Go Back   AsilTürk - Yüreği Vatan Sevgisi İle Dolu Herkesin Buluşma Mekanı > Türk Tarihi , Türk Dünyası , Türk Edebiyatı ve Kültürü > Türk Tarihi ve Osmanlı İmparatorluğu > Genel Türk Tarihi
Kullanıcı Adınız
Şifreniz
Kayıt Ol Yardım Üye Listesi Ajanda Forumları Okundu Kabul Et


Farkli Bir Ses, Farkli Bir Nefes / 24 Saat Kesintisiz Türk Müzigi


"Bayrakları Bayrak yapan üstündeki kandır, Toprak, eğer uğrunda ölen varsa Vatandır."

Konu Bilgileri
Konu Başlığı
Türk Tarihi
Konudaki Cevap Sayısı
15
Şuan Bu Konuyu Görüntüleyenler
 
Görüntülenme Sayısı
3019


Yeni Konu aç Cevapla
 
Bookmark and Share LinkBack Seçenekler Stil
Alt 04-Mayıs-2009, 15:07   #1 (permalink)
Kullanıcı Profili
Kurmay Başkan
 
KARAHAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik tarihi: Nisan-2009
Bulunduğu yer: Uçurumun Kenarindan
Üye No : 177
Mesajlar: 3.159
Konuları: 1388
İstatistikleri Seviye: 43 [â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�]
Aktiflik: 214 / 1071
Güç: 1053 / 16502
Deneyim: 85%
İtibar Puanları
İtibar Puanı : 119637
İtibar Derecesi : KARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond repute
Teşekkürleri
Teşekkür Etmiş : 775
Teşekkür Almış : 1.041
Tuttuğu Takım

Standart Türk Tarihi



Türk Tarihine Genel Bakis

Türk tarihinin milâttan önceki yüzyillarina isik tutan belgeler birer birer ortaya çikiyor

Türk tarihini yazanlarin" asil konuya "Büyük Hun imparatorlugu" ile girmeleri neredeyse bir gelenek halini almisti. Oysa bir milletin varligi bagimsiz bir devlet haline gelmesinden hele bir cihan imparatorlugu kurmasindan sonra baslayamazdi. Tarihçiler bunu hatirlatiyor ama imparatorlugun kurulmasindan önceki dönemler hakkinda yeterli bilgi veremiyorlardi. Biraz geriye gidince Türk olduklari anlasilan Sakalar'a büyük bir Türk hükümdari oldugu bilinen efsane kahramani Alp Er Tunga'ya dana da önce (M.Ö.1050) Çin'e akin ettikleri ve burada Chou (Çu) hanedanini kurduklari anlasilan bir Türk kavmine rastliyorlardi.

M.Ö. 7. yüzyilda ölen Alp Er Tunga'nin halki tarafindan çok sevilen bir Türk hakani oldugu kesinlikle biliniyor ama bu hakanin yönettigi devlet hakkindaki bilgiler bulunamiyor ya da bu bilgiler çok yetersiz kaliyordu.

Tarihçiler Türklerin irk özelligini ve anayurtlarini tanittiktan sonra Türk tarihini anlatmaya Türklükleri her bakimdan ispatlanmis olan Büyük Hun imparatorlugu'ndan basliyorlardi.

Bugüne kadar ilk Türk siyasî kurulusu olarak kabul edilen Büyük Hun imparatorlugu ile ilgili en eski yazili belge M.Ö. 318 yilindan öteye gitmiyordu. Bu Hunlarin komsu bir devletle yaptigi bir anlasma belgesidir. Türklerin tarihî devri en erken iste bu dönemde yani M.Ö. 318 yilinda baslatiliyordu. O tarihte bir andlasma imzalayan bir devletin ondan önceki dönemi karanlikti. Büyük Hun imparatorlugu M.S. 58 yilina kadar devam etmis bu tarihte Güney ve Kuzey Hunlari (Dogu ve Bati Hunlari) olarak ikiye bölünmüstü.

Bu kadar büyük ve uzun ömürlü bir devlet kuran Hunlardan kalma yazili belgeler de yoktu elimizde. Oysa Hunlarin hele Bati Hunlarinin kendi yazilari oldugunu kendi dillerinde yazismalar yaptiklarini çok iyi biliyoruz.

Yazili belge olmadigi gibi medeniyet seviyesinin ve hayat tarzinin göstergeleri olan kalintilara eserlere de yakin zamanlara kadar rastlanmamisti.

Yakin zamanlara kadar en eski Türk anitlari olarak "Orhun Anitlari"ni Türk yazi dilinin en eski örnegi olarak da bu anitlardaki yazilari ve "Yenisey Kitabeleri"ni biliyorduk. Bunlar da bizi ancak onüç asir öteye götürüyordu.

Destanlarimiz da tarihini bildigimiz Türk devletlerinin kurulus dönemlerinden daha ötelere pek uzanmiyordu. Oguz Kagan destani Hun Türklerinin Manas destani Kirgiz Türklerinin Ergenekon destani Gök-Türklerin idi. Öteki destanlarimiz ise yine tarihlerini bildigimiz Türk kavimlerine aitti ve bizi o Türk devletlerinin yasadigi devirlerden daha uzaklara pek ulastirmiyordu.

4000 yillik bir tarihimiz oldugunu söyleyip yazarak gurur duymak ama somut delillerle 2000 yildan öteye gidememek genis kitleyi üzüyor gençlerimizin ise içi burkuluyordu.

Yabanci yazarlar bu durumu kestirme ama tutarsiz bir hükümle açikliyor "..Çünkü Türkler göçebe millettir göçebe milletler büyük medenî eserler birakmaz" diyorlardi. Kendi tarihçilerimiz elbette makul ve ilmî sebepleri anlatiyorlardi ama özellikle gençlerimiz bu gibi konularda gözle görülen elle tutulan somut belgelere ihtiyaç duyuyorlardi.


Belgeler bulunuyor: Yazi da var yapi da var

Artik süphe bulutlarini dagitan Türk tarihinin milâttan önceki dönemlerine isik tutan belgeler bulunmustur. Yazi da var yapi da var! Öle tutulan gözle görülen ve müzeleri dolduran somut belgelerden baska müzelere sigmayan yüksek medeniyet göstergesi görkemli anitlar da var. Daha da olacagini arkeologlarin heyecan verici izler üzerinde çalismalarini sürdürdüklerini bildiren müjdeli haberler de var!

Yirminci yüzyilin ikinci yarisi özellikle su son onsekiz yil Türklerin uzak geçmisine ait en önemli buluslarin yapildigi bir dönem oldu. Bunlari yeri gelince anlatacak ve belgelerini sunacagiz. Burada kisaca Türklerin yazi dilini 1250 yildan 2500 yil öncesine götüren sanatini gösteren birkaç bulusa deginecek müjdeli haberin ne oldugunu duyuracagiz. Yurdumuza binlerce kilometre uzakta bulunan bu belgeleri Avrupali Türkologlar gibi kendi bilim adamlarimiz da gidip gördüler incelediler filmlerini çektiler. Bunlarin filmlerini resimlerini biz de getirdik getirttik.

2500 yil önceki Türk yazisi

Türk yazi dilini 2500 yil öncesine götüren belge Alma-Ata'nin 50 km. kadar yakininda Isik Göl civarindaki Esik kurganinda bulundu. Açilan mezardan çikan esya göz kamastirici idi. Bir Türk tiginine (prensine) ait oldugu anlasilan bu mezara prens altin elbisesi altin taci ile gömülmüstür. Misir firavunu Tutankamon'un mezarindan sonra en çok altin bu Türk prensinin mezarinda bulundu. Tam 4.800 parça altin vardi. Fakat tarih için Türk tarihi için essiz degerdeki belgeler ne bu altinlardi ne de öteki esyalar. Essiz degerdeki belge yarisi okside olmus bir gümüs ta-bagin üzerindeki iki satirlik yazi idi. Bu yazi bu mezardan 1250 yil sonra dikilmis Orhun âbidelerindeki Gök-Türk harfleriyle yazilmisti yani Türkçe idi. Okundu tercüme edildi. Yapilan radyo-karbonik tahlilden Orhun hurufatli yazinin M.Ö. 5. yüzyila ait oldugu anlasildi.

Esik'teki kazi 1970'te basladi ve devam ediyor. Civarda yagmalanmis baska mezarlar da bulundu ama yagmalanmamis baska höyüklerin varligi da anlasilmis bulunuyor. Bunlar er-geç ortaya çikarilacak.


imparatorun ordusu bulununca

Çinliler 10 yil kadar önce yaptiklari bir kazida yüzlerce heykel buldular. Bunlar atlari ve silâhlari ile Çin süvarilerini gösteriyor. Hepsi bir arada ve teftis için siralanmis gibi bir hizada idiler. Bunlara "imparatorun ordusu" denildi. su olay Çin hükümetini tarih arastirmalari için daha büyük ödenek ayirmaya sevketti ve çok büyük sehirler oldugu anlasilan üç büyük tepede kazi yapmayi-programlarina aldilar. Bu tepelerden biri Hun Türklerinin uzun zaman egemen olduklari bölgededir ve onlardan kalma oldugu bilinmektedir. Hem Çin hem de baska ülkelerin 'tarihçileri buradan Türk tarihi için çok önemli belgelerin çikacagini söylüyorlar.

Japon Türkologlarin gayreti

Bilindigi gibi eski Türklerle ilgili en önemli kayitlar Çin arsivlerinde Çin yazmalarinda bulunuyor. Bu eski Çin yazmalarini okuyacak inceleyip sonuçlar çikaracak Türk bilim adamlari maalesef henüz yok. Fakat bir baska ülkenin Türkologlari eski Çin kaynaklarini incelemeye baslamis bulunuyorlar ki "müjdeli haber" dedigimiz olay iste budur: Tokyo'daki Nihon Üniversitesi'nin Türkoloji bölümünde 300 Japon genci Türkolog olmak için ögrenim görüyor. Bunlarin 150'si islâmiyetten sonraki Türk tarihini ve Türkçesini ögreniyorlar. Mezunlardan 30 Japon genci Çin kaynaklarinda eski Türklere ait belgeleri arastirmaya baslamis bulunuyorlar.

Nihon Üniversitesi Türkoloji Bölümü'nün baskanligini yapan Sayin Prof. Dr. Masao Mori en seçkin ögrencilerini Türk tarihinin erken çaglari üzerinde arastirma yapmalari için Çin'e göndermeye devam edeceklerini kendisiyle Tokyo'da görüsen Sayin Ahmet Kabakli'ya söylemis ve sunlari ilâve etmistir: "Eski Türkçeyi oldugu gibi eski Çinceyi de çok iyi bilen bu gençlerimiz herhalde Türk tarihini aydinlatacak günes sayfalari bulup çikaracaklardir..."

Biz buna inaniyor ve o günleri sabirsizlikla bekliyoruz.

Türkler hiçbir zaman putlara kurtlara kuslara tapmadilar

Binlerce yillik Türk tarihini aydinlatan yeni yeni belgelerin bulunmakta oldugunu belirttikten sonra bunlarin bulunmasindaki gecikmeyi büyük yapilarin heykellerin barklarin neden çok bulunmadigini kisaca açiklamayi eski Türklerin göçebelikleri inançlari yasayislari ve karakterleri hakkinda bir özet bilgi vermeyi gerekli görüyoruz.

Türkler hiçbir zaman puta tapmadilar. Putlarini kendileri yapan yaptiklarina tapan insanlar olmadilar. Bilinen bir gerçektir ki puta tapmis olan eski milletler (devletler imparatorluklar) meselâ Sümerler Misirlilar Yunanlilar Romalilar iranlilar Mayalar Aztekler vb... en güzel en büyük heykelleri anitlari putlari için en büyük tapinaklari bu putlara adamak ve onlari korumak için yaptilar.

Türkler ise cansiz putlara tapmadiklari gibi canli varliklara da meselâ hayvanlara kurda kusa da tapmadilar. Onun için de putlar ve bu putlara adanan tapinaklar yapmadilar. Eski Türklerin tabgu'lari yani taptiklari (1) baska idi. Türkler yeri ve gögü yaradanin dünyayi mesken tutmus putlar ya da yerle gök arasinda dolasan insanlasan hayal varliklar olamayacagini seziyor anliyor biliyorlardi. inanç konusunda sürekli bir arayis içinde idiler. Onun içindir ki 9. yüzyilda Jslâmiyetle karsilasinca hiçbir baski ve zorlama olmadan onu gönüller dolusu bir cosku ile benimseyecek olanca güçleriyle savunmaya ve yaymaya çalisacak en güzel mâbedlerini bu din için yapacaklardi.

(1) Bu vesile ile Fransizcadaki tabou (tabu) kelimesinin Türkçe tabgu'dan geldigini belirtmek istiyoruz. Fransizlar bu kelimenin Polinezya kökenli oldugunu saniyorlardi. Artik Türkçe tabgu'dan geldigini onlar da kabul ediyor.

Putlara hayvanlara insanlasan hayal varliklara tapmayan totemci olmayan Türklerin tabgulari (tabulari) yok muydu? Elbette Türklerin de islâmiyeti kucaklamadan önce inandiklari bir din bir inanç sistemi vardi. Tarihte hak olsun bâtil olsun inanci olmayan bir toplum düsünülemez. Fakat tekrar ediyoruz Türkler hiçbir zaman putlara kurtlara kuslara tapmamis totemci olmamislardir. Bu bir iddia degil birçok bilim adaminin en saglam delillerle ispatladiklari bir gerçektir.

Putlara tapmayan Türkler tapmak amaciyla bunlarin resimlerini heykellerini bunlari korumak için veya bunlara adamak için tapinaklar da yapmamislardir.

Son kesiflerden önce eski Türklerin de totemi bulundugunu söyleyenler bu görüslerini Türklerin kurt at ve bazi kuslara büyük sevgi ve saygi göstermelerine dayandiriyorlardi.

• Ömrü at üstünde atla beraber geçen her isini onunla yapan bir milletin ati sevmemesi ona saygi duymamasi hatta onu kutlu saymamasi düsünülemez. Bazi dönemlerde bazi Türk boylari ata heykel ata mezar yapmislardir. Hâlâ da yapiyorlar. Ama hiçbir zaman onu bir totem olarak kabul etmemis ve tapmamislardir. Türklerin ati kutlu saymalari Hindularin ineklere izafe ettikleri kutsallik gibi degildir. Türkler at kurban eder etini yerlerdi.

• Eski Türkler kartal gibi sülün gibi kuslara da sevgi saygi göstermis bunlarin resim ve kabartma heykellerini yapmislardir. Meselâ M.Ö. 2'nci bin yilinin baslarindan kalma bir Türk mezari olan Kurat kurganinda bir kartal pençesi kabartmasi bulunmustur. Orhun'da bulunan Kül-Tigin büstünün serpusunda da kanatlari açik bir kartal kabartmasi vardir. Fakat kartal ve öteki kuslar birer totem degil simge idiler: Hiz simgesi yükseklik simgesi hâkimiyet simgesi beceriklilik ve yirticilik simgesi. Bunlarin simge olma niteligi islâmiyet'ten sonra da devam etmistir. 9. yüzyilda Karahan Türklerinin bir sairi "Belge vurup atlara kuslar gibi uçtuk biz" derken hiz ve ataklik simgesini çok iyi belirtiyordu.

• Kurt'a gelince o da bir simge idi. Fakat onun Türk destanlarinda özel bir yeri vardir ve destanlar konusu islenirken anlatilacaktir. Kurt çevikligi cesareti atakligi yirticiligi kuvveti dolayisiyla bir simge idi. Çaglar boyunca yabancilar Türk askerlerini kurtlara benzetmisler bu benzetmeyi kendileri için Türkler de yapmislardir: Orhun anitlarindaki su cümle de gösterir bunu: "Tanri güç verdigi için babam kaganin askerleri börü (kurt) gibi düsman askeri koyun gibi imis..."

Türklerin kurdu takdir ettiklerini savasta ona benzemekle övündüklerini ama asil gücü Tanri'dan aldiklarini da anlatiyor bu cümle.

Eski Türklerin totemci olmadiklari artik kesin olarak ispatlanmistir. Totemciligin bir inanç sistemi olarak görünmesi için sosyal ve hukukî bazi sartlarin da olmasi gerekir. Totemci klan totem saydigi seye tapar. Türkler ise kurt veya kusa tapmaz. Totemci toplum ruhun ölmezligine inanmaz eski Türkler için ruh ölümsüz idi. Totemci klanda ekonomi asalaktir avciliga ve emek vermeden devsirilen bitkilere dayanir. Eski Türklerin ekonomisi hayvan besiciligine çobanliga ve tarima dayaniyordu. Totemcilikte mülkiyet ortakligi vardir eski Türklerde özel mülkiyet hukuku vardi.

Tarihî sartlar bazi Türk boylarinin samaniz-mi benimsemelerine sebep olmustur ama samanligin eski Türklerde genis kitlenin asil inanci ile bir ilgisi olmamistir. Samanlik Mogol inancidir. Yakin sayilacak bir tarihe kadar eski Türk inancinin samanlik oldugu kabul ediliyordu. Fakat son zamanlarda Türklerden merhum ibrahim Kafesoglu yabancilardan M.Eliade basta olmak üzere birçok tarihçi eski Türk inancinin samanlikla ilgisi olmadigini ispat etmislerdir.

Türkçede din adamina verilen "kam" ismi ile Hint-iran kökenli bir kelime olan "saman"in ayni kökten sanilmasi uzun süre samanligin Türk inanç sistemi arasinda sayilmasi gibi bir yanilgiya sebep olmustur. Samanligin etkisi altinda kalan Türkler meselâ Gök-Türkler onu bir din olmaktan ziyade bir sihir bir büyü gibi kabul etmislerdi.

Eski Türkler nelere taparlardi

Peki saman olmayan totemci olmayan eski Türklerin inanci ne idi?

Konu üzerinde derin arastirma yapan tarihçiler Türk inanç sistemini üç noktada topluyorlar. simdi bunlar üzerinde kisaca duralim:


• Tabiat kuvvetlerine inanma
Eski Türkler bazi cografya engebelerinin meselâ daglarin yüksek kayalarin su kaynaklarinin irmaklarin denizin ormanin demir kilicin vb. gizli kuvvetleri olduguna ruh tasidiklarina inanirlardi. Onlara göre ay günes gök gürlemesi ve simsegin de ruhlari vardi. Bu ruhlar erkek ve kadin olabiliyordu. Erkek tanrilarin yanindaki kadin tanriya yani tanriçaya "Umay" diyorlardi. Ruh tasiyan yer ve su kuvvetlerine genel olarak "Yer-Su"lar (Gök-Türkler 'Yer-Sub' Uygurlar 'Yer-Suv') diyor ve bunlari kutlu sayiyorlardi. Bunlar yurt varliklari olduklari için de kutsaldilar. Gök-Türk kitabelerinde adi geçen iduk yani kutsal yerler "iduk ötüken" ve "Tamig iduk bas" yani Tamig suyunun kutsal basi (kaynagi) sayiliyor.

"Yer-Su"lar inanilan kutlu varliklar ruhlar idi ama maddî degil manevî güç idiler. Onun için bunlarin da heykelleri putlari tapinaklari yapilamazdi.


• Atalar kültü
Eski Türklerin ikinci inanç sistemi Atalar kültü idi. Türkler atalarina derin saygi gösterir onlar için büyük mezarlar yapar anitlar yazili taslar dikerlerdi iste eski Türklerin biraktiklari yapilar anitlar bu mezarlardir ve bunlar Orhun Âbideleri'nden ibaret degildir. Esik kurganindaki Altin Elbiseli Adamin mezari gibi daha nicelerinin oldugu anlasilmistir ve kazilar devam etmektedir.

Fakat eski Türkler ölen büyüklerini bütün degerli esyalari altinlari mücevherleri bindigi atlarin altin süslemeli kosumlari ve hatta atlari ile gömerler bunlari kutsal sayar korurlardi. Mezarlari açanin cezasi ölümdü. Türk büyüklerinin mezarlarini soyan komsu devletlerle meselâ Mogollar ve Çinlilerle savasirlardi. Bizans'in Margos piskoposu Hun hükümdar ailesinin mezarini soymus ve bu yüzden Attila Bizans'a savas ilân etmisti.

• Gök-Tanri
Türklerin asil dini gerçekten taptiklari "Gök-Tanri" idi. Bütün eski Türklerin ana kültü bu idi. Eski Türkler için Günes Ay ve yildizlar Tanri degil sadece birer aziz idiler. Tanri ise bütün gökyüzü idi ve bu tanri yere ve göklere hâkimdi. Yedinci yüzyilda yasamis ve eser birakmis Bizansli tarihçi Simokattes "Eski Türkler yalniz evrenin yaraticisi olarak bildikleri ve tek ulu kudret olarak kabul ettikleri Gök Tann'ya tapinislardir" diyor.

Gök-Tanri evrenseldir. safagi söktüren bitkiye hayat veren insanlara canlarini bagislayan diledigi zaman geri alan cezalandiran affeden odur. Yalvaranin ömrünü uzatir atlarini çogaltir kuzunun yakarisini bile duyar. O her seyi görür bilir ve iradesine karsi gelinmez. Türk milletinin basina kagani o tayin eder. Kagana güç veren de odur.

Gökyüzü bir bütün ve tam oldugu tek ve mükemmel oldugu için inandiklari Tanri'ya da "Gök Tanri" diyen eski Türkler elbette onu belli boyutlar içinde tecessüm ettiremez put gibi küçültemez bütün gökyüzünü sigdiracaklari tapinagi düsünemezlerdi. Onun içindir ki eski Türkler büyük tapinak yapmamis günümüze böyle bir yapi birakmamislardir. Ve yine bütün bunlar içindir ki Türkler islâmiyetle karsilasinca onu kolayca ve cosku ile benimsemisler bundan sonra en güzel ve muhtesem mâbedleri yapmislardir.

Tabularin yanilgilari

Eski Türklerin medeniyetlerini yansitan kurgan atalar aniti sehir kalintisi demir ve altin islemeler ve yazi örnekleri gibi en önemli belgelerin bol olarak ancak son zamanlarda son yirmi yildan beri bulundugunu devam eden kazilarda her gün yeni bir eserin meydana çikarildigini söyledik. Türk tarihi hakkinda tahminlere dayanan ama asla gerçegi yansitmayan hükümleri alt-üst eden bu bulgularin daha da çogalacaginin anlasildigini gösterge niteligindeki belgeleri ve yeni girisimleri hatirlatarak haber verdik.

Son zamanlardaki kesiflerden önce bazi yabanci müelliflerin "Eski Türklerden kalan büyük eserler yok çünkü Türkler göçebe idiler göçebe toplumlar medeniyet kuramazlar" seklinde kestirme ve yanlis bir hükme saplandiklarini da söylemistik.

Bu saplanti nerden ileri geliyor? Hemen söyleyelim ki bunun bir saplanti oldugunu nice zamandan beri tarihçilerimiz ispat etmis yabanci Türkologlar da Türk tarihçilerinin bu görüsüne katilmis bulunuyorlar. Dogrulari daha baska dogrularla örneklerle ve son buluslarla güçlendirmek o yanlislarin etkisinde kalan kendi aramizdaki saplantili ya da önyargili kisilerin dikkatini çekmek gerekiyor. Yirminci yüzyilin ikinci yarisi Türk tarihinin ilk zamanlarini aydinlatan uzagi gösteren güçlü bir projektör olmustur. Bu projektörün aydinlattigi saha genis kitleyi de ilgilendirecektir.

ilim dünyasinda ilmin her dalinda her zaman otoriteler bulunur. Onlar bu unvani hak etmislerdir. Çünkü konularinda uzmandirlar ve herkesten daha fazlasini bilirler. Bazen açiklamalariyla bazen yeni buluslariyla bilim dünyasina insanliga hizmet ederler. Katkilari büyük olur. Onlara elbette hayranlik saygi ve sükran duyariz. Fakat ilme aykiri bir tutum olsa da bazen bu otoriteler tabu mertebesine çikartilir. Her söyledikleri her yazdiklari mutlak dogru kabul edilir ve aksi görüsler ileri sürülemez. Ta uzun yillar sonra yanlislari yanilgilari apaçik ortaya çikincaya kadar böyle sürüp gider.


• Batlamyus'un yanilgisi
Bu tabular baska ilimlerin uzmanlari arasinda oldugu gibi tarihçiler arasinda da vardir. Bir-iki örnek yererek düsüncemizi daha iyi anlatabiliriz. Önce milletler tarihi ile ilgili olmayan konulardan örnek verelim: M.S. 2. yüzyilda Misir tahtina çikan Klaudios Ptolemaios (Batlamyus) ayni zamanda büyük bir astronomi bilgini idi. Astronomi ile ilgili ünlü eserinin adi 'Almageste'dir. Batlamyus bu eserinde dünyayi evrenin merkezinde gösteriyordu. Dünya oldugu yerde sabit duruyor Günes Ay Merkür Mars Jüpiter Dünya'nin etrafinda dönüyordu. Günes sabit duran Dünya'nin uydusu idi. iste bu yanlisa insanlar Avrupa'nin anli sanli astronomlari tam 14 asir inandilar. Batlamyus'un yanildigini söylemeye cesaret bile edemediler (Batlamyus'tan daha iyi mi bileceklerdi!).

Astronominin eski çaglar için özel bir konu oldugu söylenebilir. Fakat suna ne buyrulur: Aristo bir dâhidir ilim deryasi akil küpü zekâ günesidir. Hem yasadigi devirde hem de ölümünden yüzlerce yil sonra onun her dedigi mutlak dogru kabul edildi. Aristo erkeklerde 32 kadinlarda 30 dis bulundugunu yazmisti. Tipla ugrasanlar bile yüzlerce yil bunu böyle kabul ettiler. Hiç kimse itiraz etmedi itiraz eden olsaydi belki ona Hoca merhumun fikrasinda oldugu gibi "Sana mi inanacagiz yoksa Aristo'ya mi?" derlerdi. Nice yüzyil Batlamyus ya da Aristo gibi düsünmeyen üniversiteliler sinifta kaldilar!

Romali'nin kompleksi
Konuyu dagitmamak girisi uzatmamak için tarihçi tabularin yanilgilarini gösteren örneklere geçelim: Batili müellifler yaklasik 1500 yildan beri Hun imparatoru Attila ile Romali kumandan Aetius'ün Catalaunum Ovasi'nda 451 yilinda yaptiklari savasin galip ve maglup belli olmadan sona erdigini yaziyorlardi. Oysa son arastirmalar o savasin Attila'nin kesin zaferi ile bittigini göstermistir. Bu gerçek Papa VI. Paulus'un 1967'de istanbul'u ziyaretinden sonra Batili tarihçiler tarafindan da kabul edilmistir. Çünkü o tarihten sonra Vatikan'daki belgeleri bir defa daha gözden geçirme firsati ve müsaadesi verildi.

Son arastirmalardan sonra Hunlarin ve Attila'nin Türklügünden süphe eden yabanci müellif kalmadi. (Papa VI. Paulus o ziyaretinde Haçlilarin inebahti savasinda ele geçirdikleri bir sancak-i serifi de iade etmisti.)

1406 yilinda ölen ünlü islâm tarihçisi ibni Haldun da süphesiz büyük bir otoritedir ve yüzlerce yil tarih yazanlari etkilemistir. Fakat arastirmadan ziyade haziri söylenmisi benimseme egiliminde olan insanlar onu da bir ölçüde tabulastirmislardir.


• ibni Haldun'un yanilgisi
ibni Haldun'un toplumlari "bedevî" ve "medenî" olarak iki ana gruba ayirmasini bedevilerin medeniyet kuramadiklarini tarihsiz olduklarini Türklerin de bedevî olduklari için medeniyet kuramadiklarini ve tarihsiz olduklarini söylemis olmasi birçok tarihçiyi yaniltti. Bu büyük yanilgiyi uzun süre gerçek saydilar. Oysa ibni Haldun bir "bozkir medeniyeti"nin varligindan Türk tarihinden habersizdi. Bozkir iklimi ile çöl iklimini bozkirdaki göçebelikle Arabistan ya da Afrika çölündeki göçebeligi hatta Afrika ormanlarina sikismis kabilelerin göçebeligini bir saymisti. Aradaki büyük farki bilmiyordu. Yaygin ve gerçek anlami ile göçebelik bir toplumun topragi islemeden zanaat ya da sanatla ugrasmadan sadece hayvan besleyerek bir yerden baska yere sürekli göç etmesi hayvancilikla avcilikla yenebilir otlari ve meyveleri toplamakla (la chasse et la cueillette) geçinen toplumlardir. Bunlar gerçekten medeniyet kuramamislardir.

Bozkirda yasayan Türkler ise besicilik yapmis demiri çeligi altini islemis topragi ekmis bark yapmis kurgan yapmis anit dikmistir. Teskilatçiligi sayesinde de birçok devletler kurmustur. Gerçek göçebe toplumlarda bu özellikler yoktur. Onlarda ne bir Esik kurgani ne Pazirik kurganlari ne bir Altin Elbiseli Adam ne bir Orhun Aniti ne de cihangir hükümdarlar vardir.


• Radloff'un yanilgisi
Ünlü Türkologlardan biri olan Radloff da Türklerin göçebeligi meselesinde yanilmistir. Radloff geçen yüzyilin sonlarinda yaptigi bir arastirmadan sonra Türklerin göçebe olduklarini söylemis ve o söyledigi için çok kisi böyle kabul etmisti. Ama onun göçebeligi tarifi ibni Haldun'un tarifinden çok farkliydi. Ayrica o incelemesini yüzyillarca Mogollarin sonra da Ruslarin egemenliginde kaldiklari için kültür kaybina ugramis ve artik mahkûm ve bölük-pörçük bir durumda bulunan Türk toplumlari arasinda yapmisti. Daha eskiye daha ötelere gidememisti ve Türk tarihi ile ilgili belgeler de bugünkü kadar gün isigina çikmamisti. Yanilgisi buradan ileri geliyordu.

Artik tarih ilminin yalniz gerçek belgelere dayandirilacagini tahmin ve duygularla hüküm verilemeyecegini kabul etmeyen var midir?

Konumuz "Andronovo" kültürü hakkinda kisa bir bilgi vermemizi gerektiriyor.

Andronovo Güney Sibirya'da Altaylardan dogan Yenisey irmaginin kiyisinda küçük bir köyün adidir. Meshur Yenisey kitabeleri ve baska arkeolojik eserler bu köyde bulunmustur. Bu köy en eski zamanlardan beri Abakan Türkleri'nin oturdugu Abakan bölgesindedir. Abakan hem Yenisey'in kollarindan birinin hem de bu suyun Yenisey'le birlestigi yerde bulunan sehrin adidir. Bu bölgede yasayan Türkler "Abakan Tatarlari" olarak aniliyordu. Daha sonra Ruslar bunlara "Minusinsk Tatarlari" dediler. Minusinsk Abakan'in yakininda çok daha sonraki dönemde kurulan bir sehirdir. Özbeöz bir Türk kavmi olan Abakan Tatarlari'ni olusturan boylar sunlardir: Kas Koybat Sagay Kamasin Beltir Sor Kizilkaya Aba Kizil Tuba Küerik ve Hakas. simdi Ruslarin bunlara verdigi resmî ad 'Hakas'lardir.

Abakan Türkleri örf ve âdet bakimindan Al-tayli Türklerden farksizdirlar. Abakan kadinlarinin giyimleri Anadolu yürüklerinin giyimlerine çok benzer. Kiz isteme dügün cenaze ölüyü anma gibi bazi gelenekleri ise Anadolu'da islâmi geleneklere adapte edilerek sürdürülmektedir.

Andronovo'da Yenisey irmaginin kaynak bölgelerinde yani eski Türklerin yerlesim bölgesinde kalan bu köyde elde edilen arkeolojik bulgular Türklerin ati evcillestirdikten baska demir ürettiklerini ve onu isleyerek silâh ve baska araçlar yaptiklarini ispatliyor. Asalak göçebe toplumlarda buna imkân yoktur!

At gibi hizli bir vasitaya demir gibi güçlü bir silâha sahip olan savasçi kavimlerin daha genis topraklar elde etmek için harekete geçmeleri bulunduklari yere yapisip kalmamalari tabiidir. Tarih boyunca hangi millet hizli araçlara kavustuktan sonra göç veya fetih maksadiyla uzak diyarlara gitmemistir? Hele bulunduklari yer çok verimli degilse yilkilarini yaklarini beslemek (besicilik yapmak) için elbette mevsim mevsim verimli bölgelere göç edecek ve bu bölgeleri silâhla koruyacaklardir.


• Bereket ambarlari yoktu
Nehir boylari nehir aralari gibi verimli topraklar üzerinde yasayan Türkler buralarda uzun süre yerlesik kalmislardir. Meselâ Yenisey boylarinda Maveraünnehir'de yani Ceyhun (Amuderya) ve Seyhun (Sirderya) havzalarinda sürekli yerlesik hayat yasamislardir. Fakat genis Türk illerinin her bölgesi ayni verimlilikte degildi. Ganj boylari Nil boylari ve Mezopotamya gibi bereket ambari sayilacak yerler pek çoktu. Putlara ilahlara taptiklari için büyük tapinaklar yapan Yunanlilar gibi dar bir bölgede kapanip kalacak mizaçta da degillerdi. Bilindigi gibi küçük Yunan siteleri birbirlerine çok yakin olduklari halde yakin tabiat engellerini asip birbirleriyle kaynasmamis birlesmemislerdi. Bu yüzden dilleri ve gelenekleri ayri idi.


• Tabiat âsigicoskun ruhlu idiler
Türkler ise tabiat âsigi idiler. Gür ormanlar yalçin daglar onlar için asilmaz engel degil kucaklanmasi gereken kutsal güzelliklerdi. Topraklari kurganlari (atalar mezari) kutsaldi. Onlari korumak için savasir ve terketmez-lerdi. Ama bir yerde saplanip kalamayacak kadar da coskulu idiler. Hayalleri daglari ufuklari asiyordu. Bu karakterleri destanlarinda sözlü-yazili edebiyatlarinda da görülmektedir. Meselâ Oguz Kagan halkina söyle hitap eder. "Kargilari demirden bir ormani andiran büyük ordumuzla zaferden zafere kosacagiz. Baska denizlere baska nehirlere ulasacagiz. Yurdumuz öyle büyüyecek ki onun üzerine kuracagimiz otag ancak gök kubbesi otagin tepesine dikecegimiz tug ise ancak günes olacaktir!"

Bu karakterde bu duyguda olan bir milletin nüfusuna göre çok genis alanlarda egemenlik kurmus olmasi milyonlarca hayvandan olusan sürülerini otlatmak için mevsimlere göre bir bölgeden bir bölgeye göç etmeleri tabiidir. Ama bu göçebelik medeniyet kurmamis tarihî anitlar birakmamis bazi çöl ve orman toplumlarinin göçebeligi degildir. Türklerin besicilik ve çobanlik yapanlari yilki sigir ve davarlarini otlatmak için diyar diyar dolasirken bir kismi da asil yurtlarinda büyük sehirlerde ve köylerde oturuyorlardi. Onun için her göründükleri yerde bayindirlik eseri birakmamis olmalari da tabiidir.

Türkler yerlesik olarak yasadiklari sehirlerde köylerde tas evler saraylar anitlar ama en çok ahsap evler yapmislardir. Çünkü tabiat âsigi idiler ve tastan ziyade agaci seviyorlardi. Bozkir Türklerinin göründükleri ve bulunduklari yerde tarihî anitlar arayan ve bunlari bulamadiklari için de "Çünkü Türkler göçebedir göçebe milletler medeniyet kuramaz onlarin tarihi yoktur" hükmüne varanlarin ne büyük bir yanilgiya düstüklerini son zamanlarda hele su son çeyrek yüzyil içinde anlamayan kalmamistir.

Arastirmalari takip etmedikleri için bazi bulgular çok büyük yankilar uyandirmis olmasina ragmen bunlardan habersiz olduklari için eski saplantilarindan kurtulamayanlar da az degildir.

Görgü taniklari ne diyor?

Türklerin medenî mi yoksa bedevî mi olduklari sorusuna cevap teskil edecek çok ünlü görgü taniklarinin bir iki cümlesini vermek de faydali olacaktir:

• Abbasî Halifesi Muktedir-billah 920 yilinda (h.308) Türkistan'a bir elçilik heveti göndermisti. Bu heyette görev alan ibn-i Fadlan henüz Müslüman olmayan Türk illerinde gördüklerini "Er-Rihle" (Seyahatname) adli risalesinde anlatmistir. Bu seyahatnamede söyle diyor. (...Oguzlar diye bilinen bir Türk kabilesinin bulundugu yere ulastik... Müslüman olmayan bu Türklerden biri zulme ugrar veya sevmedigi bir sey görürse basini semaya kaldirip "Bir Tengri" der. Bu "Bir Allah" anlamina gelir. Çünkü Türkçe'de bir "vahid" Tengri ise "Allah" demektir. Türk kadinlari yerli ve yabanci erkeklerden kaçmazlar vücutlarini gizlemezler ama zina diye bir sey bilmezler Türkler böyle bir suç isleyeni ortaya çikarirlarsa onu iki parçaya bölerler... Misafiri oldugum Türk tercümanima: "Bu Arab'a sor Rablarinin karisi var miymis?" dedi. Onun bu sözünü büyük bir günah telâkki ederek tövbe ve istigfarda bulundum. Bu hareketim hosuna gitti. O da benim gibi tövbe etti ve "estagfurullah" dedi. Türk'ün âdeti böyledir... Bir Türk'ün yurdundan tanimadigi bir kimse geçip ona "Ben senin misafirinim develerinden hayvanlarindan ve parandan su miktara ihtiyacim var" derse Türk istediklerini ona verir...)

ibn-i Fadlan'in bu tespitlerini Turkler'in islâmiyetten önceki inançlarina âdetlerine çok kisa bir örnek vermek islâmiyeti niçin baskisiz zorlamasiz istekle benimsemelerinin bir sebebini ve putculukla ilgileri bulunmadigini göstermek için aktariyoruz. Elbette islâmiyeti bütün Türkler bir anda ve hiç direnmeden kabul etmediler. Ama direnen boylara bu dini kabul ettiren ve ögretenler yine Türklerin kendileri oldu.

Ibn-i Fadlan'in su tespitini de belirtmek istiyoruz: "...Bundan sonra Peçeneklerin ülkesine vardik. Bunlar denize benzer akmayan bir suyun (gölün) kiyisina konaklamislar... Hepsi sakallarini tiras etmisler... Oguzlarin aksine fakir idiler. Zira Oguzlardan on bin büyük bas hayvana yüz bin bas koyuna sahip olanlari gördüm..."

Bu kadar çok hayvani bu kadar büyük sürüleri olanlarin onlari otlaktan otlaga ulastirmak için yer degistirmelerinden daha tabiî ne olabilir? Bozkirda yasayan besiciler göç ediyor sehirde oturanlar ise yerlesik hayat yasiyorlardi.


• ibn-i Fadlan gibi Ebû Dülef de 942 (h.331) yilinda bir elçilik heyeti ile Türk illerini dolasmis ve bir seyahatname yazmistir. söyle diyor: "...Oguzlarin yanina vardik... Bu Oguz sehrinde evler tastan agaçtan bambudan yapilmis içinde put bulunmayan mâbedleri de var. Hindistan ve Çin'le ticaret yaparlar... Bugday koyun ve keçi eti yerler... Keten kumastan veya kürkten yapilmis elbiseler giyerler. Sof (yünlü kumas) giymezler... Büyük bir hükümdarlari var..."

Ebu Dülef Oguzlarin büyük bir sehri oldugunu böylece bildirmis oluyor. Tabiî bu sehir yüzlerce yildan beri vardi.


•Yine bir Arap seyyahi olan seref el Zaman el Mervezî 1120 yilinda (h.514) hem kendi görgülerine hem de daha eski kaynaklara dayanarak yazdigi "Tabâî el-hayavân" adli kitabinda su bilgiyi veriyor: "...Türkler kabilelere oymaklara ayrilan büyük bir millettir. Bir kismi sehirlerde ve köylerde bir kismi ise bozkirlarda ve çöllerde otururlar..."


Türklerin yaygin anlamindaki göçebelerle ilgileri olmadigini engin tarihleri büyük medeniyetleri bulunan bir millet olduklarini bildiren kaynaklar elbette sadece yukarida bahsedilenlerle sinirli degildir.


Atatürk'ün uyari notasi

Tabu haline getirilen bazi otoritelerin Türk tarihi ve Türkler hakkinda nasil yanlis bilgiler verdiklerini söylemistik. Bu tabu bazen yanilmaz bir ansiklopedi görünümünde de ortaya çikiyor iste bir örnegi:

Fransizlarin 'Larousse' ansiklopedisi dünya çapinda büyük bir eserdir. Bu ansiklopedide 'empaler' (kaziga oturtarak idam) maddesi açiklanirken "Türkler hâlâ idam mahkûmlarini kaziga oturturlar..." gibi bir cümle vardi. Bu yanlis 150 yildan fazla bir zaman sürüp gitti. Yenilenen baskilarda nice düzeltmeler yapildigi halde bu madde düzeltilmiyordu. Fakat tarihçi Rasit Erer'in(1) uyarisi ile gazeteci Abidin Daver Cumhuriyet Gazetesi'ndeki kösesinde konuyu ele aldi. Bu affedilmez iftirayi utanç verici hatayi açikladi. Bu yaziyi okuyan ATATÜRK dakika kaybetmeden Fransiz büyükelçisini huzuruna çagirdi ve ona ültimatom nitelikli su sözlü notayi verdi: "Bu büyük hatayi düzeltmez buna benzer iftiralariniza son vermezseniz ülkemize bir tek Fransiz yayini girmeyecektir. Fransiz hocalar da gelmeyecektir!"

Bunun üzerine Fransiz hükümeti Larousse'u yayinlayan yayinevine gerekli direktifi verdi ve ATATÜRK'ün istedigi düzeltme yapildi.

(1) Rasit Erer: Osmanli imparatorlugu'nun son maliye nazirlarindan. Cumhur/yet döneminde Galatasaray Lisesi'nde tarih ögretmenligi yapti.


Cümle âlem bilir ki Türkler islâmiyet'ten önce de sonra da kaziga oturtma cezasi vermemislerdir idam cezalarinda bu usulü uygulayanlar Osmanli imparatorlugu'nun egemenligi altinda bulunan bazi tâbi devletler meselâ voyvodaliklar idi. Osmanli devleti de bu cezayi uygulayan voyvodalari voyvodalik rütbelerini alarak cezalandiriyordu.

Bazi Batili müelliflerde su kompleks var: Türk uyruguna Türk hizmetine girmis Avrupa kökenli bir idareci ya da Türk imparatorluguna tâbi bir devlet örnek bir harekette bulunmus güzel bir is bir bulus yapmissa onun milliyetini Romen Yunan Macar Sirp Fransiz Alman vb. oldugunu söyler Türklerden hiç söz etmezler. Buna karsilik ayni kisiler ve tâbi devletler kötü bir is yapmis insanliga aykiri bir davranis içinde bulunmuslarsa onlarin milliyetinden asla söz etmezler bunu yapanin Türkler oldugunu söylerler.

Larousse'un 'empaler' maddesinde Atatürk'ün notasi üzerine yapilan düzeltme ile ilgili bir hususu daha belirtelim: Fransizlar alelacele yaptiklari bu düzeltmede maddenin altindaki satiri bos birakmamak ve mizanpaj degisikligi yapmamak için "Türkler hâlâ kaziga oturtma cezasini uygular" cümlesini "Misir'da öldürülen Fransiz Generali Kleber'in katili kaziga oturtulmak suretiyle idam edildi" seklinde degistirmislerdi. Oysa bu cezanin uygulandigi dönemde Misir Fransa'nin idaresinde ve o cezayi veren mahkeme Fransiz genel valisinin denetiminde idi! Onun için bu defa Fransizlarin itirazi ile yeni baskilarda bu cümleyi de tamamen kaldirdilar.

Tabu haline gelmis kisilerde veya kaynak eserlerde bilgi eksikligi yüzünden ya da kötüleme amaçli bu türlü yanlislar olursa onlari dogru kabul eden ve etkisi altinda kalanlar da elbette bulunur. "Larousse'tan daha iyi mi bileceksin?" diyenler bile bulunabilir.
__________________
"Güven" Çok İnce Bir Çizgidir.

Onu Kalınlaştırarak Kırılmasını Engelleyen Tek Şey
"İki Taraflı" Olmasıdır.


Dikkat !!! Kopyala Yapıştır Özelliğini Sadece Üyelerimiz Kullanabilir. Üyelik Ücretsizdir.. Ayrıca Üyelerimiz Forumdan Tamamen Reklamsız ve çok daha hızlı şekilde yararlanabilir.
KARAHAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
F@lsefe (14-Kasım-2010)
Alt 04-Mayıs-2009, 15:10   #2 (permalink)
Kullanıcı Profili
Kurmay Başkan
 
KARAHAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik tarihi: Nisan-2009
Bulunduğu yer: Uçurumun Kenarindan
Üye No : 177
Mesajlar: 3.159
Konuları: 1388
İstatistikleri Seviye: 43 [â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�]
Aktiflik: 214 / 1071
Güç: 1053 / 16502
Deneyim: 85%
İtibar Puanları
İtibar Puanı : 119637
İtibar Derecesi : KARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond repute
Teşekkürleri
Teşekkür Etmiş : 775
Teşekkür Almış : 1.041
Tuttuğu Takım

Standart Baslangicindan 1923'e kadar Ana Hatlariyla Türk Tarihi



Türkler tarih boyunca farkli cografyalarda; yani Asya Avrupa ve Afrika kitalarinda büyük-küçük birçok devlet kurdular. Bu nedenle degisik kültürlerle karsilastilar onlardan etkilendiler ve bu kültürleri de etkilediler.

Çin kaynaklarina göre Türkler'in tarih sahnesine ilk çiktiklari yer en eski kalintilara rastlanan Kögmen Daglari'dir. Kögmen Daglari'nin kuzey eteklerinde Yenisey irmagindaki Tagar adasinda kalintilari bulunan ve M.Ö. 7. yüzyilda baslayan Tagar adindaki kültür eski Türkler'e atfedilir. Tagar Kültürü ise Karasuk Kültürü denilen ve M.Ö. 2. bine kadar giden ayni kiyilarda gelismis eski bir kültürden kaynaklaniyor.



Asya'da Türk siyasi tarihinin Hunlar ile basladigi kabul ediliyor. M.Ö. 3. yüzyilda tarih sahnesine çikan Hun Devleti kurucusu Mete Han'in yönetiminde güçlü bir devlet haline gelmis Çin'le olan iliskileri sonucu gerek dünya görüsü gerekse ekonomisi köklü degisikliklere ugramisti. Belli bir stratejisi olan Mete önce Mogollari sonra da Yüeçileri yenerek Çin'in Bati kapilari ile ticaret yollarini kontrol altina almis ve böylece önemli bir ekonomik güç elde etmisti. Bu genisleme siyaseti bugday ve erzak ambari olan Dogu Türkistan'in da Hunlar'in eline geçmesiyle sonuçlandi.

Asya Hun Devleti'nin yikilmasindan sonra bu devletin idari tecrübesinden yararlanan Türk kavimlerinin olusturdugu Göktürk adinda yeni bir devlet ortaya çikti. Göktürk Devleti (552-740) Türkler'in kurduklari ikinci büyük devlettir. Bu devlette Hunlar'in aksine kentlesmeye önem verilmis tarim reformu ve tohum islahi gerçeklestirilmis "bilgelik" birinci plana çikmisti. Bilge Kagan ve Kül Tegin Türk devlet adamliginin en bilge ve en kahraman kisileri olarak tarihte yer aldilar. Onlar yanliz savasçilik ve alplik ile devletin yönetilemeyecegini kaganligin ayni zamanda bilgeligi de gerektirdigini savunuyorlardi. Bu nedenle olsa gerek her iki hakan ile yine Göktürk hakanlarindan olan Tonyokuk icraatlarini birer yazit ile ebedilestirdiler. "Orhun Yazitlari" adi verilen bu yazitlar Türk dilinin yazili ilk metinleridir.

Bir yandan Çinliler'le mücadeleler öte yandan Göktürk Devleti içinde yasayan Dokuz Oguzlar Karluklar ve Basmillar gibi Türk kavimleri Göktürk Devleti'nin yikilmasina neden olurken Orhun ve Selenge vadilerinin yerli kavimleri olan Uygur Türkleri üçüncü büyük Türk Devleti'ni kurdular. Ticarete önem veren Uygur Devleti (741-840) Göktürkler'in gelenek ve törelerini devam ettirdi. Resmi dini olan Mani'ligin etkisiyle ticaret gelisti kurulan Mani dini tapinaklari zamanla pazar tapinaklari haline geldi. Kültür ve ticaret bakimindan gelisen Uygurlar'in savasçilik yönleri giderek zayifladi. Kuzeybatilarinda yasayan Kirgiz Türkleri'nin Uygur baskentine düzenledikleri baskin sonucu Uygurlar dagildi.

Bati Türkleri. Hunlar'dan Bati'ya göç eden bir grup önce Karadeniz'in kuzeyinde Tuna nehrine kadar olan bölgede yerlesti. Kafkasya üzerinden iran ve Anadolu'ya akinlarda bulunan Hunlar ardindan Dogu ve Bati Roma üzerine yürüdüler. 428 yilinda Franklar'la mücadele ettiler ve iki yil sonra bugünkü Hollanda ve Danimarka'ya kadar ulastilar. Avrupa'da kurulan ilk Türk devleti olarak bilinen ve kendilerine Avrupa Hunlari denilen Bati Hunlari Attila önderliginde Ren nehri kiyilarindan Volga nehrine kadar uzanan çok genis topraklarda büyük bir devlet haline geldiler. Dogu uygarliginin Bati'ya tasinmasinda rol oynayan bu devlet Attila döneminde italya'ya Balkanlar'a ve Galya'ya seferler düzenledi. Bati Hun Devleti Attila'nin ölümünden kisa bir süre sonra dagildi (470).

Avrupa'da Hun imparatorlugu'nun dagilmasi sirasinda iç Asya'da yeni bir kavimler göçü baslamisti. Karadeniz'in kuzeyi yeni bir Türk göçüne ugradi. ilk gelenler Sabirler Sarogurlar ve Onogurlar'di. Kafkasya'nin kuzeyine yerlesen bu Ogur kavimleri Makedonya ve Tesalya'ya kadar Bizans topraklarina akinlar yaptilar. Ogur kavimlerinden baska bu bölgeye Bulgar Türkleri'nin de geldigi biliniyor. Bizans kaynaklarinda ilk kez 482 yilinda "Bulgar" adindan söz edilir. Nitekim Avarlar egemenlikleri altindaki Bulgar Türkleri ile birlikte 7. yüzyil baslarinda Bizans Devleti’nin baskentini kusatmislardir.

552 yilinda Göktürk Devleti'nin kurulmasi üzerine iç Asya'daki yurtlarindan Bati'ya dogru kaçan Avarlar Avrupa tarihinde önemli bir yere sahip oldular. Önce Kafkasya ve Karadeniz'in kuzeyine geldiler Bizans'la anlasarak onlar adina Sabirler ve Onogurlar gibi Türk kavimlerini yendiler. Bir Slav kabilesi olan Ant'larin ülkesi üzerinden Tuna nehri kenarina kadar ilerlediler. Zaman zaman bütün Balkanlar'a hatta Yunanistan'da Peloponez'e kadar akinlar yaptilar. Bulgar Türkleri ile birlikte 626 yilinda istanbul'u kusattilar. Ünlü hükümdarlari Bayan Han zamaninda Avar imparatorlugu'nun sinirlari Dnyeper nehrinden Elbe Irmagi'na Kuzey Denizi'nden Adriyatik'e kadar uzandi. Avar imparatorlugu 776-803 yillarinda Bulgar Türkleri hükümdari Kurum Han'in ve Büyük sarl'in ayni zamana rastlayan hücumlari sonucu yikildi. Bugün Macaristan ve Orta Avrupa'da yapilan kazilar ve arastirmalar Avarlar'in iyi bir devlet ve ordu teskilatina sahip oldugunu ve yüksek bir uygarlik düzeyine ulastigini ortaya koyuyor.

Avrupa'nin dogusunda Sabir Devleti'nin yikilmaya basladigi dönemlerde Hazarlar adiyla yeni bir Türk devleti ortaya çikti. Bati Göktürkleri'nin devami sayilan Hazarlar onlarin askeri ve mülki teskilati üzerine yerlesmislerdi. Üç yüz yildan fazla hüküm süren bu devlet; Arap Süryani ve Bizans kaynaklarinda "Türk" adini tasir. Hazarlar iran ile Bizans arasindaki mücadelede Bizans'in müttefiki olarak hareket ettiler. 8. yüzyil baslarinda Azerbaycan'i istila eden Araplar'in Hazar topraklarina da saldirdiklari ve merkezleri olan Belencer'i (Dagistan'da) isgal ettikleri görülüyor. Halifelikle Hazarlar arasindaki mücadele 25 yil kadar sürdü. Hazar ordulari 762'den itibaren yeniden Kafkasya'nin güneyine inerek bütün Azerbaycan ve Ermenistan'i almis Hazar kumandani Ras Tarhan Gürcistan'a kadar ilerlemisti. Hazarlar bundan sonra diger Türk kavimleri ve özellikle de Rus tehdidi altina girdiler Peçenekler'le yaptiklari uzun mücadeleler sonucu 10. yüzyil sonlarina dogru dagildilar.

Dogu ve Güneydogu Avrupa'da ve Balkanlar'da yasayan diger bir Türk kavmi ise Peçenekler'dir. Oguz boylarindan olup 8. ve 10. yüzyillarda önceleri Balkas gölü civarinda bulunan Peçenekler Göktürk-Uygur mücadelesi sirasinda yerlerini terkederek Aral gölü civarina geldiler. Buradan daha Bati'ya hareket ederek Hazarlar ile mücadele ettiler Kuman ovalarina girip Don ve Dnyeper nehirleri arasindaki Macarlar'i Bati'ya sürdüler. Hazarlar ile olan mücadelelerinde Rus knezlerine yardim ederek bu devletin kurulmasinda rol oynadilar. 10. yüzyilda Don nehrinden Tuna'ya kadar olan sahada egemen olan Peçenekler 11. yüzyil ortalarindan itibaren Bizans topraklarina akinlar yaptilar. Ancak 1091 yilinda Asagi Meriç boyunda Kuman-Bizans birlesik kuvvetleri tarafindan agir bir yenilgiye ugratildilar. Bundan sonra siyasi bir varlik gösteremeyen daginik Peçenek gruplarindan bir kismi imparatorluk arazisinde iskan edildi. Balkanlar'da ve Macaristan'da kalanlar ise oralarda yerlesti ve yerli halkla kaynasarak eridi.

islami Dönem Türk Tarihi. Uygur Devleti'nin yikilmasindan sonra yerine Karluk Çigil ve Argul gibi Türk boylarina dayanan Karahanli Devleti kuruldu (840). Karahanlilar devri Türk tarihinde önemli bir dönüm noktasi sayilir. Çünkü Karahanli hükümdari Satuk Bugra Han zamaninda islamiyet resmi din olarak kabul edildi. Karahanlilar Orta Asya'da kurulan ilk Müslüman Türk devleti olmalari nedeniyle Türk-islam kültür ve uygarligi denilen tarihi gelismenin temellerini attilar.

ilk yönetim merkezi Kasgar ve kuzeydeki ikinci merkezi de Balasagun olan Karahanli Devleti 1042 yilinda Dogu ve Bati Karahanli olmak üzere iki kardes arasinda bölüsüldü. Bunlardan Dogu Karahanli Devleti 1211 yilina kadar yasadi ve daha sonra Büyük Selçuklu Devleti'nin yönetimine girdi. Genellikle adil dindar ve kültürsever hükümdarlar tarafindan yönetilen Karahanli Devleti zamaninda islami Türk edebiyati gelisti Kasgar ve Balasagun birer kültür merkezi haline geldi.

Karahanlilar'in hüküm sürdügü dönemlerde baskenti Afganistan'daki Gazne sehri olan ikinci bir Türk devleti daha bulunmaktaydi. Gazneli Devleti'nin (969-1187) en güçlü dönemi ilk kez "Sultan" ünvanini kullanan Gazneli Mahmud zamani oldu. Hindistan üzerine birçok sefer düzenleyen Gazneli Mahmud buralari Türk yönetimine alarak islamlastirdi ve böylece bugünkü Pakistan Devleti'nin temellerini atmis oldu. Gazneli Mahmud'dan sonra gelen hükümdarlar bu parlak dönemi devam ettiremedi. Selçuklularla yaptiklari Dandanakan Savasi (1040) sonrasinda Hindistan'a çekilmek zorunda kalan Gazneliler sonunda Selçuklu egemenligi altina girdiler.

Oguzlarin Kinik boyuna mensup Selçuk Bey tarafindan kurulan Selçuklu Devleti (1040-1157) bir diger büyük Türk devletidir. Devletin sinirlari Marmara Denizi'nden Orta Asya'da Balkas Gölü'ne; Kafkaslar Hazar Denizi ve Aral gölünden Hindistan sinirlari ve Yemen'e kadar uzanmaktaydi. Bu nedenle bu devlete Büyük Selçuklu Devleti adi verildi. Selçuklu devletinin kuruldugu sirada Karahanlilar ve Gazneliler gibi iki güçlü Türk devleti daha bulunuyordu. Selçuklular bu iki Türk devletiyle üstünlük mücadelesine girdiler ve Türk birligini kurmayi basardilar. Selçuklu Sultani Tugrul Bey 1055 yilinda Abbasi Hilafet Merkezi Bagdat'a girerek sii Büveyhi Devleti'ne son verdi. Bunun üzerine halife tarafindan kendisine "Dünya Hükümdari" ünvani verildi. Onun yerine geçen Sultan Alparslan zamaninda ülkenin sinirlari daha fazla genisledi. Bu dönemin en önemli olayi ise Bizans imparatorlugu ile yapilanmücadeleydi. Anadolu sinirlarina gelen Sultan Alparslan Bizans imparatoruRomanos Diogenes'i 1071 yilinda Malazgirt'te agir bir yenilgiye ugratti. Bu zaferle Türkler'in Anadolu'da yerlesmeleri kesinlikkazandi.Selçuklu lar'in büyük hükümdarlarindan Sultan Meliksah zamaninda ise Selçuklu tarihinin askeri siyasi ilmi ve edebi alanda en parlak dönemi yasandi. Ülkenin her yerinde medreseler açildi. Bunlardan en önemlisi Nizamülmülk tarafindan yaptirilan ve Bati üniversitelerinin mimarisine temel olan Nizamiye Medreseleri'dir.
Sultan Meliksah'in ölümünden sonra ülke küçük devletlere ayrildi. Suriye Selçuklulari (1092-1117) Irak ve Horasan Selçuklulari (1092 - 1194) Kirman Selçuklulari (1092 - 1187) ve Anadolu Selçuklulari (1092 - 1194) bunlardan bazilaridir. Yikilma sürecindeki devletin Anadolu topraklari üzerinde ayrica birçok beylik ve atabeylikler kuruldu. Bu beylikler sahip olduklari topraklara getirdikleri Türk nüfusuyla ve yaptiklari mimari eserlerle Anadolu'nun Türklesmesinde önemli rol oynadilar. Anadolu topraklarinda daha sonra kurulan Anadolu Selçuklu Devleti'nin güçlenmesinde bu beyliklerin önemli etkisi oldu. Büyük Selçuklularin topraklari üzerinde ayrica Sultan Meliksah'in saray hizmetinde bulunan Anus-tegin'in oglu Muhammed Harzemsah tarafindan ilim ve siyaset alaninda önemli atilimlar gerçeklestiren Harzemsahlar Devleti (1097-1231)


Büyük Selçuklu Devleti'nin yerine kurulan en önemli devlet süphesiz Anadolu Selçuklu Devleti'dir. 1078'de iznik sehrini merkez üs yaparak Anadolu'yu Türkler'e kazandirmaya çalisan Kutalmisoglu Süleyman sah kisa sürede egemenligini Anadolu'nun tamamina yaymayi basardi. Oglu I. Kiliç Arslan zamaninda Haçli seferleri basladi iznik Haçlilar'in eline geçti ve Bizans'a devredildi. I. Kiliç Arslan bunun üzerine Konya'yi baskent yaparak saldirganlara karsi yipratma savasi baslatti. Fakat Suriye'ye yönelen Haçlilari durduramadi. Yerine geçen oglu Sultan I. Mesud zamaninda Anadolu birligini yeniden kurma çalismalari devam etti. I. Mesud Konya'ya yönelen Bizans ordularini püskürttü Haçli ordusunu Ceyhan yakinlarinda yenilgiye ugratti. Kendisinden sonra tahta geçen oglu II. Kiliç Arslan Bizans'in Türkler aleyhine entrikalarini etkisiz birakacak ve imparator Manuel Komnenos komutasindaki Bizans ordusunu Denizli yakinlarindaki Myriokephalon'da bozguna ugratacakti (1176). Bu zaferle Bizans'in Anadolu'daki etkisi tamamen ortadan kalkti. Bundan sonra ülkede ticaret gelisti imar faaliyetleri hizlandi. Yollar üzerinde kervansaraylar Sinop ve Akdeniz'de tersaneler kuruldu medreseler açildi ve bilimde önemli gelismeler kaydedildi. Sultan I. Alaeddin Keykubad zamaninda ise Türk tarihinin en parlak dönemlerinden biri yasandi. Ancak bu hükümdarin zehirlenerek öldürülmesi ülkede karisikliklarin çikmasina neden oldu. Dini-siyasi Babailer isyanini Mogol istilasi izledi ve 1243'te Mogollarla yapilan Kösedag savasi sonrasinda Anadolu Mogollar tarafindan isgal edildi. 13. yüzyilin sonlarina dogru Mogol egemenliginin zayiflamasiyla birlikte Selçuklu döneminde uçlarda ve sinirlarda yerlestirilmis olan Türkmenler Anadolu topraklarinda irili ufakli bir çok beylik kurdular. Karaman Germiyan Esref Hamid Mentese Candar Pervane Sahib Ata Karesi Saruhan Aydin inanç ve Osmanogullari bu dönemde Anadolu'da kurulmus olan Türkmen beylikleriydiler. "Beylikler Dönemi" olarak adlandirilan bu dönemde Anadolu tamamiyla bir Türk yurdu haline geldi ve genis ölçüde Mogol tahribatina ugramis olan ülkede yeni bir refah dönemi basladi. Nitekim Osmanli Devleti bu saglam temeller üzerinde kuruldu.

Misir'da Eyyubi hükümdari Es-Salih Necmeddin'in ölümünden sonra ordu baskumandani izzeddin Aybeg sultan ilan edildi ve böylece Türk Kölemen (Memlük) Devleti kuruldu (1250-1382). Memlük Devleti Türk tarihinde önemli bir yere sahiptir. Zira Aybeg'in sultanligi döneminde 7. Haçli Seferi Mansure Zaferi kazanilarak etkisiz birakildi. Seyfeddin Kotuz zamaninda Misir'i isgal etmek isteyen Mogol-Ermeni-Haçli müttefikleri agir bir yenilgiye ugratilarak Mogollar Suriye'ye sokulmadi. Ondan sonra gelen hükümdarlar döneminde Suriye'deki Haçli egemenligi sona erecek Anadolu'da Kayseri'ye kadar olan sahalar Memlük Sultanligi idaresine alinacakti. Bu devlet zamaninda ayrica dogu-bati ticareti gelisti. Memlük sultanlari müslümanliga yaptiklari hizmetlerden dolayi "Hadimü'l-Harameyn" (Mekke ve Medine'nin hizmetkari) ünvanini kazandilar ve islam dünyasinda hakli bir söhret sahibi oldular. Memlük Devleti Osmanlilar tarafindan tarihten silindi.

14. yüzyilin en önemli devletlerinden biri ise Timurlular Devleti'dir (1370-1507). Timurlular Devleti Çagatay hanliklarindan birinin basinda bey olan Timur tarafindan kuruldu. Devletin sinirlari Volga nehrinden Ganj nehrine Tanri daglarindan izmir ve sam'a kadar uzaniyordu. Sert bir mizaca sahip olan Timur seferleriyle büyük yikim yapti. Otuz bes yil gibi kisa bir sürede imparatorluk haline gelen devlet onun ölümünden sonra kuruldugu gibi süratle parçalandi; torunlarindan Muhammed Semerkand'da diger torunu Pir Muhammed ile iskender iran'da oglu Miransah Bagdat ve Azerbaycan'da ve küçük oglu sahruh da Horasan'da devlet kurdu. Bunlardan devletin sinirlarini genisleterek birlik saglamaya çalisan sahruh zamaninda parlak bir kültür hayati basladi. Oglu Ulug Bey ise taninmis bir astronom olarak tahta çikti. Timurlular'dan sadece Hüseyin Baykara Horasan'da tutunabildi baskent Herat Türk tarihinin sayili kültür merkezlerinden biri haline geldi. Türk sairi ve devlet adami Ali sir Nevai burada yetisti. Baykara'dan sonra Herat Özbekler'in eline geçecek ve Timurlular ortadan kalkacakti.

Timurlular Devleti kuruldugu siralarda Erbil-Nahçivan arasinda yurt tutan Karakoyunlu Türkmen grubu merkezi Tebriz olan bir devlet olusturdu. Oguzlar'in Yiva Yazir Döger Avsar boylarindan olusan bu devlete Karakoyunlu Devleti (1380-1469) denildi. Karakoyunlular Timur'la mücadele ettiler. Karakoyunlu hükümdari Kara Yusuf Timur'un baskisi karsisinda Osmanli hükümdari Yildirim Beyazit'a siginmak zorunda kaldi. Bu durum Timur'la Osmanlilar'in arasini açti ve Ankara Savasi'nin (1402) nedenlerinden sayildi. Ankara Savasi'ndan sonra yeniden toparlanan Kara Yusuf 1406'dan sonra eski devletini yeniden kuracak ve Mardin Erzincan Bagdat Azerbaycan Tebriz Kazvin ve Sultaniye'yi alacakti. Kara Yusuf'un ölümünden sonra ülkede karisikliklar çikti. Cihan-sah devleti yeniden birlestirmeyi basardiysa da Akkoyunlu Uzun Hasan'a karsi Mardin'de yenilgiye ugradi ve ülke Akkoyunlular'in egemenligine girdi.
Diyarbakir bölgesinde yurt tutan Türkmen boylarina dayanan Akkoyunlu Devleti (1350-1502) Tur Ali Bey'in liderliginde bir birlik olarak ortaya çikmisti. Bu dönemde Kuzey'de Trabzon Rum imparatorlugu ile mücadele eden devletin asil kurucusu ise Kara Yülük Osman Bey olarak bilinir. Akkoyunlu Devleti'nin en güçlü dönemi Uzun Hasan devridir. Onun zamaninda devletin sinirlari Hazar Denizi'nden Suriye'ye Azerbaycan'dan Bagdat'a kadar uzandi. Bu nedenle Uzun Hasan kendini Türk birligini kuracak kisi olarak görmüs ve Timur'a benzetmis Osmanli Devleti ile Misir Sultanligi'ni ortadan kaldirma planlari yapmisti. Bu amaçla atesli silahlar temin etmek için Avrupa devletleri ile siyasi iliskiler kurmustu. Fakat Osmanli hükümdari Fatih Sultan Mehmet ile yaptigi Otlukbeli Savasi'ni kaybetmesi (1473) Uzun Hasan için agir bir darbe oldu. Bu yenilgi Akkoyunlu Devleti'nin yikilmasina ve dini bir heyecanla Ustaçli Rumlu Musullu Tekeli Bayburtlu Karadagli Dulkadirli Karamanli Varsak ve Avsar gibi Türkmenleri yanina alan sah ismail'in Safevi Devleti'ni (1501-1736) kurmasina yardimci oldu. sah ismail'in iranda Türk siyasi birligini kurdugu dönemlerde Hindistan yarimadasinin büyük bir kismi Türk idaresi altinda birlestirilmis Anadolu'nun hemen hemen tamamini hakimiyeti altina alan Osmanli Devleti dogu ve bati sinirlarini genisletmeye baslamisti.

iran'da siyasi birligi kuran sah ismail kati bir siilik heyecaniyla ülkenin sinirlarini genisletti ancak Anadolu'daki faaliyetleri ve Anadolu'yu kendi topraklarina katma düsüncesi Osmanli hükümdari Yavuz Sultan Selim'in tepkisini çekti. Nitekim Çaldiran'da (1514) yapilan savasta sah ismail büyük bir yenilgiye ugradi. Yerine geçen basta sah Tahmasp olmak üzere bütün Safevi hükümdarlari Osmanlilar ile mücadele ettiler. Fakat yapilan hemen her savasi da kaybettiler. Hanedandan III. Abbas'dan sonra iktidari Avsar boyuna mensup Nadir sah ele geçirdi ve Safeviler dönemi sona erdi.

Safeviler devri tarihte önemli bir yere sahip oldu. sah ismail ve diger hanedan mensuplari sanatsever olarak tanindi. Bu dönemde iran'da edebiyat mimari ve çinicilik çömlekçilik dokumacilik gibi el sanatlari gelisti bilhassa ciltçilik süslemesi ile hat sanatinda büyük ilerlemeler oldu.

Timur hanedanindan olan ve Türkçe yazdigi "Vekayi Babürname" eseriyle ün salan Zahirüddin Babür Hindistan'a giderek Türk-Hint (Babür) imparatorlugu'nu (1526-1858) kurdu. Onun ölümünden sonra hükümdar olan ogullari Humayun ve Ekber zamanlarinda devlet daha da gelisti ve Hindistan yarimadasinin büyük bir kismi tek idare altinda birlestirildi. sah-cihan adiyla hükümdar olan Hürrem devrindesiyaset ve sanat alanlarinda en parlak devir yasandi. Agra'da dünyanin en güzel mimari eseri sayilan ünlü Tac Mahal insa edildi. Osmanli Devleti'nden de eserin insasi için mimarlar gönderildi. Osmanli Devleti ile kurulan bu iyi münasebetler yerine geçen oglu I. Alemgir zamaninda da devam etti. Hint sularinda ve Basra Körfezi'nde Portekizliler ile mücadele eden Osmanlilar'in Basra valilerine siginma hakki tanindi. I. Alemgir'in ölümünden sonra baslayan iç karisikliklar II. Bahadir sah zamanina kadar sürdü. 1857'de çikan bir isyani bastiran ingilizler Hindistan'i ingiltere'ye bagladilar ve Kraliçe Viktoria Hindistan imparatoriçesi ilan edildi.

Osmanli Devleti (1299-1923). Anadolu Selçuklu Devleti'nin zayiflamasindan sonra Anadolu'da çesitli Türk boylarina mensup çok sayida beylik ortaya çikmisti. Bu beyliklerden biri de Sögüt-Yenisehir-Bilecik bölgesinde Oguzlar'in Kayi boyuna mensup Osmanli Beyligi idi. Osmanli Beyligi kisa sürede Anadolu'daki beylikleri birlestirerek Türk birligini kurmayi basardi. Komsulari Bizans Devleti ile de mücadele eden Osmanlilar bu nedenle önce Rumeli'ye geçtiler Sultan II. Mehmet döneminde (1451-1481) istanbul'u alarak (1453) Bizans imparatorlugu'nun varligini ve Ortaçag'i sona erdirdiler. "Fatih" ünvanini alan Sultan II. Mehmet'le birlikte Osmanli devleti 16. yüzyilin sonlarina dek sürecek hizli bir gelisme dönemine girdi.

Batida Sirplar Bulgarlar Macarlar Venedikliler Avusturya-Macaristan imparatorlugu ingiltere Papalik ispanyollar zaman zaman Fransa ve Rusya ile; Dogu ve Güney'de ise her biri birer Türk devleti olan Akkoyunlular Timurlular Memlükler Safeviler ve Karamanogullari devletleriyle mücadele edildi. Yavuz Sultan Selim zamaninda (1512-1520) Misir fesedildi ve "Halifelik" Abbasiler'den Osmanli hanedanina geçti. Kanuni Sultan Süleyman zamaninda (1520-1566) gelismis bir devlet teskilatina güçlü bir orduya ve maliyeye sahip olan devletin sinirlari kuzeyde Kirim'dan güneyde Yemen ve Sudan'a doguda iran içlerinden ve Hazar Denizi'nden kuzeybatida Viyana ve güneybatida ispanya'ya kadar uzanmisti.

Ancak 16. yüzyildan itibaren Rönesans ve cografi kesiflerle gelisen Avrupa'ya karsi ekonomik ve askeri üstünlügünü kaybeden Osmanli imparatorlugu yeni gelismelere ayak uyduramadi ve bu yüzyildan itibaren dengeler Avrupa devletleri lehine gelisti. 19. yüzyilda baslayan milliyetçilik akimlari ve Rusya ile bazi Avrupa devletlerinin Balkanlar'daki Hiristiyanlari örgütleyerek ayaklandirmalari Osmanli imparatorlugu'nun egemenligi altindaki topraklarda bagimsiz devletler olusmasina neden oldu.


Ugranilan yenilgiler sonucu imparatorlugun çökmeye yüz tutmasi yöneticileri çagdaslasma yönünde adimlar atmaya zorladi. imparatorluk 19. yüzyil boyunca sürekli reform çabalarina sahne oldu. Sultan II. Abdülhamid'in saltanat dönemine (1876-1909) rastlayan I. Mesrutiyet'in (1876) en belirgin özelligi Türkiye'ye ilk defa Bati modelinde bir anayasa kazandirmasiydi. "Jön Türkler" adli bir grup aydin tarafindan hazirlanarak Abdülhamid'e kabul ettirilen bu anayasa ile Osmanli devleti mesruti yönetime geçmisti. Ancak 1877-78 Osmanli-Rus savasini bahane eden Abdülhamid 1877'de Meclis'i kapatarak Mesrutiyet'e son verdi. Jön Türkler'in muhalefet örgütü olarak etkinlik göstermeye baslayan ittihat ve Terakki Cemiyeti 1908'de önce padisahi Mesrutiyet'i yeniden ilan etmek zorunda birakti sonra da iktidari ele geçirdi. Fakat Abdülhamid'den sonra baslayan serbestlesme de uzun sürmedi. italyanlar'la yapilan Trablusgarp Savasi (1911-1912) ve hemen ertesinde patlak veren Balkan Savaslari (1912-1913) yeni yönetimi kisa sürede güçten düsürecek ve II.

Mesrutiyet'le baslayan özgürlük ortaminin tek parti diktatörlügüne dönüsmesine yol açacakti. Birinci Dünya Savasi'nda (1914-1918) Almanlar'in yaninda yer alan Osmanli Devleti'nin topraklari mihver ülkelerin yenilmesi üzerine; 1918 yilinda imzalanan Mondros Mütarekesi'nin ardindan ingiltere Fransa Rusya ve Yunanistan'in isgaline ugradi. Ülke topraklarinin isgale ugramasi ve istanbul Hükümeti'nin çaresiz kalmasi Anadolu ve Trakya'daki Türk halki için direnisten baska seçenek birakmamisti. Yunan isgali küçük savunma cephelerinin kurulmasini bölgesel direnis örgütlerinin olusmasini hizlandirdi.

Osmanli imparatorlugu Ortaçag ve Yeniçag boyunca devrinin en hosgörülü yönetimini saglayan bir devlet hüviyeti tasimaktaydi. Gerçekten de altiyüz yil boyunca yönetiminde bulunan farkli din dil ve irktan insanlari birarada tutabildi din ve vicdan özgürlügü saglayarak bünyesindeki uluslarin kültür ve dillerinin korunmasina imkan verdi. Ayrica kendisinden önceki bütün Türk devletlerinin kültür bilim sanat ve devlet yönetimi birikimine sahip olarak uygarlik tarihine önemli katkilarda bulundu. Kendisine has mimarisi tas ve ahsap oymaciligi çinicilik süsleme minyatür hat sanati ciltçilik gibi sanat alanlarinda nadide eserler meydana getirdi. Hepsinin üstünde dünya siyasetinde yüzyillarca etkili oldu.

Topkapi Sarayi Hünkar Sofasi (XVI. yüzyil) istanbul

Ulusal Kurtulus Savasi (1919-1923). Ulusal Kurtulus Savasi ömrünü tamamlamis bir imparatorlugun yikintilarindan çagdas bir devletin ortaya çikarilmasi çabasidir. Bu çabanin dört yil sürmesi ise emperyalist devletlerin bu yikintilardan kendi siyasal amaç ve çikarlarina uygun yeni bir tertibe hayatiyet vermek istemelerindendi.
Türk direnis çabalarinin tam bir bagimsizlik savasina dönüsmesi Mustafa Kemal'in 19 Mayis 1919'da 9. Ordu Müfettisi olarak Samsun'a ayak basmasi ile basladi ve çok zor kosullarda dünyanin büyük devletleri tarafindan desteklenen ordulara karsi basariya ulasti.
Osmanli ordusuna 11 Ocak 1905'te yüzbasi rütbesiyle katilan Mustafa Kemal Birinci Dünya Savasi'nda askeri yetenegini hemen hemen bütün cephelerde kanitlamisti. Birinci Dünya Savasi'nin ardindan Yildirim Ordulari'nin kaldirilmasi üzerine istanbul'a dönmüstü. istanbul Hükümeti'nin baskisi altinda isgalci güçlere karsi siyasi açidan bir sonuç elde edilemeyecegini anlayan Mustafa Kemal Anadolu'ya geçerek mücadeleyi oradan sürdürmeye karar verdi. Ulusal direnisi örgütlemek için Anadolu'daki mevcut tüm birliklerle ve direnis örgütleri ile iliskiye geçti. 22 Haziran 1919'da Amasya'da yayinladigi genelge ile ulusal hareket için ilk çagrisini yapti Erzurum ve Sivas Kongreleri ile bu savasimi örgütleyerek resmi bir konum kazandirdi. Sivas Kongresi'nde son seklini alan Misak-i Milli programina göre Türkler'in oturdugu yerler hiçbir biçimde parçalanamayacak ülkenin siyasal adli ve mali gelismesini önleyecek kapitülasyon niteliginde sinirlamalar kesinlikle kabul edilmeyecekti.
Mustafa Kemal itilaf Devletleri'nin 16 Mart'ta istanbul'u resmen isgal ederek Meclis-i Mebusan'i kapatmalari üzerine Osmanli Devleti'nin altiyüz yillik hayat ve hakimiyetine son verildigini Büyük Millet Meclisi'nin 23 Nisan 1920'de Ankara'da toplanacagini ve o tarihten itibaren milleti temsil etme yetkisinin yalnizca bu meclise ait olacagini açikladi. Nitekim vatanin kurtarilmasi yönetilmesi ve tam bagimsizliga kavusturulmasini üstlenen Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) 23 Nisan 1920'de olaganüstü yetkilerle çalismalarina basladi ve Mustafa Kemal Meclis Baskani seçildi.

Mustafa Kemal Atatürk Sivas Kongresi sirasinda Kongre Üyeleriyle

Ankara ve istanbul arasindaki son baglar 12 Agustos 1920 tarihinde Sevr Antlasmasi'nin imzalanmasiyla kopmustu. Anlasma Türkler için son derece agir kosullar içermekteydi. Antlasmaya göre Türkler Anadolu'nun küçük bir parçasina egemen olabilecekler ve yabanci ülkelerin mali ve askeri denetimi altinda bulunacaklardi.

Sevr Anlasmasi'na dayanilarak Dogu Anadolu'da bir Ermeni devleti kurulmasi için baslatilan çabalar bu bölgedeki ordu komutani Kazim Karabekir'in kuvvetlerince etkisiz duruma getirildi. 18 Kasim 1920'de yapilan ateskes antlasmasindan sonra 2 Aralik 1920'de imzalanan ve TBMM'nin taraf oldugu ilk uluslararasi anlasma olan Gümrü Antlasmasi ile dogu cephesinde baris saglandi.

Bati cephesinde ise 15 Mayis 1919'da izmir'i isgal ederek Ege içlerine dogru yayilmaya baslayan Yunan Birlikleri I. ve II. inönü Savaslari'nda (Ocak-Nisan 1921) durdurulduktan sonra Sakarya Savasi'nda (Agustos-Eylül 1921) agir bir yenilgiye ugratildi. Sakarya zaferi önemli diplomatik basarilar sagladi. Türkiye ve Fransa arasinda imzalanan Ankara Antlasmasi (Ekim 1921) ile Fransizlar Adana ve çevresindeki topraklardan çekildiler. Böylece bir cephe daha tasfiye edildi. Bundan sonra ülkenin tüm güç ve kaynaklari Bati cephesinde yapilacak büyük bir saldiri için harekete geçirildi. Agustos-Eylül 1922'de Büyük Taarruz ve Baskomutanlik Meydan Savasi'nda Yunan güçleri bozguna ugratildi. 9 Eylül'de izmir kurtarildi. Bu askeri basari Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasi sürecini daha da hizlandirdi. itilaf Devletleri ile Ankara Hükümeti arasinda 11 Ekim 1922'de Mudanya Mütarekesi imzalandi ve kalici bir baris anlasmasinin kosullarini görüsmek üzere bir ay sonra Lozan'da bir konferans düzenlenmesi kararlastirildi. Fakat itilaf Devletleri'nin bu konferansa istanbul Hükümeti'ni de çagirmalari üzerine TBMM 1 Kasim 1922'de halifeligin saltanattan ayrildigini ve saltanatin kaldirildigini açikladi. Son Osmanli Padisahi VI. Mehmed de (Vahideddin) 17 Kasim 1922'de bir ingiliz gemisiyle gizlice istanbul'u terk etti.

Ankara Hükümeti'nin tek temsilci olarak katildigi Lozan baris görüsmeleri 21 Kasim 1922'de basladi. Türk heyetine Disisleri Bakani ismet inönü'nün baskanlik ettigi görüsmeler özellikle kapitülasyonlarin gelecegi konusundaki anlasmazlik nedeniyle subat 1923'te kesintiye ugradi. Nisan 1923'te yeniden baslayan görüsmeler 24 Temmuz 1923'te Lozan Antlasmasi'nin imzalanmasiyla sonuçlandi. Bu antlasma ile Türkiye tam bagimsizligini ve Ulusal Kurtulus Savasi'nin temel hedefi olan Misak-i Milli sinirlarini güvence altina aldi.
__________________
"Güven" Çok İnce Bir Çizgidir.

Onu Kalınlaştırarak Kırılmasını Engelleyen Tek Şey
"İki Taraflı" Olmasıdır.


Dikkat !!! Kopyala Yapıştır Özelliğini Sadece Üyelerimiz Kullanabilir. Üyelik Ücretsizdir.. Ayrıca Üyelerimiz Forumdan Tamamen Reklamsız ve çok daha hızlı şekilde yararlanabilir.
KARAHAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 04-Mayıs-2009, 15:12   #3 (permalink)
Kullanıcı Profili
Kurmay Başkan
 
KARAHAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik tarihi: Nisan-2009
Bulunduğu yer: Uçurumun Kenarindan
Üye No : 177
Mesajlar: 3.159
Konuları: 1388
İstatistikleri Seviye: 43 [â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�]
Aktiflik: 214 / 1071
Güç: 1053 / 16502
Deneyim: 85%
İtibar Puanları
İtibar Puanı : 119637
İtibar Derecesi : KARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond repute
Teşekkürleri
Teşekkür Etmiş : 775
Teşekkür Almış : 1.041
Tuttuğu Takım

Standart Türklerin Anayurdu ve Yayilmalari


Türkler M.Ö. 2000 yilindan daha eski çaglarda Orta Asya'da Sayan-Altay daglarinin kuzeybati bölgesinde Ye-nisey irmagi boylarinda yasiyorlardi. M.Ö. 1500'lerde oturduklari genis bölge Sayan daglarindan Altaylar'a ve Tanri daglarina kadar iniyor batida Urallar'a kadar uzaniyor güneyde Balkas gölünü güneybatida Aral gölünü Hazar denizini ve kuzeydogu bozkirlarini içine aliyordu.

M.Ö. 1100 yillarindan itibaren Türkler ilk yurtlarini bosaltarak Altaylar'a inmis Türkistan'a (Dogu ve Bati Türkistan) yerlesmislerdi. M.Ö. yedinci yüzyilda Ordos Volga ve Kuzeybati Asya olmak üzere üç yöne göç yapilmisti: Yakut Türkleri Kuzeydogu Sibirya'ya göç etmisti. Onlarla bir süre yasayan Çuvaslar ise batiya yönelerek Ural daglarinin güneyine indiler.

M.Ö. 4. ve 3. yüzyillarda Türkler hem batida hem doguda yogun olarak göründüler. irtis nehrinin batisinda ve Hazar çevresinde yasayanlara Bati Türkleri; doguda iç Asya'nin çesitli yerlerinde ve kuzeybati Çin'de yasayanlara ve buralara hâkim olanlara Dogu Türkleri denildi.

• Yayilma sebepleri

Türkler yaradilis olarak taskin ruhlu çok hareketlidirler. Fakat göçlerin asil sebebi bu özellikleri degildir. Türk göçlerinin ilk sebebi ekonomiktir. Nüfusun artmasi anayurt topraklarinin büyük hayvan sürülerini otlatmaya yetmez hâle gelmesi ve kurakliklarin hüküm sürmesi asil sebeptir. Bu yüzden hem nüfuslari az hem de topraklari çok verimli olan komsu ülkelere dogru ilerlediler. Baslangiçta ele geçirdikleri yeni topraklar hemen hemen issizdi ve bunlara sahip görünenler de o verimli yerleri öylece birakmislardi.

Bazen Türkler de yabancilarin baskisina ugruyor ve özellikle bozkir hayati yasayan boylar yurtlarini terketmek zorunda kaliyorlardi. Çünkü yabanci bir devletin idaresinde olmak bagimli yasamak onlarin katlanabilecegi bir durum degildi ve hür ve bagimsiz kalmak Türklerin asil özelligi idi.

ilk büyük Türk imparatorlugu'nu kuran Hunlarin Orhun-Selenga irmaklari ile bu irmaklarin batisindaki Ötüken ve daha asagida kalan Ordos çevresinde oturduklarini biliyoruz. Bu bölge bugünkü Mogolistan'i ve Kuzey Çin'i içine alir.

Milâttan önceki yüzyillarda baslayan Him yayilmasi milâttan sonra da devam etti. Türkler çag çag çesitli adlar verdikleri devletlerinin egemenlik sinirini doguda Büyük Okyanus'a batida Avrupa içlerine kuzeyde Sibirya buzullarina güneyde Hindistan içlerine ulastirdilar. Bu yayilmanin ve göçlerin safhalari ana hatlariyla söyledir:

•M.S. 2. yüzyilda Hunlar Orhun bölgesinden Güney Kazakistan bozkirlarina ve Türkistan'a

•M.S. 350 yillarinda Ak-Hunlar Afganistan ve Kuzey Hindistan'a

•374'ten sonraki yillarda Avrupa'ya

•461-465 yillarinda Oguzlar Güneybati Sibirya'dan Güney Rusya'ya ve ayni dönemde Sabar'lar Aral'in kuzeyinden Kafkaslar'a

•6. yüzyilin ortasinda Avarlar Orta Asya'dan Orta Avrupa'ya

•669 yilindan itibaren Bolgarlar Karadeniz'in kuzeyinden Balkanlar'a ve Volga nehri kiyilarina

•830'dan itibaren Macarlar ve bazi Türk boylari Kafkaslar'in kuzeyinden Orta Avrupa'ya

•840'tan sonra Uygurlar Orhun bölgesinden iç Asya'ya

•10. ve 11. yüzyillar arasinda Peçenek Kuman (Kipçak) ve Oguzlar'in bir kolu olan Uz'lar Dogu Avrupa'ya ve Balkanlar'a

•10. yüzyilda Oguzlar Orhun bölgesinden Seyhun nehri kiyilarina ve 11. yüzyilda Ma-veraünnehir üzerinden iran'a ve Anadolu'ya göç ettiler. Bilindigi gibi Maveraünnehir Ceyhun ve Seyhun (Amuderya ve Sirderya) havzalarini içine alir.

TÜRK adi TÜRKiYE adi

• Türk adi: "Türk" sözü Türk soyundan olan toplumlarin genel adi olarak kullanilmadan önce Türk dilinde bugünkü anlamindan baska "güç-kuvvet" anlamina da geliyordu. Eski Uygur metinlerinde "Türk" sözü bazen "Erkler-Türkler" seklinde kullaniliyor ve bu söz cins isim olarak "güç-kuvvet" sifat halinde ise "güçlü-kuvvetli" anlamlarini tasiyordu.

Belgeler "Türk" sözünün Uygurlar ve Gök-Türk'lerden çok önce de var oldugunu gösteriyor. V. yüzyila ait Pers yazilarinda Turanlilardan yani Türklerden "Türk" diye söz edilir. VI. yüzyila ait bir Bizans kaydinda ise Hun Türklerine Hunlarin dilinden alinmis sifatla 'Türk Hun' (kuvvetli Hun) denilmistir. VI. yüzyila ait Çin kaynaklarinda "Türk" sözü Türk milletinin adi olarak geçmektedir.

Hunlarin devrinde "Türk" sözünün bugünkü anlamini karsilayan kelime "Hun" (daha dogrusu Kun) idi. Büyük Hun imparatorlugu'nun egemenligi altinda bulunan Türk boylari da bu adi yani Kun adini almislardi. Onlara da bir süre Türk Kun (kuvvetli Hun) denmistir. Türk' sözü bazen "olgun bilgili" anlamlarinda da kullanilmistir. Oguz Destaninin uygurca anlatiminda Oguz Han'in danismanindan "Ulug Türk" diye söz edilir.

"Türk" kelimesi Türk milletinin ve Türk devletinin resmî adi olarak ilk defa Gök-Türk imparatorlugu tarafindan kullanilmistir. Daha sonra bu imparatorluga bagli ama kendi kabile adlari ile anilan diger Türklerin ortak adi olmustur.

"Türk" kelimesi en eski zamanlarda "Törük" seklinde söyleniyordu. Zamanla "Türük" en sonunda "Türk" seklini almistir. Gök-Türk anitlarinda hem "Türük" hem de "Türk" seklinde yazilmistir.

• Türkiye adi: "Türkiye" adi Türklerin yasadigi ülkelerin ve Türk devletlerinin adi olarak Cumhuriyet'ten bu yana degil 1000 yildan fazla bir zamandan beri kullanilmaktadir.

Türk devletlerinin ve egemen olduklari bölgelerin adlari kendi tarihlerimizde daha çok kurucu hanedanlarin hükümdarlarin veya hâkim boylarin adlari ile anilmistir. (Selçuk Devleti Harezmsahlar Devleti Timur Devleti Babür Devleti Osmanli Devleti... gibi). Fakat bu devletlerin hükümdarlari da teba içinde aslî unsur olan toplum da "Türk" adindan sifatindan asla kopmamis Türklüklerini her zaman ve her vesile ile belirtmislerdir. Büyük Selçuk imparatorlugu'nun hükümdari Sultan Alp Arslan "Biz Türkler temiz Müslümanlariz ve bid'at bilmeyiz. Bu sebeple Allah hâlis Türkleri aziz kildi" demistir.

Osmanli Sultani II. Murad Han 1441 yilinda Timurlu hanedaninin ikinci hükümdari ve ünlü devlet ve bilim adami Ulug Beg'in babasi sahruh Mirza'ya yazdigi nâmede onu "Kendisi gibi büyük Türk hakani olarak tanidigini ve tâbi oldugunu" bildiriyordu. Timur'un kendisi de iran seferinde sehname'nin yazari ünlü sair Firdevsî'nin mezarina giderek "Kalk kalk da hiç durmadan kötüledigin maglup Türk'ü simdi gör!" demisti. Kendi adiyla anilan imparatorlugu kuran Timur kendisini söyle tanitiyordu: "Biz ki Mülük-ü Turan Emîr-i Türkistaniz; biz ki Türk oglu Türk'üz; biz ki milletlerin en eskisi ve en ulusu Türk'ün basbuguyuz!.."

Harezmsahlar Sultani Alâeddin Mehmed Abbasî halifesinin elçisine verdigi bir cevapta "Arapçaya hakki ile tasarruf edemeyen bir Türk'üm ancak söylediginiz hadisin mânasini anladim" demek suretiyle kendisinin Türk konustugu dilin Türkçe oldugunu bildirmis oluyordu.

Yabancilar Türklerin yogun olarak bulunduktan ve hâkim olduklari yerlere her zaman Turkhia (Türkiye) demislerdir. VI. yüzyilda Bizanslilar bütün Orta Asya'ya "Turkhia" yani "Türklerin ülkesi" "Türklerin yasadigi yer" diyorlardi. Türklerin Orta Asya'dan batiya dogru yayilmalari sonunda gittikleri yeni yerlere de "Türkiye" denmistir. IX. ve X. yüzyillarda itil (Volga) irmagindan Orta Avrupa'ya kadar olan bölgeye de Türkiye adi verilmistir. "Dogu Türkiye" adi verilen bölgede Hazar Türkleri "Bati Türkiye" denilen bölgede ise Hunlar'in bir kolu olan Macar Türkleri yasiyordu. XIII. yüzyilda Misir'da bir Türk devleti kuruldugu zaman özellikle Kipçak Türklerinden Baybars'in yönetiminde genisleyen devletin hâkim oldugu Misir ve Suriye yine "Türkiye" adi ile aniliyordu. Araplar hem bu bölgeye hem de Türklerin yogun oldugu egemen oldugu diger bölgelere "Arz-üt Türk" diyorlardi.

"Türkiye" sözüne Latince metinlerde de çok rastlanir. Ünlü gezgin Marko Polo anilarinda Anadolu'dan "Turcia Minör (Küçük Türkiye)" Orta Asya'dan "Turcia Majör (Büyük Türkiye)" diye söz eder.

Türklerin Anadolu'ya 1071 Malazgirt zaferinden sonra büyük topluluklar halinde yerlesmeye baslamalarindan yani XII. yüzyildan itibaren yabancilar Anadolu'ya hep Turcia (Türkiye) demislerdir.

1299'da Anadolu'da kurulan Osmanli Devleti kisa zamanda güçlenip büyüyünce devletin hâkim oldugu bölgeler devleti kuran Osman Gazi'nin adi ile anilir oldu. Fakat Osmanli Türkleri'nin hâkim oldugu bölgelere yabancilar hem Osmanli Devleti hem Türkiye demeye devam ettiler. Osmanlilar'in hâkim oldugu bölgelerin disinda kalan ama yine Türk-ler'in yaygin oldugu yerlere cografî bölge ve ülke adi olarak yine Türkiye Türk Eli Bati Türk Eli veya Dogu Türk Eli Dogu Türkistan Bati Türkistan denmistir.

Osmanli imparatorlugu'nun çöküsünden ve hanedanligin kaldirilmasindan sonra kurulan yeni Türk Devleti'nin adi elbette Türk Devleti ülkesinin adi elbette yine Türkiye olacakti ve Türklerin ülkesine Türkiye denecekti.

TÜRK DEVLETLERi

Tarih boyunca her devirde en az bir bagimsiz Türk Devleti olmustur. Fakat bu devletler çok defa hanedanlarinin adiyla anilir.

Tarih boyunca birçok Türk devleti kurulmus bunlarin bazilari süper güç olarak dünyaya hükmetmistir. Fakat hemen belirtelim ki ayri ayri isimler tasiyan bu devletler aslinda bir tek devletin Türk Devleti'nin devami idiler. Degisik adlarla anilmalari kurucularinin hanedanlarinin beylerinin adlarini devlet adiyla bir tutmalarindan ileri geliyordu. Bazen ayni dönemde birkaç Türk devletinin bulundugunu hatta bunlarin birbirleriyle üstünlük kurma savasi yaptiklarini da görüyoruz. Bu durum baska milletlerin tarihlerinde de görülür. su farkla ki bu milletler zaman zaman varliklarini devlet olarak koruyamadiklari halde tarih boyunca en az bir bagimsiz Türk devleti daima bulunmustur.

"Türk devletleri" deyimi için bu kisa açiklamadan sonra su hususu da belirtmek isteriz: Türk devletlerinin sayisi Cumhurbaskanligi forsunda 16 yildizla simgelenen devletlerden ibaret degildir. Cumhurbaskanligi forsunda simgelenen Türk devletleri belki Türk tarihinin en parlak yildizlari idi ama tarihimizin parlak yildizlari bunlardan ibaret degildir. Bu yildizlarin ilki olarak gösterilen Asya Hun imparatorlugu da süphesiz ilk Türk devleti degildi. Fakat yakin zamanlara kadar yazili belgeler bize Türk tarihini ancak Hun Türk-leri'nden baslatacak kadar bilgi veriyordu.

Gerek islâm öncesi gerek zamanimiza kadar devam eden islâmî devirde degisik adlarla tarihte yer alan Türk devletlerinin sayisi 110'dan fazladir. Bunlarin 15'i büyük hakanlik (imparatorluk) 38'i imparatorluk olmayan devlet 34'ü beylik 4'ü atabeylik 17'si hanliktir. Ayrica 1918'den bu yana kurulan Türk cumhuriyetlerini de sayiyoruz ki bunlarin sonuncusu Kuzey Kibris Türk Cumhuriyeti'dir.

Hakanlik beylik atabeylik gibi devlet sekilleri baska milletlerde pek görülmez. Baska milletlerin de buna benzer siyasî kuruluslari elbette vardir ama birçok bakimdan farklilik gösterirler.

Türklerin birçok devleti ve çesitli kavimleri hâkimiyetleri altina alarak kurduklari büyük devletlere Hakanlik ya da kisaca H veya El denirdi imparatorluk halini almamis devletler de bazen yine "il" veya "El" genel adiyla anilirdi.

imparatorluk haline gelmis Türk devleti meselâ Hun imparatorlugu genis cografî bölgeleri ve çesitli topluluklari daha iyi yönetmek için "Dogu Hakanligi" ve "Bati Hakanligi" olarak ikiye ayrilirdi. Teorik olarak en büyük hükümdar Dogu Türk Eli'nin Hakani idi ve Bati Türk Eli'nin hakani ona tâbi olurdu. Her iki hakanligin yönetiminde Türk olmayan milletler de vardi. Bu idarî bölünme Gök-Türk'lerde de görülür. M.Ö. 2. yüzyilda Asya Hun imparatorlugunda Türk hâkimiyetine giren yabanci devletlerin sayisi 26 Attila zamaninda (M.S. 5. yüzyil) Bati Hunlara bagli çesitli yabanci milletlerin sayisi ise 35 kadardi.

• "BEYLlK"ler hakana tâbi idiler ama sinirlari belli bir araziye sahiptiler ve aslî unsuru Türkler olustururdu. Kendi sinirlari içinde tam bagimsiz idiler. Yalniz savaslarda hakana yardim ederler diger zamanlarda da vergi verirlerdi: Karluk Beyligi Tolunlular Beyligi Saltuklu Beyligi Karamanogullari Beyligi Aydinogullari Beyligi... vb.

Bazen beylikler çok büyür gelisir ve hakanlik zayiflayip çöktügü zaman onun yerini alirdi. Meselâ bir Selçuk Bey bir Osman. Bey çikar kendi adlari ile anilan beylikleri yine kendi adlari ile anilan imparatorluklar haline getirirlerdi.

• "ATABEYLiK" de baska milletlerin tarihinde pek görülmez. Atabey hükümdarlarin çocuklarini küçük tiginleri yani küçük prensleri egiten uzak bölgelere tecrübe kazanmalari için gönderilen bu hükümdar çocuklarina ögretmenlik naiplik yapan bilge kisilere verilen bir unvandi. Bunlardan bazilari özellikle merkeze uzak yerde olanlar devlet zayifladigi zaman bulunduklari yerin idaresini kendi ellerine alir bagimsizliklarini ilân ederlerdi. Meselâ Tugteginliler ve Böriler Suriye Atabeyligi'ni il-Denizliler Azerbaycan Atabeyligi'ni kurmuslardi.

• "HANLIK"lar daha çok Altin-Ordu devletinin dagilmasindan sonra meydana çikmis siyasî kuruluslardi. Timur Özbekistan'i aldiktan sonra Altin Ordu devleti dagilmis ve Kipçak bozkirlarinda yasayan hanedana mensup yöneticiler arasinda taht mücadelesi hükümdarlik mücadelesi baslamis mücadeleyi yapanlar ya da kazananlar kendilerine eski Türk devletinin hakanlarini temsil etmek için "Han" veya "Kagan"; kurduklari devlete de "Hanlik" demislerdir: Peçenek Hanligi Uz Hanligi Özbek Hanligi Kirim Hanligi Buhara Hanligi Kasgar-Turfan Hanligi... gibi.

Hun Imparatorlugu'ndan önce de Türk devletlerinin bulundugunu ama belge ve kaynak yetersizliginden bunlarin yasayisini ancak Asya Hun imparatorlugu'ndan itibaren takip edebildigimizi söylemistik. simdi Hun imparatorlugu'ndan bugüne kadar kurulan Türk devletlerinin adlarini verelim:


iMPARATORLUKLAR (HAKANLIKLAR)

1-Asya Hun imparatorlugu (M.Ö.4.yüzyil-m.s.48)
2-Avrupa (Bati) Hun imparatorlugu (374-469)
3-Ak Hun imparatorlugu (4. yüzyil sonlari-557)
4-I. Gök-Türk imparatorlugu (552-582)
5-Dogu Gök-Türk imparatorlugu (582-630)
6-Bati Gök-Türk imparatorlugu (582-630)
7-II. Gök-Türk imparatorlugu (681-744)
8-Uygur imparatorlugu (744-840)
9-Avrupa Avar imparatorlugu (6. yüzyil-805)
10-Hazar imparatorlugu (7. yüzyil-965)
11-Büyük Selçuklu imparatorlugu (1040-1157)
12-Harezmsahlar imparatorlugu (1097-1231)
13-Timur imparatorlugu (1370-1405)
14-Babür (Hint-Türk) imparatorlugu (1526-1858)
15-Osmanli imparatorlugu (1299-1922)


DEVLETLER

16-Kuzey Hun Devleti (M.S.48-156)
17-Güney Hun Devleti (M.S.48-216)
18-1. Chao Hun Devleti (304-329) '
19-2. Chao Hun Devleti (328-352)
20-Hsia Hun Devleti (407-431)
21-Kuzey Liang Hun Devleti (401-439)
22-Lou-lan Hun Devleti (442-460)
23-Tabgaç Devleti (386-557)
24-Dogu Tabgaç Devleti (534-557)
25-Bati Tabgaç Devleti (534-557)
26-Dogu Türkistan (Turfan) Uygur Devleti (911-1368)
27-sato Türk Devleti (907-923)
28-Tang sato Türk Devleti (923-936)
29-Tsin sato Türk Devleti (937-946)
30-Kan-çou Uygur Devleti (905-1226)
31-Türgis Devleti (717-766)
32-Karluk Devleti (766-1215)
33-Kirgiz Devleti (840-1207)
34-Sabar Devleti (5. yüzyil-7. yüzyil arasi)
35-On-Ogur Devleti (5. yüzyil sonu-6. yüzyil ortalari)
36-Tukurgur (9 Ogur) Devleti (5. yy sonu-6. yy sonlari)
37-Uturgur (30 Ogur) Devleti (5. yy sonu-6. yy sonlari)
38-Basaraba Türk Devleti (Basarabya Romen Devleti'nin baslangici 1330)
39-Karahanli (Kara Hanli) Devleti (840-1042)
40-Dogu Kara Hanli Devleti (1042-1211)
41-Bati Kara Hanli Devleti (1042-1212)
42-Oguz Yabgu Devleti (10. yy baslari-1000)
43-Gazneli Devleti (1969-1187)
44-Suriye Selçuklu Devleti (1092-1117)
45-Kirman Selçuklu Devleti (1092-1187)
46-Anadolu Selçuklu Devleti (1092-1307)
47-lrak Selçuklu Devleti (1157-1194)
48-Eyyûbî'ler Devleti (1171-1348)
49-Hindistan Türk Devleti (Delhi Türk Sultanligi) (1206-1413)
50-Misir Türk Devleti (1250-1383)
51-Kara Koyunlu Devleti (1380-1469)
52-Ak Koyunlu Devleti (1350-1502)
53-Timurlular Devleti (1405-1507)


BEYLiKLER

54-Uygur Beyligi (8. yüzyil baslari)
55-Karluk Beyligi (13. yüzyil baslari)
56-Tolunlular Beyligi (868-1417)
57-Aksidliler Beyligi (935-969)
58-izmir Beyligi "Çaka Beyligi" (1081-1097)
59-Dilmaçogullari Beyligi (1085-1192)
60-Danismendli Beyligi (1092-1178)
61-Saltuklu Beyligi (1092-1202)
62-Ahlat-sahlari Beyligi "Sökmenliler Beyligi" (1100-1207)
63-Artuklu Beyligi (1101-1409)
64-inalli Beyligi (1103-1183)
65-Mengücüklü Beyligi (1118-1250)
66-Erbil Beyligi "Beg Teginliler" (1146-1232)
67-Çobanogullari Beyligi (1227-1309)
68-Karamanogullari Beyligi (1256-1483)
69-inanç Ogullari Beyligi (1261-1368)
70-Sahip Ata Ogullari Beyligi (1275-1341)
71-Pervane Ogullari Beyligi (1277-1322)
72-Mentese Ogullari Beyligi (1280-1424)
73-Candarogullari (isfendiyarogullari) Beyligi (1292-1462)
74-Karesiogullari Beyligi (1297-1360)
75-Germiyan Ogullari Beyligi (1300-1429)
76-Hamid Ogullari Beyligi (1301-1423)
77-Saruhan Ogullari Beyligi (1302-1410)
78-Aydin Ogullari Beyligi (1308-1426)
79-Teke Ogullari Beyligi (1321-1390)
80-Ertana Ogullari Beyligi (1335-1381)
81-Dulkadir Ogullari Beyligi (1339-1521)
82-Ramazan Ogullari Beyligi (1352-1608)
83-Dobruca Türk Beyligi (1354-1417)
84-Kadi Burhaneddin Ahmed Beyligi (1381-1398)
85-Esrefogullari Beyligi (1300-1326)
86-Berçem Ogullari Beyligi (12. yüzyil)
87-Yaruklular Beyligi (12. yüzyil)


ATABEYLiKLER

88-sam (Suriye) Atabeyligi (Tugteginliler Böriler) (1117-1154)
89-Musul-Halep Atabeyligi (Zengîliler) (1127-1259)
90-Azerbaycan Atabeyligi (il-Denizliler) (1146-1225)
91-Fars Atabeyligi (Salgurlular) (1147-1284)


HANLIKLAR

92-Büyük Bulgarya Hanligi (630-665)
93-itil (Volga) Bulgar Hanligi (665-1391)
94-Tuna Bulgar Hanligi (681-864)
95-Peçenek Hanligi (860-1091)
96-Uz Hanligi (860-1068)
97-Kuman-Kipçak Hanligi (9. yy-13. yy)
98-Özbek Hanligi (1428-1599)
99-Kazan Hanligi (1437-1552)
100-Kirim Hanligi (1440-1475)
101-Kasim Hanligi (1445-1552)
102-Hive Hanligi (1512-1920)
103-Sibir Hanligi (1556-1600)
104-Buhara Hanligi (1599-1785)
105-Kasgar-Turfan Hanligi (15. yy. baslari-1877)
106-Hokand Hanligi (1710-1876)
107-Türkmenistan Hanligi (1860-1885)


CUMHURiYETLER

108-Azerbaycan Cumhuriyeti (1918-1920)
109-Bati Trakya Türk Cumhuriyeti (1. kurulus: 31 Agustos 1913; 2. kurulus: 1915-1917; 3. kurulus: 1920-1923)
110-Türkiye Cumhuriyeti (1923)
111-Hatay Cumhuriyeti (1938-1939)
112-Kuzey Kibris Türk Cumhuriyeti (1983)
__________________
"Güven" Çok İnce Bir Çizgidir.

Onu Kalınlaştırarak Kırılmasını Engelleyen Tek Şey
"İki Taraflı" Olmasıdır.


Dikkat !!! Kopyala Yapıştır Özelliğini Sadece Üyelerimiz Kullanabilir. Üyelik Ücretsizdir.. Ayrıca Üyelerimiz Forumdan Tamamen Reklamsız ve çok daha hızlı şekilde yararlanabilir.
KARAHAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 04-Mayıs-2009, 15:14   #4 (permalink)
Kullanıcı Profili
Kurmay Başkan
 
KARAHAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik tarihi: Nisan-2009
Bulunduğu yer: Uçurumun Kenarindan
Üye No : 177
Mesajlar: 3.159
Konuları: 1388
İstatistikleri Seviye: 43 [â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�]
Aktiflik: 214 / 1071
Güç: 1053 / 16502
Deneyim: 85%
İtibar Puanları
İtibar Puanı : 119637
İtibar Derecesi : KARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond repute
Teşekkürleri
Teşekkür Etmiş : 775
Teşekkür Almış : 1.041
Tuttuğu Takım

Standart Türk tarihine isik tutan iki satirlik yazi

ALTIN ELBiSELi ADAM

Bir Türk tiginine ait ve her seyi saf altindan olan elbisenin dünyada esi yok...





ALTIN ELBiSELi ADAM


1970 yilinda Kazakistan'da Alma-Ata'nin 50 km. kuzeyinde bulunan Esik kasabasinda garaj yapmak ve yol açmak için alçak bir tepenin düzeltilmesine karar verildi ve kazi basladi. O tarihe kadar o alçak tepenin bir höyük oldugunu kimse bilmiyordu. Çevrede eski kalintilar da yoktu.

Kazi yapilirken kullanilan araç büyük bir kayaya çarpti isçiler kayayi parçalamak için üzerini örten topraklari kürekle açtilar ve bunun islenmis bir kaya oldugunu gördüler.

Durum ilgili resmî makamlara bildirildi ve inceleme yapan arkeologlar tarihi bir eserle karsilastiklarini gördüler. O tepe bir höyüktü büyük bir mezarin üzerine yigilan kum tümsek idi.

Höyügü açan arkeologlar muhtesem bir mezarla karsilastilar. Bu bir lâhid degil Misir piramidlerindeki firavun odasini andiran her tarafi kapali süslü kayalarla yapilmis bir oda idi. Bu odayi itina ile açtilar ve asil saskinlik o zaman oldu. Çünkü bu ölü odasinin içi piril piril altin esya ile doluydu. Altin olmayan esyalar da çoktu.


ALTIN ELBiSE


En göz alici ve harika nitelikteki esya altindan yapilmis bir elbise idi. Çizmesinden basligina kemerinden kiliçlarina kadar her seyi saf altin olan bir elbise.

Altin elbisenin basligi ok ve tuglarla süslü. Alin hizasinda koç geyik ve at kabartmalari var. Bu kabartmalara kama kilifinda ve öteki esyalarda da rastlaniyor. Belindeki kemerin solunda bir kiliç saginda ise bir kama asili. Ceketin altindaki düz pantolonun paçalari çizmenin içine giriyor. Ceket yüzlerce üçgen altinin birlestirilmesinden meydana gelmis çorabin çizme ile diz kemigi arasinda kalan kisminda yine üçgen parçalar çizmede ise dörtgen parçalar var.

Tarihçiler bu elbisenin bir tigine (prense) ait oldugunu söylüyor fakat tiginin kimligini henüz bilemiyorlar. Onun için yazilarda adi "Altin Elbiseli Adam" olarak geçiyor.


Kazakistan'da Alma-Ata'nin yakinindaki Esik höyügünden çikarilan ve M.Ö. 5. yüzyilda yasamis bir Türk tiginine ait altin elbise. Halen Alma-Ata müzesinde bulunan bu elbise ve diger esyalar 25 asirlik geçmisten Türk tarihine isik tutan belgelerdir. Saf altindan yapilan böyle bir elbise dünyanin baska hiçbir yerinde yoktur.






SAKA TÜRKLERiNE AiT


Mezarda 4.800 parça altindan baska tabaklari vazolari kepçeleri ayna ve tarak kiliflarini gümüs kasiklari inceleyen tarihçilerbunlarin M.Ö. 5. yüzyila ait yüksek bir medeniyetin ürünleri veya belgeleri oldugunu oybirligi ile kabul ediyorlar. Yine bu tarihçilerin kanaatlerine göre bu yüksek medeniyetin kuruculari Çin baskisi ile Altaylardan kalkip bugünkü Kazakistan bölgesine gelerek yerlesen ve 'Sakalar' olarak anilan bir Türk kavmidir.

Sakalar M.Ö. 8. ve 4. yüzyillar arasinda önce Tiyansan'da sonra da güneybati Asya'da yasayan Turanî kavimler topluluguna verilen bir addir. Daha sonra bunlara iran kökenli Sogdlar da karismistir.

Sakalar Fergana Kasgar Aral Gölü Hazar Denizi arasindaki alanda ve bugünkü Rusya'nin güneyinde kalan yerlerde hâkimiyet kurmuslardi. Bunlarin inanislari ölü gömme törenleri ve örfleri Altaylilarinkinin ayni idi. Hunlarin ve Göktürklerin âdetlerine de uyuyordu.

Bir yandan iranlilarin öte yandan Çinlilerin sürekli baskilarina ugrayan Sakalar M.Ö.4. yüzyilda devlet olarak ortadan kaldirildilar. Bugün Yakut Türkleri kendilerine 'Saka' demektedirler



EN DEgERLi EsYA


Altin Elbiseli Adam'in bir Türk tigini oldugu anlasilmaktadir. Misir piramitlerinden sonra mezarindan en çok altin çikan bastan basa her seyi ile saf altindan elbisesi olan veya zamanimiza kalan yalniz odur.

Fakat Altin Elbiseli Adam'in mezarinda bulunan en degerli sey ne bu altinlardir ne de diger esyalar. Bu mezarda bulunan en degerli tarihi belge yarisi kirik bir kabin üzerindeki 26 harflik iki satir yazidir. Bu yazi tarih ilmîne özellikle Türk tarihi ve medeniyetine isik tutan yeni boyutlar kazandiran bir belgedir.

Bugüne kadar bilinen en eski Türk yazisi Yenisey ve Orhun anitlarindaki yazilardi ve bunlar zamanimizdan ondört asir geriye uzaniyordu. Oysa Esik'teki mezarda bulunan bu yazi 25 asirlik bir belge idi.

Sovyet tarihçilerinin okudugu 26 harflik yazinin anlami sudur:


"TiGiN 23'ÜNDE ÖLDÜ. ESiK HALKININ BAsI SAg OLSUN."


EN DEgERLi BELGE:
Esik höyügünden altin bir elbise ve yüzlerce degerli esya çikti. Bu esyalar arasinda tarih bakimindan en degerli olani yarisi kararmis bir gümüs tabaktir. Bu tabagin üzerinde bulunan iki satir yazi en eski Türk yazisi sayiliyor.



KAZI DEVAM EDiYOR


Esik dolaylarinda kazilar devam etmektedir. Daha büyük ve baska mezarlar da bulunmustur. Fakat bunlarin soyuldugu degerli esyalarin çalindigi mezarlarin bombos birakildigi görülmüstür. Bununla beraber tas lâhidler yontmalar çesitli buluntular aydinlatici belge niteligindedir.

Esik höyügünde bulunan altin elbise ve diger esyalar halen Alma-Ata müzesindedir.






Altin Elbiseli Adamin mezarindan çikan süs esyalari
__________________
"Güven" Çok İnce Bir Çizgidir.

Onu Kalınlaştırarak Kırılmasını Engelleyen Tek Şey
"İki Taraflı" Olmasıdır.


Dikkat !!! Kopyala Yapıştır Özelliğini Sadece Üyelerimiz Kullanabilir. Üyelik Ücretsizdir.. Ayrıca Üyelerimiz Forumdan Tamamen Reklamsız ve çok daha hızlı şekilde yararlanabilir.
KARAHAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 04-Mayıs-2009, 15:15   #5 (permalink)
Kullanıcı Profili
Kurmay Başkan
 
KARAHAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik tarihi: Nisan-2009
Bulunduğu yer: Uçurumun Kenarindan
Üye No : 177
Mesajlar: 3.159
Konuları: 1388
İstatistikleri Seviye: 43 [â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�]
Aktiflik: 214 / 1071
Güç: 1053 / 16502
Deneyim: 85%
İtibar Puanları
İtibar Puanı : 119637
İtibar Derecesi : KARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond repute
Teşekkürleri
Teşekkür Etmiş : 775
Teşekkür Almış : 1.041
Tuttuğu Takım

Standart Türk Tarihi (islamiyet Öncesi)

Türkler'in ilk kurduklari imparatorluk Hun imparatorlugu'dur. Türkler'in daha eskiden de devletler kurduklarini biliyoruz ama Hun Devleti çok genis bir saha üzerinde baska milletleri de idaresi altina alan büyük bir devlet oldugu için ona imparatorluk adini veriyoruz.

Hun imparatorlugu Hun Türkleri tarafindan M.Ö. 220 yilinda kuruldu. Hunlar bugünkü Mogolistan bölgesinde yâni Çin'in kuzey-batisinda yasiyorlardi. Bu bölgede hâkimiyet kurduklari ve genislemeye basladiklari için Çinliler onlari büyük bir tehlike sayiyorlardi. Gerçekten Hunlar askerlikteki üstünlükleri sayesinde Çin ordularini devamli bozguna ugratiyorlardi. Bu yüzden Çin Devleti Hun saldirilarini önleyebilmek için Hun-Çin siniri boyunca büyük bir duvar örmeye basladi. Çin seddi veya Büyük Çin Duvari denen savunma hatti iste böyle ortaya çikmistir (M.Ö. 214). Sonralari Ming Hanedani zamaninda yenilenen bu büyük duvarin bâzi kisimlari çok saglam bir sekilde günümüze kadar ayakta kalmistir.

ilk büyük Hun hükümdari Teoman Yabgu'dur (M.Ö- 220). O zamanlarda Türk hükümdarlarina "Yabgu" deniyordu. Teoman Yabgu birbirinden ayri yasayan Türk boylarini birlestirerek ilk Türk birligini gerçeklestirmisti. Bu çagda Türkler'in askerî üstünlüklerinde süvarilerin pek önemli bir yeri vardi. Çinliler atla çekilen savas arabalari kullaniyorlardi ama süvârî ordulari yoktu. Türk atlilari çok sür'atli hareket kaabiliyetine sahip olduklari için Çin birliklerini istedikleri yerde çeviriyorlar düsman olunca da çabucak çekiliyorlardi. Onlara ummadiklari anda birdenbire hücum ediyorlardi. Çinliler bu yüzden ordularini Hunlar gibi donatmak zorunda kaldilar; askerlerini Hunlar gibi giydirdiler. Ama ne Çin Duvari ne Çin ordulari Hunlar'in Çin içlerine kadar girmelerini engelleyebildi.

Teoman Yabgu'dan sonra Hun tahtina oglu Mete Yabgu geçti. Mete zamaninda Hun imparatorlugu'nun topraklari Japon Denizi'nden Hazar Denizi'ne kadar uzaniyordu. Bu topraklarda çesitli Türk kavimlerinin yanisira öbür Altayli kavimler de yasiyorlardi. Mete devri Hun imparatorlugu'nun en parlak devridir (M.Ö. 209-174).

Hunlar zamaninda Çinliler medeniyet bakimindan çok ileri bir durumdaydilar. Hem nüfuslari ve ordulari çok kalabalik hem medeniyetleri parlak oldugu hâlde Hunlar'la basa çikamadilar. Bu da gösteriyor ki Hun basarisinin sebebi yalnizca askerî güç degildi. Gerçekten Hunlar teskilâtçilik ve idare bakimindan çok gelismislerdi. O sirada Çin'in ayri ayri prenslikler hâlinde bulunmasindan da faydalanarak Kuzey Çin'de sik sik iktidari ele aliyorlardi. Fakat Çinliler'in sehir hayâtina kapilan sinir boyu Türkleri yavas yavas Çinlilesiyor. Çinli prenseslerle evlenen Hun hükümdarlarinin saraylarinda Çin âdet ve gelenekleri yerlesiyordu.

Mete'den sonra gelen Yabgular zamaninda Çinliler'le iliskiler artti. Özellikle evlenme yoluyla Türk ve Çin hükümdar âileleri arasinda yakinliklar dogdu. Bu yakinliklar ise Hunlar'in iç isleri bakimindan birçok karisikliklara yol açti. Yine de Hun imparatorlugu Milâttan Önce Birinci Yüzyil'a kadar üstünlügünü devam ettirdi. Bu yüzyilda ise Türk beyleri arasinda taht kavgalari artabildigine artti. Çinliler de bu kavgalardan faydalanarak Türkler'i zayiflatmayi bildiler. Ancak Çinliler'in Hohan-su dedikleri Yabgu'nun 27 yillik imparatorlugu zamaninda ve Çiçi Yabgu devrinde devlet eski gücünü biraz olsun toparlayabildi.

Milâttan sonraki ilk yüzyilda Hun imparatorlugu Dogu ve Bati Hunlari olmak üzere iki ayri devlete bölündüler. Bunlara Güney ve Kuzey Hunlari da denir. Milattan sonra üçüncü yüzyilin baslarinda (220) baska bir Türk kavmi olan Siyenpi'ler Hunlar'la iktidar mücadelesine giristiler. Sonunda Mogollar'in ve bazi Türk boylarinin da yardimiyla Hunlar'in hâkimiyetine son verdiler. Büyük Hun imparatorlugu târihte bilinen eski imparatorluklarin en büyügü idi. Hun hükümdarlarindan Mete Hohansu ve Cici Yabgular dahî denecek kadar büyük birer kumandan ve devlet adami idiler. Bu büyük sahsiyetler hakkinda Çin târihlerinde verilen bilgiler en büyük düsmanlarinin bile onlara hayran kaldiklarini gösterir.

Mete Kagan ve Oguz Destani

Mete Teoman Yabgu'nun oglu ve veliahdi (kendisinden sonra hükümdar olacak kimse) idi. Ama Teoman Yabgu'nun baska bir eginden de bir oglu olmustu ve bu kadin Teoman'dan sonra Mete yerine kendi oglunun hükümdar olmasini istiyordu. Sonunda Teoman'i kandirdi. Ama Mete Buna razi olmadi ve derhâl bir ordu toplayarak Hun tahtini ele geçirmek üzere yola çikti. Böylece Türk târihinde ilk defa bu sehzade (prens) devlet ugruna babasiyla taht kavgasina girisiyordu. Osmanli imparatorlugu zamaninda da ilk defa Birinci Murâd'in ogullarindan Savci (Yildirim Bâyezîd'in agabeyisi) babasina karsi çikti; sonra ikinci Bâyezîd'in oglu Selim (Yavuz) babasiyla taht kavgasina girdi. Kanûnî'nin çok sevdigi esi Hurrem Sultân kendi oglu Selîm'i (ikinci Selim) velîahd yapmak isteyince pâdisâhin öbür ogullari (Mustafa ve Bâyezîd) da babalarina isyan ettiler.

Mete çok yüksek kaabiliyetli bir komutandi. Topladigi ordu ile babasini yendi ve Hun tahtina oturdu. Çin târihleri onun üstün meziyetlerini ve yaptigi büyük isleri uzun uzun anlatirlar. Devletinin ve milletinin isleri için kendi çikarlarini hiçe sayardi.

Anlatilanlara göre bir defasinda Hunlar zor durumda kalmislar ve Çinliler'den baris istemislerdi. Çinliler baris için Mete'nin en sevdigi atini istediler hemen verdi. Ama Çin hükümdari bununla yetinmedi baska seyler de istedi. Mete kendine ait nesi varsa hepsini birer birer veriyordu. Sonra Çinliler sinirda küçük bir arazî istediler. Burasi hiçbir ise yaramayan kurak kumlu bir toprakti. Ama Mete buna çok sinirlendi ve söyle dedi:

"Benden ne istedinizse verdim çünkü onlar benim maltindi. Ama bu toprak benim degil milletimindir. O topragi korumak için savasir canimi veririm."

Türklerin Oguz Kagan Destani'ndaki Oguz Kagan'in Mete oldugu söylenir. Oguz Kagan'in sehnâme'de ve Divân-i Lugati't Türk'de adi geçen Alp Er Tunga oldugunu söyleyenler de vardir. Oguz Kagan Destani söyledir:

Günlerden bir gün Ay Kagan bîr erkek çocuk dogurdu. Çocuk kara saçli kara kasli ela gözlü kirmizi agizli idi. Perilerden daha güzeldi. Çocuk anasindan yalniz bir defa süt emdi. Bir daha emmedi. Konusmaya basladi. Çig et ve sarap istedi. Kirk günden sonra büyüdü. Yürüdü. Oynadi. Ata bindi. Geyik avina bagladi. Günlerden sonra gecelerden sonra bir yigit oldu. Bahadir oldu.

Oguz Kagan denen bu bahadir bir gün Tanri'ya yakarmakta idi. Birdenbire etraf karanlik kesildi. Gökten bir isik düstü. Bu isik aydan da günesten de parlakti. Oguz Kagan gördü ki bu isigin içinde bir kiz var. Bu kiz çok güzeldi. Yüzünde atesli isik saçan bir beni vardi. Kutup Yildizi gibi idi. Gülse mavi gök de gülerdi. Aglasa mavi gök de aglardi.

Oguz Kagan bu kizi görünce akli basindan gitti. Kizi sevdi aldi. Kiz Oguz Kagan'a üç erkek çocuk dogurdu. Birincisine "Gün" ikincisine "Ay" üçüncüsüne "Yildiz" adini koydular.

Oguz Kagan gene bir gün ava gitti. Gördü ki gölün yaninda bir agaç var. Bu agacin kovugunda bir kiz oturuyor. Çok güzel bir kiz. Saçlar bir irmagin akisi gibi. Disleri inciye benziyor. Gözleri gökten de mavi.

Oguz Kagan'in akli basindan gitti. Yüregine ates düstü. Onu sevdi aldi. Bu kiz da Oguz Kagan'a üç erkek çocuk dogurdu. Birincisine "Gök" ikincisine "Dag" üçüncüsüne de "Deniz" adini verdiler.

Bu çagda sag yönde Altin Kagan denen bir kagan vardi. Altin Kagan Oguz Kagan'a elçi gönderdi. Pek çok altingümüs yolladi. Pek çok kiz yakut inci gönderdi. Oguz Kagan'a saygi gösterdi. itaat etti. Oguz Kagan Altin Kagan'in itaatini kabul etti. Sonra kirk gün yürüdü. Buz Dagi denen daga geldi. Çek soguktu. Çadirini kurdurdu.

Tan yeri agardigi zaman Oguz Kagan'in çadirina günes gibi bir isik girdi. O isiktan; gök tüylü gök yeleli büyük bir erkek kurt çikti. Kurt Oguz Kagan'a dedi ki :

- "Ey Oguz artik ben önünde yürüyecegim."

Bundan sonra Oguz Kagan çadirlari toplatti. Yola koyuldu. Ordusunun önünde gök tüylü gök yeleli büyük erkek kurt yürüyordu. Ordu kurdu takip ediyordu.

Nice günlerden sonra kurt durdu. Oguz Kagan da ordusunu durdurdu. Burada itil denen bir irmak vardi. Oguz Kagan düsmanla karsilasti. Savas çok çetin oldu. Okla kiliçla vurusuldu. itil Suyu düsman kanindan kipkizil oldu ve Oguz Kagan üstün geldi.

Gök tüylü gök yeleli kurt gene öne düstü. Oguz Kagan'i Sind Ülkesi'ne götürdü. Oguz Kagan burada da çok düsmanla vurustu. Düsmani yendi. Bu ülkeyi de yurduna ekledi. Geri döndü.

Oguz Kagan'in yaninda ak sakalli boz saçli çok akilli ihtiyar bir kisi vardi. Anlayisli dogru bir adamdi. Oguz Kagan'in veziri idi. Adi "Ulug Türk" idi.

Ulug Türk günlerden bir gün uykuda bir altin yay ve üç gümüs ok gördü. Bu altin yay gün dogusundan gün batisina kadar uzanmisti. Üç gümüs ok da kuzeye dogru gidiyordu. Ulug Türk uyandiktan sonra düste gördüklerini Oguz Kagan'a anlatti:
- "Ey Kaganim" dedi. "Hayat sana hayirli olsun. Gök Tanri düsümde gördügümü yerine getirsin. Diledigi yeri sana versin."

Oguz Kagan Ulug Türk'ün sözlerini begendi. Ögüdünü dinledi. Ogullarim topladi. söyle dedi:

- Gönlüm av diliyor. Kocadim. Kuvvetim kalmadi. Gün Ay ve Yildiz; siz Dogu tarafina varin. Gök Dag ve Deniz; siz Bati tarafina varin...

Bunun üzerine Oguz Kaganin ogullarinin üçü Dogu tarafina üçü de Bati tarafina gitti. Gün Av ve Yildiz çok geyikler çok kuslar avladiktan sonra yolda bir altin yay buldular. Yayi aldilar. Babalari Oguz Kagan'a verdiler. Oguz Kagan sevindi. Yayi üç parça etti ve dedi ki :

- "Ey büyük kardesler yay sizin olsun..."

Gök. Dag ve Deniz de çok geyikler çok kuslar avladiktan sonra yolda üç gümüs ok buldular. Oklari aldilar. Babalari Oguz Kagan'a verdiler. Oguz Kagan sevindi. Oklari küçük ogullarina pay etti ve dedi ki:

- "Ey küçük kardesler bu oklar sizin olsun..."

Oguz Kagan bundan sonra ulu kurultayi toplantiya çagirdi. Halki da davet etti. Büyük mesveret edildi. Oguz Kagan yurdunu ogullarina pay etti. Onlara verdi. Dedi ki :

* " Ey ogullar ben çok yasadim. Çok savaslar gördüm. Çok ok attim. Çok ata bindim. Düsmanlarimi aglattim . Dostlarimi güldürdüm. Gök Tanri'ya borcumu eda ettim. Sizlere de yurdumu veriyorum..."

AVRUPA HUN iMPARATORLUgU

Siyenpiler ile yaptiklari savaslari (220) kaybettikten ve Asya'daki Büyük Hun imparatorlugu dagildiktan sonra Hunlar'in bir kismi Dinyeper Nehri ile Aral Golü dogusu arasindaki bölgeye yerlestiler ve Dördüncü Yüzyilin ortalarina kadar orada yasadilar. Bu târihten itibaren Bati'ya akin etmeye basladilar. Hunlar'in yurtlarini niçin birakip göç ettikleri iyice bilinmiyor herhalde geçim sartlarinin bozulmasi onlari bu ise zorladi. Hakanlari Balamir'in idaresinde Volga'dan Bati'ya dogru ilerlemeye basladilar. O târihlerde Kuzey Karadeniz'den Macaristan'a kadar olan yerlerde Cermen asilli kavimler oturuyorlardi. Hunlar önce bunlardan Dogu Gotlari'na hücum edip dagittilar. (374) arkasindan Bati Gotlari'ni maglup ederek onlarin ülkesine girdiler (375).

Dogu'dan Bati'ya dogru uzanan Hun akininin yerinden yurdundan ettigi birçok kavimler böylece Bati'ya itilerek Roma imparatorlugu topraklarim altüst ettiler. Kuzey Karadeniz'den ispanya'ya kadar her taraf allak-bullak oldu. Avrupa'nin etnik manzarasini degistiren bu büyük hâdiseye tarihte "Kavimler Göçü" denir.

Dördüncü Yüzyil'in sonunda Hunlar Bati'da Tuna'yi geçerek Balkanlar'a indiler Dogu'da da Kafkaslar'dan Anadolu'ya girdiler. Bu ikinci akinci kolu Güney Anadolu'dan Suriye'nin Akdeniz kiyilarina ve Kudüs'e kadar yildirim hiziyla ilerledi. Sonbaharda ayni yoldan Azerbaycan'a döndü. Roma imparatorlugu bu akindan o kadar sasirmisti ki her tarafta Hunlar hakkinda akil almaz hikâyeler anlatiliyordu. Bati'da ise Balamir'in oglu Ildiz'in komutasindaki Hun süvari birlikleri Bizans imparatorlugu'nu barisa zorladi Bati Roma imparatorlugu ise kendi ülkesini talan eden barbar kavimler (Gotlar Vandallar Burgondlar Saksonlar vs.) karsisinda Hunlar'la anlasma yoluna gitti.

Ildiz'dan sonra Hun tahtina geçen Karaton ve Rua zamanlarinda Hunlar Bizans'i yillik vergiye bagladilar Bati Roma'yi da barbar kavimlerin ve Bizans'i istilâ tehditlerine karsi korudular. Hun gücü bir masal gibi bütün Avrupa'yi âdeta büyülemis ve korkutmustu. Bu korkunun izlerini Bati milletlerinin hafizalarinda hâlâ bulabiliyoruz.

Hun imparatoru Rua'nin 434'de ölmesi üzerine devletin basina Attila geçti. Attila Rua'nin kardeslerinden Muncuk'un oglu idi. Amcalari Aybars ve Oktar imparatorlugun sag ve sol kanat hanlari idi. Attila kardesi Bleda ile birlikte hükümdar oldu ama asil idare ve kudret Attila'nin elindeydi. Attila'nin hükümdarlik devri Hun imparatorlugu'nun altin çagidir. O târihte Hunlar Volga Nehri'nin dogusundan bugünkü Fransa'ya kadar olan bölgeye hâkim olmuslardi. idareleri altinda çesitli Türk boylari da dâhil olmak üzere tam kirk bes kavim yasiyordu ki bunlarin çogu simdiki Avrupa milletlerinin dedeleridir.

Bütün dünyada Attila'nin karsisina çikacak hiçbir kuvvet yoktu. Hun hâkimiyeti Mans Denizi'ne kadar ulasmisti. Bizans kendisini devamli baski altinda tutup vergiye baglayan bu kuvvetten kurtulmak için Hunlar arasina nifak sokma yolunu denedi. Çesitli sebeplerden
Attila idaresiyle uzlasamayan Hun beylerini Bizans'a davet ediyor onlari yüksek makamlara geçiriyor Attila'ya karsi kendilerine yardim vâdediyordu. Attila nihayet Bizans'i ortadan kaldirmak üzere harekete geçip ordulariyla Trakya'ya girdigi sirada meshur Roma kumandani ve konsülü Aetiüs araya girdi ve kendi oglunu Attila'ya rehin vererek Bizans'in barisi koruyacagina kefil oldu. Bu seferden yedi yil sonra Bizans artik Hunlar'a bagli bir devlet hâline gelmisti: Her yil ödedikleri yillik vergiyi üç katma çikaracak ve bir defaya mahsûs olmak üzere alti bin libre altin ödeyeceklerdi.

Attila 451 yilinda Bati Roma imparatorlugu topraklarinin bir kismi üzerinde hak iddia ederek (Roma prensesi ile nisanliydi) harekete geçti. Romalilar o zaman Hunlar'in kovaladigi diger Barbar kavimlerden de topladiklari kuvvetlerle iki yüz bin kisilik bir ordu kurup Paris yakinlarinda Attila'nin karsisina durdular. Atilla'nin ordusunda da Hunlar'in yanisira baska kavimlerden yüz bine yakin asker vardi. Orleans yakininda bütün bir gün yapilan savasta her iki taraf on binlerce kayip verdigi halde kimin yendigi belli olmadi ama gece olunca Romalilar ve müttefikleri savas alanindan çekildiler. Attila onlari o sirada takip etmedi geri dönüp ordusuna çekidüzen verdikten sonra Roma'ya dogru yürüdü. Po Ovasi'na geldi. Roma'da halk korku ve panik içindeydi. Senato ne pahasina olursa olsun baris yapilmasindan yanaydi. Baris teklifini yapacak heyetin basinda papa vardi: Papa hiristiyan dünyasini kurtarmak üzere bizzat Attila'nin huzuruna çikti ve Roma'nin kendisine boyun egdigini bildirdi. Bunun üzerine baris yapildi.

Attila 452 yilinda 60 yasinda iken süpheli bir sekilde Öldü Yerine sirasiyla ogullari ilek Dengizik ve irnek Hun Hakani oldular. Bu sonuncular önceki Hun hakanlari gibi basarili olamadi. 470 yilinda Bati Hun imparatorlugu artik dagilmisti.

Türk Tarihîndeki Önemi: Türk sözünü ilk defa resmî devlet adi olarak kabul edenler Göktürklerdir. Böylece devleti ifade etmesi bakimindan siyasî bir anlami olan Türk kelimesi bu sayede bütün bir milletin adi olmustur.

Göktürk Mense Efsaneleri ve Ergenekon Destani'na Göre

Türklerin Tarih Sahnesine Çikisi

Göktürklerin "Kurttan Türeyis"lerine dair Çin kaynaklarinda da geçen üç efsane vardir. Aslinda bu efsanelerin hemen hemen aynisi M.Ö. 119'da Hunlar tarafindan büyük bir yenilgiye ugratilan Wu-sunlar için söylenir.

Efsaneye göre Hunlar bir taarruz neticesinde Wu-sun kralini öldürmüs onun oglu Kun-mo küçük oldugu için Hun hükümdari ona kiyamamis ve çöle atilmasini emretmis. Küçük Kun-mo disi bir kurt tarafindan emzirilmis ve bu olayi uzaktan seyreden Hun hükümdari çocugun kutsal biri olduguna inanarak büyüdügünde onu Wu-sunlarin krali yapmis içinden Göktürkleri de çikaran Çinlilerin Kao-çi (Yüksek Tekerlekli Arabalilar) ve T'ieh-li (Tölös) dedikleri Orhun nehrinden Volga kiyilarina kadar genis bir alana yayilan bu güçlü Türk kavimler toplulugu için de "kurttan türeyis" efsanesi ayni motifi isler. Çin'deki Toba sülalesi devri kaynaklarinda efsane özetle söyle anlatilir:

"Kao-çi kaganinin çok akilli iki kizi varmis. Öyle iyi kalpli ve akillilarmis ki babalari onlarin ancak tanri ile evlenebileceklerini düsünerek kizlarini bir tepeye götürmüs. Ancak tepeye ne tanri gelmis ne de onlarla evlenmis. Kizlar burada beklerken ihtiyar bir erkek kurt tepede dolasmaya baslamis. Küçük kiz kardesine bu kurdun tanrinin kendisi oldugunu söyleyerek tepeden inmis ve kurtla evlenmis. Bu suretle Kao-çi halki bu kiz ve kurttan türemis.".

Bu efsanelerin tekamül etmis sekli tarihî realiteye de uygun olarak Göktürk mense efsanelerinde ve Ergenekon Destani'nda görülür. M.S.570'te ortaya çikan Çin'deki Sui Sülâlesi devrinde Göktürklerle yakin münasebet kuran Çinliler Türklerden ögrendikleri efsaneyi tarih yilliklarinda not etmislerdir. Efsane söyledir:

"... (Göktürklerin) ilk atalari Hsi-Hai yani Bati Denizi'nin kiyilarinda oturuyorlardi. Lin adli bir memleket tarafindan onlarin kadinlari erkekleri büyüklü-küçüklü hepsi birden yok edilmislerdi. Yalnizca bir çocuga acimislar ve onu öldürmekten vazgeçmislerdi. Bununla beraber onun da kol ve bacaklarini kendisini Büyük Batakligin içindeki otlar arasina atmislardi. Bu sirada disi bir kurt peyda olmus ve ona her gün et ve yiyecek getirmisti. Çocuk da bunlari yemek suretiyle kendine gelmis ve ölmemisti. (az zaman sonra) çocukla kurt kari koca hayati yasamaya baslamislar ve kurt da çocuktan gebe kalmisti. (Türklerin eski düsmani Lin devleti çocugun hâlâ yasadigini duyunca) hemen kendi adamlarini göndererek hem çocugu hem de kurdu öldürmelerini emretmisti. Askerler kurdu öldürmek için geldikleri zaman kurt onlarin gelisinden daha önce haberdar olmus ve kaçmisti. Çünkü kurdun kutsal ruhlarla ilgisi vardi. Buradan kaçan kurt Bati Denizi'nin dogusundaki bir daga gitmisti. Bu dag Kao-ch'ang (Turfan)'in kuzey-batisinda bulunuyordu. Bu dagin altinda da çok derin bir magara vardi. (Kurt) hemen bu magaranin içine girmisti. Bu magaranin ortasinda büyük bir ova vardi. Bu ova bastan basa ot ve çayirliklarla kapli idi. Ovanin çevresi de 200 milden fazla idi.

Kurt burada on tane erkek çocuk dogurdu. (Göktürk Devleti'ni kuran) A-si-na ailesi bu çocuklardan birinin soyundan geliyordu."

Efsanede Türklerin yasadigi ve göç ettigi yer olarak gösterilen Bati denizi kimi tarihçilere göre Turfan'in kuzey batisinda yer alan Balkas gölü veya Aral hatta Hazar iken kimi tarihçilere göre de Isik göldür. Isik göl ve civari Kirgizlarin millî destan kahramani olan Manas'in da yasadigi bir bölgedir. Ancak burada önemli olan mense efsanesinin Göktürklerin "Ergenekon Destani"nin ilk sekli olmasidir. Bütün Türk boylarinda derin izler birakan bu destan içinde tarihî olaylari barindirmasi bakimindan da dikkate degerdir. Destan özetle söyledir:

"Türk illerinde Göktürk oku ötmeyen Göktürk kolu yetmeyen bir yer yoktu. Bütün kavimler birleserek Göktürklerden öç almaya yürüdüler. Türkler çadirlarini sürülerinin bir yere topladilar. Çevresine hendek kazdilar beklediler. Düsman geldi. Vurus basladi. On gün vurustular Göktürkler üstün geldi." Düsman Türkleri er meydaninda yenemeyeceklerini anladigindan hileye basvurur ve Göktürkleri gafil avlayip çadirlarini basar. Büyük bir katliam gerçeklesir. il Han'in küçük oglu Kayan (Kiyan) ve yegeni Tukuz (Negüz) kadinlariyla birlikte düsmanin elinden kaçar ve onlarin bulamayacagi bir yere "Ergenekon" a (Sarp Dag Beli) gelirler. Burasi geçit vermez sarp daglarla çevrili orta yeri düz verimli bir ovadir. Burada bir müddet sonra nüfuslari gittikçe çogaldiginda birbirine akraba ayri ayri "oba"lar olusturdular. Nihayet dört yüz yil sonra kendileri ve sürüleri Ergenekon'a sigamaz oldu. Kurultay toplayip Ergenekon'dan çikma kararina vardilar. Çikis için tek bir geçit vardi fakat burasi da demirdendi. Bir demirci ustasinin fikriyle demir dag büyük bir ates yakilip devasa körüklerle harlandirilarak eritildi. Nihayet Börteçene (Bozkurt) adli bir basbugun liderliginde Türkler Ergenekon'dan çikip bütün dünyaya yayildilar.

Özetlenen bu destan ilhanli tarihçisi Resideddin tarafindan nakledilirken araya Mogollar da serpistirilerek büyük ölçüde tahrif edilmistir. Ancak destanda geçen motifler ve çagristirdiklari olaylar destanin Göktürklere ait mense efsanelerinin tekamül etmis hâli oldugunu açikça göstermektedir. Nitekim Börteçene Göktürklerin soylarini dayandirdiklari Asena gibi mübarek ve yol gösteren bir kurttur. Hun birligi dagildiktan sonra destanin girisinde belirtildigi gibi Türkler Altay daglari civarina çekilmisler ve bir müddet Juan-Juanlar'in hâkimiyeti altinda yasamislardir. Demircilikte ileri giden Göktürkler Juan-Juan hükümdarinin "Sizler demircilikle ugrasan kölelerimsiniz" diye asagilanmalarini hazmedemeyerek onlara savas açmislar ve yaklasik dört yüz yil süren suskunluktan sonra 545 yilinda büyük bir zafer kazanarak istiklâllerinin temelini atmislardir. Resideddin'in de Camiü't-Tevarih'te yazdigi üzere Ergenekon'dan çikis bir bayram olarak kutlanmis önce Türk kagani ardindan beyler bir parça demiri atese salip kizdirdiktan sonra örs üstünde çekiçleyerek Ergenekon'u Türk an'anesinde canli tutmuslardir.

Göktürk hükümdarlik ailesi Asina soyundan gelmekteydi. Yukarida ifade ettigimiz efsanelere göre Asina soyu disi bir kurttan türemisti ve bu inanis sebebiyle de Göktürk Devleti alâmeti altindan kurt basli sancak olmustur. Ergenekon efsanesi Hun devletinin yikilmasindan sonra Türklerin yasadigi zorluklari anlatmaktadir. Dolayisiyla tarihen yasanmis olaylar Göktürklerin Hun devletinin bir devami olarak ortaya çiktiklarinin bir delilidir. Nitekim devlet yapilanmasinin Hunlarla ayni olmasi da bu fikri kuvvetlendirir.

BiRiNCi GÖKTÜRK KAgANLIgI

Göktürkler'in tarih sahnesine çiktiklari siralarda Orta Asya Mogol asilli Juan-Juanlarin hâkimiyetinde idi. Göktürkler de Altay daglari civarinda önemli bir siyasî güç hâlinde onlara bagli olarak yasiyorlardi. Bu esnada geleneksel sanatlari demircilikle ugrasan Göktürkler Juan Juanlarin silâhlarini imal etmekteydiler.

Göktürkler daha 534 yillarinda Çin ile diplomatik iliskiler kuracak güce erismislerdi. Bu siralarda baslarinda Bumin bulunuyordu. Bumin bir Türk boyu olan Töleslerin isyanini bastirmasi karsiliginda Juan Juan Kagan'inin kizi ile evlenmek istedi. Ancak bu isteginin kabaca geri çevrilmesi üzerine Bumin üst üste vurdugu darbelerle onlarin bütün topraklarini ele geçirmis ve kaganlarini da öldürmüstür. 552 yilinda meydana gelen bu olayla Göktürk devleti de kurulmus oluyordu. il-Kagan ûnvanini alan Bumin devletinin merkezî olarak da Büyük Hun devletinin merkezinin bulundugu Ötügen'i (Orhun irmaginin hemen batisi) seçti.

Türk devlet gelenegine göre devlet dogu ve bati olmak üzere iki kanat hâlinde teskilâtlanmaktaydi. Devletin bati kanadi dogunun yüksek hâkimiyetini tanimak durumundaydi.

Bumin doguda kagan oldugu zaman küçük kardesi istemi de Yabgu unvaniyla devletin bati kanadinin basina geçti. (552-576). Bumin Kagan'in devleti kurdugu yil içerisinde ölmesi üzerine yerine oglu Ko-lo (Kara) kagan olmustur. Ancak O'nun da erken ölümü ile kisa süren kaganliginin ardindan Bumin' in diger oglu Mukan Kagan'i (553-572) devletin dogu kanadinin basinda görüyoruz. Onun zamaninda istemi Yabgu bati kanadini yönetmeye devam etmistir. Mukan Kagan devleti daha da güçlendirerek hâkimiyetini genisletmis ve Çin üzerinde baski kurmustur.

Devletin bati kanadini idare eden istemi Yabgu kisa zamanda Altaylarin batisini Isik göl ve Tanri daglarina kadar hâkimiyeti altina aldi. batidaki faaliyetleri sonucunda Orta Çag'in en büyük iki devleti Sasani ve Bizans imparatorluklari ile iliskiler kuruldu. ipek Yolu'nu ellerinde tutan Akhun (Aftalit) devleti Sasanilerle is birligi yapilarak ortadan kaldirildi . Topraklari Ceyhun nehri (Amuderya) sinir olmak üzere iki devlet arasinda paylasildi (557). Böylece Göktürkler egemenliklerini Kuzey Hindistan'daki Kesmir bölgesine kadar uzatacaklardir.

Göktürkler'le Sasaniler'in arasi ipek Yolu meselesinden dolayi bozuldu. Sasanilere karsi Bizans ile is birligine yönelen istemi istanbul'a bir elçilik heyeti gönderdi.

imparator II. Justinos tarafindan kabul edilen bu heyet ayni zamanda Orta Asya'dan Dogu Roma'ya giden ilk resmî heyetti (568). Bizans da ipek ticaretinde Sasaniler'in araciligindan memnun degildi. Bu sebeple Göktürklere karsi bir elçilik heyeti göndererek iki devlet arasinda ittifak yapildi (571). Bu ittifak neticesinde 571 yilinda 19 yil sürecek olan Sasani-Bizans savaslari baslamistir. Bu savaslar her iki devleti de sarsmis ve islâmiyet'in iran'da yayilip yerlesmesinde büyük rol oynamistir. Dünya tarihinde çok önemli gelismelere yol açan bu duruma istemi'nin bati siyasetinin katkisi büyüktür.

Mukan Kagan'in 572 yilinda ölmesi üzerine Göktürk tahtina kardesi Ta-po geçti. Agabeyinden saglam bir devlet düzeni devralan Ta-po daha çok kültür meseleleri ile ugrasmistir. O'nun zamaninda Çin edebiyat ve fikir eserleri Türkçeye tercüme edilmistir. Ta-po devri Göktürk kaganliginin en parlak devri olmakla birlikte çöküsün de basladigi devirdir. O kaganligin kendi idaresinde bulunan dogu kanadini ikiye ayirarak dogu tarafindaki kisma kardesi Ko-lo'nun oglu isbara'yi batidaki kisma küçük kardesi Jo-tan'i tayin etti. Ayrica Türk töresi ile çelisen Budizm'i benimsemis olmasi hata olarak kabul edilmektedir. Çünkü büyük sürülere sahip olan atli ve savasçi Türklerle et yemeyen hayvanlari bile öldürmeyen Budistler'in temel inançlarinin uyusmasinin hiç imkâni yoktu.

Göktürk Kaganliginin dogu kanadinda bu zayiflama belirtilerinin görüldügü bir sirada bati kanadinin basinda bulunan istemi Yabgu öldü (576).

istemi'nin yerine kaganligin bati kanadinin basina oglu Tardu geçti (576- 603). Kaganligin dogu kanadinda ise Tapo Kagan'in 581 yilinda ölmesi üzerine yerine kardesinin oglu isbara kagan oldu.

isbara'nin kaganligi devrinde bati kanadinda görev yapan Tardu ihtirasi yüzünden dogunun üstünlügünü tanimamasi üzerine devlet 582 yilinda resmen ikiye ayrilmis oldu.

DOgU GÖKTÜRK KAgANLIgI

isbara'nin kaganligi zamaninda Çin'in Dogu Göktürk Devleti üzerinde baskisini artirdigini görüyoruz. Onun 587 yilinda ölümünden sonra basa geçen kaganlar zamaninda bu baski ve Çin'e has entrikalar artarak devam etmistir. Devlet si-pi Kagan devrinde (609-619) toparlanir gibi olmus ise de onun ölümü ile Çin tehdidi kendini tekrar göstermistir. Nihayet Kie-li kaganligi zamaninda 630 yilinda yapilan bir savasta yenildi ve yakalanarak Çin'e gönderildi . Bu tarih Dogu Göktürkleri'nin istiklalinin de sonu kabul edilir.

630 yilinda baslayan Çin hâkimiyeti yarim yüzyil sürdü. Bu süre içerisinde Çin'e karsi birçok ayaklanma gerçeklesmesine ragmen bunlarin hepsi Çinliler tarafindan kanli bir sekilde bastirilmistir. Bunlar içerisinde en dikkat çekeni Kürsad isimli bir Türk prensinin 39 arkadasi ile kalkistigi ayaklanmadir. Bu ayaklanma hepsinin kahramanca ölìmü ile sonuçlanmistir. Ancak bu tür hareketler Türklerin hürriyet ve istiklâl arzularini sürekli canli tutmustur.

BATI GÖKTÜRK KAgANLIgI

582 yilinda ikiye ayrilan bu iki Göktürk kanadi hâkimiyet mücadelesi yüzünden birbirlerinin düsmani hâline gelmislerdi. Bati Göktürkleri'nin basinda bulunan istemi Yabgu'nun oglu Tardu bir yandan doguya üstünlügünü kabul ettirmek için ugrasirken bir yandan da batida yeni fetihlere girismisti. Bu faaliyetleri neticesinde Maverâünnehir ve Harezm bölgesi yaninda Ötügen Kuzeybati Mogolistan ve Kasgar'a kadar hâkimiyetini genisletti. Ancak Tardu Göktürk birligini saglamak için çok siddetli davraniyordu. 601 yilinda Çin baskenti yakinlarinda yapilan savastan sonuç alinamamasi pek çok Türk ve yabanci kavimlerin isyanina sebep oldu. Tardu bu isyancilar ile bas edemeyerek 603 yilinda tarih sahnesinden çekildi. Tardu'dan sonra Bati Göktürkleri'nde iç karisikliklar uzun yillar devam etti. Bir ara Tardu'nun torunu olan Tong-Yabgu zamaninda (619 -630) devlet nizami saglanmis ise de 630 yilinda bir mücadelede ölmesi Bati Göktürklerinin sonunu hazirlamistir. 630 yili Göktürk tarihî için kara bir yil olmus her iki Göktürk devleti de ayni yil içerisinde Çin'e baglanmistir.

iKiNCi GÖKTÜRK KAgANLIgI

630 yilinda baslayan 50 yillik esaret döneminde Çin Türk kavimlerini durmadan yerinden oynatir parçalar ve böler. Yapilan ayaklanmalar da çok kanli bir sekilde bastirilir. Ancak bu baski ve siddet dönemi Türklerin millî benliklerini yok edemez. Aksine Türklerdeki millî suuru daha da perçinler. Türklerin bu devirde içine düstükleri hüzün ve kederin acikli ve ibret dolu ifadelerini Orhun Kitabeleri'nde görmek mümkündür.

II. Göktürk Kaganligi baski ve zulüm devirleri ardindan 681 yilinda Göktürk hanedan soyu Asina'dan gelen Kutlug tarafindan kuruldu. Kutlug az zamanda akil hocasi Tonyukuk ile kaganligi Ötügen baskent olmak üzere yeniden teskilâtlandirmistir. Bu sebeple Kutlug Kagan'a il'i=devleti derleyip toplayan manasina ilteris ûnvani verildi. Ordu ve diplomasi islerini Bilge Tonyukuk'a birakan ilteris Kagan kardesi Kapagan'i da sat tayin etti. Devlet kurulduktan sonra elli yillik esaret hayatinin acisini çikarmak ve Türklerin kirilan gururlarini tamir etmek için Çin'e karsi sayisiz akinlar yapildi. Hatta bu akinlarin birinde 23 Çin sehrinin tahrip edildigi ve Okyanus'a kadar ulasildigindan bahsedilmektedir. Orhun Kitabeleri'nde ilteris Kagan'in en büyük destek ve yardimcilarindan birinin esi ilbilge Hatun oldugu belirtilmektedir.

ilteris Kagan 692 yilinda öldügü zaman Göktürk Devleti eski hasmet ve gücüne erismis bulunuyordu. Yerine biri 8 yasinda Bilge digeri 7 yasinda olan Kül Tigin adli ogullarinin yaslarinin küçüklügü sebebiyle kardesi Kapagan kagan oldu (692-716).

Kapagan Kagan devri fetihlerin devam ettigi ve Türk birliginin kuruldugu bir devir olmustur. Kapagan bu birligi gerçeklestirmek için gerektiginde çok siddetli davranmistir. Bu sebeple Kirgizlar Türgisler ve Basmillar itaat altina alinmis Karluklar ve Oguzlar cezalandirilmisti. Ayrica onun zamaninda tarim reformu ve tohum islahi gibi hareketlere de girisilmisti. Bu amaçla gelismis Çin tariminin tekniklerinin uygulanmasi için Çin ile savasilmistir.

Kapagan Kagan 716 yilinda öldügü zaman siddet politikasinin bir neticesi olarak devlet içerisinde büyük karisikliklar bas gösterdi. Yerine geçen oglu inal bu meselelerle bas edecek kabiliyette olmadigi için idareyi ilteris'in ogullari Bilge ve Kül Tigin almak zorunda kaldilar.

Her ikisi de amcalari Kapagan'in kaganligi zamaninda önemli devlet görevlerinde bulunmuslar ve basari göstermislerdi. Bilge sat ûnvani ile devletin Bati ( Sol) kanadinin basinda bulunmustu. 716 yilinda Bilge Kagan olunca küçük kardesi Kül Tigin agabeyinin yerine devletin bati kanadinin basina geçti. Kül Tigin ayni zamanda ordunun düzenlenmesi isini de üzerine almisti. Babalarinin basveziri olan Bilge Tonyukuk tecrübeli bir devlet adami kimligi ile ayni görevine devam etti.

Eski Türk devlet anlayisina göre iyi bir kaganin baslica iki özelligi olmaliydi: Bilgelik ve alplik. Bu iki kardesten Bilge Kagan bilgelikle; Kül Tigin ise alpligi cesareti ile söhret kazanmistir.

Bilge Kagan zamaninda devlet eski güç ve itibarina kavustu. Çin ile ittifak hâlinde olan güçlü Mogol kabileleri ve Basmillarin olusturdugu tehdit ortadan kaldirildi . Böylece doguda ve batida kaganlik sinirlari dogal sinirlarina kavusmus oldu. Bilge Kagan devri (716-734) ikinci Göktürk Devleti'nin en parlak devri olmustur. Bu basarilar üç Göktürk büyügünün; Tonyukuk Bilge ve Kül Tigin'in azim gayreti ve hepsinden önemlisi uyumlu çalismalari ile elde edilmisti .

Önce Tonyukuk'un 725 sonra Kül Tigin'in 731 yilinda ölümü üzerine iki büyük yardimcisini kaybeden Bilge Kagan da 734 yilinda öldü. Bu üç Türk büyügü adina ayri ayri dikilen kitabeler bu çagin ölmez hatiralaridir.

Göktürk Kitabeleri'nde de söylendigi gibi küçükler büyükler gibi yaratilmadigi için Bilge Kagan'dan sonra gelen Türk devlet adamlari da bilgisiz ve kötü olmuslardi. Ayrica Dokuz Oguzlar yani Uygurlar Karluklar ve Basmillar gibi Türk kavimleri de güçlenmislerdi. iste 743 yilinda bu üç Türk kavminin Basmil Türklerinin baskanliginda toplanip Göktürk Devleti'ni yikmalariyla Göktürk devri de sona ermistir.

Baslangiçta yalnizca akin ve savaslar için kurulmus gibi görünen Göktürk Kaganligi artik VIII. yüzyilda bir kültür devleti olma yoluna girmisti. Ayrica Türkçe konusan ve kendilerini birbirine yakin hisseden bütün Orta Asya halklarini bir araya getirmisti .

Göktürklerin kurup gelistirdigi yüksek devlet anlayisi Orta Asya Türk boylarinin kolay kolay hafizalarindan çikmamistir. iste bu açidan 744'te kurulan Uygur devleti Göktürklerin bir devami gibidir.

Uygurlar hakkindaki bilgiler Çin yilliklari ile Göktürk ve Uygur kitabelerinde bulunmaktadir. Uygur kelimesine çesitli anlamlar verilmekle birlikte en kabul göreni; akraba müttefik anlaminda olanidir.Uygurlar Çin kaynaklarinda Hunlarin soyundan gösterilmekte-dir. V. yüzyilda Orta Asya'nin büyük bir kismina yayilmis olan Töleslerin bir boyu olarak karsimiza çikmaktadir. Uygurlar bu dönemde Kao-çi (yüksek tekerlekli arabalilar) adiyla bilinmekteydiler. Orhun Kitabeleri'nde ise Dokuz Oguz adi ile aniliyorlardi.

Uygurlar Orhun ve Selenga vadilerinin yerli kavimleri idiler. Bunlar Göktürk devleti kurulunca onlarin hâkimiyetini tanidilar. 630 yilinda Göktürk devleti Çinliler tarafindan yikildiginda serbest kalmislar ve bir siyasî birlik olusturmuslardir. Çin ise Göktürklere karsi bu Uygur birligini destekliyordu. Bu çagda baslarinda Alp ilteber ûnvanini tasiyan Pusa isimli biri bulunuyordu.

Uygurlar 681 yilindan sonra il Teris Kagan'in ortaya çikmasiyla yine Göktürklere baglanmak zorunda kaldilar. Bu süre içinde kendilerini toplamis olan Uygurlar Göktürk devletinin zayiflamasi ile yeni bir firsat daha bulmus oldular. Göktürklerin hâkimiyetinde bulunan Basmil ve Karluk gibi Türk topluluklari ile birlesen Uygurlar 742-43 yillarinda Göktürk Kagani Ozamis'i maglûp ederek öldürdüler.

Uygur Devletinin Kurulusu

Göktürk devleti ortadan kalkinca 743 yilinda Basmillarin idaresinde yeni bir devlet kuruldu. Uygurlar bu Basmil Kaganligi' nin Sol Yabgusu yani dogu Yabgusu; Karluklar ise Sag Yabgusu yani bati Yabgusu oldular. Bu yeni devlet tam bir federal devlet biçimindeydi.

744 yilinda Uygur Yabgusu Basmil Kagan'ini maglûp ederek kendini kagan ilân etti. Kaganlik ûnvani olarak da Kutluk Bilge Kül Kagan ûnvanini aldi. Böylece Uygur Kaganligi kurulmus oldu.

Bu kaganlik ûnvanindan da anlasilacagi üzere Göktürk devletinin gelenek ve töreleri yeni Uygur Kaganligi'nda da devam ediyordu. Ancak Uygurlar arasinda Buda ve Mani dini gibi yabanci inanislar yayildikça Kagan unvanlarinda da birtakim degisiklikler olmaya baslayacaktir. Uygur devletini kuranlar Orhun bölgesini yurt tuttuklari için bunlara Orhun Uygurlari denilmektedir.

Kutluk Bilge Kül Kagan ölünce yerine oglu Bayan Çur kagan oldu. Uygurlarin en büyük kagani olan Bayan Çur Kagan unvan olarak da "Tengride bolmis il itmis Bilge Kagan" ûnvanini aldi. Bu ûnvanin anlami ise Gökte dogmus devlet yönetmis Bilge Kagan demekti.

Bayan Çur Kagan devri (747-759) Uygurlarin dört yönde genisledikleri bir devirdir. batida Kara Türges devleti Uygur hâkimiyetini tanimak zorunda kaldi. Kirgiz Çik Sekiz Oguz ve Dokuz Tatar gibi Türk boylari itaat altina alinarak devlet otoritesi güçlendirildi. Öte yandan yine bu devirde güneydeki Bes-balig Kuça ve Karasar gibi zengin tarim ve ticaret sehirleri de Uygur etkisi altina alinmistir. Turfan bölgesi ile Uygurlar arasindaki iliskiler de yine bu devirden itibaren baslamis oluyordu.

Bayan Çur Kagan'in önemli islerinden birisi de onun zamaninda Uygurlar arasinda sehirlesme egilimlerinin baslamasidir. O Ordu-balig adinda baskentleri olan bir sehir kurdurmustur (757).

Diger yandan ayni kagan gittikçe güçlenmekte olan Tibet tehlikesini sezerek onlara karsi cephe aldi. imparatorun istegi üzerine Çin'de büyük bir tehlike yaratan An-lusan adli Türk asilli bir generalin isyaninin bastirilmasina yardim etmistir. Bu yardim sonunda yapilan anlasma ile Uygur tüccarlarina Çin kapilari da açilmis oldu.

Bayan Çur Kagan'in sine-usu gölü yakininda bulunmus Göktürk yazisi ile yazilmis olan Türkçe bir kitabesi vardir. Bu kitabede kagan olarak yaptigi isler anlatilmaktadir.

Bayan Çur kagan'in ölümünden sonra yerine oglu Bögü Kagan oldu (759) . Bögü Kagan'in faaliyetleri siyasî ve manevi olmak üzere baslica iki alanda olmustur. Siyasî faaliyetleri daha çok Çin üzerine olmustur. Çin'de bas gösteren isyanlarin bastirilmasi sebebiyle sik sik Çin'e girilmistir. Ancak Uygurlarin Çin'e girislerinde Çin'in çesitli bölgelerine yagma akinlari da yapiliyordu. Çin'deki isyanlarin en önemlisi yabanci kavimlerin Tibetliler etrafinda birlesmeleri sonucunda ortaya çikan isyan olmustur. Bu Tibet isyani ancak Uygurlar yardimi ile önlenebilmistir.

Bögü Kagan'in manevî alandaki en büyük faaliyeti Maniheizm dinini kabul etmesi olmustur. Bögü Kagan ayni zamanda bu dinin öncülügünü de üstlenmisti. Bir tüccar ve sehirli dini olan Mani dininin kabulünün Uygurlarin savasçi ruhlarini gevsetmekle beraber ilim sanat ve edebiyatta ilerlemelerine katkisi olmustur.

Eskiden beri Orta Asya Türk kavimleri arasinda çok genis ve köklü bir kültüre sahip olan Çin'in zabtedilemeyecegi bu mümkün olsa bile uzun süre elde tutulamayacagina dair yaygin bir inanis vardi. Bögü Kagan Çin'in zayif bir aninda Çin'i ele geçirmek istemisti. Ancak veziri Baga Tarkan adi geçen inanis sebebiyle Kagan'in bu girisimine karsi çikti. Ancak sözünü dinletemeyince Bögü Kagan'i öldürüp Alp Kutluk Bilge Kagan ûnvaniyla tahta geçti (779). Bundan sonraki kaganlar onun soyundan gelmistir. Bu tarihten sonra Uygur devletini olusturan kabileler arasinda huzursuzluklar da baslamistir.

Kültür ve ticaret bakimindan gelisen Uygurlarin savasçilik taraflari zayiflamisti. 840 yilinda Uygurlarin kuzeybati kisimlarinda yasayan Kirgizlar 100 bin kisilik atli kuvvetleri ile Uygur baskentine baskin düzenleyerek kaganlarini öldürüp halki kiliçtan geçirdiler. Bu sekilde Bayan Çur ve Kutlug Bilge Kagan zamaninda ugradiklari saldirilarin intikamini korkunç bir sekilde almis oldular. Bu baskindan kurtulan Uygurlar canlarini kurtarmak için çesitli yönlere dagilmak zorunda kaldilar.

TURFAN UYGURLARI

Kirgiz baskinindan kaçan Uygur boylarinin önemli bir kismi Dogu Türkistan'a göçmüslerdir. Burada Turfan ve Karasar sehirlerinin civarinda yerlesen Uygurlar Türk medeniyet tarihî açisindan büyük deger tasirlar. Daha Orhun Uygurlari zamaninda tarim ve ticaret merkezleri olan Türkistan'in bu büyük sehirleri Uygurlarin etkisi altina girmislerdi. Bu nedenle Uygur devletinin yikilmasindan sonra Turfan dolaylarina kaçan Uygurlar için bu bölge güvenilir bir yer olmustur.848 yilindan sonra kendilerini toparlayip varliklarini komsularina kabul ettiren Uygurlar 856 yilinda ise kaganliklarini ilân etmislerdir. Bu dönemde baslarinda Mengli Kagan bulunuyordu. Mengli Kagan Ulug Tengride Kut Bulmis Alp Külük Bilge Kagan (bugünkü Türkçe ile; Ulu Tanri da güç ve saadet bulmus kahraman çaliskan Bilge Kagan) ûnvanini tasiyordu.

Kaganlik merkezî olarak Turfan sehrini seçtikleri için kendilerine Turfan Uygurlari denilmistir. Ayrica yazlik baskentleri olarak Bes-balig sehrini kullandiklari için kaynaklarda Bes-balig Uygurlari adi da kullaniliyordu.

Çin yönetimi bu Uygur devletini Tibet tehlikesine karsi desteklemistir. Uygurlar da Dogu Türkistan'da etkinliklerini artirmis olan Tibetlileri bu bölgeden çikarmislardir. Böylece batidaki sinirlarini Urumçi sehrine kadar uzatmislardir.

Turfan Uygurlari Mani dinine inaniyorlardi . Bu dini siyasî amaçlari için de kullanan Uygurlar dinlerini himaye bahanesiyle Çin üzerinde baski kurmuslardir.

Kültür ve medeniyet bakimindan büyük gelismeler gösterecek olan Uygurlar 1335 yilina kadar devletlerini yasatacaklardir. Gerek X. yüzyilda Çin'in kuzeyinde Hitay devletinin kurulusunda gerekse Cengiz Han devletinin gelismesinde bu Uygurlarin öncülük bilgi ve tecrübelerinin çok büyük payi olmustur. Uygurlara devlet teskilâtinda çok önemli görevler veren Mogollar yazi olarak da Uygur yazisini kullaniyorlardi. Mogollar'in XVI. yüzyila gelindiginde büyük oranda Türklesmesinde Uygurlar önemli rol oynamislardir.

SARI UYGURLAR

840 yilindaki Kirgiz baskinindan sonra dört bir yana dagilan Uygurlarin bir kismi güney kesimlere yani Çin ile Dogu Türkistan arasindaki Kansu bölgesine indiler. Önemli bir ticaret merkezî olan bu bölge meshur ipek yolu üzerinde idi. Bu bölgede yerlesen Uygurlar büyük bir sehir olan Kan-Cov'da yeni bir devlet kurmuslardir. Sonradan Sari Uygurlar adi ile anilacak olan bu Uygurlar bu bölgenin yerli halki ile karismadan kalmislardir. Türk dili ve kültürünü uzun yillar yasatan bu Uygur Türklerinin torunlarina bugün bile rastlamak mümkündür.

Din olarak Budizm'i kabul etmis olan Sari Uygurlar ticaret ve medeniyet bakimindan çok gelismislerdir. Budislerin en kiymetli eserlerinin bulundugu Bin Buda Magaralari Sari Uygurlarin yasadigi bölgede idi. Daha sonraki yillarda islâmiyet'i seçen ve Karahanlilar Çaginda Türk-islâm medeniyetine önemli katkilar saglayan Uygur Türkleri bugün de varliklarini ayni adla devam ettirmektedirler. Ancak bugün sayilari 20 milyonu asan bu Türk topluluklari Çin Halk Cumhuriyeti Sincan Özerk Uygur Bölgesi'nde agir insan haklari ihlâlleri altinda yasamaktadirlar.

AVARLAR

Orta Asya'da Juan-juan adiyla bilinen Avarlarin kökenleri konusunda kesin bilgilere sahip degiliz. Ancak son ilmî arastirmalar Avarlarin iki kavim unsuruna dayandigini ortaya koymustur. iste bugün bunlardan en az birinin Türk kökenli oldugunu söyleyebilmekteyiz. Ayrica Avrupa'da büyük etkiler birakan Avar topluluklarinin da bu Türk unsurlara dayandigi söylenebilir.

Avarlar 552 yilinda Göktürk devletinin kurulmasi üzerine iç Asya'daki yurtlarini terk ederek batiya dogru kaçmislardi. Önce Kafkasya'da görünen Avarlari Bizanslilar Uarhunit (Avar-Hun) diye adlandirmislardir. Burada Bizans ile vardiklari bir anlasma ile 558'de Sabar devletine son verdiler. Bu sayede Volga (itil) irmagindan Tuna'ya kadar olan sahada hâkimiyet kurmuslardir. Ancak Göktürklerin baskisi ile burada fazla tutunamayarak önlerine çikan bir kisim Slâv kabilelerini yenerek Onogur (Bulgar) Otrigur Kutrigur gibi Türk asilli kavimleri de sürükleyerek Karadeniz'in kuzeyinden Tuna nehri boylarina kadar ilerlediler. Bu sirada Bizans'a elçiler göndererek Bizans arazisinde yerlesebilecekleri bir yer istediler. Bizans Göktürk baskisi yüzünden Avarlarin bu isteklerine çekingen davranmistir.

567 yilinda Macar ovasina gelen Avarlar bu bölgede yasayan güçlü Germen kavimlerinden Gepidleri dagitmis Lombardlar'i da italya'ya göçe mecbur etmislerdir. Böylece Avarlar Macar ovasina tek baslarina hâkim oldular.

Bu sirada Avarlarin basinda meshur Bayan Han bulunuyordu. Avarlarin bu basarisindan sonra Macaristan'in tamami tarihte ilk defa olarak tek bir siyasî güç etrafinda toplaniyordu. Ayrica Avarlarin hâkimiyeti altinda bulunan Slâvlar tarihlerinde ilk defa tek bir siyasî idare altinda bir araya gelmis oluyorlardi.

Bu tarihten sonra Avarlarin Bizans'a yöneldiklerini görüyoruz. Trakya ve Makedonya'da büyük akinlar yapan Avarlar iki defa Selânik'e kadar ilerlemisler ve sehri kusatmislardi. Avar askerî baskilari sonunda Bizans ancak onlarla büyük meblaglar tutan yillik vergiler ödemek suretiyle barisi saglayabiliyordu.

Bir ara Avarlar istanbul'u kusatarak Bizans'a korkulu anlar yasatmislardi (626). Bu tarih Avar hâkimiyetinin zayiflamaya basladigi zamana rastlar. Zira bu esnada Avarlarin hâkimiyetinde bulunan Slâv kabileleri ve Türk asilli Bulgarlar ayaklanmislardir. 679 yilinda Tuna Bulgar devletinin kurulmasi da Avar devletini sarsmistir. Buna ragmen Avarlar varliklarini IX. yüzyilin basina kadar koruyabilmislerdir.

776-803 yillari arasinda bir yandan Frank krali Büyük sarl bir yandan da Bulgar hükümdari Kurum Han'in Avarlara karsi giristikleri saldirilar Avar devletinin sonu olmustur.

Avarlarin Avrupa kavimleri üzerinde önemli etkileri olmustur. Avrupa kavimleri özellikle de Slâvlar devlet yönetimi ve askerlik konusunda Avarlardan çok sey ögrenmislerdir. Üzengiyi ilk defa Avrupa'ya getirenler de Avarlar olmuslardir.

BULGARLAR

453 yilinda Attila'nin ölümünden kisa bir zaman sonra Büyük Hun Devleti'ni olusturan degisik ve çok sayidaki kavim dagilmisti. Bunlar arasinda bulunan Türk asilli kavimlerin yeniden Güney Rusya ovalarina döndügünü biliyoruz. Bu kavimler tam bu siralarda dogudan ayni sahaya gelerek yerlesen Onogur Türkleri ile karisarak Bulgar adi verilen yeni bir Türk kavmini meydana getirmistir. Zaten Bulgar ismi de Türkçe karisik manasina gelen bulgamak fiilinden gelmektedir.

Büyük Bulgar Devleti

Bulgarlar 558 yilindan sonra bir süre Avarlarin hâkimiyetinde yasadilar. Avarlarin 567 yilinda Göktürk baskisi ile güney Rusya'dan Orta Avrupa'ya dogru kaçmalari esnasinda çok sayida Bulgar toplulugunu da beraberlerinde sürüklerler. Geride kalanlar ise Göktürk hâkimiyetine girerler. Bu Bulgar topluluklari Bizans'in da yardimi ile VII. yüzyilin baslarinda Göktürk hâkimiyetinden kurtulurlar. Böylece Karadeniz kuzeyinde yasayan Bulgar topluluklari reisleri olan Kobrat idaresinde bir devlet kurabilmislerdir. Onun zamaninda devletin sinirlari Kuban irmagindan Tuna'ya kadar uzaniyordu. Ancak Bulgarlarin büyük çogunlugunu bir arada toplayan bu Bulgar devleti uzun ömürlü olmaz. Hükümdarlari Kobrat'in ölümünden hemen sonra Hazar devletinin baskisi ile parçalanir (643). Kobrat'in büyük oglu Bayan Han idaresinde Kuban irmagi boylarindaki yurtlarinda kalan bir kisim Bulgarlar Hazarlarin hâkimiyetine girmek zorunda kalmislardir.

Tuna Bulgar Devleti

Hazarlara baglanmak istemeyen Bulgarlarin bir kismi kuzeye bir kismi da batiya gelerek Balkanlarda Tuna Bulgar Devleti'ni kurdular (679). Batiya gelenlerin basinda Kobrat'in küçük oglu Asparuh bulunuyordu .

Tuna Bulgarlari bir yandan Avarlar ile bir yandan da Bizans ile mücadele etmislerdir. Tuna Bulgarlari'nin en büyük hükümdari Kurum Han (803-814) idi. Onun zamaninda büyük bir Bizans ordusu yenilmis imparatorlari da bu savasta ölmüstü. Bulgarlar yine onun zamaninda istanbul'u kusatacak kadar güçlenmislerdi. Kurum Han giristigi saldirilarla Avarlara da büyük darbeler vurmustur.

Tuna Bulgarlari'nin hâkim oldugu sahada yogun Slâv nüfusu yasamaktaydi. iki yüz yila yakin Türklüklerini muhafaza eden Bulgarlar Boris Han zamaninda Hristiyanligi resmen kabul etmeleriyle (864) bu Slâv nüfus arasinda eriyip gitmislerdir. Bu bölgede XIV. yüzyildan sonra bes yüz yil Osmanli Türkleri egemen olacaklardir.

itil Bulgar Devleti

Hazar hâkimiyetine girmek istemeyerek kuzeye yönelen bir kisim Bulgarlar itil (Volga) boylarinda yerlesmisler ve burada Mogol istilasina kadar devam edecek bir devlet kurmuslardir.

itil Bulgarlarinin yerlestigi bölge islâm ülkeleri ile Hazarlar ve iskandinav kavimleri arasinda ticaret yollari üzerinde idi. Ticaret ve tarim ile ugrastiklarini bildigimiz Bulgarlar uzun bir süre Hazarlara bagli kalmislardir. Bulgar sehri diye bilinen baskentleri zamaninin önemli ticaret merkezlerinden idi.

Müslüman tüccarlarin tesiriyle X. yüzyilin baslarinda islâmiyet ile tanisan Bulgarlar Abbasiler ile diplomatik iliski kurmuLcf8# ?lardir. Bulgar hanLplaini Almis Abbasi halifesine basvurarak islâmiyet'i ögretecek din âlimleri istemistir. Abbasi halifesi bu istegi kabul ederek kalabalik bir heyeti 622 yilinda Bulgarlara göndermistir. Bu heyet içerisinde bulunan ibn Fadlan basindan geçenleri anlattigi seyahatnamesinde Bulgarlar ve diger Türk boylari hakkinda önemli bilgiler vermektedir. itil Bulgar Devleti'ne 1237 yilinda Altinorda Hani Batu tarafindan son verilmistir.

ilk Müslüman Türk topluluklarindan olan itil Bulgarlari bugünkü Kazan Türklerinin atalaridir. Diger Bulgar topluluklari eriyip gittikleri hâlde itil Bulgarlari Müslüman olmalari sayesinde kimliklerini koruyabilmislerdir.

HAZARLAR

Avrupa'da kurulan ilk Türk devletleri için de en kuvvetli ve uzun ömürlü olani Hazar devletidir. Karadeniz'in kuzeyine kadar hâkimiyetini genisleten Bati Göktürk Devleti'nin bir devami olarak ortaya çikmistir. Göktürkler VII. yüzyilin basinda Hazar Denizi ile Karadeniz arasinda daginik bir hâlde yasayan Sabar Ogur ve Onogur gibi Türk kavimlerini kuvvetli bir birlik hâlinde teskilâtlandirirlar. iste bu birlige Hazar adi verilmistir. Hazarlar için Bizans ve Çin kaynaklarinda Türk veya Türk-Hazar adi da kullanilmistir. Hazar Devleti'nin kuruculari Göktürk hükümdar ailesinin mensup oldugu Asina soyundandirlar. Hükümdarlarina da Göktürkler gibi kagan diyorlardi.

Hazarlar Göktürk Devleti'nin yikilisi ile tamamen bagimsiz bir devlet haline gelmislerdir (6 30).Hazarlar Bizans iran Arap devletleri ile yogun iliskiler kurmuslar çesitli Slâv kavimlerini ve itil Bulgar Devleti'ni hâkimiyetlerine almislardi. Bizans-Sasani savaslarinda Bizans ile ittifak yapmislar ve Bizans'in üstün gelmesinde önemli rol oynamislardir (628). Hazar-Arap iliskileri daha çok savas seklinde olmustur. Güney Azerbaycan yönündeki Arap ilerleyisini durdurarak Bizans'i Dogu Avrupa yoluyla güvenceye almislardir. Ancak Arap ordulari VIII. yüzyildan itibaren Hazarlara üstünlük saglamislardir. Bir defasinda bir Arap seferi karsisinda Hazar kagani baris istemek zorunda kalmistir (737). Bu tarihten sonra Hazarlar arasinda islâmiyet yayilmaya baslamistir. Hazarlarin yasadiklari bölge canli bir ticaret merkezî konumundaydi. Hükümdarlik ailesi yaninda bir kisim halk da Yahudiligi seçmisti. Bugün Karaim adiyla bilinen Türk kökenli Yahudiler Hazarlarin torunudurlar. Ülkelerinde Hristiyan Müslüman vb. degisik dinlerden halk baris içinde yasayabiliyorlardi. IX. yüzyilin ortalarinda Peçenekler'in itil-Harezm ticaret yolunu ele geçirmeleri üzerine Hazarlar baslica gelir kaynaklari ticaretin aksamasi ile zayifladilar. Daha sonra Peçenek ve kendilerine bagli Slâv (Rus) prensliklerinin saldirilariyla X. yüzyilin ikinci yarisindan itibaren hizla çöktüler . Dagilan Hazar topluluklari ise dogudan gelen Türk topluluklari arasinda erimislerdir.

Hazarlarin devlet teskilâti ve askerlik alaninda Slâv (Rus) kavimleri üzerinde büyük etkileri olmustur. Bugünkü Hazar Denizi adini Hazar Türklerinden almistir.

MACARLAR

Macarlar Fin-Ugor kavimlerinin Ugor kolundandir. Macar adi bu kolun diger adi olan Manysi-er'den gelmektedir. ilk yurtlari itil (Volga) irmaginin yukari kisimlaridir. VI. yüzyilda Sabarlar tarafindan güneye itilen Macarlar Hazar Kaganligi'na baglanmislardir. Bu dönemde yasadiklari bölge Don ve itil irmaklari arasidir. Macar tarihinde ve destanlarinda önemli bir yer tutan bu bölgeye Macarlar Etel-Közü adini vermislerdir. Bu bölgede Onogur Türkleri'nin de karismasiyla bugünkü Macar milletinin çekirdegi olusmustur. Macarlarin diger adi olan Hungar sözü de bu Onogur'dan gelmektedir.

Macarlar IX. yüzyilin sonlarina dogru Peçenekler tarafindan batiya itilmislerdir. Bu sirada baslarinda Hazar Türkleri'nden Kabar oymagindan Almisoglu Arpad bulunuyordu. Artan Peçenek baskisi karsisinda daha da batiya kayan Macarlar 896 yilinda kendi adlari ile anilan bugünkü yurtlarina geldiler. Bu bölgede Avrupa içlerine yaptiklari akinlar ve Almanlarla giristikleri mücadelelerle adlarindan uzun süre söz ettirdiler. 1000 yilinda Katolik mezhebini kabul ederek Hristiyanlasmislardir. Macarlar Avrupa'da Slâvlarin birlik olusturmasini engellemisler ve ayrica Almanlarin Balkanlara sarkmasini da önleyerek denge unsuru olmuslardir. 150 yil kadar Osmanli idaresinde yasayan Macarlar Avrupa'da önemli bir güç olarak günümüze kadar gelmislerdir.

PEÇENEKLER

Peçenekler Uz (Oguz) Kuman gibi Türk boylari ile birlikte Orta Asya'dan dogu Avrupa'ya akan büyük bir göç dalgasi içerisinde yer almislardir. Oymaklar birligi biçiminde hareket eden Peçenekler siyasî hayatlari boyunca bir devlet düzenine geçememislerdir. Peçenekler Bati Göktürklerini olusturan Onoklardan gelmektedirler. Önceleri Isik -Balkas gölleri dolaylarinda oturuyorlardi. Bati Göktürk Kaganligi'nin dagilmasindan sonra Karluk ve Oguz baskisi ile VIII. yüzyilin ikinci yarisindan itibaren Bati Sibirya'ya çekilmislerdir. Hazar-Oguz ittifakinin zorlamasi ile itil irmagini geçerek Don ve Dinyeper nehirleri arasinda yasayan Macarlari yurtlarindan etmislerdir. Böylece Peçenekler Azak denizi ile Karadeniz arasinda kalan sahaya hâkim olurlar. Bu genis sahada 130 yil kadar hâkim olan Peçenekler bu süre içerisinde Ruslar'a agir darbeler indirmisler ve onlarin Karadeniz'e inmelerine engel olmuslardir. Ayrica Bizans ile de iyi iliskiler kurmuslardir. Ancak doguda artan Uz (Oguz) baskisi karsisinda Peçenekler yerlerini terk edeceklerdir. 1036 yilindan sonra asagi Tuna boylarinda gördügümüz Peçenekler Uz ilerleyisinin durmamasi üzerine Balkanlara inmeye basladilar.

Peçeneklerin bir kismi Bizans hizmetine girerek Bizans topraklarinda yerlestirilmislerdir. Hatta bunlarin bir kismi 1071 Malazgirt Meydan Muharebesinde Alp Arslan'in tarafina geçmek suretiyle Bizans'in yenilgisinde rol oynamislardir. Selçuklu Türklerinin Anadolu'yu yurt edindikleri tarihlerde Peçenekler de Balkanlar da Bizans ile siddetli mücadelelere girmislerdi. Bu sirada izmir'i alarak Bati Anadolu 'da güçlü bir beylik kuran Çakan Bey istanbul'u zapt etmek istiyordu. Bu amaçla Çakan Bey soydaslari Peçenekler'le ittifak kurdu. Çok zor durumda kalan Bizans'in yardimina yine bir baska Türk boyu Kumanlar yetismistir. Peçenekler Bizans'in kiskirtmasi ile 40 bin Kuman atlisinin baskinina ugrayarak ezildiler (1091). Bu olaydan sonra artik Peçenekler siyasî bir varlik olmaktan çikmislardir. Daginik gruplar hâlinde Hristiyanlastirilarak yerli halk arasinda eridiler.

KIPÇAKLAR

Doguda Kipçak batida Kuman adiyla taninan bu Türk kavmi aslinda iki Türk kavminin birlesmesinden meydana gelmistir. Bati Göktürk topluluklarindan Kimeklerin bir kolu olan Kipçaklar önceleri Balkas gölünden irtis irmagina kadar olan bölgede oturuyorlardi. Güneyden Kumanlarin kendilerine katilmalariyla güçlerini daha da artirmislar ve çesitli sebeplerle itil irmagini geçerek batiya yönelmislerdir. Batida daha çok dis görünüsleri ile alâkali olarak sarisin manasina gelen çesitli adlar verilen Kipçaklar kaynaklarda beyaz tenli sari saçli güzel görünüslü insanlar olarak tasvir edilmektedirler.

Uzun süren mücadelelerden sonra Uzlari batiya sürerek XI. yüzyilin ikinci yarisinda Karadeniz'in kuzeyindeki genis bozkirlara gelip yerlestiler. Bu Uz (Oguz)-Kipçak mücadeleleri ünlü Dede Korkut destanlarinin esas konusunu olusturur. Kipçaklar Karadeniz'in kuzeyindeki yeni yurtlarinda 150 yili asan bir süre hâkimiyet kurmuslar Rus ve Balkan tarihinde derin izler birakmislardir. Yasadiklari bölge o zamandan baslayarak islâm kaynaklarinda Dest-i Kipçak (Kipçak Bozkiri) adini alacaktir.

Kipçaklar bir çok kere Tuna'yi geçerek Balkanlar'a ve Macaristan'a akinlar yaptilar. Bizans ile zaman zaman savasmakla birlikte genellikle iyi iliskiler kurmuslardir. Nitekim 1091 yilinda Çakan Bey ile ittifak yapan Peçenekler'i agir bir yenilgiye ugratarak Bizans'i kurtarmislardir. Kipçak ülkesi 1238-39 yilarinda Altinorda Hani Batu han tarafindan tamamen isgal edilmistir. Kipçaklarin bir kismi Macaristan'a çekilmisler bir kismi da itil Bulgarlari ile karisarak Kazan Türklerinin olusmasinda önemli rol oynadilar. Karadeniz'in kuzeyinde kalan Kipçaklardan pek çogu daha sonraki yillarda Misir'a götürülmüs bir kismi yüksek mevkilere kadar yükselmistir. Hatta aralarinda sultanlik mertebesine erisenler dahi olmustur.

OgUZLAR(uzlar)

Türk milletinin her devirde en büyük bölümünü olusturan Oguzlar siyaset ve medeniyet sahasinda da en büyük rolü oynamislardir. islâmiyet'ten önce Göktürk devletini kuranlar Oguz soyundan oldugu gibi islâmiyet'ten sonra Selçuklu Harzemsahlar Osmanli Akkoyunlu Karakoyunlu Safeviler gibi pek çok Türk devleti de yine Oguz'dur. Oguz adi kabile boy manasi da bulunan ok sözünden eski Türkçede çogul eki olan z ekiyle türetilmistir. Oklar boylar anlamini tasimaktadir. Nitekim Oguzlar 24 boy hâlinde yasamaktaydilar ve bu boy yapilarini her gittikleri yere tasimislardir.

Peçenekleri önlerine katarak dogu Avrupa'ya yönelen Oguzlar kalabalik Oguz kütlelerinin bir kismini olusturmaktadir. Bunlar kaynaklarda Uz veya Guz seklinde adlandirilmislardir. Ruslar ise bunlara dogrudan Türk adini vermislerdir. Peçeneklerin ardindan ileri hareketlerine devam eden Uzlarin büyük bir kismi 1064 yilinda Tuna'yi geçerek Balkanlara geçtikleri hâlde diger bir kismi da bugünkü Ukrayna'nin güneyinde yerlesmislerdir. Bunlardan bir kismi Karakalpak adiyla bilinecektir .

XI. yüzyil ortalarinda Balkanlarda yurt tutan Uz topluluklarinin bir bölümü Vardar ovasindaki baska Türk unsurlarla karisarak buranin tam bir Türk yurdu olmasini saglamislardir. Uzlar'in kalan kismi Dobruca'da yerleserek bugünkü Gagauzlar'in temelini olusturmuslardir.

SABARLAR

Büyük Hun Devleti'nin dagilmasindan sonra dogu Avrupa'da görülen kalabalik Türk kavimleri arasinda Sabarlar da bulunur. Kaynaklarda Sabir Sibir biçimlerinde de gördügümüz Sabar adi Türkçe sapan yol degistiren serbest manasindadir. V. yüzyilin ikinci yarisinda dogudan Juan Juan baskisi karsisinda Bati Sibirya civarindaki yurtlarini terk ederek batiya dogru göç etmislerdir. Ural ve Altay daglari arasindaki genis bozkirlarda yasayan Onogurlar'i da önlerine katarak itil-Don irmaklari arasinda ve Kafkasya'nin kuzeyinde Kuban irmagi boyunda yerlesirler (515). Sabarlar bu bölgede Bizans ve Sasaniler ile temas kurmuslardir.Bir defasinda Sasaniler ile anlasarak Bizans'a dogu Anadolu eyaletleri üzerine büyük bir akin yapmislardir (516). Bu devirde baslarinda Balak isimli hükümdarlari vardi. Sabarlar üstün savas teknikleri ile Bizans-Sasani mücadelesinde bazen Sasaniler'i bazen de Bizans'i desteklemislerdir.

558 yilina gelindiginde Göktürklerin önünden kaçan Avarlar Bizans ile anlasarak Sabar devletine son vermislerdir. V. ve VI. yüzyillarda Bati Sibirya ve Kafkasya'nin kuzeyinde önemli roller oynayan bu Türk kavminin hatirasina Sibirya adi zamanla bütün Kuzey Asya'yi ifade eder olmustur.

TÜRGEsLER

Türgesler Bati Göktürklerinin bir koludur. ilk oturduklari bölge Altay daglarinin güney bati etekleri idi. M.Ö-M.S. 30'da Göktürk devletinin yikilmasiyla güçlerini artirdilar. On boy hâlinde yasayan Türgesler 657 yilindan sonra Çin'in baskisi ile batiya göçüp etrafa yayilmislardir. Bunlardan daha kalabalik olan bes boy ili irmagi boylarina gelip yerlesmislerdir . Sari Türgesler diye adlandirilan bu kismin basinda Baga Tarkan bulunuyordu. Daha batida Talas bölgesine gelmis olan diger bes boy ise Kara Türgesler adiyla bilinmektedirler. Baga Tarkan batidakilerin de katilmasiyla siyasî bir birlik olusturmus güneyde ünlü bir ticaret merkezî olan Tokmak sehrini ele geçirerek burayi da baskent yapmistir. sehirlesmeye büyük önem veren Türgesler Türkistan'in önemli sehirlerini ele geçirmislerdi. Baga Tarkan'in kendi adina para da bastirdigini biliyoruz.

Bati sinirlarini Sir-Derya'ya kadar uzatan Türgesler Bati Türkistan' a hâkim olan Müslüman Araplarla da temasa geçmislerdir. 681 yilinda Göktürk Devletinin yeniden kurulmasiyla Türgesler Göktürkler'in hâkimiyetini kabul etmek zorunda kalmislardir. 712 yilinda ise Göktürk Kagan'i Kapagan Türges Kagan'ini öldürerek onun hanedanina son vermistir. Ancak 717 yilinda Türgeslerin bati kesimlerinin yeniden bir birlik olusturduklarini görüyoruz. Artik bu dönemde daha da batiya kaymis olan Türgesler önceleri Müslüman Arap ilerleyisinin önünde en büyük engel olmustur. Zamanla boylar arasinda rekabetin artmasi ve iç çekismeler Türgeslerin zayiflamasina sebep olmustur. 766 yilina gelindiginde Bati Göktürk sahasinda hâkim olmaya baslayan Karluklar Türgeslerin siyasî varliklarina son verirler. Türgesler Türklerin sehir ve kültür hayatini benimsemesinde ve batidaki Türk nüfusunun artmasinda büyük rol oynamislardir. Böylece sonradan Selçuklular gibi büyük devletler kuracak olan Türk topluluklarinin bilgi ve becerilerinin artmasini saglamislardir. Ayrica dogu Avrupa'da gördügümüz Uz Peçenek gibi Türk kütlelerinin de temelini olusturmuslardir.

KIRGIZLAR

Asya Hunlari çagindan beri varliklarini bildigimiz Kirgizlar o dönemde Hunlara bagli Ting-linglerle karisik olarak yasiyorlardi. Yenisey irmagi boylarinda oturan Kirgizlar 560'da Mukan Kagan zamaninda Göktürklere baglanmislar Göktürk Devleti'nin 630'da yikilmasiyla bagimsiz olmuslardir.

Ancak 681 yilinda II. Göktürk Devleti'nin kurulmasiyla tekrar Göktürk yönetimine girmislerdir. Uygur Devleti'nin kurulmasindan sonra 758'de Mayan-Çur Kagan tarafindan Uygurlara baglanan Kirgizlar 840 yilinda siddetli bir hücumla Uygur Devleti'ni yikarak Orhun bölgesinde kendi devletlerini kurmuslardir. Ancak bir müddet sonra Kitanlar tarafindan buradan çikarilan Kirgizlar eski yurtlarina çekilmek zorunda kalmislardir. Böylece Orhun bölgesi Türk yurdu olmaktan çikip Mogolistan'in bir parçasi haline gelmistir. Cengiz Han zamaninda Mogollar'a boyun egen ilk Türk kavmi olan Kirgizlar bu tarihten sonra siyasî bir varlik gösterememislerdir. Uzun yillar daginik ve göçebe olarak yasayan Kirgizlar Rus ve Sovyet hâkimiyetinden sonra bugün Kirgizistan adiyla bagimsiz bir devlet hâlinde yasamaktadirlar. Dünyanin en uzun destani olan Manas destani Kirgiz Türkleri' ne aittir.

KARLUKLAR

Adlari kar yigini manasina gelen Karluklar Göktürklerin bir koludur. ilk yurtlari Altaylarin bati bölgeleri idi. Göktürk çaginda Göktürklere bagli olarak yasayan Karluklar I. Göktürk Devleti'nin yikilmasiyla güçlerini artirmislardir. Kapagan Kagan zamaninda tekrar II. Göktürk Devleti'ne baglanmakla beraber Uygurlar ve Basmillar ile birleserek Göktürkler'in yikilmasinda büyük rol oynamislardir. Uygurlar ve Karluklar'in katilmasiyla olusan Basmil Kaganligi'nin Uygurlar tarafindan yikilmasi üzerine Orhun bölgesinde Uygurlar hâkimiyet kurdular. Uygur Devleti'nin hâkimiyetini tanimak istemeyen Karluklar Uygur Kagan'i Bayan-Çur karsisinda tutunamayarak (747) batiya kaymislardir. Burada meshur Talas Savasi'nda (751) Türkistan üzerindeki emellerini iyice ortaya koyan Çinliler'e karsi Müslüman Araplarin yaninda yer alarak tarihî bir rol oynamislardir. Böylece Türkistan'da Çin hâkimiyetinin genislemesi durduruldugu gibi Türk hâkimiyeti de güçlenmistir. Ayrica Türklerin islâmiyet'le olan iliskileri olumlu yönde gelismistir. 766 yilina dogru Bati Göktürk sahasinda Türges hâkimiyetine son vererek bu sahada hâkimiyet kurmuslardir. 840 yilinda Uygurlarin yikilmasi üzerine Karahanli Devleti'nin temelini olusturdular. Uygurlarla baslayip Türgeslerle gelisen sehirlesme faaliyetleri Karluklar tarafindan devam ettirilmistir.

KiMEKLER

Kimek adinin manasi kesin olarak bilinmemekle birlikte gemi sözcügünün ilk seklinden geldigine dair görüsler bulunmaktadir. Bati Göktürk topluluklarindan biri olan Kimekler irtis irmagi boylarinda yurt tutmuslardi. Aralarinda Kipçaklarin da bulundugu çesitli boylardan olusan bir federasyon seklinde yasiyorlardi. Kimekler önce Bati Göktürklerine ardindan ayni sahada hâkimiyet kuran Türgeslere baglandilar. Türges hâkimiyetinin zayiflamasiyla Kimekler VIII. yüzyilin ortalarinda bagimsiz bir devlet olarak ortaya çikmislardir. Önceleri baslarinda Tutug unvanli biri bulunurken devletlerinin kurulmasindan sonra bu Yabgu olarak degismistir. Kimekler'i meydana getiren boylar zamanla dagilarak degisik bölgelere yayilmislardir.
__________________
"Güven" Çok İnce Bir Çizgidir.

Onu Kalınlaştırarak Kırılmasını Engelleyen Tek Şey
"İki Taraflı" Olmasıdır.


Dikkat !!! Kopyala Yapıştır Özelliğini Sadece Üyelerimiz Kullanabilir. Üyelik Ücretsizdir.. Ayrıca Üyelerimiz Forumdan Tamamen Reklamsız ve çok daha hızlı şekilde yararlanabilir.
KARAHAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 04-Mayıs-2009, 15:16   #6 (permalink)
Kullanıcı Profili
Kurmay Başkan
 
KARAHAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik tarihi: Nisan-2009
Bulunduğu yer: Uçurumun Kenarindan
Üye No : 177
Mesajlar: 3.159
Konuları: 1388
İstatistikleri Seviye: 43 [â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�]
Aktiflik: 214 / 1071
Güç: 1053 / 16502
Deneyim: 85%
İtibar Puanları
İtibar Puanı : 119637
İtibar Derecesi : KARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond repute
Teşekkürleri
Teşekkür Etmiş : 775
Teşekkür Almış : 1.041
Tuttuğu Takım

Standart Türk Tarihi (islamiyet Sonrasi)

ilk Müslüman-Türk Münasebetleri ve Türklerin islâmiyete Girisi

Emevi Halifeligi zamaninda müslüman Araplar Suriye ve iran'i hâkimiyetlerine alarak Maverâünnehir bölgesine ulasmislardi. Seyhun ve Ceyhun irmaklarinin arasindaki bu bölgede Türkler bulunmaktaydi. Böylece Araplar ile Türkler ilk defa temasa geçmislerdir .

Emeviler bölgede islâmiyet'i yaymaktan çok yeni zaferler pesinde kosmuslar; Müslüman olmalarina ragmen yerli halka agir vergiler yüklemislerdi. Bu sebeple ilk karsilasma pek dostça olmamis ve Türklerle Araplar arasinda küçük çapta çarpismalar cereyan etmistir. Özellikle Kuteybe bin Müslim'in Horasan valiligine getirilmesiyle mücadele iyice kizismistir (705).

Kuteybe bin Müslim'in Maverâünnehir 'in dogusuna düzenledigi akinlara karsi Türges Begleri güçlü bir direnme göstermistir. Göktürklerin bati kanadinda yer alan Türgesler Araplari savunmaya çekilmeye zorlamis ve bu mücadele Göktürklerin yikilmasina kadar devam etmistir (745 ). Göktürk hâkimiyetinin sona ermesiyle Türk topraklari dogudan Çinliler batidan Araplarin ilerlemesine maruz kalmistir. Bu dönemde Maverâünnehir bölgesinin savunmasini Türgeslerden sonra Karluk Türkleri üstlenmistir.

Emevilerin Arap olmayan Müslümanlara karsi âdil ve esit davranmamalari huzursuzlugu artirmisti. Bu duruma karsi çikanlar Emevi idaresine son vererek yerine Abbasi Devletini kurmuslardir (750). Türkler Abbasi Devleti'ni daha çok benimsemisler yeni yönetime daha sicak bakmislardir.

Göktürk Devletinin yikilmasindan sonra Çinliler bütün Türk ülkelerini ele geçirmeyi plânlamaktaydi. Emevilerin ortadan kalkmasindan da faydalanmak isteyen Çin ordusu daha batiya yönelerek Karluk topraklarina girmisti. Bu durum üzerine Karluklar Abbasilerin Horasan valisi olan Ebû Müslim'den yardim istediler. Ebû Müslim komutanlarindan Ziyad ibni Salih'i bölgeye gönderir. Arap ordusu ile bati bölgesinin genel valisi komutasindaki Çin ordusu Talas irmagi boylarinda karsilasirlar. Türklerin de islâm ordusu yaninda hücuma geçmesi sonucunda Çinliler büyük bir yenilgiye ugratilir ( 751).

Türklerin islâmiyet'le ilk tanismalari Emevi dönemiyle baslar. Ancak Emevi yönetiminin tutumu sebebiyle Türk topluluklari arasinda islâmiyet fazla yayilmamistir. Buna ragmen az sayida da olsa Emevi ordusunda görev alan Müslüman Türkler bulunmaktaydi. Meselâ Horasan Vâlisi Ubeydullah bin Ziyad henüz 674 tarihinde 2000 Türk okçusundan bir ordu olusturmustu.

Talas Savasi Türklerle Müslümanlarin birbirlerini daha yakindan tanimalarini dostane iliskiler kurulmasini sagladi.

Bu sebeple Talas Savasi hem Türkler hem Müslümanlar için bir dönüm noktasidir. Bu savas neticesinde islâmiyet Türkler arasinda hizla yayilmaya baslamistir. Abbasi ordusunda çok sayida Türk görev aldi. Zamanla Türk askerleri ordunun ve yönetimin denetimini ele geçirdiler . Hatta bazi Türk komutanlari Abbasi Devleti sinirlari içerisinde kendi devletlerini bile kurmuslardir.

Türklerin kitleler hâlinde Müslüman olmalari özellikle X. yüzyilda hiz kazanmistir. Henüz 900 tarihlerinde itil ( Volga) çevresinde bulunan Bulgar Türkleri arasinda Müslümanliga çok büyük ilgi vardi. Nitekim itil Bulgarlari hükümdari Almis Han 920 'de Abbasi halifesine müracaat ederek din âlimleri ve mimarlar göndermesini rica etmisti. Ayni tarihlerde Önce Karluk Yagma ve Çigil boylari ardindan Oguzlar arasinda islâmiyet yayildi. Karluk Yagma ve Çigil Türkleri ilk Müslüman Türk devleti olan Karahanli Devleti'ni Oguzlar ise Selçuklu Devleti' ni kurmuslardir.

islâmiyet ve Türkler

Türklerin Müslüman Olmasinin Sebepleri: Türkler islâmiyet'i kiliç zoruyla degil kendi rizalariyla kabul etmislerdir. süphesiz bu dini seçmelerinin en önemli sebebi eski Türk inanci ve anlayisi ile islâmiyet arasinda birçok benzerlik bulunmasidir:



1-Eski Türk dini Gök-Tanri inanci adiyla bilinmektedir. Bu inanisa göre Türkler islâmiyet'teki gibi tek bir Allah'a inaniyor ve O'na Tanri (Tengri) diyorlardi. islâmiyet'te Esmâ-i hüsnâ denilen Allah'in sifatlarindan bazilari eski Türk inancinda da mevcuttu .

2-Ahiret ve ruhun ölmezligi her iki inançta da mevcuttu. Türkler cennet için uçmag (uçmak) cehennem için tamu sözünü kullanmaktaydi.

3-islâmiyet'te oldugu gibi Gök Tanri inanisinda da Tanriya kurban sunuluyordu .

4-islâmiyet'teki gaza ve cihât ile Türklerin dünya üzerinde töreyi hâkim kilmak için yaptiklari savaslar benzer mahiyettedir. islâm anlayisina göre savas sonunda elde edilen ganimet helâldir. Türklerde ise ayni sekilde yagma gelenegi vardir.

5-islâmiyet'in telkin ettigi ahlakî kurallar Türk anlayisina da uygun düsmektedir.



Türkler tarih boyunca çesitli dinlere girmislerdi. Ancak bu dinler halk arasinda degil daha çok idareci kesimde kabul görmüstü. Buna ragmen islâmiyet disindaki dinlere girenler Türklüklerini koruyamamislardir. islâm dini millî yapiya uygun oldugu içindir ki Türkler kitleler hâlinde bu dini kabul etmisler ve Türklüklerini korumuslardir.

Türklerin islâmiyet'e Hizmetleri: Türklerin islâmiyet'i kabul etmeleri hem islâm âlemi hem de dünya tarihi açisindan büyük sonuçlar dogurmustur. Türkler karisiklik içinde bulunan islâm dünyasinin koruyuculugunu üstlendiler. Selçuklular Abbasi halifelerini himaye ettiler.

Batida Haçli Seferleri'ne doguda Mogol akinlarina karsi Türkler tarafindan set olusturuldu . Böylece islâm dünyasi dagilmaktan kurtulmustur . Bin yila yakin bir süre Türkler islâmiyet'in bayraktarligini yapmistir.

Gazneli Mahmud'un Hindistan'a kadar yaptigi seferler neticesinde islâmiyet Hindistan'a kadar ulasmistir. Böylece yakin dönemlerde kurulan Pakistan ve Banglades'in temelleri atilmistir. Osmanli döneminde ise Türkler Balkanlara yerlestiler. Arnavutlar Bosna-Hersekliler (Bosnaklar) bu dönemde Müslüman oldular.

Türklerin islâmiyet'e hizmetleri sadece siyasî ve askerî alanla sinirli kalmamistir. Devlet idaresi ve askerî yapilanmada bütün islâm dünyasini etkileyen Türkler islâm medeniyetinin gelismesinde de inkâr edilemez hizmetlerde bulunmuslardir. Bilim sanat ve edebiyat alaninda islâm rönesansi Türklerin katkilari ve sagladiklari huzur ve emniyet sayesinde gerçeklesmistir. Dolayisiyla islâm dininin ve medeniyetinin dar Arap ve Fars çevresine sikisip kalmayarak evrensel hâle gelmesi yine Türkler sayesinde mümkün olmustur demek yanlis olmaz.

Meselâ Selçuklu veziri Nizamülmülk tarafindan Bagdat'ta kurulan Nizamiye Medreseleri (1066 ) öyle büyük bir üne sahip oldu ki bu medreseler islâm medreselerinin ilk örnegi olarak kabul edilmisti. Halbuki Samanogullari ve Gazneliler devrinde de medreselerin bulundugu bilinmektedir. Ancak Nizamiye Medreseleri dinî bilimler yaninda müspet ilimlerin de okutuldugu ilk medreseler olmakla modern üniversitelere öncülük etmistir.

Abbasiler zamaninda baslayan eski Yunan ve Helen medeniyetlerine ait eserler ve felsefe akimlarinin çevirileri Türk hâkimiyeti devresinde zirveye ulasmis idi. Böylece islâm medeniyetinde büyük gelismeler olmustur. Batida unutulmus olan Yunan ve Helen medeniyeti Haçli Seferleri sayesinde islâm medeniyeti ile birlikte tekrar Avrupa'ya tasinmistir. islâm medeniyetinin öncüleri durumunda olan Türk bilginler bütün dünya tarafindan taninmis ve eserleri yüzyillarca bilime rehberlik etmistir. Bu Türk bilginlerinin en ünlüleri Farabi Birunî ve ibni Sina'dir.

Oguzlarin Karaçuk (Farab) sehrinde dogan Farabi (870 -950) matematik fizik astronomi vb. konularda 160 kadar kitap yazmistir. Ancak onu asil önemli kilan Helen felsefesinin akilci mantiga dayali yönüyle islâm düsüncesini kaynastirdigi felsefe alanindaki çalismalari olmustur. Aristo'nun düsüncelerini en iyi açiklayan kisi oldugundan "Muallim-i Sâni" (ikinci ögretmen). adiyla anilmistir. Eserlerinin çogunun Lâtinceye çevrildigi batida "Al-farabius" adiyla bilinmektedir. ihsâ'ül -Ulûm isimli eseriyle bilimleri ilk kez siniflandiran Farabi ayni zamanda Öklit geometrisini de açiklamistir .

Farabî'nin düsüncelerinden etkilenen ibni Sînâ (980-1037) çesitli konularda 220 civarinda eser vermis diger ünlü bir Türk bilginidir. Avrupa'da "Avicenna" adiyla bilinmektedir. Felsefe ve müspet bilimlerle ugrasan ibni Sina asil ününü tip alaninda kazanmistir. "El-Kanun fi't-Tib" adli eseri Lâtinceye çevrilmis ve yüzlerce yil ders kitabi olarak okutulmustur.

Birûnî (973 -1051) Harzemsahlarin sarayinda yetisti ve Gazneli Mahmud'un himayesine girdi. Matematik geometri tip ve cografya gibi alanlarda 113'ten fazla eser veren Birûnî'nin asil basarisi astronomi dalindadir. Yildizlarin yüksekligini açilarini ölçen hassas aletler gelistirdi. Dünya çekirdeginin çapini sadece 15 kilometrelik yanilmayla 6338.8 km olarak tespit etmistir. Yazdigi astronomi kitabi dünyanin ilk astronomi ansiklopedisi olarak kabul edilmektedir.

Farabî ve ibni Sina'nin açtigi yoldan birçok Türk âlim ilerlemistir. Felsefe dalinda; El-Harezmî sehristânî ve tasavvufun öncülerinden Gazali ibni Rüsd Fahreddin Razi geometride Abdurrezzak Türkî trigonometri'nin kurucularindan Abdullah el-Baranî ilk akla gelenlerdir .

Selçuklu Sultani Meliksah isfehan ve Bagdat'ta birer rasasane kurdurarak iranli ünlü matematikçi ve astronom Ömer Hayyam'i buralarda görevlendirdi. Ömer Hayyam'in da içinde bulundugu bazi bilim adamlari Meliksah adina günes yilina dayanan Celâlî veya Takvim-i Meliksâh adlariyla anilan bir takvim hazirladilar.

Sanat ve mimarlik alanlarinda da Türk-islâm devletleri zamaninda büyük gelisme görülmektedir. Türk-islâm kültürü ve sosyal hayatina uygun olarak gelisen mimarligin en önemli örnekleri cami medrese kervansaray imaret darüssifa (hastane) vb.dir. ilk Türk-islâm mimarî örnegi Tolunoglu Ahmed tarafindan Kahire'de yaptirilan Tuluniye Camisi'dir ve bugün dahi varligini korumaktadir.

Türkler tarafindan gelistirilen kubbe kemer ve sütun biçimleri Orta Asya yasantisi ve çadir kültürünün islâm mimarîsine yansitildigi yeni bir mimarî üslûbu getirmistir. Özellikle tekke kümbet cami ve medrese gibi yapilarda Türk mimarî üslûbunun essiz örnekleri görülür.

Yazi cilt çini minyatür sanatlari ile seramik dokumacilik tas ve maden isçiligi vb. alanlarda Türkler essiz örnekler vermislerdir. islâmî anlayisa uygun düsmemekle beraber heykel ve kabartma sanatini devam ettirmislerdir. Örnegin birçok yapida hayvan figürleri kullanilmis Sultan Tugrul bastirdigi madalyona kabartma resmini koydurmustur. Müzik alaninda da Türkler yenilikler getirmislerdir. Farabî müzik üzerine iki eser yazmis ve bunlar dünya müzik tarihine geçmistir. Eserinde ses ve müzigin fizik temellerini inceleyerek ses perdesinin özelliklerini ilk defa ortaya koymustur. Saraylardaki nevbet (bando) Osmanli askerî mehterine örnek olmustur. Ayrica bazi tarikatlerin yaptiklari dinî müzik ve rakslar Türk tasavvuf musikisinin ve semahlarin özünü olusturmustur.

KARAHANLILAR (840-1212)

Karahanlilar daha önceki Türk devletlerinden farkli olarak hükümdarlarin ve halkinin çogunlugunun Müslümanligi seçtigi ilk Türk-islâm devletidir. Bu sebeple Türk tarihi içerisinde Karahanlilarin özel bir yeri ve önemi vardir.

Hâkaniye ve ilig-Hanlar adlariyla da anilan Karahanli Devleti basta Karluklar olmak üzere Çigil Yagma ve Tuhsi gibi Türk Boylarina dayaniyordu. Karluklar Balasagun merkez olmak üzere Yedi-su bölgesinde bir devlet kurmuslardi. Karluk yabgusu bagli bulundugu Uygur Hakanligi'nin 840 yilinda Kirgizlar tarafindan yikilmasi üzerine istiklâlini ilân etti. Kendisini Türk hakanlarinin yasal halefi sayan yabgu Karahan unvanini aldi.

Karahanlilarin ilk hükümdari olarak Bilinen Bilge Kül Kadir Han Maverâünnehir'deki Sâmanî devleti ile mücadelelerde bulundu. Ogullarindan Arslan Han ulu hakan olarak Balasagun'da Ogulcak Kadir Han ise Talas'ta oturdular. Kadir Han 893'te baskenti Kasgar'a nakletti. Bu dönemde yegeni Satuk Bugra Han Müslümanlarla temas kurdu ve Karahanli Devleti'nin basina geçince de islâmiyet'i resmî din olarak kabul etti (920). Bu tarihten sonra Abdulkerim Satuk Bugra han adiyla anildi. Ancak Karahanli sinirlari içersindeki halkin tamamiyle islâmiyet'i seçmesi Satuk Bugra Han 'in oglu Baytas zamaninda gerçeklesmistir.

Karahanli Hükümdari Ebu Nasr Ahmed zamaninda kardesi ilig Nasr tarafindan Samaniler devletine son verildi (999). Ebu Nasr Ahmed Abbasi halifesi tarafindan bir islâm hükümdari olarak taninan ilk Karahanli hani olmustur. Karahanli Devleti'nin sinirlari Balasagun Özkent ve Tarim Havzasi'nin bati kismi ile Karakurum daglari dolaylarina kadar genislemisti. Güneyde Gazneliler ile komsu oldular ve mücadele ettiler. Ancak hanedan arasinda çikan anlasmazlik neticesinde devlet Dogu ve Bati olmak üzere ikiye ayrildi (1042). Dogu Karahanlilarin basinda Tamgaç Bugra Han; Bati Karahanlilarin basinda ise Ahmet Arslan Han bulunuyordu.

Dogu Karahanli Devleti (1042-1211): Dogu Karahanli Devleti'nin sinirlari Kasgar Fergana Balkas gölü civarina kadar uzanmaktaydi. Devletin merkezi zaman zaman Balasagun Talas ve Kasgar sehirleri olmustur. Dogu Karahanli Devleti'nin ilk hükümdari sayilan Tamgaç Bugra Han âdil ve dindar bir kisi olarak taninmaktaydi. Yusuf Has Hacib'in yazdigi Kutadgu Bilig bu hükümdara sunulmustur. Dogu Karahanli Devleti 1090 yilinda Selçuklulara baglandi. Devlet 1133 yilinda Mogol asilli Karahitaylarin hâkimiyetine girdi. Bu durum 1211'e kadar devam etti. Bölgenin tamami Cengiz Han tarafindan istilâ edildi.

Bati Karahanli Devleti (1042-1212):Bati Karahanlilarin sinirlari batida Aral gölünden doguda Çimkent ve Özkent'e kadar uzanmaktaydi. Devletin baskenti önceleri Özkent idi. Daha sonra Semerkant ve Buhara devletin merkezleri olmustur. ilk hükümdarlari Ahmet Arslan Han idi.

Büyük Selçuklu Sultani Meliksah bir Karahanli prensesi ile evlenerek iki devlet arasinda akrabalik kurdu ve böylece Karahanlilari kendisine bagladi (1089). Selçuklularin Katavan Savasi'nda yenilmesiyle beraber Bati Karahanlilar da Karahitay hâkimiyetine girmisti (1141). Harzemsahlar bölgedeki Mogol hâkimiyetine son vermis son Karahanli hükümdari Osman Han'i da ortadan kaldirarak bu devleti yikmislardir (1212).

GAZNELiLER(969-1187)

Gazneliler Devleti adini Dogu Afganistan'da bulunan baskentleri Gazne'den almaktadir. Ayrica hükümdarlik hanedaninin kurucusundan dolayi Sebük-teginliler veya lâkaplarindan dolayi Yemînîler diye de anilirlar.

Sâmanogullari Devleti'nin (819-1005) dagilmaya basladigi sirada bu devlette komutanlik ve valilik yapan Türkler bazi bölgeler de hâkimiyet kurmuslardi . Bunlardan biride Horasan Emiri Alp-Tegin'dir. Alp-Tegin Dogu Afganistan'daki Gazne sehrini ele geçirerek Gazneli Devleti'nin ilk temellerini atmistir 963). Alp-Tegin'in ölümünden sonra yerine geçen ogullari ayni basariyi gösteremeyince Türkler Alp-tegin'in komutanlarindan Sebük- tegin'i basa geçirdiler (977). Sebük-tegin 'in basa geçmesiyle Gazneliler Devleti hükümdarligin babadan ogula geçtigi bir hanedanin idaresine girmistir. Nitekim Sebük-tegin'in ölümüyle birlikte tahta oglu Mahmut geçti. Gazneli Mahmut zamaninda devlet en parlak devrini yasadi.

Türk tarihinde sultan unvanini ilk defa Gazneli Mahmut kullanmistir. Gazneli Mahmut 1001-1027 tarihleri arasinda Hindistan'a 17 sefer düzenleyerek Kuzey Hindistan'i topraklarina katti. Bölge islâmlasti ve böylece Pakistan devletinin temeli atilmis oldu.

Gazneli Mahmut'un ölümü üzerine (1030) yerine geçen Sultan Mesut babasi gibi dirayetli degildi. Selçuklu tehlikesinin artmasina ragmen O Kuzey Hindistan'a sefer düzenlemisti. Nihayet Dandanakan Savasi'nda Selçuklular karsisinda büyük bir yenilgiye ugradi. Topraklarini kaybederek Hindistan'a çekilmeye mecbur kaldi. Sultan ibrahim zamaninda devlet Selçuklu hâkimiyetine girdi (1059). Afgan asilli Gurlular 1187 tarihinde Gazneli Devleti'ni ortadan kaldirdilar.

Selçuklular

Bati Türklügünün en kalabalik ve güçlü kesimi olan Oguzlar II. Göktürk Devleti ve Uygur Kaganligi zamaninda daha batiya göç etmek zorunda kalmisti. IX. ve X. yüzyillarda gerçeklesen ikinci göçte Guz adiyla anilan bir kisim Oguz kitleleri Dogu Avrupa'ya kadar ilerlemis asil kitle ise Seyhun nehri civarinda kalmistir .

Seyhun bölgesine gelen Oguzlar X. yüzyilda kislik merkezleri Yenikent olan bir siyasî teskilât olusturmuslardir. Baskanlarina Yabgu denildigi için bu devlete de Oguz Yabgu Devleti adi verilmistir. Devletin sinirlari Seyhun'dan Hazar Denizi'ne kadar uzanmaktaydi.

Ancak Oguz Yabgulularinda asil siyasî ve askerî güç yabgudan çok sübasi yani ordu komutaninin elindeydi. Selçuklu Devleti'ne adini veren Selçuk Bey ve babasi Dukak da sübasi görevinde olup Oguz yabgusu ile aralarinda gizli bir mücadele söz konusuydu. Nitekim kaynaklarda adi belirtilmeyen Oguz yabgusu bir Türk zümresi üzerine sefer yapmak isteyince sübasi Dukak bu sefere itiraz etmis ve bu yüzden aralarinda kavga olmus ve gizli mücadele böylece gün yüzüne çikmistir. Bu olay Dukak'i sübasiliktan etmisse de onun ve ailesinin Oguzlar arasindaki itibarini artirmisti. Nitekim ölümünden sonra oglu Selçuk da sübasilik görevine getirilmis devletin askerî gücünü eline geçirmisti. Sübasi Selçuk ile yabgunun arasi da açilmis hem bu yüzden hem de yer ve otlak darligi yüzünden Selçuk ve emrindekiler Maverâünnehir'e göç etmek zorunda kalmislardir.

Selçuk Bey'in Seyhun nehri kenarindaki Cent sehrine göçü (960) Selçuklu Devleti'nin ortaya çikmasini saglayacak önemli bir gelismedir. Cent'te halkin büyük bir kismi Müslüman idi. Selçuk ve kendine bagli olanlar eski inanislariyla benzerlik gösteren bu dine sicak bakiyorlardi. Kisa bir süre sonra islâmiyet'i kabul ettiler. Böylece siyasî ve sosyal yönden de yeni bir kimlige ve güce sahip olmuslardi. Nitekim Selçuk Bey Oguz yabgusunun yillik vergiyi almak için gönderdigi memuru kafire haraç verilmeyecegini söyleyerek Cent'ten kovdu. Müslüman olmayan Oguzlarla mücadele etmekten kaçinmadi. Böylece islâm ve Türk dünyasinda söhreti gittikçe yayildi.

Müslümanligi kabul eden Oguz kitlelerinin kendisine katilmasiyla Selçuk Bey gücünü her geçen gün daha da artirmaktaydi.

Sayilarinin gittikçe artmasi üzerine Selçuk Bey Samaogullari hükümdarindan kendilerine yeni bir yurt gösterilmesini istedi. Buhara yakinlarindaki Nûr kasabasi yurtluk olarak gösterildi. Seyhun'u geçen Oguzlar Nûr kasabasina yerlesti. Buna karsilik Karahanlilarla çarpisan Samanogullarina yardim edildi. Ancak Samanogullari Devleti kisa bir süre sonra yikildi (999). Ülke Karahanli ve Gazneliler tarafindan paylasildi. Yüz yasini geçmis olan Selçuk Bey 1009 tarihin de Cent'te vefat etti.

Selçuk Bey'in 4 oglu vardi: Mikâil Arslan (israil) Yusuf ve Musa. En büyük oglu Mikail babasi hayatta iken bir savasta ölmüstü (998). Bu sebeple Tugrul ve Çagri adindaki iki oglunu Selçuk Bey yetistirmistir. Yabgu unvanini tasiyan Arslan babasinin ölümü üzerine basa geçti. Diger kardesi Musa ise onun yardimcisi durumundaydi.

Arslan Yabgu Maverâünnehir'i ele geçiren Karahanlilarla mücadele etti. Karahanlilara karsi isyan eden Ali Tegin ile ittifak kurdu. Buhara'yi ele geçirdiler. Bu güç birligine karsi Gazneli Sultan Mahmut ve Karahanli Yusuf Kadir Han anlasmaya vardilar. Gazneli Mahmut görüsmek istegi ile yanina çagirdigi Arslan Yabgu'yu tutukladi ve Hindistan'in kuzeyindeki Kalincar Kalesi'ne hapsetti (1025). Arslan Yabgu 7 sene kaldigi bu kalede öldü(1032).Tugrul ve Çagri Beyler amcalari Arslan Yabgu'nun tutuklanmasi üzerine fiilen Oguzlarin liderleri durumuna geldiler (1025) .

Ancak gelenege uygun olarak diger amcalari Musa'yi yabgu ilân ettiler. Arslan Yabgu'nun ölümünden sonra Selçuklularda kisa süren bir daginiklik yasandi . Arslan Yabgu'ya bagli Türkmenlerin bir kismi Gazneli Mahmut'un izniyle Horasan' a geçti. Bunlar ileride Selçuklularin Irak ve Horasan kolunu olusturacaklardir. Arslan Yabgu ile ittifak kurmus olan Buhara hâkimi Ali Tegin Tugrul ve Çagri Beylerin kendine bagli kalmasini istiyordu. Buna karsi çikan Tugrul ve Çagri Beyler ile Ali Tegin arasinda siddetli muharebeler cereyan etti. Selçuklular Harezm bölgesine çekilmek zorunda kaldi. Gazneli Valisi Harezmsah Altuntas'in gösterdigi bölgeye oturdular (1030 ). Ancak daha sonra artan Gazneli tehlikesine karsi Selçuklular Ali Tegin ve Harezm valisi ile ittifak kurdular. Harezm'de Cent Hâkimi sah Melik tarafindan 7-8 bin Türkmen'in öldürüldügü korkunç baskin(1034) ve müttefikleri Harzemsah Harun ve Ali Tegin'in ölümleri (1035) üzerine Selçuklular Horasan'a geçmek zorunda kaldilar.

Tugrul ve Çagri Beylerin beraberlerinde Musa Yabgu ve ibrahim Yinal kuvvetleri oldugu hâlde Gazneli hâkimiyetindeki Horasan'a girisleri Gazneli sultani Mesut'u oldukça telâslandirdi. Çünkü daha önce bu bölgeye gelen Türkmenler Gaznelileri çok ugrastirmisti. Bu sebeple Gazneli Mesut büyük bir ordu hazirladi. Ancak Nesa yakinlarinda yapilan savasta Selçuklular bu orduyu agir bir yenilgiye ugratti (Haziran 1035). Gazneli Mesut Selçuklulara bazi bölgeleri birakmayi kabul etti. Fakat Selçuklularin kazandigi zaferi duyan Oguz kitleleri bölgeye akmaya baslamisti. Bu durum karsisinda Gaznelilerden yeni bölgeler istendi. Bu istegi geri çeviren Gazneli Mesut Selçuklularin üstüne yeniden bir ordu gönderdi. Serahs yakinlarinda yapilan savasta Selçuklular yine büyük bir zafer kazandi (Mayis 1038). Horasan'in tamami Selçuklu hâkimiyetine geçti. Selçuklular bagimsizliklarini ilân ederek ilk idarî düzenlemeleri yaptilar. Tugrul Bey ele geçirilen Nisapur'u devlet merkezi ilân etti.

Dandanakan Savasi ve Selçuklu Devleti'nin Kurulusu

Horasan'i kaybeden Gazneli Sultani Mesut Selçuklulara kesin bir darbe indirmek için ordusunun basina geçti. Sefer esnasinda katilanlarla birlikte Gazneli ordunun mevcudu 100 bine ulasmisti. Selçuklu kuvvetleri ise ancak 20 bini bulan hafif süvarilerden olusmaktaydi. Bu dengesizlik sebebiyle Selçuklu ordusu yipratma savasi vermeyi uygun bulmustu. Bu sebeple ordu çöllere dogru çekildi. Nisapur'a giren Gazneli Mesut Selçuklu ordusunu takibe koyuldu. Selçuklu birliklerinin vur-kaç taktigi ile iyice yipranan Gazne ordusuna karsi meydan savasi yapma zamaninin geldigine karar veren Çagri Bey nihayet Merv yakinindaki Dandanakan Hisari önünde Gaznelileri karsiladi. Üç gün süren savas sonucunda Gazneli ordusu agir bir yenilgiye ugratildi (22-24 Mayis 1040). Gazneli Mesut beraberindeki 100 kadar atli ile ancak kaçabildi ise de Hindistan'a giderken kendi adamlari tarafindan öldürüldü.

Dandanakan Savasi Selçuklular için bir dönüm noktasi olmustur. Aslinda Serahs Savasi'yla fiilen kurulmus olan devlet bu savas neticesinde hukuken bagimsizligini kazanmis bölge ülkeleri ve halife Selçuklu devletini tanimistir. Böylece bölgedeki en büyük güç hâline gelen Selçuklular Türkleri bir bayrak altinda toplamaya baslayacak ve islâmiyet'in öncülügünü üstleneceklerdir.

Dandanakan Savasi'nin hemen ertesinde Tugrul Bey Selçuklu Sultani ilân edildi. Merv'de yapilan kurultayda devlet teskilâti düzenlendi. Selçuklu ülkesi ve ele geçirilmesi plânlanan memleketler Selçuklu hanedanina mensup üç lider arasinda taksim edildi. Buna göre merkezi Merv olmak üzere Ceyhun ve Gazne arasindaki bölge Çagri Bey'e; Herat merkez olmak üzere Bust -Sistan arazisi Musa Yabgu'ya verildi. Tugrul Bey Sultan unvani ile baskent Nisapur'da kaldi Irak kendisine baglandi. Çesitli bölgelere gönderilen diger hanedan üyeleri de Sultan Tugrul'un emrine verildi. Bunlar daha sonra Büyük Selçuklulara bagli kalmakla beraber kendi devletlerini kurdular.

Hanedan üyeleri kendilerine ayrilan topraklari birer birer zapt ediyordu. Doguda yapilan seferlerde Çagri Bey Gaznelileri tamamen Horasan'dan çikardi Belh sehrini ele geçirdi. Karahanlilari baris yapmak zorunda birakti. Çagri Bey'in oglu Yakutî Hint denizi kiyilarindaki Mekran'i aldi. Diger oglu Kara Arslan Kavurd ise Buveyhîler'in hâkimiyetindeki Kirman'i Hürmüz Emirligi'ni ve Umman'i Selçuklu idaresine bagladi. Tugrul ve Çagri Beylerin birlikte çiktigi seferde Harezm bölgesi tamamen Selçuklulara geçti. (1043)

Tugrul Bey iran'daki birçok bölgeyi bizzat çiktigi seferle ele geçirdi. Tugrul Bey'in üvey kardesi ibrahim Yinal iran'in en önemli merkezlerinden Rey sehrini zapt etti ve Tugrul Bey'i buraya davet etti. Tugrul Bey fetih bölgelerine daha yakin olmasi sebebiyle Nisapur' u birakarak Rey'i devletin yeni baskenti yapti .(1042)

Tugrul Bey zamaninda Bizans ve Gürcülere karsi da büyük basarilar saglanmisti. Arslan Yabgu'nun oglu Kutalmis ve ibrahim Yinal Bizans-Gürcü kuvvetlerini Pasinler Savasi ile büyük bir hezimete ugrattilar (1048). Bu savasta Gürcü Krali Liparit esir edilmis; istanbul'daki yikik bir caminin onarimi ve Tugrul Bey adina burada hutbe okunmasi sartiyla serbest birakilmistir. 1054 yilinda Tugrul Bey Azerbaycan'daki mahallî hükümdarlari itaat altina aldiktan sonra Anadolu'ya yönelmis ve Malazgirt'i kusatmistir. Ancak kisin yaklasmasi üzerine geri dönmüs Yakutî'yi Anadolu akinlarini devam etmekle görevlendirmistir. Tugrul Bey Abbasi Halifesi Kaim bi-Emrullah'in istegi üzerine siî Büveyhogullarinin tehdidi altindaki Bagdat'a 1055 ve 1058'de iki kez girmis ve böylece "dogunun ve batinin hükümdari" unvanini bizzat halifeden alarak Selçuklularin islâm dünyasinin koruyucu liderligini üstlendigini kabul ettirmistir.Devletin kurulusunda önemli rol oynayan Çagri Bey 1060'ta ve Sultan Tugrul Bey ise 1063'de öldü. Çagri Bey cesareti ve kumandanligi Tugrul Bey ise adaleti ve siyasî zekâsiyla II. Göktürk Devleti'ndeki Bilge ve Kül-Tigin kardesleri hatirlatan büyük sahsiyetlerdir.

Tugrul Bey' in çocugu yoktu.Bu sebeple Selçuklu tahtina Çagri Bey'in büyük oglu Süleyman'i vasiyet etmisti. Ancak Çagri Bey'in diger oglu Alp Arslan bunu kabul etmedi. Henüz çocuk yastayken babasini temsil eden Alp Arslan Karahanli ve Gaznelilere karsi basarilar elde etmis onlari itaate zorlamisti. Bu sebeple Selçuklu tahtinin hakki oldugunu düsünüyordu. Ayni zamanda Arslan Yabgu'nun oglu Kutalmis da kendini sultan ilân etmisti. Askerlerin destekledigini alan Alp Arslan Kutalmis'in isyanini bastirdi ve Rey'de tahta çikti. Nizamülmülk'ü vezirlige getirdi (1064).

Alp Arslan devlet nizamini saglar saglamaz Azerbaycan ve Anadolu üzerine sefere çikti. Tugrul ve Çagri Beyler henüz devlet kurulmadan bu bölgelere akinlar düzenlemisler kalabalik Türkmen kitleleri batiya yönelmislerdi. Bu sebeple Alp Arslan yeni fetih alani olarak Anadolu'yu seçmistir. Alp Arslan Azerbaycan ve Kafkasya'da birçok kaleyi ele geçirdikten sonra Dogu Anadolu'ya girdi. Hiristiyanligin dogudaki en güçlü kalesi olan Ani'yi siddetli bir kusatmadan sonra ele geçirdi. Ardindan Kars'a girdi (1064).1065 yilinda atalarinin ilk yerlestigi sehir olan Cend'e gitti ve Kipçaklari hâkimiyeti altina aldi. Kirman Meliki Kavurd'un isyanini da bastiran Alp Arslan böylece devletin dogu sinirlarinin emniyetini saglayarak bütün gayretini Anadolu'ya sarf etmeye basladi.

Sultan Alp Arslan Azerbaycan üzerinden Malazgirt'e gelerek burayi kisa sürede ele geçirdi . Ardindan Ahlat Meyafarikin (Silvan) Amid (Diyarbakir) ve havalisini fesetti .

Sultan Abbasi halifeligini tehdit eden Misir Fatimî Devleti'ne karsi sefere hazirlandigi sirada Bizans imparatoru Romen Diyojen'in Dogu Anadolu'ya ilerledigini ögrendi. sam'a yürümekten vazgeçen sultan hizla geri döndü ve Malazgirt'te Bizans ordusunu agir bir yenilgiye ugratti. Bu savas sonuçlari itibariyla Dandanakan'dan sonra cereyan eden en önemli meydan savasidir. Bu savastan sonra Türkler için Anadolu'da yeni bir dönem baslar.Sultan Alp Arslan Malazgirt'ten sonra çikan karisikliklari bastirmak amaciyla Maverâünnehir üzerine sefere çikar. Ancak burada esir alinan bir kale komutani tarafindan hançerlenir ve 25 Kasim 1072'de vefat eder .

Alp Arslan kendinden sonra tahta geçmesi için oglu Meliksah'i veliaht olarak hazirlamisti. Nitekim Alp Arslan'in ölümü üzerine Meliksah henüz 18 yasinda iken sultanliga getirildi (1072). Meliksah öncelikle sinirlara tecavüz eden Karahanli ve Gazneliler'i yenerek barisa zorladi. Ardindan amcasi Kavurd'un isyanini bastirdi (1073).

Devlet merkezi Rey'den daha güneydeki isfahan'a tasindi. Bizans'in Malazgirt'ten sonra anlasmaya uymamalari üzerine Anadolu akinlari hizlandirildi. Kutalmis'in ogullari ve bazi Türkmen reisleri Bati Anadolu'ya kadar akinlar düzenlediler. Bu arada Türkmen liderlerinden Atsiz Suriye'yi ele geçirdi. Kudüs sehri Fatimîlerden alindi. Meliksah kardesi Tutus'a Suriye'nin idaresini verdi (1078).

Anadolu fatihlerinden Artuk Bey Meliksah'in emriyle Arabistan Yarimadasi'ndaki Hicaz Yemen ve Aden'i Selçuklu topraklarina katti.

Meliksah 1087'de çiktigi sefer sonucunda Karahanlilarin dogu kolunu da hâkimiyeti altina aldi. Sultan Meliksah henüz 38 yasinda iken zehirlenerek öldü ( 1092).

Meliksah zamaninda Büyük Selçuklu Devleti en genis sinirlarina ulasmistir. Bu sinirlar batida Anadolu ve Misir'dan doguda Balkas ve Isik gölüne; kuzeyde Kafkaslardan güneyde Arabistan Yarimadasi'na kadar uzanmaktaydi.

Büyük Selçuklu Devleti'nin Dagilisi

Meliksah döneminde Selçuklu Devleti en parlak yillarini yasamistir. Ancak Meliksah'in ölümünden sonra gelisen bazi olaylar devletin gücünü kirar. Büyük Selçuklularin dagilisini hizlandiran gelismeleri söyle siralayabiliriz :

Haçli Seferleri: Türklerin Anadolu'yu fesi ve Bizans'i tehdit etmesi Kudüs'ün Müslümanlarin eline geçmesi gibi sebepler Hristiyan dünyasini ortak hareket etmeye yöneltmisti. Meliksah'in ölümüyle baslayan taht mücadelelerini firsat bilen Hristiyanlar haçli seferlerini baslattilar (1096). Suriye ve Filistin'in büyük bölümü Haçlilarin eline geçti.

Bâtinîlik Hareketleri: Misir'daki siî Fatimîler Selçuklu Devleti'ni zayiflatmak ve kendi propagandalarini yapmak için adamlar yetistiriyordu. Bu kisiler islâmiyet'le tamamen ters düsen inanislar tasidiklarindan Bâtinî adiyla anilmislardir. Bunlardan biri de Hasan Sabbâh'dir.

Cahil kitleler arasinda taraftarini artiran bu kisi Hazar'in güneyinde yer alan Alamut kalesini ele geçirmis ve burayi üs olarak kullanmistir (1090). Hashas gibi uyusturucularla kendine bagladigi fedaîler vasitasiyla devletin ileri gelenlerine suikastlar tertip etmislerdir. Nitekim Meliksah'in ünlü veziri Nizamülmülk de bu fedaîler tarafindan öldürülmüstür.

Meliksah bu kötülük yuvasini yikmak için Türkmen reisi Kizil Sarig'i Alamut'a yollamis fakat sultanin ölümü üzerine kusatma kaldirilmistir. Batinîlik hareketi XIII. yüzyil ortalarina kadar faaliyetine devam etmistir.

iç Mücadeleler: Selçuklu Devleti'nin dagilmasinda esas rol oynayan kendi aralarindaki mücadeleler olmustur. Taht kavgalari bagli beyliklerin bagimsizligini ilân ederek birbirleriyle mücadele etmeleri ve isyanlar ülkenin düzenini bozmustur .

Meliksah'in ölümü üzerine Selçuklu tahtina oglu Berkyaruk geçmisti (1092). Fakat Suriye Selçuklu Meliki Tutus yegeninin hükümdarligini kabul etmeyerek taht üzerinde hak iddia etti. Tutus Berkyaruk ile yaptigi savasi kaybetti ve öldü (1095). Bu zafere ragmen Bâtinî ve Haçli hareketleri karsisinda basarili olamayan Berkyaruk henüz 25 yasinda iken öldü (1104). Berkyaruk'tan sonra Selçuklu tahtina kardesi Mehmet Tapar geçti (1104-1118) . Haçlilar ve Gürcülere karsi bazi basarilar kazanildiysa da iç mücadeleler birligin saglanmasini engelliyordu.

Mehmet Tapar'in ölümünden sonra tahta oglu Mahmut geçmisti. Meliksah'in diger oglu Horasan Meliki Sencer kendini sultan ilân etti ve Mahmut'u himayesine aldi (1119). Böylece Sencer büyük sultan olurken Mahmut Irak Selçuklu Sultani olarak kaliyordu. Selçuklu baskentini Merv'e tasiyan Sultan Sencer Büyük Selçuklu Devleti'nin son büyük hükümdaridir. Onun zamaninda devlet tekrar eski gücünü toparlamaya baslamistir. Bu sebeple Sultan Sencer zamani için ikinci imparatorluk devri adi verilir.

Sultan Sencer henüz Horasan meliki iken Gaznelileri ve Karahanlilari 1121'de ise Afganistan'daki Gurlu Devleti'ni kendine baglamistir. Ayrica Selçuklu ülkesinin tamaminda hâkimiyet kurarak birligi saglamisti. Fakat 1141 yilinda dogudan gelen Kara-Hitaylar 'a karsi yaptigi Katavan Savasi'nda yenilince itibarini kaybetti. Maverâünnehir Kara-Hitaylarin eline geçti . Ülkede tekrar otorite boslugu dogdu. Nitekim iran asilli memurlarin fazla vergi istemesi üzerine devletin asil unsuru olan Oguzlar (Türkmenler) isyan ettiler daha fazla toprak istediler. Sultan Sencer soydasi oldugu Oguzlara esir düstü (1153). Oguzlar Horasan bölgesini ellerine geçirdiler. Sultan Sencer serbest birakildi. Fakat bir müddet sonra öldü. Sencer'in ölümüyle Büyük Selçuklu Devleti fiilen son bulmustur (1157).Büyük Selçuklu Devleti Karahanlilar ve Gazneliler ile baslayan Türk-islâm devlet gelenegini saglam temellere oturtan ilk büyük cihan devletidir. Daha sonra kurulan Türk devletlerine her açidan örnek olmuslardir .

Büyük Selçuklulara Bagli Devletler

Dandanakan Savasi'ndan sonra yapilan kurultayda ülkenin çesitli bölgelerine hanedan üyelerinin idareci olarak gönderildigini belirtmistik. Gönderildikleri bölgelerde devlete bagli kalmak sartiyla kendi idaresini kuran bu kisiler Meliksah'in ölümünden sonra (1092) bagimsizliklarini ilân etmeye baslamislardir. Bu dönemde ülke dörde bölünmüstür: Irak ve Horasan Kirman Suriye ve Anadolu.

Irak ve Horasan Selçuklulari (1092-1194)

Irak ve Horasan Selçuklu Devleti'nin merkezi durumundaydi. Sultan Mehmet Tapar'dan sonra Selçuklu tahtina geçen oglu Mahmut tahta geçtigi sirada amcasi Sencer Horasan meliki idi. Sencer Mahmut'u tahttan indirdi ve himayesine aldi. Mahmud merkezi Hemedan olan Irak Selçuklu Devleti sultanligina getirilirken Sencer büyük sultan sifatiyla Horasan'daki Merv'de tahta oturdu. (1119) Irak Selçuklulari Azerbaycan'dan Fars bölgesine Horasan Selçuklulari ise Maverâünnehir'den Afganistan'a kadar uzanan bölgeleri içinde barindirmaktaydi. Irak Selçuklularinin son sultani III. Tugrul devrinde yönetim aslinda atabeylerin eline geçmisti. Sultan Tugrul'un Harezmsah Tekis'e yenilmesiyle Irak Selçuklularinin topraklari Harzemsahlara geçti (1194).

Kirman Selçuklulari ( 1092-1187)

Çagri Bey'in oglu Kavurd Selçuklularin Kirman kolunun basi idi. iran'in güneyinde yer alan Kirman'dan baska Fars Hürmüz ve Umman'i da zapt etmisti. Birkaç kez isyan eden Kavurd Sultan Meliksah tarafindan bogdurulmustu. Yerine geçen ogullari Selçuklulara bagli kaldilar. Bir ara Gurlular'in hâkimiyetine giren Kirman Selçuklularina Oguz Basbugu Dînar tarafindan son verilmistir (1187).

Suriye Selçuklulari ( 1092-1117)

1077 yilindan beri Suriye Selçuklu meliki olan Tutus kendini sultan ilân ederek Berkyaruk'un üzerine yürümüs fakat yenilmisti (1095). Ogullarindan Ridvan Halep'te ve Dokak sam'da hâkimiyetlerini ilân ettiler. Halep hakimi Ridvan Haçlilarla mücadele etti. Bir ara sinirlarini Güney Anadolu'ya kadar genisletti. 1117'ye gelindiginde her iki bölgede de hâkimiyet atabeylerin eline geçmisti.

Türkiye Selçuklulari (1075-1308)

Türkiye Selçuklulari kolu Arslan Yabgu'nun oglu Kutalmis'in neslindendir. Kutalmis'in oglu Süleyman sah 1075'te iznik'i almis ve oglu I. Kiliçarslan burada hükümdarligini ilân etmistir (1092). Daha sonralari Konya baskent olmustur. Türkiye Selçuklulari ilhanlilar tarafindan ortadan kaldirilmistir (1308).

Atabeylikler

Ülke idaresini ögrenmek için çesitli bölgelere gönderilen sehzadeleri egitmek ve onlara vekillik etmekle görevlendirilen tecrübeli komutanlara atabey denilmektedir. Atabeyler Selçuklu Devleti'nin zayifladigi zamanlarda bölgedeki gücünü ve nüfuzunu artirarak idareyi tamamen ellerine geçirmislerdir. Böylece atabeylik adi verilen sülâleler ortaya çikmistir. Büyük Selçuklular zamaninda ortaya çikan atabeylikler sunlardir:

Salgurlular (1147-1284)

Oguzlarin Salgur (Salur) boyundan Atabey Sungur tarafindan kurulmustur. Güney iran'daki Fars bölgesinde kuruldugu için Fars Atabeyligi olarak da bilinir. Merkezi siraz idi. ilhanlilarin hâkimiyetinden sonra 1284'te sülâle sona ermistir.

ildenizogullari (1146-1225)

ildenizliler veya Azerbaycan Atabeyligi de denir. Kipçak Türklerinden semseddin il-deniz'in kurdugu Atabeyligin merkezi Tebriz idi. Zamanla çok güçlenen ildenizliler Azerbaycan'dan baska bütün Irak'a Hemedan ve isfahan'a da hâkim oldular. Celâlettin Harzemsah 1225'de Tebriz'i ele geçirince bu atabeylik sona ermis oldu.

Beg-Teginogullari (1146 -1232)

Musul Atabeyi Zengî'nin valilerinden Beg-tegin oglu Zeyneddin Ali Küçük tarafindan kurulmustur. Merkezi Erbil olup sehr-i Zor Hakkari Sincar ve Harran atabeyligin sinirlari içerisindeydi. Ülkeyi 44 yil basariyla yöneten Kök-Böri Anadolu Selçuklularina bagliydi. Ölünce vasiyeti geregi Erbil Abbasi halifeligine verildi (1225).

Böriler (sam Atabeyligi) (1128-1154)

Suriye Selçuklulari'nin sam kolu Atabey Tugtekin tarafindan yönetiliyordu. Oglu Tacü'l-mülk Böri babasinin ölümü üzerine idareyi ele aldi. Pek güçlü olmayan bu atabeylik Zengî Atabeyi Nureddin Mahmut tarafindan ortadan kaldirildi (1154).

Zengîler (1127-1259)

Meliksah'in Halep Valisi Ak-Sungur'un oglu imadeddin Zengi'nin Musul valiligine getirilmesiyle kuruldu (1127). Haçlilara karsi verdikleri mücadelelerle öne çikmislardir. imadeddin Zengî Haçlilardan Urfa'yi alinca Avrupalilar II. Haçli Seferi'ni düzenlemislerdir (1137). Zengî'nin ölümünden sonra atabeylik Musul ve Halep olmak üzere iki kola ayrildi (1146). Halep'teki oglu Nureddin Mahmut haçli kontluklarina karsi basarili mücadeleler verdi. sam'daki Börileri kendine bagladi. Haçlilarla is birligi yapan Misir Fâtimî Devleti'ni ortadan kaldirdi (1171). Nureddin Mahmut ölünce atabeylik Eyyûbî ailesine intikal etti (1174). Nihayet 1259'da ilhanlilar atabeyligin tamamini isgal ettiler.

Kirgizlarin Orhun-Yenisey'deki Uygurlari 840 yilinda ortadan kaldirmasi ve ardindan kendilerinin de Mogol hâkimiyetine girmeleriyle beraber en eski Türk yurdu Mogollarin eline geçmisti. Artik X. yüzyildan itibaren gittikçe güçlenen Mogol kabileleri Türklerin siyasî bir birlik olusturamamasindan da yararlanarak faaliyetlerini artirmislar ancak kendileri de güçlü bir siyasî birlik olusturamadiklari gibi üstelik birbirleriyle sürekli mücadele etmislerdir. XII. yüzyilda en güçlü Mogol kabileleri Orhun-Tula boylarinda yasayan Kerayitler Baykal gölünün güneyindeki Merkitler irtis civarindaki Naymanlar idi. Bu sirada Karahitaylar da Maverâünnehir'de Harezmsahlarla mücadele halindeydi. Cengiz Han'in mensubu oldugu Kiyat kabilesi ve diger Mogol kabileleri ise Onon-Kerülen boylarinda daginik hâlde yasamaktaydilar.1155 yilinda dünyaya gelen Cengiz (asil adi Temuçin) henüz çocuk iken Kiyat kabilesinin han sülalesi Borcigidlerden gelen babasi Yesügey Bahadir'in Tatarlar tarafindan öldürülmesiyle kendini zorlu bir mücadelenin içinde bulmustur. Kahramanligi ve zekasiyla kisa zamanda sivrilen Cengiz 20 yasindayken bölgede önemli bir güce sahip Kerayitlerin beyi Tugrul'un himayesini kabul edip Cacirat beyi Camuka ile de kan kardeslik kurarak nüfuzunu ve gücünü artirmistir. kongrat kabilesi beyinin kizi Börte ile yaptigi evlilik ise mücadelesinde ona büyük bir üstünlük saglamistir. Nitekim karisini kaçiran Merkitleri Kerayit ve Caciratlarin yardimiyla yenilgiye ugratmis ardindan Buirnor Tatarlarini ezmistir (1198). Cengiz'in Tugrul Han ile birlikte Mogolistan'da hâkimiyet kurmaya çalismasina Camuka karsi çikmissa da 1201'de yapilan savasta Cengiz galip gelmistir. Ardindan Cengiz Çagan ve Alçi Tatarlari üzerine yürümüs yenilgiye ugrayan Tatarlarin çogu katledilmistir (1202).

Temuçin'in gittikçe güçlenmesini kendi hâkimiyeti için tehlikeli bulan Kerayit hani Tugrul ittifaki bozarak Temuçin'e karsi harekete geçmis fakat yenilerek itaat altina alinmistir (1203). Ayni yil içinde Camuka'nin da katildigi Naymanlarin öncülügündeki Merkit Oyrat Tatar gibi kabilelerin olusturdugu ittifakla mücadeleye girisen Temuçin uzun mücadelelerden sonra galip gelip bütün Mogol kabilelerine hâkimiyetini kabul ettirmistir(1206).

1206 ilkbaharinda Türk ve Mogol kabilelerinin katildigi bir kurultayda Temuçin Cengiz (Çingiz) adini alarak büyük kagan ilân edildi. Bu tarihten itibaren Cengiz siradan bir Mogol kabile lideri olmaktan çikarak cihansümul bir devletin kurucusu ve hani olmustur. Özellikle devletin yeniden teskilâtlanmasinda kendisine gönüllü katilan idikut Uygurlarinin ve Öngütlerin büyük tesiri vardir. Askerî sahada devlet teskilâtinda ve daha sonraki dönemlerde tebarüz edecek olan kültür hayatinda Türk tesiri açiktir. Nitekim Cengiz'in ogullari tarafindan kurulacak çogu devlet kisa zamanda Türklesmistir.

Büyük bir imparatorluk kurmayi hedefleyen Cengiz ilkin Kansu ve Ordos bölgesine hakim olan Tibet kökenli Tangut devleti'ni itaat altina almis (1209) ardindan Kuzey Çin'deki Kin hanedanliginin merkezi durumundaki Pekin'i uzun süren savaslar neticesinde yerle bir etmistir (1215).

Tibet ve Çin' hâkimiyetinden sonra Cengiz batiya yönelmis ve önünden kaçarak sigindigi Kara Hitay Devleti'ni sonradan eline geçiren Nayman prensi Küçlük'ün üzerine komutani Cebe Noyan'i takiple görevlendirmistir. Nihayet Cebe Noyan 1218'de Küçlük'ü öldürmüs ve böylece Karahitaylari devletine katan Cengiz Harzemsahlar ile komsu olmustur. Büyük Selçuklularin vârisi durumundaki Harezmsahlar ile Cengiz baslangiçta bir dostluk anlasmasi imzalamislar ise de Sultan Muhammed'in Cengiz aleyhine Merkitleri desteklemesi ve Otrar sehrinde Mogol elçilik heyetinin esir alinip öldürülmesi üzerine anlasma bozulur.

1220 yilinda Cengiz'e bagli kuvvetler Otrar'dan baslayarak Signak Urkent Barçinligkent'i ele geçirerek elçilik heyetinin intikamini kanli bir sekilde aldilar. Buhara ve Semerkant gibi önemli sehirlerin ardindan devletin merkezi olan Harezm bölgesindeki Gürgenç'te tahrip edildi. Böylece Harzemsah topraklari tamamen Cengiz'in eline geçmis oldu (1221). Harzemsahlarin ortadan kalkmasiyla bütün Maveraünnehir Afganistan ve Horasan imparatorluga dahil olurken bu bölgelerdeki yerlesik ve konar göçer Türk nüfusunun bir kismi Mogol istilâsindan kaçarak Anadolu'ya Malazgirt'ten sonraki ikinci büyük Türk göçünü baslatmistir.

Cebe Noyan ve Sebutey gibi komutanlari vasitasiyla Kafkasya ve Güney Rusya'ya seferler düzenleyen Cengiz Han 1227 yilinda yeni bir Çin seferine bizzat çiktigi sirada Kansu yakinlarinda ölmüstür. Cengiz Han Onon ve Kerülen irmaklarinin kaynaginda Burhan Haldun Daglari'nda gizli bir yere gömülürken geride Karadeniz'den Büyük Okyanusa uzanan büyük bir devlet birakmistir.

Cengiz Han daha sagligindaTürk-Mogol devlet anlayisina uygun olarak ülke topraklarini ogullari arasinda taksim etmistir. Bu paylasmaya göre büyük oglu Cuci Dest-i Kipçak'in Çagatay Türkistan'in Ögeday dogu bölgelerinin ve küçük oglu Toluy Mogolistan'in hâkimi olacaktir. Ancak Cengiz'in ölümü ve merkezi kaganligin zayiflamasi ile beraber bu bölgelerde müstakil devletler kurulmustur: Kubilay Hanligi ilhanlilar Çagatay Hanligi ve Altin Orda.

Kubilay Hanligi (1280-1368)

Cengiz'in vasiyetine uyularak ölümünden sonra yerine üçüncü oglu Ögeday kagan seçildi (1228). Onun zamaninda Kore Kuzey Çin tamamiyla imparatorluga baglandi. 1237-1241 yillarinda Bati seferi ile Kipçak ülkesi Rusya ve bütün Dogu Avrupa ele geçirildi. Ancak Ögeday'in ölümünden(1241) sonra bir müddet esi tarafindan idare edilen devlete kurultay karariyla Cuci'nin oglu Batu Han'in itirazina ragmen oglu Kiyuk kagan seçilmistir. Onun da 1248'de ölmesi üzerine bu kez Kiyuk'un esi yine kagan seçilene kadar üç yil devleti idare etmistir. 1251'de toplanan kurultayda Toluy'un oglu Mengü'nün kagan seçilmesiyle hâkimiyet Ögeday neslinden Toluy nesline geçer.

Fakat 1259 yilinda ölen Mengü yerine küçük kardesi Arik Buka'yi vasiyet etmisse Kubilay bunu tanimayarak komutanlarin da muvafakatiyla Pekin'de kaganligini ilân eder ve böylece taht mücadelesi tekrar kizisir. Arik Buka'yi yenen Kubilay devletin merkezi olan Karakurum'a dönmeyerek Çin'de kalir. Çin geleneklerini benimseyen devlete Cengiz imparatorlugu'nun diger kesimlerindeki bagli devletler ve çogu Mogol kabileleri sicak bakmazlar. Nitekim ilhanlilardan baska gerçek bir baglilik gösteren devlet olmamistir. Neticede Kubilay Hanligi Çin'de Yüan Hanedani adiyla bilinen Çinlilesmis bir hanedan dönemini baslatmistir.

ilhanlilar (1256-1336)

Toluy'un oglu Hülagü kardesi Toluy'un oglu Mengü "büyük kagan" sifatiyla kardesi Hülagü'yü batida yeni fesedilecek bölgelerin Kösedag savasiyla tâbi durumuna düsmüs Anadolu'nun ve iran'in idaresiyle görevlendirmisti(1253). Böylece ilhanli Devleti'nin temeli atilmis oluyordu. 1256'da Amu Derya'yi geçerek iran'a giren Hülagü hiç bir direnisle karsilasmamis sadece kendisine karsi koyan ismailî (Batinî) lideri Rükneddin'i ünlü Alamut kalesinde ele geçirerek bütün taraftarlarini ortadan kaldirip iran'in zaptini tamamlamistir. Sonra Bagdat'i ele geçiren Hülagu Halife Müstasim ve aile fertlerini öldürmüs (1258). Halife ailesinden kaçabilenlere sahip çikan Memlûk Sultani Baybars bunlardan birini halife ilân ederek halifeligi Misir'a tasimistir. ilhanlilar'a karsi Memlûk Altinorda ve Anadolu Selçuklulari arasinda bir ittifak olusturulmaya çalisilmissa da ilhanlilarin Suriye iran ve Anadolu'ya hâkimiyeti önlenememistir.

ilhanli hükümdari Ahmet Teküdar (1282-1284) islâmîyet'i kabul etmis Gazan Han zamaninda (1295-1304) ise ilhanlilarin tamami artik Müslüman olmustur. Gazan Han ile birlikte Türk ve islâm karakteri ilhanlilarda bariz bir hâle gelmistir. Ancak Ebu Said Bahadir Han (1316-1335) dönemindeki iç çekismeler devleti yipratmis ve ülkenin idaresi zamanla Azerbaycan'da Emir Çoban Ogullari ve Bagdat'ta seyh Hasan olmak üzere baslica iki ailenin eline geçmistir. Bu arada bir Uygur Türk'ü olan Eretna Bey Dogu Anadolu'da hâkimiyeti ele geçirerek hükümdarligini ilân etmistir (1343).

Altin Orda (1227-1502)

Altin Orda Hanlari Cengiz Han'in büyük oglu Cuci neslindendir. Dest-i Kipçak'in idaresini üstlenen Cuci'nin 1227 yilinda ölmesi üzerine on sekiz oglundan en büyügü olan Orda ile ikinci oglu Batu dedeleri Cengiz Han'in yanina giderek han olmak istemislerdi. Cengiz Han orda adi verilen iki karargâhtan (otag) altin aksamli Ak-Orda'yi Batu'ya gümüs aksamli Gök-Orda'yi Orda'ya kurdurdu. Böylece ikinci ogul Batu'yu babasi Cuci'den sonra hanlik makami için tercih etmis oluyordu. Ak-orda veya Altin-orda adiyla Batu Han Dogu Avrupa'ya kadar bütün Dest-i Kipçak'in hâkimi olurken kendisine baglanan agabeyi Orda Gök-orda adiyla itil'den irtis'e kadar olan devletin dogudaki topraklarini yönetmekteydi. Devletin Baskenti Saray sehri idi. Bu olaydan sonra Batu Sayin Han; Orda ise içen Han lakaplari ile anilacaklardir.

Batu'dan sonra basa geçen kardesi Berke islâmiyetî kabul eden ilk Altin-Orda hanidir ve devlet en parlak dönemini onunla yasamistir. (1256-1266). Özbek Han(1313-1340) zamaninda ise islâmiyet resmî din olarak kabul edilmis ve zaten ordu ve halkinin hemen tamami Türk olan Altinorda Devleti tam bir Müslüman-Türk devleti hüviyetine bürünmüstür. Ayni dönemde devletin dogu kanadi olan Gök-Orda sülâlesi ortadan kaldirilarak devlet merkezilesmistir. Fakat 1369 yilindan sonra Cuci'nin diger ogullari; Togay-Timur ve siban neslinden gelenler güç kazanmislardir. Togay-Timur nesli Altin-orda hanlik makamini ele geçirirken siban neslinden gelenler de Bati Sibirya'da hükümran olmuslardir.

Toktamis Han zamaninda (1379-1396) Timur'un darbesi ile sarsilan Altin-Orda Devleti Küçük Muhammed Han zamaninda (1427-1440 ); Altin-Orda devleti bölünmeye baslamis ve nihayet seyh Ahmet Han (1481-1502 ) ile birlikte devlet tamamen ortadan kalkmistir.

Altin-Orda Devleti'nin zayiflayip yikilmasiyla hâkim oldugu sahalarda yeni hanliklar kurulmustur.

Kirim Hanligi (1441-1783)

Kirim ve civari Batu Han'in kardesi Togay-Timur neslinden gelen beylerin idaresinde idi. Timur'un Altin-Orda'yi parçalamasiyla Togay-Timur neslinden Haci Giray Han adina para bastirarak(1441) hanligi kurmus ve Bahçesaray'i baskent yapmistir. Haci-Giray Han'in 25 yillik hâkimiyetinin ardindan ölümüyle ogullari arasinda taht kavgalari baslamis ve Nur Devlet ile Mengli Giray fetret devrinde birbirleriyle mücadele etmislerdir.

Kirim ileri gelenleri bu mücadeleyi önlemek için Osmanlilardan yardim isteyince Fatih Gedik Ahmet Pasa komutasindaki donanmayi Kirim'a göndermis Kefe ile Azak Ceneviz ve Venediklerden kurtarilmistir.(1475) Mengli Giray 1478 yilinda hanliga getirilerek Kirim Hanligi Osmanli himayesine alinmistir. 300 yil süren bu beraberlik 1783'de Kirim'in Ruslar tarafindan ilhak edilmesiyle son bulmustur.

Ejderhan Hanligi (Astrahan veya Haci Tarhan Hanligi) (1466-1556)

Altin-Orda hanlarindan Küçük Muhammed'in torunu Kasim Han tarafindan 1466 yilinda kurulmustur. Adini baskentleri olan Hazar kiyisindaki Ejderhan'dan alir. Don-itil-Kuban irmaklari arasindaki ticaretin yogun oldugu bölgede kurulmasina ragmen askerî ve siyasî güce sahip olamadiklari için hanlik 1556'da Rusya tarafindan isgal edilmistir.

Kazan Hanligi (1437-1552)

Hanlik Batu Han'in kardesi Togay-Timur'un neslinden Ulug-Muhammed tarafindan kurulmustur. (1437). Hanlik Kazan merkez olmak üzere itil Bulgar Devletinin de merkezi olan Kazan sehri hanliga ismini vermistir. Mahmud Han (1445-1461)'dan sonra iç çekismeler ve Rus baskisinin artmasi hanligin sonunu hazirlamistir. 1521'de kisa bir süre için Kirim Hanligi'na baglanan Kazan Hanligi Rus tehlikesine karsi Osmanlilar tarafindan himaye edilmisse de IV. ivan hanligi 1552'de ele geçirmistir.

Kasim Hanligi (1445-1681)

Kazan Hanligi'nin kurucusu Ulug Muhammed Han 1445 tarihinde esir aldigi Rus knezini birakmak sartiyla Oka irmagi üzerindeki Gorodets sehri ve etrafinin oglu Kasim Han'in idaresinde birakilmasini Ruslara kabul ettirmis(1445) bu tarihten sonra hanlik Kasim Han'in adiyla anilmaya baslamistir. Moskova Knezligi'ni kontrol altinda tutmak amaciyla Kazan Hanligi'na Kasim Hani sah Ali'nin kardesi Can Ali getirilmistir. Kasim Hanligi da 1552 yilinda bütünüyle Rus nüfuzu altina düsmüs ancak hanlik 1681 yilina kadar seklen devam etmistir.

Sibir Hanligi (Küçüm Hanligi)

Altin-Orda Devleti'nin parçalanmasindan sonra kurulan Sibir Hanligi'nin bilinen ilk hükümdari Mamik oglu Tabuga'dir. Hanlik bugünkü Mogolistan'in kuzeyinden Sibirya'ya kadar uzanan bir bölgeyi içine almakta ahalisinin büyük çogunlugu Kirgiz Yakut ve Kipçak Türklerinden olusmaktaydi. Hanligin merkezi önce Tümen sehri ve sonra Sibir olmustur. Hanlik Rus ilerleyisi karsisinda Yadigar Han zamaninda Çar ivân'in hâkimiyetini tanimak zorunda kalmistir (1555). Bunun üzerine Altin-Orda hükümdari Ahmed Han 'in torunu Küçüm Han Yadigar Hani yenerek Sibir Hanligi'nin basina geçmistir(1563). Bu sebeple hanlik Küçüm Hanligi diye de bilinmektedir. Bölgede islâmiyet'i yayan Küçüm Han önceleri Ruslara karsi basarili olduysa da âtesli silahlarla Sibir'e giren Rus ordularini sürekli daha kalabalik ve âtesli silahlarla mücehhez kuvvetlerle ileri hareketlerine devam eden Ruslar Küçüm Han'in ölümünden sonra (1598) hanligi ele geçirmislerdir.

Nogay Hanligi

Hanliga adini veren Nogay Altin-Orda Devleti'nin önemli komutanlarindan biridir. 1259-1299 yillari arasinda devlet üzerinde söz sahibi olmus olan Nogay Alti-Orda Hani Tokta ile anlasmazliga düsmesi sebebiyle giristigi mücadelede yenilerek öldürülmüstür fakat emrinde bulunan ve onun adiyla anilan boylar Altin-Orda'nin parçalanmasi üzerine Nogay Hanligi'ni kurmuslardir. Hanligin baskenti Yayik irmagi deltasindaki Saraycik sehri idi. Ahalisi içerisinde çogunlugu olusturan Kirgiz Kipçak Türkleri yaninda Türklesmis Mogol kabilesi Mangitlar da bulunuyordu. Ruslarin Kazan Hanligi'ni ele geçirmesiyle Nogaylar bir kaç kisma ayrilmislardir. bunlardan bir kismi Büyük Nogay Ordasi adi altinda Rus hâkimiyetini tanimislardir (1557). Daginik olarak yasayan diger Nogaylarin önemli bir kismi daha sonra Anadolu'ya göç ederek burada yerlestirilmislerdir.

Çagataylilar (1227 -1370)

Cengiz'in ölümünden sonra oglu Çagatay Han adina Besbalig'dan Ceyhun'a uzanan Türkistan'in tamamini içine alacak sekilde Çagatay Hanligi kurulmustur. Çagatay Hanligi'nin en parlak dönemi otuz yillik istikrarli bir yönetim gösteren Duva Han ( 1277-1307) dönemidir. Duva Han'dan sonra gelen hanlar döneminde yine devletin kurulusundan beri süregelen meseleler devam edecektir. Mübarek sah (1251-1261) Müslüman olan ilk Çagatay hanidir. Kazan Timur Halilullah Han (1340- 1345)'dan sonra Çagataylilar içinde Müslüman olmayan kalmayacaktir.

Baskentin Maveraünnehir 'de Karsi sehrine nakledilmesinden sonra idarede islâm tesiri iyice artmistir. Kazan Timur'un ölümünden sonra (1345) devletin dizginleri emirlerin eline geçmistir. Böylece merkezin gücü büsbütün zayiflamis basta Çagatay soyundan bir han bulunmakla beraber emirler bunlari istedikleri gibi yönlendirmislerdir. Tugluk-Timur Han'in zamaninda hanlik bir ara kendini toparlar gibi olmussa da bu durum Timur'un devletini kurmasina kadar (1370) devam etmistir . Türkistan' da konusulan dil Çagatay Hanligi ile ilgili olarak Çagatay Türkçesi diye anilmaktadir.

TiMUR iMPARATORLUgU

Babasi Barlas kabilesi lideri Turgay olan Timur 1336'da Semerkant yakinlarinda Kes (Yesil sehir)'de dogmustur. Timur'un ortaya çiktigi tarihlerde Çagatay Hanligi sarsinti geçirmekte idi. Otorite boslugundan faydalanan Cengiz hanedanindan olmayan emirler Çagatay hanligi içerisinde idareyi ele alarak nüfuzlarini artirmaktaydi. Nitekim 1360 yilindan itibaren adindan söz edilmeye baslayan Timur önce Emir Hüseyin ile 1370 yilindan itibaren de tek basina Maveraünnehir'de hâkimiyet kurmustur. Bu dönemde girdigi bir savasta ayaginin sakat kalmasi sebebiyle tarihlerde Aksak Timur (Timurleng) diye anilacak olan Timur Cengiz soyundan gelmedigi için emir unvanini kullanmistir.

Emir Timur 1370-1405 yillari arasinda yaptigi seferlerle Harezm Dogu Türkistan iran Azerbaycan Hindistan Delhi Sultanligi Irak Suriye Altin Orda Hanligi ve Osmanli Devleti'nin de içinde bulundugu muazzam büyüklükteki topraklara hâkim olmustur. Onun fetihleri sonuçlari açisindan Türk Tarihini derinden etkilemistir. Meselâ Altinorda Hani Toktamis üzerine düzenledigi seferler (1391/8) Altinorda Devleti'nin çöküsüne ve yerine bölge hanliklarinin kurulmasina sebep olurken Moskova Knezlerinin güçlenmesini de beraberinde getirmistir. Böylece XVI. yüzyildan itibaren Rusya'nin Kafkaslar ve Dest-i Kipçak'a dogru yayilmasi söz konusu olacaktir.

Ancak Timur'un Türkistan'a hâkim olmasi ayni zamanda Özbek Kazak ve Türkmenlerin günümüze kadar ulasacak olan tarihlerinin de mihengi noktasini teskil eder. 1398/99'da Hindistan Delhi Sultanligina düzenledigi sefer de bölgedeki siyasî ve kültürel yapinin degismesine sebep olmustur. Ancak Timur'un 1402 Ankara Savasi ile Yildirim Bayezid'i yenip Anadolu'yu ele geçirmesi Osmanli tarihinde unutulmaz bir yer tutar. Bu olayla Anadolu'daki Türk birligi sarsilmis beylikler yeniden canlanmis ve "Fetret Devri" dedigimiz taht mücadeleleri Osmanli Ddevleti'nin yipratmistir. Ülkesindeki karisikliklar sebebiyle Anadolu'da fazla kalamayan Timur Çin seferine giderken yolda hastalanarak ölmüstür (1405). Timur'un ölümünden hemen sonra devlet oglu ve torunlari arasinda paylasilmistir. Buna göre; Torunu Muhammed baskent Semerkant' ta tahta çikarken diger torunlari Pir Muhammed ile iskender iran' da 3. oglu Miransah Bagdat ve Azerbaycan'da en küçük oglu sahruh ise Horasan'da yerlesmislerdir.Timurlular adi verilen bunlar arasinda sahruh Maveraünnehir bölgesini de ele geçirerek Herat sehri merkez olmak üzere devletini kurdu. Ardindan iran ve Azerbaycan'i da hâkimiyetine alan sahruh dönemi (1407-1447) Türkistan'da parlak bir kültür hayatinin baslangici olmustur. sahruh'un ölümü üzerine tahta büyük bir alim ve astronom olan oglu Ulug Beg geçti. Onun iki yillik saltanati mücadeleler içinde geçmis ve oglu tarafindan öldürülünce ülke dahilinde büyük karisikliklar çikmistir. Nitekim Miransah'in torunu Ebu Said'in Akkoyunlu Uzun Hasan'a yenilmesiyle (1469) Horasan'in batisinda kalan bütün topraklar Akkoyunlularin eline geçti. Timurlulardan yalniz Hüseyin Baykara (1469-1506) Horasan'da tutunabilmistir. Baskenti Herat Türk tarihinde sayili kültür merkezlerinden biri oldu. Ünlü Türk sair ve ilim adami Ali sir Nevai burada yetismistir. Baykara'nin oglu Bediüzzaman'in hükümdarligi zamaninda Özbek hükümdari sibani Muhammed Han'in baskent Herat'i ele geçirmesi( 1507) Timurlularin sonu oldu. Timurlulardan Babür Türkistan'da basarili olamayinca Hindistan'a giderek (1519) Türk-Hind imparatorlugu'nu kurmustur.

TiMUR'DAN SONRA ORTA ASYA

Özbek Hanligi (sibaniler) (1428-1599)

Batu Han'in kardesi siban soyundan gelen Ebulhayr Han devletin kurucusudur. Altinorda Hani Özbek Han'in ahfadindan olduklari için devlete onun ismini vermislerdir. Özbekler 1428 yilinda Ebulhayr'i Sibir sehrinde han ilân etmisler ve Timurlularin içine düstügü karisikliklardan yararlanan Ebulhayr Han da 1431'de Gürgenç dahil olmak üzere Harezm'e 1447'ye dogru da Seyhun dolaylarinda Signak sehrinden Özkent'e kadar olan bölgeye hâkim olmustur. Ancak 1457'deki Mogol kabilelerin saldirisi yeterli direnç gösterilmedigi gerekçesiyle Özbeklerin bir kismi Ebulhayr'in hâkimiyetini tanimayarak kuzeye göç etmislerdir. Bunlar kendi baslarina buyruk hareket ettiklerinden dolayi Kazak diye anilacaklardir.

Ebulhayr Han Çagataylilar'dan Yunus Han'a karsi giristigi mücadeleyi kaybederek 1468 yilinda ölmüstür. Yerine geçen oglu sah-Budak Han ise Yunus Han ve Timurlulara karsi ülkesini koruyamamistir. Onun yerine geçen oglu Muhammed sibani Han önce Timurlularin iç mücadelelerinden faydalanarak Maverâün-nehr'i ele geçirmeyi basardi (1500). Ardindan Çagataylilar'i yenerek Taskent ve Sayram bölgelerini (1503) Timurlular'in elinden de Harezm Belh ve Herat sehirlerini alarak Türkistan'in en büyük gücü haline gelmistir. Ancak sibani Han Merv'de Safevi Hükümdari sah ismail ile yaptigi savasi kaybederek öldü (1510).

Muhammed sibani Han'dan sonra büyük bir sarsinti geçiren Özbek Hanligi uzun bir süre iç çekismelerle istikrarsiz bir dönem yasamistir. Muhammed sibani Han'dan sonra Özbeklerin en büyük hükümdari olarak kabul edilen II. Abdullah Han zamaninda (1580-1598) hanlik eski gücüne kavusmustur. Fakat 1597 yilinda Safevi Hükümdari sah Abbas'a yenilmesi Özbek Hanligi'nin parçalanmasina yol açmistir. Sonuçta Horasan Safevilere Taskent ve civari Kirgizlarin eline geçti. Diger bölgelerde müstakil hanliklar kuruldu.

Diger Özbek Hanliklari

Hive Hanligi (1512-1873)

sibaniler soyundan il-Bars Safevileri Harezm'den atmayi basararak merkez Ürgenç sehri olmak üzere Hive Hanligi'ni kurdu (1512). Arab Muhammed Han zamaninda (1603-1623) hanlik merkezi kuraklik sebebiyle Hive sehrine nakledilmistir. Hanlik tarihinde iç çekismeler Özbek Hanligi'na Mogol Kalmuklar'a Ruslar'a ve iran'a karsi mücadeleler eksik olmamistir. XVI. yüzyilin sonlarina dogru Amu-derya'nin yatagini degistirerek Hazar Denizi yerine Aral gölüne dökülmeye baslamasi bölgede ziraî ve iktisadî hayatin büyük ölçüde gerilemesine sebep olmustur. Hanlik Afsar hanedanindan Nadir sah'in Hive'yi ele geçirmesinden sonra (1740) kisa bir süre iran'a bagli kaldi. Deli Petro zamanindan beri Orta Asya'da gözü olan Ruslar hileyle önce Hazar kiyilarinda üs olusturup ardindan 1873 yilinda Hive'ye saldirdilar ve hanligi ele geçirdiler. Son Hive haninin Kizilordu tarafindan tahtan uzaklastirilmasina kadar ( 1920) seklen de olsa Hive Hanligi varligini korudu.

Hive Hanlarindan Ebul Gazi Bahadir Han (1643-1665) "secere-i Terakime" ve "secere-i Türkî" adli eserleriyle Türk tarih ve kültürüne büyük bir hizmette bulunmustur.

Buhara Hanligi (1599 -1868)

II. Abdullah Han'in ölümü üzerine (1598) bas gösteren iç çekismeler ve taht kavgalari Özbek Hanligi'nin parçalanmasina yol açmisti. Halkin ileri gelenlerinin teklifi ile Astrahanli Yar Muhammed'in oglu Baki Muhammed hanliga getirildi (1599). Böylece Buhara'da sibani hanedani yerine Astrahanlilar hanedani baslamis oluyordu. Bu hanedanin Canibeg kolu iran hükümdari Nadir sah'in Buharayi isgaline kadar devam etmistir. Diger kolu olan Mangit Hanedani ise 1753 yilinda Muhammed Rahim Atalik'in hâkimiyeti ele geçirmesiyle baslayip 1920 yilina kadar devam eder. Buhara ve Hive Hanliklari iran ve Ruslara karsi Osmanlilar ile iyi iliskiler kurmuslardir. Ancak mesafenin uzakligi daha siki iliskileri engellemistir. 1868 yilinda Rus hâkimiyetine düsen hanlik 1920 yilinda yeni Sovyet yönetimi tarafindan ortadan kaldirilmistir.

Hokand Hanligi (1710-1876)

Hive ve Buhara Hanliklari arasindaki mücadelelerden bikan bir kisim halki etrafina toplayan sibani soyundan gelen sahruh Fergana'da Hokand merkez olmak üzere bagimsiz bir hanlik kurmayi basarmistir (1710). Bir ara Çin hâkimiyetini tanimak zorunda kalan hanlik 1876 yilinda Ruslar tarafindan ortadan kaldirilmistir.

Yaka Türkmenleri (Türkmenistan)

Büyük Selçuklu Devleti'nin yikilmasindan sonra Türkmenlerin bir kismi Mangislak Maveraünnehir ve Horasan'da kalmislardi. Bu bölgede diger Türk boylari ile birlikte önce Mogol sonra da Timurlular hâkimiyetinde varliklarini sürdürmüslerdir. 17. yüzyilin ikinci yarisindan sonra Mogol asilli Kalmuklarin saldirilarina maruz kalmislardir. Fakat bulunduklari bölgelerin istilâlara karsi daha korunakli olmasi ve boylar hâlinde yasamalari sebebiyle Türkmenler genelde müstakil bir hayat sürmüslerdi. Kopet Dagi çevresinde Yamud imrali gibi Türkmen boylari ile bir araya gelerek güçlendiler. 1835'den itibaren iran ve Hive Hanligi baskisiyla Merv bölgesine dogru yayildilar. Burada 1855'te Hive Hanligi 1860'ta da iranlilarin saldirilarini savusturarak istiklâllerini korudular. Bu dönemde baslarinda Kusid Han bulunuyordu . Türkistan'daki Rus ilerleyisi karsisinda büyük direnis gösteren Türkmenler 1879'da Göktepe'de Ruslari agir yenilgiye bir ugratmislardir. Daha sonra ayni mevkide yapilan savaslarda verilen kayiplar ve ugradiklari katliamlar sonucunda Rus hâkimiyetini tanimak zorunda kalmislardir(1884). Çarlik döneminde Türkmenler agir baskilara maruz kalmislardir. Bu baskilar Sovyetler döneminde de devam etmistir. Bu dönemde Hazar kiyilarindan Merv bölgesine kadar uzanan bölgelerde Türkmenistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti adiyla sözde bir devlet kurulmustur. Bu devlet 1991 yilinda bagimsizligini ilân ederek Türkmenistan Cumhuriyeti adini almistir.

Azerbaycan Hanliklari

Azerbaycan yani "odlar/ates ülkesi" tipki Anadolu gibi çok eski devirlerden itibaren Türk akinlarina sahne olmus ancak bölgenin Türklesmesi XI. yüzyildaki Selçuklu çagi Oguz-Türkmen yerlesmeleriyle gerçeklesmistir. Mogol ve Timur idaresinden sonra bölgede Karakoyunlu ve Akkoyunlular Türkmenleri hâkimiyet kurmustur. Daha sonra kurulan Safevi Devleti ile Osmanlilar arasinda sürekli mücadelelere sahne olan Azerbaycan Nadir sah'in ölümünden sonra (1747) küçük hanliklara bölünmüstür. Bölgede güçlenen Ruslar önce Azerbaycan'in iç islerine karismaya basladilar. Ardindan Kuzey Azerbaycan'da yarim asir kadar birbirleri ile mücadele eden hanliklari birebir hâkimiyetlerine almislardir. Böylece 1805'de Gence Hanligi ( Ziyadogullari) 1806'da Kuba ve Bakü Hanliklari 1815'te seki Hanligi (Haci Çelebi ogullari) ve 1822'de Karabag Hanligi (Cevansir Beyleri) Ruslar tarafindan ele geçirildi. Rus ilerleyisi karsisinda harekete geçen iranlilar Ruslara pespese yenilerek Gülistan ve ardindan 1828 Türkmençay Andlasmasi'ni imzalamak zorunda kaldilar. Bu anlasmayla Azerbaycan Aras sinir olmak üzere kuzey ve güney diye fiilen bölünmüs Kuzey Azerbaycan'i Ruslar isgal ederken Güney Azerbaycan iran'da kalmistir. Güney Azerbaycan'da Hoy ve Tebriz'de Dünbüllü Hanlari Erdebil'de seyhler gibi hanliklar hüküm sürdüler. Bolsevik ihtilâli üzerine Rus ordularinin Kafkaslardan çekilmesi ardindan Azerbaycan Türkleri 28 Mayis 1918'de bagimsizliklarini ilân ettiler. Bunda Nuri Pasa komutasindaki bir Osmanli birliginin Bakü'ye girmesi etkili olmustur.

ilk bagimsiz Azerbaycan Cumhuriyeti 27 Nisan 1920 yilindaki kanli Kizil Ordu isgaline kadar yasamistir. Sovyetler döneminde Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti kuruldu. 1991 yilinda ise bu devlet Azerbaycan Cumhuriyeti olarak bagimsiz bir Türk devleti hâline geldi.

Kazak Hanligi ve Yüzler (Cüzler)

Ebulhayr Han idaresindeki Özbekler Mogol kabilelerinin saldirisi ile büyük kayiplar vermislerdi. Özbek uruglari arasinda iç çekismeler baslamasi üzerine bunlardan bir kismi hanliktan ayrilarak kuzeye göç ettiler (1457). Daha baska Türk unsurlarin katilmasi ile güçlenen bu topluluklar kendi baslarina buyruk hareket ettiklerinden dolayi Kazak diye bilineceklerdir. Kazaklar bundan sonra Cuci soyundan degisik hanlar idaresinde siyasî bir birlik hâlinde yasamislardir. Kasim Han XVI. yüzyilin baslarinda Kazaklarin tamamini hâkimiyeti altinda birlestirmeyi basarmistir. 17. yüzyil baslarinda Tevkel Han zamaninda güçlerini daha da artiran Kazaklar Maveraünnehir'e basarili bir sefer düzenlemislerdir. Bu dönemde Kazaklar üç orda hâlinde (cüz = yüz) teskilâtlandirilmislardir. Bunlar Büyük Orda (Ulu Cüz) dogu da Küçük Orda (Kiçi-Cüz) batida Orta-Orda (Orta-Cüz) ise Taskent merkez olmak üzere ortada bulunuyordu.

18. yüzyildaki Kalmuk istilâsi Özbeklerin kuzeyindeki Kazaklari perisan etmis ve cüzlerin birbirinden kopmasina yol açmistir. Ruslar Kalmuklar ile Kazaklari birbirine kiskirtarak onlari iyice zayiflatmistir. Kazak ordalarindan Küçük Orda Hani Ebulhayr'in yardim alma ümidiyle Ruslara taviz vermesi Kazaklarin Rus hâkimiyetine düsmüslerine sebep olmustur (1731).

Geri kalan Kazaklar Kirgizlar ile birlikte Buhara Hive ve Hokand Hanligi etrafinda toplanarak Ruslar'la mücadele etmislerdir. Rus zulmüne karsi Kazak Türkleri pek çok defa isyan etmislerdir . Bunlardan 1783'te Sirim Batur önderliginde Dogu Kazakistan 'da bas gösteren ayaklanma 15 yil sürmüstür. 19. yüzyilin ikinci yarisinda Ruslar Kazaklarin siyasî birligine son vermislerdir. Sovyetler döneminde de Kazaklara karsi baskilar ve asimilasyon devam etmistir

Kirgizlar

840'ta Orhun-Yenisey'deki Uygurlari yikan Kirgizlar önce Karahitay ve ardindan da 13.yüzyilda Mogollarin hâkimiyetinde yasamislardir. Timurlular dönemine ait haklarinda bir bilgi bulunmamaktadir. 16 yüzyilda ise baslarinda Cengiz soyundan Halil Sultan'in bulundugu bilinmektedir. Kirgizlarin kâvmî teskilâti bugünkü seklini 17. yüzyilda almistir. Bu dönemde Kirgizlar Sag ve Sol olmak üzere iki kola ayrilmislardi. Kirgizlar Sayan bölgesinde oturduklari eski zamana ait urug (kabile) adlarini korumakla beraber diger Türk topluluklari ile de kaynasmislardir. Meselâ bunlardan devlet tecrübesi olmayan bazi Altay ve Yenisey Türkleri. Kalmuklar ile karisarak Oyrat adiyla anilmislardir. Umumiyetle Kazak hanlarinin hâkimiyetleri altinda yasayan Kirgizlar onlarla birlikte 17. yüzyilin sonlarinda Mogol asilli Kalmuklara karsi savasmislardir. Kalmuklar ile olan savas dünyanin en uzun lirik destani olan Kirgizlarin millî destanlari Manas'in olusmasini saglamistir..

Hokand Hanligi'nin kurulusunda Özbekler yaninda Kirgiz ve Kazaklar da yer almistir (1710). Orta Asya'da Kalmuk istilâsi Kazak ve Kirgizlari yipratmis Rusya ve Çin bundan faydalanarak onlari boyunduruk altina almaya çalismistir. Sovyet döneminde Biskek merkez olmak üzere Karakol bölgesi Fergana ve Hokand'in bazi bölgeleri ile Os ve Pamir'in kuzeyini içine alacak sekilde Kirgizistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti kurulmustur. Bu devlet 1991 yilinda diger Türk Cumhuriyetleri ile birlikte bagimsizligini ilân ederek Kirgizistan Cumhuriyeti hâlini almistir.

Dogu Türkistan (Kasgar Hanligi)

Uygur ve Karahanlilarin üzerinde kuruldugu Isik göl ili Havzasi ve Dogu Türkistan'in bir bölümü Çagatay Hanligi'nin çöküsünden sonra Duglat emirlerinin hâkimiyetine girmisti. Timur'dan sonra kendini toparlayan hanligin idarecileri putperest Kalmuk Oyrat gibi kabilelere karsi cihat eden Müslüman kimselerdi. Bunlardan biri Veys Han'dir (1418-1428). Yerine geçen oglu Esen-Buga (1429 -1462) Timurlular ile mücadele etmistir. 17 yüzyilda bu bölgelerde Hoca adi verilen yerli kisiler hâkim idi. Mançu Sülâlesi boyunca (1644-1911) Çin'e baglanan bölge halki daha sonra sik sik Çin'e karsi ayaklanmistir. Bunlar'dan 1866 yilinda baslayan Yakub Bey (Atalik Gazi) tarafindan idare edilen ayaklanma önemlidir. Türkistan'in istiklâlini amaç edinen Atalik Gazi kendini Kasgar Hani ilân ederek önemli basarilardan sonra müstâkil hale gelmistir (1874). Fakat ÇinRus ve ingiliz kiskacina giren Atalik Gazi çareyi istanbul'a elçiler göndererek (1870) Sultan Abdulaziz'e tâbi olmakta bulmustur.. Osmanlilar karsilik olarak o dönemde içinde bulunduklari güç sartlardan dolayi silâh ve iktisadî ögretmenler göndermekten baska yardim yapamamislardir. Atalik Gazi'nin ölümünden sonra ülkesi Çinliler tarafindan tekrar isgal edilecektir (1877).

Safeviler (1502-1732 )

Devlet adini Erdebilli (iran) seyh Safiyüddin (ölm. 1334)' tarafindan kurulmus olan Safeviyye Tarikati'ndan almistir. sah ismail Akkoyunlularin içinde bulundugu kargasadan faydalanarak gerek Akkoyunlu ve gerekse Karakoyunlulardan daginik Türkmen zümrelerini propaganda ettigi dinî heyecanin katkisi ile bir araya getirmeyi basarmistir. sah ismail çogunlugu Anadolu'dan gitme Rumlu samlu Tekelü Ustacalu Dulkadirli Afsar Kaçar Bayburtlu Varsaklar gibi Türkmen asiretlerinin de destegi ile Tebriz' i zapt ederek Safevi Devleti'ni kurdu (1502).

Akkoyunlular'dan Azebaycan'i alan sah ismail 1509'da Bagdat'i ele geçirdi. 1510 yilinda Özbek Hani sibani'yi Merv yakinlarinda agir bir yenilgiye ugratarak sinirlarini Ceyhun nehrine kadar genisletti. Anadolu'da siî propagandasini gittikçe artirmasi Osmanli Hükümdari Yavuz Sultan Selim'i harekete geçirdi. 1514 yilinda Çaldiran'da yapilan savasi kaybeden sah ismail ölümüne kadar (1524) bir daha toparlanamadi. Yerine geçen sah Tahmasb (1524 -1576) saltanati süresince doguda Özbekler batida da Osmanlilar ile mücadele etti. Onun ölümü ile bir süre devam eden karisikliklardan sonra hükümdar olan I.Abbas dönemi (1587-1628) Safevilerin en parlak dönemidir. Özbeklere ve Osmanlilara karsi basarilar yaninda pek çok alanda ilerlemeler kaydedilmistir. Daha sonraki dönemler Osmanlilarla uzun süren mücadeleler taht kavgalari ve iç çekismelerle geçmistir.

1732 yilinda Afsarlar'dan olan Nadir sah'in iktidari ele geçirmesiyle iran'da Safevi Hanedani yikilmis Afsar Hanedani baslamistir. Nadir sah doguda Türkistan ve Hindistan'da büyük fetihler yapmistir. 1779 yilinda kurulan Kaçar Hanedani ile iran'da Türk hâkimiyeti 1925 yilina kadar kesintisiz devam etmistir.

Hindistan Türk Sultanliklari-Babürlüler

Gur Devleti'nin Kuzey Hindistan'daki Valisi Kutbiddin Aybeg tarafindan kurulmustur (1206). Lahor ve Pencap'i da ülkesine katan Aybeg'in 1210'da ölmesi üzerine oglu olmadigi için yerine damadi semsüddin il-Tutmus bütün Kuzey Hindistan'i elinde toplayarak semsiyye Hanedani'ni kurdu (1211 -1266).

il-Tutmus zamaninda devleti Delhi baskent olmak üzere Pencap Multan Lahor yaninda kuzeyde Gazne'ye kadar uzanan bölgeleri içine aliyordu. il-Tutmus Harezmsahlara karsi ülkesini korumus Mogollarin önünden kaçan kalabalik Türk kitlelerini kabul ederek Hindistan'in kuzeyinde Türk kültürünün gelismesini saglamistir . Halife tarafindan Hindistan Sultani olarak taninan il-Tutmus 1236 yilinda ölmüstür.Daha sonra kurulan Balaban Hanedani döneminde (1266-1290) Mogol saldirilari durdurulmus ülke imar edilmeye çalisilmistir. Kalaç Türklerinin Basbugu Celaleddin Firuz'un iktidari ele geçirmesiyle baslayan Kalaç Hanedani döneminde (1290-1320) Mogollar akinlari püskürtülüp yeni fetihler gerçeklestirilmistir.

Kalaçlardan sonra Giyaseddin Tugluk tarafindan kurulan Tugluk Hanedani bir asra yakin hâkimiyet sürmüstür (1321-1413). Türkistan'da Timur hâkimiyeti Hindistana Türk göçünün kesilmesine sebep olmustu. Bundan dolayi devlet içerisinde yerli güçlerin agirliginin artmaya baslamasi üzerine Timur Hindistan'a sefer yapmaya karar verdi.

Timur 1398 yilindaki bu seferiyle Hindistan'da zayiflayan islâm'i güçlendirmek istiyordu. Fakat Tugluklulara agir bir darbe indirmekle bagimsiz devletçiklerin artmasina zemin hazirlamistir. Nihayet Delhi'de idarenin Afganlilarin (Seyyid Ailesi) eline geçmesi ile Tugluk Hanedani sona ermistir (1414).

Hind-Türk imparatorlugu olarak da bilinen Babürlüler Devleti'nin kurucusu Timurlular'dan Fergana Beyi Ömer seyh Mirza'nin oglu Zahüriddin Babür'dür. Renkli bir kisilige sahip olan Babür Türkçe yazdigi Vekayi adli hatiratinda kendinin ve askerlerinin Türk olmasi ile iftihar etmesine ragmen kurdugu devleti batili tarihçiler tarafindan yanlis ve kasitli olarak Mogol devleti olarak adlandirilmaktadir. Babür 1501 yilinda Semerkant'i ele geçirmesine ragmen Özbekler karsisinda tutunamayarak 1519 yilinda Hindistan'a gelir. Delhi Sultani Afganli Lûdi hükümdari ile uzun mücadelelerden sonra Pencap'in önemli sehirleri yaninda Delhi ve Agra'yi da alarak devletini kurmustur (1526). Afgan emirlerini Hindu prenslerini ve yerel hâkimleri maglûp eden Babür Müslüman olmayanlara karsi basarilarindan dolayi Gazi unvanini almistir (1527). Bir yil sonra hâkimiyetini Bengal'e kadar uzatan Babür 1530 yilinda baskent Agra'da ölmüstür. Babür'den sonra yerine geçen oglu Hümayun Hindistan' da önemli fetihlerde bulunmasina ragmen kardesleriyle giristigi iktidar mücadelesini kaybederek Safevilere siginmistir (1540). Ancak bir müddet sonra Delhi'yi geri alarak tekrar hâkimiyet kurmayi basarir (1555).

Onun yerine geçen oglu Ekber dönemi (1556-1605) devletin en parlak dönemidir. Ekber yaptigi fetihlerle Hindistan Yarimadasi'nin büyük bir bölümünü hâkimiyeti altinda birlestirdi. Ayni zamanda din kültür iktisat alanlarinda büyük gelismeler kaydedildi. Dis islerine de önem verilerek Safeviler Özbekler Osmanlilar ve Portekizliler ile münasebetler kurulmustur. Oglu Cihangir döneminde (1605-1627) ingilizler Hindistanda yer edinmeye baslamislardir. Daha sonra gelen sah Cihan dönemi (1628-1658) mimarî sanat ve siyaset alanlarinda parlak bir dönemdir. Osmanlilar ile kurulan yakin münasebetler sonucunda dünyanin en güzel mimarî eserlerinden sayilan Tâc-Mahal Türbesi'nin insasinda Osmanli mimarlari da görev almistir. Kardesleri ile yaptigi mücadeleyi kazanarak tahta geçen Alemgir döneminde (1658-1707) basarili bir siyasî dönem geçirilmistir. Ancak ondan sonra Babürlülerin durumu bozulmustur.

iç çekismeler taht kavgalari ayaklanmalar birbirini izlemistir. 1723 yilinda devlet Delhi ve Haydarabad olmak üzere ikiye ayrilmistir. 1739 yilinda iran hükümdari Nadir sah'in Kuzey Hindistan ve Delhi'yi ele geçirmesinin ardindan batililarin ülke üzerindeki baskilari artmaya basladi . 1766 yilinda yapilan Allahabad Antlasmasi ile idarî hâkimiyet ingilizlerin eline geçti. Nihayet 1858 yilinda Hindistan'in ingiltere'ye baglanmasinin ardindan 1877'de Kraliçe Victoria resmen Hindistan imparatoriçesi ilân edildi.

HARZEMsAHLAR (1097-1231)

Ceyhun irmaginin Aral gölüne döküldügü yerin güney kesimleri Harezm (Harzem) adiyla anilir. Öteden beri burada hüküm sürenlere Harzemsah (Harezmsah) denilmistir .Harzemsahlar sülâlesinin atasi Anus-Tegin isminde Begdili Türk zümresine mensup bir kisidir. Anus- tegin Selçuklu Sultani Meliksah'in saray hizmetinde bulunuyordu. Oglu Kudbeddin Muhammed Selçuklulara bagli kalarak Harzemsah unvani ile bu bölgenin valiligini üstlenmistir (1097-1128). Daha sonra basa geçen Atsiz ve il-Arslan devirlerinde hem Irak Selçuklulari hem de Kara-Hitaylarla mücadele edildi. Nitekim il-Arslan Sultan Sencer'in ölümü üzerine bagimsizligini ilân etti (1157).

Harzemsahlarin en büyük hükümdari Alaaddin Tekis'tir (1172 -1200). Tekis önce Kara-Hitaylar'i ardindan son Selçuklu Hükümdari II. Tugrul'u yendi. Harzemsahlar kisa sürede sinirlarini Dogu Anadolu'dan Maverâünnehir'e kadar genislettiler. Âdeta Selçuklu devletinin vârisi oldular. Karahanli ve Kara-hitay devletlerine son verdiler. Ancak bu parlak dönem uzun sürmedi. 1220'de bütün ülke Cengiz Mogollari'nin istilâsina ugradi. Celâleddin Harzemsah devleti yeniden toparlamak için ugrastiysa da basarili olamadi. Ölümü üzerine Harzemsahlar Devleti tamamen ortadan kalkti (1231).

EYYUBiLER (1171-1348)

Haleb Atabeyi Nureddin Mahmut'un komutanlarindan Selâhaddin Haçlilarla isbirligi yapmakla Misir'daki Fatimî devletine son vermisti (1171). Burada güçlü bir idare kuran Selahaddin Nurettin Mahmut'un ölümünden sonra bagimsizligini ilân etti (1174). Kurdugu devlet babasinin adindan dolayi Eyyûbîler olarak bilinir.

Selahattin Eyyûbî emrinde bulunan Türk askerleriyle beraber Haçlilara karsi çetin mücadeleler verdi. Ünlü Hittîn savasi ile Haçlilari Kudüs'ten çikardi ve islâm dünyasinda bir efsane hâline geldi (1187). Nitekim bir Arap sairi Selahattin Eyyûbî'nin Halep'i de almasi üzerine "Arap milleti Türklerin devletiyle yüceldi. Ehl-i Salib (Haçlilar) davasi Eyyûb'un oglu tarafindan perisan edildi" demistir.

Eyyûbî Devleti'nin sinirlari kisa sürede Misir Suriye Güneydogu Anadolu ve Arabistan'in güneyine kadar genisledi. Ancak Selahattin Eyyûbî'nin ölümü üzerine devlet hanedan üyeleri tarafindan paylasildi(1193). Misir'daki asil kol ordu komutanlarindan Aybeg tarafindan yikildi ve yerine Memlûkler devleti kuruldu (1250). Hama kolu ise 1348'e kadar varligini devam ettirmistir.

MEMLÜKLER (1250-1517)

Memlûk kelime manasiyla beyaz köle demektir. Ancak bu söz zamanla bir terimi ifade eder olmustur. Savas esiri veya satin alinanlarin olusturdugu hükümdarin muhafiz birliklerine bu isim verilmistir. ilk defa Abbasi halifeleri Türk asilli Memlûkleri kullanmis zamanla bunlar güçlenerek kendi devletlerini kurmuslardir. Misir'da kurulan Tolunogullari ve Ihsidîler böyle ortaya çikmislardir.

iste Misir' da kurulan Memlûk Devleti'nin kurucusu izzettin Aybeg de Memlûk adi verilen askerî komutanlardan biriydi. Eyyûbîlerin son hükümdari ölünce tahta karisi secerüddür geçmisti. Ancak bu durum hos karsilanmadigindan komutanlardan izzettin Aybeg ile evlendi. Ordu izzettin Aybeg'i sultan ilân etti. Böylece Eyyûbî hanedanina son verilmis oluyordu (1250).Memlûkler Haçlilari ve o zamana kadar yenilemeyen Mogollari durdurarak islâm dünyasinin koruyuculugunu üstlenmislerdir. Aybeg'den sonra tahta çikan Kotuz Mogol-Ermeni ve Haçli müttefik ordusunu Ayn-Câllûd Savasi'nda bozguna ugratmistir(1260). Bir Kipçak Türk'ü olan Baybars Suriye'yi Haçlilardan kurtarmis Mogollara karsi basarilar kazanmistir. Mogollarin Abbasi halifesini öldürmesi üzerine ayni aileden birini halife ilân ederek halifeligi Misir'a tasimistir. Döneminin en güçlü devleti hâline gelen Memlûklar arasinda zamanla iç çekismeler baslamis ve bu durumdan faydalanan Çerkes kölemenleri devleti ele geçirmistir (1382).
__________________
"Güven" Çok İnce Bir Çizgidir.

Onu Kalınlaştırarak Kırılmasını Engelleyen Tek Şey
"İki Taraflı" Olmasıdır.


Dikkat !!! Kopyala Yapıştır Özelliğini Sadece Üyelerimiz Kullanabilir. Üyelik Ücretsizdir.. Ayrıca Üyelerimiz Forumdan Tamamen Reklamsız ve çok daha hızlı şekilde yararlanabilir.
KARAHAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 04-Mayıs-2009, 15:17   #7 (permalink)
Kullanıcı Profili
Kurmay Başkan
 
KARAHAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik tarihi: Nisan-2009
Bulunduğu yer: Uçurumun Kenarindan
Üye No : 177
Mesajlar: 3.159
Konuları: 1388
İstatistikleri Seviye: 43 [â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�]
Aktiflik: 214 / 1071
Güç: 1053 / 16502
Deneyim: 85%
İtibar Puanları
İtibar Puanı : 119637
İtibar Derecesi : KARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond repute
Teşekkürleri
Teşekkür Etmiş : 775
Teşekkür Almış : 1.041
Tuttuğu Takım

Standart Ana Çizgileriyle Köktürk Tarihi


Köktürkler yahut yaygin kullanimla Göktürkler Büyük Hun imparatorlugundan sonra Asya'da kurulan ikinci büyük Türk devletidir. "Türk" sözcügü ilk defa bunlar zamaninda bir devletin resmi adi olmus ve Türklük degerleri her bakimdan yüceltilmistir.

Köktürkler hakimiyetleri boyunca (MS 552-745) Dogu Sibiryadaki Saha (Yakutlar) Türkleri ile Karadeniz'in kuzey-batisindaki Bulgar Türkleri hariç bütün Türk asilli kitleleri kendi idareleri altinda birlestirmistirler. Bu bakimdan Hunlardan sonra Asya'da Türk birligini en genis manada gerçeklestiren Köktürkler olmuslardir.

Kaganligin yikilisindan sonra etrafa yayilan Türk boylari gittikleri her yere Köktürk idari siyasi ve kültürel yapisini tasimislardir. Böylece bugün R Türkçesi konusan Çuvaslar hariç bütün diger Türk unsurlari (ve tabii olarak Türk lehçe ve siveleri) Köktürklerin izlerini etkilerini tasir.

Köktürk adi II. Dogu kaganligi döneminde dikilen abidelerde (Bilge Köl Tigin ve Tonyukuk) geçmektedir. Bu "göge ait ilahi vasiflari Tanri tarafindan bahsedilmis Türk" demektir.

1. I. Köktürk Kaganligi: Köktürkler miladi 6. yüzyilda Altay daglarinin dogu eteklerinde toplu bir halde geleneksel sanatlari olan demircilikle ugrasiyorladi. Ve fedaratif bir yapiyla bagli bulunduklari Juan-juan (Avarlar)lara silah imal ediyorlardi. 635 yilinda yabgulari Bumin (Çince Tumen<Türkçe Tuman "Duman")in hükümdarliginda Avarlara bas kaldirdilar. 552'de Avarlarin çökmesi ile Bumin il-kagan unvani ile tahta çikti. Merkez olarak da Hunlarin Orhon irmaginin batisinda yer alan baskenti Ötüken'i tayin etti. Devletin bati kanadini Bumin'in kardesi ‹stemi yabgu unvani ile yönetmeye basladi. Bumin Kagan devleti kurdugu yil öldü. ‹stemi batida ‹ran ve Bizans sinirlarini fese devam ederken basa Bumin'in oglu Kara (Çin. K'olo) geçti. Kara Kagan'in ayni yil ölümü üzerine Mukan (553-572) Kagan hükümdarlik tahtina oturdu. I. Köktürk hanligi en parlak devrini bu kagan zamaninda geçirdi. ‹lk önce iyice zayiflayan Juan-Juan devletini ortadan kaldirdi (555). Sonra doguda Kitanlarin ve kuzeyde Kirgizlarin topraklarini Köktürk hakimiyeti altina aldi. 568 yilinda Çin imparatoru ile akrabalik kurarak güneyden gelebilecek tehlikeleri bertaraf etti.

Devletin bati kanadinin askeri komutani (yabgu) ‹stemi (552-576)'nin kumandasindaki ordu kisa zamanda Altay daglarinin batisini Issik-Köl ve Tanri daglarina kadar hakimiyeti altina aldi. Dönemin kuvvetli iki devleti olan Sasanilerle Bizans'i Köktürk siyaseti dogrultusunda bir çizgiye oturttu. Sogdlulari ‹ran'a karsi koruyarak ‹pek Yolu ticaretini kontrol altina aldi. Ayrica iran'la Bizans arasinda karisiklik çikararak devletin batidaki manevra kabiliyetini kolaylastirdi.

Mukan Kagan 572'de öldü. Zamaninda devlet muazzam bir genislige ulasmisti. Kore'den Hazar denizine kadar olan 10.5 milyon km2 'lik alan Köktürklerin hakimiyeti altina girmisti. Kitabelerde Mukan Kagan'in Türk milleti için yaptigi fedakarlik ve kahramanliklar uzun uzun anlatilmakta yug törenine Kore'den Bizans'a kadar bütün ülkelerin temsilcilerinin katildigindan söz edilmektedir.

Mukan'in yerine kardesi T'a-po geçti (572-581). T'a-po topraklarin genisliginden dolayi devleti iki idari kisma ayirarak dogusuna kardesi K'o-lo'nun oglu se-t'u (Isbara)yu batisinda da küçük kardesi Jotan'i kagan unvanlari ile tayin etti. Yumusak bir tabiata sahip olan T'a-po daha sonra bir Çinli prensesle evlendi. Ülke topraklarini Budist rahiplere açarak onlarin misyonerlik faaliyetlerine riza gösterdi. Halkin gözünde itibari iyice azalan T'a-po 581'de öldü. Yerine devlet meclisi karari ile Isbara hakan oldu. 582'de de hakanlik resmen ikiye ayrildi.

2. Dogu Köktürk Kaganligi: Zor sartlar altinda basa geçen Isbara dengeyi saglamakta memleketi huzura kavusturmakta zorlandi. Bir taraftan ordu içindeki huzursuzluklar diger yandan Çin'de iktidarini saglamlastiran T'ang sülalesi yönetimi iyice güçlestirmekteydi. isyan eden ordu komutanlarina karsi Çin'den yardim istemek zorunda kaldi. Böylece Çinliler ezeli düsmanlari olan Türkleri asimile etme yoluna gittiler. Halki Çince konusmaya Çinliler gibi giyinmeye Çin adetlerini kabul etmeye zorladilar.

Köktürk hakanliginin iyice zayiflamasi ile Türk ahali Çin'e iltica etmeye basladi. Hükümdar ailesi içinde kargasaliklar çikti. Bu karisiklikta Isbara öldü. (587). Yerine geçen kardesi Baga Çor ve arkasindan devlet meclisince hakan ilan edilen Tulan (588-600) döneminde de durum düzelmedi. Çin'in sonu gelmez hile ve desiseleri ile Tulan'in yerine geçen K'i-min (600-609) Bati Köktürklerin kagani Tardu'ya karsi kiskirtildi. Fakat basari elde edemedi. K'i-min zamaninda Isbara'nin reddettigi Türkleri Çinlilestirme tekliflerini kabul etti. Ancak ölümünden sonra basa geçen oglu si-pi (609-619) Köktürklerin haysiyetini biraz kurtardi. 5-6 yil içinde ülkedeki daginikligi bir ölçüde giderdi. Ülkeyi tekrar itaat altina aldi.

Çin hükümdari Yang-ti'nin si-pi'ye karsi hile ve desiseleri tutmayinca Çin'de itibari sarsildi. Ona karsi olan muhalefet güçlendi. si-pi bu firsattan yararlanarak kendisine siginan Liang Shi-tu'yu Çin kagani ilan etti.

si-pi'den sonra hakan olan Ç'u-lo (=Çulluks) (619-621) kardesinin sert siyasetini takip etti ise de karisi Çinli prenses i-çing tarafindan zehirlenerek öldürüldü. Hakan olan kardesi dirayetsiz bir kisilige sahip K'ie-li (621-630) zamaninda Dogu Köktürkleri de dagilmis oldu. Fakat bu dagilis resmi anlamda bir yokolus degildir. Çin'in kuklalari olan bir takim kaganlar sarayin emrinde oradan oraya sadakat ziyaretleri yapip durmuslardir. Bu durum 50 yil devam etmistir. Esaret altindaki Türk kitleleri zaman zaman Çinlilestirme politikalarina bas kaldirmislar daha sonra gelecek nesillere istiklal ruhunu asilamislardir. Bunlarin en meshuru 639 yilinda T'ang imparatorunun sarayinda görevli Köktürk prensi Kürsad'in 39 arkadasi ile Çin sarayini basmasidir.

3. II. Köktürk Hakanligi: 630-680 yillari Köktürklerin hakimiyetlerini kaybettikleri hazin bir devir oldu. Köktürk abideleri' nde belirtildigine göre bu fetret devrinin yasanmasina;

a) Devlet adamlarinin kifayetsizligi

b) Türk kaviminin tedbirsizligi

c) Çin'in kurnazca politikasi ve yikici propagandasi yol açmistir.

Köktürk tarihinin bu 50 yillik fetret devrinin sonunda Asena soyundan Kutlug istiklal savasina giristi. Kutlug önce Çin'in kuzeyindeki Türkler arasinda gizlice teskilatlandi. Çevredeki ileri gelen beyleri göreve davet etti. Bu davete istirak edenlerin sayisi kisa zamanda 5.000'i buldu. Bunlarin içinde ünlü devlet adami Tonyukuk da vardir.

Kutlug ile Tonyukuk önce Türklerce kutsal bilinen Hunlarin ve I. Köktürk kaganliginin baskenti stratejik önemi haiz olan Ötüken'i ele geçirdiler. Burada ilk önce inek Gölü kiyisindaki Oguzlar bertaraf edildi. Bu savastan sonra Kutlug han ilan edildi ve ‹lteris (=ili ülkeyi toparlayan) unvanini aldi. Kardesi Kapgan'i sad Tonyukuk'u da devlet müsaviri (ayguci) yapti.

Bundan sonra artik yeni devletin ihtiyaci olan yiyecek giyecek ve özellikle de at gibi zaruri madde ve vasitalari elde etmek amaciyla Çin'e akinlar düzenlendi. Bu akinlar genellikle Seddin kuzeyindeki Çin garnizonlarina yönelik oldu. Kutlug 682-687 yillari arasinda toplam 46 sefer düzenledi Çin vali ve kumandanlarini maglup etti.

Bu arada kuzeydeki Türk ve diger kavimlere karsi da birçok akinlar düzenlenerek onlar da kontrol altina alindi. Böylece Köktürk devleti yeniden kurulup teskilatlandi. ‹lteris 692 yilinda Ötüken'de kurt basli bayragi altinda öldü.

ilteris öldügünde biri 8 (Bilge) digeri 7 (Köl Tigin) yasinda olmak üzere iki ogul birakmisti. Kardesi Kapgan (="Fatih") hakan oldu. Kapgan Kagan Türk tarihinin yetistirdigi büyük fatihlerden ve uzak görüslü devlet adamlarindan biridir. En büyük siyaseti Çin'i baski altinda tutarak Asya'daki bütün Türk kavimlerini Köktürk bayragi altinda toplamakti.

27 yasinda kagan olan Kapgan'in ilk seferi 693 yilinda Çin üzerine oldu. Ling-çu ve Ordos eyaletlerine esasli darbeler indirdi Çin'i haraca baglayarak ipek dari ve ziraat aleti aldi. Sonra Kögmen daglarini asarak Kirgizlari kontrolü altina aldi. Çin'e 100 bin kisilik bir orduyla akin düzenleyip denize kadar ulasti. Ayni yil Kapgan kaganin oglu inal ile Bilge'nin komutasindaki bati ordulari grubu Altaylari asip "Türk bodun"dan oldugu halde yanlis hareket yapan Türgis (On-oklar)leri dize getirdiler. Bütün bu bölgedeki Türk unsurlarini Köktürklere bagladilar.

Daha sonra ayni bati ordulari grubu Maveraünnehr seferine çikti. Orada ilk defa müslüman Araplarla karsilastilar. Köktürk yazitlarinda bunlara Tezik (Tony. s. 45) denilmektedir. Fakat burada herhangi bir çatisma olup olmadigi hakkindaki bilgiler kesin degildir.

Doguda kaganin kumandasindaki Türk ordusu akinlarina devam ediyordu. 702'de Çin'e tam 20 sefer düzenlendi.

Bu arada devletin sinirlari genisledikçe hakimiyet altindaki topraklari kontrol etmek güçlesiyordu. Bir taraftan Çin'in tahriki diger yandan Kapgan kaganin gittikçe siddetlenen sertligi memlekette karisikliklarin çikmasina zemin hazirladi. 714 yilinda devletin asil kitlesi olan Oguzlarin isyani zorla bastirildi. Kapgan kagan bu seferden Ötüken'e dönerken Bayirkularin pususuna düsürüldü ve öldürüldü. (22 Temmuz 716).

Kapgan Kagan'in yerine oglu inal (Bögü) geçti. Fakat bu zor dönemde karisikliklari o da önleyemedi. Üstüste gelen maglubiyetler halkin hakana olan güvenini yitirmesine yol açti. inal Kagan ve yakinlari Bilge ve Köl Tigin'in hazirladiklari bir ihtilalle öldürüldüler.

Bilge kardesi Köl Tigin'in israri üzerine kagan oldu (716-734). Köl Tigin de ordu komutanligina getirildi. Bilge ve Köl'ün yaptiklari ihtilalde -müsavir olmasina ragmen Bilge'nin kayinpederi oldugu için- öldürülmeyen Tonyukuk tekrar müsavirlige getirildi.

Bilge Kagan Çin ile iyi geçinmek niyetinde idi. Çünkü Köktürkler daginikti ve güçlerinden çok sey kaybetmislerdi. Fakat Çin bos durmuyordu. Basmillarla birleserek Köktürkleri bertaraf etmek istiyordu. Tonyukuk'un dahiyane plani ile önce Basmillar üzerine gidildi. Sonra Çin'e siddetli bir saldiri düzenledi. san-Tan savasinda Çin ordusu perisan edilerek Besbalik ele geçirildi. Batidaki Türgisler tekrar itaat altina alindi. Tonyukuk 725'te ölür. ‹lteris Kapgan ve Bilge zamaninda devlete tam 46 yil hizmet eden bu dahi ve stratejist devlet adami hakanligin adliyesini ve ordusunu tanzim etmisti. Zamanindaki dini ve kültürel cereyanlari takip etmis hakanlari ona göre yönlendirmisti. Alman bilim adamlari bu yüzden ona "Köktürklerin Bismarck'i" demislerdir. Tonyukuk ölünce hatirasina kendi agzindan yazilmis olan bir kitabe Orhun'da Bayin-çokto mevkiinde dikilmistir.

731'de Köl Tigin 47 yasinda ölür. Eski Türk takvimine göre koyun yilinin 17. günü= 27 subat 731. Adina agabeyi Bilge tarafindan bir kitabe dikilmistir. Bilge'nin agzindan yazilan bu kitabeyi Köl Tigin'in atisi (yegen) Yollug Tigin 20 günde yasmis Çinli ustalar ise tasa kazimislardir.

iki büyük yardimcisini kaybeden Bilge'nin bundan sonra 734 yazinda Kitan ve Tatabilara karsi kazandigi bir zafer disinda her hangi bir faaliyeti görülmüyor. 25 Ekim 734'te 50 yasinda iken nazirlarindan Buyruk-çor tarafindan zehirlenerek öldürüldü. 19 sene sad 19 sene kaganlik yapti. Çin kaynaklarina göre "Türk milletini çok sevmekle temayüz etmis bir kagandi". Cenaze töreni 22 Haziran 735'te yapildi. Kendi adina kendi agzindan yazilmis bir kitabe dikildi.

Bilgenin ölümü üzerine önce Türk Bilge Kagan sonra kardesi Tengri Kagan tahta geçti. 740 yilinda tahtta yine bir Tengri Kagan vardi ve bu bilgenin oglu idi. Hakan çocuk denecek yasta oldugu için idare annesi (Tonyukuk'un kizi) P'o-fu'nun eline geçti. Bu hatun da devlete hakim karisikliklara engel olamadi. Basmillar Karluklar ve Uygurlar anlasarak vaziyete hakim olarak Asena hanedanindan gelen Basmil basbugunu kagan ilan ettiler (742). Köktürk hakani Ozmis ve sonra da onun küçük kardesi son Köktürk hakani Po-mei'yi öldürdüler. Bu arada müttefiklerin arasi açildi. Basmil kagani ortadan kaldirilarak Uygur basbugu Yabgu K'eh-li Tu-fa Kutlug Bilge Köl unvani ile kagan ilan edildi (745). Böylece Türk tarihinde 552-745 yillari arasinda tam 193 yil devam eden Köktürk hanedani sona ermis yerine bir baska Türk hanedani olan Uygurlar geçmistir.
__________________
"Güven" Çok İnce Bir Çizgidir.

Onu Kalınlaştırarak Kırılmasını Engelleyen Tek Şey
"İki Taraflı" Olmasıdır.


Dikkat !!! Kopyala Yapıştır Özelliğini Sadece Üyelerimiz Kullanabilir. Üyelik Ücretsizdir.. Ayrıca Üyelerimiz Forumdan Tamamen Reklamsız ve çok daha hızlı şekilde yararlanabilir.
KARAHAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 04-Mayıs-2009, 15:19   #8 (permalink)
Kullanıcı Profili
Kurmay Başkan
 
KARAHAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik tarihi: Nisan-2009
Bulunduğu yer: Uçurumun Kenarindan
Üye No : 177
Mesajlar: 3.159
Konuları: 1388
İstatistikleri Seviye: 43 [â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�]
Aktiflik: 214 / 1071
Güç: 1053 / 16502
Deneyim: 85%
İtibar Puanları
İtibar Puanı : 119637
İtibar Derecesi : KARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond repute
Teşekkürleri
Teşekkür Etmiş : 775
Teşekkür Almış : 1.041
Tuttuğu Takım

Standart

TÜRK TOPLULUKLARI

Afganistan Türkleri

Nüfuslari 1.800.000 civarinda olup yasadiklari sehirler Farab Belh Samangan Kunduz Tahhar ve Bedahsan'dir. Bunlar Özbekler Türkmenler Kazaklar ve Kirgizlar olarak alt gruplara ayrilmis olup sürekli bir iç savasin yasandigi ülkede durumlari belirsizdir. Ancak Özbek General Rasid Dostum komutasindaki Özbekler Taliban vb. gruplara karsi mücadele vermektedirler.

Afganistan'da Türk dilini konusanlar genel nüfusun % 10'unu kapsarlar. Türkçe burada üçüncü sirada dil grubudur. Afganistan'da saglikli bir nüfus sayimi yapilamadigi için verilen degerler tahminidir. Afganistan'daki Türk gruplari sunlardir;

Özbekler: Afganistan'da Farab Belh Mezar-i serif Samangan ve Kunduz'da yasamaktadirlar. Sayilari 1 ile 1.5 milyonu buldugu sanilmaktadir. Çiftçilikle ve hayvancilikla ugrasirlar.

Türkmenler: Ülkenin Kuzeybatisinda yasarlar. Tahmini sayilari 200 bin civarindadir. Bunlar Teke salar Sarik Çekra Mavri Tarik asiretleridir. Genellikle göçer vaziyette yasamaktadirlar.

Kirgizlar: Afganistan'in kuzeybatisinda Tahhar ve Bedahsan bölgelerine yerlesmislerdir. Sayilari 90 bin civarindadir. Büyük çogunlugu hayatlarini göçebe olarak sürdürmektedirler.

Kazaklar : Sayilari azdir. Tamami göçebe olarak yasarlar. Çin bölgesinden göçebe olarak geldikleri zannedilmektedir.Afganistan'da Türk dili konusanlarin okuma-yazma oranlari çok düsüktür. Ekonomileri pamuk ve seker pancarina dayanmaktadir. Ayrica hayvancilik önemli bir yer tutar. Karakul koyunu ve el haliciligi revaçtadir.
Ahiska Türkleri

1578 yilindan 1828 Rus isgaline kadar Anadolu'dan bölgeye yerlestirilen ve Anadolu Türklügü'nün ayrilmaz bir parçasi olan Ahiska Türkleri'nin asil vatani bugünkü Gürcistan Cumhuriyeti'nin topraklari içinde kalan ve Türkiye ile komsu olan Ahiska Ahilkelek Aspinza Adigen ve Bogdanovka vilayetleridir. Buraya yerlesen Türkler'e Ahiska Türkleri denmesinin sebebi ise bu vilayetleri içine alan bölgenin cografi isminin Ahiska olmasindan ileri gelmektedir.

Son 70 yilda 3 defa sürgüne ugrayan ve 1944 yilinda kanli diktatör Stalin'in hismina ugrayan ve sürgüne tabi tutulan bir Türk grubu da Ahiska Türkleri'dir. Ahiska Türkleri bu kanli sürgünde SSCB'nin birçok bölgelerine dagitilmislar ve binlerce sehit vermislerdir.

Ahiska Türkleri bugün 13 Cumhuriyetin 264 degisik bölgelerinde yasamaktadirlar. Rusya Federasyonunu 28 yerlesim biriminde 70 bin Kazakistan'da 145 bin Azerbaycan'da 106 bin Kirgizistan'da 57 bin Özbekistan'da 30 bin Ukrayna'da 18 bin Türkiye'de 200 bin çesitli ülkelerde 3000 olmak üzere 629 bin Ahiska Türkü yasamaktadir.. Bunlarin sosyal kültürel ve egitimle ilgili pek çok problemleri mevcuttur.

Bulunduklari ülkelerde olusturduklari kültür merkezlerinde Ahiskalilar kimliklerini koruma mücadelesi vermektedirler.Özbekistan Kazakistan ve Kirgizistan'da Ahiska Türklerinin kurdugu çok sayida Türk Kültür Merkezinde bu çaba gösterilmektedir.Özbekistan'da bulunan Ahiskalilara ait kültür merkezi Özbekistan Medeniyet Vakfi bünyesinde 1992 yili basinda "Türk Medeniyet Merkezi" adi ile kurulmustur. Merkezin basinda Dr. Ömer Salman bulunmaktadir. Kazakistan Ahiska Kültür Merkezi 1991 yilinda Dr. Tevfik Kurdayev Hasimoglu tarafindan Almati'da kurulmustur. Merkezde Türkçe din bilgisi gibi dersler verilmektedir. Ayrica merkez Türkiye'den Kazakistan'a giden Türk vatandaslarina da kapilarini açmaktadirlar.Kirgizistan'da bulunan Ahiska Türkleri tarafindan 1991 yilinda kurulan Türk Medeniyet Merkezi'nin basinda eski milletvekili izzet Maksudov bulunmaktadir. Bu üç merkezin stratejik açidan önemleri çok büyüktür. Türk Kazak Kirgiz Özbek kardeslikleri arasinda nifak tohumlari ekmek isteyenlere karsi bu merkez mühim görevler üstlenebilecek yapilanmalar haline getirilebilir.

Ahiska Türkleri'nin neden sürgüne tabi tutulduklari tam 47 yil gizli tutuldu. Gerekçe olarak bu 47 yil boyunca ileri sürülen ise yalnizca tahmin edilen varsayilan gerekçelerdi... 1991 yilinda sürgünle ilgili belgelerin önemli ölçüde yayinlanmasiyla konu açiklik kazandi. SSCB'nin Halk içisleri Komiseri Gürcü asilli Lavrentiy Beriya savas sebebiyle bütün yetkileri elinde toplayan Devlet Savunma Komitesi Baskani Gürcü i. V. Stalin'e gönderdigi teklif niteligindeki mektubunda (24 Temmuz 1944) "Gürcistan SSC'nin Türkiye sinirli bölgelerinde oturan Türk nüfusun önemli bir kismi yillardir Türkiye tarafindaki akrabalariyla temas etmek suretiyle muhaceret egilimi içerisinde olup kaçakçilik yapmakta Türk istihbarat organlari için casus angaje etme kaynagi olusturmakta ve eskiyaya insan gücü temin etmektedir" diyerek bu sebeple 16700 hanenin (86 bin kisilik nüfus bazi kaynaklarda bu rakam 91 bin olarak ifade ediliyor ayrica 40 bin kisi de askerde) Ahiska bölgesinde Orta Asya'ya sürülmesini ve bunlarin yerine de Gürcistan'in toprak sikintisi çekilen kazalarindan 7000 Gürcü hanenin iskan edilmesini teklif ediyordu.

Bu teklifini bir hafta sonrasinda Stalin tarafindan imzalanan yukarida zikredilen tarih sayili Devlet Savunma Komitesi Karariyla da "sürgün" basliyordu. isin ilginç tarafi Beriya'nin hazirladigi gerekçeli teklif ile Stalin'in imzaladigi gerekçeli kararin ayni ifadelerden olusmasiydi. süphesiz ki bütün bunlardan daha ilginç olani gerek teklifte gerek kararda yer alan iddialarin gerçek disiligi ve ciddiyetten uzakligidir.

Türk topluluklari içerisinde kendi yönetimi olmayan tek Türk toplulugu olan Ahiska Türkleri kendi okullari ve yayin organlari yoktur. Yeni yeni kültür merkezleri dernek veya cemiyet kurmaya baslamislardir. Genis bir alana sürüldükleri halde Türklüklerinden hiçbir sey kaybetmemisler bugüne kadar Türk adini san ve serefle yasatmislardir.

Dede Korkut Kitabi'nda "Ak-Sika" (Ak Kale) 481 yilina ait kayitlarda "Akesga" adlariyla anilan eski Oguzlar beldesi Ahiska Gürcüce "Yeni Kale" anlamina gelen Ahal-sise'nin Türkçe ve Farsça sekli olarak da yorumlanmaktadir. islamin ilk fetihleri esnasinda Hz. Osman'in hilafetine rastlayan dönemde sam valisi Muaviye'nin kumandanlarindan Habib b. Mesleme tarafindan ele geçirilen Ahiska 1267-68 yillarinda da Mogollarin hakimiyeti altina girmis daha sonraki yillarda bölgenin yari bagimsiz valileri "Atabeg"ler tarafindan yönetilmistir.

Ahiska Atabegleri Lala Mustafa Pasa'nin Çildir Savasi (1578) sonunda Osmanli idaresine girdiler. Son atabek Minüçihr Osmanli'ya bagliligini bildirerek müslüman oldu ve Mustafa Pasa adini aldi. Bu tarihten sonra Ahiska yeni kurulan Çildir eyaletinin merkezi haline getirildi ve tahriri yapildi. Ancak Çildir'in savaslarda harap olmasi üzerine Ahiska eyalet oldu bir ara Safevilerin de eline geçen sehir 1635 yilinda tekrar Osmanli hakimiyetine girdi. 1828 yilinda Ruslarin idaresine girinceye dek tam 250 yil Osmanlinin serhat sehri olarak kalan Ahiska Türkiye sinirlarindan kopunca bu bölgede yasayan Serhat Türklerinin kötü talihi de islemeye basladi.

1853-1856 Osmanli-Rus savasi esnasinda bir kisim Ahiskali Osmanli ordusuna yardimci olduklari gerekçesiyle üzerlerinde yogunlasan baskilardan kaçarak Erzurum'a sigindilar. Yine bu savas sonrasinda Kars'in Osmanli sinirlarindan koparilmasiyla Ahiska Türkiye sinirindan bir hayli uzakta kaldi. Bu dönemde Kuzey Dogu Anadolu'dan Ahiska bölgesine dogru bir Ermeni göçü yasandi.
Balkan Türkleri

Türkler'in Balkanlara yerlesmesi çok eski tarihlere dayanmaktadir. Türkler Balkanlar'a iki ayri yoldan gelmislerdir. Birincisi Hazar Denizi-Karadeniz kuzeyinden ikincisi ise güneyden Anadolu üzerindendir.

Balkanlar'a gelen ilk Türk kavimleri MS 300 yillardan itibaren Karadeniz'in kuzeyden geçerek bölgeye yerlesmislerdir. Bunlar Ogur (Utrugur Kutrugur) Bulgar Peçenekler Oguzlar Kumanlar (Kipçaklar) gibi Türk boylaridir. Ancak bu Türk kavimlerinin büyük bir çogunlugu Hiristiyanligi kabul ederek Slavlasmislardir. Sayilari yediyi bulan bu Türk boylari tarihçiler tarafindan "Kayip Türk Kavimleri" veya "Asimile Kavimler" "olarak adlandirilmistir. Tarihçilere göre Orta Asya'daki göçebe hayatini devam ettiren bir türlü yerlesik ve organize olmayan bu boylari birbirleri ve/veya bölgedeki Bizans Slav Lâtin vb. gruplarla girdikleri amansiz çatismalar özellikle Slav ve Bizanslilarin ideolojik baskilari sebebi ile kimliklerini kaybetmislerdir.

Balkanlar'a giren ikinci Türk kusagi ise Anadolu üzerinden olmustur. Orta Asya'dan gelip Anadolu'ya yerlesen Türkler Osmanli Beyligi zamaninda Çanakkale bogazini geçerek Balkanlar'a ayak basmis 1526 yilinda kazanilan Mohaç zaferi ile Balkanlar'da kesin ve mutlak Türk egemenligi baslamistir. Anadolu'dan seçme aileler Bati Trakya Bulgaristan Makedonya Eski Yugoslavya ve Romanya'ya yerlestirilmistir. XIX.nci yüzyilda Osmanli imparatorlugunun zayiflamaya baslamasi ile Balkanlarin yavas yavas yitirilmesi ve 1830 yilinda Yunanistan'in 1878 Berlin Anlasmasi ile Sirbistan Romanya ve Karadag'in bagimsizliginin kabulü 1909 yilinda yapilan Petersburg anlasmasi ile Bulgaristan'in 1911-12 Balkan Savasi esnasinda Arnavutlugun bagimsizligini kazanmasi sonucu Balkanlar Türk hakimiyetinden çikmistir.

Özellikle 1830 yillarindan sonra Balkanlar Türk insani mezbahasi haline gelmis Türk sehirleri yakilip yikilmis Türk mal varligi yagmalanmis Anadolu'ya akin akin göç baslamistir. Bütün bunlar sonucu Türkler Balkanlarda kimliklerini muhafaza etmeye çalisan azinlik haline düsmüstür.
Bati Trakya Türkleri

Balkanlardaki Türk Kültürel varligi su andaki bilgilerimizin isigi altinda milattan hemen önceki yillara kadar uzanmaktadir. Bundan önceki dönemlere ait bir takim veriler son zamanlarda ortaya çikmakla beraber kesin bir degerlendirme yapabilmek için yeterli görülmemektedir. Balkanlardaki Türk kültürel varligi iki koldan gerçeklesen kitlevi göçler sonucunda olusmustur. Kuzeyden Onogur-Bulgar Peçenek Uz Kuman-Kipçak göçleri güneyden de Oguz Türklerinin göçleri ve yerlesmeleriyle Balkanlar Türklesmeye baslamis 14 ve 15. y.y. da tamamen Türk kültürünün hakim oldugu bir bölge haline gelmistir.

Bundan daha sonraki gelismeler sonucunda Balkanlardan bir med-cezir hareketi gibi bir çekilme söz konusu olmus dünyadaki degismeler gelismeler kuzeydeki Slav kültürünün gelismesi ve buradan gelen baski ve çatisma hem de politik mücadeleler ve ayni zamanlarda büyükçe bir sömürge imparatorlugu kurmus olan ingiltere'nin baskilari arasinda kalma sonucunda Balkan savasina kadar Osmanli adim adim geri çekilerek bugünkü Türkiye sinirlarina kadar ulasmistir. 1912-1913 yillarindan sonraki gelismelerle de son sinirlar çizilmis bununla beraber Türk kültürel varligi bölgedeki hem Oguz hem Kipçak Türklerinin bakiyeleri seklinde hayatlarini devam ettirmektedir.

Tabii bunlarin bir kismi Türkiye üzerinden göçerek Balkanlarda iskan edilen Evlad-i Fatihan torunlari Oguz Türkleridir. Digerleri de yine kuzeyden gelerek yerlesen Onogur-Bulgar Peçenek Uz Kuman-Kipçak Türkleridir. Bütün bu Türkleridir. Bütün bu Türk topluluklari günümüzün Türk kültür varligini teskil etmekle beraber aralarindaki çok küçük farkliliklar içinde yasadiklari kültürlerin yöneticileri tarafindan kullanilarak birbirlerine düsman edilmeye de çalisilmistir.

1950'li yillardan sonra Türkiye'deki siyasal degisime paralel olarak uygulanan yanlis politikalar sonucunda Balkanlardan Türkiye'ye göçler büyük ölçüde devam etmis göçmenleri oy deposu olarak gören bütün siyasi partiler belki de bilmeden Balkanlarda Türk kültür varliginin budanmasina azalmasina yol açmislardir. Bütün bu gelismelere ragmen yine de Türk ve Müslüman kültürel varligi Balkanlarda asagi yukari 12 milyonluk bir nüfusu olusturmaktadirlar.

Günümüzde Balkan ülkelerindeki Türk kültür evleklerinin yukarida kisaca anlatilmaya çalisilan özellikleri sebebiyle teker teker ele alinarak degerlendirilmeleri de bir zaruret olarak ortaya çikmaktadir. Son 60-70 yillik dönem içinde Balkan ülkelerinin büyük bir çogunlugu komünist rejim baskisi altinda kültürel açidan deforme olmus bunun disinda kalan Yunanistan ise Bati Bloku'na dahil olmasina ragmen daha acimasiz asimilasyon politikalarini uygulayarak Türk varliginin demografik verilere göre: normal nüfus artisiyla 500-600 bin kisiyi bulmasi icap ederken günümüzde 120 bin civarinda bir Türk kültür varligi Bati Trakya bölgesinde kalmis durumdadir. Bu da; iki farkli ekonomik politikaya sahip olan kültürlerin bir noktada birlestigini gösteriyor.

Kültürel açidan her iki rejim de ayni sekilde asimilasyon politikalari uygulanmistir. Yunanistan’in uyguladigi asimilasyon politikalari daha ziyadre psikolojik olarak yildirma güven duygusunu azaltma insanlar arasindaki güvensizligi asilama yayginlastirma ve bu sekilde göçe zorlama seklinde olmustur. Buradaki soydaslarimizin büyük bir kismi Türkiye'ye diger bir kismi da Avrupa'nin degisik yerlerine ve bunun disinda kalan bir kismi da Avustralya'ya yerlesmek göç etmek zorunda kalmislardir. Buradaki kültürel kimlik savasi halen devam etmektedir. Bölgede kurulmus olan hükümet disi organizasyonlarin isimlerindeki Türk ismi son yillarda kaldirilmis buradaki bütün hükümet disi kuruluslar gönüllü kuruluslar baski altinda varliklarini devam ettirmeye çalismaktadirlar.
Bulgaristan Türkleri

Nüfuslari 1.200.000 olup bulunduklari baslica sehirler :Sofya sumnu Kircaali Filibe Dobruca Varna Rusçuk Silistre Plevne Tinova Sofya.
Tarihçe

Güney Rusya bozkirlarindan 7. yüzyilin baslarindan itibaren çesitli sebeplerle göç eden ve Balkan Yarimadasina gelen Bulgarlar aslinda Türk soyludurlar. Ancak yeni geldikleri bu bölgede zaman içinde Slav halklari tarafindan asimile edilmisler kültürel kimlik bakimindan büyük çogunlugu Slavlasmistir.15. yüzyildan sonra Osmanli Devleti Anadolu'dan Türk nüfusu getirerek bölgeye yerlestirmistir. Buna ragmen genel nüfus içinde Türkler hep azinlikta kalmislardir.
Nüfus

Bulgaristan 1940'ta Türk nüfusun yogun oldugu Dobruca'yi yeniden elde etmis ve o günden sonra da sinirlarda degisiklik olmamistir. Dobruca bölgesinde Türklerden baska Türk dili konusan iki Türk azinlik daha bulunmaktadir.Bunlar sayilari 7 bin kadar olan Tatarlar ve Gagavuzlardir. Bulgarlar ülkedeki azinliklari sürekli asimile etmeye çalismis; 1984-1985 yillarinda ise Türkçe isimleri yasaklayarak göçe zorlamistir. Türkler bu hadiseye tepki göstermis; ancak 1989 yilinda 160.000 kadar Türk Türkiye'ye göç etmistir. Sonraki yillarda bu sayi 300 bine ulasmistir.1985 yilindan sonra Bulgaristan'da kalan Türkler bazi alanlarda Bulgar yurttaslarin hak ve hürriyetlerine sahip olmuslardir.1965 nüfus sayimi verilerine göre Türkler 850 bin'e yakin sayilari ile genel nüfusun % 10'unu olusturmaktaydilar. 1985 sayiminda ise Türk nüfus 1.600 bin civarina ulasmisti. Bu durumda Türkler genel nüfusun % 15'ini teskil ediyorlardi. Bu nüfus yogunluklariyla Bulgaristan'da Türk toplumu en kalabalik azinlik durumundaydi. 1989'dan sonra gerçeklesen göçler bu sayiyi asagi çekmistir.Nüfusun büyük çogunlugu çiftçilik ve hayvancilikla geçimini saglamaktadir.

Göçler

Balkan Türklügü 1940 tarihinden itibaren sürekli olarak Türkiye'ye göç vermistir. 1944'e kadar 140 bin kisi 1950-1951'de 155 bin kisi l978 yilinda ise 130 bin kisi Türkiye'ye gelmistir. 1989 yilindaki göçmen sayisi ise 160 bin civarindadir. Bu göçlerden sonra Bulgaristan Türkleri kirsal alanlarda kalmislardir.

Siyasi Varliklari

1993'den sonra Bulgaristan'da Türklerin "Hak ve Özgürlükler Partisi" Bulgar Parlamentosu'nda yerini almis ve üçüncü siyasi güç olarak 15 milletvekili çikarmistir. Ülkede halen 27 Belediye baskani 653 köy muhtari Türk'tür.Devlet dinî kurumlari denetim altinda tutmakta ve dini çalismalari yönlendirmektedir.2001'de yapilan seçimlerde ise 30 milletvekili çikararak Bulgaristan'da ciddî manada siyasî bir güç olmustur.
Egitim

Bulgaristan'da egitim devlet denetimindedir. Ülkede konusulan Türkçe Türkiye Türkçesine oldukça yakindir . Türkçe ilk yillarda azinlik okullarinda ögretim dili olarak okutulurken daha sonra kaldirilmistir (1960). 1939' da Türklerin yüzde 15'i okula giderken 1957' de bu oran yüzde 97'ye çikmistir. 1993'ten sonra ise yeniden Türkçe egitim baslamistir. Bulgar Millî Radyosu'nda Türkçe yayinlar baslamis "Filiz Gazetesi" adli Türkçe bir gazete yayina girmistir.

Gagavuzlar (Gökoguzlar)

Ortodoks Hristiyan bir Türk toplulugu olan Gagavuzlar

1989 nüfus istatistiklerine göre eski Sovyetler Birligi sinirlari içinde sayilari 197.164'tür. Bulgarlar Gagauzlari "Türklesmis Bulgar" kabul ettikleri için Bulgar istatistikleri bu konuda sessiz kalmakta bu sebeple de bunlarin oradaki sayilarini tespit etmek mümkün olmamaktadir. Ama Gagauzlar bütünü hesap edildiginde bunlarin tahminen 250 bin oldugunu söylemek mümkündür.

Gagauzlar din dil ve kültürel özellikler bakimindan kendine has bir Türk toplulugudur. Gagauzya=Gagauz yeri diye anilan Güney Moldova basta olmak üzere Ukrayna'nin Odesa ve eski bir Baserabya topragi olan Bolgrad'dan baska Kabardina-Balkar Kazakistan Kirgizistan Türkiye Yunanistan ve Romanya'da yasamaktadirlar.

Bugün halâ halis bir Rumeli Türkçesi konusan Gagauzlar Ortodoks Hristiyanlardir. Günümüzde Moldova Bulgaristan Ukrayna Yunanistan Romanya Makedonya Türkiye Kazakistan Özbekistan ve hatta Arjantin'e yayilmis bir cografyada yasamaktadirlar. Gagauzlar mense'i ve buna dayali olarak da Gagauz adi üzerinde faraziye ileri sürülmüstür. Bunlardan "Gagauzlarin islâmiyeti kabul etmemek için Orta Asya'dan Avrupa kitasina kaçmis olan Türklerin torunlari oldugu" gibi tamamen gayri ciddi ve mantik disi olanlarini da bir yana birakirsak digerlerini söylece siralamak mümkündür.

1. Gagauzlarin Uz (Oguz)larin torunlari oldugu. Gagauz adinin da Gök Uz'dan geldigi.

2. Gagauzlarin Selçuklu Sultani II. izzeddin Keykavus'u takiben Sari Saltuk liderliginde Dobruca'ya gelip yerlesen Anadolu Selçuklu Türklerinin torunlari oldugu Gagauz adinin da "Keykavus'tan geldigi".

3. Gagauzlarin "Türklesmis Bulgar" olduklari.

Günümüz genç Gagauz arastirmacilari Gagauzlarin Oguzlarin torunlari oldugunu kabul etmekte Gagauz adinin da Hak Oguz'dan geldigini ileri sürmektedirler. Gagauzlarin Oguzlardan geldigi tezine katilmakla birlikte Gagauz adinin Hak Oguz'dan geldigini kabul etmek mümkün degildir. Bir kavmin adini (Gagauz) kendi dilinde bulunmayan bir kelime ile ifade etmesi mümkün degildir.

Sonuç itibariyle en aklî ve tarihî gerçek Gagauzlarin Peçenek Uz (Oguz) ve Kipçaklarla Anadolu Selçuklu Sultani II. izzeddin Keykâvus (1236-1276)'u takiben Dobruca'ya yerlesen Selçuklu Türklerinden olduklaridir.

Bu Türk toplulugu tarih boyunca Bizans Selçuklu Osmanli Bulgar Romen ve Rus egemenliginde kalarak dil din kültürel yabancilasmalara ve baskilara karsi koyma mecburiyetiyle yasamistir. Ayrica Bulgaristan'da Provadya yakininda Varna bölgesinde köylerde Dobruca ve Kavarna ile Bulgaristan'in güneyindeki Yanbol ve Topolovgrad çevresinde de Gagavuzlar yasamaktadirlar.

VII. yüzyil ortalarinda bati Göktürk devletinin çözülmesi sonucu batiya baslayan ve ilkini Peçeneklerin meydana getirdigi göç dalgasi Türk tarihinin önemli olaylarindan birini meydana getirir. Türk illerinde baslayan iç mücadeleler sonunda Peçenekler batiya dogru hareket etmis 860-880 yillarinda Don-Kuban nehirleri havalisine gelmislerdir. Daha sonralari bu hareketlerini sürdüren Peçenek kitleleri Don'dan Tuna'ya kadar uzanan bozkirlari isgal edip Kiev Rusyasi ile komsu olmus 948 yilinda da Kive'i kusatarak Knez Svyatoslav'i öldürmüslerdir.

Peçeneklerin bu sahada bulunmalari Ruslarla düsman olmalari Ruslarin Karadeniz'e inmelerini engellemesi yaninda Peçeneklerin Bizansla dost olmasini saglamis ve bu andan itibaren Peçenek-Bizans iliskileri baslamistir. Bu sirada Peçeneklerin dogu sinirina hücumlarini artiran Uz (Oguz)lar Peçenekleri sikistirdilar. Bir yandan Oguz kitlelerinin diger yandan Ruslarin baskisi sonucu Peçenek reisleri arasinda anlasmazlik çikti. 1046 yilinda Belçer Oglu Kegen 20 bin Peçenek ile Kagan Turak'a karsi ayaklandi. Bu zor durumda kurtulmak isteyen Kegen Bizans imparatorluguna siginmaya karar verdi. Hristiyanligi kabul etti.

Bizans imparatorlugu'ndan Kegen'in iadesini isteyen Turak isteginin reddedilmesi üzerine kendisine bagli kuvvetlerle Tuna'yi geçerek Bizans ülkesini yagmalamaya basladi. Fakat aralarinda çikan salgin hastalik ve Turak'in durumu iyi degerlendirememesi sonucu Turak'a bagli kuvvetler yenildi. Bunlardan 140 Peçenek büyügü istanbul'a getirilerek Hristiyan edildiler. Esir edilen diger Peçenekler ise Sofya-Nis arasindaki ovalik bölgelere yerlestirildiler. Diger kalanlar ise Makedonya'ya iskan edildiler.Sofya-Nis arasina yerlestirilen Peçenekler birkaç defa Bizans'a baskaldirdilarsa da basarili olamadilar. Ve 29 Nisan 1091 yilinda Kipçak-Bizans ittifaki sonucu maglup edilen Peçenekler askeri güç olmaktan çiktilar. Bunlarin da bakiyeleri Balkanlarin degisik yörelerine yerlestirildiler.

Bizans ordusuna da pek çok Uz alinmistir. iste bu Uzlar daha sonra Bizans tarihinde önemli rol oynayacak olan Türkopol adli askeri kitalari meydana getirmislerdir. Bu kitalarin 1071 Malazgirt Meydan muharebesindeki hizmetleri bir gerçektir.

Uzlarin diger bir kismi ise geriye dönerek Rusya'ya siginmis onlarin sinir muhafizligini yapmislar ve Karakalpaklarin tesekkülünü saglamislardir. Ruslarin etkisi ile Hristiyanlasan bu Oguzlar 1233 yilinda Ruslarla-Kipçaklardan mütesekkil ordunun Mogol tarafindan imhasi üzerine kitleler halinde göç etmeye mecbur kalarak ikinci defa Tuna nehrini geçmis ve Türk kitlelerinin yogun olarak bulundugu Dobruca'ya yerlesmislerdir.Günümüzde ise Romanya'da sadece birkaç Gagauz köyü bulunmaktadir. istilalara ve sürekli degisen yönetimlere bagli olarak sik sik göç etmek zorunda kalan Gagauzlar'in etnik çekirdegi de degisime ugramistir.

Kültür edebiyat gelenek ve görenekte Anadolu Türkleriyle birçok benzerlik tasiyan Gagauz Türkleri bugün uzun mücadeleler sonucunda Maldova Cumhuriyeti içinde ve Moldova Anayasasina eklenen bir maddeyle saglanan Özel Hukuki Statüye istinaden Gagauz Yeri Özerk Cumhuriyeti çatisi altinda varliklarini sürdürmektedirler.

Makedonya Türkleri

Nüfus: 97.500

Bulunduklari baslica sehirler :Üsküp Manastir Gostivar Kalkandelen Ohri Resne

Bölgedeki Türk topluluklari bulunduklari ülkenin idari yapisina uymaktadirlar. Kosova ve Sancak'ta Türk Demokratik Birligi Hareketi Türkler'i temsil etmektedir.

Tarihçe

Makedonya'dan bir çok kavim gelip geçmistir. Hunlar Avarlar Kumanlar Peçenekler ve Osmanli Türkleri uzun süre bölgede yasamislardir.1300 yilindan sonra da Anadolu'dan Makedonya'ya çok sayida Türk göçmen yerlestirilmistir.1953 yilinda Makedonya'da 203 bin Türk yasarken bu nüfus bugün 97 500’e inmistir.

Ekonomi

Makedonya'da Türkler tarim hayvancilik ve ticaretle ugrasmaktadirlar.

Siyasi Yapi

Makedonya'da bugün "Türk Demokratik Birligi" kurulmus ve bölgede yasayan Türkleri temsil etmektedir. Makedonya'da Türkçe gazete dergi yayinlanmakta olup ayni zamanda Türkçe radyo yayinlari da yapilmaktadir.

Egitim

Makedonya'da Türkler arasinda egitim Türkçedir. Dogu Makedonya'da dört yillik Türkçe egitim alma hakki vardir. Halen mevcut ilkögretim kurumlarinda 264 ögretmen görev yapmaktadir.Gostivar'da bir genel lise ve bir meslek lisesi ile Kalkandelen'de bir meslek lisesinde Türkçe ögretim yapilmaktadir. Üsküp'te de bir lise'de Türkçe ögretim verilmektedir. Üsküp ve Manastir Üniversitesinde Türklere çok az bir kontenjan ayrilmaktadir. Ülkede ayrica Türk özel tesebbüsünün açtigi Türk okullari vardir. Makedonya Türkleri bu okullara yogun ilgi göstermektedir. Ayrica Kosova ve Sancak bölgesinde de Türklerin sayisi 2 bine ulasmistir. Burada Türkler Türkçe egitim görmekte olup en çok Pristine kentinde toplanmislardir.
Kosova Türkleri

1375 yilinda Osmanli imparatorlugu'nca fes edilen Kosova'ya Osmanli geleneklerine uygun olarak Türkler yerlestirilmeye baslanmistir. 1877-78 harbinden sonra Osmanli'nin bölgedeki etkinliginin azalmasi ile birlikte Türkler azinlik durumuna düsmeye basladilar.

Balkan savaslari sonucu elden çikan bölgedeki Türkler krallik ve komünist Yugoslavya döneminde üç büyük göç ve katliama ugradi. 1930 yillarinda topragi kamulastirma reformu altinda Türkler'in ellerinden arazileri zorla alinarak Sirplar'a verildi ve göçe itildi. ikincisi ise 1956-60 yillari arasinda gerçeklestirilerek Türkler'den silah toplama kampanyasi adi altinda büyük eziyetlere basladi ve bunun sonucu ikinci göç meydana geldi.

Sirplar tarafindan yapilan bu iki baski ve zulümden sonra 1968-1990 yillan arasinda Türkler Arnavutlar tarafindan asimile politikasini uygulamalarina maruz kaldilar. Yugoslavya 'nin parçalanmasi ile bölgede baslayan Arnavut-Sirp çekismesi sonucu yillardir özerk bölge statüsüne sahip olan Kosova'nin Sirplar tarafindan kendilerine baglanmasi sonucunu açti.

Bütün bunlara ragmen Kosova'da kalan resmi istatistiklere göre 12 bin gerçekte 20-25 bin Türk oradaki Türk kültürünü yasatmayi basardilar. Özellikle Pristine ve Dragasta çogunluk olan Türkler bugün kültür demekleri ve siyasî partileri ile Türk varligim Sirp ve Arnavutlar'a karsi yasatma savasina devam etmektedirler.

Romanya Türkleri

Nüfus: 120.000

Bulunduklari baslica sehirler: Köstence Mecidiye Tulça Kiliras Oltena ibrail Galats Bükres.

Bölgedeki Türk topluluklari: Rumeli Türkleri Tatar Türkleri

Romanya cografyasinda Türkler çok eskilere dayanmaktadir. Eski Türk kavimleri olan Ogurlar (Uzlar) Peçenekler Kipçaklar ve sonra daha birçok Türk boylari Karadeniz Kuzeyinden gelip Romanya'ya yerlesmislerdir.

XIIl-XIV'üncü yüzyillarinda Altin Ordu ve sonraki yillarda Osmanli imparatorlugu hakimiyetine giren bölgeye birçok Türk gelip yerlesmistir. Yediyüz yila yakin süren Osmanli hakimiyet dönemi 1877-78 Osmanli-Rus Savasi sonucu yapilan Berlin anlasmasi ile bitmis bagimsiz hale gelen Romanya Osmanli imparatorlugu'ndan kopunca Romanya'da yasayan Türkler de anavatandan kopmuslardir.

Bugün nüfuslari 95 bin civarinda olan Türkler özellikle Tuna Nehri ile Karadeniz arasinda kalan Dobruca bölgesinde çogunlukla yasamaktadirlar. Anadolu'dan göç eden Türkler Kirim Türkleri (Tatarlar) Nogay Türkleri ile Gagauz Türkleri olan bu topluluklar Romenler'le iyi iliskiler içerisinde iç içe ve baris içerisinde yasamaktadirlar. Bugün Romanya'da Türk ve Tatar diye ikiye ayrilmis olan Türk toplumunu tek bir federasyon halinde birlestirme çabalari sonuç vermeye baslamis ve saglam bir temele oturmak üzeredir.

Çavusesku Sonrasi Romanya'daki Azinliklar

23 milyonluk nüfusu ve 237.000 km2lik yözölçümüyle Balkanlarin önemli bir ülkesi olan Romanya 1989 Aralik ayindaki halk ayaklanmasindan sonra gerek siyasi gerekse ekonomik alanda girdigi darbogazlardan çikmanin çabasi içindedir. Eski Sosyalistlerden umdugunu bulamayan ama demokrasiye olan inançlarini yitirmeyen Romenler geçtigimiz yilin sonunda iktidara liberalleri getirdiler. Bunlarin halkin beklentisine ne derece cevap verecegini ise zaman gösterecektir. Yarim asirlik bir komünizm döneminden sonra dis dünyaya açilmaya çalisan Romanya bir yandan da Rus tehditi karsisinda Nato'ya girmeye çalismaktadir.

Ülkenin kuzeyinde yer alan ve çekilmesi Ruslar tarafindan durdurulan 14. Ordu iki ülke arasinda önemli bir problem olarak gündemdeki yerini korumaktadir.Romanya'nin nüfusunun %10'unu azinliklar teskil etmektedir. Bunlarin en büyügünü 1.620.198 kisiyle Macarlar olusturur. Digerleri ise sirasiyla Romanlar (Çingeneler 409.723) Almanlar (119.000) Ruslar Ukraynalilar Türkler ve Leh Çek Yunan gibi küçük azinliklardir. Romenler'in ileri derecede bir özerklik isteyen Macarlar disinda azinliklarla ilgili bir problemi yoktur. Bu sorun da iki ülke arasinda imzalanan (16.09.1996) bir antlasmayla simdilik dondurulmustur.

Romanya azinliklara taninan haklar bakimindan son derece ileri durumdadir. Bunda 1989 Aralik ayindaki ayaklanmada Macarlar'in oynadiklari rolün etkisi gözardi edilmemelidir. Romen anayasasinin 6. Maddesiyle milli azinliklara dil din kültür ve etnik özelliklerini ifade etme ve koruma hakki taninmis; kanunlar çerçevesinde kendi dillerini ve dinlerini ögrenebilmeleri ana dilleriyle egitim yapabilmeleri serbest birakilmistir. Buna karsilik Türk azinligin kendilerine taninan haklari kullanma konusunda durumu hiç de iç açici degildir. Bunlara geçmeden önce Dobruca Türkleri'nin tarihine kisaca bir göz atmak yerinde olacaktir.

Sancak Türkleri

Eski Yugoslavya sinirlari içerisinde bugün kuzeyinde Bosna-Hersek dogusunda Sirbistan güneyinde Kosova batisinda Karadag ile çevrili olan 8687 km2 büyüklügünde bir vilayet olan Sancak XV.nci yüzyilda Osmanli hakimiyetine girerek Türkler'in yerlesmesine sahne olmustu.

Daha sonra 1877-78 savasi ile Avusturya- Macaristan imparatorluguna geçici olarak verilen Sancak vilayetinde Türkler XIX .ncu yüzyilda Rusya 'nin tesvikleri ile Sirbistan ve Karadag'in soykirimina ugramislardir. iskence etnik ayrimcilik ve göçe zorlama sonucu Sancak Türkleri Türkiye'ye göçe baslamistir.

1980 yillarinda TiTO'nun ölümüyle dagilma sürecine giren Yugoslavya 1991 yilinda parçalaninca Sancak vilayetinde Sirp ve Karadag zulmü ile Türk kiyimi tekrar baslamistir.

Bugün 350.000 Müslüman’in yasadigi ve Türk-Osmanli karakterini yansitmakta olan vilayette Sirp-Karadag ve Bosna-Hersek arasindaki mücadeleye karsi Türk ve Müslümanlar "Sancak Milli Müslüman Meclisi"ni kurarak haklarini korumaya çalismaktadirlar.

Ancak Sirp ve Karadag vahseti Sancak'ta bir türlü son bulmamaktadir. Bunlarin tek ve öncelikli gayesi Türk ve Müslümanlari korkutmak yildirmak öldürmek ve göçe zorlamaktir. Bütün bunlara ragmen Sancak Türkleri vatan topraklarinda yasamak üzere mücadeleye devam etmeye karar vermislerdir. Atalarinin kaniyla sulanmis topraklarim Sirp süngüsü korkusu ile terk etmeye niyeti olmadigini da devamli açiklamaktadirlar.
Hazarlar ve Karaylar

Dünyada halen Hazar adi ile anilan bir millet veya topluluk mevcut degildir. isa sonrasi VI-XI. yüzyillar arasinda yasadiklari ve büyük bir devlet kurduklari kesinlikle bilinen Hazarlarin hiçbir iz ve eser birakmadan tarih sahnesinden silinmis olmasi mantiken mümkün görülemez. Dolayisiyla onlarin devami ve mirasçilari sayilabilecek bir toplulugun dünyada var olmasi gerekir. Bu varis toplulugu öncelikle eski Hazar devleti sinirlari içinde aramak gerekir. Yapilan arastirmalar sonunda eski Hazar devleti sinirlari içinde Hazarlarin bakiyyesi sayilabilecek bir topluluk tespit edilmistir ki bu topluluk "Karaylar" veya "Karaim Türkleri" dir.

Karaylar son zamanlara kadar çogunlukla Kirim ve Kafkasya (Hazar Devleti alani) çevresinde yasayan Türkçe konusan fakat Tevrat'a ve Hz. Musa'ya inanan Musevi bir topluluktur. Karaylarin dilleri Türkçe dinleri ise Musevîliktir. Kismen Yahudiligi benimsemis olan Hazarlarla halen eski Hazar devleti sinirlari içinde yasayan onlarin kültürlerini tasiyan ve Tevrat'a inanan Karay Türkleri arasinda bir iliskinin olmasi tabidir. Dolayisi ile Hazarlarla Karaylar arasindaki iliskiyi ele alip incelemek ve bu iki toplulugun siyasi ve dini tarihlerini kisaca gözden geçirerek konuya açiklik getirmek yerinde olacaktir.

Hazarlar

Hazar kelimesi "gez" anlamina gelen "kaz" kökünden türetilmis Türkçe bir kelimedir. "kazar" gezer anlamina gelmekte olup Anadolu Türkçesi’nde serbest dolasan bir yere bagli olmayan göçebe demektir. Muhtemelen kelime gezer gazar kazar ve hazar seklinde etimolojik bir seyirden sonra nihai seklini almistir. Hazar kelimesi diger dillerden Arapça’da "el-Hazar" ibranice’de "Huzari Kozar" Latince’de "Gazari Chazari" Gürcüce’de "Hazari" Macarca’da "Huszar" ve Çince’de "Ko-sa ka-sat" seklinde kullanilmaktadir.

Tarihçilerin büyük bir çogunlugunun Türklerin bir boyu olarak kabul ettigi Hazarlari bazi Batili bilim adamlari sonralari Türklesmis bir boy olarak isimlendirmislerdir. Hazar adinin Türkçe bir kelime olmasi bir yana en eski Çin kaynaklarinda "Tu-kuo Ko-sa" yani Türk-Hazar tabirinin geçmesi ve Hazarlarla çagdas olan Arap kaynaklarinin büyük bir kisminda onlarin Türk mense'li olarak takdim edilmesi Hazarlarin Türklügünü hiçbir süpheye yer birakmayacak sekilde ortaya koyar. Hazar devletinin kurucusu olan Hazar boyu özbeöz Türktür. Hazarlar konusunda batililarin da itibar edip kabul ettigi en saglam delil Hazar Hakani Yusuf'un Endülüs veziri Hasday b. sarput'a yazmis oldugu mektupta Hakan Yusuf kendi soy kütüklerini söyle açiklamaktadir.

"Atalardan kalma soy kütügümüze göre Togarma'nin on oglu vardi. Bunlari soylarindan Uygur Dursu Avar Hun Basila TarniakHazar Zagora Bulgar ve Sabirler gelmektedir. Biz yedinci ogul Hazar'in soyundan geliyoruz.” Mektupta bahsetilen Togarma Yasef'in oglu olup soy kütügü kitaplarina göre Türklerin babasidir. Bu ifada birinci derecede mühim bir kaynaktan çiktigina göre ona itibar etmek gerekir.

Hazar bölgesinde yapilan kazilar sonucunda ortaya çikan malzemeler arasinda Türkistan kökenli kiliçlar baltalar vb. kültür malzemeleri bulunmustur. Bu durum Hazarlarin Karadeniz ile Hazar Denizi arasindaki bölgeye Türkistan'dan geldiklerini ve onlarin Türk mense'li olmalarinin gerekliligini gösterir.

Hazarlarin sosyal hayati tamami ile Türk tarzina göre düzenlenmistir. Devlet sistemleri ve bilinen dil kalintilari bütün ile Türk özelligi göstermektedir. Hakan Yusuf'un mektubuna göre Hazar Hakanlarinin ibranice isimlerinden ayri olarak öz Türkçe isimleri de vardi. Bu durum onlarin Türk mense'li olduklarini açikça gösterir.

idil-Ural Bölgesinde Yasayan Türkler

Tertep Türkleri

Baskurdistan ve Tataristan Cumhuriyeti ile bunlara komsu vilayetlerde yasamaktadirlar idil-Ural Türk Tatarlari'nin bir koludur.

Kundur Türkleri

Kafkasya'dan göç ederek idil (Volga) nehri deltasinda ve burada bulunan Astrahan sehrinde yasamaktadirlar. Nogaylar'a yakin bir Türk boyu olup nüfuslari bilinmemektedir.

Miser Türkleri

idil-Ural Tatarlari'nin bir kolu olan Miser Türkleri Tataristan ve Baskurdistan Özerk Cumhuriyeti ile bunlara komsu olan Udmurt Mari Özerk Cumhuriyeti ile Saratov ve Samara bölgelerinde çogunlukla yasamaktadirlar.
Sibirya Türkleri
Yakut (Saka) Türkleri



GiRis: Dogu Sibirya’nin en eski kavimlerinden olan Yakut Türkleri (kendi dillerinde Saka Saha Kisi insan anlaminda) Hun Türklerinin bir kolu olan Kurikan boyundandirlar. Kurikanlar tarihte Güligan ismiyle de taninmislardir. Güliganlar tarihte ilk defa 8. yüzyilda Orhun Abidelerinde Yüç (üç) Kurikan adiyla zikredilmislerdir. Türklerin en eski kavimlerinden biri olan Yakutlar 17. asirdan beri Rus ve Avrupa edebiyatlarinda Yakutlar olarak tanitilmakta ve taninmaktadir. Yakut ismi Tunguzlarin Yeko Yekot terimlerinden türemistir. Orta Lena’nin her iki yakasinda ve Lena nehrinin Vilyuv ve Jena kollarinin olusturdugu alanlarda çesitli göçebe meslekleriyle ugrasan Yakut kabileleriyle Ruslar önce 1632’de Lena nehrinin sag yakasinda Yakutsk sehrini kurarak iliskilerini baslattilar. 13. ve 14. yüzyillarda bölgede varliklari bilinen Yakutlarin ülkesinde böylece baslayan Rus yönetimi bölgeyi kendi vilâyeti olarak kabul edip zengin maden kaynaklarini da sömürmeye basladi. Bugünkü Yakutistanin yüzölçümü 3.062.100 km’den ibarettir. Yakut Türkleri 12. asra gelinceye kadar bugünkü Yakutistan topraklarini kendilerine vatan edinerek Türklestirmislerdir. Yakut Türkleri tarihte birkaç kez Ruslarin kendi topraklarina girmelerine karsi koymuslardir. 20. yüzyil baslarinda Yakutlar arasinda milliyet duygulari da gelismeye basladi. Rus yönetimine karsi haklar ve toprak istegiyle direnisler ve mücadeleler sonrasinda 27 Nisan 1922 Yakutistan Muhtar Cumhuriyet statüsü kazandi. Bugün ise Rusya Federasyonuna bagli Saha Yakut Cumhuriyeti’nde tek tarafli bagimsiz olarak yasamaktadirlar. Kuzeyinde Laptev ve dogu Sibirya denizleriyle çevrili olan Yakutistan’in baskenti Lena irmagi üzerindeki Yakutsk sehri olan ülkenin genel nüfusu 1.281.000’dir. (1990). Dogusunda ve kuzeybatisinda Sibir daglari bulunur. Ülkenin % 20’den fazla bir bölümü kuzey kutbundadir. Yakut dilinin bugüne kadar devam etmekte bulunan eski Türk dillerinden birisi oldugu hususunda Türkologlar birlesmislerdir. Ortak görüs bugünkü Yakut dilinin eski Türkçenin devami oldugu yolundadir. Yakutistan yer alti zenginligi bakimindan harikulâde bir ülkedir.

COgRAFÎ: Orta Sibirya’nin dogusu ile dogu Sibirya’nin bati bölgelerini içine alan Akaçlama havzasina tekabül eden çok genis topraklar üzerinde yer alir. Yüzölçümü bakimindan eski Sovyetler Birligi’ndeki en büyük Muhtar Cumhuriyeti olup 3.62.100 km’dir. Baskenti Yakutsk olup Yakutistan’in % 20’sinden fazla bölümü kuzey kutbundadir. 2/3’ü daglarla kaplidir. Kis 180 ile 220 gün arasi sürer. Ülkenin 4/5’ünü kutup bölgesine has igne yaprakli agaçlar kaplar ve Yakutistan’in ancak % 1’i tarima elverislidir. Genellikle nehirlerde balikçilik yapilir ormanlarda kürk hayvanlari avlanir. Bunun disinda soguga dayanikli ren geyikleri ve at beslenir. Bu sert iklim sartlarina ragmen Yakutistan yer alti madenleri yönünden zengin bir ülkedir. Bol miktarda altin elde edilir. Elmas madenleri de bulunmaktadir. Ülkede 2500 milyon tonluk çok zengin kömür rezervleri bulundugu tahmin edilmektedir. Aslinda ülke dünyanin en soguk ülkesidir. Güneydeki göller yöresinin bir kismi hariç topraklarinin tamami buzlarla kapli olup donmus topraklari olusturur. Yakutistan topraklarinin % 66’si daglarla kaplidir. Ülke topraklarinin orman alanlari 138 milyon hektari bulur. Akarsular bakimindan zengin olup ülke dahilinde 450.000’den fazla akarsu 670.000’den fazla göl bulunmaktadir. Yakutistan’in uzunlugu kuzeyden güneye 200 ve batidan doguya 2300 km’dir. Yakutistan da yüksek daglar azdir. Yakutistan haritasina bakildigi takdirde bu ülkenin bir nehirler memleketi oldugu görülür. Bugün ülkede 9 sehir 31 kaza 47 isçi sitesi 265 köy bulunmaktadir. Baskent Yakutsk’un Moskova’ya uzakligi 8.468 km’dir. Tabiî güzellikleriyle harika bir ülkedir Yakutistan.

NÜFUS: Ülkenin genel nüfusu 1.281.000 (1990)’dir. Yakut Türklerinin % 95.5’nin kendi cumhuriyetlerinde yasamalarina ragmen % 38.4’lük bir orana sahip olduklari görülür. Daha sonra yapilan sayima göre ülke nüfusunun 365.000’i Yakuttur. Eski Sovyetler Birligi’nde toplam olarak 382.000 Yakut yasamaktadir. Ülkenin baskenti Yakutsk’in nüfusu 170.000’dir. 1632 yilinda Tungzular bu kavim için Yoko Yaka kelimelerinin ve -i çokluk eki ilâvesiyle Yakut adini kullanmislardir.

EgiTiM: Yakutistan’da 2 üniversite (7800 ögregnci) 669 ortaokul (200.000 ögrenci) 18 teknik okul (10.300 ögrenci) bulunmaktadir. Üniversite ögrencisinin % 69.5’i Yakut Türküdür. Yaklasik ülkede 600 kütüphane 10 müze 700 kulüp vardir. Yakut dilinde 1989’da 701.000 kitap basilmis 521.000 tirajli olan 3 dergi 35 milyon tirajli 28 gazete yayinlanmistir. Egitim Rus ve Yakut dillerinde yapilmaktadir. Yakutçanin Türk lehçeleri ile benzerligi yok denecek kadar azdir. Dolayisiyla da Yakutça konusan biri ile anlasmak çok zordur. Dilin % 50’si eski Türkçe kelimeler ihtiva etmekle birlikte bir hayli kelime de komsularindan bilhassa Mogolcadan alinmistar. 19. yüzyildan itibaren Kiril harfleri ile yazilan Yakutça 1920’ten 1938’e kadar Lâtin harfleriyle yazilmis sonra tekrar Kiril alfabesi kullanilmistir. Bugün Yakut edebiyati hayli gelismis olup bütün güçleri ile kendi kültürlerini örf ve âdetlerini yasatmaktadirlar.

EKONOMi: Ülke ikliminin olumsuzlugu tarimi etkilemektedir. Yüzölçümün % 1’inde güçlükle tarim yapilmaktadir. Ekme ve biçme faaliyetleri yerine hayvancilik önemli bir ugrasidir. Yakut Türkleri sigir at ve ren geyigi beslerler. At ve sigir eti yerler. inek ve kisrak sütü içerler. Giyim esyasi için kürkü olan hayvanlari avlarlar. Ülkede balikçilik geçim tipi olarak yapilir. Yakutistan’da ziraat esasen et süt hayvanciliginda yogunlasmistir. Bitki üretiminde ise patates ve sebze agirliklidir. Ormanlarda yabanî hayvan avciligi son derece gelismistir. Kürk deri üretimi iyi düzeydedir. Yabanî dag koyunlari (kar koyunu) son derece boldur. Etinden yününden derisinden yararlanilir. Çok zengin maden yataklarina sahiptir. Altin ve elmas en önemli zenginlik kaynagidir. Eski Sovyetler Birligi’nin elmas üretiminin % 99.8’ini Yakutistan karsilar. Zengin kömür yataklarina da sahiptir. Bu madenlerden baska gümüs nikel bakir kursun tuz ve petrol kaynaklari da bulunmaktadir. Ayrica Yakutistan da uranyum yataklari da kesfedilmistir. Dogalgaz da ülkenin gelir kaynaklari içerisindedir. Yakutistan yer alti zenginligi bakimindan harikulâde bir ülkedir.

SONUÇ: Bilindigi üzere Türkler ana hatlari ile batida Balkanlardan doguda Büyük Okyanusa kuzeyde Buz Denizinden güneyde Tibet’e kadar olan sahada yasarlar. Yaklasik 12 milyon kilometrekarelik bir sahaya yayilmis olan Türklerin toplam nüfusu en basit hesapla 250 milyon civarindadir. Dünya Türkleri arasinda hem politik hem demografik konumu yönünden 1. sirayi Türkiye Türkleri almaktadir. Türkiye’den sonra en fazla demografik ekonomik belki de politik potansiyele sahip olan Türk topluluklari Kafkasya ve Orta Asya’da bulunmaktadir. Orta Asya dedigimiz (Türkistan da) tarih din dil ve kültür birligi olan Türk soylular ve topluluklari yasamaktadir. Bizler bu topluluklardan Saha Yakut Türk toplulugunu tanitmaya çalistik. ileride diger Türk akraba ve topluluklarini da tanitmaya çalisacagiz. inaniyoruz ki 21. yüzyil Türk yüzyili olacaktir.

DiPNOTLARI

1. HAYiT Baymirza. Sovyetlerde Türklügün islâmin bazi meseleleri istanbul 2000.

2. DEVLET Nadir. Çagdas Türk Dünyasi istanbul 1989.

3. DEVLET Nadir. Büyük islâm tarihi ek. Cilt istanbul 1989.

4. CAFEROgLU Ahmet. Türk Kültürü sayi: 24 Ankara 1964.

5. Anayuttan Atayurda Türk Dünyasi sayi: 2 Ankara 1993.

6. Anayuttan Atayurda Türk Dünyasi sayi: 14 Ankara 1998.

7. ÖZEY Ramazan. Türk Dünyasi istanbul 1997.

8. MÜTERCiMLER Erol. Türkiye ve Türk cumhuriyetleri iliskiler modeli istanbul 1993.

9. Sovyetler Birligi sonrasi bagimsiz Türk cumhuriyetleri ve Türk gruplari TOBB istanbul 1992.

10. Yeni Türkiye dergisi Türk dünyasi özel sayisi sayi: 16 Ankara 1997.

11. siMsEK Atilla. Türk Dünyasi Ankara 1998.

12. DÖNMEZ Yusuf. Türk Dünyasinda Beserî ve iktisadî Cografyasi istanbul 1987.

13. LEYLAK Mehmet. Orta Asya ve Kafkaslarda Türklerin demografik yapisi (20. yüzyil) Ankara 2000.

Kaynak: [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
Irak Türkleri

Türklerin Irak'a ilk girisleri H54 (M674) tarihine kadar uzanir. Önceleri bir askeri koloni olarak Irak'ta varlik gösteren Türkler daha sonralari hilafet merkezini ve halifeyi korumakla görevlendirilmislerdir.

Türklerin Araplara karismadan çogalmalarinin saglanmasi için de samerra sehri insa edilmis ve böylece Türk kolonisinin korunmasi amaçlanmistir. Türklerin yogun biçimde Türk dalgalari ile beslenmeleri Selçuklu Sultani Tugrul Beyin Oguz boylarindan olusan ordusuyla 1055 te Irak'a girmesiyle baslamistir. Irak'taki Türkmen nüfusu Selçuklulardan sonra bunlarin devami olan Atabeyler döneminde de çogalmistir. Bölgede hakim olan bu Atabeyliklerden merkezi Musul olan ve zenginler adi ile taninan Musul Atabeyligi (1127-1223) ile merkezi Erebil olan ve adina Begtiginliler de denilen Erbil Atabeyligi (1144-1232) hem kültür ve sanat hem de Haçlilara karsi gösterdikleri basarilardan dolayi ün kazanmislar ve parlak bir dönemi simgelemislerdir. Ayrica Hamrin daglari ile Hanekin dolaylarinda hüküm süren Türkmen Iyvaki Beyligi ile Kerkük'te hüküm süren Kipçak beyligi 12 yüzyilda bölgenin kaderine sahip olan devletler kurmuslardir.

14. yüzyilda Irak'taki etnik dokunun Türklerden yana bir görünüs kazandigi ve egemen toplulugun Türkler oldugu biliniyor. Celayirliler zamaninda Bagdat'in Türk kültürünün önemli merkezlerinden biri haline geldigi söylenebilir. Bu dönemde ülkenin kuzeyinden baslayarak Bagdat'a kadar genis çapta Türklesme hareketi görülmüstür. Ayrica Farsça'dan baska Türkçe'nin büyük ragbet kazanmasi yine bu dönemde gerçeklesmistir. 15 yüzyilin baslarinda Karakoyunlu Devleti'nin resmi dilinin Türkçe oldugu ve devlet yarliklarinin (ferman) Türkçe yazildigi tespit edilmistir. Safeviler döneminde de Irak'taki Türklerin nüfusu bakimindan güçlendikleri gözleniyor. Zira bu hanedanin etnik kimligi Türk’tü ve basinda bulundugu devletin altyapisini tamamen Türk olan kültürel doku olusturuyordu. 1534'te Osmanli topraklarina katilan Irak Osmanli-Türk kültürünün nüfuzuna girmistir. Bir süre tekrar Safevilere geçen bölge 1638 de Sultan 4. Murad tarafindan geri alinmistir. Bu siralarda bölge Anadolu'dan getirilen Türk boylari ile beslenmistir. Irak Türkmenleri Birinci Dünya Savasi'nin sonuna kadar Osmanli etkisinin altinda kalarak yasamistir. Böylece Irak Kralligi'nin kurulusuna kadar bölge kesintisiz biçimde Türk egemenliginde kalmistir.

Kraliyet Dönemi (1918-1958)

Birinci Dünya Savasinin sonuna dogru bölge ingiliz isgaline ugradi. Bu yüzden eskiden Musul eyaleti olarak bilinen Kuzey Irak'in bugünkü Musul Erbil Kerkük ve Süleymaniye vilayetleri Kurtulus Savasi sonrasinda Türkiye ile ingiltere arasinda çekisme konusu oldu. Zira Irak'in kuzeyinde yer alan Musul Eyaleti Misak-i Millî ile tespit edilen Türkiye'nin sinirlari içinde kaliyordu. Lozan Konferansi'nda Musul Meselesi bir neticeye baglanamayinca çözümün Cemiyet-i Akvamda (Milletler Cemiyeti) birakilmasi kararlastirildi. Milletler Cemiyeti'nin ingiltere lehindeki kararini önce kabul etmeyen Türkiye çabalarinin neticesiz kalmasi üzerine 5 Haziran 1926 tarihinde Ankara Anlasmasini imzalayarak Musul Eyaletinin ingiliz Mandasindaki Irak'a birakti. Irak'ta Türkmenlere siyasi haklarini verilmesi 1920 yilinda olusturulan kabinede Kerküklü bir Türk bakanin yer almasi saglanmistir. Aslinda 1922'de Irak ile ingiltere'nin imzaladigi antlasmanin 3. maddesi geregince çikarilmasi tasarlanan anayasada vatandaslar arasinda siyasi farkliliklar gözetilmemesi okullarda ana dille egitim yapilmasi güvence altina alinmisti.

Buna dayanarak hükümet 1925 yilinda hazirladigi anayasanin metnini Arapça'dan baska Türkçe olarak da yayinlanmisti. Aslinda Irak'ta cumhuriyetin ilanina kadar yapilan anayasa degisikliklerinde vatandaslar arasinda etnik ve siyasi ayricaliklar yaratilmistir. Ne var ki 1933'te son sekli verilen anayasanin 17. Maddesinde yasayla istisna edilmis hususlar disinda Irak'ta resmi dilin Arapça olacagi açiklanmistir. istisna edilmis hususlar ise 1931 yilinda yayinlanan 74 numarali yerli diller yasasi ile belirtilmistir. Bu kanun geregince Kerkük ve Erbil basta olmak üzere Türklerin önemli yerlesme merkezlerinde ve Türkçe konusulan bölgelerde yargilamanin Türkçe olmasi karara baglanarak anayasal güvence altina alinmistir. 1936 yilinda Sadrazam Mahmut sevket Pasa'nin kardesi Hikmet Süleyman'in Irak'ta askeri bir darbe sonucu hükümet baskanligina getirilmesinden iki yil sonra istifa etmesi üzerine verilmis olan haklarin kaldirilmasina baslanmistir. Böylece Türkler anadilleri olan Türkçe egitim ve ögretimden mahrum birakilmislardir.

iran Türkleri

X. asrin son çeyreginden XX. asrin ilk çeyregine kadar yaklasik 950 yil iran ya Türk hakimiyetinde ya da Türk hanedani idaresinde bulunan ve orada iskân olunan Türklerin ülkesidir. Dolayisiyla Türklerin ve Türk kültürünün en kesif oldugu ülkelerin basinda iran gelmektedir. Bugün iran nüfusunun yariya yakinini teskil etmesine ragmen Türkler iranlilarin sovence tutumlari yüzünden dil ve tarihlerini ögrenme ve kullanmada en geri kalmis Türk kitlesini teskil etmektedir. Bin yila yakin Türk idaresi altinda yasamanin verdigi eziklik yüzünden iranlilar belki de Türklere en kötü muameleyi yapan milletlerin basinda gelmektedir.

Müslüman bir ülke olan iran'in nüfusu 60 milyon civarinda bulunmaktadir. Bu nüfusun 25 milyona yakinini Türkler 30 milyona yakinini iranlilar (Farslar) ve 5 milyona yakinini da diger etnik gruplar teskil etmektedir. iranlilar ülke nüfusunun yariya yakinini teskil eden Türkler'e kendi dillerinde okuma yazma firsati vermemektedir ki bu her türlü insani ve milletlerarasi hukuka aykiri bir tutumdur.

iran'da yasayan Türklerin önemli kismini Azerbaycan Türkleri teskil etmektedir. Bilindigi gibi Azerbaycan'in kuzey kismi XIX. asrin ilk çeyregide Ruslar tarafindan isgal edilmistir. 8 milyona yakin Azeri Türkü kuzeyde müstakil Azerbaycan Cumhuriyeti'nde yasamaktadir. Güney Azerbaycan ise iran idaresi altinda bulunmaktadir. Yüzölçümü 107.000 km2 olan Güney Azerbaycan'da 20 milyonu askin Türk yasamaktadir. Güney Azerbaycan'in Türkler ile meskun olan belli basli yerlesme merkezleri sunlardir: Tebriz Hoy Erdebil Urumiye Selmas Maku Meraga Astara Culfa Merendi Halhal ve Sogukbulak.

Türkler'in Azerbaycan'a kitleler halinde yerlesmeleri Selçuklular zamaninda olmustur. Bir ara Mogollar'in idaresi altinda kalan Azerbaycan ondan sonra uzun süre Türkler tarafindan idare edilmistir. Timurlular Ak-Koyunlular ve Kara-Koyunlular idaresi Azerbaycan'da Türk kültürünün iyice yerlesmesini saglamistir. Böylece Azerbaycan tamamiyla bir Türk ülkesi olmustur.

Daha önceki arastirmalarimizda da belirtildigi gibi Azerî Türklerinin tarihinde en büyük hadise siiligi benimseyen bir zümrenin Erdebil'i merkez edinerek sii mezhebini bir aksiyon haline sokmasidir. sii zümrenin liderligini yapan seyh Safiyyüddin'in torunlarindan ismail bu mezhebi siyasî emelleri için yeniden organize ederek önce Azerbaycan'a sonra da bütün iran'a hakim olmustur. Kurdugu devlete ve hanedana dedesinin adini veren ismail sah olarak hem Azerî Türkleri'nin ve hem de Türk-islam dünyasinin kaderine tesir eden bir siyasetin öncüsü olmustur. sah ismail'in kurdugu Safevi hanedani iki buçuk asra yakin (1500-1735) Azerî Türkleri'ni ön plânda tutmustur. Fakat Safeviler'in siiligi devamli aksiyon halinde tutmasi hem Azerî Türkleri ile Osmanli Türkleri'nin kaynasmasina mani olmus hem de Türkistan Türkleri ile Osmanli Türkleri arasinda geçit vermez bir köprü gibi uzandigi için bu iki Türk diyarinin bir birleriyle olan münasebetlerinin kopmasina sebep olmustur.

Bu ise Türk dünyasinda birligin kurulmasina menfi yönde tesir etmistir. Safevi hanedaninin diger menfi bir tesiri de iranlilar arasinda siiligin kuvvetli bir sekilde yayilmasini saglamasidir. Sonunda iran siiligi milli hüviyetini koruma araci olarak kullanmis ve islam dünyasinda birligin tesekkülüne mani bir engel haline gelmistir. iran bununla da yetinmemis siiligi diger islam ülkelerine de yaymaga çalismistir ki bu da islam âleminde ayri bir huzursuzluga sebep olmustur. Bu haliyle iran islam dünyasi içinde daima ayrilik ve parçalanma mihraki haline gelmistir.
Kaskay Türkleri


Kaskay ili Fars Körfezi kiyilarindan baslayarak isfahan ve Bahtiyari bölgelerinin güneylerine kadar varan bir alana yayilmistir. Zagros daglarinin birbirine girmis yükseklikleri ile körfez sahilleri bu ilin sinirlarini çizmektedir. siraz'i orta kisim (merkez) olarak degerlendirdigimiz taktirde Kaskaylari yasadiklari yerler itibariyla üç kisima ayirabilirz;

1- Kaskay Yaylak bölgesi: siraz'in kuzeyinden baslayarak Zagros daglarina kadar uzanir. Bu bölgedeki yerlesim yerleri sunlardir: Sipidan Berucer Semiron Âbâde ve Mordest'tir.

2- Kaskay Kislak Bölgesi: siraz'in güneyinden baslayarak Fars körfezine kadar uzanan bölgedir ve su sehirleri içine almaktadir. Lar Cehrom Fruzâbâd Kazron Mümesnâ Behbehan Keçseran Dugonbedân Ramhürmüz Busehr Kongan ve Destsenan'dir.


3- Orta (Merkez) Kisim: siraz çevresi Dest-i Erjen ve Merudest sehirlerini içine alir.

Kaskay ili'nin yasadigi bölge olan güney-kuzey ve dogu-bati sinirlari iran'da yasayan diger göçebe asiretlerine nisbetle kiyaslanamayacak ölçüde genis bir alandir. Ayrica Kaskaylar halihazirda iran'in 17 bölgesinde (Fars isfahan Kehgleviye Çarmahal Bahtiyari Huzistan Busehr Hürmüzgan sözkonusu bölgenin en önemlileridir) bulunmakta ziraat isleriyle ugrasmaktadirlar. Bu 17 bölgeye gidip gelmekte ve göçer yasantilarini devam ettirmektedirler. Ayrica 1939 yilinda 1:2.000.000 ölçekli olarak ingiliz Field tarafindan çizilen haritada Kaskay ili'nin dagilim gösterilmis ve bölgenin cografi özelliklerine isaret edilmistir.

Kuzeyden Kaskaylarin yasadigi kuzey kesimleri birbirine girmis yüksek (1500-2000 metre) daglarla kaplidir. Buralarda yaz mevsimi kisa ve ilimli kis mevsimi ise uzun ve soguktur. Bölge (kuzey) büyük ölçüde Zagros mintikasinin su kaynagi ve irmaklarin yogun oldugu yerdir. Kuzey kesimi yesil alanlarin bol olmasiyla birlikte yazlari oldukça güzel bir hava özelligine de sahiptir. Bölgenin yillik normal sicakligi 10 ile 15 derece arasindadir. Dogudan; Zagros daglarinin bitimi ile sinirlidir. Daglarin bitiminte ise iran'in bozkirlari baslar. Yezdr Kirman ve Hürmüzgân eyaletleri dogudan bu bölgeyi kusatmaktadir. Kuzeybati ve güneydogudan ise çöller bu mintikayi çepçevre kusatmistir. Buralarda tatli su ve yesil alanlar bulunmadigi için göçebe topluluklarinin ilgisinden yoksun kalmis ve Kaskaylar yogun olarak diger sözkonusu bölgelerde yerlesmislerdir.

Güneyden; Fars Körfezi sularina ulasmaktadir. Kaskaylarin yasadigi bölge dogal sinarlarla çevrilmistir. Genel olarak güney kesimler Arabistan ve Fars Körfezinin sicakligindan etkilenmektedir. Hava sicakligi bu bölgede daima sifirin üstünde seyreder. Kis aylarinda don olmaz ve kar yagisi da görülmez.

Bazen bu bölgede siddetli yagmurlar neticesinde yüksek rutubet olur ve bunun sonucu bereketli otlaklar biter. Yazlari ise oldukça sicak ve kurak geçer. Batidan; Hazisten bozkiri ve Bekir Ahmed Güney Kehgileviye ile sinirlidir. Burada da siddetli yagmurlarin etkisiyle kislak için yesillik oldukça boldur. Her ne kadar daha önce Kaskaylarin yasadiklari bölge sinirlarina deginildiyse de ayrintilariyla bu sinirlari söyle göstermemiz mümkündür.

Kuzey: Isfahan eyaleti Burucen sehri (Çarmahal ve Bahtiyari) mintikasi

Kuzeydogu: Yezd eyaletinde Ebergu ve Herat u Mervest'in bazi bölgeleri.

Dogu: Kirman eyaletindeki sehr-i Babek ve Sircan sehirleri.

Güneydogu: Haciâbâd bazi bölgeleri Saadetâbâd Fin ve Hürmüzgari eyaletindeki Benderabbas sehrinin Benderhamir mintikasi.

Güney: Fars Körfezi kiyilari Busehr'deki Dilom limanindan Hümüzgâri'daki Lenge limanina kadar 585 km'lik alan

Bati ve Kuzeybati: Behbehan Agacari Huzistan'da Ramhürmüz taraflari Geçsaran Des Duugenbedan Kehgileviye bölgesinde Baver Ahmed ile sinirlidir.
Kaskaylarin Siyasî Ve Dogal Sinirlari

Daha önce de isaret ettigimiz gibi Kaskay ili'nin dogal sinirlari dört bozkir su yüksek tepeler ve sik bitki örtüsü bu bölgeyi dört yantan kusatmistir. Ayrica bölgenin iklim sartlari üzerinde de bu dogal kusatmanin büyük tesirleri vardir. Bölgenin siyasi sinirlari daha çok kuzey ve kuzeybati taraflarini çizer. Bu sinirlardan itibaren ise Bahtiyari Lor Bayer Ahmedi ve civar asiretlerin sinirlari baslar. Kaskaylar daha önceleri Bahtiyarilerle kanli çarpismalar yapmis bu sebepten ötürü aralarinda sinirlari belirleyici anlasmalar yapilmis ve bu sinirlar siyasi sinirlar olarak kalmistir.

Huzistan eyaletinde de Bahtiyarilerin kislagi olmasi hasebiyle taraflarin mutabakati sonucu Ramhürmüz'den itibaren kuzeye dogru Bahtiyarilerin kislagi olarak kalmis (Mescid-i Süleyman Ramhürümz Dezful ve.) ve eskiden beri bu bölgeler Bahtiyarilerin iktisadi ve kültürel faaliyetlerinin devam ettigi yerler olarak taninmistir. Buna mukabil Ramhürmüz'den itibaren güneye dogru ve buradan Fars Körfezi ile sinirlanin bölge ise Bahtiyari ve Buyer Ahmedilerin kislaklari (Agaçari Ramsir Hindican Behbehan Serdest ve Genhedan) olarak kalmistir.

Kaskaylar iran'in güney kesiminde 17 eyalete yayilmis durumdadir. Dolayisiyla yayildiklari bölge 186.180 km2 gibi genis bir alani içine elmaktadir. Bu saha iran hükümetince son yillara kadar Vilayet-i Kaskaî adi ile ayri bir idari bölgeye ayrilmis ve tahminen üçyüz meskun mahalli içine alan onbes sehre bölünmüstür.
Kaskay Sözcügünün Kökeni


Tarihi kaynaklarda ve arastirmalarad Kaskay ve Kasgay kelimesinin mensei hakkinda muhtelif bilgiler mevcuttur. Bu görüslerden bazilari sunlardir: iran'in XIX. asir tarihcilerinden Sipihr "Halaçlar Rum'dan iran'a geldikten sonra onlardan bir kisim tayfa ayrilarak Fars'a göçtü. Rum vilayetinin Halacistan bölgesinden sakin olup kalan tayfalar göçenleri "kaçgar" diye adlandirirlar" denmektedir. M.H. Fesaî Mes'ud Keyhan Rus arastirmacilardan M.S. ivanov N.A. Kielyakov vb. eserlerinde Sipihr'in görüsünü tekrar etmislerdir. Mes'ut Keyhan ise bu kelimenin (Kaskai) "göçmek" sözünden geldigini belirtmistir. N. Field de Sipihr'in ve M. Keyhan'in eserlerinde verilenlere yakin görüsler tekrar edilmistir. Bazi kaynaklarda "kaskai" ve "kaçkai" kelimeleri arasindaki benzerlikten yola çikarak Türk dilindeki "kaç- (firar etmek kaçmak) " fiilinden geldigi görüsü ileri sürülmüstür. Bu kelimenin (kaçmak) daha sonra telaffuz bozulmasina ugrayarak "kaçkai" iken "kaskai" sekline dönüstügünü belitmektedir.

Kaskay adina "Kasgar" sehriyle alakalandiranlar da vardir. Kaskaylar vaktiyle Kasgar sehri etrafinda oturduklari için zamanla "kaskay" diye adlandirilmislardir. Kasgar sehri ve Özbekistan'daki Kaska Derya (Kaska-i Derya) irmagi ile cografik baglanti bakimindan "kaskay" kelimesini açiklayan görüsler de bulunmaktadir. Balayan'a göre "kaskay" adinin Kuzey Azerbaycan'da Savalan'in batisinda bulunan Gasgadag ismiyle baglantisi vardir. Kaskaylarin "kaskase" diye adlandirilan Yamut boyunun oymagi olduklarindan dolayi "kaskai" diye isimlendirildigini iddia edenler de vardir.

Morisden mahalli kaynaklari dayanarak "kaskai" adinin ilk defa Cani Aga Kaskai isimli sah Abbas'in idaresinde makam sahibi bir sahistan alindigini belirtmistir. Müslüman Halklar Ansiklopedisi'nde "kaskay" kelimesinin geçmiste politik olarak birlesmis ve ayni kültürel özellikleri paylasmaya devam eden degisik kökenli kisi ve gruplar için kullanildigi yazilidir.

Kaskay kelimesinin muhtelif Türkçe Lehçe ve sivelerinde "kaska veya kasga" (alni beyaz at veya binek hayvani) anlamindaki kelimeden geldigini söyleyenler de vardir. Oberlingi "Alni beyaz atin ugur getirdigine inanilirdi. Bu batil inançtan dolayi zamanla bu kabile fertleri "kaskay atlilar" (atlarinin alninda beyaz benek olan atlilar) adiyla tanindilar. Zamanla bu ad "kaskaylu" (lu ekinin Farsçadaki karsiligi "î" oldugundan dolayi "kaskayli>kaskaî" olmustur) seklinde kisaldi" denmektedir.

B. Behmenbegi Kaskay adinin "kaska" sözünden alinmasi fikrine isaret ederek: "Bartold veya bu fikri ile sürenleri hatirlatarak göçeri tayfa ve kabilelerin çogu özlerini hayvanlarin adi ve rengi ile de adlandirmislardir" tespitinde bulunmustur. Baska bir rivayette de "Kaskaylarin düsman saldirisina maruz kalip kaçmaya çalisan kardes iki dedesi varmis. Kaçis esnasinda küçük kardes büyük kardese karsisinda bulunan büyük tasi göstererek "kaç kayaya" ifadesi tedricen dillere düserek asiretin adi olmustur" denilmektedir.

Kaskaylarin Kökeni ve iran'in Güney illerine Göçü veya Göçürülmesi

Kaskaylarin mensei ve onlarin iran'in güney vilayetlerine nereden göçürüldükleri ve yerlestirildikleri hakkinda da kesin bir bilgi yoktur. Muhtelif görüsler vardir. Bu konudaki görüs ve bilgilerin bir kismi söyledir: Arap istilalarindan baslayarak XIX. asrin son yillarina kadar Fars tarihini kronolojik olarak anlatan Fesaî Kaskaylarin mensei hakkinda su görüslere yer verir: "Kaskaylarin Irak ve Kum'un çevresinde mulunan Halaçlar'dan oldugu sonra oralardan ayrilip Fars'a göçen Halaçlar iki kola ayrildilar. Onlarin bir kismi yerlesik hayata geçerek Halaç adini da korudular. Konar göçer olan ikinci kisim Kaskay ili bölgesinde yasiyorlar. Kaskaylari "kasgar" ile alakalandiran yazarlar Kaskaylari Karahitaylar soyunda sayarak onlarin kuzeydogudan Orta Asya'dan Fars'a gitme veya göçürülmeleri fikrini kabul ederler.
Kafkas Türkmenleri

Stavropol Türkmenleri de denilen bu Türk toplulugu XVIII.nci yüzyilda Türkmenler'den ayrilip Kafkasya'ya yerlesmislerdir. Kuzey Kafkasya'da Stavropol Ordzhonikidze sehirleri arasinda yasamaktadirlar. Nüfuslari 15 binin üzerinde oldugu tahmin edilmektedir. Çavdur Sönçhaci ve Igdir gibi uruglara ayrilirlar.
Karaçay – Balkar (Malkar) Türkleri

Karaçay-Malkar Türkleri yüzyillardan beri Kafkas sira daglari’nin en yüksek zirvesi olan Elbruz daginin (Mingi Tav) yüksek bölgelerinde ve derin vadilerde yer alan köylerde yasayan iki kardes topluluktur. Elbruz daginin bir ucunda Karaçaylilar diger yamacinda Malkarlilar yasar. Bu cografi konumun disinda aralarinda hiç bir farklilik yoktur..

1920’li yillarda Sovyetler’in "Kollektivizm" politikasi geregi dag köylerinde yasamakta olan pek çok Karaçay-Malkar ailesi düzlüklere göç ettirilerek buralarda kurulan yeni köylere yerlestirildiler.

Dilleri bati Türk dilleri grubundandir. Kipçak ve Kipçak alt grubunda siniflandirilabilir. Kuzey Kafkasya'da yasayan diger iki Türk toplulugu olan Kumukça.ve Nogay diline de benzerlik gösterir.Tarihî antropolojikarkeolojik ve linguistik arastirmalar Karaçay-Malkarlilarin bu bölgede uzun yüzyillar hakimiyet kuran Türk kavimlerinin torunlari olduklarini zaman içinde çesitli Kafkas halklari ile karistiklarini ortaya koymaktadir. Karaçay-Malkar halkinin etnik yapisinin olusmasinda Hunlar-Kara Bulgarlar Alanlar Hazarlar ve Kipçaklar gibi Türk kavimlerinin payi vardir.

1828 yilina kadar Rus idaresine tabi olmadilar ve sayisiz ayaklanmalar ile Ruslara karsi çiktilar.1864 yilinda Kafkasya’da Rusya’nin hakimiyeti ile birlikte Kafkasya'da büyük bir göç yasandi. Ruslarin Kafkasya’yi isgali sonunda 1880'li yillardan itibaren zaman zaman Karaçay-Malkar halkinin bir bölümü diger Kafkas kabileleri ile Türkiye’ye göç etmek zorunda kaldi. Bugün bu göçmenlerin torunlarindan yaklasik 25 bin Karaçay-Malkarli Türkiye’de 2000 civarinda Karaçay-Malkarli ise Suriye’de bir kismi da ABD'nde yasamaktadir.

1917 Bolsevik ihtilali sonrasinda bütün Kafkasya'da ve bu arada Karaçay-Malkarda da 1918'de çok kisa bir süre bagimsizlik heyecani yasandi. Fakat bu heyecan Beyaz ordu tarafindan kanla bastirildi. Ardindan kizillarin saldirisi basladi . 1920'de Beyaz ordu Kizil ordu tarafindan bölgeden atildi ve Karaçay-Malkar da "Sovyet" sistemine dahil oldu. Agustos 1942'de Alman ordusu Karaçay özerk vilayetine girdi ve bölgeyi bes ay kadar elinde tuttu. Karaçay-Malkarlillar da1943 yili sonlarina kadar Sovyetlere karsi bagimsizlik mücadelelerini sürdürdüler.Bu arada Kafkaslarda Ruslara karsi çikarilan pek çok ayaklanmaya önderlik ettiler. Bu mücadeleler sirasinda nüfuslarinin büyük bir bölümünü kaybettiler.

Bölge Ocak 1943'te Almanlardan kurtarildi. 2 Kasim 1943 ve 8 Mart 1944'te güya Alman ordusuyla isbirligi yaptiklari gerekçesiyle Karaçay-Malkar nüfusunun tamami Orta Asya ve Kazakistan'a sürüldü. Oysa Karaçay-Malkarlilardan binlerce kisi Alman isgali sirasinda kizil orduda görev yapmaktaydi.

Sürgün sirasinda çok sayida Karaçayli hayatini kaybetti.

Nihayet ikinci Dünya Savasi sirasinda Almanlarla isbirligi yaptiklari gerekçesiyle "vatan hainligi" ile suçlandilar.

2 Kasim 1943 tarihinde Karaçaylilar 8 Mart 1944 tarihinde de Malkarlilar yurtlarindan çikarilarak topyekün bir sürgüne ve soykirima maruz kaldilar.

Bu sürgün sirasinda da toplam nüfuslarinin yarisini kaybettiler. Orta Asya ve Sibirya’daki sürgün yerlerinde 14 yil kalan Karaçay-Malkar halki 1957 yilinda itibarlari iade edilerek Kafkasya’daki eski yurtlarina geri döndüler. Kafkasya’ya geri dönen Karaçay-Malkarlilar burada Kabardey Besleney Abaza ve Nogay halklariyla birlikte Karaçay-Çerkes Özerk Bölgesi idaresi altina alindi. Malkarlilar ise Kabardey-Malkar Özerk Cumhuriyeti idaresi altina alindilar.

17.yy. da bölgeye yapilan Nogay göçü ve Kirim tatarlarinin gerçeklestirdigi temaslar Karaçaylarin islami tanimalarina yardimci olmustur. Ancak baska bir rivayet Karaçay-Malkarlilarin islami kabul etmelerinde 18.yy.da yasamis ishak efendi isminde Kabartayli hocanin etkisinin oldugunu belirtmektedir. Sünni’dirler (Hanefi) ve Kuzey Kafkasya din islerine baglidirlar. Sürgün edilmelerinden sonra kapatilan camiler bugün hizla açilmakta ve sayilari her geçen gün artmaktadir.

Karaçay-Malkar halki bugün Kafkasya’da "Karaçayevo-Çerkesya" ve "Kabardino-Balkarya" adlarini tasiyan iki özerk cumhuriyette Rusya Federasyonu’na bagli olarak yasamaktadirlar.

1989 yili RESMi RUS nüfus sayimina göre Karaçaylilar 156.140 Malkarlilar ise 88.771 kisidirler.
Kirim Tatarlari

Türkler 430 yilindan itibaren Kirim'a yerlesmeye baslamislar; 13. asirdan itibaren ise Kirim Tatarlari adini almislardir. Önceleri Altinorda Devleti içinde yeralmislar daha sonra ise sinirlari Moskova'ya kadar ulasan Kirim Hanligi'ni kurmuslardir. 1475'ten itibaren Kirim Hanligi ile Osmanli imparatorlugu tek devlet gibi yakinlasinca Osmanli imparatorlugu'nun hudutlari Rusya'nin güney hudutlarina kadar uzanmistir. Osmanli imparatorlugu ile Rusya arasinda 1774 yilinda imzalanan Küçük Kaynarca anlasmasi ile Kirim Hanligi Osmanli himayesinden çikmistir. Rus isgaline maruz kalan Kirim Türklerinin esaret yillari böylece baslamistir. Yerli halki baska bölgelere göçe zorlanmistir.

En büyük göç dalgalari 1792 1860-63 1874-75 1891-1902 seneleri arasinda olmustur.Rus çarligi 1917 yilinda Bolsevik ihtilâli ile parçalaninca Kirim'in Bagimsizlik yolu da açilmistir. 9 Aralik 1917'de Kirim Tatar Milli Kurultayi toplanmis; 26 Aralik 1912'de Kirim Halk Cumhuriyeti'nin kuruldugu ilân edilmistir.Kirim Nisan 1918'de Almanlar tarafindan da belli bir süre isgal edilmis; 1920 yilinin sonlarina dogru tekrar Bolseviklerin eline geçmistir.1921 yilinda Kirim Muhtar Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti kurulmus ve Rusya'ya baglanmistir.18 Mayis 1944 yilinda Kirim Tatarlari Kirim'dan topluca sürgün edilmislerdir.Sovyet Hükümeti 25.6.1945 yilinda yayinladigi Kararname ile Kirim Muhtar Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti'ni ortadan kaldirmis; Kirim oblast statüsüne getirilerek yine Rusya'ya bagli kalmistir.Krusçev Rus-Ukrayna kardesliginin 1000. yili münasebetiyle Kirim Oblasti'ni Rusya'dan alarak Ukrayna'ya baglamistir.Kirim Bölgesi bugün Ukrayna'ya bagli Muhtar bir Cumhuriyettir. Cumhuriyet içerisinde ise Tatar Özerk yönetimi bulunmaktadir.
Kumuk Türkleri

Kumuk Türkleri bugün büyük çogunlugu (1992 tahminine göre 250 bin kisi) Rusya Federasyonu'na bagli Dagistan Özerk Cumhuriyeti'nde geriye kalan kismi (yaklasik 50 bin kisi) Çeçen ve Osetya özerk cumhuriyetlerinde yasayan Azerbaycan Türklerinden sonra Kafkaslar'daki en kalabalik Türk kavmidir. Kumuklar'in bir kismi Çarlik Rusyasi'nin Kuzey Kafkasya'yi istilâsi yillarinda ve bilhassa seyh samil'in esir düsmesinden sonra Osmanli Devleti'ne siginmislardir. Bunlar hâlen belli basli olarak Tokat'in Üçgözen ve Kusoturagi Sivas'in Yavu köyünde yasamaktadirlar.

Kumuk Türkleri Kuzey Kafkasya'daki Kumuk ovasinin ve Dagistan'in daglik kesiminin yerli halklarindandir. Etnik bakimindan Kipçak ve Oguz boylarinin bu sahada kaynasmasindan meydana geldikleri ileri sürülen Kumuk Türkleri'nin dillerindeki Kipçak ve Oguz grubu özellikleri bu görüsü desteklemektedir.

Kumuklar'in ülkesi VII. Yüzyildan itibaren Hazar Devleti'nin sinirlari içine alinmistir. Bugün Kumuk bilim adamlari da Kumuklari Hazar Devleti'nin kuruculari olarak göstermektedirler. Hazar Devleti'nin son baskenti Semender Kumuk ülkesi sinirlari içindeydi. Kumuklar arasinda ayilmis olan "Anci-name" "Derbent-name" "Karabudahkentname" adli tarihi âbideler Hazar Devleti devrinden bahseder. Hattâ Hazarlar arasinda yasamis olan Ebu Hamid el-Garnati'nin tespit ettigi ve Hazar sözü dedigi bütün kelimeler bugün Kumuk Türkleri'nce kullanilmaktadir.

Zeki Velidi Dogan'in verdigi bilgilere göre Kumuklar Oguz destaninin Müneccimbasi tarafindan istifade olunan bir rivayetinde Oguz Han zamaninda Derbent'in muhafazasiyla memur edilen Kipçaklar'in bir boyu olarak zikredilmistir. Togan'a göre Azerbaycan ile Derbent Araplar'in idaresinde iken de Kumuklar'in burada bulunduklari Tarih al-Babva'l-Abvab'dan anlasilmaktadir.

Dagistanli Kumuk âlimlerinden S.M. Aliyev M. R. Mahammadov'den; Dagistan'i Araplar'in isgal etmesiyle Hazarlar'in idil Boyuna çekilmelerinden sonra Hazar denizi kiyisinda ve Temirkazik Dagistan'da liderlik rolünün Kumuklar'a geçtigini naklediyor ve bu bilginin birinci kismina katildigini belirtiyor; fakat onun Kumuklari Hazarlar'dan ayri göstermesine karsi çikiyor. Aliyev'in fikrince Hazarlar ile Kumuklar tarihi bakimdan da kültürel bakimdan da ayni kavimdir.

Tarihi durumlari ve mense'leri hakkinda pek çok faraziye ileri sürülen ve hattâ ekseriya Sovyet antropologlari tarafindan olmak üzere bazi Kafkas kavimlerinin Türklesmesi sonucu meydana geldikleri dahi söylenen Kumuklar'in; dil edebiyat din yasayis tarzi örf ve âdetler ve diger kültür unsurlari bakimindan ele alindiklarinda ve yukarida özetlenen tarihi verilerin isiginda bakildiginda gerçek bir Türk kavmi oldugu açikça ortaya çikmaktadir.

Hazar Devleti'nin yikilmasindan sonra Kumuk Türleri'nin kurduklari ilk müstakil teskilat 1578'de Sultan But'un kurdugu ve tamamiyla millî bir Kumuk beyligi hüviyetinde olan emarettir. Bu beyligin Dagistan'in en kuzeyinde yer almasi sebebiyleKazan ile Astarhan hanliklarinin yikilmasindan sonra daha güneye inme imkâni bulan Ruslar'la Kumuklar karsi karsiya gelmis oldu.Kumuk Türkleri 1594 yilindan itibaren baslayan Rus saldirilarina ve isgal hareketlerine karsi diger Müslüman Kafkas kavimleriyle birlikta XIX.yüzyilin ikinci yarisina kadar kahramanca mukavemet ettiler.

Ancak Ruslar'a karsi sürdürülen mücadelenin son bayraktari seyh samil'in 1859'da esir edilmesiyle Dagistan ve diger Kafkas bölgeleri hizla Ruslar'in eline geçmeye basladi. Zaten yüzyillar süren savaslar Kumuklari ve diger Kafkas kavimlerini bîtab düsürmüstü. Böylece Ruslar 1867'ye kadar bütün Kafkasya'yi istilâ ettiler.
Meluncanlar

Son yillarda Amerika'da Türk olduklarina inanan ve gerçek kimlikleri oldukça merak edilen bir grup ortaya çikti. Sumter County'den ülkenin degisik yerlerine dagilmis olan grup. Yüzyilimizin basindan beri onlarin Yunan Portekiz hatta Arap asilli olduklari ileri sürülmüs ancak niçin Türk isimleri tasidiklari bir türlü izah edilememistir. Amerika iç savaslarindan itibaren sürekli olarak orduda beyazlarla birlikte savasan bu insanlarin sadece renkleri esmer oldugu için zenci kökenli olduklari bile ileri sürülmüstür. O yüzden uzun zaman beyazlarin okullarina alinmamislar haklarini ancak hukuk savasi vererek mahkemelerde elde edebilmislerdir.

Bu "Türklerin atalarinin iç savaslar sirasinda yardim için oraya gitmis Osmanli askerleri veya bir kisim maceraperestler olmasi muhtemeldir.Bilindigi gibi Amerika'da yerlilerin yanisira disaridan gelip kitaya yerlesmis pek çok etnik grup yasar. Ancak yerlilere ve diger gruplara hakim güç Anglo-Saksonlar olmuslardir. Anglo Saksonlar bu hakimiyeti tesis etmek için yerlileri soykirima maruz birakmislardir. Ayrica kendileri gibi Amerika'ya sonradan gelen birçok grubu da çesitli yollardan etnik temizlige tabi tutmuslardir. Bunlardan bir tanesi de Meluncanlar'dir.

Meluncan'in anlami "lanetli can" veya "Tanri tarafindan terkedilen adam"dir. Arapça kökleri "Melun Cin"dir. Meluncanlar; beyaz siyah melez ve Kizilderili olarak siniflandirilamazdi. Onlar yasal açidan renksiz insanlar olarak siniflandiriliyorlardi. Sahip olduklari önemli arazi parçalarina el konuldu; egitim oy kullanma ve adli islem haklari reddedildi ve bati yakasina ya da Carolinas Virginia Tennessee Kentucky ve Bati Virginia daglarinin yükseklerine sürüldüler.

Meluncan toplumunun büyüklügünün kesin olarak tahminlerin altinda oldugu ve sonuçta soylarindan gelen kimselerin sayisinin önceki tahminlerin çok üzerinde oldugudur. Bundan baska Meluncan soyundan gelenlerin ugradigi baslica asimilasyonlar ilk Birlesik Devletler'in nüfus sayimindan önce meydana geldigi için bu önemli Akdeniz ve Ortadogu mirasi yazili kayitlara alinmadi. Bu sözlü rivayetlerle folklörlerle kültürel delillerle genetik ve tipla antropolojiyle ve yabanci tarih arsivleriyle desteklenmis bir hikayedir. Buna ragmen birçok Amerikali tarihçi tarafindan gözardi edilmis ve standart Amerika secere kayitlarina göre gerçekte varolmamis bir topluluktur.

Genetik ve Tibbi Kanitlar

Meluncan toplulugu üzerine yapilan genetik çalismalar (gen frekansi) Meluncanlar'la (Lee Contry Virginia ve Hancock Country Tenesse'den 1969'da alinip 1990'da tekrar analiz edilen 177 insan örnegi) ispanya ve Portekiz'in Galician Dagi bölgesi Kuzey Afrika (Fas Libya) Levant (Yunanistan Türkiye Suriye) ve Ortadogu (Kuzey Irak ve Kuzey iran)'daki topluluklar arasinda önemli bir fark olmadigini ortaya koymustur. Meluncan toplumunda belirlenen hastaliklar içinde; sarkoidosis Behçet hastaligi Machado-Joseph rahatsizligi (Azorean rahatsizligi) ve Talesemya gibi Akdeniz ve Ortadogu'da yerlesmis hastaliklari bulunmaktadir.
Mogolistan'da Türkler

Mogolistan'in nüfusu 2.400.000'dir.

Kazaklar (Hasag)

150 bin civarindaki Nayman ve Kirey kökenli Kazaklar ülkenin kuzeybatisindaki Bayan Ölgiy ve Hovd aymaglarinda yasiyorlar.Sovyetlerin yikilmasiyla birlikte Kazakistan'a yapilan göçler sonucu nüfuslari tam bilinmiyor.Buna ragmen 95 bin'i Bayan Ölgiy'de 40 bini Hovd'da olmak üzere 150 bin civarinda Kazak oldugu tahmin ediliyor.

Bayan Ölgiy önceleri bir Kazak aymagi idi (aymag vilayet demektir). su anda Kazaklarin Kazak Liberal Partisi var ayrica radyo yayini yapiyorlar.Kazaklarin diger oymak ve boylari ise sunlar; Tartuslar Asagi ve Yukari Tartuslar diye ikiye ayrilan bu Kazak soylular Kirey Kazaklarinin ardilidirlar.

Hotonlar

6 bin civarinda bir nüfusa sahip Hotonlar Uvs aymaginda yasiyor. Kazak-Kirgiz karisimi olan Hotonlar Uvs gölünün güney batisinda ve Bugat sehri ve çevresinde yasarlar. Müslüman olan Hotonlar Derbed diyalektiyle konusurlar.

Uranhaylar

50 bin nüfusa sahip Uranhaylar Mogolistan'in yani sira Rusya'da ve Çin'de de yasarlar. Mogolistan'da Hörsgöl ve Uvs aymaglarinda yasarlar. Uranhaylarin 1921'den 1944'e kadar kendilerine ait bir cumhuriyetleri vardi ama Ruslar isgal etti.

Uranhay boylari

Altay Uranhaylari: Hovd ve Bayan Ölgiyde yasayan bu Urankaylar Mogolca konusurlar.

Tannu (Tagna) Uranhaylari: Hovudda yasarlar ve Uranhaylarin en çok nüfuslu boyudur.

Çatanlar: Dünyada sadece ve sadece 500 çatan vardir; 250 kadari Mogolistan'da diger 250'si Buryat Cumhuriyeti'nde yasiyor. Mogolistan'in Hövsgöl aymaginda Ulan-Oll Rincinbuye ve Han Samon'da otururlar. 50 civarinda aile vardir ve bunlar geyik çobanidir. sehre pek inmezler.Buryat'da ise Kiren ve çevresindedirler.

sirtenler: Arsirten ve Övörsirten olmak üzere ikiye ayrilan bu Uranhay kolu Hövsölde otururlar ve Mogolca konusurlar. Muncaklar Bayan Ölgiyde otururlar ve Türkçe konusurlar.

Kocolutanlar: Muncaklarla beraber yasarlar ve Bayan Ölpiy aymaginda yasarlar. Dilleri Türkçedir. Uranhay Türkleri aslen Kazaktir. Daha sonralari Uranhay olarak ayri bir boy hâlinde anilmis ve taninmislardir.
Nogay Türkleri

Nüfus : 1.030.000

Bulunduklari baslica sehirler : Rusya Federasyonuna bagli Astarhan Terek Kizilyar Açikulak Perekop Çelyabinsk; Bulgaristan'in sumnu Dobruca ve Türkiye'nin Ankara -Polatli sereflikoçhisar Konya-Kulu istanbul Osmaniye Adana Çorum Eskisehir Bursa Kütahya Gaziantep Isparta-Senirkent sehirlerinde yasamaktadirlar.Siyasi ve idari konumlari : Bulunduklari ülkenin idari yapisina uymaktadirlar.

Tarihçe

Türk tarihinde Nogay sözüne ilk olarak Altinordu devletinde rastlanir. Nogay Han üstün kabiliyeti büyük teskilatçiligi sayesinde Altinordu devletinin en yüksek mevkilerine çikmis; Nogay Han'a tabi Türk topluluklari da onun adini almislardir.Nogaylar 13. yüzyila kadar Dest-i Kipçak'ta ( Kipçak çölünde ) göçebe hayati yasadilar. Birlesik bir hayat süren Nogaylar çesitli sebeplerden dolayi daha sonra dagildilar. Bir kismi mekan degistirirken kalabalik bir kismi diger Türk boylari arasinda eridiler.

Bugünkü Durum

Erimeden günümüze kadar kalan Nogaylar; Hazar bozkirinda Kuzey Kafkasya'da Kirim'da idil-Ural havzasinda Bati Türkistan'da ve Litvanya'da Dobruca'da Deliorman bölgesinde ve Türkiye'de yasamaktadirlar.

1) Hazar Bozkiri Nogaylari : Asagi itil'in genis deltasinda Astarhan çevresindeki köy ve kasabalarda Kalmukya'nin güney kesimine düsen Kuma Çayinin kuzey yöresinde bulunurlar. Kendi agizlarini unuttuklari için Kazanli diye de adlandirilirlar. Buradaki baslica topluluklari "Karaagaçlar ( Karagas)" ve Kundurlardir.

2) Kuzey Kafkasya Nogaylari : Kafkasya'da bes bölgede yer alirlar. Dagistan'in Kuma ile Terek akarsulari arasinda kendi adlariyla anilan bozkirda özellikle Kizilyar yöresinde Hasavyurt ve Açikulak kazalarinda kalabalik bir topluluk halinde bulunurlar.

3) Kirim Nogaylari : Nogaylar Kirim yarimadasinin kuzeyindeki ovalik alan ile daglik kesimin kuzey eteklerinde Perekop kasabasi çevresinde kuzeydoguda Azak denizine dökülen çaylar (Tolmak Bedri vb.) boyunda yasamaktadirlar.

4) idil-Ural Havzasi Nogaylari : Burada Tatarlar arasindaki "Nogaylar (Nagaybaklar)" küçük bir etnik topluluktur. Günümüzde Baskurdistan'da ve Baskurdistan'in kuzeydogu komsusu Çelyabinsk Vilâyetinin Yukari Ural çevresinde yasamaktadirlar. Nogaybaklar Kuzey (Kipçak) Türkçesinin Baskurt unsurlarinin da karistigi Tatar agziyla konusurlar. Hristiyanligin Ortodoks mezhebindendirler. Baskurdistan'daki Nogaylar Kuzey Türkçesi'nin Baskurt agziyla konusurlar.

5) Bati Türkistan (Kazakistan) Nogaylari : Bu büyük bölgenin Kazaklar arasindaki Nogaylar'i onlarin boy düzeninde Orta ve Kiçi ( Küçük ) cüzlerde bulunurlar. Orta cüzdekiler secereye göre Kongirat kolunun Camanbay'indan gelirler. Buradaki Nogay'dan da Satibaldi Tokas sahan uruklarinin atalari çikmistir. Kazakistan'daki Nogay obalari simdi Kizilorda tümeninin Canga-Korgan yöresinde yasamaktadirlar. Hepsi Kuzey Türkçesinin Kazak agziyla konusurlar.

6) Kirgizistan Nogaylari : Kirgizlar arasindaki boy düzeninde Ön-Kol'a bagli Çirik boyunun "Nogay" adli bir oymagi vardir. Onlar Kuzey Türkçesi'nin Kirgiz agziyla konusurlar.

7) Litvanya Nogaylari : Polonya'nin kuzeyinde ve Baltik denizinin dogu yaninda yer alan bölgede yasarlar. Burada yasayan Nogaylar'a "Litvanya Tatarlar"i da denir. Buradaki Nogaylar sadece dinlerini (islâm) muhafaza edebilmislerdir.

Oryatlar (Altay Türkleri)

Mogolistan'in kuzey batisinda Çin'de ve Rusya'da yasayan Oryatlarin birçok kolu vardir. Çin'de 115 bin Targut 40 bin de Köknur Oryatlari yasar. samanist olan Oryatlar diger Türk kardesleriyle iç içe yasarlar. Tuva olarak da bilinirler.

Oryatlarin nüfus ve oturduklari yerlerle birlikte çesitli boylari sunlardir: Dörvödler (Derbed) 70 bin nüfuslu Derbedler Uvs aymaginda ve Uvs gölünün kenarinda yasarlar.

Targutlar

Mogolistan'daki nüfuslari 13 bin olan Targutlar Hovd aymaginda yasarlar. Hovd sehrinin güneyinde ve Bürenhayran sehrinin kuzeyinde ve güneyinde otururlar.
Sahcinler

Targutlarin bir kolu olan Sahcinler Hovd aymaginin ortasinda ve dogusunda yasarlar. Nüfuslari 30 bin civarindadir.

Bayadlar (Bait)

47 bin nüfuslu Bayadlar Hovd aymaginda Har Us Nur gölünün dogusunda yasarlar.
Darhadlar

17 bin nüfuslu Darhadlar Mogollasmis Türklerdir.

Öld (Eleut) Hovd'un kuzeyinde yasarlar. Çok azi da Arhangay aymaginda yasayan Eleutlarin nüfusu 15 bindir.

Mingatlar (Miyangatlar)

6 bin nüfuslu Mingatlar Uvs oymagindaki Har Us Nur gölünün kuzeyinde yasarlar.

Uygurlar

Diger Türk soylulariyla beraber yasayan Uygurlar 17 binden fazla nüfusa sahiptir ve aralarinda Sari Uygurlar da vardir. Bayan Ölgiy ve Hovd aymaklarinda yasiyorlar.

Özbekler

20 bin nüfuslu Özbekler ülkenin kuzey batisinda.

Kirgizlar

Yerleri tam bilinmeyen ve nüfuslari da tam tesbit edilemeyen Kirgizlar Uranhay ve Oryatlarla birlikte yasiyor. Nüfus ve yerlerinin tam tesbit edilemeyisinin sebebi KazakKirgiz Uranhay ve Oryatlarin hemen hemen ayni kökten gelmeleridir.
Tatarlar

Nüfuslari 5 bin civarinda ve daginik yasiyorlar.

Suriye Türkleri

I. Suriye'nin Tarihi Gelisimi ve Türklerin Bu Topraklara Yerlesmesi

1946 yilinda bagimsizligini kazanan Suriye yeni bir ülke olmasina ragmen üzerinde kuruldugu topraklarda tarih yatmaktadir. Bir çok medeniyetin besigi sayilan bu topraklar bir bakima dogu ile bati medeniyetlerinin temas noktalaridir. Anadolu'nun tabiî uzantisi durumundaki Suriye topraklari Sümer Asur gibi dogu Makedon Roma gibi bati medeniyetlerine ilave olarak Türk ve islam Medeniyetlerini de birlikte yasamistir.

Suriye önce Perslerin daha sonra iskender'in istilasi ile Makedonlara geçmistir. M.Ö. 60 yillarinda Romalilarin bölgeye hakimiyeti ile Suriye Prensligi kurulmustur. islamiyet'in dogusundan hemen sonra ilk Halife Hz.Ebubekir zamaninda Halid bin Velid komutasindaki islam ordusu 635'te Suriye topraklarina girmis ve 636'da sam'i fesetmistir. Daha sonra Halif Hz. Ömer Kudüs'e kadar gelerek Suriye'nin teskilatlanmasini bizzat yönetmis ve böylece bölge tamamen Müslümanlarin kontrolü altina girmistir.

Emeviler devrinde Suriye çok gelismis gerek kiyi ve gerekse iç bölgelerdeki sehirler hareketli birer ticaret merkezi haline gelmistir. Emevi ve Abbasilerin zayiflamasi ile bütünlügü bozulan Suriye'yi X. yüzyilin sonunda siî Fatimîler isgal etmis ise de bu topraklarda birlik ve düzenlik 1071 Malazgirt Zaferi'nden sonra Türkler tarafindan saglanmistir. XI'inci asirda baslayan Orta Asya göçleriyle birlikte Türkmen boylari Suriye'nin kuzeyinde yerlesmislerdir.

Selçuklularin 1040 Dandanakan Zaferi'nden sonra Önasya'ya intikal eden Oguz boylarindan birçok Türkmen boy ve oymaklari 1063'ten itibaren Suriye'ye girerek kendi hayat sartlarina uygun bulunan bölgeleri vatan edinmislerdir. Suriye'deki ilk Türkmen yerlesme bölgelerinin Halep ve Lazkiye sehirleri ile bu sehirlerin kuzeyinde kalan bölgeler oldugu anlasilmaktadir. Daha sonra Türkmen iskâni Akdeniz sahili tarafinda Lazkiye'den güneyde Trablussam'a dogru ve iç kisimlarda Âsi Irmagi vadisi boyunca Hama Humus ve sam istikametinde gelismistir.

Anadolu Selçuklu Sultani Kutalmis oglu Süleyman (1077-1086) Çukurova K.Maras Gaziantep Antakya bölgeleri ile birlikte Halep-Lazkiye hattinin kuzeyinde kalan bölgeleri Ermeni ve Bizanslilardan fesederken Suriye Selçuklu Sultani Tutus (1078-1095) Sina Yarimadasi'na kadar uzanan Suriye Lübnan Ürdün ve Filistin'i Fatimilerden almistir. 1096 yilinda baslayan Haçli Seferleri sirasinda; Selahaddin Eyyubi komutasindaki islam ordulari Suriye'ye gelmis ve Türklerle ittifak ederek Suriye'yi savunmuslardir. Bu gelismelerden sonra Atabey Devleti'ne Selahaddin Eyyubi'nin kurdugu Eyyubiler devleti (1183-1250) ona da Türk Memluk sultanligi (1250-1517) halef olmustur.

1516 tarihinde Yavuz Sultan Selim (1512-1250)'nin Mercidabik'ta Memluklari yenmesi ile Suriye Topraklari Osmanli Devleti'ne baglanmistir. Birinci Dünya Savasi sonuna kadar Osmanli hakimiyetinde sam Trablus ve Halep eyaletleri seklinde yönetilen Suriye; sosyal kültürel ve ekonomik yönlerden kalkinarak en huzurlu ve en müreffeh devrini yasamistir. Savas sonrasinda ingilizler ve müttefikleri 2 Ekim 1918 tarihinde sam'a 27 Ekim 1918'de de Halep'e girdiler. Suriye'yi Osmanlilardan koparan ingilizler oldugu halde Ortaçag'da Suriye ve Lübnan sahillerinde bir Haçli devleti kurmus olan Fransa'ya devredilmistir.

Fransa'nin Suriye hakimiyeti ikinci Dünya Savasi sonuna kadar sürmüstür. Savas sonrasi 1944'te Amerika ve Rusya Suriye'yi bagimsiz bir ülke kabul ettigi halde; Fransa manda döneminin bagimlilik iliskilerini mümkün oldugu kadar devam ettirecek ekonomik kültürel ve stratejik bir takim imtiyazlari garanti altina alacak "özel anlasmayi" resmen kabul ettirinceye kadar Suriye'den çekilmemistir.

Bagimsizlik Suriye için kendi iç ve dis meseleleri üzerinde söz sahibi olmasini saglamaktan ziyade bir baska sömürgeciligin baslangici olmustur. Fransizlarin 5 Nisan 1946'da resmen çekilmesinden sonra Suriye üzerindeki egemenlik için Amerika ve ingiltere arasinda rekabet baslamis daha sonra bu rekabete Rusya da katilmistir.
1947 serbest seçimlerinden sonra 30 Mart 1949'da ilk askeri darbeyi CIA'nin destegi ile General Hüsnü Zaim yapmistir. Zaim'in 1949 darbesinden Esad'in 1970'teki darbesine kadar Suriye'de on tane basarili bir o kadar da basarisiz askeri darbe izlemistir. Suriye tarihinde bundan sonrasi Esad dönemi olarak adlandirilmaktadir.

2. Türklerin Suriye'ye Yerlesmesi

Ön Asya'ya Türk göçlerinin baslangiç tarihi çok kesin olarak bilinmemektedir. Aslinda Anadolu ve Suriye'ye Türk boylarinin göçleri Türklerin tarih sahnesine çiktiklari dönemlere kadar uzanir. Sakalar Hazarlar Hunlar hatta Sümerler bunlardan bazilaridir. Muhtemelen islâm ordularinin Orta Asya'ya ulastigi tarihten itibaren Oguz boylarinin akincilari Irak ve Suriye'de görülmeye basladilar. Hilafet merkezinin Bagdat'da tasindigi M.750 yilindan itibaren Abbasi Halifesi saraylarinda Türk komutan ve askerlerinin sayilari ve etkileri hizla artmaya basladi.

Selçuklu Türkleri Gazneliler ile 1040 yilinda yaptiklari Dandanakan Savasi'ni kazandiktan sonra Rey isfahan Azerbaycan Erivan Anadolu ve Irak üzerine dogru ilerlemislerdir.Hanoglu Hasan isimli Türkmen boylarinin kumandani 1063 yilinda Diyarbakir'a yerleserek Suriye ve Bizans topraklarina akinlar düzenlemistir. Hanoglu Hasan'in Halep'te bulunan Mirsadogullari'nin yardim teklifini kabul etmesiyle Türklerin Suriye'ye girisleri baslamistir.Türk boylari Afsin ve Sanduk Beyler komutasinda Halep'e akinlarda bulunmuslardi. 1069-1070 yillarinda Kurlu ve Atsiz beyler Remle sehrine yerlesip Güney Suriye'yi tamamen ellerine geçirmisledir.

Mogollar ve Haçli ordularinin baskisina maruz kalan Türkmen oymaklari bazen Anadolu'dan Suriye'ye bazen da Suriye'den Anadolu'ya göç etmislerdir. Anadolu Selçuklu Ordusu'nun Mogollar karsisinda 1243 Kösedag Muharebesinde yenilmesi üzerine Tükmen boylari Sultan Baybars (1260-1277) zamaninda 40 bin çadirlik bir topluluk halinde Halep bölgesine gelerek yerlesmislerdir. Böylece XIII. yüzyilin ikinci yarisinda Suriye'nin kuzeyi de tam manasiyla Türkmen yurdu haline gelmistir. Bugün de verdigimiz bu tarihi bilgilere uygun olark Suriye'de yasayan soydaslarimiz yogun olarak Lazkiye ve Halep çevresinde yasamaktadirlar. Ayrica sam dahil olmak üzere diger bölgelerde de azinlik halinde Türkler bulunmaktadir

a) Lazkiye Bölgesi

Suriye'nin en büyük liman kenti olan Lazkiye 1950'den sonra büyük gelisme göstermistir. Bunun üzerine kent merkezindeki Türk nüfusuna ilaveten çevrede bulunan Türkmen köylerinden çok sayida insan sehir merkezine göç etmistir. Köylerden göç eden Türkmenler Lazkiye'nin giris kapilari ve kuzey yönü agirlikli olmak üzere sehrin muhtelif vaoslarinda Türkmen Harasi ve Türkmen Mahallesi adlariyla semtler olusturmuslardir.
Lazkiye vilayet merkezi ve Kesep Nahiyesi'ne bagli 6; Bucak bölgesinde sahil boyunca 84 Behlüliye Nahiyesi'ne bagli 2; Bayir Nahiyesi merkezine tabi Kebele'nin kuzeyinde 27 dogrusunda 8 güneyinde 11; incesu'nun batisinda güneye dogru 28 dogusunda 29; Çercüm deresinin Türk hududuna dogru olan bölümünde 20 dogusunda 17; Cebeli Seman'in dogusunda nahiye merkezi ile birlikte 16; Kilis'in güneyinde Azer Kasabasi'na bagli (Azer ile Afsin suyu arasinda) 17 güneyinde 3 olmak üzere bu bölgete toplam 265 Türk köyü bulunmaktadir.

b) Osmanli Devleti parçalanmadan önce Gaziantep sanliurfa ve Hatay gibi bulundugu yörenin Türk nüfusu idari merkezi Halep'ti. Bugün de Halep Türkmenlerin çogunlukta oldugu Kurtdag Azar Bab Münbiç ve Carablus gibi bölgelerin idare merkezidir. Halep halen birçok Türk mimari ve sanat eserinin bulundugu ve sokaklarinda Türkçe'nin konusuldugu bir sehirdir. 1906 yilinda yayimlanmis olan Halep Vilayeti Salnamesi'nde yer alan Türkçe mahalle isimleri sunlardir: Hamidiye Aziziye Selimiye Akyol Altunbogaz Ogulbey Badincik Balibulgur Tatarlar Karaman Çukurcuk Çukurkestal Hamzabey Hensebil Haraphan sakiraga sahinbey Saçlihan Farfara Kazasker Kilise Küçükkilise Mahmutbey Müstadembey Harundere.

sehir içerisinde bulunan bu mahallelere ilaveten Kurdagi Kazasi'nda 105; Azer Kazasi'nda 46; Bab Kazasi'nda 51; Münbiç Kazasi'nda 53; Carablus Kzasi'nda 95 olmak üzere Halep Bölgesinde de toplam 350 Türk köyü mevcuttur.

c) Diger Bölgeler

Suriye'de bu iki bölgenin disinda da Türklerin yasadigi yöreler sunlardir:


aa) Telkele Yöresi: Bu yöre Suriye'nin Hama-Humus sehirleri ve Lübnan siniri arasinda kalan kisimdir. Türkmenler genellikle Humus sehrinde bulunurlar fakat Hama sehrinde de önemli bir Türkmen toplulugu yasamaktadir.

bb) Kunteyra Yöresi: Bu yöre Suriye'nin israil sinirinda bulunmaktadir. 93 Harbi (1877-1878) esnasinda Kafkasya'nin Dagistan ve Karaçay bölgelerinden getirtilen Türkler bu yörelere iskân edilmislerdir. Fakat Arap-israil Savasi'ndan sonra bir kismi yurtlarini terkederek Halep ve sam'a göç etmislerdir.

cc) sam sehri: sehir merkezinde Türkmenlerin oturdugu bir mahalle bulunmaktadir. Ayrica sam'a bagli Havran Ovasi'nda da Türkmenler mevcuttur. Bunlar Havran Türkmenleri olarak taninmaktadirlar.

Suriye Hükümeti Arap milliyetçiligi anlayisiyla nüfus sayimlari sirasinda Suriye'de yasayan Türkleri de müslüman adi altinda kaydettirdigi için; bu kadar genis bir sahaya yayilmis bulunan Türklerin kesin sayisi bilinmemektedir.

M. Fatih Kirisçioglu Halep bölgesinde 200.000 Lazkiye bölgesinde 150.000 Telkele Yöresinde 50.000 Kunteyra Yöresinde 100.000 muhtelif bölgelerde de 300.000 olmak üzere Suriye topraklarinda yasayan Türk nüfusunu 1 milyon olarak tahmin etmektedir.
Bu tahmine karsilik Mehmet sandir'a göre bugün Suriye'de 15 milyon Türk yasamaktadir. Kendilerini Kürt sayan kardeslerimizi de sayarsak 3 milyon Türk yasamaktadir. Bu rakam Suriye nüfusunun % 20'sidir. Bugün ülkeyi yöneten Nusayri (Alevi-Dürzî) nüfusun iki katindan daha fazladir. Verilen bu rakamlar biraz abartili bulunsa bile...

II. Suriye'nin Demografik Yapisi

Suriye'de her 10 yilda bir nüfus sayimi yapilmaktadir. Bu yüzden de degisik kaynaklarda birbirini tutmayan rakamlar verilmektedir. 1981 yilinda yapilan sayimda 9.934.00 olan Suriye'nin nüfusu son sayimda 14.887.000'e yükselmistir. Bu nüfusun %74'ü Sünni % 16'si sii Müslüman % 10'u ise Hristiyandir. Son 10 yillik nüfus artis hizi % 33.6'dir. Bu durumda yillik nüfus artis hizi % 3.3 olmaktadir. Son sayima göre nüfusun % 47.9'u sehirlerde geri kalan % 52.1'i kirsal kesimlerde yasamaktadir. Toplam Suriye nüfusunun % 67'si sam Halep Hama HumusLazkiye ve çevresinde yasamaktadir.

Çalisacak yastaki nüfusun ancak 1/3'ü is bulabilmektedir. 1 milyonda fazla Suriye vatandasi ülke disinda çalismaktadir. Çalisan nüfusunu % 47'si tarim % 20'si sanayi ve % 33'ü de hizmet sektöründe çalismaktadir. Kilometrekareye 42-45 kisi isabet etmektedir. Okuma yazma bilenlerin toplam nüfusa orani % 58 ortalama ömür 54 yildir. Yillik isalati 2.7 milyar dolar ihracati ise 3.6 milyar dolardir. isalatin % 42'si Amerika Birlesik Devletleri'yle gerçeklesmektedir. Yillik milli gelir 30 milyar dolar kisi basina düsen ulusal milli geliri 2300 dolardir. Suriye'nin resmi dili Arapça'dir.
__________________
"Güven" Çok İnce Bir Çizgidir.

Onu Kalınlaştırarak Kırılmasını Engelleyen Tek Şey
"İki Taraflı" Olmasıdır.


Dikkat !!! Kopyala Yapıştır Özelliğini Sadece Üyelerimiz Kullanabilir. Üyelik Ücretsizdir.. Ayrıca Üyelerimiz Forumdan Tamamen Reklamsız ve çok daha hızlı şekilde yararlanabilir.
KARAHAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 04-Mayıs-2009, 15:19   #9 (permalink)
Kullanıcı Profili
Kurmay Başkan
 
KARAHAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik tarihi: Nisan-2009
Bulunduğu yer: Uçurumun Kenarindan
Üye No : 177
Mesajlar: 3.159
Konuları: 1388
İstatistikleri Seviye: 43 [â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�]
Aktiflik: 214 / 1071
Güç: 1053 / 16502
Deneyim: 85%
İtibar Puanları
İtibar Puanı : 119637
İtibar Derecesi : KARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond repute
Teşekkürleri
Teşekkür Etmiş : 775
Teşekkür Almış : 1.041
Tuttuğu Takım

Standart

TÜRK iMPARATORLUKLARI

TARiHTE TÜRK MiLLETi


Türk sözcügünün anlami; "Güçlü kuvvetli migfer türemis sekil kazanmis" demektir. Türk Dil Kurumu'nun hazirladigi Türkçe Sözlük 'te Türk; Asya ve Dogu Avrupa'da yasayan Türkçenin çesitli lehçelerini konusan soy ve bu soydan gelen kimse diye belirtilmektedir. Söz konusu bu kimselerden olusan topluluklara "Türkler" denir. Türkler; Türkçe ve bu dilin lehçelerini konusurlar. Türk kelimesinin geçtigi ilk devlet Göktürk (Kök-Türk) imparatorlugudur. Orhun Kitabeleri'nde Türk kelimesi bazen Türk bazen de Türük olarak yazilmistir.


11. yüzyilda Kasgarli Mahmud; "Türk adinin Türklere Tanri tarafindan verildigini belirterek Türk adinin "Gençlik kuvvet kudret ve olgunluk çagi" demek oldugunu belirtir. Türk kelimesi gerek islâm gerek iran ve gerekse Tevrat'ta geçmektedir. Tevrat'ta Türklerin Hz. Nuh'un oglu Yafes'in soyundan geldigi kabul edilir.Türkler üç beyaz irk grubundan "Europid" grubunun "Turanid" tipinden gelir.
Türklerin anavatani Orta Asya'dir. 9. yüzyildan itibaren Orta Asya'da yasayan Türkler; nüfus fazlaligi mer'a yetersizligi su kitligi gibi nedenlerle göç etmeye baslamislardir. Orta Asya'dan dört bir yana gerçeklesen bu göçlerin en önemlisi bati yönünde olmustur. Bati yönde gerçeklesen göçler sonucu 11. yüzyilda Anadolu Türklesmis ve daha sonra Avrupa içlerine kadar yayilmislardir. 20. yüzyilda ise dünyanin bütün kitalarina dagilmislardir. Avustralya'dan Brezilya'ya kadar dünyanin her tarafinda bugün Türk vardir.


Yine bu göçün Altay çevresinde göçebe halinde yasayan Türk kavimlerinin hayvan sürülerini otlatmak için Aral Gölü istikametinde oldugu kaydedilir.Tarihin geçmis dönemlerinde degisik ve uzun zaman dilimleri içinde birlik ve beraberlik içinde yasayan Türk Dünyasi kurmus oldugu medeniyetlerle tarihe altin harflerle adini yazdirmistir. Göktürkler Karahanlilar Selçuklular ve Osmanlilar bu devletlerin en bilinenleridir. Özellikle bugüne göre en son Büyük Türk Devleti olan Osmanli Devleti kendine has özellikleriyle dünya hakimiyetini tam 600 yil elinde tutmustur. Ne yazik ki Osmanli Devleti'nin çöküsüyle birlikte Türk Dünyasi paramparça olmus ve 20.yüzyila esaret altinda girmistir. 20.yüzyilin esaretini Türk Dünyasi içinde ilk kez yine Osmanli Devleti'nin çekirdegini olusturan Türkiye kirmis ve Anadolu'nun sahlanisi ile bagimsizligini kazanmistir. Bu devletlerin sayisi mevcut bazi tarihi kaynaklara göre 113 oldugu bazi kaynaklara göre 125'i geçtigi ve bazi kaynaklara göre de 180'i buldugu kabul edilir.


Burada Tarihi Cografya açisindan tarihteki Türk devletlerinden kisaca bahsedecegiz. Özellikle de yasadigi cografi mekanlar üzerinde duracagiz


1. Hun imparatorlugu : ilk büyük Türk Devletidir. M.Ö.220'den M.S.216'ya kadar hüküm sürmüstür. Türklük dünyasinin öncüleri olarak bilinir. Mete Han döneminde imparatorlugun sinirlari Japon Denizi'nden Hazar Denizi'ne kadar genis bir bölgeyi kapsar.


2. Bati Hun imparatorlugu: M.Ö. 53'de Büyük Hun imparatorlugunun ikiye bölünmesiyle Bati Türkistan'da Cici Han tarafindan kurulan devlet. Cografi mekan olarak sinirlari Bati Türkistan'i içine alir.


3. Han yada Ön Chao Kuzey Çin Hun Devleti: M.S. 304 ile 329 yillari arasinda Kuzey Çin'de kurulmus bir devlet.


4. Arka Chao Kuzey Çin Hun Devleti: M.S.319 ile 351 yillari arasinda Kuzeydogu Çin'de kurulmus bir Türk devleti.


5. Kuzey Liang Hun Devleti: M.S. 401 ile 439 yillari arasinda Kansu ve çevresinde kurulmustur.


6. Hsia Hun Devleti: M.S.407 ile 431 yillari arasinda Kuzey Çin'de ordu platformu çevresinde kurulmus bir Türk devletidir.


7. Avrupa Hunlari(Bati Hunlari) : M.S. 434'de Atilla'nin basa geçmesiyle Avrupa Hunlari büyük bir imparatorluk haline geldiler. Atilla'nin ogullari devleti iyi yönetemeyince imparatorluk 470'de çökmüstür.


8. Tabgaç Devleti : Bati Hun imparatorlugu yikildigi yillarda Orta Asya'da kurulmustur. 520'de Budizmin etkisinde kalarak yikilmistir.


9. Akhunlar : Tabgaç Devleti'nin çagdasidir. 5.yüzyilin ortalarinda Amuderya nehrinin akaçlama alani içinde kurulmus ve gelisme göstermis bir Türk devletidir. Cografi sinirlari; Horasan Afganistan ve iran topraklarina kadar uzanir. 557'de Akhunlar tarihe karisti.


10. Göktürk Devleti : 530'larda kurulan ve adinda ilk defa Türk geçen bir devlettir. 745'de Uygurlar tarafindan yikilmistir.


11. Dogu Göktürk Hakanligi: 582 yilinda Göktürk Hakanligi'nin ikiye ayrilmasindan sonra ortaya çikmistir. 630 yilina kadar devam eden Dogu Göktürk Hakanligi'nin cografi sinirlari; Aral gölü ve çevresi Ötüken kuzeybati Mogolistan ve Kasgar'a kadar uzanan genis bir mekani içine almistir.


12. Bati Göktürk Hakanligi: 630 yilina kadar devam eden Bati Göktürk hakanliginin sinirlari Aral Gölü - Kafkaslar arasindaki genis topraklari içine almaktadir.


13. Türges Devleti: Bati Göktürk Hakanligi'nin 630'da yikilisindan sonra On Boy'dan biri olan Türgeslerin kurmus oldugu bu devlet 750 yilina kadar devam etmistir. Türklere sehir hayatini benimseten bir devlettir. Baskenti Talas'dir.


14. Uygur Hakanligi : Büyük Hunlarin torunlari olan Uygurlar çok sayida devlet kurmuslardir. Uygur Hakanligi bunlardan birisidir. 744-840 yillari arasinda hüküm sürmüstür. Selenga Orhun ve Tola irmaklari havzalarindan Baykal gölünün güneyindeki bozkirlara kadar uzanan genis sahada yasamislardir.


15. Kao-Ch'ang (Turfan) Uygur Devleti: Ötüken Uygurlari da denilen Uygur hakanliginin 840 yilinda Kirgizlara yenilgisinden sonra güneye göç eden Uygurlarin Turfan havzasi ve çevresinde kurmus olduklari bir devlet. 847 yilinda Çin ve Kirgiz kiskaci altinda dagilmislardir.


16. Kan-Chou (Sari Uygur) Uygur Devleti: 840 tarihinde Uygur Hakanliginin yikilisindan sonra kurulmus bir devlet. Orta Asya ipek yolu ticaretine hakim oldular.


17. Karluklar : islâm dinini ilk kabul eden bir Türk devleti. Çungarya havzasi ve Tarim bölgesinde hüküm sürdüler.


18. Kimek Hakanligi: irtis boylarinda yasayan imek imi Tatar Balandur Kipçak Lankaz ve Ecdad gibi Türk boylarinin bir araya gelerek kurmus olduklari federasyon bir devlettir.
19. Kirgizlar : 840'dan itibaren Uygur baskenti Ötüken'de devleti kurdular. 1207'de Cengiz Han'in egemenligini kabul ettiler.


20. Avar imparatorlugu : Macaristan'da büyük bir devlet kuran Avarlar zaman zaman istanbul'u kusattilar. 630'dan sonra zayiflamaya basladilar. 9. yüzyilda da parçalandilar.


21. Hazar Devleti : 7. yüzyildan itibaren iyice güçlenen ve bütün Dogu Avrupa'yi eline geçiren Hazarlar 3 yüzyil hüküm sürdüler.


22. Peçenekler : Bir süre Hazarlar'in egemenliginde yasayan Peçenekler 10. yüzyil ortalarina dogru güçlendiler ve 11. yüzyilda dagildilar.


23. Uzlar : Karadenizin kuzeyinde ve Dogu Avrupa'da hüküm sürdüler. Genelde Özi Irmagi çevresinde yasayan Uzlarin Selanik'e kadar ilerledikleri bilinir. Peçenekler ile çagdastirlar.


24. Kumanlar : 11. yüzyilda Balkas gölünden Bati Karadeniz kiyilarina kadar uzanan genis topraklarda hüküm sürdüler. 12. yüzyilda dagildilar.


25. itil (Volga) Bulgar Devleti : Karadeniz'in kuzeyinde 630'larda devlet oldular. 864'den sonra Hiristiyanligi kabul ettiler. 1236 yilinda Batu han tarafindan yikilmistir. Cografi sinirlari; itil (Volga) nehrinin akaçlama alanina tekabül eder.


26. Tuna Bulgar-Türk Devleti: Hazarlarin tazyiki ile birlikte Bulgarlar 660 tarihinden itibaren tuna boylarina yerlesmeye basladilar. 893-927 yillarinda en parlak dönemini yasayan Bulgar Devleti 1393 yilindan itibaren 500 yillik Osmanli hakimiyetine girmislerdir.


27. Toharistan Türk Devleti: Altinci yüzyilin sonlarinda kurulmus bir Türk devleti. Cografi sinirlari; bugünkü Afganistan Türkistani topraklarini içine alir.


28. Türk-sahi yada Tigin-sah Devleti: Kabil Gazne çevresinde Sind irmagi ve Mahaban daglari çevresinde kurulmus bir devlet.


29. sûl (Çöl) Türkleri Devleti: Hazar denizinin güneydogusunda kurulmus bir Türk devleti. 716 tarihinde Emevi ordularina yenilince islâmiyeti kabul ettiler.


30. Tolunogullari : 868'de Misir - Irak arasinda kurulan bir Müslüman Türk devletidir. 905'de yikildilar.


31. ihsidiler : Tolunogullarindan sonra yaklasik ayni topraklarda 968'e kadar hüküm sürdüler.


32. Karahanlilar : 10. yüzyilin ortalarinda Orta Aysa'da kurulan ilk Müslüman Türk devletidir.


33. Gazneliler : Karahanlilarla çagdastir. ilk Müslüman Türk devletlerindendir. Sinirlari Afganistan ve Hindistan'i içine alir.


34. Kutbiler: 1191-1211 arasinda Hindistan'da hüküm sürmüs bir Türk devletidir. Kurucusu bir Memluk olan Aybeg'dir.


35. semsiler: 1211-1266 arasinda Hindistan'da hüküm sürmüstür. Kurucusu Iltutmus (ünvani semseddin) Memluk asillidir.


36. Balabanlilar: 1266-1290 yillari arasinda Hindistan'da hüküm sürmüs bir Türk devleti.
37. Kalaçlar: 1290-1320 yillari arasinda hüküm sürmüstür. Kutbiler semsiler ve Balabanlardan sonra gelen Delhi Türk Sultanligidir.


38. Tugluklar: Kalaçlardan sonra Delhi Türk Sultanligi'nin son halkasini teskil ederler. 1320-1414 yillari arasinda hüküm sürmüslerdir.


39. Büyük Selçuklu imparatorlugu : Ön Asya'da kurulan ilk ve en büyük Müslüman Türk devletlerinden biridir. 1040-1157 yillari arasinda hüküm sürmüstür.


40. Hisn-i Keyfâ Artuklulari: 1101 yilinda Artuk'un oglu Sokman tarafindan Hisn-i Keyfâ (Hasankeyf) ve yakin çevresinde kurulmustur. 1231 yilinda Eyyubiler tarafindan yikilmistir.


41. Mardin Artuklulari: 1108 yilinda Artuk'un oglu ilgazi tarafindan Mardin ve çevresinde kurulmustur. Artuklu devletlerinin en uzun ömürlüsüdür. 1408 yilina kadar hüküm sürmüslerdir.


42. Harput Artuklulari: En kisa ömürlü olan Artuklu devletlerinden biridir. 1185-1233 tarihleri arasinda bugünkü Elazig ve çevresinde hüküm sürmüslerdir.


43. Saltuklular: 1071 Malazgirt zaferinden sonra Anadolu'da kurulmus olan 4 Türk devletinden biridir. Erzurum ve çevresinde 1072-1202 yillari arasinda hüküm sürmüstür.


44. Mengücekler: Anadolu Selçuklu devletlerinden biridir. Erzincan ve çevresinde 1072-1228 yillari arasinda hüküm sürmüslerdir. 45. Danismendliler: Sivas ve Divrigi çevresinde hüküm sürmüs Anadolu Selçuklu devletlerinden biridir.


46. Sökmenler (Ahlatsahlar) Devleti: 1110-1207 yillari arasinda Van gölü havzasinda hüküm sürmüs bir Türk devleti.


47. Dilmaç Ogullari Beyligi: 1084-1394 tarihleri arasinda Erzen ve Bitlis çevresinde hüküm sürmüs bir Türk devleti.


48. Yinal Ogullari Beyligi: 1098-1183 yillari arasinda Diyarbakir ve çevresinde hüküm sürmüslerdir.


49. izmir Türk Beyligi (Çaka Beyligi): 1081-1097 yillari arasinda izmir Foça Midilli adasi ve çevresinde hüküm sürmüs bir Türk beyligidir.


50. Türkiye Selçuklulari Devleti: 1071 Malazgirt zaferinden sonra Anadolu'da kurulmus olan ve Bizans'a en yakin olan Türk devletlerinden biridir. 1075-1308 tarihleri arasinda hüküm sürmüstür. Konya ve çevresi merkez olmustur.


51. Suriye Selçuklulari Devleti: 1069-1118 yillari arasinda bugünkü Suriye Lübnan Ürdün ve israil topraklari üzerinde kurulmus bir Türk devletidir.


52. Dimask Atabegligi: 1104-1154 yillari arasinda güney Suriye'de varligini sürdüren bir Türk devletidir.


53. Irak Selçuklulari Devleti: 1118-1194 arasinda Irak ve güneybati iran topraklari üzerinde kurulmus bir Türk devletidir.


54. Zengiler : Büyük Selçuklu Devleti'nin yikilmasindan sonra Suriye ve Yukari Mezopotamya'da kurulan bir Türk devletidir. Musul Atabegligi adi da verilir. 1127-1233 yillari arasinda hüküm sürmüstür.


55. Kirman Selçuklulari: 1040 Dandanakan zaferinden sonra Tabes vilayeti ile Kirman çevresinde kurulmustur. Sinirlari Umman'a kadar uzanir. 1187 yilinda yikildi.


56. ildenizler : Zengilerle çagdas Azerbaycan çevresinde kurulan bir Türk devletidir. Azerbaycan Atabegleri de denilir.


57. Salgurlar : Zengiler ve ildenizlerle çagdas (1148 - 1286) iran'da kurulmus bir Türk devletidir.
58. Hârizmsahlar Devleti: Büyük Selçuklu Devletiyle çagdas Aral gölünün güneyinde 1097-1231 yillari arasinda yasamislardir.


59. ilhanli Devleti: 1256- 1343 yillari arasinda Dogu Anadolu iran ve Afganistan'a kadar uzanan genis topraklar üzerinde hakimiyet kurmustur.


60. Eyyubiler : Ön Asya'da kurulan bir Müslüman Türk devleti (1171-1250).


61. Misir Türk Sultanligi (Memluklar) : Misir ve Suriye'de 250 yildan fazla (1250-1517) hüküm sürmüstür. Osmanlilar'in Misir'i fesettikleri tarihe kadar varliklarini korumuslardir. Misir bir Arap ülkesi olmasina ragmen ortaçag haritalarinda Memluk hakimiyetinden ötürü "Türkiye" olarak adlandirilmistir.


62. Timurlar Devleti: 1370-1507 yillari arasinda Adalar Denizi (Ege) kiyilarindan Orta Asya'ya ve Hint Okyanusuna kadar uzanan genis topraklar üzerinde hüküm sürmüs büyük bir Türk imparatorlugu.


63. Bâbur Devleti: 1494-1858 yillari arasinda Hindistan'da hüküm sürmüstür.


64. seybaniler : Ayni zamanda Özbek devleti olarak da bilinir. Orta Asya'da kurulmustur.


65. Kazan Hanligi : Dogu Avrupa'da Karadeniz'den Moskova'ya kadar uzanan genis bölgede 1437 - 1552 yillari arasinda hüküm süren bir devlet.


66. Kasim Hanligi: 1445-1681 arasinda Kazan hanliginin güneybatisinda yasamis olan bir Türk hanligi.


67. Astrahan Hanligi: 1466-1556 yillari arasinda Idil nehrinin Hazar denizine döküldügü delta bölgesinde kurulmus olan bir Türk devletidir.


68. Kirim Hanligi : 1441 - 1783 arasinda Kirim ve çevresinde kurulmustur. Osmanli devletine bagli yasamislardir.


69. Sibir Hanligi: Altinordu devletinin parçalanmasindan sonra Mogolistan bölgesinde kurulmus ve 1480-1598 yillari arasinda hüküm sürmüstür.


70. Buhara (Özbek) Hanligi: 1500-1920 yillari arasinda Orta Asya'da Buhara ve çevresinde hüküm sürmüs bir Türk devleti.


71. Hive Hanligi: 1512-1920 yillari arasinda Orta Asya'da Hive ve çevresinde hakimiyet kurmuslardir.


72. Hokand Hanligi: 1700-1876 yillari arasinda Fergana havzasinda kurulmus bir hanlik.


73. Safeviler : 1502-1732 yillari arasinda Ön Asya'da yasamislardir.


74. Afsarlar : Safaviler'in yikilmasindan sonra ayni bölgede 1736-1795 yillari arasinda hüküm sürmüslerdir.


75. Kaçarlar : 1779-1925 yillari arasinda Hazar Denizi'nin güney kiyilarinda yasamislardir.


76. Altinordu Hanligi: 1227-1502 yillari arasinda Karadeniz ile Hazar denizi arasinda yasamis bir Türk devleti.


77. Akkoyunlular Devleti: Diyarbakir-Malatya çevresinde kurulan bu devlet Karakoyunlularla halef-seleftir. 1403-1514 yillari arasinda 111 yil süren bir ömrü vardir.


78. Karakoyunlular Devleti : Erbil-Nahçivan arasinda yani Azerbaycan Irak ve Dogu Anadolu'da 1390'de kurulmus ve 1468'e kadar devam eden 78 yillik bir ömre sahiptir.


79. Karaman Ogullari Beyligi: 1256 - 1483 arasinda Konya-Karaman çevresinde hüküm sürmüstür.


80. Alaiye Beyligi : Alanya ve çevresinde 1300-1463 yillari arasinda hüküm sürmüs bir beyliktir.


81. Esref Ogullari Beyligi: Beysehir ve Egridir yörelerinde 1280-1326 yillari arasinda hüküm sürmüs bir beyliktir.


82. Germiyan Ogullari Beyligi: 1303-1429 yillari arasinda Kütahya ve çevresinde kurulan bir Türk beyligidir. Beyligin ömrü 126 yil olarak görülürse de bagimsizlik dönemi 70 yil kadardir.


83. Hamid Ogullari Beyligi: Uluborlu ve Egridir çevresindeki bir beylik. Cografi sinir olarak bugünkü Göller Yöresini içine alir. 1300-1391 yillari arasinda hüküm sürmüstür.


84. Teke Ogullari Beyligi: Antalya yöresinde hüküm sürmüs bir Anadolu beyligidir.


85. Mentese Ogullari Beyligi : Mentese (Anadolu'nun güneybatisi) yöresinde 1282 - 1389 arasinda hüküm sürmüstür.


86. inanç Ogullari Beyligi : Buna Lâdik Beyligi de denilir. 1276-1400 yillari arasinda Denizli - Honaz - Dalaman çevresinde kurulan bir Anadolu beyligidir.


87. Sahip Ata Ogullari Beyligi: 13.yüzyil sonlari ile 14.yüzyil baslarinda yaklasik 90 yillik bir devrede Afyon Karahisari ile yakin çevresinde hüküm sürmüs olan bir beyliktir.


88. Aydin Ogullari Beyligi : Aydin ve izmir çevresinde hüküm süren Anadolu beyligi. Hakimiyeti 1310-1426 tarihleri arasinda 116 yillik bir süreyi kapsar.
89. Karesi Ogullari Beyligi: Balikesir yöresinde 1297'de kurulan bir beylik 1360'da Osmanli idaresine girmistir.


90. Candar Ogullari Beyligi: Kastamonu ve Sinop yöresindeki Anadolu Türk beyligi. Beyligin ömrü 1292-1461 yillari arasinda yaklasik 170 yil sürmüstür.


91. Eretna Ogullari Beyligi: Sivas ve Kayseri'deki Anadolu beyligidir. Anadolu'daki Uygur sülalesinin kurmus oldugu bir beyliktir. 1344-1381 yillari arasinda 37 yillik bir ömür sürmüstür.


92. Kadi Burhaneddin Beyligi: 1381-1400 yillari arasinda Sivas Amasya ve Kayseri havalisinde kurulmus bir beylik. Anadolu Selçuklu Beylikleri arasinda 19 yillik ömrü ile en kisa ömürlü bir beyliktir.


93. Saruhan Ogullari Beyligi : 1310-1410 yillari arasinda 100 yillik bir ömür süren beylik Manisa yöresinde hüküm sürmüstür.


94. Tacettin Ogullari Beyligi: Ordu ve Bafra yörelerinde kurulmus Anadolu beyligi. 1378-1428 tarihleri arasinda yaklasik 50 yil ömrü olan bir beyliktir.


95. Pervane Ogullari Beyligi: 1276-1322 yillari arasinda 46 yillik bir süre içinde Sinop'ta kurulmus bir beyliktir.


96. Ramazan Ogullari Beyligi: Çukurova'da kurulmus Anadolu beyligi. 1378-1608 yillari arasinda varligini sürdürmüstür. Anadolu Selçuklu Beyliklerinden Osmanli Beyligi'nden sonra ömrü en uzun olan beyliktir. Yaklasik 245 yil hüküm sürmüstür.


97. Dulkadir Ogullari Beyligi: Maras ve Elbistan'da hüküm sürmüs bir beylik. Beylik 1337-1521 yillari arasinda varligini göstermistir.


98. Osmanli imparatorlugu : 1299'da Sögüt civarinda kurulmus ve 1923 yilina kadar devam etmis ve üç kitada at sürmüs Cihan imparatorlugudur. Bu cihan imparatorlugu geçmisten gelen Türk devlet geleneginin kemâle ermis biçimini dünya sahnesinde 600 yil sergilemistir. 1606 tarihinde imzalanan Zigvatorok Antlasmasi ile imparatorluk toprak bakimindan en genis noktasina ulasmistir. Bu tarihlerde Osmanli imparatorlugu'nun sinirlari; Anadolu Kafkasya Kirim Güney Ukrayna bugünkü Romanya Yugoslavya Bulgaristan Yunanistan Macaristan Suriye Ürdün Lübnan Israil Irak Suudi Arabistan Yemen Misir Tunus Libya Cezayir ve Akdeniz adalarini içine almaktaydi. imparatorlugun etkisi altina almis oldugu topraklarin yüzölçümü ise 22 milyon km².yi asmistir.


99. Türkiye Cumhuriyeti: Osmanli Devleti'nin yikilisindan sonra Anadolu yarimadasi ve dogu Trakya topraklari üzerinde 1923 tarihinde kurulmustur.


100. Hatay Türk Cumhuriyeti: 2 Eylül 1938 - 23 Haziran 1939 tarihleri arasinda Antakya ve iskenderun çevresinde kurulmus bir devlet.


101. Kuzey Kibris Türk Cumhuriyeti: 15 kasim 1983'de Kibris adasinin kuzey yarisinda Türk Cumhuriyeti ilan edilmistir.


102. Aras Türk Hükümeti: 3 Kasim 1918'de Igdir ve Nahcivan çevrelerini kapsayan topraklar üzerinde kurulmustur. Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulusu ile birlikte Igdir Türkiye'de Nahcivan bölgesi Sovyet Rusya'da kalmistir.


103. Cenubi Garbi Kafkas Türk Hükümeti: 9 Ocak 1919 Ardahan Kongresi'nin ardindan Batum'dan Nahcivan'a kadar uzanan topraklar üzerinde kurulmustur.


104. Türkmen Devleti: 1855-1885 tarihleri arasinda Türkmenistan 'da kurulmus bir devlet.


105. Garbi Trakya Devleti: 22 mayis 1920'de Gümülcine'nin Hemitli nahiyesinde kuruldu. 24 Temmuz 1923'de Lozan Antlasmasi ile Garbi Trakya Devleti topraklari Yunanistan'a birakildi. Ayrica Balkanlar'da geçici olarak iki devlet daha kurulmustur. Bunlar; Garbi Trakya Devlet-i Muvakkatasi ve Rodop Devlet-i Muvakkatasidir. Garbi Trakya Devlet-i Muvakkatasi: 31 Agustos 1913'de Gümülcine iskeçe ve Dedeagaç çevresinde kurulmustur. 25 Ekim 1913'de tarih sahnesinden çekilmistir. Rodop Devlet-i Muvakkatasi: 14 Nisan 1878'de Balkan daglarinin güneyinde Rodop bölgesinde kurulmus ve mücadelelerini 20 Nisan 1886 tarihine kadar 8 yil sürdürmüslerdir.


106. Dogu Türkistan (Uygur) Devleti: 1864-1877 tarihleri arasinda Dogu Türkistan'da varligini koruyabilmis bir Türk devleti.


107. Dogu Türkistan Türk Cumhuriyeti: 12 Kasim 1933 tarihinde Dogu Türkistan'da kuruldu. 1937 yilina kadar varligini korudu.


108. Azerbaycan Türk Cumhuriyeti: 1918-1920 tarihleri arasinda Azerbaycan topraklarinda hüküm sürmüstür. Daha sonra Sovyet Rusya'nin hakimiyetine giren bu devlet30 Agustos 1991 yilinda yeniden bagimsizligina kavusmustur.


109. Özbekistan Türk Cumhuriyeti: 31 Agustos 1991 tarihinde bagimsizligina kavusmustur.


110. Türkmenistan Türk Cumhuriyeti: 27 Ekim 1991'de bagimsizligini ilan etmistir.


111. Kazakistan Türk Cumhuriyeti: 16 Aralik 1991 tarihinde bagimsizligina kavusmustur.


112. Kirgizistan Türk Cumhuriyeti: 31 Agustos 1991 tarihinde bagimsizligina kavusmustur.


113. Tacikistan Türk Cumhuriyeti: 9 Eylül 1991 tarihinde bagimsizligina kavusmustur.


Kuskusuz tarih sahnesinde yasamis olan Türk devletleri sadece bu kadar degildir. Arastirmalar devam ettikçe bu sayinin artacagi ve bu devletler hakkindaki Tarihi Cografya bilgilerinin daha kesinlik kazanacagi beklenmektedir. Tarihte yasamis olan Türk Devletleri'nin yasamis olduklari cografi mekanlar üzerinde çok sayida devlet bulunmaktadir. Ancak bunlarin bir kismi Türk Devleti degildir. Bugün için dünya üzerinde 8 bagimsiz Türk Cumhuriyeti (Türkiye Kibris Azerbaycan Türkmenistan Özbekistan Kazakistan Kirgizistan ve Tacikistan) bulunuyor. Ayrica bagimsizlik mücadelesi içinde olan Türk cumhuriyetleri de bagimsiz olurlarsa bu sayi hayli artacaktir. Tarihteki Türk devletlerinin sayisi ne olursa olsun tarihin her döneminde Türkler devlet geleneklerini korumuslardir.
__________________
"Güven" Çok İnce Bir Çizgidir.

Onu Kalınlaştırarak Kırılmasını Engelleyen Tek Şey
"İki Taraflı" Olmasıdır.


Dikkat !!! Kopyala Yapıştır Özelliğini Sadece Üyelerimiz Kullanabilir. Üyelik Ücretsizdir.. Ayrıca Üyelerimiz Forumdan Tamamen Reklamsız ve çok daha hızlı şekilde yararlanabilir.
KARAHAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 04-Mayıs-2009, 15:21   #10 (permalink)
Kullanıcı Profili
Kurmay Başkan
 
KARAHAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik tarihi: Nisan-2009
Bulunduğu yer: Uçurumun Kenarindan
Üye No : 177
Mesajlar: 3.159
Konuları: 1388
İstatistikleri Seviye: 43 [â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�]
Aktiflik: 214 / 1071
Güç: 1053 / 16502
Deneyim: 85%
İtibar Puanları
İtibar Puanı : 119637
İtibar Derecesi : KARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond repute
Teşekkürleri
Teşekkür Etmiş : 775
Teşekkür Almış : 1.041
Tuttuğu Takım

Standart

TÜRK DESTANLARI
Prof. Dr. Umay Günay

Bütün dünya edebiyatlarinda oldugu gibi Türk Edebiyatinin da ilk örnekleri destanlardir. Türk edebiyat gelenegi içinde "destan" terimi birden fazla nazim sekli ve türü için kullanilmis ve kullanilmaktadir. Eski Türk Edebiyati nazim sekillerinden mesnevilerin bir bölümü ve manzum hikâyeler Anonim edebiyatta ve Âsik edebiyatinda kosma veya mâni dörtlükleri ile yazilan veya söylenen ferdî sosyaltarihi acikli veya gülünç olaylari tahkiye teknigi ile çesitli uslûplarla aktaran nazim türüne ve bu yazida ele alinan kâinatin insanligin milletlerin yaradilisini gelisimini hayatta kalma mücadelelerini ve çesitli olay ve nesnelerle ilgili sebeb açiklayan ve Bati Edebiyatinda "epope" terimiyle anilan eserlerin tamami da Türk edebiyati gelenegi içinde "destan" adi ile anilmaktadir.

Bütün dünya edebiyatlarinin baslangiç eserleri olan destanlar çesitli konularda yaradilis hikâyeleri yaninda milletlerin hayatinda büyük yankilar uyandirmis bir kahramanin veya tarih olayinin millet muhayyilesinde ortak sembol ve ifadelerle zenginlestirilmis uzun manzum hikayeleridir. Destanlar bütün bir milletin ortak mücadelesini ortak degerler kurallar anlamlar bütünlügü içinde yorumladigi ve yasatildigi toplumun geçmisini ve gelecegini temsil ettigi için dünya edebiyatinin en ülkücü eserleri olarak kabul edilirler. Destanlar her zaman tarihî gerçekleri dogru biçimde nakletmezler. Destanlarda tarihi olay ve kahramanlar milletin ortak bilinçaltinin vicdaninin istek beklenti dogrulari ve degerleri ile ideallestirilir eski hatiralarla birlestirilerek tarihî gerçekmis gibi anlatilirlar.Her milletin millî kimlik ve nitelikleri ortak dünya görüsü hatira ve beklentileri yaninda kusurlari ve yanlislari da destanlarina yansir. Cihangirlik tutkusu kuvvet binicilik ve savascilik yaninda verdigi sözde durma acizlere ve magluplara hosgörü ile yaklasma yardimci olma Türk destanlarinda dile getirilen ortak deger ve kabullerdir. Türk destanlarikâinatin insanin kadinin ve erkegin yaradilisi Türk milletinin dogusu çesitli Türk devletlerinin kurulus gelisme çöküsleri zafer ve yenilgileri gibi konularla beraber pek çok sebeb açiklayici efsaneyi de içinde barindirir. ilk örneklerinin manzum oldugu kabul edilen Türk destanlarindan Kirgiz Türkleri arasinda yasayan Manas destani disinda bütünüyle günümüze gelebilen örnek bulunmamaktadir.Diger Türk destanlari çesitli kaynaklarda özet epizot hatira kisaltilmis seçme metinler halinde bulunmaktadir.

Türk tarihine anahatlariyla bakildiginda Türk hayati fetihlerle baslamis ve yeni topraklari yurt edinerek gelismistir. ilk anayurt olan Orta Asya hiç bir zaman terkedilmemistir. Türk halklari ilk anayurt olan Orta Asya'dan itibaren dünya cografyasi üzerinde genis alana yayilmis ve bugün yedi Türk cumhuriyetinde pek çok özerk toplulukda ve çesitli devletlerin idaresinde azinlik halinde yasamaktadir. Türk kültürü de tarih ve cografyadaki çok boyutluluga paralel olarak çesitlenmis farkli seviye ve birikimlerle zenginleserek ve farklilasarak ancak ilk kaynaktan gelen ortakliklarini sürdürerek günümüze ulasmistir. Bu sebeble Türk destanlari da tarihî ve cografî çok boyutlulugun getirdigi dil ve kültür dairelerine paralel olarak çesitlenmistir. Türk destanlari anahatlariyla kültür dâirelerine kronolojik ve içinde tesekkül ettikleri veya muhafaza edildikleri siyâsî birliklere göre söyle siniflandirilmaktadirlar:

ilk Türk Destanlari

1.Altay - Yakut
Yaradilis Destani
2.Sakalar Dönemi
a.Alp Er Tunga Destani
b.su Destani
3.Hun Dönemi
Oguz Kagan Destani
4.Köktürk Dönemi
a.Bozkurt Destani
b.Ergenekon Destani
5.Uygur Dönemi
a. Türeyis Destani
b. Göç Destani

islamiyetin Kabulunden Sonraki Türk Destanlari :

1.Karahanli Dönemi
Satuk Bugra Han Destani
2.Kazak-Kirgiz Kültür Dâiresi
Manas
3.Türk-Mogol Kültür Dâiresi
Cengiz-name
4.Tatar-Kirim
Timur ve Edige Destanlari
5.Selçuklu-Beylikler ve Osmanli Dönemleri
a. Seyid Battal Gazi Destani
b. Danismend Gazi Destani
c.Köroglu Destani

Türk Kozmogonisi-Yaradilis Destani:

Altaylardan Verbitskiy'in derledigi yaradilis destani özetle söyledir: Yer gök hiç bir sey yokken dünya uçsuz bucaksiz sulardan ibaretti. Tanri Ülgen bu uçsuz bucaksiz dünyada durmadan uçuyordu. Göklerden gelen bir ses Tanri Ülgen'e denizden çikan tasi tutmasini söyledi. Gögün emri ile oturacak yer bulan Tanri Ülgen artik yaratma zamani geldi diye düsünerek söyle dedi :

Bir dünya istiyorum bir soyla yaratayim
Bu dünya nasil olsun ne boyla yaratayim
Bunun çaresi nedir ne yolla yaratayims
Su içinde yasayan Ak Anasu yüzünde göründü ve Tanri Ülgen'e söyle dedi :
Yaratmak istiyorsan Ülgen Yaratici olarak su kutsal sözü ögren :
De ki hep" yaptim oldu " baska bir sey söyleme.
Hele yaratir iken"yaptim olmadi" deme.

Ak Ana bunlari söyledi ve kayboldu. Tanri Ülgen'in kulagindan bu buyruk hiç gitmedi . insana da bu ögüdü iletmekten bikmadi : " Dinleyin ey insanlar vari yok demeyin. Varliga yok deyip de yok olup da gitmeyiniz." Tanri Ülgen yere bakarak : " Yaratilsin yer!" Göge bakarak "Yaratilsin Gök!" Bu buyruklar verilince yer ve gök yaratilmis. Tanri Ülgen çok büyük üç balik yaratmis ve dünya bu baliklarin üzerine konmus. Böylece dünya gezer olmamis bir yerde sabit olmus.Tanri Ülgen baliklarin kimildadiklarinda dünyaya su kaplamasin diye Mandi sire'ye baliklari denetleme görevi vermis. Tanri Ülgen dünyayi yarattiktan sonra tepesi aya günese degen etekleri dünyaya degmegen büyük Altin Dagin basina geçip oturmus.Dünya alti günde yaratilmisdi yedinci günde ise Tanri Ülgen uyumus kalmisdi. Uyandiginda neler yarattim diye bakti: Ayla günesden baska fazladan dokuz dünya birer cehennem ile bir de yer yaratmisti. Günlerden bir gün Tanri Ülgen denizde yüzen bir toprak parçacigi üzerinde bir parça kil gördü" insanoglu bu olsun insana olsun baba." dedi ve toprak üstündeki kil birden insan oldu. Tanri Ülgen bu ilk insana "Erlik" adini verdi ve onu kardesi kabul etti. Ancak Erlik'in yüregi kiskançlik ve hirsla doluydu. Tanri Ülgen gibi güçlü ve yaratici olmadigi için öfkelendi.

Tanri Ülgen kemikleri kamistan etleri topraktan yedi insan yaratti. Erlik'in yarattigi dünyaya zarar verecegini düsünerek insani korumak üzere Mandisire adli bir kahraman yarattiktan sonra yedi insanin kulaklarindan üfleyerek can burunlarindan üfleyerek baslarina akil verdi.Tanri Ülgen insanlari idare etmek üzere May-Tere'yi yaratti ve onu insanoglunun basina han yapti. Yakut'lardan (Saka) derlenen yaradilis efsaneleri de Altay yardilis destaninin yakin varyanti niteligindedir . XIX.yüzyil'da derlenen bu efsanelerin çesitli din ve kültürlerin etkilerini tasidiklari düsünülmektedir.

Alp Er Tunga

Sakalar dönemine âit Alp Er Tunga ve su olmak üzere iki destan tesbit edilmistir. Alp Er Tunga M.Ö. VII. yüzyilda yasamis kahraman ve çok sevilen bir Saka hükümdaridir. Alp Er Tunga Orta Asya'daki bütün Türk boylarini birlestirerek hâkimiyeti altina almis daha sonra Kafkaslari asarak Anadolu Suriye ve Misir'i fesetmis ve Saka devletini kurmustur. Alp Er Tunga'nin hayati savaslarla geçmistir. Uzun süre mücadele ettigi iranli Medlerin hükümdari Keyhusrev 'in davetinde hile ile öldürülmüstür. Alp Er Tunga ile iranli Med hükümdarlari arasindaki bu mücadelelerin hatiralari uzun asirlar hem Türkler hem iranlilar arasinda yasatilmistir. Alp Er Tunga Asur kaynaklarinda Maduva Heredot'ta Madyes iran ve islâm kaynaklarinda Efrasyab adlariyla anilmaktadir.

Orhun Yazitlarinda "Dokuz Oguzlar" arasinda "Er Tunga" adina yapilan "yug" merasiminden söz edilmektedir. Turfan sehrinin batisinda bulunan "Bezegelik" mabedinin duvarinda da Alp Er Tunga'nin kanli resmi bulunmaktadir. "Divan ü Lügat-it Türk" ün yazari Kasgarli Mahmud'a ve " Kutadgu Bilig" yazari Yusuf Has Hacip'e göre "Alp Er Tunga" iran destani "sehname" deki büyük ve efsanevî Turan hükümdari "Efrasiyab"dir. Divan ü Lûgat-it Türk'de Turan hükümdarliginin merkezi olarak "Kasgar" sehri gösterilmektedir. islâmiyeti kabul etmis olan Karahanli devleti hükümdarlari da kendilerinin "Efrasyap" sülalesinden geldiklerine inanmislar ve bunu ifade etmislerdir. Mogol tarihçisi Cüveyni de Uygur devletinin hükümdarlarinin da Efrasyap soyundan oldugunu yazmaktadir. secere-i Terakime'ye göre Selçuklu Sultanlari kendilerini Efrasyab soyundan kabul ederlerdi. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birligiinin dagilmasindan sonra iletisim kurmak imkâni buldugumuz ve Ruslarin Yakut adini verdigi Türk gurup aslinda kendilerine Saka dediklerini söylemislerdir. Tarih içinde kayboldugunu düsündügümüz Saka Türklerinin az da olsa bir bölümünün bugün hayatiyetlerini sürdürmeleri pek çok meselenin yeniden arastirilarak dogrularin ortaya çikmasina yardimci olabilecektir.Tarihçi Mesudî de M.S. 7. yüzyilin basindaki Köktürk hakaninin "Efrasyab" soyundan oldugunu yazmaktadir. Bütün bu bilgilerden hareketle "Tunga Alp" le ilgili efsanelerin Kök Türklerden önce dogu ve orta Tiyansan alaninda yasayan Türkler arasinda meydana geldigini ve bu destanin daha sonralari Kök Türk ve Uygurlar arasinda yasayarak devam ettigini göstermektedir.Alp Er Tunga destaninin metni bu güne ulasamamistir. Bir kismindan yukarida bahsettigimiz kaynaklarda bu degerli Saka hükümdari ve kahramani hakkinda bilgiler ve bir de sagu (agit) tesbit edilmistir:

Alp Er Tunga Öldü mü
Dünya sahipsiz kaldi mi
Korkak öcünü aldi mi
simdi yürek yirtilir

Felek yarar gözetti
Gizli tuzak uzatti
Beglerbeyini kapti
Kaçsa nasil kurtulur

Erler kurt gibi uludular
Hiçkirip yaka yirttilar
Aci seslerle bagirdilar
Aglamaktan gözleri kapandi

Begler atlarini yordular
Kaygi onlari durdurdu
Benizleri yüzleri sarardi
Safran sürülmüs gibi oldular

Kutadgu Bilig'de "Alp Er Tunga" hakkinda su bilgi verilmektedir: " Eger dikkat edersen görürsün ki dünya beyleri arasinda en iyileri Türk beyleridir. Bu Türk beyleri arasinda adi meshur ikbali açik olani Tonga Alp Er idi. O yüksek bilgiye ve çok faziletlere sahip idi. Ne seçkin ne yüksek ne yigit adam idi ; zaten âlemde ferasetli insan bu dünyaya hâkim olur. iranlilar ona Efrasiyap derler; bu Efrasiyap akinlar hazirlayip ülkeler zaptetmistir. Dünyaya hâkim olmak ve onu idare etmek için pek çok fazilet akil ve bilgi lâzimdir. iranlilar bunu kitaba geçirmislerdir.Kitapta olmasa onu kim tanirdi." Bugünkü bilgilerimize göre Alp Er Tunga ile ilgili en genis bilgi iran destani sehname'de tesbit edilmistir. sehname'nin baslica konularindan biri iran -Turan savaslaridir. Bu destana göre en büyük Turan kahramani önce sehzade sonra hükümdar olan Efrasyap'tir.sehname'deki Alp Er Tunga ile ilgili bilgiler söyle özetlenebilir:

"Turan sehzadesi Efrasyap babasinin istegi üzerine iran'a harp açti. iki ordu Dihistan'da karsilastilar.Boyu servi gögsü ve kollari arslan gibi ve fil kadar kuvvetli olan Efrasyap iranli'lari yendi. iran padisahi Efrasyap'a esir düstü. iran'in ilk intikamini o zaman iran'a bagli olan Kabil Padisahi Zal aldi. Zal basarili olmasina ragmen iran sahinin öldürülmesini engelleyemedi. Efrasyab iran'i ele geçirmek için yeni bir savas açti. iran'in yetistirdigi en büyük kahramanlardan Zal oglu Rüstem Efrasyab'in üzerine yürüdü.. Efrasyab ile Zal oglu Rüstem arasinda bitmez tükenmez savaslar yapildi. iran tahtinda bulunan Keykâvus hem oglu Siyavus'u hem de Zal oglu Rüstem'i dariltti. Siyavus Efrasyap'a sigindi . Siyavus'un Turan'da bulundugu sirada evlendigi Türk beyi Piran'in kizindan bir oglu oldu. Siyavus ogluna babasi Keyhusrev'in adini verdi. Efrasyab uzun yillar Turan'da hükümdarlik etti. iran'lilar Siyavus'un oglu Keyhusrev'i kaçirarark iran tahtina oturttular. Keyhusrev Zaloglu Rüstem'le isbirligi yapti ve Turan ordularini yendi. Keyhusrev ile Efrasyap defalarca savastilar. Sonunda ordusuz kalan Efrasyap Keyhusrev'in adamlari tarafindan öldürüldü. sehname'de Efrasyap adiyla anilan Turan hükümdari Alp Er Tunga'nin iran hükümdarlarina sik sik yenildigi anlatilmaktadir. Ancak iran Turan savaslarinda iran hükümdarlari sürekli degismis i4o yil yasadigi rivayet edilen Alp Er Tunga ise mücadeleye devam etmistir. Bu durum Efrasyap'in basarisiz olmadigini gösterir. Gerçek destan metni bulundugu takdirde bu destanla ilgili daha saglikli degerlendirmeler yapilabilir görüsündeyim.

su Destani :

su destani M.Ö. 330-327 yillarindaki olaylarla baglantilidir. Bu tarihlerde Makedonyali iskender iran'i ve Türkistan'i istilâ etmisti. Bu dönemde Saka hükümdarinin adi su idi. Bu Destan Türklerin iskender'le mücadelelerini ve geriye çekilmeleri anlatimaktadir. Doguya çekilmeyen 22 ailenin Türkmen adiyla anilmalari ile ilgili sebeb açiklayici bir efsane de bu destan içinde yer almaktadir. Kasgarli Mahmud Divan ü Lügat-it Türk'de iskender'den Zülkarneyn olarak bahsetmektedir.Destanin tesbit edilebilen kisa metni söyle özetlenebilir: iskender Türk memleketlerini almak üzere harekete geçtiginde Türkistan'da hükümdar su isminde bir gençti. iskender'in gelip geçici bir akin düzenledigine inaniyordu.Bu sebeble de iskender'le savasmak yerine doguya çekilmegi uygun bulmustu. iskender'in yaklastigi haberi gelince kendisi önde halki da onu izleyerek doguya dogru yol aldilar. Yirmi iki aile yurtlarini birakmak istemedikleri için doguya gidenlere katilmadilar. Giden gurubun izlerini takip ederek onlara katilmaya çalisan iki kisi bu 22 kisiye rastladi. Bunlar birbirleriyle görüsüp tartistilar. 22 kisi bu iki kisiye: "Erler iskender gelip geçici bir kisidir. Nasil olsa gelip geçer o sürekli bir yerde kalamaz. Kal aç" dediler. Bekle eglen dur anlamina gelen "Kalaç" bu iki kisinin soyundan gelen Türk boyunun adi oldu. iskender Türk yurtlarina geldiginde bu 22 kisiyi gördü ve Türk'e benziyor anlaminda " Türk maned " dedi.Türkmenlerin atalari bu 22 kisidir ve isimleri de iskender'in yukaridaki sözünden kaynaklanmistir. Aslinda Türkmenler Kalaçlarla birlikte 24 boydur ama Kalaçlar kendilerini ayri kabul ederler. Hükümdar su Uygurlarin yanina gitti. Uygurlar gece baskini yaparak iskender'in öncülerini bozguna ugrattilar.Sonra iskender ile su baristilar. iskender Uygur sehirlerini yaptirdi ve geri döndü. Hükümdar su da Balasagun'a dönerek bugün su adiyla anilan sehri yaptirdi ve buraya bir tilsim koydurttu. Bugün de leylekler bu sehrin karsisina kadar gelir fakat sehri geçip gidemezler. Bu tilsimin etkisi hâlâ sürmektedir.

Bu destana göre iskender Türkistan'a geldiginde Türkmenlerin disindaki Türkler doguya çekilmislerdi. iskender Türkistanda mukavemetle karsilasmamis bu sebeble de ilerlememistir. Büyük ölçüde çadirlarda yasayan Türkler iskender'in seferinden sonra sehirler kurmus ve yerlesik hayati gelistirmislerdir.

Hun - Oguz Destani :

Oguz Kagan destani M.Ö. 209-174 tarihleri arasinda hükümdarlik yapmis olan Hun hükümdari Mete'nin hayati etrafinda sekillenmistir. Bütün Türk destanlarinda oldugu gibi bu destanin da ilk sekli günümüze ulasmamistir. Bugün elimizde Oguz destaninin üç varyanti bulunmaktadir. XIII ile XVI yüzyillar arasinda Uygur harfleriyle yazilmis ve islâmiyetten önceki inanci yansitan varyantin ilk örnegi temsil ettigi kabul edilebilir. XIV. yüzyil basinda yazildigi bilinen Resîdeddîn'in Câmiüt-Tevârih adli eserinde yer alan Farsça Oguz Kagan Destani islâmî varyantlarin ilkini temsil etmektedir. Oguz Kagan Destaninin üçüncü varyanti ise XVII. yüzyilda Ebü'l-Gazî Bahadir Han tarafindan Türkmenler arasindaki sözlü rivayetlerden ve önceki yazmalardan faydalanarak yazilmistir.

Oguz Kagan Destaninin islâmiyet Öncesi Rivayeti Ay Kagan'in yüzü gök agzi ates gözleri elâ saçlari ve kaslari kara perilerden daha güzel bir oglu oldu. Bu çocuk annesinden ilk sütü emdikten sonra konustu ve çig et çorba ve sarap istedi.Kirk gün sonra büyüdü ve yürüdü. Ayaklari öküz ayagi beli kurt beli omuzlari samur omzu gögsü ayi gögsü gibiydi. Vücudu bastan asagi tüylüydü. At sürüleri güder ve avlanirdi. Oguz'un yasadigi yerde çok büyük bir orman vardi. Bu ormanda çok büyük ve güçlü bir gergedan yasiyordu. Bir canavar gibi olan bu gergedan at sürülerini ve insanlari yiyordu. Oguz cesur bir adamdi. Günlerden bir gün bu gergadani avlamaga karar verdi. Kargi yay ok kiliç ve kalkanini aldi ve ormana gitti. Bir geyik avladi ve onu sögüt dali ile agaca bagladi ve gitti. Tan agarirken geldiginde gergedanin geyigi almis oldugunu gördü. Daha sonra Oguz avladigi bir ayiyi altin kusagi ile agaca bagladi ve gitti. Tan agarirken geldiginde gergedanin ayiyi da aldigini gördü. Bu sefer kendisi agacin altinda bekledi. Gergedan geldi ve basi ile Oguz'un kalkanina vurdu. Oguz kargi ile gergedani öldürdü. Kilici ile basini kesti. Gergedanin barsaklarini yiyen ala dogani da oku ile öldürdü ve basini kesti. Günlerden bir gün Oguz Kagan Tanriya yalvarirken karanlik basti. Gökten bir gök isik indi. Günesden ve aydan daha parlakti. Bu isigin içinde alninda kutup yildizi gibi parlak bir ben bulunan çok güzel bir kiz duruyordu. Bu kiz gülünce gök tanri da gülüyor kiz aglayinca gök tanri da agliyordu.Oguz bu kizi sevdi ve bu kizla evlendi. Günler ve gecelerden sonra bu kiz üç oglan çocuk dogurdu. Çocuklara Gün Ay ve Yildiz isimlerini verdiler. Oguz ormanda ava çiktigi günlerden birinde göl ortasinda bir agaç gördü. Agacin kovugunda gözü gökten daha gök saçi irmak gibi dalgali inci gibi disli bir kiz oturuyordu. Yeryüzü halki bu kizin güzelligini görse dayanamaz ölüyoruz derlerdi. Oguz bu kizi sevdi ve onunla evlendi. Günlerden gecelerden sonra Oguz'un bu kizdan da üç oglu oldu. Bu çocuklara Gök Dag ve Deniz isimlerini koydular.

Oguz Kagan büyük bir toy(senlik) verdi. Kirk masa ve kirk sira yaptirdi.Çesit çesit yemeklersaraplar tatlilar kimizlar yediler ve içtiler.Toydan sonra Beylere ve halka Oguz Kagan sunlari söyledi:

Ben sizlere kagan oldum
Alalim yay ile kalkan
Nisan olsun bize buyan
Bozkurt olsun bize uran
Av yerinde yürüsün kulan
Dana deniz daha müren
Günes bayrak gök kurikan

Oguz Kagan bu toydan sonra dünyanin dört bir tarafina elçilerle su mektubu gönderdi:" Ben Uygurlarin kaganiyim ve yeryüzünün dört kösesinin kagani olmam gerekir. Sizden itaat dilerim. Kim benim emirlerime bas egerse hediyelerini kabul eder ve onu dost edinirim. Kim bas egmezse gazaba gelirim. Onu düsman sayarim. Onunla savasir ve yok ettiririm". Yine o zamanlarda sag yanda bulunan Altun Kagan Oguz Kagan'a pek çok altin gümüs ve degerli taslar hediye etti ve ona itaat ederek dostluk kurdu. Oguz Kaganin sol yaninda ise askerleri ve sehirleri çok olan Urum Kagan vardi. Urum Kagan Oguz Kagani dinlemezdi. Oguz Kagan'in isteklerini gene kabul etmedi. Oguz Kagan gazaba geldi bayragini açti ve askerleriyle birlikte Urum Kagana dogru yürüdü.Kirk gün sonra Buz Dag'in eteklerine geldi. Çadirini kurdurdu ve sessizce uyudu. Tan agarinca Oguz Kaganin çadirina günes gibi bir isik girdi.O isiktan gök tüylü gök yeleli büyük bir erkek kurt çikti. Kurt: " Ey Oguz sen Urum üzerine yürümek istiyorsun; Ey Oguz ben senin önünde yürüyecegim."dedi. Bunun üzerine Oguz çadirini toplattirdi ve ordusuyla birlikte kurdu izlediler. Gök tüylü gök yeleli büyük erkek kurt itil Müren denizi yakinindaki Kara dagin eteginde durdu. Urum Hanin ordusu ile Oguz Kaganin ordusu arasinda büyük savas oldu. Oguz Kagan savasi kazandi Urum Hanin hanligini ve halkini aldi.Oguz Kagan ve askerleri Gök tüylü ve gök yeleli kurdu izleyerek itil irmagina geldiler. Oguz Kagan'in beylerinden Ulug Ordu bey itil irmagini geçmek için agaçlardan sal yapti ve böylece karsiya geçtiler. Oguz'un bu bulus hosuna gittigi için bu Ulug Ordu Bey'e "Kipçak" adini verdi. Gök tüylü gök yeleli kurdu izleyerek yeniden yola devam ettiler. Oguz Kagan'in çok sevdigi alaca ati Buz Daga kaçti. Oguz Kaganin çok üzüldügünü gören kahraman beylerinden biri Buz Daga çikti ve dokuz gün sonra alaca ati bularak geri döndü. Oguz Kagan atini ve karlarla örtünmüs kahraman beyi görünce çok sevindi. Atini getiren bu beye: " Sen buradaki beylere bas ol. Senin adin ebediyen Karluk olsun." dedi. Bir süre ilerledikten sonra gök tüylü ve gök yeleli erkek kurt durdu. Çürçet yurdu adi verilen bu yerde Çürçetlerin kagani ve halki Oguz Kagana boyun egmeyince büyük savas oldu. Oguz Kagan Çürçet Kagini yendi ve halkini kendisine bagladi. Oguz Kagan ordusunun önünde yürüyen bu gök tüylü gök yeleli erkek kurdla Hint Tangut Suriye güneyde Barkan gibi pek çok yeri savasarak kazandi ve yurduna katti. Düsmanlari üzüldü dostlari sevindi. Pek çok ganimet ve atla evine döndü. Günlerden bir gün Oguz Kaganin tecrübeli bilge veziri Ulug Bey rüyasinda bir altin yay ve üç gümüs ok gördü. Altin yay gün dogusundan gün batisina kadar uzaniyordu. Üç gümüs ok da kuzeye dogru gidiyordu.Oguz Kagan bu rüyayi dinleyince yurdunu ogullari arasinda paylastirdi.

Köktürk Destani

Köktürklerle ilgili tesbit edilen destanin iki farkli rivayeti bulunmaktadir. Çin kaynaklarinda tesbit edilen varyant "Bozkurt" Ebü'l-Gâzi Bahadir Han tarafindan tesbit edilen varyant secere-i Türk'te ise "Ergenekon" adiyla verilmistir.

Ergenekon Destani

Mogol ilinde Oguz Han soyundan il Han'in hükümdarligi sirasinda Tatarlarin hükümdari Sevinç Han Mogol ülkesine savas açti. ilhan'in idaresindeki orduyu Kirgizlar ve diger boylardan da yardim alarak yendi. ilhanin ülkesindeki herkesi öldürdüler. Yalniz il Han'inn küçük oglu Kiyan ve esi ile yegeni Nüküz ile esi kaçip kurtulmayi basardilar.Düsmanin onlari bulamayacagi bir yere gitmege karar verdiler. Yabanî koyunlarin yürüdügü bir yolu izleyerek yüksek bir dagida dar bir geçite vardilar. Bu geçitten geçerek içinde akar sularpinarlar çesitli bitkiler çayirlar meyva agaçlari çesitli avlarin bulundugu bir yere gelince Tanriya sükrettiler ve burada kalmaga karar verdiler. Dagin dorugu olan bu yere dag kemeri anlaminda "Ergene" kelimesiyle "dik" anlamindaki "Kon" kelimesini birlestirerek "Ergenekon" adini verdiler. Kiyan ve Nüküz'ün ogullari çogaldi. Dört yüz yil sonra kendileri ve sürüleri o kadar çogaldilarki Ergenekon'a sigamadilar.Atalarinin buraya geldigi geçitin yeri unutulmustu.Ergenekon'un çevresindeki daglarda geçit aradilar. Bir demirci dagin demir kismi eritirlerse yol açilabilecegini söyledi. Demirin bulundugu yere bir sira odun bir sira kömür dizdiler ve atesi yaktilar. Yetmis yere koyduklari yetmis körükle hep birden körüklediler.Demir eridi yüklü bir deve geçecek kadar yer açildi.ilhan'in soyundan gelen Türkler yeniden güçlenmis oarak eski yurtlarina döndüler atalarinin intikamini aldilar. Egenekondan çiktiklari gün olan 21 martta her yil bayram yaptilar. Bu bayramda bir demir parçasini kizdirirlar demir kipkirmizi olunca önce Hakan daha sonra beyler demiri örsün üstüne koyarak dögerler. Bugün hem yeniden özgür hem de bahar bayrami olarak hala kutlanmaktadir.

Uygur Destanlari

Uygurlara âit Türeyis ve Göç isimli iki destan parçasi tesbit edilmistir.Türeyis parçasi Çin kaynaklarindan Göç ise hem Çin hem iran kaynaklarinda bulunmaktadir.

Türeyis Destani

Eski Hun beylerinden birinin çok güzel iki kizi vardi. Bu bey kizlari ile ancak Tanrilarin evlenebilecegini düsünüyordu. Bu sebeble ülkesinin kuzey tarafinda yüksek bir kule yaptirarak iki güzel kizini Tanrilarla evlenmek üzere buraya yerlestirdi. Bir süre sonra kuleye gelen bir kurdun Tanri oldugu düsüncesiyle kizlar bu kurtla evlendiler. Bu evlenmeden dogan Dokuz Oguzlarin sesi kurt sesine benzerdi.

Göç Destani

Uygurlarin yurdunda "Hulin" isimli bir dag vardi. Bu dagdan Tugla ve Selenge isimli iki irmak çikardi. Bir gece oradaki bir agacin üzerine gökten ilâhi bir isik indi. iki irmak arasinda yasayan halk bunu dikkkatle izlediler. Agacin gövdesinde siskinlik olustu ilâhi isik dokuz ay on gün siskinlik üzerinde durdu. Agacin gövdesi yarildi ve içinden bes çocuk göründü. Bu ülkenin halki bu çocuklari büyüttü. En küçükleri olan Bugu Han büyüyünce hükümdar oldu. Ülke zengin halk mutlu oldu. Çok zaman geçti. Yulug Tigin isimli bir prens hükümdar oldu. Çinlilerle çok savasti. Bu savaslara son vermek için Oglu Gali Tigini bir Çin prensesi ile evlendirmege karar verdi. Çinliler prensese karsilik hükümdardan Tanri daginin etegindeki Kutlu Dag adini tasiyan kayayi istediler. Gali Tigin kayayi verdi. Çinliler kayayi götürmek için kayanin etrafinda ates yaktilar kaya kizinca üzerine sirke döktüler. Ufak parçalara ayrilan kayayi arabalara koyarak Çin'e tasidilar. Memleketteki bütün kuslar hayvanlar kendi dilleriyle bu kayanin gidisine agladilar. Bundan yedi gün sonra da Gali Tigin öldü. Kitlik ve kuraklik oldu . Yurtlarini birakarak göç etmek zorunda kaldilar.

Buraya kadar kisaca tanitmaga çalistigimiz Türklerin ilk dönem edebî eserleri olan Yaratilis Alp Er Tunga su Oguz Kagan Ergenekon Türeyis ve Göç destanlari bugünkü bütün Türk Cumhuriyet ve Topluluklarinin ortak destanlari olarak kabul edilmektedir. Büyük bir ihtimalle XV. yüzyilda yaziya geçirildigi kabul edilen "Dede Korkut Hikâyeleri" nin Hun-Oguz Destan dâiresinden ayrilmis destan parçasi oldugu görüsü oldukça yaygindir. Dede Korkut Hikâyeleri ve bu hikâyelerin hem anlaticisi hem de kahramanlarindan biri olan Dede Korkut bütün Türk dünyasinda ortak olarak taninan sözlü ve yazili gelenekte yasatilan önemli eserlerden biridir. Türklerin X. yüzyilda büyük kitleler halinde islâmiyeti kabul etmelerinden ve Oguzlarin büyük bir bölümünün batiya bugünkü Anadolu topraklarina göçmelerinden sonra gerek Orta Asyada gerek Anadolu Balkanlar ve Orta Doguda Türkler farkli siyasî birlikler içinde yasamislardir. X. yüzyildan sonra tesekkül eden destanlardan Köroglu disindakiler Türk topluluk ve guruplarinin iletisimleri ölçüsünde yayginlasmistir. Köroglu destani XVI. yüzyilda Anadolu'da tesekkül etmis ve hemen hemen bütün Türk dünyasi tarafindan benimsenmis ve çesitlenerek yasatilmaktadir.

islâmiyetin Kabulünden Sonraki Türk Destanlari Karahanli hükümdari Satuk Bugra Han X. yüzyilda islâmiyeti resmen devlet dini olarak kabul etmistir. islâmiyetten sonra ilk tesekkül eden destan da bu hükümdarin islâmiyeti kabul ve yaymak için yaptigi mücadelelerin efsanelerle zenginlestirilerek anlatimiyla dogmustur. Bu destanin bir elyazmasinda bulunan metni kisaca söyle özetlenebilir :

Satuk Bugra Han Destani

Hz. Muhammed kanatli ati Burak'in sirtinda göklere yükseldigi "Mirâc Gecesinde" gök katlarinda kendinden önceki peygamberleri görür. Bunlar arasinda birini taniyamaz ve Cebrail'e bunun kim oldugunu sorar.

Cebrail :

" Bu peygamber degildir. Bu sizin ölümünüzden üç asir sonra dünyaya inecek olan bir ruhtur. Türkistan'da sizin dininizi yayacak olan bu ruh " Abdülkerim Satuk Bugra Han" adini alacaktir." Hz. Muhammed yeryüzüne döndükten sonra hergün islâmiyeti Türk ülkesine yayacak olan bu insan için dua etti. Hz. Muhammed'in arkadaslari da bu ruhu görmek istediler. Hz. Muhammed dua etti. Baslarinda Türk basliklari bulunan silâhli kirk atli göründü. Satuk Bugra Han ve arkadaslari selâm verip uzaklastilar. Bu olaydan üç asir sonra Satuk Bugra Han Kasgar Sultaninin oglu olarak dünyaya geldi. Satuk Bugra Hanin dogdugu gün yer sarsilmis mevsim kis oldugu halde bahçeler çayirlar çiçeklerle örtülmüstü. Falcilar bu çocugun büyüyünce müslüman olacagini söyleyerek öldürülmesini isterler. Satuk Bugra Hani annesi : " Müslüman oldugu zaman öldürürsünüz." diyerek ölümden kurtarir.

Satuk Bugra Han i2 yasinda arkadaslariyla birlikte ava çikmaga baslar. Avda olduklari günlerden birinde kaçan bir tavsanin arkasindan hizla kosarken arkadaslarindan uzaklasir. Kaçan tavsan durur ve bir ihtiyar insan görünümü kazanir.Satuk Bugra Han'in sonradan Hizir oldugunu anladigi bu yasli kisi ona müslüman olmasini ögütler ve islâmiyeti anlatir. Satuk Bugra Kasgar hükümdari olan amcasindan islâmiyeti kabul etmesini ister. Kasgar Hani müslüman olmayacagini söyler. Satuk Bugra Han'in isaretiyle yer yarilir ve hükümdar topraga gömülür. Satuk Bugra Han hükümdar olur ve bütün Türk ülkeleri onun idaresinde islâmiyeti kabul ederler. Satuk Bugra Han ömrünü müslümanligi yaymak için mücadele ile geçirmistir. Menkabelere göre Satuk Bugra Han'in düsmana uzatildiginda kirk adim uzayan bir kilici varmis ve savasirken etrafina atesler saçiyormus. 96 yasinda Tanridan davet almis bu sebeble Kasgar'a dönmüs ve hastalanarak burada ölmüstür.

Manas Destani

Kirgiz Türkleri arasinda dogan Manas destani Kazak-Kirgiz Türk kültür dâiresi içinde bugün de bütün canliligi ile yasamaktadir. Bu destanin XI ile XII. yüzyillarda meydana geldigi düsünülmektedir. Destanin kahramani Manas da Oguz Kagan destaninin islâmî rivayetindeki ve Satuk Bugra Han gibi islâmiyeti yaymak için mücadele eden bir kahramandir. Böyle olmakla beraber Manas destaninda islâmiyet öncesi Türk kültür inanç ve kabullerinin tamamini görmek mümkündür. Bazi varyantlari 4oo.ooo misra olan Manas destani Türk-Bozkir medeniyetinin Kazak -Kirgiz dâiresinin kültür belgeseli niteligindedir.

Cengiz-nâme

Ortaasya'da yasayan Türk boylari arasinda XIII. yüzyilda dogup gelismistir. Cengiznâme Mogol hükümdari Cengiz'in hayati kisiligi ve fetihleri ile ilgili olarak Cengiz'in ogullari tarafindan idare edilen Türkler tarafindan meydana getirilmistir. Orta Asya'da yasayan Türkler özellikle de Baskurd Kazak ve Kirgiz Türkleri Cengiz destanini çok severek günümüze kadar yasatmislardir. Cengiz-nâme'de Cengiz bir Türk kahramani olarak kabul edilmekte ve hikâye Türk tarihi gibi anlatilmaktadir. Cengiz Uygur Türeyis destaninin kahramanlari gibi gün isigi ile Kurt-Tanri'nin çocugu olarak dogar. Cengiz-nâme Mogol Hanlarinin destanî tarihi olarak kabul edildiginden tarih arastiricilarinin da dikkatini çekmistir. XVII. yüzyilda Orta Asya Türkçesinin degerli yazari Ebü'l Gâzi Bahadir Han "secere-i Türk" adli eserinde "Cengiz-Nâme"nin i7 varyantini tesbit ettigini söylemektedir. Bu bilgi bu destanin Orta Asya'daki Türkler arasindaki yayginligini göstermektedir. Orta Asya Türkleri Cengiz'i islâm kahramani olarak da görmüsler ve ona kutsallik atfetmislerdir. Batidaki Türkler tarafindan ise Cengiz hiç sevilmemistir. Arap tarihçilerinin bu hükümdari islâm düsmani olarak göstermeleri ve tarihî olaylar onun sevilmemesinde etkili olmustur. Mogollarin Anadoluya saldirgan biçimde gelip ortaligi yakip yikmalari Bagdat'in önce Hülâgu daha sonra Timurlenk tarafindan yakilip yikilmasi Timurlenk'in Yildirim Beyazid'la sebebsiz savasi gibi tarihi gerçekler Cengiz'in de diger Mogollar gibi sevilmemesine sebeb olmustur. Cengiz-Nâme batida yasayan Türkler'in hafiza ve gönüllerinde yer almamistir. "Cengiz-Nâme"nin Orta Asya Türkleri arasinda bir diger adi da " Dâstân-i Nesl-i Cengiz Han"dir.

Edige

Bu destanda XIII yüzyilda Hazar denizi kiyisinda kurulan Altinordu Hanliginin XV. yüzyilda Timurlular tarafindan yikilisi anlatilmaktadir. Destanin adi Altinordu Hani ve bu destanin kahramani Edige Mirza Bahadir'a atfen verilmistir. Edige Mirza Bahadir'in devletini ayakta tutabilmek için yaptigi büyük mücadeleler ölümünden sonra XV. yüzyilda destan haline getirilmistir. 1820'yilindan itibaren yaziya geçirilen Edige destaninin Kazak-Kirgiz Kirim Nogay Türkmen Kara Kalpak Baskirt olmak üzere alti rivâyeti tesbit edilmistir Çesitli Türk guruplar arasinda Alp Er Tunga ve Oguz Kagan gibi ilk Türk destanlarinin izlerini tasiyan Türk kahramanlik dtünya görüsünü temsil eden burada bahsi geçenler kadar yayginlasmamis ortak edebiyat gelenegi içinde yer almamis pek çok baska destan örnegi bulunmaktadir. Osmanli sahasinda destandan hikâyeye geçiste ara türler olarak da nitelendirilen çok taninmis ve bir çok Türk topluluklarinca da bilinen Köroglu örnegi yaninda daha sinirli alanlarda tesbit edilen Danismendname Battalname gibi ilgi çekici örnekler de bulunmaktadir.

Battal-Nâme

Bu destanin kahramani Türkler arasinda Battal Gâzi adiyla benimsenmis bir Arap savascisidir. Asil destan VIII. yüzyilda Emevî'lerin hiristiyanlarla yaptiklari savaslarda büyük kahramanliklar göstermis Abdullah isimli bir kisiyle ilgili olarak dogmustur. Battal arapça kahraman demektir Battal Gâzi Arap kahramanina verilen unvanlardir. Türklerin müslüman olmalarindan sonra Battal Gâzi destan tipi Türklestirilmis önceki destan epizotlariyla zenginlestirilmis ve anlatim gelenegi içine alinmistir. XII ve XIII yüzyillarda Battal-Nâme adi ile ve nesir biçimi yaziya geçirilmistir. Hikâyeci âsiklarin repertuarlarinda da yer almistir.Seyyid Battal adiyla da anilan bu kahraman hem çok bilgili çok dindar ve cömertdir. Müslümünligi yaymak için yaptigi mücadelelerde insanlarin yaninda büyücü cadi ve dev gibi olaganüstü güçlerle de savasir. " Askar Devzâde" isimli ati da kendisi gibi kahramandir. Arap Fars ve Türklerin X-XX. yüzyillar arasinda olusturduklari ortak islâm kültür dâiresinin ürünlerinden biri olmakla beraber Orta Asya'da yasayan Türk guruplar arasina da yayilarak Türk kabul ve degerleriyle kaynasmistir.

Dânismendnâme

Anadolunun fesini ve bu mücadelenin kahramanlarini anlatan X11. yüzyilda sözlü olarak sekillenen X111. yüzyilda yaziya geçirilen islâmî Türk destanlarindandir. Danismendnâme'de hikâye edilen olaylarin tarihi gerçeklere uygunlugu kahramanlarinin yasamis Türk beyleri olmalarindan Anadolu cografyasinin gerçek isimleriyle anilmasindan dolayi uzun süre tarih kitabi olarak nitelendirilmistir. Köroglu metni destan adiyla anilmakla ve bazi destanî niteliklere de sahib olmakla birlikte XX. yüzyilda Anadolu'dan derlenen örnekleri daha çok halk hikâyesi gelenegine yakindir. Anadolu'da hikâyeci âsiklar tarafindan 24 kol halinde anlatilan hikâyesinin özeti kisaca söyledir :

Köroglu Destani

Bolu beyi güvendigi seyislerinden biri olan Yusuf'a : " Çok hünerli ve degerli bir at bul ." emrini verir. Seyis Yusuf uzun süre Bolu beyinin istegine uygun bir at arar. Büyüdüklerinde istenen niteliklere sahip olacagina inandigi iki tay bulur ve bunlari satin alir. Bolu beyi bu zayif taylari görünce çok kizar ve seyis Yusuf'un gözlerine mil çekilmesini emreder. Gözleri kör edilen ve isinden kovulan Yusuf siska taylarla birlikte evine döner. Oglu Rusen Ali'ye verdigi talimatlarla taylari büyütür. Babasi kör oldugu için Köroglu takma adiyla anilan Rusen Ali babasinin istegine göre atlari yetistirir. Taylardan biri olaganüstü bir at haline gelir ve Kirat adi verilir. Kirat da destan kahramani Köroglu kadar ünlenir. Seyis Yusuf Bolu beyinden intikam almak için gözlerini açacak ve onu güçlü kilacak üç sihirli köpügü içmek üzere oglu ile birlikte pinara gider. Ancak Köroglu babasina getirmesi gereken bu köpükleri kendisi içer yigitlik sâirlik ve sonsuz güç kazanir. Babasi kaderine riza gösterir ancak ogluna mutlaka intikamini almasini söyler. Köroglu Çamlibel'e yerlesir çevresine yigitler toplar ve babasinin intikamini alir. Hayatini yoksul ve çaresizlere yardim ederek geçirir. Halk inancina göre silâh icat edilince mertlik bozuldu demis kirklara karismistir. Çesitli dönemlere ve farkli siyâsî birlikler sahip Türk gurublari arasinda tesbit edilen Türk destanlarinin kisaca tanitimi ve özeti bu kadardir. Bu destan metinleri incelendiginde hepsinde ilk Türk destani Oguz Kagan destaninin izleri bulundugu görülür. Bu destan parçalari Türk dünyasinin ortak tarihî dönem hatiralarini aksettiren ilk edebî ürünler olarak da önem ve deger tasirlar. Bir gün bu parçalardan hareketle Fin destani Kalavala gibi degerli mükemmel bir Türk destanini yazilabilirse çesitli kaynaklarda daginik olarak bulunan malzeme daha anlamli hale gelebilir kanaatindeyim.

Kaynaklar

1. Banarli Nihat Sami Resimli Türk Edebiyati Tarihi Istanbul 1971.
2. Bang W. - R.R. Arat Die Legende von Oghuz-Kaghan Berlin i932. Türkçe çevirisi Oguz Kagan Destani
Istanbul 1936.
3. Ebulgâzi Bahadir Han secere-i Terakime fotokopi Istanbul i937.
4. Gökyay Orhan sâik " Han-nâme" Necati Lugal Armagani Ankara i968.
5. inan Abdulkâdir Tarihte ve bugün samanizm Ankara i945.
6. Köprülü Mehmet Fuat Türk Edebiyati Tarihi Istanbul 1928. ikinci baski Istanbul 1982.
7. Mogollarin Gizli Tarihi çeviren Ahmet Temir Ankara i948.
8. Orkun H.N. Oguzlara Dâir Ankara i935.
9. Ögel Bahaeddin "Uygurlarin Mense Efsanesi" A.Ü. Dil ve Tarih Cografya Fakültesi Dergisi Ankara 1947.
10. Ögel Bahaeddin Türk Kültür Tarihi Ankara 1962.
11. Türk Mitolojisi Ankara 1971.
12. Sümer Faruk Oguzlar Ankara 1967.
13. Togan Zeki Velidi Umumî Türk Tarihine Giris Istanbul 1946.
__________________
"Güven" Çok İnce Bir Çizgidir.

Onu Kalınlaştırarak Kırılmasını Engelleyen Tek Şey
"İki Taraflı" Olmasıdır.


Dikkat !!! Kopyala Yapıştır Özelliğini Sadece Üyelerimiz Kullanabilir. Üyelik Ücretsizdir.. Ayrıca Üyelerimiz Forumdan Tamamen Reklamsız ve çok daha hızlı şekilde yararlanabilir.
KARAHAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç Cevapla
Etiketler: ,


Etiketler
tarihi, türk


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Türk Kültürü Ve Türk Askeri Tarihi (Özet Olarak) zekeriya ergin Genel Türk Tarihi 0 23-Eylül-2010 14:57
Türk Tarihi ve Savaşlarımız... BEN SUAT Genel Türk Tarihi 48 30-Mart-2010 09:04
Türk Denizcilik Tarihi susurluklu Destanlarımız & Türk Efsaneleri 0 27-Mart-2010 01:31
Türkler - Türk Tarihi F@lsefe Tarih 1 17-Kasım-2009 17:30
En Eski Türk Tarihi...... zekeriya ergin Genel Türk Tarihi 1 31-Ekim-2009 17:08


Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.3.2