Go Back   AsilTürk - Yüreği Vatan Sevgisi İle Dolu Herkesin Buluşma Mekanı > Türk Tarihi , Türk Dünyası , Türk Edebiyatı ve Kültürü > Türk Tarihi ve Osmanlı İmparatorluğu > Genel Türk Tarihi
Kullanıcı Adınız
Şifreniz
Kayıt Ol Yardım Üye Listesi Ajanda Forumları Okundu Kabul Et


Farkli Bir Ses, Farkli Bir Nefes / 24 Saat Kesintisiz Türk Müzigi


Konu Bilgileri
Konu Başlığı
Çanakkale Zaferinin Anlamı
Konudaki Cevap Sayısı
0
Şuan Bu Konuyu Görüntüleyenler
 
Görüntülenme Sayısı
62


Yeni Konu aç Cevapla
 
Bookmark and Share LinkBack Seçenekler Stil
Alt 23-Mart-2011, 23:31   #1 (permalink)
Kullanıcı Profili
Teğmen
 
Sabiha - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik tarihi: Mart-2011
Bulunduğu yer: Almanya
Üye No : 5868
Mesajlar: 434
Konuları: 423
İstatistikleri Seviye: 19 [â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�]
Aktiflik: 45 / 458
Güç: 144 / 1635
Deneyim: 34%
İtibar Puanları
İtibar Puanı : 16576
İtibar Derecesi : Sabiha has a reputation beyond reputeSabiha has a reputation beyond reputeSabiha has a reputation beyond reputeSabiha has a reputation beyond reputeSabiha has a reputation beyond reputeSabiha has a reputation beyond reputeSabiha has a reputation beyond reputeSabiha has a reputation beyond reputeSabiha has a reputation beyond reputeSabiha has a reputation beyond reputeSabiha has a reputation beyond repute
Teşekkürleri
Teşekkür Etmiş :
Teşekkür Almış :
Tuttuğu Takım

Standart Çanakkale Zaferinin Anlamı

Etrafında ihtilafsız ittifak edebileceğimiz ortak değerleri öne çıkarmalıyız. Tarih ortak değerlerimizden biridir. Özellikle Çanakkale Zaferi yakın tarih içindeki yeri bakımından son derece anlamlıdır.

Anlamlıdır çünkü "Türkler bitti bir daha dirilemeyecek şekilde yere serildiler" denilen bir zamanda kazanılmıştır. Mahiyeti itibariyle bir diriliş cehdi aynı zamanda da birlik-beraberlik sembolüdür. Bu itibarla Çanakkale mücadelesini kazanan ruhu keşfetmeye ve kavramaya muhtacız.

Hatırlayalım ki Çanakkale Zaferi Avrupa'nın "hasta adam" damgasını vurduğu bir milletin varlık mücadelesidir. Mücadele kaybedilirse her şey bitecekti. Kazanıldı. Bir millet ateşle imtihan oldu Çanakkale'de; tarihle hesaplaştı ve kendi varoluş tarihini yeniden yazdı.

Oysa yıllarca savaşmaktan yorgundu. İmparatorluğun geniş coğrafyası içinde on yedi yıl aralıksız savaşmıştı. Trablusgarp'tan Balkanlar'a kadar tüm vatan sathını kanıyla âdeta sulamıştı.

Yıl 1897-Cephe Dömeke: Paçamıza salınan Yunan ordusuyla hesaplaşıyoruz...
Hemen arkasından Makedonya'da varlık mücadelesi veriyoruz. 1911'de Osmanlı mirasından Libya'yı aparmak isteyen İtalya ile savaşıyoruz. Trablus Savaşı bitmeden Balkanlar alevleniyor oraya koşuyoruz. Karşımızda Sırbistan Bulgaristan Yunanistan ve Karabağ namıyla tekmil Avrupa var yine; Anadolu'nun ter temiz gençleri Balkan topraklarında kalıyor. İmparatorluğun sınırları ise Edirne'de çiziliyor...

Yıl 1914...
Cephe bütün vatan... Yine kan barut ateş... Ve biz yine ateşin ortasmdayız. Üstelik İmparatorluğumuzun merkezi kendi içine kapanmış politikacılar iktidardan pay kapmaya çalışırken Allahüekber Dağlarındaki buz cehennemi 86 bin vatan evlâdını yutuyor.

Ve Çanakkale...
Dünyanın en güçlü en teknik en eğitimli ordularının karşısında dünyanın en yorgun milletiyiz. 18 büyük zırhlı 24 denizaltı 13 torpido gemisi ve uçaklardan oluşan Müttefik Kuvvetler 506 topla günde ortalama 23 bin mermi gönderiyor mevzilerimize...

Bizim elimizde ise çoğu eski demode 150 top var. Atılabilen mermi sayısı sadece 370. Bu açığı kapatmak için bulunabilen tek yol ise mevzilere soba boruları yerleştirip top görüntüsü vermekten ibaret...

İngilizler zaferden emindir. Bu emniyet ve gurur içinde İngiliz Donanması Kurmay Başkanı Sör Roger Keyes 13 Kasım 1915 tarihinde hatıra defterine şu notu düşüyor: "Bahriye Nazırımız (Denizcilik Bakanı) Çörçü'in enerjik idaresi altında dev adımlarla ilerliyoruz. Çanakkale Boğazı'nı mutlaka geçeceğiz."

Aynı tarihlerde Amiral Robeck ise İngiliz donanmasında bulunmadığına hayıflanıyor ve şunları söylüyor:
"Şimdi savaş gemilerinden birinde olmayı ne kadar isterdim. Çörçil'e inanıyorum. Çanakkale Boğazı geçilecek ve donanmamız Osmanlı sultanının sarayı önünde demirleyecektir."

İngiltere'nin müttefiki Fransızlar da aynı rüyayı görüyorlar. Fransız Savaş Filosu Komutanı Gepra (Guepratte) seyir defterine şu notu düşüyor:

"Müttefik donanmasının Çanakkale'yi geçeceğine hiç şüphem yok. Bu bir prestij meselesidir. Bütün mesele İstanbul'a ilk girme şerefinin kime ait olacağıdır: İngiltere'nin mi Fransa'nın mı?"

Ve Çörçil donanmayı Çanakkale'ye gönderdiği andan itibaren yaptığı bütün konuşmalarda aynı hayali seslendiriyor:

"Çanakkale mutlaka geçilmelidir geçilecektir. Osman*lı Devleti mutlaka bertaraf edilmelidir
edilecektir."

Bu amaçla son büyük saldırısını gerçekleştirmek için hazırlanıyor.

Aynı günlerde Çanakkale Müstahkem Mevki Komutanı Cevat Paşa subaylarını çadırında toplamış şöyle konuşuyor:

"Silah arkadaşlarım!
Biz düşmanın toplarına ve zırhlılarına karşı imanımızla çıkacağız. Şarapnellere ve mermilere göğsümüzü siper edeceğiz. Ve bütün dünyaya Çanakkale geçilmez' sözünü bir darb-ı mesel gibi söyleteceğiz."

"Çanakkale'yi geçirtmeyeceğiz" diyenlerle "mutlaka geçeceğiz" diyenlerin savaşı bu...
Avrupa bayram yeri gibi...

Başkentler süslenmiş tarihî kiliseler silinip süpürülerek zafer âyinine hazırlanmıştır.

18 Mart 1915 akşamına kadar bu hava sürüyor. Tekmil Avrupa zafer müjdesi bekliyor. Nihayet 18 Mart...

Mehmed Akif rahmetlisinin "Kimi Hindu kimi yamyam kimi bilmem ne belâ" dediği kuvvetler karadan ve denizden saldırıya kalkıyor.

Çanakkale sırtları denizden havadan ve karadan atılan bombalarla bir anda cehenneme dönmüştür.

Bu saldırılar bir kısmı çocuk yaşta bir kısmı yedek subay 300.000 (son bulgulara göre 360.000) şehide mal olacaktır ama Çanakkale geçilemeyecektir.

• ••

Çörçil 18 Mart 1915 günü Avam kamarasında konuşurken eline bir kağıt tutuşturuldu. Bunu zafer haberi sandığı için kaldırıp milletvekillerine gösterdi:

"Bu not Çanakkale cephesinden geliyor umarım kesin zaferimizin haberidir."

Ne var ki elinde İngiltere açısından felâket demek olan bir kağıt tutuyordu. Göz atar atmaz bunu anladı. Yüzü kıpkırmızı kesildi. Elini başına vurarak:

"Eyvah!" diye inledi "bütün hesaplarımız alt-üst oldu kaybettik mahvolduk!"

Gerçek buydu... Osmanlı'yı mahvetmek için Çanakkale Boğazı'nı çelik gövdeli zırhlılarla tıkayan teknoloji mahvolmuştu. Avrupa'nın hesapları tutmamış Osmanlı'nın bin yıl süre ile bayraktarlığını yaptığı İslâm'ı mahvetmek isteyenlerin emelleri bir kez daha kursaklarında kalmıştı.

•••

Bu millet o gün Çanakkale'de dönemin dev teknolojisini yendi!

Bu millet o gün tarihsel kimliğinde dirilişini gerçekleştirdi ve "hasta adam" kimliğinden sıyrılıp bin yıldır bayraktarlığım yaptığı inançlarının temel dinamiklerinde ayağa kalkmayı başardı. Ebedî varlığını bir kere daha dünyanın suratına haykırdı:

"Bugün varım yarınlarda da var olacağım!" dedi.

Çanakkale zaferinin özü ve özeti budur.

•••

Mehmed Akif mısralarında bu milletin varoluş emelini şöyle özetliyor:

Değil mi cephemizin sinesinde iman bir
Sevinme bir acı bir gaye aynı vicdan bir;
Değil mi sinede birdir vuran yürek..
Yılmaz! Cihan yıkılsa emin ol bu cephe sarsılmaz.

Şimdi Çanakkale zaferini tarihe yazan insanın yapısı*na karakterine biraz yakından bakalım...

Bakalım çünkü onlar bizim dedelerimizdi.
Bakalım çünkü sorunlarımızın temelinde Çanakkale insanını o ebedî âbideyi kaybetmiş olmak yatıyor.

Öncelikle belirteyim ki o insanlar Allah'a yakın insanlardı. Cephede bombalar altında namaz kılacak kadar yakın... Savaşırken oruç tutacak kadar yakın... Her mermi sıkıda besmele çekecek kadar yakın...

Biliyorsunuz Birinci Dünya Savaşı'nda Almanlarla beraberdik. Çanakkale Cephesi Komutanı da Alman Mareşal Liman Von Sanders'ti. Sanders günlerden bir gün cepheyi teftişe geldi.

Mehmetçikler önünde dizilmişti. Sıranın başındaki askere sordu:

"İyi savaşıyor musun?"
"Evet" dedi Mehmetçik.
"Peki niçin savaşıyorsun?"

Cevap Mehmetçiğin Allah'a yakınlığını haykırıyor.

Dedi ki:
"Allah rızası için."

Alman Mareşal Liman Von Sanders çarpıldı âdeta. Sırada dizili askerlerin en az on tanesine aynı sorulan sordu ve bir birine yakın cevaplar aldı. Allah rızası için savaştıklarını söylediler.

Sonunda mareşal subaylarımıza döndü ve: "Bravo beyler" dedi "yaptığı işi Allah için yapan evlâtları olan bir millet mahvolmaz."

O insanlar kararlı ve fedakâr insanlardı. Edremitli Seyit Çavuş toplara mermi kaldıran mancınık bozulduğunda çaresizliğe teslim olmuyor imkânsızlıktan kendi sağduyusu ve kararlılığıyla imkân çıkarıp her biri 250 okka çeken top mermilerini bütün gün sırtında taşıyarak ellerinde zaten sınırlı sayıda bulunan toplardan birkaçının devre dışı kalmasını önlüyordu. Her fırsatta imkânsızlıkları ileri sürüp atılımı başkalarından bekleyen bizlere ibret olsun!

O insanlar cesur insanlardı. Yahya Çavuş emrindeki son birkaç Mehmetçikle tam üç alay düşmana karşı bütün gün savaşıyor son askeri şehit olmadan savunmasına bırakılan tepeyi düşmana teslim etmiyordu.

Eski Çanakkale Valilerinden Nail Memik Bey bu kahramanlık karşısında ağlıyor bir dörtlük yazıp Yahya Çavuş ve arkadaşlarının mezar taşı yapıyordu:

Bir kahraman takım ve Yahya Çavuş'tular
Tam üç alayla burada gönülden vuruştular.
Düşman tümen sanırdı bu şahlanmış erleri
Allah 'ı arzu ettiler akşama kavuştular.

Zaferi hak etmişlerdi. Allah da ihsan etti. Hepsi bu... O insanlar yardımsever insanlardı.

İngilizler esir aldıkları yaralı asker ve subaylarımızı canlı canlı denize atarken bizim insanlarımız yaralı düşman askerlerini sırtında taşıyor kaskatı kesilmiş peksimetinin yarısını onlara veriyordu.

O insanlar gerektiğinde sert ama her zaman mert insanlardı. Savaşta bile hileye tenezzül etmezlerdi. Ahlâk dışı usuller kullanmazlardı. O kadar ki İngiliz komutanlar Avustralya'dan getirdikleri meşhur Anzak askerlerine gaz maskesi dağıtmak istediklerinde Anzak askerleri şu gerekçe ile maske istememişlerdi:

"Düşmanımız o kadar merttir ki zehirli gaz atmaya tenezzül etmez."

Oysa aynı tarihlerde İngiltere Harbiye Nazın Sör Vins-ton Çörçil Gelibolu'ya yığdığı kuvvetlerine zehirli gaz kullanma emri veriyor gerekçesini de şu şekilde açıklıyordu:

"Türkler insan sayılmaz fare gibi zehirlemelisiniz." O insanlar vatansever insanlardı. Bunun delili olarak size bir mektup aktaracağım.
18 Mayıs 1331 tarihini taşıyan bu mektup
Çanakkale savaşları sırasında yaralanan bir subay tarafından kaleme alınmıştır. Şöyle diyor:
"Sebeb-i hayatım feyz-ü refikim sevgili babacığım ve valideciğim
"Arıburnu'nda ilk girdiğim muharebede sağ yanımdan kurşun geçti. Hamd olsun kurtuldum.

Fakat bundan sonra gireceğim muharebelerden kurtulacağıma ümidim olmadığından bir hatıra olmak üzere şu mektubu yazıyorum.

"Hamd ü senalar olsun Cenab-ı Hakk'a ki beni bu rütbeye kadar îsal etti. Siz de ebeveynim olmak dolayısıyla beni vatan ve millete hizmet etmek için ne suretle yetiştirmek mümkün ise öylece yetiştirdiniz. Sebeb-i feyz-ü refikim ve hayatım oldunuz. Sizlere çok teşekkür ederim.

"Şimdiye kadar milletimin bana verdiklerini bugün hak etmek zamanıdır. Mukaddes vatanî vazifemi ifaya cehd ediyorum. Şehadet rütbesine suud edersem Cenab-ı Hakk'ın sevgili bir kulu olduğuma inanacağım.

"Sevgili babacığım ve valideciğim...

"Gözbebeğim olan zevcem Münevver ve Allah emaneti oğlum Nezihçiğimi evvela Cenab-ı
Hakk'ın saniyen sizin himayenize tevdi ediyorum. Onlar hakkında ne mümkünse lütfen yapınız. Oğlumun talim ve terbiyesi ile siz de refikamla birlikte sa'y ediniz. Şehadetimi duyduğunda refikam mutlaka çok müteessir olacaktır. Teselli ediniz. Mukadderatı İlâhiye böyle imiş deyiniz.

"Sevgili baba ve valideciğim...

"Belki bilmeyerek size karşı kusur işlemiş olabilirim. Beni affediniz. Lütfen hakkınızı helâl ederek ruhumu şâd ediniz. Bana vatanın uğruna ölünecek mukaddes bir değer olduğunu öğrettiğiniz için teşekkür ederim. Fatiha'larınız kabrimi nurlandıracaktır.

"Sevgili hemşirem Lütfiyeciğim...

"Bilirsin seni pek severim. Buna rağmen belki sana karşı da kusur ettiğim olmuştur. Beni affet. Hakkını helâl et. Ruhumu şâd et. Yengen Münevver Hanımla yeğenin Nezih'e sen de yardımcı ol. Hepinizi Cenab-ı Hakk'ın lütuf ve himayesine tevdi ediyorum.

"Ey akraba ve ehibbâ ve eviddâ!

"Cümlenize elveda! Cümleniz hakkınızı helâl ediniz. Benim tarafımdan hakkım cümlenize helâl olsun. Ebediyen Allahaısmarladık.

"Sevgili babacığım ve valideciğim. Sakın üzülmeyiniz. Şehit babası şehit anası olduğunuz için şükrediniz. Ebediyen Allahaısmarladık. (Oğlunuz Mehmed Tevfik)"
Bölük Komutanı Mehmed Tevfik Efendi bu mektubu fırsat bulup ailesine gönderemedi.

Yarası iyileşir iyileşmez cepheye iman ve vatan savunmasına koşmuş ve mektubunda yazdığı gibi şehit olmuştu. Mektup ailesine gönderilen eşyalarının arasından çıktı. Şehit kanına bulanmıştı.

Onlar böyle oldukları için Allah Âl-i İmran Sûresi 123. âyetinde vaat ettiği yardımını gönderdi. "Şayet sabreder Allah'tan korkarsanız ve düşmanlarınız da hemen o anda üzerinize gelirse Rabbiniz işaretlenmiş beş bin melekle size yardım eder."
Size şimdi Anzak askerlerinden 4/165 künyeli istihkâm eri Frederik Rişard'ın hatıralarından birini aktaracağım.

Frederik Rişard şöyle bir hatırasını naklediyor: 12 Ağustos 1915 günü taarruza kalktık. 163.Tümen'imiz her bakımdan üstün dövüşürken çok garip bir şey oldu. Berrak gökyüzünde birden somun ekmeği biçiminde altı veya sekiz beyaz bulut belirdi. Rüzgar olmasına rağmen bulutlar 60 rakımlı tepenin üstünde hareketsiz duruyordu.

"Bulut kümesinin tam altına gelen yerde toprağa yakın bir bulut daha belirdi. Yaklaşık 250 metre uzunluğunda 65 metre yüksekliğinde idi. Oldukça yoğun görünüyordu. Katı bir madde gibiydi. Ve İngiliz birliklerinin sadece 100 metre kadar uzağında bulunuyordu."

"O sırada 4. Norfolk Taburu 60 rakımlı tepeye doğru hücuma kalkmıştı. Tepenin Türklerden alınması an meselesiydi. Bizimkiler doğruca bulutun içine girdiler. Son erine kadar görüyordum. Nihayet hepsi bulutun içinde kayboldu. Hepsi gözümden silinince bulut sanki yükünü almış gibi ağır ağır yükselmeye başladı. Diğer bulutlarla birleşti ve kuzeye doğru uzaklaştı.

"Bir daha 4. Norfolk Taburu'ndan hiç kimse haber alamadı. Tek bir eri ya da subayı geri dönmedi. Sır oldular."

Allahu Tealâ'nın Al-i İmran Sûresi'nin 123. âyetindeki vaadini yeniden hatırlayalım:
"Şayet sabreder Allah'tan korkarsanız ve düşmanlarınız da hemen o anda üzerinize gelirse
Rabbiniz işaretlenmiş beş bin melekle size yardım eder."

Yardımın iki şartı var: Sabretmek ve istemek... "İsteme"nin özünde ise olumsuz şartlara teslim olmadan elden geleni yapmak yatıyor.

Onlar imkânsızlıklara sığınmadılar şartlara teslim olmadılar ellerinden geleni yaptıktan sonra Allah'a iltica ettiler ve imkânsızı başardılar.

Önce zaferi hak etmek lâzım...
__________________

Öğrenme ilkesi;
insanın temiz karakterini ortaya çıkarmak
insanlara yeni yaşam vermek ve
nihai iyiye ve doğruya ulaşmak demektir.


Dikkat !!! Kopyala Yapıştır Özelliğini Sadece Üyelerimiz Kullanabilir. Üyelik Ücretsizdir.. Ayrıca Üyelerimiz Forumdan Tamamen Reklamsız ve çok daha hızlı şekilde yararlanabilir.
Sabiha isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç Cevapla
Etiketler: , ,


Etiketler
anlami, anlamı, çanakkale, zaferinin


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.3.2