vurulduğum 18 Mayıs günü Arşivlerde aynı konuyu dile getiren birkaç mektup ya da günlük daha bulunmaktadır. Gerçi bu tür haberlerin Anzak askerlerinin ALİ CENAB TÜRKLER Ruşen Eşref ( Ünaydın) Bizim mıntıka kumandanı Süvari Kaymakamı Mahmut Bey tayyarelere pek kızar efendim. Daima ateş ettirir onlara ; katiyyen üzerimize sokmaz onun zaten tabiatı böyledir. Bir tayyare geldi miydi Evet efendim; tayyare düştü. Hava hafif sisli olduğu için tabii gemiler bu sükutu( düşüşü) görmüyorlardı. Tayyareciler kendilerini denize attılar. Kendi gemilerini istikametine yüzmeye başladı. Bunu gören bataryamız düşmanın kendi gemilerine iltihak etmemesi için efendim Mıntıka kumandamız Kaymakam Mahmut Bey bu tayyarecinin neye mal olursa olsun mutlaka kurtarılmasını istiyordu. Tayyareciler en nihayet bir buçuk kilometre kadar sahile yakın geldiler. Tabii sahil mayın döşeli olduğundan kimse giremiyordu. Düşmanın vaziyetini öğrenmeye şiddetle ihtiyaç vardı. Bu sırada bir düşman tayyaresi düşürülmüş ancak bizimkiler başka taraftan o tarafa hala ateş etmekte idiler. Düşman tayyarecileri hem mayınlı hem de ateş altında ölüm kalım mücadelesi vermekte idiler. Bu noktada teessüratımı söylüyorum: o iki adam bağırıyordu. Yani ölüyorlardı artık. Ve sahilden hala imdat umuyorlardı. Tabii bir kumandan emir verdiği vakit süngü üzerine top üzerine gidip ölmek vazifemizdir. İşte o vakit mıntıka kumandanı Kaymakam Mahmut Bey " Kim girer?" diye bir sual sordu. Bu İngilizlere sırf acıdığım için düşman olsalar da onları kurtarmak bana bir vazife-i vicdaniye oldu. Yüzmek de bilirim. - Nerelisiniz efendim? - Çanakkale'liyim. Bir an evvel girmek için telaşımdan fanilayı da çıkarmamışım. bir fanila bir iç donu kalmıştı. Daldım. O zaman arkadaşım Mülazım Kaşif'de : "Ben de girerim " diye bendenize refakat etti. O çocuk aynı zamanda sınıf arkadaşımdır. Şimdi Rusya'da esir zavallı. Beraber girdik. Muttasıl düşman topları ateş ediyor. Monitörler Fakat biz tabii pek alçağa düşüyorduk. Sular da biraz dalgalıydı. Ne bizimkilerin nede onların makas atışları bizi kıstıramıyordu. Gülleler hep ötemize berimize düşüyordu. Bize hiç ziyan vermiyordu. Maateessüf o tayyarecilerden birisi boğuldu. Çünkü bizde takat kalmamıştı. Ötekini kurtardık beyim. Mıntıka kumandanı Mahmut Bey kendisini aldı. Mıntıkasına götürdü. Orada İngilizce mesaj yapıldı. Güzel baktılar sonra Beşinci Orduya teslim edildi. Giderken İngiliz mıntıka kumandanı Mahmut Bey 'e demiş ki: "Türkleri şöyle cesurdurlar "SAĞ KOLUMU KAYBETTİM AMA SOL KOLUM VAR" Seddülbahir ve Conkbayır'ın büyük kahramanlarından biride Bombacı Mehmet Çavuş'tu. Bu kahraman Anadolu çocuğu "Sağ kolumu kaybettim SAKA OLAYI Çanakkale Savaşı benzersiz insanlık manzaralarına sahne olmuştur. Muharebe esnasında taraflar karşılıklı mola vererek BOMBA SIRTI OLAYI “Bombasırtı Olayı (14 Mayıs 1915) çok önemli ve dünya harp tarihinde eşine rastlanması mümkün olmayan bir hadisedir. Karşılıklı siperler arasındaki mesafe 8 metre Mustafa Kemal ATATÜRK
|
|||||||||
|
|
|
|
|
#4 (permalink) | |||||||||
Kurmay Başkan![]() Üyelik tarihi: Temmuz-2009
Üye No : 619
Mesajlar: 1.112
Konuları: 955
![]() ![]() ![]() ]Aktiflik: 70 / 706
İtibar Puanı : 137384
İtibar Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
BİR ÇANAKKALE ŞEHİDİNİN SON MEKTUBU Dört asker doğurmakla müftehir şanlı Türk annesi! Nasihat-amiz mektubunu Gözlerimi biraz sağa çevirdim güzel bir yamacın eteklerindeki muhteşem çam ağaçları kendilerine mahsus bir seda ile beni tebşir ediyorlardı. Nazarlarımı sola çevirdim cığıl cığıl akan dere İşte bu geçen dakikalar anında -Efendim -Pekala -Mustafa bu sütü nereden aldın? dedim. -Efendim -Evet -İşte onun çobanından 10 paraya aldım. Valideciğim Fakat bu sırada düşünüyorum. Ben validemin sayesinde onun gönderdiği para ile böyle süt içeyim de Fakat yukarıdaki bülbül bağırıyordu: "Validen kaderine küssün Şevket merak etmesin Fakat valideciğim O güzel çayırın koyu yeşil bir tarafında Ey Allah'ım Herkes Bütün dünyanın dağdağa ve debdebelerini unuttum. Ellerimi kaldırdım -Ey Türklerin Ulu Tanrısı! Ey şu öten kuşun "Ey benim Yarabbim! Şu kahraman askerlerin bütün dilekleri; ism-i celalini İngilizlere ve Fransızlara tanıtmaktır. Sen bu şerefli dileği ihsan eyle Diyerek bir dua ettim ve kalktım. Artık benim kadar mes'ut Dünyanın en güzel yerleri burası imiş. Yalnız bu memleketlerde düğün olmuyor. İnşallah düşman asker çıkarır da Kadir'e mektup yazdım. Valideciğim Çantayı al Fakat sen merak etme. O parayı vermese Valideciğim Oğlun Hasan Etem 4 Nisan 1331 (17 Nisan 1915) ANZAKLI ÖMER "Amerika 'ya gittiğim ilk yıllar ( 1957) lisanım pek o kadar iyi değil.Newyork'da Medical Center Hospital adlı bir hastahanede görev almıştım. Fakat vazifem kan almak Kaşlarını yukarıya kaldırarak " Hayır " manasına işaret yaptı. Ama ben hala merak ediyorum: Peki bu kolunuzdaki Türk bayrağı nedir? "Aldırma işte öylesine bir şey dedi. Ben yine ısrarla dedim ki: “Fakat benim için bu bayrak çok önemli. Dikkatimi çekti. Çünkü bu benim milletimin bayrağı “Siz Türk müsünüz?” “Evet Türk'üm....” İhtiyar gözlerime bakarak tanıdık bir göz arıyor gibiydi. Anlatmaya başladı: “Yıl 1915. Sen hatırlamazsın o yılları. Çanakkale diye bir yer var Türkiye'de Meraktan ağzım açık yaşlı Avustralyalıyı dinliyorum. Savaşın dehşetli anılarını anlatırken hastalığına rağmen tir tir titremeye başlamıştı. Devam etti: “Gözlerimi açtığımda kendimin yabancı insanların arasında gördüm. Nasıl korktuğumu anlatamam. Çünkü İngilizler bize Türkleri barbar Bu ingiliz milleti ne yalancıymış ne kadar Türk düşmanıymış" diyerek pişman oldum. Ama bu pişmanlığım fayda etmiyor ki... Bu iyiliğe karşı ne yapsam düşündüm durdum günlerce..... Nihayet bize serbest bıraktılar. Memleketime döndüm. işte memlekette Türk milletini ömür boyu unutmamak için koluma bu dövme Türk bayrağını yaptırdım. Bu bayrağın esrarı bu işte” Benim gözlerim dolu dolu ihtiyara bakarken o devam etti: “Talihin cilvesine bakın ki o zaman ölmek üzere iken yaralarımı iyileştirerek Ben "Evet Şimdiden sonra "Anzaklı Ömer" olsun. "Olsun. Peki doktor beni Müslüman eder misin? Müslüman olmak zor mu ?" Şaşırdım. Nasıl da birdenbire Müslüman olmaya karar vermişti. Meğer o yaşa gelinceye kadar içten içe hep düşünüyormuş da kimseyle konuşamadığı için Tabii dedim Müslüman olmak çok kolay. Sonra kendisine imanın ve islamın şartlarını anlattım. Kabul etti. Hem kelime-i Şahadet getiriliyor Bu sözden de anladım ki dedelerimiz savaş esnasında Hakk’ı zikretmeyi ihmal etmiyormuş. Neyse uzatmayayım hemen bir tesbih bulup kendisine getirdim. Hasta yatağında tesbih çekiyor Fakat günden güne eriyip tükeniyordu. Kaç gün geçti tam hatırlamıyorum . Hastanenin genel hoparlöründen bir anons duydum. "Doktor Ömer! Lütfen 217 numaralı odaya gelin!" Dedim ki içimden "Bizim Ömer amca galiba yolcu?" hemen yukarı çıktım. Odasına vardığımda gördüğüm manzara aynen şöyleydi: Sağ elinde tesbih açık duran sol kolunun pazusunda dövme Türk bayrağı Bir Çanakkale gazisi görmüştüm. Yıllar sonra da olsa Müslüman Türk milletineolan sevgisi sayesinde kendisine iman nasip olmuştu. "Ne yalan söyleyeyim BEDELİ ÇANAKKALE'DE ÖDENDİ Galatasaraylıların bu şüheda menkıbeleri arasında dünyada eşi bulunamayan bir tanesini (Mehmet Muzaffer’in Destanını ) Gazeteci Ziyad Ebuzziya şöyle dile getiriyor: Üç aylık bir talimden sonra Mehmet Muzaffer “zabit namzedi” olarak Çanakkale’de idi. (Mart 1916) müttefik İngiliz ve Fransız kuvvetleri Muzaffer Çanakkale’ye vardığında harp durmuştu. Zaman zaman İmroz ve Bozcaada’da üslenmiş düşman gemileri ve uçakları bombardımanda bulunuyorlarsa da 1915 Nisan’ın da Aralık sonuna kadar sekiz ay süren kanlı boğuşmalarla kıyasla bu bombardımanlar “ hiç mesabesindeydi.” Çanakkale’de ki birliklerin büyük bir kısmı Kafkas O yıllarda İstanbul’da otomobil ve kamyon nadir rastlanan vasıtalardı. Bunların lastikleri de yok denecek kadar azdı ve karaborsaydı. Muzaffer aradı “ Bana bak oğlum! Ben askerin ayağına postal sırtına kaput alacak parayı bulamıyorum. Sen otomobil lastiğinden bahsediyorsun. Haydi yürü git Muzaffer selamı çaktı dışarı çıktı. Harbiye Nezareti’nin ( bugünkü hukuk fakültesi binası) bahçesinden dışarıya ağır ağır yürürken ne yapacağını düşünüyordu. Malzemelere Alay ’ın ihtiyacı vardı. Elindeki( Almanların verdiği) iki Mercedes-Benz kamyon ve iki binek arabası lastiksizdi. Diğer malzemelerde mutlaka lazımdı. Kendisi bulur alır diye görevlendirilmişti. Malzemeyi bulmuştu fakat para yoktu. Eli boş dönemezdi Muzaffer bunları düşüne düşüne Beyazıt Meydanı’na vardı birden durdu. Kendi kendine gülmüştü aradığı çareyi bulmuştu. Doğru tüccar Yahudi’ nin yanına gitti: “ Paranın tediye muamelesi akşamüstü bitecek Tüccar “peki” dedi. Muzaffer tam ayrılırken ilave etti. “Altın para vermiyorlar kağıt para verecekler” Yahudi yine “peki” dedi. Ertesi sabah Muzaffer Merkez Kumandanlığından sağladığı araba ve neferlerle ezan vakti Yahudi’nin kapısındaydı. Ortalık henüz ışıyordu. Tüccar malları hazırlamıştı. Hava gazı fenerinin yarım yamalık aydınlattığı loşlukta mallar arabaya yüklendi. Muzaffer bir yüzlük kaime ( yüz liralık kağıt para) verdi. Araba dörtnal Sirkeci ’ye yollandı. Malzeme şat’a oradan dubada bağlı gemiye aktarıldı. Az sonra da gemi Çanakkale yolunu tutmuştu. Üç gün sonra Yahudi elindeki yüzlük kaimeyi bozdurmak üzere Osmanlı Bankası’na gitti. Bozmadılar zira elindeki para sahte idi. Muzaffer “ Bedeli Çanakkale ‘de altın olarak tesviye olunacaktır.” Onun burada altın dediği Çanakkale’de Mehmetçiğin akıttığı Sahte paraya gelince... Yahudi tüccar bunu mesele yapmadı. Yapmak mı istemedi YABANCI ASKERLERİN ANLATIMI İLE ÇANAKKALE “Bayraklar dalgalanıyor “Avrupa’da hiçbir asker yoktur ki “Türklerin içinde iriyarı biri vardı
|
|||||||||
|
|
|
|
|
#5 (permalink) | |||||||||
Kurmay Başkan![]() Üyelik tarihi: Temmuz-2009
Üye No : 619
Mesajlar: 1.112
Konuları: 955
![]() ![]() ![]() ]Aktiflik: 70 / 706
İtibar Puanı : 137384
İtibar Derecesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
ÇANAKKALE yanıbaşındaki Anzak erine 'nereden kopup gelmişsin neden çökmüş bu mahsunluk üzerine?' 'DUNYANIN ÖBÜR UCUNDAN' dedi. gencecik Anzak 'Öyle yazmışlar mezar taşıma. doğduğum yerler öylesine uzak örtündüğüm topraksa gurbet bana.' 'Dert edinme arkadaşım'dedi Mehmet 'değil mi ki bizlerle birleşti kaderin değil mi ki yurdumuzun koynundasın ilelebet sende bencileyin bir Mehmet' Çanakkale'de toprağının üstü cennet altı mezar kavga bitmiş mezarlarda kaynaş olmuş yiten canlar. 'ya sen dedi Mehmet oyun çağındaki İngiliz erine 'yaşın ne senin kardeş böylesine erken buralarda işin ne?' 'yaşım sonsuza dek onbeş' dedi ufak tefek İngiliz eri. 'köyümde askercilik oynar coştururdum trampetimle bizimkileri derken kendimi cephede buldum oyun muydu bir sahici kurşunla vuruldum. Sustu boynumdaki trampet son verildi böylece oyundan bozma işime Gelibolu'da bana da bir mezar kazıldı mezar taşıma ON BEŞİNDE TRAMPETÇİ' yazıldı. Öyküm de künyem de bundan ibaret.' Yağmur yağıyordu usul usul toprağa gozyaşları düşerek üstüne sanki damla damla ağlıyordu uzaktan uzağa sahibini yitiren bir trampet. 'ya sizler' dedi Mehmet dünyanın dört kıtasından mezarlar dolusu erlere 'hangi rüzgar savurdu sizleri bu bilmediğiniz yerlere' kimi İngilizdi kimi Fransızdı kimi Hintli kimi Nepalli kimi Avustralya'dan kimi yeni Zelanda'dan Anzak gemiler dolusu asker her biri niye geldiğinden habersiz Gelibolu'nun oya gibi koylarından sızarak tırmanmışlardı dağa bayıra siper siper yara gibi yarılan toprak mezar olmuştu savaş ardından onlara. Kiminin BURADA YATTIĞI SANILIR Kiminin ADI BİLİNSE DE MEZARI BİLİNMEZ kiminin de mezar taşında on altı on yedi on sekiz yaşında EBEDİ İSTİRAHATE ÇEKİLDİĞİ yazılı. Çanakkale topraklarında her birinin erken biten yaşam öyküsü eski yazıtlar gibi taşlara böyle kazılı. 'Anlamaz mıyım' dedi 'halinizden kardeşler' adına yazılı taşı bile olmayan asker Anadolulu Mehmet 'ben de yuzyıllarca yaban ellerde neyin uğruna bilmeden can vermişim kendi yurdum uğruna can vermenin tadına ilk kez Çanakkale'de ermişim. Uğrunda can verdikce vatandı ancak ekip biçtiğim padişah mülkü toprak değil mi ki sizler alamasanız bile bu topraklar almış sizi sizleri basmış bağrina sizlere de vatan sayılır artık Çanakkale. Savaş bitti. Ölenler kaldı sağlar gitti köylü köyüne döndü evli evine kır çiçekleri geldiler akın akın çekilen askerlerin yerine yaban gülleri kilim kilim yayıldılar toprağa. Siper siper toprağın savaş yaralarını örttüler koyunlar koruganları yuva yaptı kendine kuşlar döndü gökyüzüne kurşunların yerine. Çiçeğiyle yemişiyle yeşiliyle silah yerine saban tutan elleriyle geri aldi savaş alanlarını doğa can geldi toprağa silindikçe kan izleri. Yeryüzünde cennet oldu öylece o cehennem savaş yeri şimdi Çanakkale Gelibolu bahçe bahce mezar dolu. Huzur içinde uyusun vuruştukları toprakta kavgadan kinden uzakta yanyan dostça yatanlar. Bülent Ecevit ÇANAKKALE TÜRKÜSÜ Çanakkale içinde vurdular beni Ölmeden mezara koydular beni Of gençliğim eyvah Çanakkale köprüsü dardır geçilmez Al kan olmuş suları bir tas içilmez Of gençliğim eyvah Çanakkale içinde aynalı çarşı Anne ben gidiyorum düşmana karşı Of gençliğim eyvah Çanakkale içinde bir dolu testi Anneler babalar ümidi kesti Of gençliğim eyvah Çanakkale'den çıktım yan basa basa Ciğerlerim çürüdü kan kusa kusa Of gençliğim eyvah Çanakkale içinde sıra söğütler Altında yatıyor aslan yiğitler Of gençliğim eyvah Çanakkale'den çıktım başım selamet Anafarta'ya varmadan koptu kıyamet Of gençliğim eyvah BİR YOLCUYA (Gelibolu yamaçlarında yazıldı.) Dur yolcu! Bilmeden gelip bastığın Bu toprak Eğil de kulak ver Bir vatan kalbinin attığı yerdir. Bu ıssız Gördüğüm bu tümsek İstiklal uğrunda Can veren Mehmed’in yattığı yerdir. Bu tümsek Son vatan parçası geçerken ele Mehmed’in düşmanı boğuldu sele Mübarek kanını kattığı yerdir. Düşün ki Yaptığı bu tümsek Bir harbin sonunda Hürriyet zevkini tattığı yerdir. Necmettin Halil Onan ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE Şu Boğaz Harbi Nedir? Var mı ki dünyada eşi? En kesif orduların yükleniyor dördü beşi -Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya Ne hayasızca tahaşşüd ki ufuklar kapalı! Nerde-gösterdiği vahşetle “bu: bir Avrupalı” Dedirir-yırtıcı Varsa gelmiş Eski Dünya Kaynıyor kum gibi Yedi iklimi cihanın duruyor karşında Osrtralya’yla beraber bakıyorsun ; Kanada! Çehreler başka Sade bir hadise var ortada : Vahşetler denk. Kimi Hindu Hani tauna da zuldür bu rezil istila... Ah o yirminci asır yok mu Ne kadar gözdesi mevcut ise hakkiyle sefil Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına; Döktü karnındaki esrarı hayasızcasına Maske yırtılmasa hala bize affetti o yüz ... Medeniyet denilen kahbe Sonra mel’undaki tahribe müvekkel esbab Öyle müthiş ki: Eder her biri bir mülkü harab. Öteden saikalar parçalıyor afakı; Beriden zelzeleler kaldırıyor a’makı; Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin; Sönüyor göğsünün üstünde o aslan neferin. Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam Atılan her lağımın yaktığı: Yüzlerce adam. Ölüm indirmede gökler O ne müthiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer... Kafa Boşanır sırtlara Saçıyor zırha bürünmüş de namerd eller Yıldırım yaylımı tufanlar Veriyor yangını Sürü halinde gezerken sayısız tayyare. Top tüfekten daha sık Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler! Ne çelik tabyalar ister Alınır kal’a mı göğsündeki kat kat iman? Hangi kuvvet onu Çünkü te’sis-i ilahi o metin istihkam. Sarılır Beşerin azmini tevkif edemez sun’-i beşer; Bir göğüslerse Huda’nın edebi serhaddi; “O benim sun’-i bediim Asım’ın nesli... diyordum ya... nesilmiş gerçek: İşte çiğnetmedi namusunu Şüheda gövdesi O Vurulup tertemiz alnından Bir hilal uğruna Ey Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer. Ne büyüksün ki Bedr’in aslanları ancak Sana dar gelmeyecek makber’i kimler kazsın? “Gömelim gel seni tarihe” desem Herc ü merc ettiğin edvara da yetmez o kitab... Seni ancak ebediyetler eder istiab. “Bu Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına; Sonra gök kubbeyi alsam da Kanayan lahdine çeksem bütün ecramıyle; Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan; Yedi kandilli Süreyya’yı uzatsan oradan; Sen bu avizenin altında Uzanırken Türbedarın gibi ta fecre kadar bekletsem; Gündüzün fecr ile avizeni lebriz etsem; Tüllenen mağribi Yine bir şey yapabildim diyemem hatırına. Sen ki Şarkın en sevgili sultanını Salahaddin’i Kılıç Arslan gibi iclaline ettin hayran... Sen ki O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın; Sen ki Sen ki Sana gelmez bu ufuklar Ey şehit oğlu şehit Sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber. MEHMET AKİF ERSOY ÇANAKKALE ŞEHİTLİĞİ’NDE Ey şimdi köyünden pek çok uzakta Ey şimdi bir yığın kara toprakta Uyanmaz uykuya dala yiğitler! Şehitlik şanını alan yiğitler! Yan yana dizilen mezarlarınız Zemine semavi iftihar olmuş Dünyaya kapanan nazarlarınız Tanrının mağfiret nuruyla dolmuş Ne alçak görünür şu fani hayat Baktıkça samimi uzletinize Bir anda coşarak ağlarım; heyhat! Günahkar gözyaşım layık mı size? Hayır Kirletmek istiyor merkadinizi Ey benim kaybolan arkadaşlarım Ben görmek isterim bir daha sizi Lanet gözlerimde duran gölgeye; Ağlarım bu gölge silinsin diye Ah Gözümün nurunu sizlere kapar; Beni bir vefasız riyakar yapar! Enis Behiç KORYÜREK ÇANAKKALE DESTANI Yıl 1915 18'indeyiz Martın. Kendine gel biraz! Pek tekin değildi Çanakkale'nin suyu Geçilmez bu boğaz... Geçilmez bu boğaz... Bizi Ne topun yıldırır Ne kurşunun. Çünkü artık Başladı cengimiz. Er meydanında bulunmaz dengimiz... Sen misin Mustafa Kemal'im ileri diyen? İşte fırladık siperden. Sırtına yüklenmiş kahraman Seyit 276 kiloluk mermiyi Koşuyor bataryasına ateşler içinden. Bu mermi denizlere gömecek Elizabet'i Buvet'i... Yanıyor bugün Anafartalar yanıyor Denizler yanıyor Dağlar yanıyor. Zafer bizimdir artık Düşman zırhlıları batıyor... Türk'üm Muzaffer olarak doğmuşuz bir kere. Bir karış toprak uğruna Kimimiz şehit oluruz. Kimimiz gazi. Hiç değişmez bu yazı. Dünyada her yer geçilir belki Lâkin geçilmez Çanakkale Boğazı.. Fahri ERSAVAŞ
|
|||||||||
|
|
|
![]() |
| Etiketler: canakkale, mart, zaferi |
| Etiketler |
| çanakkale, mart, zaferi |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|