Go Back   AsilTürk - Yüreği Vatan Sevgisi İle Dolu Herkesin Buluşma Mekanı > Kültür - Sanat - Şiir - Edebiyat > Edebiyat
Kullanıcı Adınız
Şifreniz
Kayıt Ol Yardım Üye Listesi Ajanda Forumları Okundu Kabul Et


Farkli Bir Ses, Farkli Bir Nefes / 24 Saat Kesintisiz Türk Müzigi


"Bayrakları Bayrak yapan üstündeki kandır, Toprak, eğer uğrunda ölen varsa Vatandır."

Konu Bilgileri
Konu Başlığı
Kasgarli Mahmut Ve Divanü Lügati`t- Türk
Konudaki Cevap Sayısı
8
Şuan Bu Konuyu Görüntüleyenler
 
Görüntülenme Sayısı
1396


Yeni Konu aç Cevapla
 
Bookmark and Share LinkBack Seçenekler Stil
Alt 02-Mayıs-2009, 07:23   #1 (permalink)
Kullanıcı Profili
Kurmay Başkan
 
KARAHAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik tarihi: Nisan-2009
Bulunduğu yer: Uçurumun Kenarindan
Üye No : 177
Mesajlar: 3.146
Konuları: 1388
İstatistikleri Seviye: 43 [â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�]
Aktiflik: 213 / 1069
Güç: 1048 / 17517
Deneyim: 79%
İtibar Puanları
İtibar Puanı : 119637
İtibar Derecesi : KARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond repute
Teşekkürleri
Teşekkür Etmiş : 775
Teşekkür Almış : 1.041
Tuttuğu Takım

Standart Kasgarli Mahmut Ve Divanü Lügati`t- Türk



Kasgarli Mahmud 1008‘de dünyaya gelmistir. Saciye ve Hamidiye Medreseleri‘nde tahsil gördükten sonra kendisini Türk dili tetkikatina vakfetmistir. Bu amaçla Orta Asya‘yi boydan boya kat ederek Anadolu‘ya oradan da Bagdat‘a gitmis 1072 - 1073 yillari arasinda hazirladigi meshur kitabini Abbasi halifesine armagan etmistir. Kitabin asil nüshasi bu gün Ayasofya Müzesi‘nde muhafaza edilmektedir. Kitabin Uygurca çevirisi ancak 1978‘de yapilabilmistir.Mahmud Kasgar‘a dönmüs ve 1105‘de vefat etmistir. Türklerin yasadigi sehirleri köyleri obalari bir bir dolasarak hazirladigi sözlük islâmiyet’ten önceki sözlü edebiyatimizi aydinlatan dev eserdir. 21. yüzyil Türk asilli Türkologlarca Türklük bilimi’nin (Türkoloji) baslangici kabul edilir.

Yazilis gayesi Araplara Türkçeyi ögretmekten çok Türkçenin Arapça ile kosu atlari gibi yaris edecegini Türk dilinin zenginligini her duygu ve düsünceyi anlatmaya elverisli oldugunu ispat etmek içindir. Türkçenin zengin gramer özelliklerini ilk ve en çarpici biçimde yansitiyor.

Kasgarli Mahmut iyi silah kullanan bir asker olmakla beraber dilimizi ulusal kültürümüzü yurt sevgisini her seyin üstünde gören ilk büyük dil bilginimizdir. Kitabinin önsözünde su ilgi çekici tümceler zer almaktadir:
“Türk‘ün Türkmen‘in Oguz‘un Çigil‘in Yagma‘nin Kirgiz‘in lisanlarini ve kafiyelerini tamimiyle zihnimde naksettim. Bu hususta o kadar ileri gittim ki her taifenin lehçesi bence en mükemmel surette elde edilmis oldu… Türk dili ile Arap dilinin at basi beraber yürüdükleri bilinsin diye…“

Ayrica: “Türk dilini ögrenmek çok gerekli bir is olur...”

“Türk Sözlügünün Divani” anlamina gelen Kitâbü divân-i lûgat it-Türk (Divânü Lügati’t-Türk) adli Kasgârli Mahmut’un bu eseri yalniz bir sözlük degil; islâm’dan öncesi Türk edebiyatini tarihini cografyasini folklorunu mitolojisini aydinlatan ansiklopedik niteliktedir.

11. yüzyil hemen bütün islâm ülkelerinde Türklerin egemen oldugu bir dönemdir. Karahanlilar devletinin özellikle Büyük Selçuk imparatorlugu‘nun askerlikçe ve uygarlikça en parlak zamani bu dönem içerisindedir. O tarihlerde Türklerin egemenligindeki uluslar dilini ögrenmek ihtiyacini duyuyorlardi. Divânü Lügati’t-Türk yabancilara Türkçeyi ögretmek amaciyla 1073 -1077 tarihleri arasinda Bagdat‘ta yazilmis bir sözlüktür.

Türk sözcügünün kuvvet güç kudret anlami tasidigini bize ilk bildiren Kasgârli Mahmut’tur.

Divânü Lügati’t-Türk‘teki sözcüklerin anlamlari Arapça olarak yazilmistir. Türkçe 7500 sözcügün Arapça karsiligi verilirken sav denilen âtasözleri sagu denilen agitlar kosuk denilen siirler destan parçalari alinmistir. Sözcüklerle ilgili bol bol seci mesel hikmet siir efsane; tarih cografya; halk edebiyati folklor bilgi ve örnekleri verilmis; dilbilgisi kurallari ortaya konulmus; Türkoloji‘nin saglam temelleri atilmistir. Türkologlarin görüsü : Göktürk Yazitlari ile Kitâbü divân-i lûgat it-Türk Türklük için büyük kazanç olmustur.

Hamirler diye çagrildigini bunun Oguzlarin Emir yerine Hemir demelerinden kaynaklandigindan bahsetmektedir. Kendisinin verdigi bu bilgilerden Karahanli ailesinden oldugu ögrenilmektedir. Ünlü kitabini 1070′de tamamladigi ve bu tarihte yasinin da bir hayli ileri oldugu düsünülerek 11.yüzyil da yasamis oldugu tahmin edilmektedir.iyi ögrenim görmüs islâmiyet’le ilgili bilimsel çalismalari yakindan izlemistir. Arapça ve Farsça‘yi da çok iyi ögrenmistir. Türklerin bulundugu bölgeleri gezmis ana dili olan Türkçenin bütün diyalektlerini yerlerinde ögrenmis geleneklerini göreneklerini yakindan izlemistir. Bütün Sirderya (Seyhun) kiyilarini dolastigindan kitabinda söz etmektedir. Kitabinda belirttigine göre ailesi Kasgar’dan Irak’a göç etmisti. Meliksah‘in (1072-1092) esi Terken Hatun‘un maiyetinde pekçok Kasgarli bu dönemde Irak’a gelmisti. Mahmut’un ailesinin de bunlarla birlikte gelmis olduklari düsünülebilir. O siralarda Irak islâm Dünyasi’nin en önemli kültür merkezlerinden biri idi. Bu nedenle bilimle ugrasanlarin buraya gelmek istemeleri dogaldi. Ayrica Bagdat bu dönemde Türk nüfuzu altina girmis ve halifeleri ayakta tutan da buradaki Türklerdi.



Divân-i Lügati’t-Türk ` te bulunan harita 11.yy. Türk boylarin daglimini veriyor
__________________
"Güven" Çok İnce Bir Çizgidir.

Onu Kalınlaştırarak Kırılmasını Engelleyen Tek Şey
"İki Taraflı" Olmasıdır.


Dikkat !!! Kopyala Yapıştır Özelliğini Sadece Üyelerimiz Kullanabilir. Üyelik Ücretsizdir.. Ayrıca Üyelerimiz Forumdan Tamamen Reklamsız ve çok daha hızlı şekilde yararlanabilir.
KARAHAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 02-Mayıs-2009, 07:25   #2 (permalink)
Kullanıcı Profili
Kurmay Başkan
 
KARAHAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik tarihi: Nisan-2009
Bulunduğu yer: Uçurumun Kenarindan
Üye No : 177
Mesajlar: 3.146
Konuları: 1388
İstatistikleri Seviye: 43 [â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�]
Aktiflik: 213 / 1069
Güç: 1048 / 17517
Deneyim: 79%
İtibar Puanları
İtibar Puanı : 119637
İtibar Derecesi : KARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond repute
Teşekkürleri
Teşekkür Etmiş : 775
Teşekkür Almış : 1.041
Tuttuğu Takım

Standart Divan-i Lugat-it Türk’ü Bulan Ali Emiri Efendi



Büyük dil bilgini Kasgarli Mahmud’un Divan-i Lugat-it Türk isimli muazzam eseri 1910’a kadar adi bilinen fakat kendisi meçhul bir eserdi. Diger bir deyisle o zamana degin eserin sadece adi vardi fakat kendisi ortada yoktu. Eser bugün bütün dünyada biliniyor hakkinda makale kitap yaziliyor ve üzerinde tartismalar yapiliyorsa bunu büyük kitap asigi ilim ve kültür sevdalisi Ali Emiri Efendi’ye borçluyuz. Ali Emiri Efendi Kasgarli Mahmud tarafindan 1072-1074 yillarinda Bagdat’ta Abbasi Halifesine sunulmak üzere yazilan bu muhtesem eseri sahaflarda Divan-i Lugat-it Türk oldugu bilinmeden satilirken fark etmis ve satin alarak Türk kültür hayatina kazandirmistir. Bu sebeple Ali Emiri Efendi’nin isminin eserin yazari Kasgarli Mahmud ile birlikte her zaman anilmayi hak ettigine süphe yoktur.

Bundan dolayi Divan-i Lugat it Türk ile ilgili toplantilarda kendisinden

bahsetmenin bir vefa borcu oldugu muhakkaktir. Aslinda Ali Emiri’nin kitabi bulusu ve daha sonra yayinlatisi romanlara konu olacak güzellikte ve kültürün kitabin önemini somut bir bicimde vurgulayacak olgulara haizdir. Ziya Gökalp ve Talat Pasa’nin kitabin yayinlanmasina yaptiklari tiyatral katki ise çok ilginçtir. Ayrica Ali Emiri Efendi’nin hayati kitaba verilen degerin ve kitap okumaya ayrilan zamanlarin bir hayli azaldigi günümüzde sadece gençlere degil hepimize kitap sevgisi konusunda örnek teskil edebilecek ögelere haizdir. Bu yaziyi hazirlamada büyük ölçüde Dr. Muhtar Tevfikoglu’nun Ali Emiri Efendi isimli eserinden faydalandik. Tevfikoglu Ali Emiri Efendi hakkinda çesitli kaynaklardaki bilgileri bir kitapta toplayarak büyük bir hizmeti ifa etmistir.[1]

Ali Emiri Efendi’nin çocuklugu

1857’de Diyarbakir’da dogan Ali Emiri Efendi daha kucuklugunden itibaren okumaya ve arastirmaya merakliydi. Sekiz on yaslarinda eski yapilar uzerindeki yazilari okuyup anlamaya calisiyordu. Ayrica siiri de seviyordu. Guclu bir hafizaya da sahip olan Ali Emiri dokuz yasindayken bes yuzden fazla sairin siirlerinin yer aldigi Nevadir’ul Asar isimli eserdeki dort bin beyiti ezberlemisti bile. Gencliginde hat sanatiyla da mesgul olan Ali Emiri bu konuda oldukca basarili sayilir. Cunku yazdigi bazi levhalar Diyarbakir’da camilere asilmisti.

Hastalik derecesinde kitap okuma sevgisi

Goruldugu gibi Ali Emiri cok yonlu bir sahsiyete sahipti. Fakat kitap okuma meraki her seyin ustundeydi. Durmadan ve buyuk bir istahla devamli surette kitap okuyordu. Bundan dolayi daha genclik yillarinda Dogu Edebiyati’na ait bir cok kitabi okuyup ezberlemisti. Bu yillarini kendisi soyle anlatiyor: “Eglenmeye merakim yok idi. Ustadimizla

gezintiye gittigimizde cocuklarla oyun oynarken ben bir tarafa cekilir kitap okurdum.”[2]

Ali Emiri ozellikle tarih kitaplarini da okumayi cok seviyordu. Bu sevgi o kadar buyuktu ki bazen uykusunu bile bu ugurda feda ediyordu. Geceleri kitabi okurken cogu zaman sabahi ettiginin farkina bile varmazdi. Uyudugu zaman da yanindakileri uyutmazdi. Cunku uykudan once okudugu kitaplari uykusunda yuksekle sesle tekrar ederdi. Okumalari o dereceye vardi ki vucudu zayif dusup hasta oldu. Doktorlarin kitap okumayi birakip gezmeye cikma tavsiyesini de yerine getiremedi. Kitap okuma meraki babasinin ticari islerine de zarar verdi. Babasi Ali Emiri’yi onbes yasindayken onu carsida bir dukkan acarak ticarete hazirlamak istedi. Fakat Ali’nin akli parada pulda degil kitaplardaydi. Dukkan icinde de kitap okumasini surdurdu. Dukana bir musteri girdiginde “Mal orada. Fiyati da sudur. Alacaksaniz indireyim yoksa beni bos yere mesgul etmeyin” diye sesleniyordu. Bunun uzerine musteri de mal almadan gidiyordu. Babasi oglunun ticarete faydadan ziyade zarar verdigini gorunce onu dukandan uzaklastirmak zorunda kaldi.[3]

Ali Emiri kitap okumakla kalmadi kendisi de kitap yazdi. Ilk eseri eski metinler ve mezar kitabelerinden yararlanarak yazdigi Diyarbakirli Sairler Tezkeresi’dir. Daha sonra bunu baska bir cok eseri takip etti.

Calisma hayati memuriyette gecti. Katip ve defterdar olarak Diyarbakir Selanik Adana Leskovik Kirsehir Trablussam Elazigi Erzurum Yanya Iskodra Halep ve Yemen’de otuz yil kadar memuriyet gorevinde bulundu. 1908’de cok sevdigi kitaplarla daha cok mesgul olabilmek icin kendi arzusuyla emekli oldu.[4] Ali Emiri kitap okumanin yanisira kitap toplamaya da asiri derecede tutkundu. Tarih edebiyat biyografi ve bibliyografi sahalarindaki kiymetli kitap ve vesikalari satin almadan duramiyordu. Arastirma heyecaniyla uzak yakin demeden kitap kitabe ve vesika pesinde kosmaktan buyuk bir zevk aliyordu. Hatta onun bazi kitaplari elde etmek icin uzak diyarlara kendi imkanlariyla gittigi veya tayinini cikarttigi da oluyordu. Buralarda buldugu kiymetli eserleri mumkunse disinden tirnagindan arttirdigi paralariyla satin aliyor mumkun degilse geceyi gunduze katarak istinsah ediyordu.[5] Bu derecede asiri kitap meraki yuzunden Ali Emiri evlenip coluk cocuk sahibi de olamadi. Emekliye ayrildiktan sonra Ali Emiri kalan hayatini Istanbul’da kitaplari arasinda gecirdi. Aksamlari Divanyolu’ndaki Diyarbakir Kiraasanesine gidiyor dostlari ile sohpet ediyordu. Onu bu sohpetlerini Dr. Muhtar Tevfikoglu soyle anlatiyor: “Dostlari dedigim

ogrencileri daha dogrusu ogrenci huviyetine burunmus arkadaslari. Ama nasil ogrenciler? Her biri kendi sahasinda taninmis ilim ve fikir adami eser sahibi kalem erbablari. Sohbet dedigim de bir nevi ders. O yasli basli kelli felli adamlar ogrenme heyecani icinde Emiri’nin etrafini sarmislar durmadan bir seyler soruyorlar. Bazi ilmi meselelerde tereddutlerini gideriyorlar. Bilmedikleri kaynaklari ogreniyorlar. Yeni mehazlar elde ediyorlar. Kisacasi ondan bir anlamda ders aliyorlardi.”[6]

Divan-i Lugat it Türk’ü Bulmasi

Ali Emiri Efendi sahaf Burhan’dan 33 liraya satin aldi. Ancak Ne sahafin ve ne de eseri satanin onun Divan-i Lugat it Turk oldugundan haberleri yoktu. Eger bunun farkina varmis olsalardi cok daha buyuk meblaglara satacaklari kesindi. Daha kotusu bu eser kitap avcilarinin eline gecmis olsaydi aninda yurt disina kacirip karsiliginda bir servet elde etmeleri

mumkundu. Ali Emiri Efendi boyle bir esere malik oldugu icin tarif edilemez bir mutluluk icindeydi. Cunku bu kitap Osmanli ulemasinin asirlardir pesinde kostugu “Divan-i lugat-it Turk”un ta kendisiydi. Bir baska nushasi dunyada yoktu.[7]

Ali Emiri Efendi kitabi satin aldiginda duydugu sevincini su sekilde dile getirir: “Bu kitabi aldim; eve geldim. Yemegi icmegi unuttum… Bu kitabi sahaf Burhan 33 liraya satti. Fakat ben bunu birkac misli agirligindaki elmaslara zumrutlere degismem.”[8]

Buyuk bir cosku icinde olana Ali Emiri Efendi kitabini kimseye gostermek

istemedi. Hem kitabi kiskaniyor ve hem de kaybolmasindan endise ediyordu. Devrin unlu simalari Ziya Gokalp ve Fuad Koprulu gibi sahislar Ali Emiri Efendi’nin Divan-i Lugat it Turk buldugunu isitmis ve gormek istemislerse de Ali Emiri Efendi onlari kitaba yanastirmamisti; Kitabi sadece cok guvendigi Kilisli Rifat Efendi’ye gosteriyordu. Ali Emiri Efendi satin aldiginda kitap hirpalanmis ve yipranmis bir vaziyetteydi. Sirazeleri cozulmus formalari dagilmis sayfalari birbirine karismis ve numaralari da yoktu. Bu sebeple kitabin eksik mi tam mi oldugu belli degildi. Ali Emiri Efendi bunun tesipitini Kilisli Rifat Efendi’ye yaptirdi. Kilisli Rifat Efendi iki ay muddetle kitabi uc kere okudu. Sonunda belli olmustu eser tamdi. Kilisli Rifat Efendi karismis sayfalari yerli yerine koydu ve numaralandirdi. Ali Emiri Efendi bu hizmeti karsiliginda Kilisli Rifat Efendi’ye bir evini hediye etmek istediyse de kabul ettiremedi. Kilisli Rifat Efendi eger illa kendisine bir mukafat verecekse kitabi yayinlamasinin yeterli olacagini soyledi.

Divan-i Lugat it Türk’ün nesri

Ancak Ali Emiri Efendi kitabi hemen yayinlatmak istemedi. Ali Emiri Efendi biraz bu eseri hakkinda taltif takdir bekliyordu. Bu da ona cok gorulmemelidir. Zaten atalarimiz marifet iltifata tabidir diye bosuna dememislerdir. Asagida gorulecegi gibi Ali Emiri Efendi dunyalik ve maddi menfaatleri asmis bir kimsedir. Istegi sadece cevresinden

takdir ve saygidir. Bunu da fazlasiyla hak etmektedir. Kitabin nesrini en cok da Ziya Gokalp istiyordu. Kilisli Rifat Efendi’ye sunlari soyleyip duruyordu: “Rifat ben sevda bilmezdim. Fakat bu kitaba tutuldum. Gormek icin ne yaptimsa olmadi. Su kadar var ki cezmettim bu kitabi hem almali hem nesretmeliyiz. Bu hazinenin anahtarlari senin elindedir. Gel bana yardim et. Su kitabi kurtaralim. Butun Turklere armaginimiz olsun. Haydi bana caresini soyle!”[9]

Gercekten de Kilisli Rifat Efendi careyi biliyordu. Care Sadrazam Talat Pasa’nin devreye girip Ali Emiri Efendi’den kitabi nesretmesini rica etmesiydi. Ama nasil olacakti? Talat Pasa bunun icin Ali Emiri Efendi’yi Babiali’ye cagirsa olmazdi veya Ali Emiri Efendi’nin evine gitse yine olmazdi. Bunun icin yalnizca bir yol vardi. Ali Emiri Efendi’nin cok yakin dostu ve sik sik gorustugu Adliye Naziri Ibrahim Bey’in evine yemege cagrilmasi ve yemekler yendikten sonra Talat Pasa’nin arkadaslariyla tesadufen Ibrahim Bey’in evine ziyarete gelmesi ve orada Ali Emiri Efendi iltifatlar ettikten sonra kitabin basimina izin vermesini rica etmesiydi. Ancak boyle bir seyi Sadrazam Talat Pasa kabul eder miydi? Ziya Gokalp Ittihat ve Terrakki’nin merkez azasindan yakin dostu Talat Pasa’yi buna ikna edebilecegini soyledi.

Boylece plan tatbik edildi. Tanistirmada misafirler Emiri adini duyunca basta Talat Pasa olmak uzere birden ayaga kalktilar ilk once Talat Pasa Emiri’ye dogru yuruyerek yanina geldi ve “Hay ustadi muhterem mubarek elinizi opmekle kesbi seref etmek isterim. Musaade buyurunuz” dedi. Elini tekrar tekrar optu. Sonra otekiler de sirayla optu. Ali Emiri

Efendi bu sahneyi daha sonra dostlarina anlatirken “ben o gece belki 33 kere estagfrullah cektim. Ben istigfar ettikce onlarin aski artiyor elimi etegimi opmek istiyorlardi. Bu merasimden sonra hicbirisi oturmadi. Ayak ustunde durarak el bagladilar. Durdular. Adeta kendimi Kanuni Sultan Suleyman zannediyor hem de onlarin bu edibane vaziyetlerinden

sikiliyor rica ederim istirahat buyurun diyordum Nihayet oturdular. Benden musaade alarak tarihe edebiyata dair bir seyler sordular. Ben de anlattim. Tesekurlerin bini bir para…”[10]

Bundan sonra Talat Pasa Divan-i Lugat it Turk hakkinda bilgi rica etti. Ali Emiri Efendi malumat verdikten sonra Talat Pasa ayaga kalkarak bu muhtesem eseri yayinlanmasina izin vermesini istedi. Ali Emiri Efendi sartli olarak kabul etti. Ali Emiri Efendi one surdugu sarta gore kitabi yayina Kilisli Rifat Efendi hazirlayacakti. Talat Pasa onun sartini

memnuniyetle kabul etti ve ayrica kendisine yuksek bir memuriyet teklif etti. Ancak Ali Emiri Efendi reddetti.

Divan-i Lugat it Türk Sadakasi

Kitabin nesir calismalari baslar baslamaz Talat Pasa Ali Emiri Efendi’ye 300 lira hediye gonderdi. Ali Emiri Efendi bu hediyeyi kabul etmeyerek sunlari soyledi: “Lutfunuza kadirsinasliginiza tesekkur ederim. Fakat parayi kabul edemem. Cunku kabul edersem vatani milli bir ufacik hizmet mukabilinde para almis olacagim. Bu ise vicdanima agir gelen

bir seydir. Bundan dolayi size tesekkur ile beraber parayi da iade ediyorum. Siz parayi muhtac olan birkac namuslu aileye dagitirsaniz ben size mutesekkir kalacagim gibi Cenabi Hakk da memnun olur. Bu sadakanin adi da Divan-i Lugat it Turk sadakasi olsun”[11]

Kilisli Rifat Efendi’nin kitaba gösterdigi muazzam özen

Kilisli Rifat Efendi kitabi yayina almak icin aldi. Almasina aldi ama kitabi

koyacak bir yer bulamadi. Kitabi kaybetmekten musis endise duyuyor emniyetli yer bulmak icin cirpiniyordu. Once umumi kutuphaneye goturdu. Mudur siddetle itiraz etti: “Yuzlerce okuyucu gelip gidiyor. Biri alip giderse ben ne yaparim alamam” dedi. Bunun uzerine Vefa Okulu’na goturdu. Okulun demir kasasi vardi. Mudur Akif Bey aman aman diyerek mesuliyeti kabul etmek istemedi. Oradan Maarif muhasebecisine gitti. Muhasebeci Sitki Bey de demir kasasina koymayi kabul etmedi. Matbaa-i Amire’nin kasasina koymak istedi. Mudur

Hamit Bey “Ne soyluyorsun. Bizim matbaa ahsaptir. Bir yangin olur da kitap yanarsa beni astiracak misin? Kabul etmem ne yaparsan yap.” dedi.[12]

Sonunda bir canta icinde evde saklamak zorunda kaldi. Duvara koca bir civi cakarak oraya asti. Cocuklarini devamli surette nobete dikti. Yangin halinde once bu cantanin kurtarilmasini istedi. Geceleri ise cantayi yastiginin altina koyarak yatti. Bir bucuk yilda kitabin basimi tamamlandi.

Kilisli Rifat Efendi’nin el yazmasindan matbaa icin hazirladigi defterler

gunumuze ulasmistir. Millet Kutuphanesi’nin emekli mudurlerinden Mehmet Serhan Taysi bu defterlerin iki cilt halinde ciltlenmis bir bicimde Arkeoloji Muzesi Kutuphanesi’nde gordugunu soylemektedir. Onun fikrine gore Matbaa-i Amire’nin o donemdeki sorumlulari bu defterlere tarihi onem arz etmisler ve ciltleyerek kutuphaneye teslim etmis

olmalidirlar.[13] Boylece buyuk bir duyarlilik ornegi sergilemislerdir.

Divan-i Lugat it Turk icin en veciz degerlendirmelerden birini yine Ali Emiri Efendi yapmistir: “Bu kitap degil Turkistan ulkesidir. Turkistan degil butun cihandir. Turkluk Turk dili bu kitap sayesinde baska revnak kazanacak.” Bir baska sozunde “Turk dilinde simdiye kadar bunun gibi bir kitap yazilmamistir. Bundan sonra da yazilamaz. Bu kitaba hakiki kiymeti verilmek lazim gelse cihanin hazineleri kafi gelmez.”[14]

Ali Emiri Efendi kitaplarini Milletine bagisliyor

Ali Emiri butun hayati boyunca buyuk fedakarliklarla topladigi cok kiymetli el yazmasi kitap ve vesikalari karsiliksiz olarak milletine armagan etmistir. Bunun icin Fatih’teki Feyzullah Efendi Medresesi’ni kutuphaneye cevirtmis ve kitaplarini buraya bagislamistir. Butun israrlara ragmen kutuphaneye kendi adini verilmesini reddetmis ve kutuphanenin adinin “Millet Kutuphanesi” olmasini istemistir. Bu onun milletine hizmet

askinin en somut bir gostergesidir. Bugun bile yuzlerce kisinin her gun ziyaret ettigi bu kutuphaneyi Ali Emiri 4.500’u el yazmasi 12 bin kadari matbu toplam 16.500 kadar kitabi bagislayarak kurmustur.

Bu kitaplar arasinda cok kiymetli kitap ve vesikalar mevcuttur. Divan-i Lugat-it Turk de onlardan biridir. Zamaninda Macar Ilimler Akademisi Divan-i Lugat it Turk satin almak icin 10 bin altin teklif ettiginde Ali Emiri Efendi hic tereddut etmeden reddetmis ve su cevabi vermisti: “Ben kitaplarimi milletim icin topladim. Dunyanin butun altinlarini onume koysalar degil boyle bir kitabi herhangi bir kitabimin tek bir sayfasini dahi satmam.”[15]

Buna benzer ve hatta daha cazip baska bir satin alma teklifi de Fransa’dan geldi. Fransizlar Ali Emiri Efendi’ye tum kitaplari icin 30 bin altin ve ayrica onun adina Paris’te bir kutuphane yuksek maas kendisine ozel hizmetkarlar teklif ettiler. Ali Emiri Efendi bunu da siddetle reddetti.[16]

Milletinin kultur mirasinin korunmasinda boylesine cok buyuk hassasiyetler gosteren her turlu maddi menfaatleri elinin tersiyle hic dusunmeden iten Ali Emiri Efendi uc gun suren hastaliktan sonra 23 Ocak 1924’te Fransiz hastahanesinde vefat etti.[17] Mezari Fatih turbesi avlusundadir. Kendisini Kasgarli Mahmud’un dogumunun 1000. yili vesilesiyle rahmetle aniyoruz. Mekani cennet olsun! Milletine karsiliksiz hizmet eden Ali Emiri Efendi’yi de milleti sonsuza dek unutmayacaktir.

Doç. Dr. Abdulvahap Kara

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi

Tarih Bölümü Ögretim Üyesi

[1] Muhtar Tevfikoglu Ali Emiri Efendi Kültür Bakanligi Yayinlari Ankara 1989. Ali

Emiri’nin Hayati ve Eserleri için ayrica su eserlere de bakilabilir: M. Serhan Taysi Diyanet

islam Ansiklopedisi Ali Emiri Mad.; Ali Emiri Tezkire-i suara-yi Amid istanbul 1328 I.

65-98; ibnülemin Son Asir Türk sairleri I 298-301; Ali Aksakal “Ölümünün 60. Y&#

305;linda Kitap Dostu Ali Emiri Efendi” Türk Kültürü XXII/250 1984 s. 25-28.

[2] Tevfikoglu a.g.e. s. 2-4.

[3] A.g.e. s. 9-10.

[4] A.g.e. s. 13-14.

[5] A.g.e. s. 16.

[6] A.g.e. s. 18.

[7] Ahmet Sirri Arvas Türkiye Gazetesi 24 Haziran 2004 Persembe

[8] Tevfikoglu a.g.e. s. 77.

[9] A.g.e. s. 179. Kilisli Rifat Efendi Ali Emiri Efendi’nin Divan-i Lugat it Türk’ü bulmasi

ve yayinlatmasini bütün ayrintilariyla bir gazetede alti yazi halinde yayinladi. Onun bu yazisi

daha sonra bazi gazete ve dergilerde de yer aldi. Tevfikoglu bütün bunlari gözden geçirerek

hata ve noksanlarini düzelterek kitabinin sonuna eklemistir. Bkz. A.g.e. s. 173-196.

[10] A.g.e. s. 182-183.

[11] A.g.e. s. 185.

[12] A.g.e. s. 185-186

[13] Mehmet Serhan Tay& #351;i ile görüsme 6 Aralik 2006.

[14] Tevfikoglu a.g.e. s. 71.

[15] A.g.e. s. 68

[16] A.g.e. s. 68-69.

[17] A.g.e. s. 21.
__________________
"Güven" Çok İnce Bir Çizgidir.

Onu Kalınlaştırarak Kırılmasını Engelleyen Tek Şey
"İki Taraflı" Olmasıdır.


Dikkat !!! Kopyala Yapıştır Özelliğini Sadece Üyelerimiz Kullanabilir. Üyelik Ücretsizdir.. Ayrıca Üyelerimiz Forumdan Tamamen Reklamsız ve çok daha hızlı şekilde yararlanabilir.
KARAHAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 02-Mayıs-2009, 07:26   #3 (permalink)
Kullanıcı Profili
Kurmay Başkan
 
KARAHAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik tarihi: Nisan-2009
Bulunduğu yer: Uçurumun Kenarindan
Üye No : 177
Mesajlar: 3.146
Konuları: 1388
İstatistikleri Seviye: 43 [â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�]
Aktiflik: 213 / 1069
Güç: 1048 / 17517
Deneyim: 79%
İtibar Puanları
İtibar Puanı : 119637
İtibar Derecesi : KARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond repute
Teşekkürleri
Teşekkür Etmiş : 775
Teşekkür Almış : 1.041
Tuttuğu Takım

Standart DivanÜ Lugati’t TÜrk’te Kadin Ve Onun DÜnyasi

Orta Asya Türk dünyasinin en parlak dönemlerinden biri olan Karahanli döneminde ve Türk-islam kaynasmasinin yasandigi XI. yüzyilda büyük Türk düsünürü Kasgarli Mahmut çok degerli bir hazineyi dil edebiyat toplum ve sosyoloji tarihimizin en önemli belgelerini içinde barindiran Divanü Lugati’t-Türk’ü bizlere birakmistir. Öyle ki bu eser Türk Dili’nin ve kültürünün üstünlügünün ortaya konulmasi ve gelistirilmesi amacina yönelik hazirlanmis olup dönemin Türk-islam karsilasmasi içinde kimligini ve hafizasini kaybetmek istemeyen bir milletin hayatta kalmasini ve devamini saglayacak unsurlari unutturmamak gibi kutsal bir görevi de üstlenmektedir.

Türklerle Araplar arasindaki yogun iliskilerin Nihavend savasindan sonra (MS 642) artarak devam ettigi görülmektedir. Sasanilerin yikilmasindan sonra uzun yillar süren çarpismalarin ardindan Talas savasi ile (MS 751) Türklerin hilafetteki rolü artmaktaydi. IX. yüzyilin baslarinda Halife Me’mûn devrinden itibaren Türklerin orduda ve idarî kadroda yönetimi ele geçirmesi ve Selçuklularin Abbasî halifelerini Büveyhilerin baskisindan kurtarmasindan sonra (1072–1092) Bagdat’in Mogollar tarafindan isgali (MS 1258) islam-Arap dünyasinin dogu kismina Türklerin sahip olmasini saglayan belli basli gelismelerdi. iste Barsganli Hüseyin’in oglu Kasgarli Mahmut iran topraklarinin Selçuklu hâkimiyeti altinda oldugu 1072–1077 yillarinda Bagdat’ta bulunuyordu. Bu dönemde Budist ve Maniheist Uygurlar disinda kalan Türk topluluklarinin hemen hemen hepsi islamiyet’i kabul etmislerdi. Böyle bir ortamda o her firsatta Türklügü ve Türkçeyi övmekte; Türklerin Araplardan Acemlerden üstünlügünü dile getirmektedir. Arap ve Fars dili ile kültürünün kendisini iyice hissettirdigi Türk kültürü ve dilini etkisi altina aldigi bir dönemde o bilinçli olarak bu eseri yazmis; çagin egemen ideolojisi olan ümmetçiligi benimsemekle birlikte Türklüge ait unsurlari koruyup onlari adi geçen diger iki ulustan üstün tutmayi bilmistir.

Türk toplum hayatinin her sahasina ait bilgiye ulasmanin mümkün oldugu Divanü Lugati’t-Türk’te “kadin ve onun dünyasi”na ait unsurlar dikkati çekmektedir. Biz bu bildirimizde Türk kadininin Kasgarli Dönemi toplumsal hayatindaki yerini belirlemeye eski Türk aile yapisini yazarin seçtigi kelime dünyasindan hareketle çözümlemeye çalistik. Günlük yasam içinde kadinin yeri neydi; kadin için kullanilan adlar sifatlar nasildi; onu daha çok hangi eylemler içerisinde buluyorduk; ona ait esyalar giyimler nelerdi; dönemin evlenme âdetleri kari-koca ve kadin-çocuk iliskileri nasildi; kadina bagli olarak akrabalik adlari hangi sekillerde ve çesitlilikle karsimiza çikiyordu; atasözlerinde ve nazim parçalarinda kadinin toplumdaki yeri ile ilgili olarak hangi bilgiler verilmekteydi. Tüm bu sorulara yanit bulmak amaciyla Divanü Lugati’t Türk’ün Besim Atalay çevirisinden hareketle yaklasik 8000 madde basi kelime arasindan 310 tanesini kadin ve onun dünyasi ile dogrudan ilgili bularak bir sözlük hazirladik. Ayrica eserde konumuzu ilgilendiren 23 atasözü 19 da nazim parçasi tespit ettik. Bunlar arasinda yaptigimiz tasnif çalismasi neticesinde konuyu su basliklar altinda incelemenin uygun oldugunu düsündük:

1. Kadin ve onun için kullanilan adlar sifatlar eylemler

2. Kadina ait süs esyasi giyim adlari ile sadece kadinin yedigi yiyecekler

3. Evlilik ve kari-koca iliskisi

4. Kadin ve çocuk

5. Kadin ve akrabalik adlari

1. Kadin ve onun için kullanilan adlar sifatlar eylemler:

Sözlükte “kadin” için kullanilan 27 kelime bulunmaktadir. Fakat içlerinde en çok tekrarlanan örneklerde en çok karsimiza çikan kelime “uragut” tur. Kelimenin “urug” yani tohum akraba ve “uri” ogul kelimeleriyle köken birligini kadin ile birlikte sahip olunan ogul ve akrabalik kurumuna baglamak mümkündür. Yine Köktürk kitabelerinde de rastladigimiz “isiler” isler türeviyle birlikte 11 kez eserde kullanilmis bir kelimedir. “isler” ile birlikte kullanilan sifatlarin ve eylemlerin olumsuzluk bildirmesi de dikkati çekmektedir. 11 kelimenin 8’i kadin için olumsuzluk bildiren sifat ve eylemlerle birlikte anilmistir. Ekek “ortaya düsmüs” ersek “erkek isteyen” azgin oynak yaldruk “süslü” yirük “güzelligi gitmis” sifatlariyla birlikte “ol isler bos” cümlesi namuslu faziletli düzgün evine bagli kadin için “uragut” aksi için ise “isler”in tercih edildigini gösteriyor. Kasgarli sözlügünde kelimenin çogul oldugunu yegnilik olsun diye sondaki “ye”nin atilarak “isler” dendigini ve bu kelimenin büyük bir hikâyesi oldugunu belirtmekte ama o hikâyeyi anlatmamaktadir. Bunun disinda “katun” daha çok Afrasyab kizlarindan olanlar için kullanilmaktadir. “Kis” “kisi” “tisi” “evlük” “kudhuz” kadin anlamindaki diger kelimelerdir. “Kirkin” “as” “avinçu” “kirnak” “küng” “yalnguk” “yinçü” “yinçke kiz” “kaçaç” cariye anlaminda kullanilirken; “karabas” “mamu” gelinle birlikte güveyi evine gönderilen hizmetçi kadin anlamina gelir. Ayrica “kurtga” “kançik” “ohsagu” “oynas” “kümüs” “kosik” bir benzetme ilgisiyle; “sevük” “tuzaki” ise sevgili anlamiyla kadina uygun görülen diger adlardir.

Divan’da kadin ile birlikte anilan sifatlara gelince; “kendisiyle avunulan” “besikli” “emzikli” “etekli” “istahli” “süslü” “bakir” “ipek kumas giyinmis” “bedeni inci gibi” “asil” “ kisir” “dul” “bosanmis” “ortaya düsmüs” “oynak” “azgin” “çirkin” “kival çekme burunlu” “kirmizi yanakli ve parmakli” “yay kasli” “dal boylu” “benli” “baygin bakisli” “esmer benizli” “ay yüzlü” kadinlarin hepsini bu eserde bulmak mümkündür. Bezenen kozanan nazlanan bileziklenen raks eden kopuz çalan sarki söyleyen bürünçük bürüyen saraguç saran yüzünün tüylerini alip yüzüne bir çesit krem olup parlaklik veren kirsen yanagina allik süren benzine renk veren saçina zülüf perçem kesen boynuna boncuk kolye kulagina inci küpe parmagina yüzük basina perûze saçina takma örme saç takan gebe kalip doguran dokuyan doyuran kadin; çikin çikniyor “nakis yapiyor” küpe un tikiyor; un eleyip ekmek yapip ocaga yapistiriyor bazen de tencerenin dibini tutturuyor; karabiber dövüyor; keçe siristirip ip egiriyor inci diziyor çocuk emzirip besik salliyordu. Ayrica Divan’da erkeklerin de kadinlarin yaptigi bazi isleri yaptigina sahit oluyoruz. Örnegin; erkek çamasir yikiyor; elbisesini yamiyor; ekmek yapiyor; keçenin güvesini silkiyor.

2. Kadina ait süs esyasi giyim adlari ile sadece kadinin yedigi yiyecekler:

XI. yüzyil Karahanli Türk toplumunda kadinlar bilezik küpe yüzük taç örgü saç gibi süs esyalarini kullaniyor; saçlarini “targak” ile “közüngü” ye bakarak tariyor ve ellerine kina yakiyorlardi. Cariyelerin taktigi misk ve râmekten yapilmis boncuklar; gerdek gecesi geline takilan altin gümüs ve diger degerli taslardan yapilmis “bogmak” denilen gerdanliklar ve yine bir çesit gerdanlik olan “kilide”; “evlendigi gün geline takilan “didim” denilen taçlar; ökmek tolgag da denilen küpeler zenginlerin mevki sahibi kisilerin ogul ve kizlarinin alinlarindaki kesmelere taktiklari “but” denilen perûzeler yüzükler yanaga sürülen “englik” denilen alliklar keçi kilindan yapilan örme takma saçlar hepsi kadinlarin eslerine ve diger insanlara daha güzel görünmek için seçtigi yöntemler ve kadinin fitrati yaradilisi geregi çok eskilerden beri yaptigi uygulamalardir.

“Bürüncük” ve “saraguç” kadinlarin baslarina örttükleri örtü ve yasmagin adiydi. “Engek” denilen bir iple boncuklu pullu yazmalarini takan kadinlar; ayaklari bogumlu rengârenk ipekli salvarlari “büküm etük” “mükim” denilen topuk kismi yüksek yine renkli pabuçlari “terinçek” adli iki parçadan olusan giysileri ve “artig” “bagirdak” adli gögüslükleriyle divanda karsimiza çikmaktadir. Divan’da bir atasözünde güzel görünmek isteyenin kirmiziyi nazlanmayi bilenin ise yesil rengi tercih etmesi gerektigi belirtilir. “Kilnu bilse kizil kedher yaranu bilse yasil kedher.” Kasgarli kadinlarin bu renkleri giyerek erkegini daha iyi tutacagini memnun edecegini de söylemeden geçemez.

Kasgarli Mahmut eserinde sadece kadinlarin yedigi üç seyden bahsetmektedir. Bunlar; “kagut” “sigun” ve “yung”dur. Kavut da denilen kagut daridan yapilan bir yiyecektir. Hatta Kasgarli bu yemegin tarifini de verir: Dari kaynatilip kurutulduktan sonra dövülür un gibi inceltilir yag ve seker ilavesiyle yeni dogum yapmis kadinlara yedirilir. Sigunun diger adiyla yaban sigirinin kökünün insana benzedigini söyleyen Kasgarli otun disisinin disiye erkeginin de erkege yedirildigi bilgisini verir. Yung ise cigere bitisik olan bezli bir ettir ve sadece kadinlar yer.

3. Evlilik ve kari-koca iliskisi:

Eserde bu konuyla ilgili zengin bir malzeme bulunmaktadir. Kasgarli “beg” maddesini açiklarken kadinin kocasina böyle hitap ettigini çünkü onun evde tipki bir kabilenin toplulugun basindaki “Bey”ler gibi oldugunu söylemektedir. Evde sözü geçen sözü bir emir olarak görülen kocalar için böyle bir benzetme yapilmistir. Ev kurmak yeni bir ev açmak ana baba ocaginin disinda bir baska ocakta ev yurt sahibi olmak anlamlariyla “evlen-“ fiilinin disinda kadin söylemiyle “erlen-“ “beglen-“; erkek söylemiyle de “kisi al-“ ve “kusuzlan-“ ayni anlamlarda kullanilan kelimelerdir. Yalniz “kusuzlan-“ dul kadinla evlenmek anlaminda kullanilmaktadir. “katunlan-“ ise han karisi olmak demektir. Yine “Erkek tisika kavusdi.” cümlesi “erkek kadina yaklasti ona nikâh kiydi” seklinde açiklanmistir. Evlenmek kadar bosanmak da dogaldir. Kari-koca ayrilirsa “begi kisi üzlüsdi” denir. Kadinin erkegi bosamasi ile ilgili örneklere de rastlanmaktadir. Kadinla erkek arasinda “tok bolir”sa yani geçimsizlik bas gösterirse bosanilir. Çünkü “yavlak tillig begden kerü yalngus” yani kötü dilli kocadansa yalniz dul olmak iyidir.

Evlenme âdetlerine de divanda pek çok maddede yer verilmistir. iki kisi arasinda araci olan dünürler arasinda gidip gelen kisiler “arkuçi”lardir. Bekâret önemlidir “kapaklig kiz” kizoglan kiz demektir. “Kizlençü kelindedir” O kendisini kocasina saklar. Gelin baba evinden koca evine giderken bir tahtirevana bindirilir ve yabancilara görünmemesi için bu tahtirevanda “didek” denilen gözlerden nazardan koruyan bir perde bulunur. Geline gerdek gecesi “didim” denilen bir taç ve “bogmak” yani gerdanlik takilir. Gelin attan inerken güveyi omzuna dayanip rahat inebilsin diye ona cariye yahut köle verir. Bu cariye ya da köle gelinin olur onun hizmetine girer. Kasgarli bu “tayak verme” geleneginin bir zengin gelenegi oldugunu söylemektedir. Gelinle birlikte ona yardimci olmasi için baba evinden “egetlig karabas” ya da “mamu” yani hizmetçi kadinlar cariyeler gönderilir. “Sep” gelinin getirdigi çeyizdir. Gelinin çeyizinin hazirlanmasi için akrabalar bir araya gelir elbise ve daha baska mal yardiminda bulunurlar ki buna “yüfüs” denir. “Yüfüslüg kelin küdhegü yafas bulur” atasözü; gelinin eli dolu gelirse güveyin bundan mutluluk duyup hosnut kalip geline daha yumusak ve saygili davranacagini anlatmaktadir. “Kaling” ise kadina mihir olarak verilen çeyizdir baslik parasidir. “Kaling veren kiz alir gelini bakire alir” “degerli olan sey çok istenen sey pahaliya alinir” anlaminda Divan’da geçen bir atasözüdür. Bir nazim parçasinda da büyük sikintilarla çabalarla kaling parasini bir araya getiren damadin kayinpederine seslenisine sahit oluruz. Geceleyin “mendiri” de toplanilip gelin ile güveyinin basina saçi saçilir para atilir. Daha sonra gelin ipekle süslenmis “münderü”ye gelin odasina getirilir. Gelin odasinin “tülvir denilen tülleri vardir. Gelin ve güveyin akrabalarina armagan olarak elbiseler göndermek âdettir. Bu bir saygi ifadesidir bir çesit agirlik vermektir.

Kisrak maddesinde “Kiz ile güresme kisrak ile yarisma” atasözüne yer veren Kasgarli “çünkü kizlar kuvvetli olur seni alt eder tipki kisragin attan daha çevik oldugu gibi” diyerek bu atasözünün söylenme sebebini ortaya çikisini da açiklamaktadir. Gerdek gecesi Hakanlilardan bir kizin ayagiyla kendisine dokunmasiyla Sultan Mesud yere yikilmis ve bu sav bunun üzerine söylenmistir.

4. Kadin ve çocuk:

Analarin çocuklarini “balu balu”larla ninni söyleyerek uyuttugunu onlar yaramazlik yaptiginda da “abaçi keldi” diyerek korkuttugunu ögrendigimiz eserde umay isrik avurta tilkü kap tun astal karindas kadas kangdas tüdes ikdis kamadi kutuldi kizlandi ogulçuk ohsadim sirisdi tapçurdum ügridi yenidi yördi yuvka maddelerinde kadin ve çocuklarla ilgili önemli bilgiler verilmektedir. Kadin dogurduktan sonra karnindan çikan sonuna çocugun ana karnindaki esine “umay” denir. “Umayka tapinsa ogul bolur.” atasözüyle Kasgarli islamiyet’in kabul edilmis olmasina karsilik Türklerin eski inançlarini samanizm’den gelen uygulamalarini hatirlatmakta ama Umay’in bir tanriça oldugu bilgisini vermekten de sakinmaktadir. Yine çocuklari perilere ve göz degmesine karsi efsunlamak için ilaç yapildigi zaman “isrik” kelimesinin tekrarlandigini ögreniyoruz ki bu da Türklerin eski diniyle samanizmle ilgilidir. Kadinin ilk çocugu için eger kizsa “tun kiz” denmektedir; son çocuk ise “astal ogul” adini alir. Bir anadan dogan iki çocuga bir karinda beraber bulunmus adinda “karindas” denir; ikisi bir kapta zarfta yatmis anlaminda “ka” kökünden türeyen “kadas” bir memeden emen iki çocugu anlatan “emikdes” de buraya eklenebilir. Babasi bir kardeslere “kangdas” anasi bir olanlara ise ikdis denilmektedir. “Kaplig ogul” anne karninda içinde bulundugu torba ile dogan çocuktur. Dogurmak anlaminda “kutul-“ “yeni-“ kelimeleri de kullanilmaktadir. Dogum yapan kadin için “kutuldi” yani kut buldu denir. “Yeni-“ sadece kadinlar için kullanilir hayvan dogurdugu zaman “yenidi” denilmez dogan seyin adina “-ladi” ek birlesimi getirilerek bu eylem karsilanir. Kasgarli yeni- fiilinin köken bilgisini de verir: “Sözün istikakinda iki yol vardir. Birincisi ‘yeni neng’ sözünden alinmis olmasidir ‘yegni neng’ demektir. Kadin çocukladigi zaman yegnilmistir onun için yenidi denir. ikincisi ‘yin’ sözünden alinmis olmasidir. ‘Yin’ beden demektir. Kadin kendi vücudundan bir vücut çikarmistir. Bu yolun ikisi de güzeldir.”

“Tilkü” maddesinde Kasgarli bu kelimenin kinayeli olarak kizlar için kullanildigina dikkat çekmektedir. Bir kadin dogum yaptiginda ebeden “tilkü mü togdi azu böri mü?” diye sorarlar. Yani kiz mi dogdu yoksa erkek mi? Kasgarli kizlar aldattigi ve yaltaklandigi için tilkiye erkekler ise yigitligi dolayisiyla kurda benzetilir demektedir.

Divanda kadinlarin çocuklarin her türlü ihtiyaciyla egitimiyle ilgilendiklerini günlük yasam içerisinde yaptiklari islere çocuklarin da yardimci oldugunu görmekteyiz. Hem ev isleriyle hem hayvanlarla ilgilenen ev ekonomisine katkida bulunmak için dokuma yapan kadin; küçük çocugunu bebegini düsmesin diye besige bagliyor islerini bitirdikten sonra besikten çözüp onu emziriyor oksuyor onun altini temizliyordu. Kadinin sütü olmadiginda “avurta” yani sütanne tutuluyordu. Kizlar anneleriyle keçe siristiriyorlar ogullar ekmek yapan annelerinin yanindan ayrilmiyorlar. “Anasi tevlük yuvka yapar ogli tetik kosa kapar.” Anne kurnaz yufkayi bereketli olsun diye ince yapar; ama oglan da zeki bunu anladigi için yufkalari ikiser ikiser kapar.

5. Kadin ve akrabalik adlari:

Akrabalik adlari bakimindan Türkçenin çok zengin bir kelime kadrosuna sahip oldugunu biliyoruz. Divanü Lugati’t-Türk’te kadinin içinde oldugu akrabalik adlari da gerçekten hayranlik uyandiracak kadar ince ayrintilari barindiran bir yapiya sahiptir. Aba ana apa uma “anne”; açi eçi “yasli kadin nene”; baldir kiz “üvey kiz”; baldiz “kadinin kendinden küçük kiz kardesi”; eçe eke eze “büyük kiz kardes”; ikdis “analari bir olan”; kelin “gelin”; kiz xiz “kiz çocuk”; kükü küküy “hala”; namija “kadinin kiz kardesinin kocasi bacanak; singil “kocanin kendinden küçük kiz kardesi”; tüngür “dünür kadinin hisimlari”; yenge “büyük kardesin karisi”; kadhin “kayin dünür hisim”; karindas kadas emikdes “kardes” anlamiyla kullanilan akrabalik terimleridir.

Sonuç:

Türk kadini tarih boyunca yönetimde orduda evde tarlada toyda yugda sanatta her zaman erkekle birlikte yan yana durmus; saygi duyulan sevgi beslenen kutsallik atfedilen varligini hep sürdürmüstür. Eski kavimler arasinda Türk toplumu kadar kadinina genis haklar tanimis onu erkekle es hatta erkekten üstün görmüs bir baska kavim yoktur. XI. yüzyilda kadin mal sahibi olabiliyor malini yönetebiliyor; erkegini bosayip miras hakkini elinde tutabiliyordu. Özellikle de hali dokumaciligi kadinlarin ekonomik hayattaki katkisini gösterdigi bir alan olarak bu yüzyilda göze çarpmaktadir. Divan’da “ip egirmek” anlamina gelen kelimelerin çoklugu ve bu kelimelerin hep kadin ile birlikte anilmasi ocagin dumanini tüttüren çocuk doguran ve at binip ok atan Türk kadininin becerikliligini ve çaliskanligini da kanitlar niteliktedir.

Sonuç olarak sunu söyleyebiliriz ki; Türkler islamiyet’in kabulünden sonra kendi gelenek ve göreneklerine sonuna kadar sahip çikmis yeni dâhil oldugu kültür dairesinin unsurlarini Türk muhayyilesinin düsünce dünyasinin süzgecinden geçirmis geleneksel Türk aile yapisini sarsmadan onun devamini saglamayi bilmistir.

Arife GÜLSÜN

(Ege Üniversitesi Türk Dili Bölümü Ögretim Elemani)
__________________
"Güven" Çok İnce Bir Çizgidir.

Onu Kalınlaştırarak Kırılmasını Engelleyen Tek Şey
"İki Taraflı" Olmasıdır.


Dikkat !!! Kopyala Yapıştır Özelliğini Sadece Üyelerimiz Kullanabilir. Üyelik Ücretsizdir.. Ayrıca Üyelerimiz Forumdan Tamamen Reklamsız ve çok daha hızlı şekilde yararlanabilir.
KARAHAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 02-Mayıs-2009, 07:27   #4 (permalink)
Kullanıcı Profili
Kurmay Başkan
 
KARAHAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik tarihi: Nisan-2009
Bulunduğu yer: Uçurumun Kenarindan
Üye No : 177
Mesajlar: 3.146
Konuları: 1388
İstatistikleri Seviye: 43 [â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�]
Aktiflik: 213 / 1069
Güç: 1048 / 17517
Deneyim: 79%
İtibar Puanları
İtibar Puanı : 119637
İtibar Derecesi : KARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond repute
Teşekkürleri
Teşekkür Etmiş : 775
Teşekkür Almış : 1.041
Tuttuğu Takım

Standart Divan’ül Lügat’it Türk için onlarca bilim adami öldürüldü!



Dünya üzerinde hiçbir kitap basimi için bu kadar çok sayida bilim adaminin can vermesine sebep olmadi.

Dünya üzerinde bir kitap basimi için bu kadar çok sayida bilim adaminin can vermesine sebep olmamistir. Bu kitabin ismi; Divanü Lügati’t Türk yazari da büyük bilgin Kasgarli Mahmud…Bu sene 1000′nci dogum yili kutlanan ve 2008 yili da kendi yili ilan edilen Kasgarli Mahmud’un Türkçe’nin ilk büyük sözlügü ve ilk Türk ansiklopedisi olan Divanü Lügati’t Türk tam 800 yil boyunca ortada yoktu; tipki bir diger kitabi Kitab’ül Cevahir gibi…

Divan-i Lügat’it Türk geçtigimiz yüzyilin basinda Ali Emiri tarafindan bulundu.

Avrasya Yazarlar Birligi Genel Baskani Yakup Deliömeroglu kitabin bulunusunu söyle anlatiyor:

“Kitabi sahaflarda Ali Emiri Efendi buldu. Ali Emiri Efendi kitabi satin aldiginda duydugu sevincini su sekilde dile getirir: ‘Bu kitabi aldim; eve geldim. Yemegi içmegi unuttum… Bu kitabi sahaf Burhan 33 liraya satti. Fakat ben bunu birkaç misli agirligindaki elmaslara zümrütlere degismem.’

Büyük bir cosku içinde olan Ali Emiri Efendi kitabini kimseye göstermek istemedi. Hem kitabi kiskaniyor ve hem de kaybolmasindan endise ediyordu. Devrin ünlü simalari Ziya Gökalp ve Fuad Köprülü gibi sahislar Ali Emiri Efendi’nin Divanü Lügati’t Türk’ü buldugunu isitmis ve görmek istemislerse de Ali Emiri Efendi onlari kitaba yanastirmamisti; Kitabi sadece çok güvendigi Kilisli Rifat Efendi’ye gösteriyordu.

Ali Emiri Efendi satin aldiginda kitap hirpalanmis ve yipranmis bir vaziyetteydi. sirazeleri çözülmüs formalari dagilmis sayfalari birbirine karismis ve numaralari da yoktu. Bu sebeple kitabin eksik mi tam mi oldugu belli degildi. Ali Emiri Efendi bunun tespitini Kilisli Rifat Efendi’ye yaptirdi. Kilisli Rifat Efendi iki ay müddetle kitabi üç kere okudu karismis sayfalari yerli yerine koydu ve numaralandirdi. Daha sonra da kitap Matbaa-i Amire’de üç yil süren bir maceranin ardindan basildi.” Yakup Deliömeroglu kitabi kendi dillerine tercüme etmek isteyen çok sayida Türk bilim adaminin da bu yolda Rus ve Çinliler tarafindan sehit edildigini söylüyor. iste Rus ve Çinliler tarafindan katledilen Türk bilim adamlari…

Dîvân ü Lügati’t Türk’ün Türk Dünyasinda ilk tercüme girisimi Azerbaycan’da oldu. Sovyet Bilimler Akademisi’nin Azerbaycan subesi bu is için Halid Said Hocayev’i görevlendirir. Hocayev 1935-37 yillarinda bu görevi tamamlar. Fakat Hocayev ve yardimcilarinin basarisinin mükafati ölüm olur.

1937 yilinda bu kez meshur Uygur sairi Kutluk sevki ve egitimci sair Muhammed Ali Dîvân ü Lügati’t Türk’ü Uygurcaya tercüme ettikleri için katledilirler ve bütün çalismalari yakilir. Kutluk sevki hac yolculugu sirasinda ugradigi istanbul’ dan Kilisli baskisini alarak ülkesine götürmüstür. Bilim dünyasina hizmet için giristikleri is kendi sonlarini hazirlar.


Uygurlar 1944 yilinda sarki Türkistan Devletini kurduklarinda ilk is olarak Dîvân ü Lügati’t Türk’ün tercümesi isine girisirler. Bu is için meshur alim ismail Damollam görevlendirilir. Birinci cildin tercümesi tamamlanmistir ki. Rusya ile Çin anlasarak sarki Türkistan Devleti ortadan kaldirilir ve ismail Damollam öldürülür.sarki Türkistanin Kizil Çin tarafindan isgal edilmesinden sonra Uygur bölgesinde Sinjang Özerk Yönetimi kurulur. Kasgar bölgesinin Valisi Seyfulla Seyfullin maddi kaynak da ayirarak taninmis sair ve tarihçi Ahmed Ziyaî’yi Dîvân ü Lügati’t Türk’ün tercümesi için resmen görevlendirir. 1952-54 yillari arasinda Divanin tercümesi tamamlanir ve Pekin’ e basilmasi için gönderilir. Baskinin giderleri de Kasgar valiligi bütçesinden ayrilmistir. Ancak Pekin “karsi devrimcilik ve milliyetçilik” suçlamalari ile Ahmet Ziyaî’yi 20 yil agir hapse mahkum eder ve Ziyaî cezaevinde iskence altinda can verir divanin bütün tercümeleri de yakilir.

Yilmayan Uygurlarin bir baska girisimi 1960-63 yillarinda Çin ilimler Akademisi sincang Bölümü Müdür Yardimcisi Uygur Sayrami tarafindan hayata geçirilir. Fakat hem Sayrani yardimcilariyla birlikte öldürülür hem de tercümenin metinleri yakilir.

Uygurlarin Divan’a meraki bütün bu olanlara ragmen azalmamakta aksine artmaktadir. Halkin ve aydinlarin yogun istegi ile Dîvân ü Lügati’t Türk ibrahim Muti’in yönetiminde Abdusselam Abbas Abdurrahim Ötkür Abdurra¬him Habibulla Abdulresit Kerim Sait Abdulhamit Yusufi Halim Salih Haci Nur Haci Osman Muhammed Niyaz Emin Tursun Sabit Ruzi Muhammet Emin ve Mirsultan Osmanov’dan olusan 12 kisilik komisyon tarafindan tercüme edilir. Bu tercüme ile Divan 1981-84 yillarinda Urimçi’de 3 cilt halinde ve 10 bin nüsha basilir.

Divan’ül Lügat’it Türk Kazakistan ve Azerbaycan’da ise SSCB’nin yikilisindan sonra yayinlanabildi.

Dr. Fahri SOLAK

Marmara Üniversitesi Ögretim Üyesi
__________________
"Güven" Çok İnce Bir Çizgidir.

Onu Kalınlaştırarak Kırılmasını Engelleyen Tek Şey
"İki Taraflı" Olmasıdır.


Dikkat !!! Kopyala Yapıştır Özelliğini Sadece Üyelerimiz Kullanabilir. Üyelik Ücretsizdir.. Ayrıca Üyelerimiz Forumdan Tamamen Reklamsız ve çok daha hızlı şekilde yararlanabilir.
KARAHAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 02-Mayıs-2009, 07:28   #5 (permalink)
Kullanıcı Profili
Kurmay Başkan
 
KARAHAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik tarihi: Nisan-2009
Bulunduğu yer: Uçurumun Kenarindan
Üye No : 177
Mesajlar: 3.146
Konuları: 1388
İstatistikleri Seviye: 43 [â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�]
Aktiflik: 213 / 1069
Güç: 1048 / 17517
Deneyim: 79%
İtibar Puanları
İtibar Puanı : 119637
İtibar Derecesi : KARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond repute
Teşekkürleri
Teşekkür Etmiş : 775
Teşekkür Almış : 1.041
Tuttuğu Takım

Standart Sunus

ilk sözlük bilimcimiz…
ilk dil bilginimiz…
ilk sözlügümüz Divanü Lugati’t-Türk ilk dil bilgisi kitabimiz Kitabü Cevahiri’n-Nahv fi Lûgati’t-Türk’ün yazari…


Bütün Türk illerini dolasip Türk topluluklari arasinda yasayarak onlarin söz varligini sözlü edebiyat ürünlerini yaziya geçirmekle bin yil öncesinden binlerce yil sonrasina ulasmasini saglayan ilk derlemecimiz…


Hakaniye lehçesi ile Uygur Oguz Kipçak Türkmen Kirgiz Çigil Yagma Argu ve diger Türk soylu halklarin lehçelerini Türk adi altinda toplayarak eserine Divanü Lugati’t-Türk yani Türk Lehçelerinin Sözlügü adini veren ilk Türklük bilimcimiz (Türkologumuz)…


On birinci yüzyil Türk dünyasinin yorulma nedir bilmeyen arastiricisi…
Türklerin yasadigi ülkeleri kentleri kasabalari köyleri tanitan bu yerlesim birimleri hakkinda bilgiler veren ve çizdigi haritayla ilk Türk cografyacisi unvanini da kazanan bilgin…


Türklügü ile övünen ana dilini hakkini vererek en güzel bir biçimde konusan en iyi egitimi görmüs soyca en köklü kisi…


Dogu Karahanli devletinin hakani Muhammed Bugra Han’in torunu veliaht Hüseyin Çagri Tigin’in oglu… Karahanli hanedaninin sehzadesi…
Kâsgarli Mahmud…


Ve…
Yaklasik yirmi yilda topladigi malzemeyi iki yil üzerinde çalisarak kaleme aldigi Divanü Lugati’t-Türk…


Türk dilinin ilk sözlügü…
Türkçenin ilk dil bilgisi kitabi…
Bin yil öncesi Türkçesinin ilk veri tabani ilk derlemi…
Türk yazi dillerinin Türk lehçelerinin tarihsel köklerini ve yasadigi gelismeleri ortaya koyan bir kaynaktir Divanü Lugati’t-Türk.


On birinci yüzyil Türkçesinin ses bilgisi ve biçim bilgisi özellikleriyle ilgili bilgileri söz varliginin gücünü inceliklerini yirmi birinci yüzyila ulastiran bir bilgi hazinesidir Divanü Lugati’t-Türk.


Kâsgarli Mahmud’un 1072 yilinda yazmaya baslayip 1074 yilinda tamamladigi Türk dilinin anitsal eseri Divanü Lugati’t-Türk yalnizca bir dil bilgisi kitabi yalnizca bir sözlük degildir. Tarihin en eski dönemlerine kadar uzanan kültür degerlerimizin köklerini ortaya koyan…


Yaklasik bin yil öncesinin Türkistan’inda Kipçak bozkirlarinda Karahanli devletinde Uygur kaganliginda Oguz obalarinda kisacasi on birinci yüzyilin Türk dünyasinda yasayan Türk topluluklarinin dilleri gelenekleri inanislari yasayislari konusunda bilgiler veren…


Sözcükleri tanimlarken Türk sözlü edebiyatinin seçkin örnekleriyle anlatimini renklendiren atasözlerimizin en eski biçimleriyle söz varligimizin gücünü ortaya koyan essiz bir basvuru kaynagidir Divanü Lugati’t-Türk.


Türkçenin hafizasidir…
Türklerin ulusal takviminin tarihçesinden türlü hastaliklarin tedavisinde kullandiklari ilaçlara Oguz damgalarindan Türk dokuma ve el sanatlarina at yetistiriciliginden tarima Türk hukuk düzeninden devlet yönetimine kadar yüzlerce konuda bilgi içeren ilk Türk ansiklopedisidir Divanü Lugati’t-Türk.


Türklerin yasadigi cografyalari tanitan; sehirleriyle ve yerlesim birimleriyle daglari ovalari gölleri ve irmaklariyla Türk cografyasini gözler önüne seren bugünkü bilgilerimize göre bir Türkün çizdigi ilk dünya haritasini bizlere ulastiran ilk Türk atlasidir Divanü Lugati’t-Türk.


Türk ulusunun Türk dilinin yüceligini anlatan… Türkçenin Arapça kadar zengin bir dil oldugunu göstermek ve Araplara Türkçeyi ögretmek amaciyla kaleme alinan ilk Türkçe dil ögretim kitabidir Divanü Lugati’t-Türk.


Pek çok özelligiyle Türk kültüründe ilklerin kitabidir Divanü Lugati’t-Türk…
Türk’ün dilidir edebiyatidir kültürüdür tarihidir cografyasidir…
Kisacasi Divanü Lugati’t-Türk Türk’ün kendisidir…


iste bu büyük eseri Türk ulusuna ve Türk kültürüne kazandiran Kâsgarli Mahmud 2008 yilinda bin yasina ulasti…
Bininci dogum yil dönümünü kutlarken bu büyük insani ve eserini; her yastan her meslekten insana tanitmak amaciyla bu ag sayfasini olusturduk. Bu ag sayfasindaki bilgileri Binyil Önce Binyil Sonra Kâsgarli Mahmud ve Divanü Lugati’-Türk adli kitabimizdan alinmistir. Daha ayrintili bilgi için kitabimizdan elde edilebilir.


Bininci dogum yilinda Kâsgarli Mahmud’u saygiyla aniyoruz…
Ulusumuz Kâsgarli Mahmud ve anitsal eseri Divanü Lugati’t-Türk’ü tanidikça dilimizin ve kültürümüzün gücünü zenginligini bir kere daha kavrayacaktir.

Prof. Dr. sükrü Halûk Akalin

TÜRK DiL KURUMU BAsKANI

__________________
"Güven" Çok İnce Bir Çizgidir.

Onu Kalınlaştırarak Kırılmasını Engelleyen Tek Şey
"İki Taraflı" Olmasıdır.


Dikkat !!! Kopyala Yapıştır Özelliğini Sadece Üyelerimiz Kullanabilir. Üyelik Ücretsizdir.. Ayrıca Üyelerimiz Forumdan Tamamen Reklamsız ve çok daha hızlı şekilde yararlanabilir.
KARAHAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 02-Mayıs-2009, 07:29   #6 (permalink)
Kullanıcı Profili
Kurmay Başkan
 
KARAHAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik tarihi: Nisan-2009
Bulunduğu yer: Uçurumun Kenarindan
Üye No : 177
Mesajlar: 3.146
Konuları: 1388
İstatistikleri Seviye: 43 [â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�]
Aktiflik: 213 / 1069
Güç: 1048 / 17517
Deneyim: 79%
İtibar Puanları
İtibar Puanı : 119637
İtibar Derecesi : KARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond repute
Teşekkürleri
Teşekkür Etmiş : 775
Teşekkür Almış : 1.041
Tuttuğu Takım

Standart Kâsgarli Mahmud Kimdir?

Bulunusuyla birlikte Türk dili tarihinin yeniden yazilmasini saglayan ve Türkçenin karanliktaki pek çok konusunu aydinlatan Divanü Lugati’t-Türk’ü bizlere kazandiran Türklük biliminin (Türkoloji) kurucusu Türk sözlükçülügünün atasi Kâsgarli Mahmud’un hayati hakkinda ne yazik ki ayrintili bilgi bulunmamaktadir.


Tarihsel kaynaklarda hakkinda bilgiye rastlanmayan eserinde de kendisi hakkinda pek fazla bilgi vermeyen Kâsgarli Mahmud’un soylu bir aileden geldigi ve çok iyi yetistirilmis bir sehzade oldugu Divanü Lugati’t-Türk’te âdeta bilgi kirintisi niteligindeki kayitlardan anlasilmaktadir. Türklerin en güzel konusani en açik anlatani en iyi egitim göreni soyca en köklüsü en basarili kargi atani olmakla övünen Kâsgarli Mahmud Türk topluluklarinin yasadigi bütün sehirleri ve bölgeleri dolastigini yazmaktadir.


Eserine alacagi söz varligi konusunda tuttugu yolu açiklarken verdigi bilgilerden Kâsgarli Mahmud’un Türkçenin söz varligi üzerine çok ayrintili bilgiye sahip oldugu anlasilmaktadir. Döneminin Türk yazi dillerini çok iyi bilmesi; Türk topluluklarindan derledigi sözlerin anlamlarina türlerine çesitli özelliklerine vâkif olmasinin yani sira Türk dilinin eski söz varligindan da haberdar olmasi Kâsgarli Mahmud’un çok iyi bir dil ögrenimi gördügünü ve kendisini yetistirdigini ortaya koymaktadir.


Nerede ve ne zaman dogmustur?
Kâsgarli Mahmud adiyla taninsa da eserinde babasinin Barsganli oldugu bilgisini vermesinden yola çikilarak kendisinin de dogum yerinin Barsgan oldugu düsünülmektedir. Eserinin hiçbir yerinde kendisini Kâsgarî el- Kâsgarî (Kâsgarli) gibi sanlarla anmayan Mahmud’un buna karsilik sürekli olarak Kâsgar’i havasiyla suyuyla dogasiyla övmesi; hakanin yasadigi sehir olarak nitelemesi Kâsgar çevresindeki Adig Kasi Opal gibi yerlesim birimlerini kendi ili diye anmasi o dönemde bir kültür merkezi olan Kâsgar’da yetismis olmasi bu büyük dil bilgininin Kâsgarli adiyla anilmasini saglamistir.


Babasinin yurdu Barsgan’in adini açiklarken bu adin Afrasiyab’in oglunun adindan geldigini kurdugu sehre kendi adini verdigini yazan Kâsgarli Mahmud babasinin da memleketinin Barsgan oldugunu belirtmektedir. Barsgan’in tarihiyle ilgili farkli bir bilgiyi de degerlendiren Kâsgarli Mahmud bu adin Uygur kaganinin Barsgan adindaki seyisinden geldigini yazmaktadir. Rivayete göre seyis havasini begendigi bu bölgede atlarini yetistirirmis. Zamanla burasi bir yerlesim birimine dönüsünce de kendi adiyla anilir olmustur.


Bir baska rivayete göre ise Kâsgarli Mahmud Kâsgar sehrinin güneybatisindaki Opal köyünde dünyaya gelmistir. Gerçekten de Divanü Lugati’t-Türk’teki bir kayittan Kâsgarli’nin Opal sözünü kendi ilinden bir köy olarak tanimladigini görüyoruz. Eser üzerinde çalisanlarca Abul olarak okunan adin Opal oldugu daha sonra ortaya çikarilmistir. Opal köyünü “Bizim ilde bir köy adi” sözleriyle anarak Kâsgar’a olan mensubiyetini ifade eden Kâsgarli Mahmud buna karsin Opal’i dogdugu yer olarak belirtmemistir.


Ancak Divanü Lugati’t-Türk’te “Bizim ilde bir köy adi” “Bizim ilde bir yer adi” diye tanimladigi Adig ve Kasi’nin Opal yakinlarindaki yerlesim birimlerinden olmasi Kâsgarli Mahmud’un bu bölgeyle olan ilgisini açik bir biçimde ortaya koymaktadir.
Farkli görüsler bulunmakla birlikte 1008 yilinda dogdugu kabul edilmektedir.


Nerede ögrenim gördü?
Kâsgarli Mahmud ilk ögrenimini gördügü ve gençlik yillarini geçirdigi Opal’da Hamidiyye ve Saciyye medreselerinde taninmis hocalardan ders almistir. Hocalarindan biri Divanü Lugati’t-Türk’te de adini andigi seyh imam ez-Zahid Hüseyin bin Halef el-Kâsgari’dir.


Eserinin ilk sayfalarinda kendisinden söz ederken babasinin adinin Hüseyin dedesinin adinin ise Muhammed oldugunu belirten Kâsgarli Mahmud daha sonra Uygur adinin açiklamasini yaparken sözü atalarina getirir. Atalarina Hamîr dendigini bu adin amîr ‘emir’ sözüne dayandigini Oguzlarin amîr diyemedigi için ön seste /h/ türemesi sonucunda yasanan bir ses degisikligi ile ailesinin Hamîr adiyla tanindigini ifade eder.


Bu bilgilerden sonra Kâsgarli Mahmud atasinin Türk illerini Sâmanogullarindan aldigini ve adina Hamîr Tegin dendigini belirtir. Yazma nüshada bu adin yazimi degisik okunus biçimlerinin ortaya çikmasina yol açmistir. El-Amîr Bahr Tekin Beherkin Bahir Tekin Hamîr Tekin gibi farkli okuma önerileri bulunan bu adin aslinda Nasr Tigin okunmasi gerektigi bu kisinin Nasr ilig Han adiyla da taninan Maveraünnehir ve Buhara fatihi Arslan ilig Nasr bin Ali oldugu kabul edilmektedir.


Daha sonra yapilan arastirmalar Kâsgarli Mahmud’un soy kütügü ile ilgili farkli bilgileri ve ailesinin yasadigi feci bir olayi ortaya çikarmistir. Bu olaylar Divanü Lugati’t-Türk gibi kapsamli bir eserin nasil hazirlandigi konusunda karanlikta kalan noktalar üzerine çesitli yorumlar yapilmasina yol açmistir. On birinci yüzyil kosullarinda Kâsgarli Mahmud’u bütün Türk dünyasini dolasarak Türk soylu halklarin dili edebiyati ve kültürü üzerine yillarca sürecek bir arastirma yapmaya yönelten gelismeler soy kütügü üzerine yapilan çalismalarla ortaya çikarilmistir.


Kâsgarli Mahmud’un soy kütügü
Soylu bir Türk ailesinden geldigini belirten Kâsgarli Mahmud’un verdigi bu bilginin dogru oldugu ve Kâsgarli’nin Dogu Karahanli hanedani soyundan geldigi bilinmektedir. Kâsgarli Mahmud’un soy kütügü islam dinini seçen ilk Türk kagani Abdülkerim Satuk Bugra Han’a çikmaktadir. 932 yilinda Müslüman olan Karahanli kagani Abdülkerim Satuk Bugra Han’in oglu Süleyman Han’dir. Onun oglu Buhara fatihi Ebü’l-Hasan Harun Kiliç Bugra Han’dir. Kiliç Bugra Han adiyla da taninan ve Sâmanogullarinin merkezi Buhara’yi 992 yilinda ele geçiren Ebü’l-Hasan Harun Kiliç Bugra Han bin Süleyman Kâsgarli Mahmud’un dedesinin dedesidir. Kiliç Bugra Han’in oglu Hotan fatihi olan Yusuf Kadir Han bin Hasan Harun’dur. Onun oglu ise Taraz ve isbicap hâkimi Muhammed Bugra Han bin Yusuf’tur. Onun oglu olan semsüddevle Arslan ilig unvanli Barsgan emiri Hüseyin bin Muhammed Çagri Tigin de Kâsgarli Mahmud’un babasidir.


Annesinin Karahanli ülkesinin taninmis ulemasi Hoca Seyfeddin Büzürgvar’in kizi Bubi Rabia olduguna dair bilgiler bulunmaktadir.


Kanli bir darbe…
Kâsgarli Mahmud’un dedesi Karahanli hükümdari Muhammed Bugra Han bin Yusuf 1047 – 1048 yillari arasinda on bes ay hüküm sürdükten sonra tahtini büyük oglu Hüseyin’e birakma karari almistir. Ancak Muhammed Bugra Han’in ikinci bir esi ve bu esinden olma ibrahim bin Muhammed adinda bir oglu daha vardir. Tahtin Hüseyin bin Muhammed Çagri Tigin’e yani Kâsgarli Mahmud’un babasina birakilmasini bir türlü kabullenemeyen ikinci esi tahta çikis töreninin yapilacagi gün kanli bir darbe planlar. Muhtemelen tören yemegine zehir karistirtarak hanedanin birçok mensubunun yani sira kocasi Muhammed Bugra Han’i zehirler kayinbiraderi Süleyman’i bogdurtur. Bununla da yetinmeyip kocasinin ve kayinbiraderinin maiyetindeki pek çok kisiyi öldürtür ve bu kanli darbenin ardindan oglu ibrahim’i tahta çikarir.


Babasi hükümdarliga kendisi de sehzadelige hazirlanirken tahta çikis töreninin bir kirima dönüsmesi sonucunda Kâsgarli Mahmud ailesinin neredeyse tamamini kaybeder. Ancak bu kanli darbeden kendisi sag olarak kurtulur. Yasadigi faciadan sonra yalniz kalan Kâsgarli Mahmud’un bundan sonra yasadiklari bilinmezlerin karanliginda kalmaktadir.


Türk topluluklarinin dil özelliklerini bol örnekle ayrintili bir biçimde ortaya koyan bir eserin hazirlanmasi genis bir malzeme toplanmasini gerektirmektedir. O günün kosullarinda böyle bir çalismanin gerçeklestirilebilmesi için yillarca sürecek bir arastirma yapilmasi geregi göz önüne alindiginda Kâsgarli Mahmud’un yasadigi olaylarin ardindan ülkesini terk ederek komsu Türk topluluklari arasinda dolastigi böylece Türk lehçelerini ve agizlarini yakindan tanidigi ve eseri için malzeme topladigi düsüncesi dogruluk kazanmaktadir. Yalnizca dil bilgisi özellikleriyle ilgili olarak degil Türk dünyasi hakkinda verdigi bilgilerden bölgenin cografyasini da yakindan tanidigi anlasilmaktadir. Karsi görüsler olsa da bütün bunlar Kâsgarli Mahmud’un ülkesini terk ederek Türk dünyasini dolastigi Türk topluluklarinin dili edebiyati kültürü üzerine malzeme topladigi böylece Divanü Lugati’t-Türk’ü yazdigi düsüncesiyle örtüsmektedir.


Kanli bir darbeyle yönetime gelen üvey kardes ibrahim’in saltanat dönemi bir yil kadar sürmüstür. Kendisini tanimayan Barsgan Emiri Yinal Tigin’e karsi annesinin de kiskirtmasiyla savas açan ibrahim savasi kaybettigi gibi canini da verir. Ailesini katledenlerin yok olmasindan sonra taht mücadelesine girismeyen hatta o günlerde ülkesine de dönmeyen Kâsgarli Mahmud’un kendisini Türk dili üzerine arastirmalara adadigi düsünülmektedir.


Kâsgarli Mahmud’un atalarina Amîr ‘Emir’ dendigini belirtmesi soylu bir aileden geldigini Karahanli hanedanina mensup oldugunu göstermektedir. Karahanli soyundan gelisinin bir baska kaniti da Divanü Lugati’t-Türk’te Terken Hatun’a yazildigi belirtilen övgü siiridir.
Terken Katun kutiKa tegür mendin kosug
Aygil siziK tapugçi ötnür yaKi tapug
Terken Hatun katina sun benden bir siir
De ‘Hizmetkâriniz umar yeni hizmetler’
Tutçi yagar buliti altun tamar arig
Aksa aning akini kandi mening kanig
Bulutu hep (ihsan) yagdirir saf altin damlar
Aksa onun (ihsan) seli bana dogru sevincim (sonsuz olur) ve muradima ermis (olurum)
Urmis ajun busugin kilmis ani balig
Em sem angar tilenip sizde bulur yakig
Kurmus dünya pususunu kilmis onu yarali
ilaç çare arayip sizde bulur yakiyi


Kâsgar’dan Bagdat’a Halife’nin huzuruna…
Bagdat’tan Opal köyüne…
Kâsgarli Mahmud’un babasini ve ailesini kaybetmesinden sonraki hayati ile ilgili olarak birtakim söylencelerin olustugu görülür. 1057 yilinda yasanan kanli darbeden sonra kirk dokuz yasinda Pamir Daglari’ndaki sarp Muk geçidini asip ülkesinin sinirlari disina çikan Kâsgarli Mahmud Türkistan bölgesini adim adim dolasarak Türk topluluklari arasinda yasamaya baslamistir. Karsilastigi her Türk toplulugunun konusmasi ilgisini çekmis duydugu sözcükleri kaydetmis sözlü edebiyat ürünlerini derlemistir. iran ve Irak’a gittigi Arapça Farsça ve Rumca ögrendigi medreselerde hocalik yaptigi ileri sürülmektedir. Türk topluluklarinin dili edebiyati yasayisi ve âdetleri üzerine yirmi yila yakin malzeme topladiktan sonra 1072 yilinda Bagdat’a gelmis daha önce yazmaya basladigi eserini burada tamamlamistir.


Halife Muktedî Biemrillah’a armagan ettigi eserini Halife’nin kendisine sundugunu belirten Kâsgarli Mahmud Divanü Lugati’t-Türk’ün daha ilk satirlarinda bu durumu su sözlerle anlatir:
Bana sonsuz bir ün bitmez tükenmez bir kaynak saglamasi dilegiyle bu kitabi yazdim ve Tanri’ya siginarak adini Divanü Lugati’t-Türk koydum. Kutsal Peygamber’in postunda oturan Hasimî soyundan ve Abbasogullarindan gelen Tanri’nin halifesi Ebü’l-Kasim Abdullah ibn Muhammedü’l-Muktedi Biemrillah katina armagan ettim.
Bu ifadeyi farkli yorumlayanlar Kâsgarli’nin eserini Halife’nin ogluna sundugu görüsünü ileri sürmektedirler. Ancak anilan künyenin ve adin Halife Muktedi Biemrillah’a ait oldugu ortaya konulmustur. Öte yandan on dokuz yasinda halife ilan edilen Muktedi Biemrillah’in halifeliginin ikinci yilinda yani yirmi bir yasindayken kitap sunulacak yasta çocuk sahibi olamayacagi da göz önünde bulundurulmalidir. Bununla birlikte her iki görüs de Kâsgarli Mahmud’un Divanü Lugati’t-Türk’ü yazarken veya yazdiktan sonra Bagdat’a geldigi ve eserini burada Halife’nin katina sundugu bilgisini dogrulamaktadir.


Kâsgarli Mahmud’un Divanü Lugati’t-Türk disinda bir de Türk dil bilgisi kitabi yazdigini bilmekteyiz. Bazi konulari dil bilgisi kitabi Kitabü Cevahiri’n-Nahv fi Lugati’t-Türk’te ayrintili bir biçimde anlattigini yazar. Türk dil bilgisi ile ilgili daha ayrintili bilgiler içerdigini sandigimiz bu kitap ne yazik ki günümüze ulasmamistir.


Bu iki eseri disinda bir baska eseri olup olmadigini da bilemedigimiz Kâsgarli Mahmud’un Divanü Lugati’t-Türk’ü Halife’ye sunmasindan sonraki hayatiyla ilgili bilgiler de ne yazik ki birbiriyle çelismektedir.


Bagdat’tan ülkesine dönüp dönmedigi döndüyse ne zaman döndügü daha sonra nerede yasadigi konusunda tarihsel kaynaklarda bilgi bulunmamakla birlikte yöresel söylencelerden yararlanarak Kâsgarli Mahmud’un 1080 yilinda Bagdat’tan ülkesine döndügü Kâsgar yakinlarindaki Opal köyüne yerlestigi burada kurdugu Mahmudiye Medresesinde on yil müderrislik yaptiktan sonra 1090 yilinda doksan yedi yasindayken öldügü ileri sürülmektedir.


Eserini yazip Halife’ye sunduktan sonra Kâsgar’a dönen Kâsgarli Mahmud’un Opal köyüne yerlesmesinin sebebi; çocuklugunu ve gençlik yillarini geçirdigi ilk ögrenimini gördügü köyde son yillarini yasama ve burada topraga verilme arzusuyla açiklanabilir. Ömrünün son yillarinda kendisine yurt edinecegi bu köyün adini eserine aldigina göre Opal köyünün Kâsgarli Mahmud’un hayatinda önemli bir yeri olmalidir. Ancak ne yazik ki kaynaklarda baskaca bir bilgi bulunmadigindan Kâsgarli Mahmud ile Opal köyü arasindaki baglanti yoruma açiktir.


Opal köyüne yerlesmesi ve buradaki son yillari ile ilgili bilgileri dogrulayan bir baska söylenceye göre Kâsgarli Mahmud’un seksen dokuz yasinda Kâsgar’a geldikten sonra sekiz yil medresede hocalik yaptigi doksan yedi yasinda öldügü ve Opal köyündeki medresesinin yakinindaki mezarliga gömüldügü anlatilmaktadir. Hemen hemen ayni bilgileri tekrarlayan baska söylencelerde Kâsgarli Mahmud’un 1105 hatta 1126 yilinda öldügü anlatilir.


Nitekim yakin zamanda Kâsgarli Mahmud’un mezari olduguna inanilan ve üstüne bir türbe yapilarak onarilan mezarin üzerine Mahmud Kaskari kabrisi ‘Kâsgarli Mahmud kabri’ yazilarak dogum yilinin 1008 ölüm yilinin ise 1105 oldugu belirtilmistir.


Opal köyündeki mezarin Kâsgarli Mahmud’a ait oldugu geç dönem kaynaklarinda da dile getirilmektedir. Daha önceden Kâsgarli Mahmud’un türbesinde bulunan ve 1791 yilinda yazildigi kaydedilen Tezkire-i Hazret-i Molla adindaki yazma eserden edinilen bilgiye göre Kâsgarli Mahmud Bagdat’tan ülkesine dönüsünden sonra sekiz yil müderrislik yapmis doksan yedi yasindayken Hicri 477 (Miladi 1084/1085) yilinda ölmüstür.


Yine Opal köyündeki türbeye vakfedilmis olan yazma bir Mesnevî nüshasinin son sayfalarinda bulunan ve Kâsgar seriye Mahkemesi kadisi tarafindan mühürlenen 14 Recep 1252 (21 Ekim 1836) tarihli vakif senedinde o bölgedeki halkin eskiden beri Hazret-i Mollam semseddin adiyla bir evliya olarak tanidigi kisinin aslinda Kâsgarli Mahmud oldugu belirtilmektedir. Yillar öncesine uzanan bir inancin devami olarak halkin kutsal bir ziyaret yeri kabul ettigi türbede yatan kisinin Kâsgarli Mahmud oldugu neredeyse kesinlik kazanmistir.
__________________
"Güven" Çok İnce Bir Çizgidir.

Onu Kalınlaştırarak Kırılmasını Engelleyen Tek Şey
"İki Taraflı" Olmasıdır.


Dikkat !!! Kopyala Yapıştır Özelliğini Sadece Üyelerimiz Kullanabilir. Üyelik Ücretsizdir.. Ayrıca Üyelerimiz Forumdan Tamamen Reklamsız ve çok daha hızlı şekilde yararlanabilir.
KARAHAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 02-Mayıs-2009, 07:30   #7 (permalink)
Kullanıcı Profili
Kurmay Başkan
 
KARAHAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik tarihi: Nisan-2009
Bulunduğu yer: Uçurumun Kenarindan
Üye No : 177
Mesajlar: 3.146
Konuları: 1388
İstatistikleri Seviye: 43 [â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�]
Aktiflik: 213 / 1069
Güç: 1048 / 17517
Deneyim: 79%
İtibar Puanları
İtibar Puanı : 119637
İtibar Derecesi : KARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond repute
Teşekkürleri
Teşekkür Etmiş : 775
Teşekkür Almış : 1.041
Tuttuğu Takım

Standart Kâsgarli Mahmud’un Türbesi



Kâsgarli Mahmud’un mezari bugün türbe hâline getirilmistir. Opal köyünün 4 kilometre kuzeybatisindaki türbenin tam yeri 39 derece 18 dakika 51.11 saniye Kuzey enleminde 75 derece 30 dakika 36.03 saniye Dogu boylamindadir. Bir bahçe içerisindeki türbe bakimlidir. Uygur Türklerinden Yasin Kari ailesinden kalma türbedarlik gelenegini sürdürmekte ve Kâsgarli Mahmud’un mezariyla türbesiyle yakindan ilgilenmektedir.


Bahçenin girisine Kâsgarli Mahmud’un yaklasik 4 metre yüksekliginde bir heykeli dikilmistir. Külliye seklindeki türbede hacet yeri halvet yeri çilehane tilavesane yer almaktadir. Bahçede bugün müze hâline getirilmis bir bölüm ve bir mescit bulunmaktadir. Türbenin 1829 ve 1897 yillarinda iki kez onarim gördügü kitabelerde kayitlidir. Yakin zamanda da binalarin onarimdan geçirildigi anlasilmaktadir. Bu onarimlarla türbenin ve külliyenin asil biçiminin zaman içinde degisiklige ugradigini söylemek mümkündür.


Türbeye giden yolda Kâsgarli Mahmud’un diktigine inanilan büyük bir agaç vardir. Uygurlarin Hayhay Terek diye adlandirdigi bu büyük agacin hemen yakininda da bir su kaynagi bulunmaktadir. Agacin dallari dileklerinin olmasi için insanlarin bagladigi bez parçalariyla bezenmistir.


Agacin hemen yakinindaki merdiven ziyaretçileri Kâsgarli Mahmud türbesine ulastirmaktadir. Bahçe içerisindeki bütün merdivenlerin toplam basamak sayisi doksan yedidir. Basamaklarin bu sayida olmasi Kâsgarli Mahmud’un yasadigi yil sayisini göstermek içindir.



Etrafi duvarla çevrili türbe avlusunun girisinde taçkapi bulunmaktadir. Taçkapinin içindeki Kâsgarli Mahmud’un temsili resmi ziyarete gelenleri karsilamaktadir. Türbe avlunun batisindadir. Üç odadan olusan türbenin girisinde sagdaki odada Kâsgarli Mahmud’un sandukasi yer alir. Kâsgarli Mahmud’un asil mezarinin ise türbenin hemen güneyindeki mezarlikta oldugu ifade edilmektedir. Türbedar Yasin Kari yaklasik yirmi metre uzaklikta türbeye bakan mezarin Kâsgarli Mahmud’un asil mezari oldugunu belirtmektedir. Bu mezar Kâsgarli Mahmud’un kurduguna inanilan Mahmudiye Medresesi’ne ait kalintilarin hemen batisindadir.


Türbedeki ikinci odada Divanü Lugati’t-Türk basimlarindan olusan bir sergi yer almaktadir. Üçüncü oda ise ziyaretçilerin namaz kilabilecekleri biçimde düzenlenmistir. Bu odada türbenin damina çikan bir de merdiven bulunmaktadir.
Kâsgarli Mahmud türbesi yalnizca Kâsgar’dan degil çevre illerden hatta Çin’in çesitli bölgelerinden gelen Uygur Kazak Kirgiz ve diger Türk topluluklarindan ziyaretçiler tarafindan hemen her gün ziyaret edilmektedir.
__________________
"Güven" Çok İnce Bir Çizgidir.

Onu Kalınlaştırarak Kırılmasını Engelleyen Tek Şey
"İki Taraflı" Olmasıdır.


Dikkat !!! Kopyala Yapıştır Özelliğini Sadece Üyelerimiz Kullanabilir. Üyelik Ücretsizdir.. Ayrıca Üyelerimiz Forumdan Tamamen Reklamsız ve çok daha hızlı şekilde yararlanabilir.
KARAHAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 02-Mayıs-2009, 07:32   #8 (permalink)
Kullanıcı Profili
Kurmay Başkan
 
KARAHAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik tarihi: Nisan-2009
Bulunduğu yer: Uçurumun Kenarindan
Üye No : 177
Mesajlar: 3.146
Konuları: 1388
İstatistikleri Seviye: 43 [â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�]
Aktiflik: 213 / 1069
Güç: 1048 / 17517
Deneyim: 79%
İtibar Puanları
İtibar Puanı : 119637
İtibar Derecesi : KARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond repute
Teşekkürleri
Teşekkür Etmiş : 775
Teşekkür Almış : 1.041
Tuttuğu Takım

Standart Bas Yapit: DivanÜ LÜgati’t - TÜrk



Eserin Adi
Türk yazi dillerinin lehçelerinin ve agizlarinin dil özelliklerini belirleyen söz varligini derleyerek bir araya getiren Kâsgarli Mahmud kendisine sonsuz bir ün bitmez tükenmez bir kaynak saglamasi dilegiyle elde ettigi bu bilgileri yaziya geçirerek ortaya koydugu eserine Divanü Lugati’t-Türk adini vermistir.
Döneminin yazi dilinin dil bilgisi kurallarini ve söz varligini eserinde toplayan Kâsgarli Mahmud bu ölçünlü dil çerçevesinde diger Türk topluluklarinin agiz özelliklerini hem ses hem de söz varligi bakimindan ayrintili biçimde ele almistir. Zaman zaman biçim bilgisi yönünden belirledigi farkliliklara da isaret eden Kâsgarli Mahmud bu nedenle eserine Türk Lehçeleri (veya Agizlari) Sözlügü adini vermistir.
Kâsgarli Mahmud eseriyle tam olarak bagdasan bir ad seçmistir. Gerçekten de Divanü Lugati’t-Türk Türk soylu halklarin dil özelliklerini ve o dönemin söz varligini olabildigince ayrintisiyla ortaya koyan bir “divan”dir…

Kâsgarli Mahmud Divanü Lugati’t-Türk’ü Ne Zaman Yazmistir?
Eserini Bagdat’a gelmeden önce mi yoksa Bagdat’a geldikten sonra mi yazdigi konusunda farkli görüsler bulunsa da Kâsgarli Mahmud’un Divanü Lugati’t-Türk’ü 1072 yilinda yazmaya basladigi dört defa düzelttikten sonra 1074 yilinda tamamladigi konusunda kayit bulunmaktadir.
istanbul Millet Kütüphanesinde bulunan elimizdeki tek nüshanin son sayfasinda verilen bilgiden Kâsgarli Mahmud’un Divanü Lugati’t-Türk’ü 25 Ocak 1072 günü yazmaya basladigi 10 subat 1074 günü tamamladigi açikça anlasilmaktadir.
Kitabi el yazisiyla çogaltan Muhammed bin ebî Bekr ibn ebi’l-Fes Divanü Lugati’t-Türk’ün son sayfasindaki ketebe ‘yazilis’ bölümünde Kâsgarli Mahmud’un kaleminden çikan nüshaya bakarak yazdigi bilgisini vermektedir. Müstensih Muhammed bin ebî Bekr ibn ebi’l-Fes Kâsgarli’nin kendi el yazisiyla yazdigi asil kitabi su sözlerle bitirdigini belirtir:
Kitap dört yüz altmis dört yilinin Cümad-el-ula ayinin ilk günü (25 Ocak 1072) yazilmaya baslanip dört defa düzeltildikten sonra dört yüz altmis alti yilinin Cümad-el-ahire ayinin onuncu günü olan (10 subat 1074) Pazartesi bitirilmistir. Güç ve kudret yüce ve büyük Allah’indir. O bize yeter. Himaye ondandir…
Her ne kadar nag yili ‘timsah yili’ sözünün açiklandigi bölümde:
Biz bu kitabi yazdigimiz 469 yili nag yilidir
on iki hayvanli Türk takviminin anlatildigi bars maddesinde de:
Biz su kitabi yazdigimizda dört yüz altmis alti yilinin Muharrem ayi idi yilan yili girmisti. Bu yil geçip de dört yüz yetmis yili olunca yund yili girecekti. Diye farkli tarihler verilmisse de bu kayitlarda karisiklik oldugu ve bir yazilis yanlisi bulundugu düsünülmektedir. Her seyden önce 466 yilindan sonra 470 degil 467 yilinin geldigi bilinmektedir. Bu bölümde sonradan el yazisiyla yapilan düzeltmeyle 466’dan sonra 467 yilinin geldigi belirtilmistir.
Bu konuda farkli görüsler bulunsa da yaygin görüs Kâsgarli Mahmud’un eserini 25 Ocak 1072 günü yazmaya basladigi 10 subat 1074 tarihinde tamamladigi yönündedir.
Divanü Lugati’t-Türk’ün Millet Kütüphanesindeki tek nüshasi ise Sava’dan gelerek sam’a yerlesen Muhammed bin ebî Bekr ibn ebi’l-Fes tarafindan Kâsgarli’dan yaklasik iki yüz yil sonra 1 Agustos 1266’da el yazisiyla yazilmistir.



Kâsgarli Mahmud Divanü Lugati’t-Türk’ü Neden ve Nasil Yazdi?
Kâsgarli Mahmud anitsal eseri Divanü Lugati’t-Türk’ü yazis nedenini ilk sayfadaki Tanri’ya ve Hz. Muhammed’e övgü bölümünden hemen sonra açiklamaktadir.
Talih günesinin Türk burcunda dogdugunu Tanri’nin Türk kaganligini gökyüzünün katmanlari arasina yerlestirdigini onlara Türk adini ve egemenligi verdigini yazar. Çaginin kaganlarini Tanri’nin Türkler arasindan çikardigini ve uluslari yönetme dizginlerini Türklere vererek bütün insanliga egemen kildigini belirtir. Türkleri dogruluga yönelten Tanri’nin Türklerle birlikte olanlari birlikte çalisanlari ve onlara katilanlari aziz kildigini Türkler sayesinde onlari isteklerine eristirdigini yagmacilarin kötülüklerinden onlari korudugunu anlatir Kâsgarli Mahmud…


Türklerin oklarindan korunmak için akil sahibi olanlarin Türklere katilmasi gerektigini yazan Kâsgarli Mahmud en dogrusunun Türklerin gönlünü almak oldugunu derdini dinletebilmek için onlarin diliyle konusmaktan baska çikar yol bulunmadigini ifade eder.
Bu görüslerini kanitlamak amaciyla Buharali ve Nisaburlu iki ayri imamdan isittigi bir hadisi tanik gösterir. Her iki imam da Hz. Muhammed’in kiyamet belirtilerinden ahir zamandaki azaplardan ve Oguz Türklerinin ortaya çikisindan söz ederken “Türklerin dilini ögreniniz çünkü onlarin egemenligi uzun sürecektir” buyurdugunu Kâsgarli Mahmud’a anlatmistir.
Bu bir sahih hadis ise Türk dilini ögrenmenin Peygamber buyrugu ve dinî bir gereklilik oldugunu yazan Kâsgarli Mahmud hadisin sahih olmamasi durumunda da aklin Türk dilini ögrenmeyi buyurdugunu söyler.
Büyük Selçuklu Sultani Alparslan’in Malazgirt zaferinden hemen sonra islam dünyasinda Türklerin Türklügün ve Türk dilinin öneminin daha da arttigi bir dönemde Araplara Türkçeyi ögretmek Türkçenin Arapça kadar zengin dil oldugunu ortaya koymak amaciyla Divanü Lugati’t-Türk’ü yazmistir Kâsgarli Mahmud…


Hazirladigi sözlük ile Türkçenin söz varliginin gücünün ortaya konulmasini saglayan Kâsgarli Mahmud böylece Türkçenin Arapça kadar zengin bir dil oldugunu da göstermistir. Nitekim Divanü Lugati’t-Türk’ün giris bölümünde Türk dilinin Arap dili ile birlikte at basi beraber yürüdüklerini ifade eden Kâsgarli Mahmud söz varligi ile birlikte Türk kültürünün ve uygarliginin da zenginligini gözler önüne sermistir.
Eserinin pek çok yerinde Türkleri ve Türklügü öven Kâsgarli Mahmud sözü kendisine getirerek Türklerin en güzel ve en etkili dile sahip bir kisisi olarak en açik anlatan en akilli en iyi egitimli en soylu olmakla övünür. Çok iyi kargi kullandigini sözlerine ekleyen Kâsgarli Mahmud bu özellikleri sayesinde bütün Türk illerini dolasip Türk Türkmen Oguz Çigil Yagma ve Kirgizlarin dillerini sözlü edebiyat ürünlerini ögrendigini belirttikten sonra bütün bu bilgileri kitabinda en uygun bir biçimde siralayarak düzenledigini anlatir.


Yillarca birçok güçlüge gögüs gererek hazirladigini belirttigi Divanü Lugati’t-Türk’te sözleri arayanlar kolayca bulsun diye belirli bir düzene göre siraladigini da belirten Kâsgarli atasözü deyim ve siir gibi edebî ürünlerle Türkçenin anlatim derinligini ortaya çikardigini söyler. Bunun için eserinin sözlük bölümünde tanimladigi hemen her sözün içinde geçtigi örnek cümleleri siirleri atasözleri ve deyimleri vermeye özen gösteren Kâsgarli Mahmud:
Türklerin görgülerini bilgilerini göstermek için söyledikleri siirlerden örnekleri kitaba serpistirdim. Sikintili veya sevinçli günlerde yüksek düsüncelerle söylenmis olan ve ilk söyleyenden sonra kusaktan kusaga aktarilan atasözlerini de kitaba aldim. Böylece kitap en üst düzeyde yetkinlige ve mükemmel ariliga ulasti.
diyerek örnekli bir sözlük yazmasinin gerekçelerini de açiklamaktadir. Günümüzden dokuz yüz otuz alti yil önce yazmaya basladigi Divanü Lugati’t-Türk’te tanimlari örneklerle pekistiren Kâsgarli Mahmud’un tuttugu bu yol çagdas sözlük biliminde bugün de uygulanan bir yöntemdir. Türk sözlük biliminde açtigi bu çigir Kâsgarli Mahmud’a Türk sözlükçülügünün atasi unvanini kazandirmistir.

Divanü Lugati’t-Türk’ün Yapisi
Bir dil bilgisi bir sözlük bir ansiklopedi niteliginde yapilandirilan Divanü Lugati’t-Türk iki ana bölümden olusmaktadir.
Kitap elimizdeki biricik nüshanin 1266’da yazilisinin ardindan yaklasik yüz kirk yil sonra ön sayfasina yazilan bir açiklama ile baslamaktadir. Bu yazi Divanü Lugati’t-Türk’e ait bir bölüm olmamakla birlikte eserin degerini ortaya koyan bir tartismadan söz etmesi bakimindan ilgi çekicidir.
ilk sayfanin üstünde El-Muhammed bin Ahmed Hatib Darreyya imzasinin ve Kahire 803 bilgisinin okunabildigi bu imzanin hemen altina iri harflerle Kitabu Divanü Lugati’t-Türk basligi ve ikinci satirinda da Telif Mahmud bin el-Hüseyn bin Muhammed el-Kâsgarî rahmetu’l-lah ibaresi yazilmistir.
Burada bulunan Hatipzade’nin yazisi eserin degerli olup olmadigi sorusuna verdigi yanitla sona erer. Hatipzade’nin su sözleri Divanü Lugati’t-Türk’ün degerini ortaya koymaktadir:
Bu kitap çok yüksek çok degerli çok önemlidir. Ben Türkçe hakkinda yazilmis birçok eser okudugum onlari iyice özümsedigim hâlde bugüne kadar bu kitap gibisini hiç görmedim. Bu kitap bugüne kadar gördügüm kitaplarin hepsinden daha derli toplu hepsinden mükemmel söz varligi bakimindan hepsinden zengin bir eserdir. Bu kitabin kadrini kiymetini ancak Türk dilinde sivrilmis kendisini kanitlamis insanlar bilir. Bunun için bu kitabi yazan kisiyi rahmetle dua ile anmak görevimdir. Tanri ona rahmet eylesin kusuru varsa kusurlarini bagislasin.


Bu yazi bilgili kisilerin görür görmez Divanü Lugati’t-Türk’ün degerini anladigini mükemmel bir kitap oldugunu göstermesi bakimindan çok dikkat çekicidir. Hatipzade’nin okudugunu belirttigi ancak adini vermedigi kitaplarin yaninda Divanü Lugati’t-Türk’ün degerini açikça ifade etmesi Kâsgarli Mahmud’un eserinin benzerlerinden çok daha üstün oldugunu ortaya koymaktadir.
Esere sonradan eklenen bu yazinin ardindan Muhammed bin ebî Bekr ibn ebi’l-Fes’in kaleminden çikan Divanü Lugati’t-Türk besmele ile baslar.


Her yazma eserde oldugu gibi eserin dibacesinde yani baslangiç bölümünde Tanri’ya ve Hz. Muhammed’e övgü cümleleri yer almaktadir. Ancak Kâsgarli Mahmud bu övgü sözlerinden sonra diger yazma eserlerde örnegi pek görülmeyen bir biçimde Türkleri ve Türklügü över Türkçe ögrenmenin geregini bir de hadise dayandirir.
Eserinin sözlük bölümünü sekiz ayri kitaptan olusturdugunu her kitabi da isim ve fiil olmak üzere iki bölüme ayirdigini belirten Kâsgarli Mahmud kitapta bulunabilecek ve bulunamayacak sözcük türlerini de tablo hâlinde vermistir. Eserine almadigi bu sözcük türleri; birakilan kullanimdan düsenlerdir.
Bastan yirmi yedi sayfa tutan ve Türklerle ilgili çok önemli bilgileri içeren bu bölümde Türk topluluklarinin yasadigi bölgeleri gösteren ilk Türk haritasi da yer almaktadir.


Divanü Lugati’t-Türk’ün yirmi sekizinci sayfasindan itibaren sözlük bölümü baslamaktadir. Sözlük de adlar ve fiiller olmak üzere iki ana bölüme ayrilmistir. Harf sayisina ve harflerin niteligine göre siralanan Türkçe sözcüklerin açiklamasi Arapça olarak yapilmis örnek cümleler yine Türkçe verilmis anlamlari yine Arapça yazilmistir.
Türkçe madde basi sözcükler metin içerisinde yazildigindan bunlari göstermek amaciyla sözcüklerin hemen üstü kirmizi renkli mürekkep ile çizilmistir. Tanimlara açiklik kazandiran örnek cümleler de üstlerine kirmizi mürekkeple çekilen çizgilerle gösterilmistir.


Sözlükte ad türünden sözler Türkçe olarak verildikten sonra yanina Arapça karsiligi yazilmis açiklamasi yine Arapça yapilmistir. Fiil bölümünde ise belirli geçmis zaman üçüncü teklik kisi çekimindeki Türkçe fiillerin gösterilmesinden sonra anlam verilmemis madde basindaki fiilin içinde geçtigi örnek cümleler Türkçe olarak yazilmistir. Üstü kirmizi mürekkeple isaretlenen Türkçe örnek cümlelerin yaninda da Arapça anlamlari gösterilmistir. Böylece madde basindaki fiilin anlami da ortaya çikmis olmaktadir.


Sözlük bölümünde madde basi sözlerin bu düzen içerisinde verilmesi Kâsgarli Mahmud’un dil bilimciligin yani sira dil ögretimi konusunda da bilgi sahibi oldugunu göstermektedir.
Türk sözlükçülügünün temelini hazirladigi bu mükemmel eserle atan Kâsgarli Mahmud Divanü Lugati’t-Türk’ü sekiz ayri bölümden olusturdugunu belirtir. Araplara Türkçe ögretmek ve Türkçenin Arapça kadar güçlü bir dil oldugunu ortaya koymak amaciyla Divanü Lugati’t-Türk’ü kaleme alan Kâsgarli Mahmud’un bu nedenle eserinin bölümlendirmesini Arapçanin dil bilgisi özelliklerine göre yaptigi görülür.


Kâsgarli Mahmud sekizinci bölümün hem de Divanü Lugati’t-Türk’ün bittigini su sözlerle açiklar:
Hamdolsun âlemlerin Rabbi Allah’a… Hüseyin oglu Mahmud der ki: Bu kitabi yazmaya baslarken Türk dilinin sözlerini toplama kurallarini ve usullerini bildirme ölçülerini açiklama bölümlerini siralama sözünü vermistik. Bu sözümüzü yerine getirmis amacimiza ulasmis oluyoruz. Gereksiz sözleri fazlaliklari kullanimdan düsmüs sekilleri kitabin disinda tuttum. Burada sona eren kitabimiz sonsuza kadar varligini sürdürsün. Hamd ezelî ve ebedî olan Allah’a salat ve selam Muhammed’e ve onun soyuna olsun…
Divanü Lugati’t-Türk’ün sözlük bölümünü olusturan bölümler XI. yüzyildaki Türk dilinin söz varligini gözler önüne seren essiz bir hazine niteligindedir.



Divanü Lugati’t-Türk’ün Söz Varligi
Kâsgarli Mahmud’un Türkçeye en büyük hizmeti yaklasik bin yil önceki Türk topluluklarinin söz varligini örnekleriyle ortaya koymasidir.
Yapilan çesitli sayimlar sonucunda Divanü Lugati’t-Türk’teki söz varligi konusunda farkli verilere ulasilmistir. Carl Brockelmann’in yayimladigi Mitteltürkischer Wortshatz nach Mahmud al-Kasgaris Divan Lugat at-Türk adli eserde 7.993 söz bulunmaktadir. Besim Atalay’in üç ciltlik çevirisinin 1943 yilinda yayimlanan “endeks”inde verilen sözcük sayisi ise 8.783’tür. Divanü Lugati’t-Türk’ün Özbekistan’daki yayiminda ise 9.222 sözcük bulunmaktadir. M. Vefa Nalbant’in çalismasinda ise Divanü Lugati’t-Türk’te 5.147’si ad 3.477’si fiil olmak üzere 8.624 sözcügün madde basi olarak bulundugu belirtilmistir. Verilerdeki bu farkliligin nedeni bazi çalismalarda madde basi sözlerin yani sira madde içinde örnek cümlelerde geçen sözlerin de söz varligina katilmis olmasi ve madde basi sözlerle birlikte degerlendirilmesidir.


Söz varliginda genel Türk dilinde kullanilan sözler oldugu gibi Uygurlarin Oguzlarin Türkmenlerin Kirgizlarin Çigillerin Yagmalarin Argularin ve diger Türk topluluklarinin kendilerine özgü sözleri de bulunmaktadir. Kâsgarli Mahmud bununla da yetinmemis Türk lehçelerinin yani sira bu lehçelerin agizlarinda yerel olarak kullanilan sözlere de yer vermistir.
Kâsgarli Mahmud’un özel adlari da söz varligina alarak ayrintili bilgiler vermesi esere ansiklopedik sözlük hatta ansiklopedi niteligini de kazandirmistir. Bunlar içerisinde sehir köy dag irmak deniz gibi cografya adlari ile kisi ve topluluk adlari da yer almaktadir.
Özellikle Türk topluluklarinin adlarini açikladigi maddelerde Kâsgarli Mahmud’un verdigi ayrintili bilgiler dikkat çekicidir. Kâsgarli Mahmud bu adlarla ilgili olarak kisa tanim yapmak yerine ayrintili bilgi vermeye anlattiklarini atasözleriyle manzum parçalarla zaman zaman da hadislerle taniklamaya özen göstermistir.


Divanü Lugati’t-Türk’ün söz varligi aslinda Türk kültürünün tarihsel boyutunu ve özelliklerini ortaya koymaktadir. Bu söz varligi incelendiginde Türklerin aile yapisini akrabalik iliskilerini eski ve yeni inançlarini toplumsal yasayisini devlet yapisini iktisadi etkinliklerini sanatini yemeklerini haberlesmelerini ulasimlarini silahlarini kisacasi Türklerle ilgili her seyi ortaya koyan essiz bir kaynak karsimiza çikmaktadir.

Kâsgarli Mahmud’a Göre Türk
Eserinin baslangiç bölümünde Tanri’ya ve Hz. Muhammed’e övgüden sonra Türklerden övgüyle söz eden Divanü Lugati’t-Türk’ün sonraki sayfalarinda da hemen her firsatta Türklügü ve Türkleri öven Kâsgarli Mahmud sözlügünde Türk adini söyle tanimlamaktadir:
Türk Tanri’nin selami üzerine olsun Nuh peygamberin oglunun adidir. Nitekim ‘insanin üzerinden (henüz kendisinin anilan bir sey olmadigi) uzun bir süre geçmedi mi?’ ayetinde Âdem peygamberin adi nasil ‘insan’ sözüyle aniliyorsa Allah Nuh’un oglu Türk’ün çocuklarina seslenirken bu adi kullanir. Ayetteki ‘insan’ sözü genel bir ad olarak yalniz bir kisi için kullanilmistir. ‘Biz insani en güzel biçimde yarattik. Sonra onu asagilarinin asagisina çevirdik. Yalniz inanip iyi isler yapanlar hariç’ ayetinde geçen ‘insan’ sözü çoklugu toplulugu bildirir. Türk sözü Nuh’un oglunun adi oldugunda bir kisiyi ifade eder. Ogullarinin adi oldugunda da ‘beser’ sözü gibi çoklugu ve toplulugu anlatir. Bu sözün tekligi ve çoklugu da kullanilir. Nitekim Rum da ishak peygamberin oglu Esav oglu Rum’un adidir. Onun çocuklari da bu adla anilmistir.


Biz de ad olarak kullanilan Türk’ün Allah’in verdigi bir ad oldugunu söylüyoruz. Çünkü Kâsgarli Halef oglu imam seyh Hüseyin’in ibn-el-Garkî’den aktardigina göre ibn Ebi’d-Dünya adiyla taninan seyh Ebu Bekr el-Mugide’l-Cerceranî’nin ahir zaman üzerine yazmis oldugu kitabinda yazdigi ve yüce Peygamber’e dayandirdigi hadise göre Allahü Taala ‘Benim bir ordum vardir ona Türk adini verdim ve onlari doguya yerlestirdim. Bir ulusa kizdigim zaman Türkleri o ulus üzerine musallat ederim’ diyor.


iste bu Türkler için bütün insanlara karsi üstünlüktür. Yüce Tanri onlarin adlandirilmasini kendisi üstlenmis onlari yeryüzünün en yüksek yerinde havasi en temiz ülkelerinde yerlestirmis ve onlara ‘Kendi ordum’ demistir. Bunlarin yani sira Türklerin güzellik sevimlilik zariflik incelik tatlilik büyüklere saygi sözünde durma sadakat alçakgönüllülük yigitlik mertlik gibi her biri ayri ayri övülmelerini gerektirecek erdemleri anmaya gerek yoktur.
Bu özellikler su parçada anilmistir:
Kaçan görse ani Türk Onun Türk oldugunu gördüklerinde
Ayga anig anig aydaçi Derler ki seref
MuKar tegir uluglug Ve haysiyet buna yarasir
Munda naru keslinür Ondan sonrasi bundan mahrum kalir
Türk ile ilgili bu bilgiyi veren Kâsgarli Mahmud bir de hem teklik hem de çokluk yapida genel ad olarak kullanilan Türk sözünü de sözlügüne almistir:
Türk Bu söz teklik olarak da çokluk olarak da Türk biçiminde kullanilir. Kim sen? ‘Kimsin?’ sorusuna Türk men ‘Türk’üm’ diye yanit verilir. Türk süsi atlandi ‘Türk ordusu at bindi’

Kâsgarli Mahmud’a Göre Türk Boylari
Kâsgarli Mahmud yirmi boydan olusan Türklerin kökünün Nuh Peygamber’in oglu Yafes’e ve onun oglu Türk’e dayandigini yazmaktadir. Bu durumun ibrahim Peygamber’in oglu ishak’a ishak’in oglu Esav’a ve onun oglu Rum ve Rum’dan gelenlerin soyunun adlandirilmasina benzedigine dikkat çekmektedir.
Türklerin her bir boyunun çesitli kollara ayrildigini belirten Kâsgarli Mahmud bu kollarin sayisini ancak Tanri’nin bilebilecegini belirtir ve yalnizca büyük boylari ve ana kollarini eserinde anar. Ancak Kâsgarli Mahmud’un Oguzlara özel bir önem verdigi Oguzlarin bütün kollarini adlariyla damgalariyla birlikte ayrintili bir biçimde tanittigi görülür. Bunun nedeni Kâsgarli’nin eserini yazdigi sirada Oguzlarin arasinda bulunmasi olabilecegi gibi ayni dönemde Oguzlarin çogunlugunu olusturdugu Selçuklu Sultani Alparslan’in ordularinin Anadolu’da ilerlemesi ve siyasi bir güç olarak ortaya çikisi düsünülebilir. Kâsgarli’nin Oguz kollarini ve hayvanlarina vurduklari damgalari herkesin bilmesi gerektigini de yazmasi bu düsüncenin dogru olabilecegini göstermektedir.


Oguzlara böylesine büyük önem veren Kâsgarli Mahmud her Türk boyunun yasadigi bölgeleri en batidan baslayarak doguya dogru siralamistir:
Rum (Bizans) ülkesine en yakin olandan baslayarak hem gayrimüslimleri hem de Müslümanlari belirli bir düzen içerisinde doguya dogru siraladim. Rum ülkesine en yakin boy Beçenek ‘Peçenek’tir. Sonra Kifçak ‘Kipçak’ Oguz Yemek Basgirt Basmil Kay Yabagu Tatar Kirgiz gelir. Kirgizlar Çin ülkesine yakindirlar. Daha sonra Çigil Tohsi Yagma Ograk Çaruk Çomul Uygur Tangut ve Çin’de olan Hitay gelir. Bundan sonra Tavgaç gelir bunlarin ülkesi de Maçin’dir.


Yirmi boyu batidan doguya dogru siralayan ve bunlari Türk adi altinda toplayan Kâsgarli Mahmud günümüzde çesitli adlarla anilan soydas topluluklarin nasil tanimlanmasi gerektigine de bin yil öncesinden isik tutmaktadir.
Kâsgarli Mahmud Türk boylarinin yasadigi cografyayi anmakla kalmamis Bu boylarin her biri su haritada gösterilmistir diyerek eserine ekledigi harita üzerinde Türk soylu halklarin yasadigi bölgeleri göstermistir.
Eserinin sözlük bölümünde Kençek Kifçak TaKut Tatar Yagma Yemek gibi çesitli Türk topluluklarinin adlarini kisaca açiklayan Kâsgarli Mahmud Türk adinin yani sira Oguz Türkmen Uygur Çigil’i ele alirken bu Türk topluluklariyla ilgili ayrintili bilgiler vermistir.

Kâsgarli Mahmud’un Haritasi


Divanü Lugati’t-Türk’ün pek çok önemli özelligi arasinda eserin ilk sayfalarinda yer alan bir de harita bulunmaktadir. Bugünkü bilgilerimize göre bu bir Türk’ün çizdigi ilk dünya haritasidir. Kâsgarli Mahmud dönemindeki Türk topluluklarinin hangi bölgelerde yasadigini göstermek amaciyla çizdigi bu haritaya bazi uluslarin yasadigi bölgeleri de ekleyerek yeryüzündeki belirli bölgeleri gösteren bir dünya haritasi olusturmustur. Bugünkü haritacilik tekniklerine göre ilkel sayilabilecek bu harita on birinci yüzyil kosullarindaki cografyacilik bilgilerine ve tekniklerine göre çok ileri düzeydedir.


Kâsgarli Mahmud’un bu haritasinin Türk eseri oldugunu ortaya koyan birtakim kanitlar bulunmaktadir. Her seyden önce harita Türk hükümdarlarinin oturdugu Balasagun sehri merkez alinarak çizilmistir. Diger Türk sehirleri ve alanlar bu sehre göre düzenlendigi gibi yönler de Orhon Yazitlari’nda görülen eski Türk geleneklerine göre tayin edilmistir. Türklerin yerlesim bölgelerindeki sehirler daglar göller nehirler ve denizler ayrintili olarak gösterilmistir. Türklere ait bölgelerin gösterilisinde pek az yanlislik yapilmasi da haritanin bir Türk’ün elinden çiktigini göstermektedir.


On birinci yüzyil Türk dünyasini resmeden bu harita ile birlikte Kâsgarli Mahmud Rum ülkesinden Maçin’e dek Türk ellerinin hepsinin boyu bes bin tamami sekiz bin fersah eder dedikten sonra bunlarin hepsinin iyice bilinmesi için haritasini yeryüzünün sekli gibi dairede gösterdigini belirtir. Kâsgarli Mahmud’un haritasini yuvarlak biçimde çizmesi ve bunu da dünyanin biçimi ile açiklamasi on birinci yüzyilda dünyanin yuvarlak oldugunun Türkler tarafindan bilindigini göstermektedir.


Divanü Lugati’t-Türk’ün yirmi ikinci ve yirmi üçüncü sayfalarinda yer alan renkli haritanin çevresinde dogu bati kuzey güney yönleri belirtildikten sonra sayfalarin kenarlarinda renklerin açiklamasi yapilmistir. Denizlerin yesil irmaklarin mavi daglarin kirmizi sehirlerin de sari ile isaretlendigi kaydedilmistir. Batida gösterilen yerler Kipçaklarin ve Frenklerin oturduklari itil boylarina kadar uzanmaktadir. Güneyde Hint Sint Çad Berber Habes Zenci ülkeleri doguda Çin ve Japonya güneybatida da Misir Magrip Endülüs gösterilmistir.
Haritada Türklerin yasadigi sehirler ve bölgeler ayrintili bir biçimde gösterilmeye çalisilmistir. Haritanin esas merkezini olusturan Balasagun’un hemen yakininda ve yine merkezde gösterilen yerlesim birimleri Kâsgarli Mahmud’un babasinin sehri Barsgan ve dönemin önemli kültür merkezi Kâsgar’dir. Barsgan yakinlarinda gösterilen ancak adi belirtilmeyen göl ise Isik Göl’dür. Haritanin merkezinde Kuça Barman KoçKarbasi Yarkend Hoten Curcan Özçend Marginan Hucend Semerkand ikiögüz Talas Besbalik Mankislak gibi diger Türk sehirleri de bulunmaktadir.


Türklerin yasadigi bölgeler Oguz ülkesi Kipçak ve Oguz yerlesimleri Baskirt bozkirlari Ötüken Horasan Harezm Azerbaycan adlariyla da belirtilmektedir. Haritada renklerle gösterilen deniz nehir ve daglarin yani sira Seyhun Ceyhun Ila itil irtis nehirleri Karaçuk ve Serendip daglari adlari anilarak belirtilen cografya adlaridir.
Haritada Türklerin yerlesim alanlari ayrintisiyla gösterildigi gibi ayni bölgede Türklerle iliski içerisinde olan yabanci ülkeler ve topluluklar da belirtilmistir. Ancak Türklerle herhangi bir iliskisi olmayan alanlar ve ülkeler dikkate alinmamistir.

Japonya’yi Dünya Haritasinda Gösteren ilk Kisi Kâsgarli Mahmud
Kâsgarli Mahmud haritasinda Çin Seddi’ni akarsularin yutularak yok oldugu kumluk bölgeyi kadinlar sehrini vahsi hayvanlarin ve ilkel insanlarin yasadigi diyarlarla kuzeybatida asiri soguklar yüzünden yasanilmayan bölgeleri göstermistir. Doguda Çin ve Maçin halkiyla Cabarka diye adlandirdigi Japonya’nin uzakligi arada bulunan daglar ve denizlerin yani sira Çin’in çevresindeki büyük duvarin yani Çin Seddi’nin bu ülkelerde yasayan uluslarin dillerinin bilinmesini de engelledigini yazmaktadir.


Kâsgarli Mahmud’un hem eserinde hem de çizdigi haritada Japonya’ya yer vermesi haritanin önemini bir kat daha artirmaktadir. Bugünkü bilgilerimize göre Divanü Lugati’t-Türk’teki harita Japonya’nin gösterildigi ilk dünya haritasidir. Kâsgarli Mahmud Japonya’yi doguda bir ada olarak göstermis ve Cabarka adiyla anmistir. Japonya’nin ilk haritasi Kâsgarli Mahmud’dan üç yüzyil sonra bir Japon tarafindan çizilecektir ancak Japonya’yi Kâsgarli gibi bir dünya haritasi üzerinde gösteren ikinci harita Divanü Lugati’t-Türk’ten tam dört yüzyil sonra yapilacaktir. Bu durum Kâsgarli’ya Japonya’yi dünya haritasinda ilk kez gösteren kisi unvanini kazandirmistir.

Kâsgarli’ya Göre Türk Yazisi
Türk topluluklarinin dili ile ilgili böylesine ayrintili ve Türk dili tarihi arastirmalari açisindan son derece önemli bilgiler sunan Kâsgarli Mahmud Türklerin Arap kaynakli yazidan önce kullandigi ve Türklük bilgisinde Uygur alfabesi diye taninan yaziyi Divanü Lugati’t-Türk’te özel bir bölümde tanitmistir. Türkçe kaynaklarda bu konudaki en eski bilgileri içeren ve iki ayri tabloda Uygur alfabesini veren Kâsgarli Mahmud’un bu alfabeyi heca-i el-Türkiyye ‘Türk alfabesi’ diye adlandirmasi dikkate degerdir. Ancak XVIII. yüzyildan sonra bu alfabe bilim çevrelerinde Uygur alfabesi olarak taninmistir.


Kâsgarli Mahmud eserinin besinci sayfasinda Türk Sözlerini Kuran Harfler Üzerine basligiyla su bilgileri vermektedir:
Bütün Türk lehçelerinde kullanilan harfler on sekiz harften ibarettir. Bunlar Türk yazisini meydana getirirler Türk yazisi bu harflerle yazilir.
Bu harfler Arapçadaki hece düzeninde ا ب ت ث harflerine karsilik gelmektedir. Yazilista yeri olmayan fakat söyleniste gerekli bulunan temel harfler arasinda bulunmayan yedi harf daha vardir. Türk lehçeleri bunlar olmadan olmaz.
Bu yazinin nasil yazilmasi gerektigini de belirttikten sonra kullanildigi alanlari Eskiden beri Kâsgar’dan yukari Çin’e dek çepeçevre bütün Türk ülkelerinde hakanlarin ve sultanlarin yarlik (ferman) ve mektuplari bu yazi ile yazilagelmistir diye kaydeden Kâsgarli Mahmud on birinci yüzyil Türk dünyasinda genis ölçüde bu yazinin kullanildigini haber vermektedir.

On iki Hayvanli Türk Takvimi ve Nevruz
Divanü Lugati’t-Türk’ün sözlük bölümünde sira bars ‘pars’ sözünü açiklamaya geldiginde Kâsgarli Mahmud önce bir hastaligi ardindan yirtici bir hayvan olan bars ‘pars’ sözünü açiklamis sonra da “Türk takviminin on iki yilindan biri” diyerek bars sözünün bir diger anlamini vermistir. Ancak Kâsgarli bu bilgiyi vermekle de yetinmemis ansiklopedik sözlük yazarliginin geregini yerine getirerek on iki hayvanli Türk takviminin özelligini nasil ortaya çiktigini bu takvimin Türklerin hayatindaki yerini ayrintisiyla anlatmistir.


Türklerin on iki farkli hayvan adini yillara vererek on iki yillik bir takvim olusturdugunu; çocuklarinin yaslarini savas tarihlerini ve diger olaylari bu sekilde tarihlendirdigini belirten Kâsgarli Mahmud Divanü Lugati’t-Türk’te bu takvimin ortaya çikisini söyle anlatiyor.


Türk kaganlarindan biri kendi yönetiminden önce eski dönemlerdeki bir savas hakkinda bilgi edinmek ister. Çevresindekiler bu savasin tarihi konusunda çeliskiye düsünce kagan kurultay toplar ve halkina danisir.
“Biz bu tarihte yaniliyorsak bizden sonrakiler de yanilacaklar. Yanilmamalari için gögün on iki burcuna ve on iki ay sayisina göre bir düzenleme yapalim; her yila bir ad verelim. Böylece bu yillari sayarak zamani belirleyelim. Bu düzenleme hepimiz için bir belge olsun” der.
Kaganlarinin bu düsüncesini halk da onaylar. Yillara verilecek adlari da söyle belirlerler.
Kagan ava çikar ve yaban hayvanlarini Ila vadisindeki büyük bir irmaga dogru sürmelerini buyurur. Halk yaban hayvanlarini ürküterek avlayarak irmaga dogru sürer. Yalnizca on iki hayvan irmagi geçmeyi basarir. ilk geçen hayvan siçgan ‘siçan’dan baslayarak her geçen hayvanin adi birbirini izleyen yillara verilir. Böylece takvim siçan yili ile baslar. Siçandan sonra da irmagi asagida belirtilen sirayla geçen hayvanlara göre on iki hayvanli Türk takviminde yillar söylece belirlenir:
siçgan yili ‘siçan yili’
ud yili ‘öküz yili’
bars yili ‘pars yili’
tavisgan yili ‘tavsan yili’
nag yili ‘timsah yili’
yilan yili ‘yilan yili’
yund yili ‘at yili’
koy yili ‘koyun yili’
biçin yili ‘maymun yili’
takagu yili ‘tavuk yili’
it yili ‘köpek yili’
toKuz yili ‘domuz yili’

Bu siralamada domuz yilindan sonra basa dönülerek yeniden siçan yilina geçilir ve tarihlendirmeye devam edilir.
Kâsgarli Mahmud takvimle ilgili bu bilgileri verdikten sonra Türklerin bu yillarin her birinde bir hikmet olduguna inanarak yillarla ilgili kehanette bulunduklarini belirtir. Ud ‘öküz’ yilina girildiginde öküzlerin birbiriyle vurusup birbirlerini süsmeleri nedeniyle savaslarin artacagina; takagu yani tavuk yilina girildiginde tahil taneleriyle beslenen tavuklarin yem bulmak amaciyla her yeri eselemesinden ve birbirine karistirmasindan dolayi yiyecegin bollasacagina buna karsilik insanlar arasinda kargasa çikacagina inanilmaktadir. Nag ‘timsah’ veya yilan yilinin gelmesi bu hayvanlarin yuvalarinin sulak yerler olmasi dolayisiyla çok yagmur yagacagina bolluk olacagina yorulur. ToKuz ‘domuz’ yilinin girmesiyle de çok sert bir kis geçecegine çok kar yagacagina inanilmaktadir. Kâsgarli Mahmud’a göre Türkler her yil bir seyler olacagina inanmaktadir.


On iki hayvanli Türk takviminde yillar on iki aya bölünmüstü. Takvimdeki yil adlari hakkinda bu bilgileri veren Kâsgarli Mahmud daha sonra ay adlari konusunda da sunlari yazar:
Hafta kavrami islamliktan sonra gelistigi için Türklerde haftanin yedi gününün adi yoktur. Ay adlarina gelince sehirlerde Arapça ay adlari kullanilir. Müslüman olmayan göçebe Türkler yili dörde bölerler ve her üç aylik döneme bir ad verirler. Bunlarin birbirini izlemesiyle yilin geçisi bilinir. Nayruz’dan sonra ilkbahara oglak ay ‘oglak ayi’ oglagin bu dönemde büyümesinden esinlenerek sonrakine ulug oglak ay ‘büyük oglak ayi’ denir. Bundan sonraki ulug ay ‘büyük ay’ diye adlandirilir çünkü bu dönem yaz ortasidir. Sütün bol oldugu nimetlerin bollastigi dönemdir.
Yilin üç dönemini böyle anlatan Kâsgarli Mahmud sira dördüncü aya geldiginde az kullanildigindan bu ayin adini vermez.


Bu takvimin Türkler tarafindan uzun süre kullanildigini biliyoruz. Kâsgarli Mahmud’un Divanü Lugati’t-Türk’ü yazmaya baslamasindan yaklasik üç yüz elli yil önce 725 731 732 yillarinda dikilmis olan Orhon Yazitlari’nda tarihsel olaylar on iki hayvanli Türk takvimine göre anlatilmaktadir. Ay adlarinin birinç ay ‘birinci ay’ bisinç ay ‘besinci ay’ biçimlerinde belirtildigi Orhon Yazitlari’ndan bir örnek:
Bunça kazganip kaKim kagan it yil onunç ay alti otuzka uça bardi lagzin yil bisinç ay yiti otuzka yog ertürtüm. “Bu kadar kazanip babam Kagan Köpek yilinin onuncu ayinin yirmi altinci gününde vefat etti. Domuz yilinin besinci ayinin yirmi yedisinde cenaze törenini tamamladim.” (Bilge Kagan Yaziti Güney yüzü 10. satir)


Kâsgarli Mahmud’un verdigi bilgiye göre Türklerin on iki hayvanli takvimi bugün kullanmakta oldugumuz takvimdeki 21 Mart günü ile baslamaktadir. En eski dönemlerden bu yana Türklerin kutladigi Nevruz on iki hayvanli Türk takvimine göre yeni yilin baslangicidir. Bugün de Türk dünyasinda ve içinde bulundugumuz cografyada Türkler ve çesitli topluluklar tarafindan Nevruz’un kutlanmasi devam etmektedir. Farsça kökenli Nevruz nev ‘yeni’ ve ruz ‘gün’ sözlerinden olusmaktadir. Türk dünyasinda Nevruz adinin ve bu adin çesitli biçimlerinin yani sira yani kün yeni gün ergene kün ulustun ulu küni gibi karsiliklari da bulunmaktadir. Türkiye Türkçesinde de halk agzinda sultan nevruz navriz gün dönümü gibi sözler kullanilmaktadir.


Kâsgarli Mahmud’un Divanü Lugati’t-Türk’te nayruz diye yazdigi sözcük Nevruz’dan baska bir sey degildir. Bu kayit Türklerin kendi takvimlerine göre yeni yilin baslangici olan 21 Mart gününü binlerce yildir kutladigini göstermektedir.
__________________
"Güven" Çok İnce Bir Çizgidir.

Onu Kalınlaştırarak Kırılmasını Engelleyen Tek Şey
"İki Taraflı" Olmasıdır.


Dikkat !!! Kopyala Yapıştır Özelliğini Sadece Üyelerimiz Kullanabilir. Üyelik Ücretsizdir.. Ayrıca Üyelerimiz Forumdan Tamamen Reklamsız ve çok daha hızlı şekilde yararlanabilir.
KARAHAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 02-Mayıs-2009, 07:33   #9 (permalink)
Kullanıcı Profili
Kurmay Başkan
 
KARAHAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik tarihi: Nisan-2009
Bulunduğu yer: Uçurumun Kenarindan
Üye No : 177
Mesajlar: 3.146
Konuları: 1388
İstatistikleri Seviye: 43 [â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�]
Aktiflik: 213 / 1069
Güç: 1048 / 17517
Deneyim: 79%
İtibar Puanları
İtibar Puanı : 119637
İtibar Derecesi : KARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond repute
Teşekkürleri
Teşekkür Etmiş : 775
Teşekkür Almış : 1.041
Tuttuğu Takım

Standart Söz Varligindan Kültür Dünyamiza

Tepük Futbolun Atasi mi?

Kâsgarli Mahmud’un Divanü Lugati’t-Türk’te tepük sözünü açiklarken verdigi bilgiler çok ilgi çekicidir. Kursunun eritilip agirsak biçiminde dökülmesinden sonra yuvarlak biçimdeki bu nesnenin üzeri keçi kili veya benzeri yumusak bir seyle sarilmaktadir. Kâsgarli Mahmud’a göre oglan çocuklari bu yuvarlak nesneyi ayaklariyla vurarak tekmeleyerek bir oyun oynamaktadir. Tepmek “dövmek vurmak tekmeleyerek vurmak” anlamindaki fiilden geldigi açik bir biçimde görülen tepük sözünün adi oldugu oyun hakkinda Kâsgarli Mahmud ne yazik ki daha fazla bilgi vermemektedir. Çocuklarin ayaklariyla vurarak oynadigi bu oyun hakkinda ayrintili bilgimiz bulunmasa da Kâsgarli Mahmud’un verdigi bu kisa bilgiden tepük adli oyunun futbolun ilk biçimi oldugu ileri sürülebilir.

Ütülenmis Giysilerle Dolasan ipek Mendil ve Eldiven Kullanan Türkler
Divanü Lugati’t-Türk’ün söz varligindaki ilgi çekici verilerden biri de Türklerin bin yil önce giysilerini ütüledikleri ütülü giysilerle dolastiklari bilgisidir. Türklerde giyim kültürünün ne kadar köklü oldugunu Türklerin bin yil önce kirismis giysilerini ütüleyerek giydiklerini belgeleyen bu bilgiler Türklerin uygar bir toplum oldugunun göstergedir.
Bugün Türkçede ütü biçiminde kullandigimiz söz Divanü Lugati’t-Türk’te ütüg biçimindedir. Türklük bilgisi arastirmalarinda Türk yazi dilinin ilk döneminde ve daha sonra da bazi lehçelerde sözlerin sonundaki veya hece basindaki /g/ sesi Türkiye Türkçesinin de yer aldigi birtakim lehçelerde eriyerek düsmüstür. Böylece o dönemdeki kapig sözü /g/ düsmesiyle önce kapu biçimini almis sonra da ses uyumunun saglanmasiyla kapi biçimine dönüsmüstür. Ütüg sözünün sonundaki /g/ sesi de düsünce sonraki dönemlerde bu söz ütü biçiminde kullanilir olmustur.


Kâsgarli Mahmud bu sözü söyle tanimliyor:
ütüg Mala biçiminde olan isitildiktan sonra giysilerin kirisikliklarina bastirilarak sicakligin etkisiyle bu kirisikliklarin düzlesmesini saglayan demir parçasi.
Fiiller bölümünde de ütidi ‘ütüledi’ sözü dikkati çekmektedir.
ütidi Ol tonug ütidi ‘O giysiyi ütüledi o giysinin kirisikliklarini ütüledi ve düzeltti.’
Sözlük bölümünde yer alan suvluk sözünü Kâsgarli Mahmud ‘havlu’ eliglik sözünü ise ‘eldiven’ diye tanimlamaktadir. Su sözünün bin yil önceki biçimi olan suv’a getirilen yapim eki ile türetilmis olan suvluk’un el yüz ve vücuttaki suyu kurutmak amaciyla kullanilan ‘havlu’ oldugu anlasiliyor.
Suvluk sözünün yani sira Divanü Lugati’t-Türk’te kullanilan ületü ‘ipek mendil’ de ilgi çekici bir veridir. Kâsgarli Mahmud bu sözü söyle tanimliyor:
ületü Erkegin gerektiginde burnunu silmek için cebinde tasidigi ipek mendil.


Bu veriler Türklerin giyimlerine ve temizliklerine ne kadar dikkat ettigini ütülenmis giysilerle ipek mendillerle dolastiklarini gösterdigi gibi zaman zaman “göçebe” diye küçümsenerek tanimlanan Türklerin ne kadar uygar oldugunu ve Türk uygarliginin boyutlarini göstermesi bakimindan da ilgi çekicidir.

Giysisini Boyayan Türkler
Giyim kusam ile ilgili bir baska ayrinti da bodhudi ‘boyadi’ sözünde gizlidir. Eski Türkçede iç sesteki /d/ Divanü Lugati’t-Türk’te /dh/ sesi karsiliginda olmak üzere zel harfi (ﺫ) ile gösterilmistir. Bu iç ses bugün Türkiye Türkçesinde /y/ olarak gelismistir. Divanü Lugati’t-Türk’teki bodhudi sözü ‘boyadi’ anlamindadir. Kâsgarli Mahmud’un bu söz için getirdigi örnek Ol tonug bodudi ‘O giysiyi boyadi’ biçimindedir. Bu cümleden sonra bir açiklama yapan Kâsgarli Mahmud giysi boyanabilecegi gibi baska seylerin de boyanabilecegini ve bu fiilin onlar için de kullanilabilecegini belirtir. Giysinin nasil boyandigi konusunda bilgi verilmese de bu örnek Türklerin bin yil önce de giysilerini boyadiklarini gösteren bir kanittir.

Türklerde Tanisma Kurallari
Divanü Lugati’t-Türk’te hemen her konuda bilgi bulmak mümkündür. Eserde yeri geldikçe Türklerin görgü kurallarindan Türk töresinden de söz edilmektedir. Kâsgarli Mahmud bazi sözleri açiklarken o konudaki görgü kurallarini da yazmaktadir. iste satir aralarinda yer alan bu bilgilerden Türklerin toplum hayatindaki davranis ve görgü kurallarini ögrenebilmekteyiz.
Sözlügün boy maddesinde önce bu sözü ‘kavim kabile asiret hisim’ biçiminde açiklayan Kâsgarli Mahmud birbirini tanimayan iki kisinin nasil tanistigini yazarak Türklerin tanisma kuralini da okuyucuya aktarmis olur. iste Kâsgarli Mahmud’un sözleriyle bin yil öncesinden iki Türk’ün tanisma sahnesi:
Birbirini tanimayan iki adam karsilastiklarinda önce selamlasirlar. Sonra Boy kim? ‘Hangi boydansin?’ diye sorarlar. Hangi kabiledensin demektir. Salgur diye cevap verir veya kitabin basinda yazdigim boy adlarindan birini söyler. Bundan sonra konusmaya baslarlar veya daha fazla gevezelik etmeden kendi yollarina giderler. Böylece her biri digerinin ait oldugu kabileyi tanimis olur.
Birbirini tanimasa bile karsilasan iki kisinin önce selamlasmasi önemli bir ayrintidir. Tanisma daha sonra kisinin hangi boydan oldugunu sormakla devam etmektedir. Kisilerin adindan önce hangi boydan olduklarini ögrenmenin daha büyük önem tasidigi bu bilgiden anlasiliyor. Bu tanisma gelenegi Anadolu’da Kimlerdensin? diye sorularak hâlâ sürdürülmektedir. Boyun ögrenilmesinden sonra sira muhtemelen adlara gelmektedir.

Ölülerin Ardindan Verilen Yemek
Yakinlarini kaybeden Türklerin ölümün ardindan belirli günlerde yemek dagitmasi sofra kurmasi gelenektir. Bu gelenegi yogladi sözünde Kâsgarli Mahmud söyle yaziyor:
Ol ölügge yogladi ‘O ölü için yemek verdi’. Türklerin gelenegi böyledir.
Bilindigi gibi bu gelenek bugün de Türkler arasinda yasamaktadir. Ölünün ardindan yedinci ve kirkinci gecelerde ölümün yil dönümünde okunan dualarin ardindan yemek verme gelenegi hâlâ sürdürülmektedir.

Kendisini insan Üzerine Atan Yilan
Kâsgarli Mahmud ok sözünü açikladigi bölümde bu sözün çesitli anlamlarini ‘ok’ ‘ev kirisi’ ‘miras paylasiminda çekilen kuradaki pay’ ‘çekimli fiillerde kuvvetlendirme edati’ ‘durum islevindeki edat’ biçimlerinde verirken ok yilan diye bir yilan türünden de söz eder. Açiklamasini ‘kendisini insan üzerine atan savuran yilan’ olarak veren Kâsgarli Mahmud’un sözünü ettigi bu yilanin Latince adi coluber caspius’tur.
__________________
"Güven" Çok İnce Bir Çizgidir.

Onu Kalınlaştırarak Kırılmasını Engelleyen Tek Şey
"İki Taraflı" Olmasıdır.


Dikkat !!! Kopyala Yapıştır Özelliğini Sadece Üyelerimiz Kullanabilir. Üyelik Ücretsizdir.. Ayrıca Üyelerimiz Forumdan Tamamen Reklamsız ve çok daha hızlı şekilde yararlanabilir.
KARAHAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç Cevapla
Etiketler: , , , ,


Etiketler
divanu, kasgarli, lügati`t, mahmut, türk


Konuyu Toplam 3 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 3 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Divanü lûgat-it-türk’te şamanizme ait kelimeler zekeriya ergin Türk Kültürü ve Edebiyatı 0 21-Eylül-2010 07:45
Divan-u Lügati’t Türk’te Şamanizm’e Ait Kelimeler F@lsefe Tarih 1 13-Şubat-2010 12:01
Mahmut Cetin büyükturan L-M-N-O-Ö 1 18-Ekim-2009 22:48
Mahmut I büyükturan L-M-N-O-Ö 0 17-Ekim-2009 14:02
KAsGARLI MAHMUT zekeriya ergin Türk Büyükleri & Hükümdarları 0 05-Ekim-2009 10:08


Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.3.2