Go Back   AsilTürk - Yüreği Vatan Sevgisi İle Dolu Herkesin Buluşma Mekanı > İnanç Dünyamız > İslamiyet > Dini Bilgiler
Kullanıcı Adınız
Şifreniz
Kayıt Ol Yardım Üye Listesi Ajanda Forumları Okundu Kabul Et


Farkli Bir Ses, Farkli Bir Nefes / 24 Saat Kesintisiz Türk Müzigi


"Bayrakları Bayrak yapan üstündeki kandır, Toprak, eğer uğrunda ölen varsa Vatandır."

Konu Bilgileri
Konu Başlığı
Büyük Hanefi Fıkhı
Konudaki Cevap Sayısı
672
Şuan Bu Konuyu Görüntüleyenler
 
Görüntülenme Sayısı
26921


Yeni Konu aç Cevapla
 
Bookmark and Share LinkBack Seçenekler Stil
Alt 01-Ocak-2010, 04:45   #331 (permalink)
Kullanıcı Profili
Kurmay Başkan
 
KARAHAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik tarihi: Nisan-2009
Bulunduğu yer: Uçurumun Kenarindan
Üye No : 177
Mesajlar: 3.159
Konuları: 1388
İstatistikleri Seviye: 43 [â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�]
Aktiflik: 214 / 1071
Güç: 1053 / 15680
Deneyim: 85%
İtibar Puanları
İtibar Puanı : 119637
İtibar Derecesi : KARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond repute
Teşekkürleri
Teşekkür Etmiş : 775
Teşekkür Almış : 1.040
Tuttuğu Takım

Standart Cevap: Büyük Hanefi Fikhi

METIN

Bayram gecelerini Sabanin yarilandigi geceyi Ramazanin son on gecesini ve Zilhiccenin ilk on gecesini ihya etmek de mendubtur. Geceyi ihya bütün geceyi veya ekserisine âm ve sâmil olan her ibâdetle olur. Mendublardan biri de iki rekat istihara namazidir.

IZAH

Surunbulâlî Imdâd nâm eserinde bu gecelerin fazîleti hakkinda varid olan hadisleri siralamistir. Oraya müracaat et!

Mütekaddiminden birinden - ki imam ebû Cafer Muhammed bin Ali oldugu söylenir - nakledildigine göre gecenin ihyasini yarisini ibâdetle geçirmektir diye tefsir etmis ve; «Her kim gecenin yarisini ihya ederse bütün geceyi «ihya etmis olur.» demistir. Hilye´de «zâhire bakilirsa hadislerin mutlak olun ifadeleri ibadetin bütün geceyi kaplamasini icap ediyor.» denilmistir. Lâkin sahih-i Müslim´de hazreti Âise´den rivâyet olunan bir hadiste Âise (r.a.): «Ben Peygamber (s.a.v.) hiç bir gece sabaha kadar ibâdet ettigini bilmiyorum.» demistir. Bu suretle maksadin gecenin ekserisi veya yarisi oldugu tercih edilir. Ama ekserisi hakikata daha yakindir. Meger ki yariyi tercih ettirecek bir sebepbuluna.

Imdâd´ta beyân edildigine göre gecenin ihyâsi muayyen bir sayiya bagli olmaksizin yalniz basina nâfile namaz kilmak. Kur´an ve hadis okumak onlari dinlemek tesbih senâ ve salavat getirmekle olur. Bunlar gecenin yaridan fazlasini kaplamalidir; Bazilari bir saatin (cüz´ün) kafi gelecegini söylemislerdir.

Ibn Abbas (r.a.)´dan rivayet olunduguna göre yatsiyi cemâatla kilmak ve sabah namazini da cemâatla kilmaya azim etmekle olur. Nitekim ulema bayram gecelerini ihya hakkinda ayni seyi söylemislerdir. Müslim´in sahihinde su hadis vardir.

«Rasûlüllah (s.a.v.): Yatsiyi cemaatla kilan gecenin yarisini namazla ihya etmis gibi olur. Sabahi cemâatla kilan ise bütün gece namaz kilmis gibi olur. » buyurmuslardir.

T E T I M M E: Imdad sahibi «yalniz basina nafile namaz kilmak» demekle daha sonra kitabinin metnindeki «bu gecelerden birini ihya için mescidlere toplanmak mekruhtur.» Sözüne isâret etmistir. Tamami onun serhindedir.

«EI´Hâvi-l-kudsî» de bunun mekruh oldugu açiklanmis ve söyle denilmistir: «Bu vakitlerde kilinacagi rivayet olunan namazlarin teravihten geri kalani yalniz kilinir.

Bahir sahibi diyor ki: Bundan anlasildigina göre Recebin ilk cuma aksami kilinan Regaib namazini cemaatla kilmak mekruhtur; bu bid´attir. Rumeli halkinin kerahet ve nâfileden kurtulmak için onu nezir etmeleri batil bir çaredir.»

Ben derim ki: Bunu Bezzâziye sahibi açiklamistir. Nitekim sârih bâbimizin sonunda söyleyecektir. Münye´nin iki sarihi bu hususta uzun uzadiya söz etmis; ve bu babta rivâyet edilen sözlerin batil uydurmalar oldugunu izah etmislerdir. Bilhassa Hilye´nin izahati genistir. Allame Nureddin Makdisî´nin bu babta güzel bir eseri vardir ki ona «Red´ur Râgip an salat-ül-Regâib» adini vermis ve dört mezhebin gelmis geçmis ulemâsindan ekserisinin sözlerini bu eserde toplamistir.

Istihâre namazi hakkinda Cabir bin Abdullah (r.a.) dan su hadis rivâyet olunmustur: «Bize Rasûlüllah (s.a.v.) bütün islerde istihareyi kur´andan bir sure ögretir gibi ögretir ve söyle buyururdu: Birinizin basi dara geldi mi hemen iki rekat farz olmayan bir namaz kilsin! sonra:

Allahümme inni estehiruke biilmike ve estekdiruke bi kudretike. Ve es´elüke min fazlike´l azîm. Feinneke takdiru velâ ekdiru ve ta´lemu velâ a´lem. Ve ente allâmul guyup. Allahümme in künte ta´lemu enne hâzel emre hayrun lî fî dîni ve meâsî ve âkibeti emrî - ev kal âcili emrî ve âcilihî -Fakdirhu lî ve yessirhü lî. Sümme bârik lî fîhi. Ve in künte Ta´lemu enne hâzel emre serrun lî fî dîni ve measî ve âkibeti emrî - ev kal âcili emri ve acilihi - Fasrifhu annî vasrifni anhu. Vakdir lî el´ hayre haysü kâne sümme radinî bihî.

Mânâsi sudur: Ya rabbî senden senin ilminle hayra muvaffakiyet dilerim. Senden kudretinle kudret dilerim ve büyük fazlindan nasip isterim. Çünkü sen kâdirsin; ben degilim. Sen bilirsin; ben bilmem. Sen gâibleri de bilirsin. Yarabbî! Eger senin ilminde bu isde benim dinim dünyam ve ahiretim için -yahud dünyâ ve âhiretim için- hayir varsa onu bana takdir buyur ve müyesser kil! Sonra onda bana bereket ver! Eger senin ilminde bu isde benim dilim dünyâm ve âhiretim için -yahut dünyâ ve âhiretim için- kötülük varsa onu benden beni ondan irak eyle! Hayir nerde ise onu bana takdir buyur! Sonra beni ondan razi et! »

Duâsini okusun. Hacetini de söylesin.» Bu hadisi Müslim´den maada bütün hadis imamlari rivâyet etmislerdir. Münye serhi.

Tetmim: «Yâhud dünya ve ahiretim için» ifâdesi râvinin sübhesidir. Ulema ikisini de söylemesini yani «Ve âkibeti emri âcilihî ve âcilihi» demesini lüzumlu görmüslerdir.

«Hâcetini de söylesin!» Tahtavî diyor ki: «Bundan murad: Bu isde benim dînim ilh... yerine hâcetini söylemelidir.» demektir.

Ben derim ki: Yahud istihareden sonra: «Benim hâcetim söyle söyledir... demelidir. Hilye´de bildirildigine göre bu duaya Allah´a hamd ve Resûlüne salavât getirerek baslamali ve bitirmelidir.

Ezkâr´da ilk rekatta Kâfirun ikincide ihlâs surelerinin okunacagi kayit edilmektedir. Selefden biri ilk rekatta «ve rabbüke yahlügu ma yesâû ve veyahtar» âyeti kerimesinin «ya´linûne» kadar; ikincide «ve mâkâne limü´minin velâ mü´minetin» âyeti kerimesinin okunacagini söylemistir. Istihare yedi defa tekrarlanmalidir. Çünkü ibn Sünnî´nin rivâyet ettigi bir hadiste:

«Yâ Enes basin dara geldigi zaman o hususta rabbine yedi defa istihare yap! sonra kalbine gelene bak! Zira hayir ondadir.» buyurulmustur. Namaz kilmaga imkan bulamazsa dua ile istihare yapar.

Sir´a serhinde söyle deniliyor: «Ulemadan isitildigine göre abdestle kibleye karsi yatmali yatmazdan önce mezkûr duayi okumalidir. Rüyâda beyaz veya yesil görülürse o isin hayir olduguna siyah veya kirmizi görülürse ser olduguna delâlet eder ki kaçinmak gerekir.»

METIN

Dört rekat tesbih namazini üçyüz tesbih ile kilmak da mendubtur. Bunun fazîleti pek büyüktür. Dört rekat hâcet namazi da menduptur. Bazilari bunun iki rekat oldugunu söylemislerdir. Hâvî adli eserde mezkûr namazin bir selamla oniki rekat kilinacagi bildirilmektedir. Biz bunu Hazâin´de uzun uzadiya izah ettik.

IZAH

Tesbih namazi kerahet vakitlerinin disinda her zaman kilinabilir. Yâhud günle gecede bir defo kilmali bu olmâzsa ´her hafta veya her cuma bu da olmazsa her ay bu da olmazsa ömürde bir defa kilinmalidir. Bunu bildiren hadis hasendir. Zira tarikleri çoktur. Bu hadisin uydurma oldugunu söyleyen vehim etmistir. Tesbih namazinda sonsuz sevap vardir. Onun için bazi muhakkiklar: «Onun büyü.k faziletine kulak vermeyen ve onu terk eden ancak dîni tahkir edendir.» demislerdir. «Tesbih. namazinin mendup sayilmasinda namaz nizâmini bozmak vardir.» diye dil uzatmak ancak onu isbat eden hadis zaif ise dogru olabilir. Hadis hasen derecesine yükselirse namaz nizamini bozsa da bu namazi isbat eder.

Tesbih namazi bir veya iki selamla dört rekat olarak kilinir. Bu namazda üçyüz kere: «Subhanellahi vel hamdülillâhi Velâ ilâhe illellâhu vallahu ekber.» denir. Bir rivayette «Velâ havle velâ kuvvete illâ billah» cümlesi ziyâde edilir. Bunlar her rekatta yetmisbes kere söylenir. Subhâneke okunduktansonra onbes; kiraattan sonra rükûda rükudan dogrulduktan sonra secdelerde ve iki secde aralarinda ise onar defa ve rükû sücûd tesbihlerinden sonra söylenir. Namazin bu sekilde kilinacagini Tirmizî Câmiinde Abdullah bin Mubarek´ten rivâyet etmistir. Abdullah bin Mubarek Imam A´zam´in arkadaslarindan biri olup ilim zühd ve takvada ona ortaktir.

Kinye sahibi bu rivâyetle iktifa etmis; ve bu husustaki iki rivâyetten muhtar olanin bu oldugunu söylemistir.

Ikinci rivâyete göre kiyâm halinde kiraattan sonra yalniz bir defa onbes tesbih ile iktifa edilir. Kalan on tesbih ikinci secdeden kalktiktan sonra getirilir. EI´Havî´l-Kudsî Hilye ve Bahir sâhibleri bu kavli söylemekle yetinmislerdir. Bu rivâyetin hadisi daha meshurdur. Lakin Münye sârihi söyle demistir: «Ibni Mubarek´in söyledigi sekil Bahir´in muhtasarinda zikir edilendir. Bizim mezhebimize uygun olan sekil budur. Çünkü bunda istirahat oturusuna hâcet yoktur. Bize göre bu oturus mekruhtur.»

Ben derim ki: Ihtimal kinye sahibi onu bundan dolayi tercih etmistir. Lâkin biliyorsun ki bu rivâyetin hadisinin sabit olmasi bu sekli isbat etmistir. Velev ki içinde bu istirahât celsesi olsun. Binaenaleyh bazan biran bazan ötekini yapmalidir.

T E T I M M E : Ibn Abbas (r.a.)a: «Bu namazda okunacak sure biliyor musun?» diye sorulmus. O da Tekâsür asr kâfirûn ve ihlâs sürelerinin okunacagini söylemistir. Bazilari efdal olan hadid hasr saf ve tegabün gibi sûreleri okumaktir. demislerdir.

Abdullah bin Mubarek´ten bir rivayete göre bu namazi kilan kimse evvela rükû ve sücûd tesbihlerinden ise baslar.

Sonra öteki tesbihlere geçer. Muallâ bu namazin ögleden evvel kilinacagini söylemistir. Bunu Hindiye sahibi muzmerattan nakl etmistir. Ibn Mubarek´e: «Bu namazi kilan yanilir da sehiv secdesi yaparsa tesbihleri onar onar söyleyecek mi?» diye sorulmus da: «Hayir! Bu tesbihler ancak üçyüz tesbihtir.» Cevabini vermistir. Molla Aliy-yül-Kârî Miskât serhinde sunlari söylemistir: «Bundan anlasilan sudur: Yanilir da muayyen bir yerden bir kaç tesbihi noksan birakirsa matlup sayiyi tamamlamak için o tesbihleri baska bir yerde getirir.»

Ben derim ki: Anlasildigina göre o kimse yanildigi yere dönemez. Bu açiktir. Ve Safiîlerden birinin dedigi gibi terk ettigi tesbihleri o rükunden sonra gelen rükün kisa degilse onun içinde getirmelidir. Meselâ: Rükûdan dogrulma tesbihlerini secdede getirir. Rükû tesbihlerini dahi secdede getirir. Dogruldugu zaman getirmez; Çünkü kisadir.

Ben derim ki: Birinci secdenin tesbihlerini de ikinci secdede getirir. Celse halinde getirmez. Çünkü celseyi uzatmak evvelce geçtigi vecihle vaciplerde bize göre mesru degildir.

Kinye´de beyân edildigine göre tesbihleri ezberden sayabilen parmaklariyle saymaz. Ezberden saymazsa parmaklarini yumarak sayar.

Hanefilerden allâme ibn Tülun Dimeski´nin «Semeru´t-tersih fi salat´t teravih» adli bir risalesini gördüm. Orada kendi el yazisi ile Ibn Abbas (r.a.) dan rivâyet edilen su sözleri yazmis: «Tesbih namazinda tesehhüdden sonra selamdan önce:

«Allahümme innî eselüke tevfika ehlil hüdâ ve e´mâle ehlil yakîn. Vemünâsamete ehlil tevbeti ve azme ehlil basari ve cidde ehlil hasyeti ve talebe ehlil ragbeti ve teabbüde ehlil verai. ve irfâne ehlil ilmi hattâ ehâfüke allahümme innî eselüke mehafeten tahcuruni an measîke hatta e´mele bitâatike amelen estehukku bihi rizâke ve hatta ünasihake bittevbeti havfen minke ve hatta ehlüsalekennasihate hubbenleke ve hatta etevekkele aleyke fil ümûri husne zânin bike subhane halikinnûr.» Duasi okunur.

Hâcet namazi hakkinda ise Seyh Ismail Sunlari söylemistir: «Menduplardan biride hacet namazidir. Bu namazi tecnis Mülteka ve Hizânet´ül fetevâ sahipleriyle bir çok fetva kitablari Havî ve Münye serhi zikir etmislerdir.

Havî´de bunun oniki rekat oldugu ve nasil kilinacagi beyân edilmistir. Fakat söz götürür. Tecnis ve diger kitablarda ise yatsidan sonra dört rekat olarak kilinacagi ve merfu bir hadise göre ilk rekatta bir fatiha üç ayet´el-Kürsî; kalan üç rekatin her birinde birer fatiha Ihlas ve muavezeteyn okunacagi Bunlar yapilirsa kilinan namaz kadir gecesinde kilinmis gibi olacagi kayt edilmistir. Üstadlarimiz: «Biz bu namazi kildik ve hacetlerimiz görüldü.» demislerdir. Bu. Mülteka Tecnis ve bir çok fetva kitablarinda kezâ Hizânet´ül fetevâda zikir edilmistir. Münye serhinde ise hacet namazinin iki rekat oldugu bildirilmistir. Bu husustaki hadisler tergip ve terhip adli eserdedir. Nitekim Bahir´da da mevcuttur.

Tirmizî´nin Abdullah bin Ebî Evfâ´dan rivâyet ettigi bir hadiste hazreti Abdullah söyle demistir: «Rasûlüllah (s.a.v.) buyurdular ki: Bir kimsenin Allah´dan veya beni Ademin birinden bir haceti olursa tertemiz bir abdest alsin; sonra iki rekat namaz kilsin; sonra Allah teâlaya senada bulunsun ve Peygambere salavat getirsin sonra sunu okusun :

«Halîm ve Kerim olan Allah´dan baska hiç bir ilah yoktur. Ulu arsin Rabbi olan Allah´i tenzih ederim. Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah´a mahsustur. Yârab rahmetinin gereklerini kesin affini her iyiligin ganimetini ve her kötülükten selâmeti dilerim. Af etmedik günah çözmedik bas birakma! Ve râzi oldugun bir hâceti mutlaka bitir ey aciyanlar aciyani!»

«lâilahe illallahülhalimül kerim. subhanallahi rabbil arsil azîm. elhamdülillahi rabbil alemin. Eselüke mücebatin verahmetike veazâime ma´firetike vel ganimete min külli birrin vesselâmete min külli ismin. la tede´ zenben illâ gafertehü vela hemmen illa feractehü vela hâceten hiye leke rizan illâ gazeytehâ ya erhamerrahimin.»

Ben derim ki: Hilye sâhibi kitabinin sonunda hâcet namazi için müstakil bir bölüm tahsis etmis; orada hâcet namazinin sekillerini rivayetleri ve dualari beyan ile sözü hem uzatmis hem de iyi etmistir. Nitekim merhumun âdeti budur. Isteyen oraya müracâat etsin!

H A T I M E : Yolculuk eden bir kimsenin her konakta oturmazdan evvel iki rekat namaz kilmasi münâsib olur. Nitekim Peygamber (s.a.v.) böyle yapardi. Bunu imam Serahsî Siyer-i kebîr serhinde beyan etmis; Kezâ sunu da belirtmistir: Bir müslüman ölüme mahkum olursa iki rekat namaz kilmasi ondan sonra Allah´a tevbe istigfar etmesi müstehaptir. Tâ ki dünyada son ameli namaz veistigfar olsun.

Seyh Ismail´in Sir´a ser^inden naklen bildirdigine göre tevbe namazi. anne baba namazi yagmur yagdigi zaman iki rekat namaz nifaki def için gizli bir yerde iki rekat namaz evine girip çikarken giris çikis fitnesinden korunmak için namaz kilmak ta mendublar cümlesindendir. AIIah´u Âlem.

METIN

Farzin iki rekatinda mutlak olarak kiraat amelen farzdir. Kirâatin ilk iki rekata tayini ise meshur kavle göre vâciptir. Yalniz kilan için nafilenin her rekatinda kiraat da farzdir. Çünkü nafilenin her çift rekati bir namazdir. Lâkin dört rekatli sünnet müekkedelere sâmil degildir. Ihtiyatan vitirin her rekatinda kirâat da farzdir.

IZAH

Farzin iki rekatinda kirâat amelen farzdir. Itikaden farz degildir. Binaenaleyh inkar eden kafir olmaz. Çünkü bu hususta ihtilaf edilmistir. Ebu Bekir-i Esâmm Sufyan bin Uyeyne ve baskalarina göre sünnettir. Hasan Basrî imam Züfer ve Malikîlerden Mugîre´ye göre bir rekatta kirâat farzdir. Imam Malik´ten diger bir rivâyete göre üç rekatta farzdir. Imam Safiî ile imam Ahmed´e ve Malik´in sahih kavline göre dört rekatta farzdir. Meselenin tamami Hilye´dedir.

Kiraat «mutlak olarak» farzdir yani ilk rekatlarda veya son rekatlarda yahud her çiftin birer rekatinda diye kayitlanmamistir. T.

Ben derim ki: Bazen dört rekatli farzin bütün rekatlarinda kirâat farz olur. Nitekim Istihlâf babinda geçmisti ki imam kendi yerine iki rekatta mesbûk birini geçirir de ona ilk iki rekatta okumadigini isâret ederse bu halîfe imamin dört rekatta okumasi farzdir.

Sârih «meshur kavle göre» demekle «kirâat ilk iki rekatta farzdir.» diyenlerle «ilk iki rekatta kirâat efdaldir.» diyenlerin sözlerini red etmistir. Lâkin namazin vacipleri bahsinde gördük ki ilk iki rekatta kirâat farzdir diyen yoktur. Bu mânâyi yalniz bahir sahibi bazi ibârelerden anlamistir. Tahkikini orada yapmistik!

Nâfile kilan kimse velev hükmen olsun yalniz kilarsa her rekatta kiraat kendisine farzdir. Meselâ: Imam reyinde yalniz ve baskasina tabi olmadigi için yalniz kilan hükmündedir. Bu kayitla imama uyan hâriç kalir. Ona nâfilede kirâat farz degildir. Velev ki farz kilana uymus olsun. Nitekim bunu imamlik bâbinda beyân etmistik.

«Lâkin bu yani nafilenin her rekatinda kirâat lazim gelmesi için yapilan ta´lil noksandir. Dört rekatli sünnet müekkedelere sâmil degildir.» Zira musannif evvelce beyân etmisti ki dört rekatli sünnet müekkedelerin ilk oturusunu da salavât okunmaz. Üçüncü rekata kalkinca Subhaneke de okunmaz. Nafilenin her çift rekati bir namaz olsa idi. salavât ve subhaneke de okunurdu. Bu itirazi yapan Bahir sâhibidir. Buna sarihin orada isaret ettigi su sözü ile cevap verilebilir. «Bu sünnetler kuvvetli olduklari için farza benzemislerdir.» Yani kiyasa göre Bahir sâhibinin dedigi dogrudur. Lakin farza benzeyince onlar hakkinda iki tarafa riayet olunmus ve fukaha onlarin her rekatinda kiraatin vacip oldugunu söylemis; ilk oturusu unutan kalktigi rekati secde ile kayitlamadikça kiyâm tamamolduktan sonra kaadeye dönebilir. demislerdir. Dört rekatli sünnet müekkedeyi bozan kimse zâhir rivâyete göre yalniz iki rekat kaza eder. Nitekim gelecektir. Buna aslina nazaran hüküm etmis; vitirde yaptiklari gibi benzerligine bakarak da salavât ve subhâneke okumasini men etmislerdir. Halbuki evvelce geçtigi vecihle nâfilenin her çift rekatinin bir namaz sayilmasi mutlak degil bazi cihetlerdendir. Öyle olmasi dört rekatli bir sünnetin ilk oturusu terk edilmekle namazin sahih olmamasi icap ederdi. Halbuki istihsânen farza kiyas edilerek bu sahihtir. Imam Muhammed buna muhaliftir. Evet bir kimse alti veya sekiz rekat nafile namazi bir oturusla kilsa esah kavle göre câiz olmaz. Nitekim Hulasa´da da böyle denilmistir. Çünkü farzlar içersinde bir oturusla edasi sahih olan alti rekatli namaz yoktur. Binaenaleyh is kiyasa kalir. Nitekim Bedayi´de de böyle denilmistir. Bu hususta imam Muhammed´in hilafinin sahih kabul edildigi de ileride gelecektir.

METIN

Bir kimse kasten ihram tekbiri ile veya üçüncü rekata kalkmakla sahih olarak basladigi nâfile lazim olur. Ancak farz kilanin arkasinda nâfileye niyet eder de sonra onu bozarak farzi kilmadigini hatirlar ve o farza niyet ederse yahud baska bir nâfile namaza veya zanla kilanin ümminin kadinin veya abdestsizin namazina niyetlenirse yani niyetlenir de derhal bozarsa kazasi lazim gelmez. Ama devami tercih eder de sonra bozarsa kazasi lazim gelir.

IZAH

Bir kimsenin kasten sahih olarak basladigi nâfile namazi lazim olur. Yani o namaza devam etmesi lazimdir. Hatta bozarsa kazasi icap eder. Ve o namazi iki rekat olarak kaza eder. Velev ki daha fazlasina niyetlenmis olsun. Nitekim gelecektir. Sonra bu hüküm namaza mahsus da degildir. Münye serhinde söyle denilmistir: «Bilmis ol ki adamakla lazim gelen ve sihhat hususunda basi sonuna bagli olan nâfile bir ibâdete baslamak Imam Malik´le bize göre o ibâdeti tamamlamanin ve kazasinin vücûbuna sebeptir. Ebu Bekir Siddîk Ibn Abbas ve bir çok eshabi kiramin kavli bu oldugu gibi tabiînden Hasan Basrî Mekhul Ibrahim Nehaî ve digerlerinin kavilleri de budur.

"Adamakla lazim gelen" kaydiyle abdest tilavet secdesi. hasta dolasmak ve gaza yolculugu gibi adamakta lazim gelmeyen seyler hariç kalir. Çünkü bunlar bizzat maksut degillerdir. «Basi sonuna bagli» kaydiyla da sadaka kiraat ve Imam Muhammed´in kavline göre itikâf gibi evveli sonuna bagli olmayan seyler hâriç kalir. Namaz oruç haç umre tavaf ve seyhaynin kavline göre itikaf dâhil olur.

TENBIH : Ulemanin sözlerinden anlasildigina göre mücerred sahih olarak bir ibadete baslamakla kaza lazim gelir. Velevki derhal bozmus olsun. Miraç´ta Sugra´dan naklen söyle deniliyor: "Bir kimse nâfile orucu derhal bozarsa kazasi lazim gelmez. Ama devâma niyet eder de sonra bozarsa kazasi lazimdir."

Ben derim ki: Namaz da öyledir. Bir kadin nafile namaza baslar da sonra hayzini görürse kaza etmesi vacip olur. Bu sözün benzeri seyh Ismail´in serhinde de mevcuttur. Bu sözü Ebu´s Suud maznun olan nâfileye haml etmistir. Kuhistânî´nin sözü de buna delalet eder. Münehin sözü de öyledir. Nitekim gelecektir.

"Üçüncü rekata kalkmakla" ifadesinden murad: Ilk çifti sahih olarak edâ etmisse demektir. Ikinci çifti bozdugu vakit yalniz onun kazasi lazim gelir. Birinciye sirâyet etmez. Çünkü her çift basli basina bir namazdir. Bahir.

"Sahih olarak basladigi" kaydiyle sarih ümmi ve kadin gibi birine nâfile niyetle uymaktan ihtiraz etmistir. Nitekim gelecektir. "Kasten" tabiri dahi üzerinde farz borcu var zan edip de aksi zuhur edenden ihtiraz içindir. Bu da gelecektir.

"Ancak farz kilanin arkasinda nafileye niyet eder de sonra bozarsa onu kaza etmez.» Bedayi´de de beyan edildigi gibi bunu vechi sudur: O adam imamla yanliz bu namazi edâyi ilzam etmistir. Gerçekten edâ da etmistir. Zanla namaz kilmanin süretini Tatarhâniye sahibi uyundan o da ibn Semaa tarikiyle imam Muhammed´den söyle rivayet etmistir : Bir adam ögleyi kilmadim zanniyle ögleye niyetlenirde baska biri nafile niyetiyle ona uyar: ögleyi kildigini hatirlamayarak namazi bozarsa ikisine de bir sey lazim gelmez. Lâkin Bahir´in imamlik bâbinda beyân edildigine göre bu surette cemaat olanin nafilesi ifsatla garantilidir. Kazâsi lazim gelir. Imamin namazi öyle degildir. Buna söyle cevap verilebilir: Bahir sahibinin ifsattan muradi cemâat olanin namazini bozmasidir. Bu takdirde onun namazi kaza etmesi lazim olur. Imaminin bozmasiyle kaza etmez. Böyle olunca ifâde yukaridaki beyâna aykiri düsmez. Ancak Sirac´in sözünden anlasilan imamin bozmasidir. Çünkü söyle demistir: "Zanla kilan kimse namazdan çikarsa üç imasmiza göre çikmakla o namazin kazasi vacip olmaz. Ona uyana ise kaza vaciptir." Sirâc´in sözü de bizim söyledigimiz sekilde te´vil olunur. Aksi takdirde sarihin tercih etmedigi ikinci bir rivâyet olur.

Ümminin namazina uyan kimse hakkinda ebu-s-Suud «kaza vacip olmasi gerekir.» demistir. Zira evvelce görüldügü vecihle bu namaza baslamak sahihtir. Kiraatin yeri elince namaz bozulur.

«Yani niyetlenir de hatirladiginda derhal bozarsa ...» sözü zan ile kilana mahsustur. Mineh´de söyle deniliyor:. «Musannif kasten demekle zan ile namaza baslamaktan ihtiraz etmistir. Meselâ: Bir farzi kilmadigini zannederek ona niyetlenir de sonra kildigini hatirlarsa niyetlendigi namaz nafile olur. Tamamlamasi vacip degildir. Hatta onu bozmus olsa da yine vacip degildir.

Sugrada: «Bu hüküm nafile orucu derhal bozduguna göredir. Oruca devami tercih eder de sonra bozarsa kazasi lazim gelir. Namaz da böyledir. Müçteba´da böyle denilmistir.» ifâdesi vardir.

Ben derim ki: Bazi derkenar yazarlari da bu sözü Timurtasî´nin cami serhine nisbet etmislerdir. Lakin Tecnis sâhibi oruç meselesini söyle illetlendirmistir: «O kimse oruca devam edince sanki o anda devama niyet etmis gibi olur. Zeval´den önce ise nâfile oruca baslamis sayilir. Ve üzerine vacip olur.»

Hulâsasi: Hatirladiginda oruca devami tercih edince niyetin zamani da geçmedigine göre yeniden niyetlenmis gibi olur. Ve oruç kendisine lazim gelir. Namazda bu mümkün degildir. Binaenaleyh onu oruca katmak müskildir.

METIN

Zâhir rivâyete göre nafileye velev ki günes batarken dogarken veya istiva halinde iken niyet etmisolsun. Bu namazi bozmasi haramdir. Çünkü Teâlâ hazretleri: «Amellerinizi bozmayin!» buyurmustur. Ancak bir özürden dolayi bozulabilir. Kazasi da vaciptir. Velev ki bozulmasi kendi fiili ile olmasin. Mesela:

Teyemmümlü bir kimsenin suyu görmesi namaz kilan veya oruç tutan bir kadinin hayz görmesi bu kabildendir. Bilmis ol ki kula kendi iltizamiyle vacip olan seyler iki nevidir.

Birincisi: Sözle vacip olur. Bu nezirdir ki imam bahsinde gelecektir.

Ikincisi: Fiil ile vacip olur. Bu da nafile ibadetlere baslamaktir. Bunlari su beyt toplamaktadir:

«Nafilelerden yedi danesi vardir ki niyetlenene lazim gelirler.

Bu hüküm seriat sahibinin sözünden alinmistir;

Oruç namaz tavaf dördüncüsü hac;

Itikâf Umre yedincisi de ihramdir.»

IZAH

Imam-A´zam´dan zâhir rivayete göre bir kimse nafile namaza mekruh vakitlerden birinde baslamis bile olsa tamamlamasi icap eder. O namazi bozarsa haram islemis olur. Imam-A´zam´dan baska bir rivâyete göre mekruh vakitlerde oruca baslamaya kiyas ile bu vakitlerde baslanan nafile namaz niyetlenmekle lazim gelmez. Zâhire göre fark: O kimseye o anda oruçlu denmesinin sahih olmasi namazda ise secde etmeksizin namazda demenin sahih olmamasidir. Onun için oruç tutmayacagina yemin eden kimse mücerred niyetlenmekle yemini bozulur. Namaz kilmayacagina yemin eden böyle degildir. Nitekim gelecektir. Nehir.

Özür bulununca bu namazi bozmak haram olmaz. Bilakis bazen mubah bazen müstehap bazen da vacip olur. Nitekim musannif bunu namazin mekruhlari ´bâbinin sonunda beyan etmis ve söyle demistir:

«Özürlerden biri de mekruh vakitte namaza baslamasidir.

Bedayi´de bildirildigine göre bizce efdal olan o namazi bozmaktir. Tamamlarsa isâet etmis olur. Ama kazasi lazim gelmez. Çünkü o namazi vacip oldugu sifatta eda etmistir. Bozarsa kazasi lazim gelir.»

Bahir sahibi diyor ki: «Kerahet tahrimiyeden kurtulmak için o namazi bozmanin vacip olmasi gerekir. Bu ameli bozmak degildir. Çünkü daha mükemmelini yapmak içindir. Bu bozmak sayilmaz.»

«Kazâsi da vacibtir.» Yani velev ki bir özürden dolayi bozsun ve bildigin gibi özür kerahet vaktinde kilmasi olsun.

Bahir´da söyle denilmistir: «O namazi baska bir kerahet vaktinde kaza etse câizdir. Çünkü nâkis olarak vacip olmustur. Ve vacip oldugu sekilde edâ etmis olur. Bu câizdir. Nitekim o namazi nâkis vakitte tamamlamasi da câizdir.»

«Bunlari su beyit toplamaktadir.» Yani baslamakla vacip olan nafile ibâdetler su manzumede siralanmislardir. Kâide sudur: Adamakla ifâsi lazim gelen ve sahih olmak için evveli sonuna bagliolan her ibâdet baslamakla vacib olur. Nitekim az yukarida Münye serhinden naklen arz etmistik. Buradaki nazmi ebu-s-Suud Sadreddin bin Izzet´e nisbet etmistir.

Mücerred niyetle tavâfa baslamak onu yedi savt olarak tamamlamayi gerektirir.

Itikâfa gelince: Sârih itikaf babinda musannif ile baskalarindan naklen bildirecektir ´ki bazi muteber kitablarda: «Baslamakla itikafin lazim gelmesi zaif kavle istinad eder.» denilmistir. Yani bu söz nafile itikaf bir gündür rivayetine göredir. Zâhir rivâyette itikafin en azi bir saattir ki Buna göre baslamakla itikaf lazim olmaz. Belki mescidden çikmakla sona erer.

Ben derim ki: Lâkin Bedayi´de beyân edildigine göre itikafa baslamak edanin yetistigi miktarda ilzam eder. Mescidden ancak o kadarcigi vacip olarak çikinca fazlasi kendisine lazim gelmez.

Evet itikaf bâbinda fetih´deh naklen beyân edilecektir ki. ramazanin on gününde itikafa girmek baslamakla lazim gelmelidir.

Ihram meselesinde lübâb-ül-menâsik´te söyle denilmistir: «Bir kimse hac veya umre diye tayin etmeksizin ihrama niyet etse sahihtir. Ve kendisine lazim gelir. O kimse bunlardan birinin amellerine baslamazdan önce niyetini hangisine dilerse ona sarf edebilir.»

METIN

Dört rekatli sünnet-i gayri müekkedeye niyet eden kimse o namazi ilk iki rekat esnasinda veya ikinci çiftte bozarsa Halebî ve baskalarinin tercihlerine göre iki rekat olarak kaza eder. Yani iki rekatin tesehhüdünü yapmissa iki rekat kaza eder. Aksi takdirde bütün namaz bilittifak bozulur. Kâideye göre her çift rekat bir namazdir. Ancak imama uymak nezir ve ilk oturusu terk etmek gibi bir ariza olursa is degisir.

IZAH

Musannifin «dört rekatli» diye kayitlamasi nâfileye baslar da sayi niyet etmezse bilittifak iki rekat koza etmesi lazim gelecegi içindir. «Niyet eden» diye kayitlamasi ise namaz kilmayi nezir edip dört rekata niyetlenirse bilittifak dört rekatin kazasi lazim gelecegi içindir. Nitekim Hulasa´da bildirilmistir. Çünkü bunun sebebi vucubu vuzu edilmis sigasi ile nezirdir. Bahir.

Iki rekat kaza etmesi zahir rivayeye göredir. Hulâsada imam ebu Yusuf´un evvela dört rekat kaza eder dedigi sonradan imam-A´zam´la imam Muhammed´in kavline döndügü sahihlenmistir. Su halde iki rekat kaza lazim gelmesi bilittifaktir. Çünkü baslamak sebebiyle vacip olmak vaz´an sabit degil belki edâ edileni korumak içindir. Iki rekat Tamam olmakla edâ edilen korunmustur. Su halde zaruret yokken ziyade lazim gelmez. Bahir.

Halebî ve baskalari bu kavli tercih etmislerdir. Halebî Münye serhinde söyle demektedir: «Ama ögleden önceki sünnete yahud cumanin ilk veya son sünnetine baslar da sonra birinci veya ikinci çift rekatlarda bozarsa bilittifak dört rekat kaza etmesi lâzim gelir. Çünkü bu namaz ancak bir selâmla mesru olmustur. Rasûlüllah (s.a.v)´den böyle rivayet olunmustur. Binaenaleyh bir namaz mesabesindedir. Onun için de ilk oturusunda salavat okunmaz. Üçüncü rekata kalkinca Subhaneke ile baslanmaz.

Safih bir kimse bu namazin ilk iki rekatinda iken evin satildigini haber alir da dördü tamamlarsa suf´asi batil olmadigi gibi muhayyerenin hak hiyari da bâtil olmaz. Keza ilk iki rekatta iken yanina karisi girer de dört rekati tamamlarsa halvet sahih olmaz. O kadini bosarsa mihrinin tamamini ödemesi lâzim gelmez. Baska nafileler böyle degildir. Çünkü bu hükümler bir birinin aksinedir.»

Bahir´da bu kavli Fazlî´nin de ihtiyar ettigi bildirilmistir. Nisab´ta bunun esah oldugu kayit edilmistir. Çünkü baslamakla bu namaz farz gibi olmustur. Lâkin Bahir´da bundan önce söyle denilmistir. «Ulemamizdan nakl edilen zahir rivayete göre baslamakla bu namazdan yalniz iki rekatin kazasi lâzim gelir. Zira nâfiledir.»

Ben derim ki: Hidâye ve diger kitablarin zâhirlerine bakilirsa onlar da bu kavli tercih etmislerdir.

Sârihin «ilk iki rekat esnasinda» diye kayitlamasi ilk oturusun sonu ile üçüncü rekata kalkis arasinda bozarsa.bir sey lâzim gelmeyecegi içindir. Çünkü birinci çift oturmakla tamam olmustur.

Ikinciye henüz baslamamistir.

«Veya ikinci çiftte bozarsa...» yani birinci çifti oturusla tamamlar da ikinci çifte geçtikten sonra oturustan evvel onu bozarsa yine iki rekat kaza eder. Burada birinci çift tamam oldugu için ikinci çifti kaza eder. Lâkin birinci iki rekatin tekrarlanmasi vacip olmak gerekir. Çünkü vacip olan selâmi terk etmistir. Bu secde-i sehiv ile de tamamlanmaz. Nitekim bir vacibi terk edilerek kilinan her namazin hükmü budur. Bu söz ulemanin burada söylediklerine aykiri degildir. Zira onlarin sözleri kaza lâzim gelip gelmemek hususundadir. Bu da namazin bozulup bozulmadigina binâendir. Tekrar kilmak sahih fakat kerahetle eda edilen fiili ikinci defa kerahetsiz olarak yapmaktir. «Yani ilk iki rekatin tesehhüdünü yapmissa» ifadesinden murad: Tesehhüd miktari oturmasidir. Okuyup okumamasi müsâvidir. «Aksi takdirde bütün namaz bozulur.» Yani ilk iki rekatta tesehhüd yapmaz da ikinci çiftte namazi bozarsa bütün namaz bozulur. Çünkü birinci çift ancak ilk oturus bulunursa namaz sayilir. ilk oturus bulunmazsa dört rekatin hepsi bir namaz olur. Bahir.

«Kâideye göre her çift rekat bir namazdir.» Yani o kimseye nâfilenin tahrimesi ile iki rekattan fazla bir sey lâzim gelmez. Velev ki fazlasina niyet etmis olsun. Ulemamizdan nakl edilen zâhir rivayet de budur. Bahir.

Imama uymak ârizasi dört rekat namaz kilmasi gereken bir kimseye nâfile kilanin uymasidir. Meselâ: Nâfile kilan kimse öglenin farzini kilana uyar da sonra namazini bozarsa dört rekat kaza eder. Bu hususta namazin basinda veya son oturusta uymasi fark etmez. Çünkü imamin namazini iltizam etmistir. O da dört rekattir. Bunu Bahir ve Nehir sâhipleri Bedayi´den nakl etmislerdir.

Bir kimse namaz kilmayi nezir eder de dört rekata niyetlenirse bilittifak dört kilmasi lâzim gelir. Nitekim Bahir´dan naklen evvelce arz etmistik. Nihâye sâhibi bunu Mebsut´tan naklen söyle ta´lil etmistir: «Bu adam sözünün tahammül ettigi bir seyi niyet etmistir. Zira namaz ismi ikiye de dört rekata da samildir; Ve sanki: Allah için dört rekat namaz kilmak boynuma borç olsun demis gibidir.

Evvelce geçmisti ki bir kimse bir selâmla dört rekat namaz kilmayi nezir eder de iki selâmla kilarsa nezrini ödemis olmaz. Aksi böyle degildir. Buradakinin ifade ettigi mânâ ise bir selâmlakayitlamasa bile dört rekati nezir etmenin dört lâzim gelmek için kâfi gelmesidir. Bu namazi iki selâmla kilarsa nezrini ödemis olmaz.

Ilk oturusu terk etmekte müstesnalardan biridir. Çünkü her iki rekatin bir namaz sayilmasi ondan sonra gelen oturusun farz olmasini iktiza eder; ve bu oturus terk edilmesi ile namaz bozulur Nitekim imam Muhammed´in kavli bu oldugu gibi kiyas da budur. Lâkin seyhayn´a göre oturmadan üçüncü rekata kalkinca bu namaz farza benzeyen bütün bir namaz olmus; farz oturus son oturus olmustur ki istihsan da budur. Bu izâha göre bir kimse bir oturusla üç rekat nafile namaz kilsa aksam namazina kiyasla câiz olmak gerekirdi. Lâkin esah kavle göre bu caiz degildir. Zira oturusun bitistigi son rekat fâsid olmustur. Bir rekatlik nafile namaz mesru olmamistir. Binaenaleyh ondan evvelki de fâsid olur. Bir oturusla alti rekat nâfile kilsa bazilarina göre câiz olmaz. Çünkü istihsan farz kiyasla bir oturusta dört rekatlik caiz olmasidir. Ama bir oturusta edâ edilen alti rekatlik farz yoktur. Su halde mesele kiyasin aslina döner. Nitekim Bedayi´de böyle denilmistir.

T E N B I H : Mezkûr kaideden Halebî ile digerlerinin tercihlerine göre sünnet-i müekkede de istisnâ edilmek gerekir.

ONALTILI MESELELER

METIN

Nitekim her iki çift rekatta yahud yalniz birinci çiftte veya ikinci de yahud ikinci çiftin bir rekatinda veya birinci çiftin bir rekatinda yahud ilk çift rekatla ikinci çiftin bir rekatinda kiraati terk etse sadece iki rekat kaza eder. Çünkü ilk çift bâtil olunca ikinciyi onun üzerine bina etmek sahih olmaz. Bunlar dokuz sekil olup her birinde iki rekat kaza lâzim gelir.

IZAH

Musannif dört rekatli nâfilenin baska seylerle bozuldugunu anlattiktan sonra kiraati terk etmekle bozulan meselelerini izaha basliyor. Bunlara sekizli meseleler ve onaltili meseleler lâkabi verilmistir. Mezkûr meselelerde esas sudur: Namazin ilk çiftine baslamak tahrîme ile ikinci çiftine baslamak ise tahrîme baki olmak sartiyle ayaga kalkmakla sahih olur. Imam A´zam´a göre ilk çift rekatta kiraati terk etmekle tahrîme kalmaz. Binaenaleyh ikinci çifte baslamak sahih olmaz ki bozuldugunda kazasi lâzim gelsin. Sadece ilk çifti kaza eder. Çünkü kiraati terk etmekle o bozulmustur. Kiraati bir rekatta terk etmek bunun gibi degildir. Zira bu tahrîmeyi degil edâyi bozar.

Hattâ ilk çiftin kazasi vâcip olur. Ikinci çifte baslamak da sahih olur. Imam Muhammed´le Züfer´e göre çift rekatin birinde kiraati terk etmek hem tahrîmeyi hem edâyi bozar. O kimse iki rekatta kiraati terk etmis gibi olur. Binaenaleyh ikinci çifte baslamasi sahih olmaz. Bozuldugu takdirde kazasi da lâzim gelmez. Yalniz ilk çifti kaza eder. Imam Ebu Yusuf´a göre bir veya iki rekatta kiraati terk etmek yalniz edâyi bozar. Tahrîme bakidir Binaenaleyh ikinci çifte baslamasi mutlâk surette sahih olur.

Hâsili: Kiraati terk etmekle tahrîme Ebu Yusuf´a göre mutlâk surette bozulmaz. ImamMuhammed´le Züfer´e göre mutlâk surette bozulur. Imam-i A´zam´a göre aslen terk etmekle yani iki rekatta da okumakla bozulur. Bir rekatta okumamakla bozulmaz.

Nâfile namazin her iki çift rekatlarinda kiraati terk eden kimse Imam-i A´zam´la Imam Muhammed´e göre birinci çifti kaza eder. Çünkü tahrîme batil olmus; ikinci çifte baslamak sahih olmamistir. Imam Ebu Yusuf´a göre dört rekat kaza eder. Zira ona göre tahrîme bakidir her iki çiftte kiraati terk ettigi için eda bozulmustur.

Kiraati yalniz birinci çift rekatta terk eden kimse bilittifak iki rekat kaza eder. Imam-i A´zam´la Imam Muhammed´e göre iki kaza etmesi tahrîme bozuldugu ve ikinci çifte baslamasi sahih olmadigi içindir. Ebu Yusuf´a göre iki kaza etmesi ikinci çifte baslamasi sahih olsa bile o çiftte kiraat bulundugundan bozulmadigi içindir. Binaenaleyh yalniz birinci çifti kaza eder. Ikinci çift rekatta kiraati terk eden de bilittifak iki rekat kaza eder. Zira birinci çift sahih olmustur.

Ikinci çifte baslamasi sahihtir; bu kisimda kiraati terk ettigi için edâsi bozulmustur. Ikinci çiftin bir rekatinda kiraati terk ederse yine bilittifak yalniz o çifti kaza eder. Bunun için de iki sûret vardir. Zira o rekat ikinci çiftin ya birinci yahud ikinci rekatidir. Keza birinci çiftin bir rekatinda kiraati terk ederse bilittifak iki rekat kaza eder. Burada da iki sûret vardir. Çünkü bir rekatta kiraati terk etmekle o çifti bozmustur. Imam Muhammed´e göre tahrîme bozulmustur. Ikinci çifte baslamasi sahih olmamistir. Seyhayn´a göre ise tahrîme bâkî ikinci çiftin edâsi sahihtir.

Ilk çift rekatla ikinci çiftin bir rekatinda kiraati terk ederse yine iki rekat kaza eder. Burada da iki sûret vardir. Yani ilk çiftte ve ikinci çiftin bir rekatinda kiraati terk ederse Imam-i A´zam´la Muhammed´e göre ilk çifti kaza eder. Çünkü tahrîme bozulmus; ikinci çifte giris sahih olmamistir.

Imam Ebu Yusuf´a göre dört rekat kaza eder. Zira ikinci çifte giris sahihtir. Kiraati terk ettigi için o çiftin edâsi da bozulmustur.

«Çünkü ilk çift bâtil olunca ikinciyi onun üzerine bina etmek sahih olmaz.» Bu ifade bütün sûretlerde Imam-i A´zam´in kavline göre yalniz iki rekat kaza lâzim geldiginin ta´lilidir. Ve aslina isaret edilerek yapilmistir. Asli sudur: Namazin ilk çift rekatinda kiraat terk edilerek namaz bâtil olunca ikinci rekati onun üzerine bina etmek sahih olmaz; zira bozulmustur. Bunun mefhumunu alirsak ilk çift bozulmazsa üzerine binâ sahih olur mânâsi çikar.

Malûmdur ki namaza baslamak sahih olduktan sonra bir veya iki rekatta kiraati terk etmek edayi bozar; kaza icap eder. Binaenaleyh mezkûr ta´lilin mantuki ile musannif´in «her iki çift rekatta kiraati terk etse» yahud «yalniz birincide» ve «yahud ilk çift rekatla ikinci çiftin bir rekatinda terk etse» ifadesiyle yalniz iki rekat kaza etmesi lâzim gelir demesinin vechini anlatmistir. Çünkü bütün bu sûretlerde aslen kiraati terk etmekle birinci çift rekati bozmustur. Burada tahrime bozulmustur. Onun için o çiftin üzerine ikinci çift binâ edilemez. Binâ edilmeyince kazasi da lâzim gelmez; yalniz birinci çiftin kazasi lâzim gelir.

Mezkûr ta´lilin mefhumu ile de geri kalan sûretlerde yalniz iki rekat kaza etmesi lâzim gelmesinin vechini anlatmistir.

Bu sûretler musannifin «yahud ikinci çiftte yahud ikinci çiftin bir rekatinda veya birinci çiftin bir rekatinda kiraati terk etse» sözleriyle ifade ettikleridir. Bu sûretlerde birinci çift rekat imam-i A´zam´a göre bâtil olmamistir tahrîme bâkîdir ve ikinci çifte baslamak sahihtir. Lâkin o çiftte veya onun bir rekatinda kiraati terk ettigi için yalniz onun kazasi lâzim gelir. Ilk çiftin yalniz bir rekatinda kiraati terk edince yalniz o ciftin kazasi Iâzim gelir. Zira ikinci çifti onun üzerine binâ etmesi ve edâsi sahihtir.

«Bunlar dokuz sekildir.» Musannif kitabimizin metninde bunlarin altisini söylemistir. Lâkin «çiftin bir rekatinda» sözü üç yerde tekrarlanmistir. Bu söz o çiftin birinci ve ikinci rekatina sâmildir. Bu sûretle üç sekil daha meydana gelir.

METIN

Alti sûrette de dört rekat olarak kaza eder. Bu sûretler: Kiraati her çift rekatin birinde yahud ikinci çift ile birincinin bir rekatinda terk etmesi halleridir. Bütün rekatlarda okumasi halleriyle birlikte sütün sûretler onaltiya ulasir. Lâkin hiç oturmadigi veya oturup üçüncü rekata kalkmadigi veya kalkip da o rekati secde ile kayitlayip kayitlamadigi haller kalir

Âgâh ol!. Ve iç içe girenleri. Imama uyanin hükmünü ayirt et ki velev tesehhüdde uysun imamin hükmü gibidir.

IZAH

Kiraati her çift rekatin birinde terk etmek söyle olur:

1 - Ilk rekatla üçüncü rekatin

2 - Ilk rekatla dördüncü rekatin

3 - Ikinci rekatla üçüncü rekatin

4 - Ikinci rekatla dördüncü rekatin kiraatlarini terk eder. Böylece dört sûret meydana gelir.

«Yahud ikinci çift ile birincinin bir rekatinda terk eder.» Burada da iki sûret hâsil olur. Çünkü bu bir rekat o çiftin ya ilk rekati yahud ikincisidir.

Bu sûretle meydana gelen alti sûrette Imam-i A´zam´la Ebu Yusuf´a göre dört rekat Imam Muhammed´e göre ise yalniz iki rekat kaza eder. Çünkü O´nun kaidesine göre ilk çift rekatin birinde kiraati terk etmekle tahrîme bozulur. Bu alti surette ilk çift rekatin birinde kiraat terk edilmistir.Binaenaleyh ona göre namazin ikinci çift rekatina baslamak sahih olmamistir.

Seyhayne göre tahrîme bozulmamistir; ikinci çifte baslamak sahihtir. Su halde her iki çiftin edasini bozdugu için ikisini de kaza etmesi lâzim gelir. Ilk dört sûrette Imam-i A´zam´a göre dört rekat kaza lâzim gelmesi adi geçen kaidesine uygundur. Lâkin Ebu Yusuf bunu Imam-i A´zam´dan rivayeti inkâr etmis; Imam Muhammed´e hitaben:

«Ben sana O´ndan iki rekat kaza lâzim geldigini rivayet ettim» demistir. Fakat Imam Muhammed bunu Ebu Yusuf´tan rivayet etmekten vazgeçmemis; ve Ebu Yusuf´un unuttuguna kâil olmustur.

Imam Muhammed´in rivayet ettigi kavl zâhir rivayedir.Ulema ona itimad etmislerdir. Ebu Yusuf´un Imam-i A´zam´dan rivayet edip sonradan inkâr ettigi alti meseleden biri budur. Bunlari ImamMuhammed «el´ cami - us - Sagîr» adli eserinde Imam Ebu Yusuf´tan rivayet etmistir. Tamami Bahir´dadir.

«Bütün rekatlarda okumasi halleriyle birlikte sûretler onaltiya ulasir.» Sârihin okuma hallerinden bahis etmemesi namaz sahih oldugu içindir. Sözümüz kiraat terk edilmekle namaz bozulup kaza lâzim gelmesi hususundadir. Lâkin bu sûretler aklî taksimin tetimmesidir. Çünkü namazi kilan kimse ya dört rekatta kiraati edâ etmistir. Yahud dördünde de edâ etmemistir. Yahud üçünde edâ etmemistir ki bunun için de dört sûret vardir. Bunlarin mecmuu alti suret eder. Yahud kiraati iki rekatta terk etmistir. Yani ya birinci ve ikinci rekatlarda yahud birinci ve üçüncü veya birinci ile dördüncü rekatlarda okumamistir. Yahud ikinci ile üçüncü veya ikinci ile dördüncü rekatlarda okumamis; yahud üçüncü ve dördüncü rekatlarda kiraati terk etmistir. Bunlar da alti sûret eder. Yahud yalniz bir rekatta kiraati terk etmistir. Bunun için de dört sûret vardir.

Hepsinin mecmuu onalti eder. Ben bu sûretleri bu tertip üzere bir cetvele çizdim. Kiraata «K» harfiyle terk edildigine «T» ile isaret ettim ve üç imamimiza göre kazasi lâzim gelen rekatlarin sayisini her sûretin yani basina yazdim. Onlarin kaidelerini iyi belledinse mânâyi çikarman kolay olur. Cetvel sudur:

Ebû Hanîfe

Ebû Yusuf

Muhammed
__________________
"Güven" Çok İnce Bir Çizgidir.

Onu Kalınlaştırarak Kırılmasını Engelleyen Tek Şey
"İki Taraflı" Olmasıdır.


Dikkat !!! Kopyala Yapıştır Özelliğini Sadece Üyelerimiz Kullanabilir. Üyelik Ücretsizdir.. Ayrıca Üyelerimiz Forumdan Tamamen Reklamsız ve çok daha hızlı şekilde yararlanabilir.
KARAHAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 01-Ocak-2010, 04:46   #332 (permalink)
Kullanıcı Profili
Kurmay Başkan
 
KARAHAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik tarihi: Nisan-2009
Bulunduğu yer: Uçurumun Kenarindan
Üye No : 177
Mesajlar: 3.159
Konuları: 1388
İstatistikleri Seviye: 43 [â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�]
Aktiflik: 214 / 1071
Güç: 1053 / 15680
Deneyim: 85%
İtibar Puanları
İtibar Puanı : 119637
İtibar Derecesi : KARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond repute
Teşekkürleri
Teşekkür Etmiş : 775
Teşekkür Almış : 1.040
Tuttuğu Takım

Standart Cevap: Büyük Hanefi Fikhi

TERAVIH NAMAZI



METIN

Teravih erkek ve kadinlara icmaan sünnet-i müekkededir. Çünkü Hulefâ-i Râsidin buna devam etmislerdir. Vakti yatsi namazindan sonra fecire kadardir. Vitirden önce ve sonra kilinabilir. Esah kavil budur. Bir kimse teravihin bir kismini yetistiremez de imam vitire kalkarsa imamla birlikte vitiri kilar; sonra yetistiremedigi kismi tamamlar. Teravihi gecenin üçte birine yahut yarisina geciktirmek müstehaptir. Esah kavle göre bu vakitten sonraya birakmak mekruh degildir.

IZAH

Teravih: Tervihanin cemidir Terviha istirahat oturusudur. Teravihin her dört rekatindan sonra oturuldugu için bu namaza terviha denilmistir. Hazâin.

Musannifin bu namazi diger nafilelerden sonraya birakmasi sûbeleri çok oldugu ve cemaatla edâ olunmak hususunda onlardan ayrildigi için ve diger bazi hükümler sebebiyledir. Bundan dolayidir ki imam Hüsâmüddin teravih hükümleri hakkinda ayrica bir eser yazmis; Allame Kasim´da ona tâbi olmustur. Teravihin sünnet-i müekkede oldugunu Hidâye sahibi ve basaklari sahihlemislerdir. Imam A´zam´dan rivayet edilen de budur. Ihtiyar´da zikir edildigine göre ebu Yusuf imam A´zam´a teravihi ve hazreti Ömer´in fiilini sormus; O da su cevabi vermistir: «Teravih sünnet-i müekkededir. Ömer onu kendiliginden ortaya çikarmamistir. Bu hususta bid´at islemis de degildir. Onu ancak elindeki bir esasa ve Rasûlüllah (s.a.v.)´den belledigi bir bilgiye istinaden emir etmistir.»

Kudurî´nin «teravih müstehaptir» demesi Hidâye sahibinin anladigi gibi buna aykiri degildir. Çünkü O cemaatin toplanmasi müstehaptir denilmistir. Bu söz toplanmanin müstehap oldugunu gösterir. Onda teravihin müstehap olduguna delâlet yoktur. Inâye ve Münyet´ül musallî serhinde böyle denilmistir. Bir çok kimseler teravihin sünnet olduguna icma nakletmislerdir. Meselenin tamami Bahir´dadir.

Buradaki Hulefâ-i Râsidinden murad; hepsi degil ekserisidir. Çünkü teravihe devam hazreti Ömer´in hilâfeti zamaninda olmustur. Bu hususta bilûmum eshab-i kiram Ömer (r.a.)´e muvafakat etmis; onlardan sonra gelenler dahi günümüze kadar hiç bir itiraz eden çikmaksizin bu yoldan yürümüslerdir. Nasil muvafakat etmesinler ki. Rasûlüllah (s.a.v.)´in: «Benim sünnetimle Rasidin´in sünnetine sarilin! bunun üzerine parmak basin!.» buyurdugu sabit olmustur. Nitekim bu hâdisi ebu Davud rivayet etmistir. Bahir.

Teravih erkek ve kadinlara icmâen yani toptan sünnettir. Sârih «icmaan» sözü ile râfizîlerin; «teravih yalniz erkeklere sünnettir» iddialarina kulak asmamak gerektigine isaret etmistir. Dürer ve Kâfi´de Râfizîler hakkinda söylenen budur.

Fakat Nuh efendi hâsiyesinde bildirildigine göre Râfizîlerin meshur kavli teravihin astâ sünnet olmamasidir. Çünkü Râfizîler bid´atci bir firkadir. Hava ve heveslerine tâbi olurlar. Kitaba sünnete bel baglamazlar. Sahih hâdisleri inkâr ederler.

Musannifin teravihin vakti yatsidan sonradir demeyip «yatsi namazindan sonra» demesi yatsidan murad vakti degil namazi olduguna isaret içindir.

Tetimme: Niyet bahsinde sünnetlerde tayin sart midir yoksa mutlak niyet kâfi midir seklinde ihtilâf edildigini ve esah kavle göre mutlak niyet kâfi geldigini fakat tayin etmenin daha ihtiyat oldugunu görmüstük. Bu hususta sözün.tamami o bahistedir Müracaat edebilirsin. Burada sunu arzetmek isteriz: Acaba teravihin her çift rekati için niyeti tazelemek sart midir?

Hülâsa´da buna; «evet sahih kavle göre sarttir çünkü her çift rekat basli basina bir namazdir» diye cevap verilmistir.

Haniye´de ise; «esah kavle göre sart degildir. zira bütün teravih bir namaz mesabesindedir Tatarhaniye´de de böyledir» denilmektedir.

Zâhirine bakilirsa hilâf niyetin aslindadir. Bana kalirsa sahih olan kavl birincisidir. Çünkü teravihi kilan kimse selâm vermekle hakikaten namazdan çikmistir. Binaenaleyh yeniden namaza girmek için mutlâka niyet lâzimdir.

Hilâftan kurtulmak için bunun daha ihtiyat oldugunda da süphe yoktur. Evet Hilye´de teravihin ilk iki rekatina baslarken bütün teravihe niyet ederse ikinci kavl tercih edilmistir.

Teravih vaktinin fecirde sona erecegi hususunda hilâf yoktur. Nitekim Nehir´de beyan edilmistir.

Esah kavle göre teravih vitir namazindan önce ve sonra kilinabilir. Bu hususta üç kavl vardir.

Birinci kavle göre: Teravihin vakti bütün gecedir. Yatsidan önce ve sonra vitirden önce ve sonra kilinabilir. Çünkü gece namazidir. Bahir sahibi; «bu kavli sahih kabul eden görmedim» demistir. Zâhirine bakilirsa bu kavle göre teravihin vakti günesin kavusmasindan itibaren girer.

Ikinci kavle göre: Teravihin vakti yatsi ile vitir arasidir. Hülâsa´da bu kavl sahih kabul edilmistir. Gayet´ül beyan´da dahi; «öteden beri nesilden nesile rivayet edilegelen budur» diyenlerin bu kavli tercih edilmistir.

Üçüncü kavl: Kenz´e tâbi olarâk musannifin tercih ettigidir. Bu kavli Kâfi sahibi cumhur ulemaya nisbet etmis; Hidâye Hâniye ve Muhit sâhipleri de sahihlemislerdir. Bahir.

«Bir kimse teravihin bir kismini yetistiremez de imam vitire kalkarsa ilh...» ifadesi esah kavle göre bir tefri´dir. Ancak «vitir namazindan efdal olan evde degil mescidde cemaatla kilmaktir» kavline göredir. Halbuki bu mesele ihtilâflidir; ileride gelecektir. Binaenaleyh sârihin; «Onunla birlikte vitiri kilar» sözü efdal olan budur mânâsinadir. Teravihin vakti hususundaki birinci kavle göre de öyledir. Ikinci kavle göre ise evvelâ yetistiremedigi rekatlari kilar. Hülâsa´da bunun illeti; «vitirden sonra kalan teravihi kilmasi mümkün degildir» seklinde gösterilmistir. Bu anlattiklarimizdan anlasilir ki Bahir sahibinin üçüncü kavle göre olan tefriî ikinci gibi yapmasi dogru degildir dogrusu birinci gibi olacaktir. Nitekim sârihimiz burada öyle yapmistir. Hilâfin semeresi surada da zâhir olur: Bir kimse teravihi vitir namazindan sonra kilar; yahut teravihin bir kismini unutur da vitirden sonra hatirlayarak kilarsa birinci ve üçüncü kavillere göre sahih ikinci kavle göre sahih degildir. «Esah kavle göre bu vakitten sonraya birakmak mekruh degildir.» Mamafih «mekruhtur; çünkü yatsiya tâbidir binaenaleyh yatsinin sünneti gibi olur» diyenler de vardir.

Bunlara söyle cevap verilmistir: «Teravih yatsiya tabi olsa da o. gece namazidir Gece namazindaefdal olan gecenin sonunda kilmaktir. Su halde gece namazi sayilan bir namazin geciktirilmesi mekruh degildir.» Ama en iyisi geciktirmemektir. Zira kaçirilacagindan korkulur. Bunu Imdad´dan naklen Halebî söylemistir. Bahir´daki «sahih kavle göre geciktirmekte beis yoktur» sözü kerahet-i tenzihiye sabit olduguna delâlet etmez ki sârihin «mekruh degildir» demesine «nefi edilen kerahet-i tahrimiyedir» diye cevap verilsin. Çünkü beis yoktur sözü hilâfi daha iyidir mânâsina kullanilir. Hilâfi evlâ olan her sey kerahet-i tenzihiye ile mekruh degildir. Zira kerahitin mutlâka hususi bir delili bulunmasi gerekir. Nitekim bunu defalarca anlattik hattâ Allâme Kâsim´in ve baskalarinin risalelerinde söyle denilmistir: «Sahih kavle göre bunda beis yoktur. Müstehap ve efdal olan da budur. Çünkü teravih gece namazidir.»

METIN

Vakti geçtigi zaman teravih aslâ kaza edilmez. Esah kavle göre yalniz basina da kaza edilmez. Sâyet kaza ederse nâfile ve müstehap olur; teravih olmaz. Ve aksam namazi ile yatsinin sünnetleri gibi olur. Teravihi cemaatla kilmak esah kavle göre sünnet-i kifayedir. Bütün bir mescid halki kilmazlarsa günahkâr olurlar. Bazilari terk ederse günahkâr olmazlar. Cemaatla kilinmasi mesru olan her namazi mescidde kilmak efdaldir. Bunu Halebî söylemistir.

Teravih on selâmla yirmi rekattir. Bunun hikmeti tamamlayanin tamamlanana müsavî olmasidir. Yirmi rekati bir selâmla kilarsa her çift rekatta oturdugu takdirde kerahatle sahih olur. Oturmazsa iki rekat yerine geçer. Bununla fetva verilir.

IZAH

«Esah kavle göre yalniz basina da kaza edilmez.» Yani cemaatla kaza edilmedigi gibi yalniz basina da kaza edilmez. T.

Bazilari «ertesi aksamin teravih vakti girmedikçe yalniz basina kaza eder» demis; bir takimlari ramazan ayi geçmedikçe kaza edecegini söylemislerdir. Kâsim.

«Aksam namazi ile yatsinin sünnetleri gibi olur.» Yani kazasi lâzim gelmemek hususunda teravih dahi diger sünnet-i müekkedeler gibi olur. Çünkü o da sünnet-i müekkededir. Kaza farzin ve sartlarini hâiz olan sabah namazinin sünnetinin hassalarindandir.

«Teravihi cemaatla kilmak esah kavle göre sünnet-i kifayedir.» Bu Ibâre asil teravihin aynen sünnet oldugunu ifade eder. Onu bir kimse terk ederse mekruh olur. Cemaatla kilinmasi ise sünnet-i kifâyedir. Bütün belde halki terk ederlerse isâet etmis olurlar. Ama bir kisi terk eder de evinde kilarsa yalniz fazîletini terk etmis olur. Bir kimse teravihi evinde cemaatla kilarsa mesciddeki cemaat sevabina nail olamaz. Farz namazlarda da hüküm böyledir. Acaba teravihi cemaatla kilmak bir beldede bulunan bütün mescidlerin halkina mi yoksa yalniz bir mescidin veya bir mahallenin halkina mi sünneti kifayedir? Sârihin sözünden anlasilan birincisidir. Tahtavî ikinciyi daha zâhir bulmustur. Bence üçüncüsü (yani mahalle halkina sünnet olmasi) daha zâhirdir. Çünkü Münye´de «hattâ bir mahalle halkinin hepsi cemaati terk etseler sünneti terk etmis ve isâette bulunmus olurlar» denilmistir.

Ulemanin buradaki sözlerinden anlasilan: Mescidde cemaatla kilmanin sünnet-i kifaye olmasidir. Hattâ halk evlerinde cemaatla kilsalar da mescidde cemaatla kilinmasa hepsi günahkâr olurlar. Münye´den naklettigimiz söz cemaata gitmeyen bazi kimseler hakkindadir. Bazilarina göre teravihi cemaatla kilmak sünnet-i ayin´dir. Yalniz kilan isâet etmis olur; velev ki mescidde cemaatla kilinmis olsun. Zâhiriddin bununla fetva verirmis.

Bir takimlari «teravihin evde kilinmasi müstehaptir; yalniz sözü dinlenen büyük fâkîhin mescidde kilmasi sünnettir zira onun mescide gitmesi baskalarini tesvik olur» demislerdir. Sahih olan kavl cumhurun sözüdür. Yani teravihi cemaatle kilmak sünnet-i kifayedir. Meselenin tamami Bahir´ dadir.

Teravih yirmi rekattir. Cumhurun kavli budur. Doguda batida bütün müslümanlar bununla amel etmektedirler. Imam Malik´ten bir rivayete göre otuzalti rekattir. Fes´ul Kadir´de beyan olunduguna göre delilin muktezasi sekiz rekatin sünnet olmasidir. Kalani müstehaptir. Tamami Bahir´dadir. Ben ona yazdigim derkenarda bunun cevabini verdim.

«Tamamlayanin tamamlanana müsavî olmasi»ndan murad: Teravihle farzlarin tamamlanmasidir. Tamamlayan teravih namazi tamamlanan da farz ve vitir namazlaridir. Vitirle birlikte bir günün farzlari yirmi rekattir. Vitirden önce kilinmakla beraber teravihin vitiri tamamlayici olmasina bir mâni yoktur.

Nehir´de söyle deniliyor: «Süphesiz günlük sünnet-i müekkedeler dahi tamamlayici iseler de bu ayin Kemâli ziyade oldugundan onda bu tamamlayici daha da arttirilmis; böylece kemâlini bulmustur.» T.

Yirmi rekat teravihi bir selâmla kilmak her çift rekatta oturmak sartiyle sahih fakat kasden yapmak mekruhtur. Sahih olan kavl budur. Nitekim Nisâb ve Hizanet´ül feteva´dan naklen Hilye´de böyle denilmistir. Münye´de buna muhalif olarak kerahet olmadigi bildirilmistir. Ancak söz götürdügü meydandadir. Zira nakl ve gelenege aykiridir. Hem ulema mutlâk olarak gece kilinan nâfilede sekiz rekattan fazlasinin mekruh oldugunu söylemislerdir. Binaenaleyh burada evleviyetle mekruhtur. Bahir.

«Bununla fetva verilir.» Burada açikça bu sözü söyleyen görmedim. Nehir sahibi bu sözü Zâhidî´den naklen bir oturusla ve bir selâmla dört rekat kilan hakkinda söylemistir. Yirmide bir selâm vermeyi ise Bahir sahibi buna kiyas etmistir. Evet Hâniye ve diger kitaplarda açiklandigina göre yirmide bir selâm vermek sahihtir. Halbuki biz Bedâyi´ Hülâsa ve Tatarhaniye´den naklen evvelce bildirmistik ki bir kimse bir oturusla üç alti veya sekiz rekat kilsa esah kavle göre hem istihsânen hem kiyâsen namaz fâsid olur vechini de beyan etmistik. Demek oluyor ki bir oturusla ve bir selâmla dört rekattan fazla kilinan namazin iki rekat yerine mi geçecegi yoksa fâsid mi olacagi hususunda sahihlenen kaviller muhteliftir.

FER´I MESELELER: Bir cemaat teravihte dokuz selâm mi verdiler yoksa on mu diye süphe ederlerse esah kavle göre ihtiyaten teravihi tamamlamak ve nâfileyi cemaatla kilmaktan korunmak için yalnizbaslarina ikiser rekat daha kilarlar. Keza Ibn-i Fazla göre vitir namazindan sonra teravihten bir selâm noksan kildiklarini hatirlarlarsa yine ayni sekilde ikiser rekat kilarlar. Sadr´is Sehîd «cemaatla kilinir demek caizdir» demistir ki bu daha uygundur. Çünkü vakti içindeki teravih hakkinda muhtar olan kavle ibtina eder.

Imam ilk iki rekatin birincisinde yanilarak selâm verir de sonra kalan rekatlari kilarsa bazilarina göre yalniz ilk iki rekati kaza eder. Çünkü sonraki rekatlara sahih olarak baslamistir. Bir takimlari bütün rekatlari kaza edecegini söylemislerdir. Zira ilk selâmi onu namazin hürmetinden çikarmamistir. O bir hatadir. Ondan sonra verecegi her selâmin hükmü de budur ve ilk selâma ibtina eder. Imam bütün çift rekatlarda oturusu terk etmis olur ki bütün namazi fâsid olur. Meger ki selâmi kasten vermis olsun. Yahut selâmdan sonra namaza aykiri bir fiilde bulunsun veya yanildigini anlasin. Meselenin tamami Hünye serhindedir. Bana ilk kavl daha tercihe sayan görünüyor. Çünkü imamin selâmi çikarmasa da ikinci çift rekata intikal maksadiyle tekbir almasi kendisini ilk çiftten çikarir. Sonra Hilye´de bu kavl için daha münasiptir denildigini gördüm.

METIN

Her dört rekatta dört rekat miktari oturmak menduptur. Besinci teravihe ile vitir namazinin arasinda oturmak da menduptur. Cemaat tesbih kiraat sükût ve yalniz baslarina namaz kilmak arasinda muhayyerdirler. Evet her iki rekattan sonra iki rekat namaz kilmak mekruhtur. Bir defa hatim sünnet iki defa hatim fazîlet üç defa hatim efdaldir.

IZAH

Burada oturmanin hakikati murad edilmemistir. Maksat beklemektir. Teravihi kilan zikir veya sükût ederek oturmakla yalniz basina nâfile namazi kilmak arasinda muhayyerdir. Nitekim Sârih beyan etmistir. Bu mahayyerlik Münye serhi ile Bahir´da beyan olunmustur. Kenz´in ifadesinden oturmanin sünnet oldugu anlasilirsa da Zeyleî bunu tashih ederek «sünnet degil. müstehabtir» demistir. Hidâye´de açiklanan da budur.

Tesbih hakkinda Kuhistânî söyle demistir: «Üç defa :

Subhanezilmülki velmeleküt. Subhanezil izzeti vel azameti vel kudreti vel kibriyai vel ceberut. Subhanelmelikelhiyellezi la yemütü. Subbuhu kuddüsün rabbul melaiketi verruhi. Lailahe illallah. Nestagfirullah neselükel cennete veneûzü bike minennâr. denilir . Nitekim minhac´ül ibad´da böyle denilmistir.

Mânâsi sudur: Mülk ve seref sahibi olan Allah´i tenzih ederim. Izzet azamet kudret büyüklük ve ceberût sahibi olan Allah´i tenzih ederim. Ölmeyen diri meliki tenzih ederim. Kusurlardan temiz ve paktir. Meleklerin ve Cibril´in Rabbidir. Allah´dan baska ilâh yoktur. Biz Allah´dan afv dileriz. Ya Rab senden cenneti diler; cehennemden sana siginiriz.

Cemaatin yalniz baslarina namaz kilmalarindan murad dört rekatlik namazdir. Cemaat mendup oturuslarda kendi kendilerine bu sekilde onalti rekat namaz kilarlar. (Böylece imam Malik´in hilâfindan da çikilmis olur).

Allâme Kasim : «Cemaat yalniz baslarina bu onalti rekati ziyade ederlerse beis yoktur. Bu müstehaptir. Ama imam Malik´in mezhebinde oldugu gibi cemaatla kilarlarsa mekruhtur...» demistir.

Nehir´de ise: «Namaza gelince: Mekruh oldugunu söyleyenler bulundugu gibi sünnettir diyenler de vardir. Sirâc´daki: Mekke´liler tavaf ederler Medine´liler dört rekat namaz kilarlar. Ifâdesinin mânâsi budur» denilmistir.

«Her iki rekattan sonra iki rekat namaz kilmak mekruhtur.» Çünkü istirahat her çift rekat arasinda degil iki terviha arasinda mesru olmustur (bir tervihiye dört rekattir)

Ramazan boyunca teravihi bir hatimle kilmak sünnettir. Hâniye ve diger kitaplarda bu sahihlenmistir. Hidâye sahibi bu kavli ekser ulemaya Kâfi sahibi ise cumhura nisbet etmistir. Burhan´da «ebu Hânife´den nakledilen bu; eserlerde rivâyet olunan da budur» denilmistir.

Zeyleî diyor ki: «Ulemadan bazilari kadir gecesine rastlarlar ümidiyle ramazanin yirmiyedinci gecesi teravihi hatimle kilmanin müstehap oldugunu söylemislerdir. Çünkü bu husustaki haberler birbirini takviye etmistir. Imam Hasan ebu Hanîfe´den naklen teravihin her rekatinda on âyet miktari okunacagini söylemistir. Sahih olan da budur. Çünkü sünnet bir defa hatim etmektir. O da bu miktarla rahatlikla hâsil olur. Zirâ bir ayda teravih rekatlarinin miktari altiyüzdür. Kur´an âyetlerinin sayisi da alti bin küsurdur.» Gerçi Hülâsa´da «Her rekatta on âyet okunur tâ ki yirmiyedinci gece bir hatim olsun» denilmis; Feyz´de de buna benzer sözler söylenmis ise de bu söz götürür. Çünkü onar onar tevzi hatmin otuz günde olmasini gerektirir. Meger ki vitir namazi katilarak hesaplana! Fakat Hâniye ve diger kitaplarda bunun teravihi mahsus oldugu kayit edilmektedir. Meselenin tamami Seyh Ismail´in serhindedir.

Münye serhinde de söyle denilmistir: «Sonra Kur´ân-i Kerîm ay sonundan önce hatim edilirse bazilarina göre kalan gecelerde teravihi terk etmek mekruh degildir. Çünkü teravih bir defa Kur´ân-i hatim için mesru kilinmistir. Bunu ebu Ali Nesefî söylemistir. Bir takimlari «teravihi kilar ve diledigini okur» demislerdir. Bu Zahîre´de beyan edilmistir.»

METIN

Cemaatin tembelliginden dolayi hatim terk edilmez. Lâkin Ihtiyar nâm eserde «bizim zamanimizda efdal olan cemaata agir gelmeyecek kadar okumaktir» denilmis; Musannif ve baskalari da onu tasdik etmislerdir.

Mücteba´da «Imam A´zam´dan nakledildigine göre farzda üç kisa veya bir uzun âyet okursa iyi yapmis olur fena etmis olmaz. Sen teravihi ne Zannediyorsun!» denilmektedir.

Zahidî´nin «Fezâil-i ramazan» bâbinda su ibare yardir: «Ebu´l Fadl Kirmanî ile Veberî fetva vermislerdir ki bir kimse teravihte fatiha ile bir veya iki âyet okursa mekruh islemis olmaz. Zamanin halkini bilmeyen câhildir.»

Her çift rekatta imam ve cemaat Subhanekeyi okurlar. Imam tesehhüdden fazla bir seyler okur. Ancak cemaat bundan bikarsa o zaman yalniz salavatla iktifa eder. Yani: «Allahümme salli alaMuhammed» demekle yetinir. Çünkü imam Sâfiî´ye göre farz olan budur. Dualari terk eder. Ama münkirattan acele okumaktan euzü besmeleyi terk etmekten. itminani ve tesbihi istirahati birakmaktan kaçinmalidir.

IZAH

El´ Ihtiyar adli eserde «bizim zamanimizda efdal olan cemaata agir gelmeyecek kadar okumaktir» denilmistir. Çünkü cemaati çogaltmak kiraati uzatmaktan efdaldir. Bunu Muhit´ten naklen Hilye sahibi söylemistir. Bu gösterir ki mesele zamana göre degisen seylerdendir. Birçok meselelerde yararlara göre zaman degistikçe hükümler de degismektedir. Onun için Bahir sahibi söyle demistir: «Hâsili mezhebin sahih kavline göre hafim sünnettir. Lâkin bundan hatim cemaata usanç verir ve bilhassa zamanimizda oldugu gibi bir çok mescidlerin kapanmasina sebep olursa yine terk edilemez mânâsi çikmaz. Zâhire göre cemaata hafif gelen sekil tercih edilir.»

Mücteba´nin Imam A´zam´in kavlini rivayet eder ibâresi sudur: «Müteehhirin ulema cemaat bikmasin ve mescidlerin kapanmasi lâzim gelmesin diye bizim zamanimizda üç kisa veya bir uzun âyet okursa kâfidir diye fetva verirlerdi. Çünkü Hasan´in Imam A´zam´dan rivayetine göre imam farz namazda fatihadan sonra üç âyet okursa iyi yapmis olur. Isâet etmis sayilmaz. Farzda böyle olunca baskalarinda ne olacagini saniyorsun!»

«Bir veya iki âyet okursa ilh...» ifadesinden murad; üç kisa âyet miktaridir. Buna delil Mücteba´nin yukarida geçen ibâresidir. Yoksa bundan asagi olursa kerâhet-i tahrimiye ile mekruh olur. Zira Münye ve serhinde namazin sifati bahsinde: «Fatiha ile birlikte bir veya iki kisa âyet okursa kerâhet-i tahrimeye hududundan çikmis olmaz. Ama üç kisa âyet yahut bunlara denk bir veya iki âyet okursa kerâhet-i tahrimiye hududundan çikar; ancak müstehap hududuna girmez. Bunda kerahet tenzihiye olmalidir ilh...» denilmistir. Yani sünnet olan miktar mufassallardan okumaktir denilmek istenmistir. Binaenaleyh buradaki mekruh olmaz sözü tahrimen ve tenzihen mekruh degildir mânâsinadir. Velev ki farzlar da tenzihen mekruh olsun.

Sunu da arz edelim ki Tecnis´de beyan olunduguna göre ulemadan bazilari her rekatta ihlâs suresini bazilari da Fil suresini okumayi tercih etmislerdir. Yani Fil suresiyle baslanir; sonra sureler bitince tekrarlanir. Kalbi rekat sayisiyle mesgul olmamak için bu daha iyidir.

Hilye sahibi diyor ki: «Memleketimiz mescidlerinin ekserisinde imamlarin amelleri bunda karar kilmistir. Yalniz onlar ilk rekatta tekâsür suresinden baslar; ikincide ihlâsi okurlar. Bu minval üzere inerek ondokuzuncu rekatta «tebbet»i yirmincide ihlâsi okurlar.» Bahir´da ise su ziyade vardir: «Son tervihiyenin ilk çiftinde bir sure ile ayirim yapildigi zaman kerahet yoktur çünkü kerahet meselesi farzlara mahsustur. Nitekim Hülâsa ve diger kitaplardan anlasilmaktadir.»

Ben derim ki: Lâkin ihtiyat olan son tervihiyenin ilk çiftinde nasr ve tebbet surelerini ikinci çiftinde de muavvazeteyni okumaktir. Zamanimizin bazi imamlari her tervihiyenin ilk çiftinde asir ve ihlâs surelerini ikinci çiftinde de kevserle ihlâsi okuyorlar.

«Yani Allahümme salli alâ Muhammed demekle yetinir.» Minyet´üs Sagîr serhinde «ve alâ âliMuhammed» de diyecegi ilâve edilmistir. Galiba sârihimiz ta´lilden alarak yalniz birinciyi söylemistir zira imam Safiî´ye göre âli Muhammed´e salâvat farz degildir. Belki ona göre bu son tesehhütte sünnettir. Bazilari vâcip oldugunu söylemislerdir. Istirahattan murad her dört rekattan sonra oturmaktir. Bunun mendup oldugu yukarida geçmisti. Bundan anlasilir ki münkirattan zikir edilenlerin mecmuu kastedilmistir. Ancak mesrua muhalif olan seyler de kasr edilmis olabilir.

METIN

Ayakta durmaga kudreti varken teravihi oturarak kilmak mekruhtur. Çünkü çok müekked bir sünnettir. Hattâ oturarak kilinamaz diyenler olmustur. Nitekim münafiklara benzedigi için kiyâmi imamin rukuuna kadar geciktirmekte mekruhtur. Farzi cemââtla kilmayanlar teravihi de cemaatla kilmazlar. Zira teravih farza tâbidir. Farzi yalniz basina kilan onu da beraber kilar. Bir kimse teravihi imamla kilmaz yahut baska imamla kilarsa vitir namazini beriki imamla kilabilir. Kaldi ki teravihi bütün cemaat terk ederlerse acaba vitiri cemaatla kilarlar mi? arastirmalidir.

Ramazanin haricinde vitir ve nâfile namazlar cemaatla kilinmazlar. Yani bu birbirlerini çagirmak suretiyle meselâ dört kisi bir kimseye uyarak yapilirsa mekruhtur. Nitekim Dürer´de beyan edilmistir. imama uymanin sahih oldugunda hilâf yoktur. Zira mâni yoktur. Nehir.

IZÂH

Özür yokken teravihi oturarak kilmak tenzihen mekruhtur. Çünkü Hilye ve diger kitaplarda bildirildigine göre ulema özür yokken bunun iyi görülmedigine ittifak etmislerdir. Zira seleften nakledilenin hilâfinadir. Hattâ «oturarak kilinmaz» diyenler olmustur. Bunu söyleyenler teravihi imam-i Hasan´in sabah namazinin sünneti hakkinda Imam-i A´zam´dan rivayet ettigi kavle kiyas etmislerdir. Çünkü ikisi de sünnet-i müekkededir. Ama sahih olan aralarinda fark bulunmasidir. Sabah namazinin sünneti hilâfsiz sünnet-i müekkededir. Teravih öyle degildir. Nitekim Haniye´de beyan olunmustur Hâniye´nin ibaresini sabah namazinin sünneti bahsinde nakletmistik.

«Nitekim kiyami imamin rükûuna kadar geciktirmek de mekruhtur.» Zâhirine bakilirsa münâfiklara benzeyis illetinden dolayi buradaki kerahet kerahet-i tahrimiyedir. Bahir´da Hâniye´den naklen söyle denilmistir: «Imama uyan kimsenin teravihte oturup da imam rükûa gidecegi zaman kalkmasi mekruhtur. Çünkü bunda namaza karsi tenbellik göstermek ve münâfiklara benzemek vardir. Teâlâ hazretleri: «Münâfiklar namaza kalkarlarsa tenbel tenbel kalkarlar.» buyurmustur.. T.

Hilye sahibi diyor ki: «Bu söz tenbellikten degilde ihtiyarlik ve benzeri bir sebeple gecikirse mekruh olamayacagini gösterir ki öyledir.»

T E N B I H : Tatarhâniye´de «keza uyku basarak galebe çalarsa namaz kilmasi mekruhtur; bilâkis uyanincaya kadar namazdan ayrilir» denilmistir.

«Zira teravih farza tâbidir.» Yani teravihi cemaatla kilmak farz cemaatina baglidir. Zira teravih ancak farzi kilan cemaatla edâ edilir. Yalniz teravih cemaatla kilinirsa bu babtaki delillere aykiri olur. Ve mesru sayilmaz. Ama farzi kilan cemaatin teravihi de cemaatla kilmasi halinde bir adam farzi yalniz basina kilmis bulunursa o imamla teravihi kilabilir. Çünkü o cemaatin cemaatla kilmalari mesrudur. Mahzur olmadigi için o kimsenin de onlarla birlikte cemaat olmasi câizdir. Bu meseleyi izah hususunda benim anladigim budur.

«Bir kimse teravihi imamla kilmaz yahud ilh...» Bu mesele ile bundan önceki mesele Kinye´den naklen Bahir´da ve kezâ Dürer´in metninde zikir edilmistir. Lâkin Tatarhaniye´de tetimmeden naklen söyle denilmektedir: «Ali bin Ahmed´e: Bir.kimse farzi ve teravihi yahut yalniz teravihi kendi kendine kilarsa vitiri imamla kilabilir mi? diye sorulmus ta hâyir diye cevap vermistir.» Sonra gördümki Kuhistânî musannifin söylediklerinin sahih kabul edildigini bildirmis: «Lâkin farzi imamla kilmamissa vitirde ona tâbi olamaz» demistir. Binaenaleyh musannif´in «bir kimse teravihi imamla kilmazsa ilh...» sözü «farzi imamla kilmisken» mânâsinadir. Fakat Kuhistânî´nin «onunla birlikte» sözü teravihi yalniz kilmaktan ihtiraz olmak gerekir. Teravihi baskasiyle cemaat olarak kildiktan sonra vitiri bu imamla kilarsa kerahet yoktur.

«Teravihi bütün cemaat terk ederlerse acaba vitiri cemaatla kilarlar mi?» Öyle anlasiliyor ki vitiri cemaatla kilmak teravihi cemaatla kilmaya tâbidir. Velev ki vitir namazi haddi zatinda esas olsun. Çünkü vitirde cemaatin sünnet olmasi teravihe tâbi olarak eserle bilinmistir. Su da var ki ulema teravihten sonra vitirin cemaatla kilinmasinin efdal olup olmadiginda ihtilâf etmislerdir. Nitekim gelecektir.

«Yani bu birbirlerini çagirmak suretiyle meselâ dört kisi bir kimseye uyarak yapilirsa mekruhtur.» Birbirlerini çagirmayi Vânî çoklukla tefsir etmistir. Çokluk onun mânâsinin tâzimidir. Bir kisinin bir kisiye yahut iki kisinin bir kisiye uymasi mekruh degildir. Kâfi´den naklen Bahir´da beyan edildigine göre üç kisinin bir kisiye uymasi ihtilâflidir. Acaba burada imama uymakla cemaat fazîleti elde edebilir mi? Evvelce söyledigimiz «nâfile namazda cemaat sünnet degildir» sözünün zâhiri edilmeyecegini göstermektedir.

Simdi su kalir: Bir kimseye bir veya iki kisi uyar da sonra bir cemaat gelerek onlar da uyarsa mekruh olur mu? Rahmetî diyor ki: «Kerahetin sonradan uyanlara olmasi gerekir.»

Ben derim kî: Bütün bunlar hepsinin nâfile kildiklarina göredir. Fakat nâfile kilanlar farz kilana uyarlarsa kerahet yoktur. Nitekim bundan sonraki bâbin basinda anlatacagiz.

Sarih buradaki «mekruhtur» sözü ile ulemanin; «Kudurî´nin muhtasarindaki câiz degildir sözünden muradi kerahettir; cevazin asli degildir» sözlerine isaret etmistir. Lâkin Hülâsa´da Kudurî´nin «mekruh degildir» dedigi rivayet edilmistir. Hilye sahibi bu sözü Tahavî´nin Mansur´un Mahreme´den naklettigi su eserle teyid etmistir: Mansur: Biz Ebu Bekir (r.a.)´i geceleyin defnettik. Ömer (r. a.) : Ben vitiri kilmadim. dedi ve kalkdi. Biz de arkasinda saf olduk. Bize üç rekat namaz kildirdi. Ve yalniz sonunda selâm verdi demistir.» Bundan sonra Hilye sahibi sözüne söyle devam etmistir: «Ama söyle de denilebilir: Zâhire göre vitirde cemaat müstehap degildir. Sonra bu hazreti Ömer´in yaptigi gibi bazen yapilirsa mubah olup mekruh degildir. Devam üzere yapilirsa bid´at ve mekruh olur. Çünkü nakledilene aykiridir. Kudurî´nin muhtasarinda söyledigi buna baska yerde söyledigi birinciye hamledilir. Allah´u âlem.»

Ben derim ki: Bunu Bedâî´nin su sözü de teyid eder. «Nâfile namazda cemaat olmak yalniz ramazanda teravihte sünnettir.» Zira sünnet degildir demek mekruh olmasini gerektirmez. Evet devam üzere yapilirsa bid´at ve mekruh olur.

Hayreddin Remlî´nin Bahir hâsiyesinde su satirlar vardir: «Keraheti Ziyâ ve Nihâye sahipleri söyle ta´lil etmislerdir: Vitir namazi bir cihetten nâfiledir. Hattâ bütün rekatlarinda kiraat vâciptir. Ve ezansiz ikâmetsiz edâ edilir. Nâfileyi cemaatla kilmak müstehap degildir. Zira ashab-i kiram bunu ramazandan baska hiç bir yerde yapmamislardir.» Bu söz vitiri cemaatla kilmanin kerahet-i tenzihiye ile mekruh oldugunu hemen hemen açik olarak göstermektedir.
__________________
"Güven" Çok İnce Bir Çizgidir.

Onu Kalınlaştırarak Kırılmasını Engelleyen Tek Şey
"İki Taraflı" Olmasıdır.


Dikkat !!! Kopyala Yapıştır Özelliğini Sadece Üyelerimiz Kullanabilir. Üyelik Ücretsizdir.. Ayrıca Üyelerimiz Forumdan Tamamen Reklamsız ve çok daha hızlı şekilde yararlanabilir.
KARAHAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 01-Ocak-2010, 04:46   #333 (permalink)
Kullanıcı Profili
Kurmay Başkan
 
KARAHAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik tarihi: Nisan-2009
Bulunduğu yer: Uçurumun Kenarindan
Üye No : 177
Mesajlar: 3.159
Konuları: 1388
İstatistikleri Seviye: 43 [â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�]
Aktiflik: 214 / 1071
Güç: 1053 / 15680
Deneyim: 85%
İtibar Puanları
İtibar Puanı : 119637
İtibar Derecesi : KARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond repute
Teşekkürleri
Teşekkür Etmiş : 775
Teşekkür Almış : 1.040
Tuttuğu Takım

Standart Cevap: Büyük Hanefi Fikhi

METIN

Bezzâziye´den naklen Esbah´ta bildirdigine göre Regâip Berâet ve Kadir namazlarinda imama uymak mekruhtur. Meger ki «su imamla cemaatla su kadar rekat namaz kilmayi nezir ettim» demis olsun.

Ben derim ki: Bezzâriye´nin imamlik bahsindeki ibaresinin tamami söyledir: «Mekruh bir seyden dolayi bunca tekellüfü yapmaya lüzum yoktur.» Tatarhaniye´de. «Imam olmaga niyet etmezse imama kerahet yoktur» denilmistir. Bellenmelidir.

Ramazanda vitir ve teravihi cemaatla kilar. Vitirde efdal olan cemaatla kilmak midir yoksa evde yalniz kilmak midir? Bu hususta iki sahih kavl vardir. Lâkin Vehbâniye sârihi mezhebin kavli ikincisi oldugunu iktiza eden sözler nakletmis; musannif ve baskalari da onu tasdik etmislerdir.

IZAH

Hamavî´nin Esbah hâsiyesinde beyan edildigine göre Regaib namazi Recep ayinin ilk cuma gecesi kilinan namazdir. Ibn´ Hâc Medhal adli eserinde: «Bu namaz hicretten dörtyüzseksen sene sonra ortaya çikmistir. Ulema onu red ve zem ve kilanin akilsiz oldugunu anlatmak için kitaplar yazmislardir. Bir çok sehirlerde çok kimselerin onu kildigina aldanmamali!» demektedir. Biz de bayram gecelerini ihyâdan bahsederken bu hususta biraz söz etmistik.

Berâat gecesi sabanin yarilandigi gecedir. Kadir gecesinden zâhire göre ramazanin yirmiyedinci gecesi kastedilmistir. Zira Zeyleî´den evvelce naklettigimize göre bu babtaki haberler birbirini tutmaktadir.

Meger ki su imamla cemaatla su kadar rekat ilh... diye nezir etmis ola!» Zira bu takdirde namazi cemaatla kilmadikça nezirden kurtulamaz. Sârihin sözünden anlasiliyor ki neziri imama uyan yapacaktir. Imam yaparsa nezir eden nezir edene uymus olur ki bu câiz degildir. Sonra kâviyi zaif üzerine binâ. kuvvet zâti oldugu vakit namaza mânidir. Burada oldugu gibi nezirle âriz olursa mâni degildir. Bundan dolayi Münye serhinde «nezir nâfile gibidir» denilmistir. Bunu Tahtavî ebu´s Suûd´dan nakletmistir.

Sârihimiz Bezzâriye´nin ibaresini tam olarak nakletmemistir. O´nun ibaresi söyledir: «Ilk asirda olmayan bir seyi iltizam için bunca tekellüfe katlanarak mekruh bir seyi yapmak uygun degildir; bu mekruhtan murad birbirini çagirmak suretiyle nâfile namazi cemaatla kilmaktir. Bir kimse dînîseâirden olmadigini halka bildirmek için bu gibi namazlari terk ederse iyi yapmis olur.» Bu ibareden anlasiliyor ki. nezir etmekle nafileyi cemaatla edâ etmekten çikmis olmaz.

Tatarhaniye´de «Imam olmaga niyet etmezse imama kerahet yoktur» denilmistir. Tatarhaniye´nin Muhit´ten naklettigi ibare sudur: «Kadi imam Ebu Ali Nesefî´nin beyanina göre bir kimse yatsiyi teravihi ve vitir namazini evinde kilar da sonra imamliga niyet ederek baska bir cemaata teravih kildirirsa mekruh islemis olur. Ama cemaata mekruh degildir Imam olmaga niyet etmez de namaza baslar ve cemaat kendisine uyarsa hiç birine mekruh olmaz.» Tahtavî diyor ki: «Acaba cumanin son sünnetini kilan bir Hanefî cumadan sonra ögleyi kilan bir Safiîye uysa Hanefî´nin itikadina bakarak mekruh olur mu? Çünkü bu namaz Hanefîlerce mutemed olan kavle göre nâfiledir. Yoksa imamin itikadina bakarak mekruh degil midir? Arastirmalidir.» Bana birinci kavl zâhir geliyor. Zira tercih edilen kavle göre itibar imama uyanin itikadinadir. Onun itikadina göre ise bu namaz mekruhtur.

Vitir namazinin cemaatla mi yoksa yalniz mi kilmanin efdal oldugu hususunda iki sahih kavl vardir.. Kemâl Ibn Hümâm cemaatla kilmayi tercih etmistir. Çünkü Peygamber (s.a.v.) cemaata vitiri kildirirdi. Sonra teravihde yaptigi gibi onlara özür beyan etti. Binaenaleyh vitir teravih gibidir. Teravihte cemaat sünnet oldugu gibi vitirde de sünnettir. Bahir.

Münye serhinde söyle denilmistir: «Sahih kavl sudur: Vitirde cemaat olmak efdaldir. Su kadar var ki o cemaatin sünnet olusu teravih cemaatinin sünnet olusu gibi degildir.» Hayreddin-i Remlî. «bugün bilûmum insanlarin ameli buna göredir» demis; Hâsiye yazari da «evvelce geçen cemaatla mesru olan her ibadette mescid evlâdir. sözünün muktezasi budur» diyerek kendisini takviye ve te´yid etmistir.








FARZA YETISME BABI



METIN

Bir kimse yalniz basina edâ niyetiyle namaza baslar da sonra namaz ikâme edilir yani o namazgâhta cemaatla farza baslanirsa cemaat sevabini kazanmak özüründen dolayi namazi yarida keser. Buradaki ikâme sözünden müezzinin ikâmeti kast edilmedigi gibi kendisi bir yerde olup cemaatin baska yerde baslamasi da kastedilmemistir. Basliktaki farz kaydi nâfileyi nezir namazini ve kazayi hariç birakmistir. Çünkü bunlari yarida kesmez.

IZAH

Bu bâbin hakikati kâmil edâda farzlara taallük eden daginik meselelerdir. Bunlarin hepsi cami-i sagîr meseleleridir. Bahir Fetih ve Mirac.

Ben derim ki: Hakikatta bu bâb imamlik bahsinin tatimmesidir. Onun için Kidâye sahibi Muhtaraf ün nevazil adli eserinde onu imamligin akabinde zikir etmistir. Ve «cemaata yetismek ve cemaatin fazîleti fasli» basligi ile onu imamliktan ayirmistir.

El´ mineh nâm eserde «cemaati kaçirmamak için yalniz kilinan namazi bozmak câizdir» denilmistir. Bu tâlilin zâhiri bozmanin müstehap oldugunu gösteriyor. Cevazdan murad iki tarafi müsâvî olan degildir. Söyle denilebilir: Cemaati kaçirmamak en sahih kavle göre vâciptir. O halde yalniz kilinan namazi bozmak câiz degil vâcip olu.r. Buna da söyle cevap verilebilir: Buna amele baslamak aykiri düsmüstür. T.

Farz kaydiyle nâfile ve nezir namazlari hariç kalirlar. Bunlar edâ kaydiyle de hariç kalirlar. Zira bundan sonraki bâbta izah edilecegi veçhile edâ; vâcibi vaktinde yapmaktir. Nâfile ile nezrin vakti yoktur. Kaza; vâcibi vaktinin disinda yapmaktir. Halebî diyor ki: «Su halde sârihin -ileride gelecek- Nâfileye baslayan kimse onu mutlâk surette kesmez sözü mefhumu açiklamaktir.» Bir kimse bir kaza namazina baslar da sonra imam edâya niyetlenirse namazini bozmaz. Bu mânâya hamletmemiz imam da onun kildigi namazin edâsina baslarsa namazi bozarak imama uymasi lâzim geldigi içindir. Nitekim bunu Bahir sahibi inceleme yaparak beyan etmis;

Imdâd´ül fetah sahibi de katiyetle buna kail olmustur. Ben derim ki: Buna Makdesîde katiyetle taraftardir.

T E N B I H : Bir kimse kildigi kaza namazini bitirmeden o andaki cemaati kaçiracagindan korkarsa sahib-i tertib oldugu takdirde kazasini tamamlar. Tertib sahibi degilse acaba; edâ vâcip oldugu sekilde mi olur?. Bir de imam Malik´in hilâfindan çiksin diye kazaya devam mi etmeli? -zira imam Malik´e göre bizim zikir ettigimiz özürlerle tertip sâkit olmaz- yoksa cemaat sevabini kazanmak için imama mi uymali? Hayreddîn-i Remlî; «bunu bir yerde görmedim» diyor. Sonra Sâfiîlerin bu husustaki tercih hakkinda ihtilâf ettiklerini naklederek imama uymayi daha uygun buluyor.

Ben derim ki: Bunun vechi meydandadir. Çünkü bize göre cemaat vâciptir. Yahut vâcip hükmündedir. Onun için cemaat sebebiyle - bize göre vâcip oldugu söylenen - sabah namazinin sünneti terk edilir. Imam Malik´in hilâfina riayet etmek ise müstehaptir. Müstehap için vâcibi terk etmek münâsip degildir.

«O namazgâhta cemaatla farza baslanirsa ilh...» Imamlik bahsinde arz etmistik ki: Fâsik ve âmâ gibi birine uymak yalniz kilmaktan evlâdir. Keza rükün ve sartlara riayet eden bir muhalifin arkasinda kilmak yalniz kilmaktan evlâdir. Su halde yalniz kilan namazini yarida keserek o imama uyar. Çünkü illet cemaat fazîletini kazanmaktir. Bu nerede kerahetsiz olarak mümkünse namazi keserek imama uymak evlâdir. Yine arz etmistik ki: Cemaatlar birkaç tane olur da Sâfiî cemaati hepsinden önce davranirsa ne yapilacagi hususunda müteehhirin ulema ihtilâf etmislerdir; bazilari bu ilk cemaatla kilmanin efdal oldugunu söylemis; bir takimlari mezhebine muvafik cemaat gelmesini beklemenin daha muvafik olacagina meyletmislerdir.

Suna binaen ki muhalif mezhepten olan imam farzlarda riayet etse bile vâcip ve sünnetlerde cemaat olanin mezhebine riayet etmediginden ona uymak mekruhtur. Biz orada namazi bozan bir hali görülmedikçe o imama uymakta bir kerahet olmadigini uygun görmüstük. Nitekim Hayreddin-i Remlî de buna meyletmistir. Su da var ki bir kimse saflardan uzak bir yerde kendi mezhebinin imamini beklese cemaattan ayrilmak sayilmaz. Zira bu cemaattan daha mükemmel bir cemaat bekledigi malûmdur. Su izaha göre o kimse öglenin sünnetine baslarsa onu dört rekat olarak tamamlar. Hattâ Kemâl´in asagida gelen sözüne göre dahi tamamlar. Simdi su kalir: Bir kimse imamligi mekruh olan birine uyar da sonra imamligi mekruh olmayan biri namaza baslarsa namazini bozup ona uyacak midir? Tahtavi´ye göre uygun olan sayet birinci imam fâsik ise namazi bozmamak muhalif mezhepten olup riayetinde süphe ederse bozmaktir.

Ben derim ki: Uygun olan bunun aksidir. Çünkü ikincinin keraheti âmâ ve bedevide oldugu gibi kerahet-i tenzihiyeder. Fâsik bunun hilâfinadir. Onun kerahetinin tahrimiye oldugu Münye serhinde daha muvafik görülmüstür. Çünkü ulema «böylesini imamliga geçirmekte kendisini ta´zim vardir. halbuki bize onu tahkir vâciptir; hattâ Imam .Malik´e ve bir rivayette Imam Ahmed´e göre onun arkasinda namaz sahih degildir» demislerdir.

«Buradaki ikâme sözünden müezzinin ikâmeti kastedilmemistir.» Binaenaleyh müezzin ikâmete baslasa namazini bozmaz. Velev ki kildigi rekati secde ile kayitlamis olmasin. Bilâkis o namazi iki rekat olarak tamamlar. Nitekim Gayet´ül beyan ve diger kitaplarda beyan olunmustur. Keza bir kimse evinde kilarken mahalle mescidinde veya baska bir mescidde kamet getirilse mutlâk surette namazi bozmaz. Bahir. Yani rekati secde ile kayitlasin kayitlamasin bozmaz. Velev ki bozmakta cemaat sevabini kazanmak olsun. Çünkü burada göz baka baka cemaata muhalefet yoktur. Miraç. Yani bir mescidde olmalari bunun hilâfinadir. Zira orada namazi bozmamakta göz baka baka cemaata muhalefet vardir. Bu sözde Tahtavî´nin itirafinin define isaret vardir. Tahtavî: «Ulema bir kimse bulundugu mescidde cemaati kaçirirsa baska mescidde cemaat arayacagini ve cemaatin vâcip oldugunu söylemislerdir. Bu mahallesi mescidine bagli degildir. Bir de ikmâl için namaz bozmak ikmâl sayilir. Binaenaleyh fark açik degildir» demistîr.

Tahtavî´nin itirazi söyle def edilmistir: Cemaat matlup ve vâcip ise de namazi bozmanin haram olusu onun vücûbuna aykiri düsmüstür. Böylece vücup sâkit olmus ve ikmâl için namazi bozmakbozmamakta cemaata açik tan açiga muhalefet bulundugu zaman tercih edilmistir. Çünkü bu muhalefette yasaklanmistir. Bundan dolayi namazi bozmak evlâdir. Mezkûr muhalefet bulunmazsa vücûp namaz bozmanin haram olmasiyle sâkit olarak kalir. Zira haram delîli mübah delîline tercih olunur. Burada mübah delilini tercih ettirecek bir sey de yoktur. Benim anladigim budur.

METIN

Nitekim hayvani kaçar; kaynayan kabi tasar; malindan bir dirhemin zayi olacagindan korkar; veya nâfile namaz kilarken bir cenaze getirilir de namazini kaçiracagindan korkarsa namazi bozar. Çünkü onu kaza imkâni vardir. Bogulani veya yanan b!r kimseyi kurtarmak gibi bir sebepten dolayi namazi bozmak vâcip yani farzdir. Farz namaz kilarken anne ve babasindan biri çagirirsa icâbet etmez. Meger ki ondan imdad isteye! Nafile kilarken oglunun namazda oldugunu bilerek çagirirsa icâbet etmez. Bilmeyerek çagirirsa ayakta bir tarafa selâm vererek icâbet eder. Esah kavil budur. Gaye. Çünkü oturus namazdan çikmak için sart kilinmistir. Bu ise namazdan çikmak degil namazi bozmaktir. Onun için bir selâmla iktifa eder.

IZAH

Sârih hayvani kaçmak kabi tasmak ilh... meselelerini namazin mekruhlari bahsinde anlatmisken burada tekrar etmis; bununla ulemanin su sözlerine isarette bulunmustur: «Namazi dünya mali için bozmak câiz olur da sonra her tür ziyadesiz tekrari iyi bir is sayilirsa daha mükemmel sekilde kilmak için bozmanin cevazi evleviyette kalir. Çünkü cemaatla kilinan namaz yalniz basina kilinan namazdan yirmibes bir rivayette yirmiyedi derece daha sevaptir.»

«Malindan bir dirhemin zayi olacagindan korkarsa namazi bozar» Zahîriye sahibi diyor ki: «Kudurî´de az mal ile çok mal arasinda fark gözetilmemistir. Umumiyetle ulema bunu bir dirhemle takdir etmislerdir. Sems´ül Eimme Serahsî sunlari söylemistir: «Bu söz havâle ve kefâle bahislerinde alacakli borçlusunu bir dânak (dirhemin altinda biri veya) fazlasi için hapis ettirebilir. Dememis olsa yine güzeldir. Bir müslümani bir dânak için hapis etmek câiz olunca namazi bozmanin câiz olmasi evleviyette kalir. Hem namazi kaza imkâni da vardir. Sahih olan kavle göre kendi mali ile baskasinin mali arasinda fark yoktur.»

«Farz namaz kilarken anne ve babasindan biri çagirirsa icabet etmez.s Zâhirine bakilirsa icabet etmesi haramdir. Namazda oldugunu bilip bilmemesi fark etmez. T. «Meger ki ondan imdad isteye.» Öyle anlasiliyor ki ölümle neticelenmeyen bir sey için de olsa imdadina kosmak lâzimdir. Bu hususta anne babadan baskalarinin yardim istemesi de ayni hükümdedir. T. Hâsili: Namaz kilan kimse imdad diye bagiran birini isitti mi velev ki kendini çagirmis olmasin veya bagiran ecnebi olsun ve keza basina gelenin ne oldugunu bilsin bilmesin kurtarmaga gücü yetecekse kildigi namaz farz olsun nâfile olsun onu bozarak yardima kosmasi farz olur.

«Nâfile kilarken oglunun namazda ´oldugunu bilerek çagirirsa icabet etmez.» Tecnis´in Tahavî´den naklettigi ibare. «icabet etmemesinde beis yoktur» seklindedir. Halebî diyor ki: «Bu icabetin efdal olmasini iktiza eder.»

Ben derim ki: Bu sözün muktezâsi namaz disinda dahi anne babasina icabetin evleviyetle vâcip olmasidir. Zâhire bakilirsa bu icabetin yeri terk edildigi takdirde bundan eziyet duymasidir. Zira anne babaya isyan etmek olur.

Burada Rahmetî su mânâda sözler söylemistir: Anne babaya iyilik etmek farz olunca onlardan biri çagirdigi vakit icabet etmemekte beis olacagi zannedilirse iste Tahavî beis yoktur sözü ile bunu def etmistir. O Allah Teâlânin ibadeti bozmama emrini tercih etmistir. Çünkü oglunun namazda oldugunu bildigi halde ona seslenmesi mâsiyettir (günâhtir). Allah´a mâsiyet islemek için hiç bir mahlûka itâat yoktur. Binaenaleyh ona icabet câiz degildir. Ama namazda oldugunu bilmezse is degisir. O zaman icabet eder. Çünkü Rahip Cüreyç kissasi mâlumdur. Annesine icabet etmemis; o da kendisine bedduada bulunmus; bunun üzerine basina türlü. belâlar gelmistir. Buradaki «beis yoktur» sözü evlânin hilâfi mânâsina degildir. Zira bu mânâda mutlarid olmayip bazan «icap eder» mânâsinda kullanilir. Zâhire göre burada da o mânâyadir.

T E T I M M E : Bahir sahibinin el yazisi ile derkenarinda nakledilmistir ki namazi bozmak yerine göre haram mubah müstehap ve vâcip olur. Özürsüz bozmak haram mal zayi olacagindan korkuldugu zaman mubah. ikmâl için bozmak müstehap can kurtarmak için bozmak vâciptir. Namazini bozacak kimse ayakta bir tarafina selâm verir. Esah kavil budur. Bazilari oturup selâm verecegini söylemislerdir. Ama Tahtavî´nin beyanina göre zâhir olan burada hilâf bulunmamasidir. Ulema hilâfi üçüncü rekata kalkip ta onun secdesine varmadigi zaman zikir etmislerdir. O zaman «esah kavl budur» sözünün bir selâma ait oldugunu söylemek evlâ olur. Ancak Gayet´ül Beyan´da bu açiklanmamis sadece «lâkin bir selâm verir» denilmistir.. Cami-i sagîr serhlerinde de böyle denilmistir. Namazi bozmak için dilerse ayakta tekbir alir.

Fahr´ul Islâm söyle diyor: «Bu daha sahihtir. Ayakta tekbir aldigi vakit imaminin namazina baslamayi niyet eder. Ona baslamanin zimninda ilk kildigi bozulur. O kimse ellerini kaldirmakta muhayyerdir. Imam Hamidüd-din darir serhinde böyle demistir.»

METIN

Ve imama uyar. Bu mesele ilk rekati secde ile kayitlamadigina yahut dört rekatli olmayan bir namazda secde ile kayitladigina veya dört rekatli namazda olup o rekata vücûben bir rekat daha kattigina göredir. Sonra nâfile ve cemaat sevabina nâil olmak için tamamlar dört rekatli namazin üç rekatini kilmissa o namazi yalniz olarak tamamlar. sonra nâfile niyetiyle imama uyar. Bu suretle cemaat fazîletine nâil olur. Havî.

Ancak ikindi namazinda imama uymaz. Çünkü ikindiden sonra nâfile kilmak mekruhtur. Nâfile namaza baslayan kimse mutlâk surette namazi bozmaz. O namazi iki rekat olarak tamamlar. Öglenin sünneti de böyledir. Imam hutbe okumaga basladigi veya kamet getirildigi zaman cumanin sünnetini râcih kavle göre dört rekat olarak tamamlar çünkü bu bir namazdir. Bozmak ta ikmal için degil ibtal içindir.

IZAH

«Ilk rekati secde ile kayitlamadigina göredir ilh...» bu meselenin hülâsasi sudur: Bir kimse farz namaza baslar da ilk rekatin secdesine varmadan namaz cemaatle kilinmaga baslanirsa namazi bozarak imama uyar. Ilk rekatin secdesine varmissa kildigi namaz dört rekatli oldugu takdirde iki rekati tamamlayarak imama uyar. Üçüncü rekatin secdesini yapmissa namazini dört rekat olarak tamamlar ve imama nâfile niyetiyle uyar. Bundan yalniz ikindi namazi müstesnadir. Kildigi namaz dört rekatli degilse ikinci rekatin secdesine varmadikça namazi bozarak imama uyar ikinci rekatin secdesine varmissa namazini tamamlar; imama da uymaz. H.

«Yahut dört rekatli olmayan bir namazda secde ile kayitladigina göredir.» Yani sabah ve aksam namazi gibi dört rekatli olmayan bir namazda rekati secde ile kayitlarsa ikinci rekatin secdesine varmadikça o namazi bozarak imama uyar. Ikinci rekatin secdesini yapmissa namazini tamamlar. Imama uymaz. Çünkü sabah namazindan sonra nâfile namaz mekruhtur. Aksam namazinda da üç rekatli nâfile mekruhtur. O namazi dört kilsa bu sefer imamina muhalefet etmis olur. Ama imama uyarsa o namazi dört rekat olarak tamamlar. Bu daha ihtiyattir. Zira üç rekati nâfile kilmak kerahet-i tahrimiye ile mekruhtur. Imama muhalefet ise bazen mesrudur. Meselâ: Mesbûk kaza ettigi rekatlarda ve keza misafire uyan mukîm imama muhalefet ederler. Tamami Bahir´dadir.

«Veya dört rekatli namazda olup o rekata vücûben bir rekat daha kattigina göredir.» Yani dört rekatli namazda olup ilk rekatini secde ile kayitlamissa p da bozarak imama uyar.Lâkin kildigi rekata bir rekat daha kattiktan sonra bozar. Tâ ki kilinan bir rekati bâtil olmaktan korumus olsun.

Nitekim ulema bunu açiklamislardir. Bahir sahibi «Bu yalniz bir rekat namazin bâtil oldugunu açik açik göstermektedir. Zamanimiz hanefîlerinin bazilarinin tevehhüm ettigi gibi mekruh olarak sahih degildir» diyor. Nehir´de ise «bu tevehhümün bâtil oldugu izaha muhtaç degildir» denilmektedir. «Dört rekatli namazin üç rekatini kilmissa» yani üçüncünün i secdesine varmissa o namazi yalniz olarak tamamlar.

Bahir sahibi diyor ki: «Üç rekatini diye kayitlamasi sayet üçüncünün secdesine varmamissa bozmasi lâzim gelecegi içindir. Çünkü terk edecek yerdedir ve muhayyerdir; ister dönüp oturur ve selâm verir isterse ayakta tekbir alarak imamin namazina girmeye niyet eder. Hidâye´de böyle denilmistir. Muhit´te ise esah olan ayakta bir tarafa selâm vermektir. Zira oturmak namazdan çikmak için sart kilinmistir. Bu namazdan çikmak degil namazi bozmaktir. Çünkü ögleden iki rekatla çikilmaz. Namazi bozmak için o kimseye bir selâm kâfidir denilmektedir. Gayetü´l- Beyan sahibi Fahru´l- Islâm´a nisbet ederek bunu böyle sahihlemistir. Bu namazi yalniz olarak tamamlamasi vâciptir. Bozar da imama uyarsa günahkâr olur. Remlî.

Kuhistanî´de beyan olunduguna göre burada çareye bas vurulmayacagina isaret vardir. Çareye bas vurmak Muhit´te beyan edildigi gibi dört rekatta oturmayip alti rekat yapmak ve kildigi namaz nâfileye inkilap etsin diye dördüncü rekati oturarak kilmak gibi seylerdir. Çünkü namazi tamamlamak farzdir. Nitekim Münye´de böyle denilmistir.

«Sonra nâfile niyetiyle imama uyar.» Yani dilerse uyar ki efdal olan budur. Imdâd. Buna itirazla«ramazan haricinde cemaatla nâfile namazi kilmak mekruhtur» denilmis ve söyle cevap verilmistir: «Evet hem imam hem cemaat nâfile kilarlarsa öyledir. Fakat imam farz kilar da cemaat nâfileye niyet ederlerse kerahet yoktur. Çünkü Peygamber (s.a.v.) iki zâta: Yüklerinizin yaninda namaz kilar da sonra namaz kilan bir cemaatin yanina varirsaniz onlarla da namaz kilin! ve onlarla kildiginiz namazinizi sübhâ (yani nâfile) yapin! buyurmustur.» Kâfi´de böyle denilmistir. Bahir.

«Bu suretle cemaat fazîletine nâil olur.» Bu sözün zâhirine göre bu sekilde imama uyarsa cemaat fazîletine yani yirmibes veya yirmiyedi derece sevaba nâil olur. Çünkü bu da mesru bir cemaattir ki ya yetisemedigini tedarik yahut cemaata muhalefet etmis olmamak için mesru kilinmistir. Lâkin zâhire bakilirsa buradaki sevap kati farzin degil. nâfilenin sevap katidir. Arastirilmalidir!. Sârihin isaret ettigi Havî kitabi Havi´1- Kudsî´dir. Nitekim Bahir´da bildirilmistir. Havi´l- Hasirî yahut Kavi´l Zâhidi degildir.

«Nâfile namaza baslayan kimse o namazi mutlâk surette bozmaz.» Yani ilk rekatinin secdesine varmis olsa da namazi bozmaz.

METIN

Kemâl bunun hilâfini tercih etmistir. Namaz kilmayan bir kimsenin ezan okunan mescidden çikmasi yasak. edildigi için kerahet-i tahrimiye ile mekruhtur. Musannif burada ekseriyetle görülen hâle göre hareket etmis tir. Maksat ezan okunsun okunmasin vaktin girmesidir.

IZAH

Kemâl bin Hümâm söyle demistir: «Bazilari iki rekatta bozacagini söylemislerdir ki râcih kavil budur. Çünkü farzdan sonra onu kozaya imkâni vardir. Iki rekatta selâm vermekle namazi bozulmus olmaz. Binaenaleyh sebepsiz olarak hatibi dinlemek farzi ile en mükemmel sekilde edâ kaçirilmis olmaz.»

Ben derim ki: Hidâye´nin zâhirine bakilirsa Hidâye sahibi de bu kavli ihtiyar etmistir. Mültekâ Nuru´l- Izah Mevahip ed´Dürer ve Feyz sahipleri dahi ayni yoldan yürümüslerdir. Surunbulâliye´de bu kavil Burhan´a nisbet olunmustur. Fes´ul Kadir´de beyan edildigine göre Sügdî´nin bu kavli Nevadir´de Imam A´zam´dan rivayet edildigini görünce buna döndügü hikâye edilmistir. Serahsî ile Bakalî de buna meyletmislerdir. Bezzâziye´de «Kadi Nesefî bu kavle dönmüstür» denilmektedir. Makdisî´nin sözünden anlasilan da ona meyletmis olmasidir. Hilye sahibi Seyhi Kemâl´in sözünü naklettikten sonra. «bu mesele onun dedigi gibidir» demistir. Su var ki musannifin tercih ettigi kavlin sahih oldugunu Valvalciye ile Muhit ve Mubtegâ sahipleri sonra Sumunnî beyan etmislerdir.

Surunbulâliye´nin cuma bahsinde «fetvâ buna göredir» denilmektedir. Bahir sahibi de sunlari söylemistir: «Zâhir olan bu ulemanin sahih kabul ettikleridir. Çünkü iki rekatta selâm vermenin sünnet vasfini ikmâl degil ibtal oldugunda süphe yoktur. Bunun câiz olmadigi evvelce geçmisti. Dört rekatli namaza bir namaz hükmü verilmesi ve evvelce arzettigimiz vecihle üçüncü rekata kalkinca Subhaneke ve eûzü gibi seylerin bulunmamasi da onlarin lehine sahittir.» Nehir sahibi deonu tasdik etmistir.

Ben derim ki: Lâkin nâfileler bâbinda geçtigine göre bir kimse dört rekata niyet eder de namazi bozarsa iki rekat kaza eder. Ulemamizdan nakledilen zâhir rivayet budur. Metinler bunun üzerine yazilmistir. Hülâsa´da imam ebu Yusuf´un bu kavle döndügü sahihlenmistir. Bahir´da ise bunun öglenin sünneti gibi müekked sünnetlere sâmil oldugu açiklanmis; hattâ bu namazi bozanin zâhir rivayete göre iki rekat kaza edecegi ulemadan bazilarinin sünnet-i müekkedelerde ebû Yusuf´un kavlini tercih ettikleri bildirilmistir. Ibn-i Fadl bu kavli tercih etmis; Nisab´da da bu kavl sahih kabul edilmistir. Biz nâfileler bâbinda arz etmistik ki Hidâye ve diger kitaplarin ifadelerinden zâhir rivayeti tercih ettikleri anlasilmaktadir. Metinler zâhir rivaye olan «sünnetlere baslamakla iki rekattan baska kaza lâzim gelmez» sözüne göre yazilinca dört rekat her cihetten bir namaz hükmünde degildir ve iki rekatta selâm vermek onu bozmak degildir. Sünnet vasfini iptal ise farzdan sonra kaza ederek tedariki mümkün olmakla beraber daha kuvvetlisini yapmak niyetiyle oldugundan mahzurlu degildir.

Sonra bilmis ol ki bütün bunlar üçüncü rekata kalkmadigina göredir. Üçüncü rekata kalkar da onu secde ile kayitlarsa Nevadirin rivayetine göre ona bir rekat daha katar ve selâm verir. Secde etmemisse Hâniye sahibi «Bu hususta Nevâdir´de bir sey denilmemistir. Ulema bunda ihtilâf etmis; bazisi dört rekat olarak tamamlayacagini ve kiraati hafif tutacagini söylemis bir takimlari «ka´deye döner ve selâm verir» demislerdir. Bu daha muvafiktir.» demistir. Münye serhinde söyle denilmistir: «En iyisi o namazi tamamlar. Zira dört rekatli bir namaz ise mesele yoktur. Sair nâfileler gibi her çift rekati bir namaz ise üçüncü rekata kalkmasi bir tahrîme gibidir. Ilk tahrîme ile namaza basladiginda nasil çift olarak tamamlarsa burada da öyledir.»

«Yasak edildigi için ilh...» ifadesindeki yasaktan murad Ibn Mâce´nin rivayet ettigi hâdistir. Bu hâdiste «Bir kimse mescidde iken ezan okunur da bir haceti yokken çikar; dönmege de niyet etmezse o kimse münafiktir» buyurulmustur. Buhari´den maada hâdis imamlarinin Ebu´s-Sa´sâ (r. a.)´ dan rivayet ettikleri bir hâdiste ebu´s Sa´sâ söyle demistir: «Ebu Hüreyre ile birlikte mescidde idik. Müezzin ikindi için ezan okurken bir adam disari çikti. Ebu Hüreyre «Su adam yok mu! Muhakkak ebu´l-Kâsim (Muhammed Mustafa) hazretlerine isyan etti» dedi.» Böyle yerlerde mevkuf hadis merfu gibidir. Bahir.

«Ezan okunan mescidden» ifadesi mutlaktir. Cami içinde iken ezan okunmaya ve ezan okunduktan sonra camiye girmege sâmildir. Nitekim Bahir ve Nehir´de beyan edilmistir. «Maksat ezan okunsun okunmasin vaktin girmesidir.» Bu söz Bahir sâhibinin tetkikidir. O söyle diyor: «Zâhire bakilirsa ulemanin camide ezan okunmasindan muradlari o kimse içeride iken vaktin girmesidir. Ezan ister o camide ister baska yerde okunsun. Nitekim namaz kilmadan çikmak ifadesinden de cemaatla namaz kilmamak anlasilir. Ister disari çiksin isterse bazi fâsiklarda gördügümüz gibi namaz kilmadan içeride dursun. Hattâ cemaat sabah namazinda oldugu gibi namazi müstehap vakit girsin diye geciktirirler de mescidden çikar; sonra dönerek onlarla birlikte namaz kilarsa mekruholmamak gerekir. Ama ben bütün bunlarin naklini görmedim.» Ulemanin sözleri buna delâlet ettigi için Nehir sahibi bütün bunlari katiyetle ifade ve kabul etmistir.
__________________
"Güven" Çok İnce Bir Çizgidir.

Onu Kalınlaştırarak Kırılmasını Engelleyen Tek Şey
"İki Taraflı" Olmasıdır.


Dikkat !!! Kopyala Yapıştır Özelliğini Sadece Üyelerimiz Kullanabilir. Üyelik Ücretsizdir.. Ayrıca Üyelerimiz Forumdan Tamamen Reklamsız ve çok daha hızlı şekilde yararlanabilir.
KARAHAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 01-Ocak-2010, 04:47   #334 (permalink)
Kullanıcı Profili
Kurmay Başkan
 
KARAHAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik tarihi: Nisan-2009
Bulunduğu yer: Uçurumun Kenarindan
Üye No : 177
Mesajlar: 3.159
Konuları: 1388
İstatistikleri Seviye: 43 [â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�]
Aktiflik: 214 / 1071
Güç: 1053 / 15680
Deneyim: 85%
İtibar Puanları
İtibar Puanı : 119637
İtibar Derecesi : KARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond repute
Teşekkürleri
Teşekkür Etmiş : 775
Teşekkür Almış : 1.040
Tuttuğu Takım

Standart Cevap: Büyük Hanefi Fikhi

METIN

Ancak kendisiyle baska bir cemaatin isi görülen kimse müstesnâ oldugu gibi mahallesinin mescidinine gitmek için çikip da orada henüz cemaatla namaz kilmamislarsa yahut hocasinin dersinde bulunmak veya vaaz dinlemek için onun mescidine gider yahut dönmek niyetiyle bir hacet için çikarsa mekruh olmaz. Keza ögle ve yatsiyi yalniz basina bir defa kilmissa çikmasi mekruh degildir. Mescidi cemaata terk eder. Ancak müezzin ikamete baslarken çikmak mekruhtur. Çünkü özür yokken cemaata muhalefet etmis olur. Böylesi nafile niyetiyle imama uyar. Sebebi yukarida geçmisti. Sabah ikindi ve aksam namazlarini bir defa kilan kimsenin de mescidden çikmasi mekruh degildir. Ikamet getirilse bile mutlâk surette çikabilir. Çünkü sabahla ikindiden sonra nâfile kilmak mekruhtur. Aksam namazinda ise iki memnûdan biri yani ya büteyra´ (tek rekat) yahut tamamlamakla imama muhalefet lâzim gelir. Nehir´de «çikmasi vâcip olmak gerekir; çünkü namaz kilmadan durmasinin keraheti daha siddetlidir» denilmistir. Ben derim ki: Kuhistanî´nin beyanina göre üç rekat nâfile kilmanin keraheti tenzihîdir. Mizmerat´ta bunda imama uyarsa isâet etmis olur denilmistir.

IZAH

Kendisiyle baska bir cemaatin isi görülen kimseden murad: Imam veya müezzindir ki. mescidde bulunmazsa cemaat dagilir. Çünkü sûreten mânânin tekmilini terk etmistir. Itibar ise mânâyadir. Bahir. Sözün mutlak çalmasina bakilirsa ikâmete baslandikta dahi çikabilir. Bu Dürer´in metninde Kuhistâni´de ve Vikâye serhinde açiklanmistir.

Mahallesinin mescidine gitmek için kendisi imam ve müezzin olmasa bile çikabilir. Nitekim Nihâye´de beyan edilmistir. Bahir sahibi diyor ki: «Bunun söz götürdügü meydandadir. Çünkü mescidden çikmasi tahrîmen mekruhtur. Mahallesinin mescidinde namaz kilmasi ile menduptur. Mendup için mekruh irtikab edilmez. Buna delâlet eden delil yoktur.»

Ben derim ki: Nihayenin ibaresinin tetimmesi söyledir: «Zira ona vâcip olan mahallesinin mescidinde kilmaktir. Bu mescidde kilsa dahi beis yoktur. Çünkü onun cemaatindan olmustur Efdal olan çikmamaktir. Çünkü isam olunur.» Mirac´da da bunun gibi denilmistir.

Sârih sözünü Hidâye serhine uyarak «orada henüz cemaatla kilmamislarsa» diye kayitlamistir. Zira mahallesinin mescidinde cemaatla kilinmissa bulundugu mescidden çikamaz. Oraya girmekle o mescidin cemaatindan olmustur. Nihaye.

Hocasinin mescidine gitmek için de bulundugu mescidden çikabilir. Mi´rac´da söyle deniliyor: «Sonra fikih okuyan talebenin hocasinin dersini veya hadis yahut umumi vaazlari dinlemek için onun mescidinin cemaatina devam etmesi bilittifak efdaldir. Bu iki sevabi birden kazanmaga yarar.» Nihâye´de de böyle denilmistir. Zâhirine bakilirsa çikmasi ancak dersi veya dersin bir kismini kaçiracagindan korkarsa câizdir. Aksi taktirde çikamaz. Hem çikmak dersin ögretilmesi vâcip olmasina da bagli degildir. Ebu´ s-Suud hâsiyesinde bildirildigine göre Bahir sahibinin mahallemescidi hakkinda irâd ettikleri burada da vardir.

«Mescidi cemaata terk eder.» Yani kerahetin bulunmamasi her yönden degildir. Belki murad çikisin zâti itibariyle mekruh olmamasidir. Sebebi itibariyle o mekruhtur. Sebebi o namazi yalniz basina kilmis olmasidir. Su mânâya ki disari çikmak için yalniz basina kilarsa mekruhtur. Çünkü cemaati terk etmek mekruhtur. Zira cemaat vâciptir. Yahut vâcibe yakin sünnet-i müekkededir.

TENBIH: Musannifin buradaki sözü ile evvelce geçen «dört rekatli namazin üç rekatini yalniz basina kilarsa o namazi tamamlar; sonra nâfile niyetiyle imama uyar...» ifadesinden anlasiliyor ki yalniz kilan kimseye o namazi cemaatla tekrarlamasi emir edilmez. Halbuki ulema. «kerahet-i tahrîmiye ile edâ edilen her namazin iadesi vâciptir» demislerdir. Kemâl bin Hümâm ve baskalari buna «kerahet-i tenzîhiye ile edâ edilen namazin iadesi ise müstehaptir» ibaresini ilâve etmislerdir. Cemaata sünnet de denilse vâcip de denilse terkinden dolayi kerahet lâzim geleceginde süphe yoktur. Çünkü her iki kavle göre de günah mevcuttur. Meger ki buradakini özürden dolayi terk ettigine hamlederek cevap verile. Ama bu ulemanin sözlerinden anlasilanin hilâfinadir. Biz bu hususta sözün tamamini namazin vâcipleri bahsinde arzetmistik. Bence sadra safi cevap anlasilamamistir.

«Ancak müezzin ikamete baslarken çikmak mekruhtur.» Bu ibareden anlasilan baska bir cemaat teskili için de olsa mekruh sayilmasidir. Çünkü çikmasinda töhmet vardir. Seyh Ismail «fetva kitaplarinin bir çogunda zikir edilen budur diyor.» Burada töhmet namazi yalniz kilmasindan ileri gelmektedir. Disari çikinca bunu teyit etmis oluyor. Dürer ile Vikâye serhinden evvelce naklettigimiz bunun hilâfinadir. Bunlar iki ayri meseledir. Evvelce geçen namazi kilmamis olup ikamet getirilirken çikarak cemaat teskil eden hakkinda idi. Buradaki ise namazi kilmis olan hakkindadir. Bazi sârihler bunu karistirmislardir. Cemaat teskil eden kimseden murad Imam ve müezzin gibi cemaat isini yoluna koyandir. Burada ondan maksat müezzindir. Çünkü imam yalniz basina kilarsa baska bir cemaat teskil etmesi mümkün olamaz.

«Sebebi yukarida geçmisti.» Yani sârih «hem nafileyi hem de cemaati kazanmis olmak için» demisti. Burada da bu sebeple nâfile olmak üzere imama uyar.

«Büteyra» tek bir rekat demektir ki ikincisi yoktur. Üç rekat Büteyrâyi istilzam eder. Fakat yalnizca tek bir rekat kilmak bâtildir. Nitekim Bahir´dan naklen evvelce görmüstük. Imamla birlikte selâm vererek üç rekat kilarsa bazilarina göre bir sey lâzim gelmez. Bir takimlari namazin bozulacagini ve üç rekat nezir ettigi zaman dört rekat kilmasi lâzim geldigi gibi burada da dört rekat kaza edecegini söylemislerdir. Nitekim Bahir´da beyan edilmistir. Biz Bahir´dan naklen evvelce arzetmisti ki bir kimse aksam namazinda nâfile olarak imama uyarsa ihtiyaten o namazi dört rekat olarak tamamlamalidir. Velev ki imamina muhalefet etmis olsun. «Çünkü namaz kilmadan durmanin keraheti daha siddetlidir.» Yani buradaki kerahet sabah ve ikindi namazlarindan sonra kilinan nâfilenin ve büteyrânin kerahetinden fazladir. Zira Muhit´te söyle denilmistir: «Çünkü cemaata muhalefet etmek büyük vebaldir.»

Ben derim ki: Lâkin Muhtaratü´n- Nevâzil´de açiklandigina göre çikmak evlâdir. Zira bu muhalefetin keraheti daha azdir.» Hâsili namazi yalniz basina kilan kimsenin ezan okunduktan sonra mescidden çikmasi bütün namazlarda degil. yalniz ögle ile yatsida mekruhtur. Bunlarda müezzin ikamete baslayinca disari çikmak mekruhtur. Daha önce çikmak mekruh degildir.

T E N B I H : Buradaki ikametten murad müezzinin kamete baslamasidir. Netekim Hidâye´de beyan edilmistir. Yoksa evvelce görüldügü vecihle namaza baslamak degildir.

Sârihin «ben derim ki» sözüyle anlattiklari «aksam namazinda iki memnûdan biri lâzim getir» ibaresiyle «namaz kilmadan durmasinin keraheti daha siddetlidir» ifadesine itirazdir. Çünkü bu ifadenin mefhumu imamla kilinan namazin siddetle mekruh olmasini iktiza eder ki o da kerahet-i tahrimiyedir. Lâkin Halebî´nin beyanina göre Kuhistanî´nin söyledigi red edilmistir. Çünkü Hidâye sahibi keraheti açiklamis; Gâyetü´l- Beyan sahibi bunun bid´at oldugunu söylemis; Kadihan ise Cami-i Sagîr serhinde haram oldugunu bildirmistir. Zâhir olan Hidâye´nin söyledigidir. Çünkü ulema Peygamber (s.a.v.)´in büteyrayi yasak etmesiyle istidtâl ederler. Bu hadis sübûtu zannî delâleti kat´î olan deliller kâbilindendir. Binaen aleyh bizim usulümüze göre kerahet-i tahrîmiye ifade eder.

Sârih «Muzmeratta bunda imama uyarsa isâet etmis olur denilmistir» sözüyle Kuhistanî´nin söyledigini naklederek iddia ettigi kerahet-i tenzîhiye davasini teyid etmek istemistir isâetin mânâsi da budur. H.

Ben derim ki: Lâkin biz namazin sünnetleri bahsinde isâetin kerahetten asagi mi yoksa ondan daha çirkin mi oldugu hususundaki hilâfi beyan etmis ve. «Isâet kerahet-i tahrîmiyeden asagi kerahet-i tenzîhiyeden daha çirkindir» diyerek aralarini bulmustuk.

METIN

Bir kimse sabah namazinin sünnetini kildigi takdirde farzini kaçiracagindan korkarsa sünnetini terk eder. Çünkü cemaat daha kâmildir. Farzi kaçiracagindan korkmaz da zâhir mezhebe göre bir rekatina yetisecegini umarsa sünneti birakmaz. Bazilari tesehhüdde yetisecegini umarsa sünneti terk etmez demislerdir ki musannif ve Bahir´da tâbi olarak Surunbulalî bu kavle itimat etmislerdir. Lâkin Nehir sahibi bu kavlin zaif oldugunu söylemistir. sünneti yer bulursa mescid kapisinin yaninda kilar. Yer bulamazsa terk eder. Çünkü mekruhu terk etmek sünneti islemekten önce gelir. Sonra su bilinmeli ki; «sünnete niyetlenir sonra farza tekbir alir» yahut «sünnete niyetlenir sonra onu bozar ve kaza eder» diyenler olmussa da bunlarin sözleri «zarari def etmek yarari celbetmekten önce gelir denilerek» reddedilmistir.

IZAH

Sabah namazinin farzini kaçiracagindan korkan kimse sünnetini terkeder. Bundan anlasilir ki kaçiracagina kanaat getiren evleviyetle terkeder. Nehir. Cemaati kaçirma korkusuyla terkedilince; vaktin çikacagindan korkulursa haydi haydi terkedilir. Bunu Tahtavî ebu´s- Suud´dan nakletmistir. Burada sünneti terk etmekten murad baslamamaktir. Yoksa basladiktan sonra bozmak degildir. Çünkü evvelce geçtigi vecihle nâfile namaza baslayan kimse onu mutlak surette bozamaz. Nehirsahibinin burada «velev ki ikinci rekati secde ile kayitlamis olsun» demesi dogru degildir. Nitekim Seyh Ismail buna tenbihte bulunmustur.

«Çünkü cemaat daha kâmildir.» Zira cemaatla kilinan bir farz yalniz kilinandan yirmiyedi derecede daha fazîletlidir. Sabah namazinin iki rekat sünneti bu derecelerden birine yetisemez. Çünkü bunlar farzin dereceleridir. Cemaati terk eden hakkindaki tehdit sabah namazinin sünneti hakkindakinden daha serttir. Tamami Fetih ve Bahir´dadir. «Ve Bahir´a tâbi olarak Surunbulâlî bu kavle itimad etmistir.» Burada söyle denilebilir: Bahir sahibi «Kenz´in sözü tesehhüde sâmildir» dedikten sonra Cami-i

Sagîr´in ifadesine göre yalniz tesehhüdde imama yetisecegini ümit ederse sünneti terk edecegini söylemis ve Hülâsa´dan bunun zâhir mezhep oldugunu nakletmis; Bedayi´de bu kavlin tercih edildigini bildirmistir. Kâfi ile Muhit´ten de Imam A´zam´la Ebû Yusuf´a göre tesehhüdü okuyacagini Imam Muhamed´in buna muhalif oldugunu nakletmistir. Su halde Bahir´da iki kavli hikâye etmekten baska bir sey yoktur. Bilâkis bundan önce zâhir rivayeti tercih ettigini gösteren sözler söylemis ve söyle demistir: «Bu mümkün olmazsa meselâ iki rekati kaçiracagindan korkarsa en hakli olani îfâ eder ki o da cemaattir.» Lâkin Nehir sahibi bu kavlin zaif oldugunu belirterek.» bu söz zaif bir rey üzerine söylenmistir» demistir.

Ben derim ki: Lâkin Fesu´l- Kadir sahibi onu asagida gelecek «bir kimse meselâ öglenin bir rekatina yetisirse cemaat fazîletine yetismis ve sevabini almis olur» Ifadesi sebebi ile kuvvetli bulmustur. Nitekim bunu Imam Muhammed seyhiyle müttefik olarak söylemistir. Keza imama tesehhüdde yetisirse hepsinin kavline göre cemaatin fazîletine yetismis olur.

Fesu´l- Kadir sahibi sözüne söyle devam etmistir: «Bir kimse tesehhüde yetisecegini umarsa sabah namazinin sünnetini kilmaz» sözü böylece Imam Muhammed´in kavli geregince hücuma ugruyor. Halbuki hak bunun aksinedir. Çünkü Imam Muhammed bunun ziddini söylemistir.» Yani burada esas cemaat fazîletine erismek meselesidir. Tesehhüde yetismekle bu fazîlete erisildigine imamlarimiz ittifak etmislerdir. Binaenaleyh sünneti bilittifak kilar. Nitekim bunu Surunbulâliye sahibi de izah etmis; Münye ve Kenz sârihleri ile Dürer Hasiyesi´nde Nuh Efendi ve serhinde Seyh Ismail kabul etmislerdir. Kuhistâni´de de bunun benzeri sözler vardir. Sârihimiz namazin vakitleri babinda buna katiyetle kail olmustur.

«Sünneti yer bulursa mescid kapisinin yaninda kilar.» Maksat kapinin dis tarafinda kilmaktir. Nitekim bunu Kuhistâni açik söylemistir. Inâye´de söyle denilmistir: «Çünkü mescidin içinde kilarsa imam farzla mesgul olurken o nâfile kilmis olur ki bu mekruhtur. Mescid kapisinin disinda yer yoksa sünneti mescidin içinde bir diregin arkasinda kilar En siddetli kerahet sünneti saf arasinda cemaata karisarak kilmaktadir.» Bu ifadenin bir misli Nihâye ile Mirac´ta da mevcuttur.

«Yer bulamazsa terk eder.» Fesu´l- Kadir´de söyle deniliyor: «Su halde yani sünnetin mescidde kilinmasi mekruh olduguna göre mescidin kapisi disinda yer yoksa sünnet kilinmamasi gerekir. Çünkü mekruhu terk etmek sünneti islemekten önce gelir. Su kadar var ki kerahetin derecelerimuhteliftir. Imam yazlik hücresinde ise sünneti kislik hücrede kilmak kerahet itibariyle daha hafiftir. Aksi de böyledir. En siddetli kerahet sof arasina karisarak kilmaktadir. Nitekim bir çok cahiller bunu yaparlar.»

Hâsili sabah namazinin sünneti hususunda sünnet vecihle hareket onu evde kilmaktir. Bu olmazsa mescidin kapisi disinda yer varsa orada kilar yoksa mescidin yazlik kislik diye iki yeri bulundugu takdirde bunlarin birinde kilar. Bu da olmazsa saflarin arkasinda bir diregin yaninda kilar. Lâkin mescidde iki yer olur da imam bunlarin birinde bulunursa Muhit´te bildirildigine göre bazilari «cemaata muhalefet olmadigi için mekruh degildir» demis; bir takimlari mekruh oldugunu söylemislerdir. Çünkü bunlarin ikisi bir yer hükmündedir. Muhit sahibi sunu söylemistir: «Ulema bu meselede ihtilâf edince efdal olan yapmamaktir. Nehir´de «bunda kerahetin tenzîhî oldugu ifade edilmektedir» deniliyor. Lâkin Hilye´de «Ben derim ki: Kerahet bulunmamasi daha münasiptir. Buna delil zikrettigimiz haberlerdir» denilmistir. Sonra bütün bu söylediklerimiz imam namazda olduguna göredir. Imam namaza baslamazdan önce sünneti diledigi yerde kilabilir. Nitekim Münye serhinde beyan olunmustur.

Zeyleî diyor ki: «Sair sünnetlere gelince: Onlari imam rükûa gitmeden kilmak mümkünse mescidin disinda kilar; sonra imama uyar. Bir rekat kaçiracagindan korkarsa imama uyar.»

Sârihin «sonra su bilinmeli ki ilh...» diyerek anlattiklari hakkinda Fesu´l- Kadir´de söyle denilmistir: «Fâkih Ismâil Zâhid´den nakledilen «sünnete baslayip sonra bozmak gerekir böylece kaza vâcip olur; o kimse namazdan sonra sünneti kazaya imkân bulur» sözünü Imam Serahsî reddetmis; «niyet edip baslamakla vâcip olan bir ibadet nezirle vâcip olandan daha kuvvetli degildir. Imam Muhammed nezir edilen namazin fecirden sonra günes dogmadan edâ edilemeyecegini söylemistir keza bu is ibadete onu bozmak kasdiyle baslamaktir» ama bu onu ikinci defa kilmak içindir» denilirse biz de deriz ki; «ameli bozmak yasak edilmistir; zarari def etmek yarari celbetmekten önce gelir» demistir.»

«Sünnete niyetlenir sonra farza tekbir alir.» Ifâdesinden murad «Evvelâ sünnete niyet ederek tekbir alir sonra kalbiyle farza niyet eder ve dili ile tekbir alir. Bu suretle sünnetten farza intikal etmis olur. Bunda zimnen sünneti ibtal etmek vardir» demektir. Fakat zâhire göre bu da yasak edilmistir. Binaenaleyh Allâme Makdisî´nin «Böyle yapar da o namazi günes yükseldikten sonra kaza ederse zikir edilen itirazlardan biri vârid olmaz» sözü mânâsiz kalir.

Sonra bu söyledigimi Münye serhinde gördüm. Sârih söyle diyor: «Buna Kenz´in namazi bozan seyler babindaki su sözü delildir: Öglenin bir rekatini kildiktan sonra ikindiye veya nâfileye niyetlenmek de bozar. Bu söz baskasina niyetlenmekle öglenin bozulacagini açik olarak ifade etmektedir.»

Tenbih: Kinye´de söyle deniliyor: «Bir kimse sabah namazinin sünnetini geregince kildigi takdirde cemaata yetisemeyeceginden korkar; bir fâtiha ve rükû ile secdelerde birer tesbih ile iktifâ ettigi takdirde yetisecegine kanaat getirirse bu kadarcigi ile yetinebilir. Çünkü cemaata yetismek içinsünneti terk etmek câizdir. Sünnetin sünnetini terketmen ise evleviyetle câiz olur. Kâdî Zerenceri´den nakledildigine göre «bir kimse iki rekat farzi kaçiracagindan korkarsa sünneti subhâneke ve eûzüyü kiraatinin sünnetini birakarak bir âyetle kilar ki ikisini birden yapmis olsun; öglenin sünnetinde de böyle yapar» demistir. Yine Kâdî´nin eserinde «Bir kimse sabah namazinin sünnetini kilar da farzini kaçirirsa onu kaza ederken sünnetini tekrarlamaz» denilmistir.

METIN

Sabah namazinin sünnetini ancak zevalden önce farzini kaza ettigi zaman ona tâbi olarak kaza ederse esah kavle göre zevalden sonra keza etmez. Çünkü sünnetin mühmel vakitte kaza edilecegi hususunda kiyasa muhalif olarak haber vârid olmustur. Binaenaleyh baskasi ona kiyas edilemez. Öglenin sünneti böyle degildir. Keza cumanin sünneti de bunun hilâfinadir.

IZAH

Sabah namazinin sünneti ancak farzi ile beraber kaza edilir. Farzini o gün zevalden önce kaza ederse ona bagli olarak sünnetini de kaza eder. Yalniz sünneti kalirsa günes dogmadan bilittifak kaza edilmez. Zira sabah namazindan sonra nâfile kilmak mekruhtur. Günes dogduktan sonra Seyhayn´a göre yine kaza edilmez.

Imam Muhammed «Bence zeval vaktine kadar kaza edilse iyi olur» demistir. Nitekim Dürer´de beyan olunmustur. Derler ki: Bu söz ittifaka yakindir. Çünkü «bence iyi olur» ifadesi kilmazsa kinanmayacagina delildir. Seyhayn da «kaza etmez; ama ederse beis yoktur» demislerdir. Habbaziye´de böyle denilmistir. Bazilari imamlarimiz arasinda hakikaten hilâf oldugunu söylemis ve; «hilâf kilinan namazin yeni bir nâfile mi yoksa sünnet mi oldugundadir» demislerdir. Inâye´de böyle zikir edilmistir. Yani kaza edilen bu namaz Seyhayn´a göre nâfile Imam Muhammed´e göre sünnettir. Nitekim bunu Kâfî sahibi zikir etmistir. Ismail.

«Sabah namazinin sünneti ancak farzina tâbi olarak kaza edilir» ifadesinden farzdan sonra kilinir mânâsi anlasilmamalidir. Evvelâ sünnet sonra farz kaza edilir. Esah kavle göre zevalden sonra kaza etmez. Bazilari «zevalden sonra farza tâbi olarak kaza edilir ama yalniz basina bilittifak kaza edilmez» demislerdir. Nitekim Kâfi´de böyle denilmistir. Ismail.

Bu hususta kiyasa muhalif olarak rivayet edilen haber Sahih-i Müslim´ de olup uzundur. Mezkûr hadiste Peygamber (s.a.v.)´in Ta´ris gecesinin ertesi günü günes yükseldikten sonra sabah namazinin sünnetini farziyle beraber kaza ettigi bildirilmektedir.

Ta´ris: yolcunun gecenin sonunda konaklamasidir. Nitekim Mugrib´te beyan edilmistir. Ismail.

Mühmel vakit; içinde farz namaz bulunmayan vakittir ki günes dogduktan zevale kadar devam eder. Bize göre bundan baska mühmel vakit yoktur. Sahih olan kavil budur. Bazilari «gölgenin bir mislinden iki misline varincaya kadar geçen vakit de bunun gibidir» demislerdir.

Sabah namazinin sünneti kiyasa muhalif olarak rivayet olunan hadisle kaza edilir. Zira kaza vâciplere mahsustur. Sârihin bundan sonraki bâbin basinda söyleyecegi vecihle kaza; vâcibi vakti geçtikten sonra yapmaktir. Vâcipten baska namazlar ancak naklî delil ile kaza edilirler. Mezkûr delilsabah namazinin sünnetinin kaza edilecegine delâlet eder. Biz de buna kâiliz. Öglenin sünneti hakkinda asagida gelecek hazreti Âise hadisi de öyledir. Onun için «Vakit içinde öglenin sünneti kaza edilir; vakit çiktiktan sonra kaza edilmez» diyoruz. Fetih´te bildirildigi gibi bundan geri kalanlari «kaza edilmez hükmü üzerine kalirlar.

Cuma namazinin ilk sünneti hüküm itibariyle süphesiz öglenin ilk sünneti gibidir. Bahir. Zâhirine bakilirsa sârih bu cümleyi Bahir´da açik olarak görmüs degildir. Bunu Kuhistânî zikir etmis lâkin kimseye nisbet etmemistir. Sirâc-i Hânuti metinlerle diger kitaplarda zikir edilenin müktezasinin bu oldugunu söylemistir. Lâkin Racezatü´l- Ulema´da söyle denilmistir:

«Cumanin sünneti sâkit olur. Çünkü Rasûlüllah (s.a.v.)´in «imam minbere çiktigi vakit farzdan baska namaz yoktur» buyurdugu rivayet olunmustur.» Remlî.

Ben derim ki: Bu istidlâl söz götürür. Zira hadis yalniz imam minbere çiktiktan sonra namaz kilinmayacagina delâlet etmektedir. Namazin tamamiyle sâkit olacagina ve farz kilindiktan sonra kaza edilmeyecegine delâleti yoktur. Aksi taktirde öglenin sünneti de kaza edilmemek lâzim gelir. Çünkü Müslim´in sahihi ile diger hadis kitaplarinda «namaza kamet getirildikten farzdan baska namaz yoktur» hadisi rivayet olunmustur. Evet. aralarindaki farki göstermek için baska bir seyle istidlâl edilebilir ki o da yukarida geçtigi vecihle sünnetlerde kiyas olan kaza edilmemektir. Kadihan öglenin sünneti kaza edilecegine Hazreti Âise (R. A.) hâdan rivayet olunan. «Peygamber (s.a.v.) öglenin dört rekat ilk sünnetini kilamadigi zaman onu farzdan sonra kaza ederdi» hadisiyle istidlâl etmistir. Su halde onun kazasi sabahin sünnetinde oldugu gibi kiyasin hilâfina hadisle sabit olmus olur. Nitekim Fetih´te açiklanmistir. Binaenaleyh «cumanin sünneti kaza olunur» sözü hususi bir delile muhtaçtir. Bu izaha göre metinlerde «öglenin sünneti» denilmesi cumanin sünnetinin böyle olmadigini gösterir.

METIN

Çünkü öglenin farzindan bir rekata yetisemeyeceginden korkan kimse bu sünneti birakarak imama uyar; sünneti sonra kilar. Bunu öglenin vaktinde kilmak sünnettir. Imam Muhammed´e göre son sünnetten evvel kilinir. Bununla fetva verilir. Cevhere.

Yatsinin ilk sünneti ise mendup olup asla kaza edilmez. Dört rekatli farzlardan birinin bir rekatina yetisen kimse bilittifak o namazi cemaatla kilmis olmaz. Zira bir kismini yalniz kilmistir. Lâkin cemaat faziletine yetismistir. Velev ki imama tesehhüdde yetismis olsun. Bu cihet ittifâkidir. Ancak ilk tekbiri kaçirdigi için sevabi müdrikin (imama yetisenin) sevabindan azdir. Lâhik müdrik gibidir. Çünkü hükmen imama uymustur

IZAH

«Çünkü öglenin farzindan bir rekata ilh...» ifadesi ögle ile sabahin sünnetleri arasindaki muhalefetin vechini beyandir. Ve mefhumu sudur: öglenin farzindan birinci rekata yetisecegine akli keserse mâni bulunmaksizin saflarin arasina karismamak sartiyle sünneti kilar. Bu izaha göre evvelce namazin vakitleri bahsinde geçen «farz namaza kamet getirilirken nâfile kilmakmekruhtur» sözü müskil kalir. Lâkin orada birçok kitaplardan nakletmistik ki mezkûr kerahet cuma namazina kamet getirildigi zamana mahsustur. Aralarindaki fark; cuma namazinda kalabalik çok oldugundan o anda nâfile kilanin ekseriyetle saflara karismaktan hâlî kalmamasidir. Sâir farz namazlar böyle degildir.

«Bunu öglenin vaktinde kilmak sünnettir.» Yani bilittifak sünnettir. Hâniye ve diger bazi kitaplarda Imam-i A´zam´a göre nâfile. imameyne göre sünnet oldugu kaydedilmisse de bu musanniflarin yaptigi bir tasarruftan ibarettir. Çünkü bu meselede beyan edilen sey önce veya sonra kilinmasi hususundaki ihtilâftir. Kazasi hakkinda ittifak vardir ki bu onun sünnet olarak vâki olduguna ittifaktir. Nitekim bunu Fetih sahibi tahkik etmis; Bahir ve Nehir sahipleri ile Münye sârihi de ona tâbi olmuslardir. Öglenin vakti geçince bu sünnet gerek baskasina tab´an gerekse bizzat maksud olarak kaza edilmez. Sabahin sünneti bunun hilâfinadir. Bahir´in ibaresinin zâhirine bakilirsa ulema bu hususta ittifak etmislerdir. Lâkin Hidâye´de açiklandigina göre vakit çiktiktan sonra farza tab´an bu sünnetin kaza edilip edilmeyeceginde ulemanin ihtilâfi vardir. Onun için Nehir´de «Bahir´in beyani yanlistir» denilmistir. Seyh Ismail buna cevap vermis «O bu sözü esah olan kavle göre söylemistir» demistir. «Imam Muhammed´e göre son sünnetinden evvel kilinir. Ebu Yusuf´a göre ise son sünnetinden sonraya birakilir.» Hasamî´nin Cami-i Sagîr´inde böyle denilmistir. Manzume ile serhlerinde ise hilâf bunun aksinedir. Gâyetü´l- Beyan´da «Ihtimal her iki imamdan ikiser rivayet vardir» denilmistir. Bunu Halebî Bahir´dan nakletmistir. Fetva son sünnetinden evvel kilinacaginadir.

Ben derim ki: Metinler dahi buna göre yazilmistir. Lâkin Fesu´l - Kadir´de son sünnetinden sonra kilinmasi tercih edilmistir. Imdâd sahibi diyor ki: «Fetevâ-i Attâbî´de muhtar olan kavl budur denilmis; Seyh´ul Islâm´in Mebsut´unda bu kavlin esah oldugu bildirilmistir. Çünkü hazreti Âise hadisinde; «Peygamber (s.a.v.) öglenin dört rekat ilk sünnetini kilamadigi zaman onu son sünnetinden sonra kilardi» denilmistir. Ebû Hanîfe´nin kavli de budur. Kâdihan´in Câmi-inde böyle denilmektedir.» Bu hadis hakkinda Tirmizî «Hasan gariptir» demistir. Fetih.

«Yatsinin ilk sünneti ise mendup olup aslâ kaza edilmez.» Yani sabah ögle ve cumanin sünnetlerinin hükmü anlasildi. Nâfilelerin farzdan önce kilinanlarindan yalniz ikindinin sünneti kaldi. Malûmdur ki ikindi namazindan sonra nâfile kilmak mekruh oldugundan bu namaz kaza edilmez. Yatsinin ilk sünneti de öyledir. Lâkin mendup oldugu için o da kaza edilmez.

Ben derim ki: Bu ta´lil söz götürür. Çünkü sabah ve öglenin sünnetleri sünnet olduklari için kaza edilirler; mendup olsalar kaza edilmezlerdi zannini verir. Halbuki öyle degildir. Zira bu namazlarin kazasi kiyasa muhalif olarak sabit olmustur. Binaenaleyh sair nâfilelerin «kaza olunmaz» hükmü bâkîdir. Nitekim Fetih´te açiklanmistir. Hattâ mendubun kaza edilecegini bildiren bir nâs rivayet edilse biz onunla amel ederdik. Bu izahimizla sen Imdâd´in su sözünü anlamis olursun: «Yatsinin ilk sünneti menduptur. O halde son sünnetinden sonra kazasina bir mâni yoktur.» Evet bir kimse onu kaza ederse mekruh islemis olmaz. Bilâkis nâfile ve müstehap olur. Ama ulemanin teravih sünnetinde dedikleri gibi yerinde kilinmamis oldugu için müstehap degildir.

«Dört rekatli farzlardan birinin bir rekatina yetisen kimse bilittifak o namazi cemaatla kilmis olmaz.» Su halde ögleyi cemaatla kilmayacagina yemin etse bir veya iki rekatina yetismekle bilittifak yemini bozulmaz. Üç rekatina yetisirse asagida beyan edilecegi vecihle ihtilâf olunmustur. Bu meselenin yeri yeminler bahsidir. Musannifin onu burada zikir etmesi «lâkin cemaat fazîletine yetismistir» sözüne hazirlik olmak içindir. Zira çok defa fazîletle cemaata yetismek arasinda birbirinin lâzimi olmak gibi bir mânâ anlasilir. Bu zanni def etmek gerekmistir. Bunu Nehir sahibi söylemistir.

«Dört rekatli farzlardan» tabiri ihtirâzî bir kayit degildir. Zira iki ve üç rekatli farzlarin hükmü de böyledir. Bunu zikir etmesinin sebebi asagida «üç rekata yetisen de öyledir» demesidir. H.

Namazin bir veya iki rekatina yetisemeyen kimse cemaata yetismis sayilmazsa da cemaatin fazîletine bilittifak yetismis sayilir. Çünkü bir namazin sonuna yetisen ona yetismis demektir. Onun için cemaata yetisemeyecegine yemin eden kimse imama velev ki tesehhüdde yetisirse yemini bozulur. Nehir.

«Bu cihet ittifâkîdir. Yani Imam Muhammed´le iki Seyhi arasinda ittifaklidir. Hidâye´de yalniz Imam Muhammed´in zikir edilmesi ona göre cuma namazinda imama tesehhüdde yetisen cumaya yetismis sayilmadigi içindir. Bu sözün muktezasi burada da cemaatin fazîletine nail olamamaktadir. Zira namazin azina yetismistir.

Hidâye sahibi Imam Muhammed´i zikir etmekle bu vehmi ortadan kaldirmistir. Nitekim Fetih´de ve Bahir´da beyan edilmistir. «Ancak ilk tekbiri kaçirdigi için sevabi müdrikin sevabindan azdir.» Yani bunun sevabi imama namazin basinda yetisip te onunla birlikte tekbir almak fazîletine nail olandan azdir. Böylesi degil bir veya iki rekati kaçirandan sadece iftetah tekbirine yetisemeyenden bile fazîletlidir. Usul-u fikih ulemasinin beyan ettiklerine göre mesbûkun fiili kasir edâdir. Müdrikinki ise böyle degildir. Onun fiili kâmil edâdir. «Lâhik müdrik gibidir.» Bahir sahibi söyle diyor: «Lâhika gelince: ulema imamdan sonra onun kaza ettigi cüzün kazaya benzer edâ oldugunu açiklamislardir. Zeyleî´nin sözüne bakilirsa o kimse hükmen imamin arkasinda oldugundan müdrik gibidir. Onun için de kiraati okumaz. Binaenaleyh cemaatla namaz kilmayacagina yemin ederse yemininin bozulmasi iktiza eder. Velev ki imama yetisemedigi rekatlar daha fazla olsun.»

Ben derim ki: Istihlâf babinda geçen de bunu te´yid eder. Orada; «imam son oturustan sonra kasten abdest bozarsa mesbûkun namazi bozulur. müdrikin namazi bozulmaz; lâhik hakkinda iki sahih kavl vardir» demistik. Orada Bahir ve Nehir´in zâhirlerinden anlasilan da bozuldugunu te´yid etmeleri idi. Biz bu kavli te´yid eden sözü dahi arzetmistik.
__________________
"Güven" Çok İnce Bir Çizgidir.

Onu Kalınlaştırarak Kırılmasını Engelleyen Tek Şey
"İki Taraflı" Olmasıdır.


Dikkat !!! Kopyala Yapıştır Özelliğini Sadece Üyelerimiz Kullanabilir. Üyelik Ücretsizdir.. Ayrıca Üyelerimiz Forumdan Tamamen Reklamsız ve çok daha hızlı şekilde yararlanabilir.
KARAHAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 01-Ocak-2010, 04:47   #335 (permalink)
Kullanıcı Profili
Kurmay Başkan
 
KARAHAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik tarihi: Nisan-2009
Bulunduğu yer: Uçurumun Kenarindan
Üye No : 177
Mesajlar: 3.159
Konuları: 1388
İstatistikleri Seviye: 43 [â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�]
Aktiflik: 214 / 1071
Güç: 1053 / 15680
Deneyim: 85%
İtibar Puanları
İtibar Puanı : 119637
İtibar Derecesi : KARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond repute
Teşekkürleri
Teşekkür Etmiş : 775
Teşekkür Almış : 1.040
Tuttuğu Takım

Standart Cevap: Büyük Hanefi Fikhi

METIN

Keza üç rekata yetisende en zâhir kavle göre cemaatla kilmis sayilmaz. Serahsi. «Ekser için kül (bütün) hükmü vardir» demisse de Bahir sahibi bunu zaif bulmustur. Vakti kaçirmayacagindan emin olan kimse farzdan önce diledigi kadar nâfile kilar. Aksi taktirde kilamaz. Bilâkis farzi kaçirdigi için nâfile kilmasi haram olur. Sünneti mutlak surette kilar. O tamamlayicilardan oldugu için esah kavle göre yalniz basina kilsa bile birakmaz. Sünnet Peygamber (s.a.v.) hakkinda derecelerininziyadelesmesi için mesru olmustur. Sonra Dürer sahibinin «cemaati kaçirsa bile sünneti kilar» sözü yukarida gecen beyanat sebebiyle müskildir.

IZAH

Üç rekatli namazin iki rekatina yetisen de cemaatla kilmis sayilmaz. Iki rekatli namazin bir rekatina yetisen hakkinda ise zâhire göre hilâf yoktur. Nitekim dört rekatli namazin iki rekatina yetisen hakkinda da hilâf yoktur (yani bilittifak cemaatla kilmis sayilmaz). Bahir sahibi Serahsî´nin sözünü zaif bulmustur. Çünkü ulema yeminler bahsinde «bir kimse «su ekmegi yemeyecegim» diye yemin etse bütününü yemedikçe yemini bozulmaz zira ekser kül yerini tutmaz» diye ittifak etmislerdir. Fesu´l- Kadir´de beyan olundugu vecihle kerahet bulunmamak suretiyle vakit müsait olursa bir kimse farzdan önce diledigi kadar nâfile kilabilir. Bilmis ol ki musannifin ibaresi Kenz´in ibaresine müsavidir. Zeyleî «Bu söz mücmeldir izaha muhtaçtir» demistir.

Imdi biz de diyoruz ki: Tetavvu iki kisimdir. Biri sünnet-i müekkede digeri sünnet-i gayri müekkededir. Sünnet-i müekkede bes vaktin sabit sünnetleridir. Bunlardan maadasi sünnet-i gayri müekkededir. Namaza duran kimse ya cemaatla yahut yalniz kilar. Cemaatla kilarsa sabit sünnetleri mutlaka kilar. Bunlar sünnet-i müekkede olduklari için imkân buldugu zaman onlari kilip kilmamakta muhayyer olmaz Namazini yalniz kilarsa bir rivayette cevap yine budur. Diger bir rivayete göre muhayyerdir. Fakat birinci rivayet daha ihtiyattir. Çünkü farzlardan önceki sünnetler seytanin tama´ni kirmak farzlardan sonrakiler ise farzda yapilan noksani tamamlamak için mesru olmuslardir. Yalniz kilan buna daha muhtaçtir. Bu babtaki nâs yalniz kilanla cemaat arasinda fark yapmamistir. Binaenaleyh mutlak olarak kalir. Ancak vaktin çikacagindan korkarsa tatavvuu terk eder. Zira farzi vaktinde kilmak vâciptir. Ama bes vaktin sabit sünnetlerinden maadasi hakkinda namaz kilan mutlak surette muhayyerdir. Yani farzi cemaatla veya yalniz kilsin muhayyerdir. Öyle anlasiliyor ki musannif Kenz´in ibaresinde bu mücmel hâli görünce onu açikliga kavusturmak için «sünneti mutlak surette kilar velev ki namazi yalniz basina kilsin» demistir.

Dürer sahibinin sözü yukarida geçen su izahattan dolayi müskildir: «Bir kimse sabah namazini imamla beraber kilamayacagindan korkarsa sünneti terkeder Ögle namazinin bir rekatina yetisemeyeceginden korkarsa sünnetini terk eder. Su halde nasil olur da «Cemaati kaçirsa bile sünneti kilar» denilebilir?» Musannif Mineh´deki bu ibareyi müskil saymistir. Nehir sahibi ile Seyh Ismail dahi ayni ibareyi nakletmislerdir. Bu söz son derece sasilacak bir seydir. Çünkü «Cemaati kaçirsa bile» demenin mânâsi: «Mescide girdiginde imamin namazdan çiktigini görür ve cemaati kaçirdigi için yalniz kilmak isterse sünnet-i müekkedeyi kilar çünkü o tamamlayicidir. Yalniz kilan buna daha muhtaçtir» demektir. Dürer´in ibaresi bu mânâda açik olup söyledir: «Bir kimse cemaata yetisemeyip farzi yalniz kilmak isterse sünnetleri kilar mi? Ulemamizdan bazilari kilmayacagini söylemisler ve «çünkü sünnetler ancak farz namaz cemaatla edâ edilirse kilinir» demislerdir. Fakat esah olan onlari kilmaktir. Velev ki cemaata yetisememis olsun. Ancak vakit dar olursa o zaman sünnetleri terkeder. Bu ibareden cemaati kaçirsa bile evvelâ sünnetlerin kilinacagi mânâsiniçikarmak son derece tuhaftir. Bundan daha tuhafi Surunbulâlî´nin Dürer üzerine yazdigi hâsiyede bu eskâli beyâna girismemesidir.

Hayreddin-i Remlî Dürer sahibinin sözünü bizim söyledigimiz sekilde izah etmis; sonra sunlari söylemistir: «Bunu anla! Ve bu hususta basiretli ol! Çünkü Nehir ve Müneh sahipleri bu meseleyi karistirmis ve büyük hata etmislerdir!»

METIN

Rükuda bulunan bir imama uyarak namaza durur ve imamda basini kaldirirsa o rekata yetismis olmaz. Çünkü rüknün bu cüzünde ortak bulunmak sarttir. Burada bu yoktur. Ve o kimse mesbuk olur. îmam namazini bitirince o rekati kilar. Imama ayakta iken yetisip onunla birlikte rükû etmemesi bunun hilâfinadir. Zira o rekata yetismis sayilir ve lâhiktir. O rekati imam namazdan çikmadan kilar. Her ne zaman rükûa imamla birlikte yetisemezse secdelerde imama tâbî olmasi vâcip olur. Velev ki onun namina hesaba katilmasina ve terk edilirse namaz bozulmus olmasin. Rekata yetisemez imama da tâbî olmaz fakat imam selâm verdikten sonra kalkarak bir rekat kilarsa namazi tamamdir. Yalniz bir vâcibi terk etmistir. Bunu Tecnis´den naklen Nehir sahibi söylemistir. Imamdan evvel rükua giderde imami kendisine rükûda erisirse rükûu sahihtir. Ama imam farz miktari okumussa kerahet-i tahrîmiye ile mekruhtur. Aksi taktirde rükûu kâfi degildir. Imam birinci secdede iken cemaat olan kimse iki secde yapsa ikinci secdesi kâfi gelmez Tamami Hülâsa´dadir.

IZAH

Imama uyan kimse ayakta durmayip egilse de; o rükua varmadan imam dogrulsa o rekata yetismis olmaz. Fetih. Bazi nüshalarda «Özrü olmadigi halde ayakta dursa» ibâresi vardir. Yani «rüku imkâni varken ayakta durup rükua gitmese» denilmek istenmistir. Bunun sebebi meselede imam Züfer´in muhalif olmasidir. O´na göre rüku imkâni varken rükua gitmezse o rekata yetismis sayilir. Zira kiyam hükmü verilen yerde imama yetismistir.

«Çünkü rüknün bir cüzünde ortak bulunmak sarttir.» Yani imama uymak ortaklik suretiyle ona tâbî olmaktir. Bu yapilanda ise gerek kiyamin hakikatinda gerekse rükûda ortaklik tahakkuk etmemistir: Binaenaleyh imama o rekatta yetisememistir. Zira kendisinden «imama uymak» denilen sey henüz tahakkuk etmis degildir. Kiyamda imama ortak olup rükûda ondan geri kalan kimse bunun gibi degildir. Çünkü mefhumunun bir cüzü tahakkuk etmekle ondan imama uyma isi tahakkuk etmistir. Artik imamdan geri kalmakla namazi bozulmaz. Zira seriatta lâhik adi verilen sey ittifaken tahakkuk etmistir. O bununla tahakkuk eder. Bu olmazsa tahakkuk etmez. Fetih´te böyle denilmistir.

Hâsili sudur: Namaza baslarken imama uymak ancak kiyamin bir cüzüne yahut kiyam hükmünde olan seyin -ki rükûdur- bir cüzüne yetismekle sabit olur. Çünkü rekûun ekserisinde ortaklik mevcuttur. Bu tahakkuk edince sonra imamdan geri kalmasi zarar etmez. Hattâ imama kiyamda yetisir de ayakta durarak imam rükudan dogrulduktan sonra rükua giderse namazi sahihtir. Ziranamaza baslarken «imama uyma» denilen sey tahakkuk etmistir. Lâhikin hakikati budur. Aksi taktirde lâhikin ortadan kalkmasi lâzim gelir. Halbuki o ser´an tahakkuk etmis bir seydir.

«O rekati namazdan çikmadan kilar» maksat sonraki cüzlerde imama tâbî olmadan kilmaktir. Hattâ evvelâ imama tâbî olur (onun yaptigini yapar) sonra imam namazini bitirince yetisemedigi cüzleri edâ ederse namaz sahih fakat vâcip olan tertibi terk ettigi için günahkâr olur.

«Her ne zaman rükûa imamla birlikte yetisemezse ilh...» yani metnin meselesinde imama yetisemeyince imama tabi olmasi vâcip olur Hasili: O kimse imama rükûda tâbî olmadigi yahut o rükû etmeden imam rükûdan dogruldugu için rekata yetisemezse bazi cahillerin yaptigi gibi namazi bozmasi câiz olmaz. Zira namaza girisi sahihtir. Iki secdede imamina tâbî olmasi vâciptir. Velev ki bu secdeler onun namazindan hesap edilmesinler. Nitekim imama rükudan dogrulduktan sonra yahut secdede iken uymus olsa hüküm yine budur. Bahir´da böyle denilmistir. Secdelerin onun namazindan hesap edilmemesinden murad yetisemedigi rekattan sayilmamasidir. Namazi bitirdikten sonra o rekati tam olarak kilmasi lazim gelir. Iki secdeyi terk etmekle namazi bozulmaz. Çünkü bunlari yapmasi «yalniz imama muhalefet etmis olmasin» diye vâcipti. Nasil ki mesbûkun oturusta imama tâbî olmasi vâciptir. Velev ki o oturus kendi namazinin tertibine uymasin. Yoksa bu iki secde onun yetisemedigi rekatinin bir cüzü degildir. Zira secde ancak sahih rükuun üzerine tertip edilince sahih olur. Onun için tam bir rekat kilmasi lâzim gelir.

«Rekata yetisemez imama da tâbî olmaz» sözü kisadan kesmek için bu cümleleri atmak ve «fakat imam selâm verdikten sonra ilh...» ibaresini zikir etmek daha münâsip olurdu. «Yalniz bir vâcibi terk etmistir» ki o da namaza baslarken secdede imama tâbî olmaktir. Maksat. imamin selâmindan sonra tam bir rekat kilar da iki secdeyi de kaza etmezse. «bir vâcibi terk etmis olur demek degildir. Nitekim sârihin namazin vâcipleri bahsindeki anlayisi bu zanni vermektedir.

Sârih orada söyle demisti: «Kavâid icabi bu iki secdeyi kaza eder.» Çünkü bu kavâide aykiridir. Söylediklerimize Tecnis´in ibaresi de delâlet etmektedir. Tecnis sahibi «Secdede imama tâbî olmaz da sonra namazin kalan cüzlerinde tâbî olur ve imam namazini bitirdikten sonra kalkarak yetisemedigini kaza ederse namaz câiz olur. Su kadar var ki imam namazdan çiktiktan sonra o rekati Iki secdesiyle kilar. Velev ki namaza basladigi anda o secdede imama tâbî olmak vâcip olsun» demistir. Biz bunu orada izah etmistik ona müracaat et!

Bir kimse imamdan evvel rükua gider de imami kendisine rükuda erisirse rükuu sahihtir. Çünkü namaza baslarken kiyamin bir cüzünde ortaklik bulunmakla imama uymak tahakkuk etmistir. Artik ondan sonra imamdan geri kalmasi zarar etmez. Nitekim izahi yukarida geçti Bunun kerahet-i tahrîmiye ile mekruh olmasi imamdan önce yapmak yasak edildigi içindir.

Farz miktari okumayi Zahîre sahibi üç ayetle takdir etmistir. Yani vâcip olan miktardir. Ama zâhire bakilirsa bu bir kayit degildir. Farz miktariyle yetinmek gerekir Nitekim Nehir sahibi ile Hayreddîn-i Remlî bunu incelemis; Sarih de onlara tâbî olmustur. «Aksi takdirde rükuu kâfi degildir.» Yani imam rüku etmeden o basini rükudan kaldirir da imami rükuda kendisine yetisemezse yahut yetisirfakat cemaat olanin rükuu imam farz miktari âyet okumadan yapilmis olursa kâfi degildir. H. O kimsenin ikinci defa rüku etmesi gerekir. Aksi halde namazi bâtil olur. Nitekim Imdâd´da beyan olunmustur.

«Imam birinci secdede iken cemaat olan kimse iki secde yapsa secdesi ikinci secde nâmina kâfi gelmez.» Bu söz musannifin ibaresindeki rükû kelimesinin bir kayd-i ihtirâzî olmadigini maksat imama uyanin yetisemedigi her rükün oldugunu ifade eder. Nitekim Bahir´da beyan edilmistir. «Tamami Hülâsa´dadir.» Ben bu meseleyi Hülâsa´da görmedim. Evet Nehir´de zikredilen su mesele Hülâsa´da mevcuttur: Hülâsa´da bildirildigine göre cemaat olan kimse rüku ve sücudu imamindan evvel yapsa mesele bes vecih arz eder. Hâsili sudur: «O kimse bunlari ya imamindan´ önce yahut sonra yapar. Yahut rükûu imamla birlikte secdeyi ondan önce veya bunun aksini yapar. Veya her ikisini imamdan önce yapar da bütün rekatlarda imama yetisir. Birinci veche göre bir rekat kaza eder. Üçüncüye göre iki rekat dördüncüye göre dört rekat kaza eder. Ve hiç birinde kiraat okumaz. Ikinci ile besincide bir sey yapmasi gerekmez.» Yine Hülâsa´da beyan olunduguna göre «Imama uyan kimse imamindan önce basini secdeden kaldirir veya imam secdeyi uzatinca onun ikinci defa secde ettigini zannederek onunla birlikte secdeye varir ve bununla birinci secdeye niyet eder yahut bir niyeti bulunmazsa yaptigi secde birinci secde yerine geçer. Keza imama tâbî olmayi tercih ederek ikinci secdeye niyet ederse yine birinci secde yerine geçer. Imamina muhalefet olacagi için baskasina niyeti hükümsüz kalir. Yalniz ikinciye niyet edip baskasini aklindan geçirmezse ikincinin yerine geçer.» Hâsiye yazari birincinin izahini yapmistir. Biz bu meseleyi imamlik bâbinin sonlarinda açiklayarak arzetmistik. Allah´u âlem.




GEÇMIS NAMAZLARIN KAZÂSI BÂBI



METIN

Musannif müslümana hüsn-ü zanda bulunarak terk edilen namazlarin kazasi dememistir. Çünkü özürsüz bir namazin vaktini geçirmek büyük günah olup kaza etmekle ortadan kalkmaz. Belki tevbe veya hac etmekle giderilir. Özürlerden bazisi düsman ve ebe kadinin çocugun ölmesinden korkmasidir. Çünkü Peygamber (s.a.v.) Hendek harbinde namazi tehir etmistir.

Sonra edâ vâcibi vaktinde yapmaktir. Vakit içinde yalniz tahrîme yapmakla bize göre namaz edâ.olur. Imam Safiî´ye göre ise bir rekat kilmakla edâ olur.

IZAH

Bu bâp geçmis namazlarin kazasi hükümlerini beyan hakkindadir. Bu hükümler kaza vesairenin keyfiyetine sâmildir. T. Musannif terk edilen namazlarin kazasi bâbi dememistir. Çünkü geçmis namazlar tabirinde geçmek namazlara isnat edilmistir. Bunda mükellefin bir taksiri olmadigina isaret vardir. Belki o mubah kilan özürün melceidir. Terk edilen namazlar böyle degildir. Zira onlarda terk etmek mükellefe isnat edilir. Bu ise mükellefe yarasmaz. Rahmetî.

Namaz bahsinin basinda namazi inkâr eden terk eden ve kilan kimsenin müslüman olmasinin hükümleri hususunda söz geçmisti. «Özürsüz bir namazin vaktini geçirmek büyük günah olup kaza etmekle ortadan kalkmaz.» Kaza ile yalniz terk etmenin günahi giderilir ve namazi kaza edince bundan dolayi azap olunmaz. Fakat te´hirin günahi bâkîdir. T. O ancak kazadan sonra tevbe etmekle giderilir. Kaza etmeden tevbe sahih degildir. Çünkü te´hir bâkîdir Zira tevbenin sartlarindan biri süphesiz ki masiyetten vazgeçmektir.

Yahut namaz vaktini geçirmenin günahi hac etmekle giderilir. Suna binâen ki hacc-i mebrur büyük günahlara kefarettir. Meselenin tamami insallah hac bahsinde gelecektir. T. Namazi vaktinden te´hir etmenin câiz olmasi için özürlerden biri düsman korkusudur. Geçmis namazlarin kazasi ise çoluk çocugun nafakasi ugurunda çalisirken geciktirilebilir. Nitekim musannif beyan edecektir.

Düsmandan murad: Yolcunun hirsiz veya yol kesicilerden korkmasidir. Böyle bir korku aninda vakit namazinin te´hiri câizdir. Zira gecikme özürden dolayidir. Bunu Bahir sahibi Valvalciye´den nakletmistir. Ben derim ki; bu astâ yapamadigina göredir. Ama hayvan üzerinde olursa kosarken bile olsa namazini kilar. Keza oturarak kilmasi veya Ka´be´den baska tarafa dogru dönmesi mümkün ancak ayaga kalktigi veya Ka´be´ye dogru döndügü taktirde düsman görecekse kâdir oldugu sekilde namazini kilar. Nitekim ulema bunu açiklamislardir. Ebe kadinin korkmasi özür sayildigi gibi çocugun basi çiktigi zaman annesinin korkmasi da özürdür. Gerçi ulema «Doguran kadinin namazini te´hir etmesi câiz degildir. Altina bir legen koyarak kilar» demislerse de bu süphesiz onun hayatindan korkulmadigi zamandir.

Hendek harbinde müsrikler Peygamber (s.a.v.)´i dört vakit namazdan alikoymuslar; hattâ gecenin de bir miktari geçmisti. Nihayet Hazreti Bilâl´e emir buyurdular da ezan okudu. Sonra ikamet getirdi ve ögleyi kildilar. Sonra kamet getirerek ikindiyi sonra yine kamet getirerek aksam namazini sonra tekrar kamet getirerek yatsiyi kildilar. Bunu Halebî Fesu´l- Kadir´den nakletmistir.

«Edâ; vâcibi vaktinde yapmaktir.» Malûmun olsun ki ulema söyle açiklamada bulunmuslardir: Eda ve kaza memûrun bihin (emir olunan seyin kisimlarindandir. Emirden bazan lâfzi yani (e.m.r.) harflerinden meydana gelen söz; bazan da sîgasi kastedilir. Namazi dosdogru kilin! gibi cumhura göre sîga kesin olan istek mânâsinda; hakikat baska mânâlarda mecâzdir. Emir lâfzina gelince: Bunda da ihtilâf etmislerdir. Tahkika göre -ki cumhurun mezhebi de budur- kesin istek veya tercih edilen mânâsinda hakikattir. Binaenaleyh vücûp veya nedip mânâsinda kullanilan sîgaya emir adini vermek hakikattir. Su halde mendup hakikaten memurbihtir. (emir olunmustur. Velev ki onda sîganin kullanilmasi mecaz olsun. Bu itibarla mendup edâ ve kaza olur. Lâkin kaza kefaletli (garantili) fiillere hâs nâfile ise terk edilince ödenmediginden kaza vâcibe mahsus kalmistir. Baslandiktan sonra bozulan nâfile de vâciplerden sayilir. Çünkü baslamakla vâcip olmustur; binaenaleyh kaza edilir. Bu izahattan anlasilir ki edâ vâcip ve menduba sâmildir. Kaza ise yalniz vâcibe mahsustur. Bundan dolayi Sadr´is Seria bu iki seyi söyle tarif etmistir: «Edâ emirle sabit olanin aynini kaza ise emirle vâcip olanin mislini teslim etmektir.» Emirle sabit olandan murad: Sübûtu emirle bilinen seydir. Ve nâfileye de sâmildir. Vücûbu emirle bilinen sey degildir. Edâ vakitle mukayyet olmayan zekât Emânetler ve menzurlara da sâmil olsun diye Sadri´s- Seria onu vakitle kayitlamamistir. Bunun tam tahkiki telvih´tedir. Bu izahtan anlasilir ki sârihin edâ için Bahir sahibine uyarak yaptigi tarif tahkikin hilâfinadir.

«Vaktinde yapmaktir» ifadesinden murad; vâcibin vakti ister bütün ömür olsun ister olmasin hepsine samildir. Bahir. «Vâcibi vaktinde yapmaktir» sözü vâcibin bütünü vakit içinde yapilmadikça edâ sayilmamayi iktiza ettigi halbuki yalniz tahrîmenin vakit içinde bulunmasi kâfi geldigi için sârih buna; «Vakit içinde yalniz tahrîme yapmakla bize göre namaz edâ olur» ifadesini eklemistir. Halbuki «sonra edâ vâcibi vaktinde yapmaga baslamaktir» dese bu ifadeye hacet kalmazdi. Nitekim Bahir´da böyle denilmistir. H. Tahrir sahibi de yalniz tahrîme yapmakla bize göre edâ olduguna kesin olarak hükmetmistir. Tahrir sârihi hanefîlerce meshur kavlin bu oldugunu söyledikten sonra Muhit´ten naklen «Vakit içinde yapilan edâ bâkîsi kaza olur» demistir. Tahtavî Mültekâ serhinde sârihten üç kavl nakletmistir. Oraya müracaat edebilirsin!.

METIN

Iâde; fesattan baska bir kusurdan dolayi vâcibin mislini vakti içinde yapmaktir. Çünkü Ulema «Kerhet-i tahrîmiye ile edâ edilen her namaz vakti içinde iâde edilir; yani iâdesi vâciptir. Vakit çiktiktan sonra iâdesi ise menduptur» demislerdir.

IZAH

Iâde; vakit içinde namazi tekrar kilmaktir. Tarifteki «vakti içinde» kaydini atmak daha iyidir. Çünkü iâde vakit disinda da olur. Buna delil Sârihin «vakit çiktiktan sonra ise iadesi menduptur» sözüdür. Tarifteki «fesattan baska» tabirine Bahir sahibi «Ve namaza baslamanin sahih olmamasindan baska» ifadesini de katmistir. Sârihimiz bu cümleyi birakmistir. Çünkü o fesattan umumi bir mânâ kastetmistir ki evvelâ mün´akit olup da sonra bozulanla hiç mun´akit olmayan namaz bu mânâyadahildir. Kenz sahibinin «Erkegin kadina uymasi fâsit olur» sözü bu kabildendir. H. Sonra bilmelisin ki burada iadenin tarifinde söyleneni Tahrir sahibi de benimsemistir. Tahrir sârihinin beyanina göre iadeyi vakitle kayitlamak bazi ulemanin kavlidir. Yoksa Mizan´da söyle denilmistir: «Iâde; Seriat örfünde ilk fiilin mislini kemâl sifatiyle yapmaktir. Mükellefe kemâl sifatiyle vasiflanan bir fiil vâcip olur da o bu fiili noksan sifatiyle yapar. Noksani fazla olunca iadesi vâcip olur. Su halde iade ilk fiilin zâtini kemal sifatiyle yapmaktir» Bu söz vakit çiktiktan sonra kilinan namazin da iade olacagini gösterir. Nitekim Kesif sahibi «Iade edâ ve kaza kisimlarinin birinden hariç degildir» demistir.

Ben derim ki: Lâkin Seyh Ekmelü´d- Dîn´in Fahru´l- Islâm Pezdevî´nin usûlüne yazdigi serhinde iadenin vakitle mukayyet olmadigi; islenen kusurun fesattan baska oldugu ve iadenin bazan iki kisimdan hariç bulundugu açikça bildirilmistir. Zira O iadeyi «Bir nevi kusurla yaptigi ilk fiili ikinci defa yapmaktir» diye tarif etmis; sonra sunlari söylemistir: «Ilk fiil fâsit olmak suretiyle iade vâcip ise bu edâ veya kazaya dahildir. Vâcip degilse meselâ: ilk fiil fâsit degil de nâkis olmussa bu taksime dahil degildir. Çünkü bu vâcibin taksimidir. Iade ise vâcip degildir. O kimse esah kavle göre ilk fiil ile borçtan kurtulur. Velev ki kerahetle yapmis olsun. Ikinci fiil secde-i sehivde oldugu gibi tamir mesâbesindedir. Sârihin «Çünkü ulema ilh...» diyerek gösterdigi ta´lil sakattir. Zira ulemanin bu sözleri fâsit olan namazin iade edilmeyecegini ve iadenin vakte mahsus oldugunu göstermez. Bilâkis Sarih bu sözden sonra vakit disinda kilinan namazin da iade oldugunu açiklamistir. Su da var ki Ulemanin «Iade edilir» sözlerinden anlasilan iadenin vakit içinde ve disinda vâcip olmasidir. Binaenaleyh münasip olan Bahir sahibinin yaptigidir. O ulemanin bu sözünü tarifi bozmak saymis; vakitle yapilan tarife «halbuki ulemanin iade vâciptir sözleri mutlaktir» kaydini eklemistir.

Ben derim ki: Bizim evvelce Tahrir serhi ile usûl Pezdevî serhinden naklettigimiz de bunu te´yit eder. Mezkûr kitaplarda vakit çiktiktan sonra iade yapilacagi açikça beyan edilmistir. «Vakit içinde iadesi vâciptir» sözünü Bahir sahibinden baska bu sekilde izah eden görmedim. O bunu Kinye´nin sözünden çikarmistir. Kinye´de Veberî´den naklen söyle denilmistir «Bir kimse rüku ve secdesini tam yapmadigi zaman vakit içinde namazi iade etmesi emir olunur. Vakit çiktiktan sonra emir olunmaz.» Kinye sahibi bundan sonra Tercümanî´den naklen her iki halde iadenin evveli oldugunu söylemistir. Bahir sahihi diyor ki: «Her iki kavle göre de vakit çiktiktan sonra iade vâcip degildir. Hâsili bir kimse namazin vâciplerinden birini terk eder; yahut kerahet-i tahrîmiye ile mekruh olan bir seyi yaparsa vakti içinde o namazi iade etmesi vâcip olur. Vakit çikarsa günahkâr olur. Noksani tamamlamasi vâcip olmaz. Ama tamamlarsa daha iyi olur.»

Ben derim ki: Kinye´nin sözü iadenin vâcip olup olmamasi ihtilâfina göredir. Biz usûl-ü Pezdevî serhinden açikça nakletmistik ki iade fesattan baska bir kusurdan dolayi yapilirsa vâcip degildir. Mizan´dan da vâcip oldugunu nakletmistik. Mirâc nam eserde söyle deniliyor: «Cami-i Timurtasî´de beyan edildigine göre bir kimse üzerinde suret bulunan bir elbise içinde namaz kilarsa mekruh olur. O namazi iade etmesi vâciptir. Ebu´l Yusuf bu hükmün kerahetle kilinan her namaza sâmiloldugunu söylemis tir. Mebsut´ta ise evlâ ve müstehap olduguna delâlet eden sözler vardir. Zira kavme (rükûdan dogrulma) nin tarafeyne göre rükün olmadigini; binaenaleyh terk edilirse namazi bozmadigi fakat iadenin evlâ oldugunu söylemistir.»

Ben derim ki: Bütün bu söylenenlerin hülâsasi sudur: Tercih edilen kavle göre iade vâciptir. Biliyorsun ki bazilarina göre iade vakte mahsustur. Tahrir sahibi bu yoldan yürümüstür. Ona göre iade vakit içinde vâciptir vakit çiktiktan sonra iade edilmez. Kinye´de Veberî´den nakledilen kavl buna hamledilir. «Iade vakit içinde ve disinda olur» diyenlere göre vakit içinde ve disinda namazin iadesi vâciptir. Nitekim yukarida bunu Tahrir ve Pezdevî serhlerinden nakletmistik. Iade müstehaptir diyenler varsa da bu kavl terk edilmistir. Kinye´de Tercümanî´den nakledilen kavl buna hamledilir.

«Vakit içinde iade vâcip vakit disinda menduptur» kavline gelince: Bunu Bahir sahibi böyle anlamis; kitabimizin sârihi de ona uymus ise de buna bir delil yoktur. Hayreddin-i Remlî´nin Bahir hâsiyesinde Allâme Makdisî´nin yazisindan naklettigine göre Bahir sahibinin sözüne itimat olunmamak icabeder. Çünkü fukahanin «Kerahetle kilinan her namazin çözüm yolu onu iade etmektir» sözü mutlaktir. Sonra bu söylediklerimiz namazdaki noksanin kerahet-i tahrîmiye ile mekruh olduguna göredir. Fesu´l- Kadîr´in namazin mekruhlari bâbinda bildirdigine göre hak tafsilata gitmektir. Yapilan kusur kerahet-i tahrîmiye ile mekruh ise namazin iadesi vâcip kerahet-i tenzîhiye ile mekruh ise iadesi müstehaptir. Yani vaktin içinde ve disinda iade edilmesi müstehap olur.

TENBIH: iade sözünden ve iadenin yukarida geçen tarifinden su mânâ çikarilir: Namazi tekrar kilan kimse ikinci defada da farza niyet eder. Zira ilk kildigi farz idi. Iade onu ikinci defa tekrarlamaktir. «Farz ikinci ile sâkit olur» diyenlere göre mesele açiktir. Diger kavle gelince: Namazi ikinci defa tekrarlamaktan birincide yaptigi kusuru tamamlamaktir. Ilk kildigi nâkis farzdir. Ikincisi ise kâmildir. Yani zat itibariyle birincinin misli fakat kemâl vasfi ile ondan ziyâdedir. Ikinci defa kildigi nâfile olsa bütün rekatlarinda kiraat vâcip olmak cemaatla kilinmasi mesru olmamak lâzim gelirdi. Ulema böyle bir sey söylememislerdir. Bu namazin farz olmasindan ilk kildigi ile farzin sâkit olmamasi lâzim gelmez. Çünkü maksat onun kilindiktan sonra farz olmasidir. Kilinmazdan önce farz olan ilk kildigidir. Hasili ilk. kildigina farz hükmü verilmesi iade edilmemesine baglidir. Bunun benzerleri çoktur. Üzerinde secde-i sehiv borcu olan kimsenin selâm vermesi bu kabildendir ki o kimseyi mevkuf olarak namazdan çikarir. Iki kavlin arasini bulmak bu suretle olmustur. Zaten aralarindaki hilâf sözden ibarettir.

METIN

Kazâ vacibi vakti geçtikten sonra yapmaktir. Vacip olmayan öglenin ilk sünneti gibi namazlara kaza adini vermek mecazdir. Bes vaktin farzlariyle vitir namazi arasinda edâ ve kaza yönünden tertip´ lâzimdir. Onun fevtiyle cevaz da ortadan kalkar. Çünkü meshur bir hadisde «Bir kimse bir namazi kilmadan uyuyup kalirsa ilh...» buyurulmustur. Böyle bir hadisle amelî farz sabit olur. Farzin kazasifarz vacibin kazasi vacip sünnetin kazasi sünnettir. Ömrün bütün vakitleri kaza için vakittir. Yalniz namaz vakitleri bâbinda geçtigi vecihle üç yasak vakit müstesnadir.

IZAH

Bazilari kazayi; «Vacibin mislini yapmaktir» diye tarif etmislerdir. Bu tarif terk edilen bir kavle göredir ki o da kazanin yeni bir sebeble vacip olmasidir. Mezkûr kavle göre kaza edânin vacip oldugu delil ile vacip olmaz. Meselenin tamami Bahir´da ve usul-ü fikih kitaplarindadir. «Vacib olmayan namazlara kaza adini vermek mecazdir.» Meselâ musannifin. «Vacibin kazasi vacip sünnetin kazasi sünnettir» sözü ile Kenz sahibinin «öglenin ilk sünnetini vakti içinde son sünnetinden önce kaza eder» sözü bu kabildendir. Keza fukahanin bozulan hacca kaza adini vermeleri de mecazdir Çünkü hac için çikmasiyle haccin kazaya kalacagi bir vakit yoktur. Nitekim Bahir´da beyan edilmistir. Nâfileye kaza denilememesinin vechini evvelce anlatmistik. Velev ki nâfile hakikaten memûrun bihtir demis olalim. Nitekim cumhurun kavli budur. Nâfileye hakikaten edâ da denilir. Nasil ki öglenin ilk sünnetini kilana sünneti edâ etti denilir. Bu sünneti farzdan sonra kilarsa kaza etmis olur. Çünkü vakti degildir. Velev ki öglenin vakti olsun.

«Bes vaktin farzlariyle. vitir namazi arasinda edâ ve kaza yönünden tertip lâzimdir.» Bu üç sûrete sâmildir.

1 - Ya hepsi kazadir.

2 - Ya bazisi edâ bazisi kazasidir.

3 - Yahut hepsi edâdir meselâ yatsi ile vitir böyledir. T. Bunda cuma namazi da dahildir. Zira onunla sair namazlar arasinda tertip lâzimdir. Bir kimse sabah namazini kilmadigini hatirlarsa imam hutbe okusa bile onu kilar. Bunu Seyh Ismail Tahavî serhinden nakletmistir.

«Onun fevtiyle cevaz da ortadan kalkar.» Cevazdan murad; sahih olmaktir. helâl olmak degildir. Musannif «lâzimdir» sözüyle daha kuvvetli olan amelî farzi murad etmistir ki. buna vacip denilir. Sadri´s- Seria gibi farz diyenlerin maksadi da bu oldugu gibi: sarttir diyen Muhit sahibi ile vaciptir diyen Mirâc sahibinin maksatlari da budur. Nitekim Bahir´da izah olunmustur.

Meshur hadisin tamami söyledir: «Bir kimse bir namazi kilmadan uyuyup kalir veya unutur da onu ancak imamla birlikte namaz kilarken hatirlarsa içinde bulundugu namazi kilsin. Sonra hatirladigini kaza etsin! sonra imamla kildigini iade etsin!» Bu hadisi Halebî Dürer´den nakletmistir. Fetih sahibi onu bazi lâfizlari degisik olarak ve kimin rivayet ettigini beyan ederek rivayet etmis; bazi ravilerinin mevsûk olup olmadigi hususundaki ihtilâfi ve keza merfu mudur yoksa mevkuf mudur diye ihtilâf edildigini bildirmis; hadisin meshur olmasi söyle dursun merfu oldugu bile ihtilâfli oldugundan «meshurdur» iddiasinin reddedildigini söylemis ve sözü bir hayli uzatmistir. Sözünün gelisinden anlasiliyor ki delil yönünden Fetih sahibi Safiî´nin «tertip müstehaptir» kavline meyletmektedir. Münye serhi ile Burhan´da kendisine red cevabi verilmistir ki bu cevaplari Nuh efendi kisaltmistir. Dilersen oraya müracaat et!...

Musannif «farzin kazasi farzdir» sözünü bâbin basina geçirse yahut asagidaki fer´î meseledensonraya biraksa daha münasib olurdu. Kezâ «Sünnetin kazasi sünnettir» sözü farz ve vacip gibi umum zanni veriyor. Halbuki öyle degildir. «Sünnetin kaza olunanlari» dese idi bu vehim ortadan kalkardi. Remlî.

Ben derim ki: Buna vitirle itiraz olunabilir. Çünkü vitir imameyne göre sünnettir. Kazasi ise zahir rivayete göre vaciptir. Lâkin bu itiraza söyle cevap verilir: Musannifin sözü mezhebin sahibi Imam-i A´zam hazretlerinin kavline göredir.

Vacip namazlara misal: Nezir edilen namazlar kilmak için yemin edilen namazlar ve bozulan nâfilelerin kazalaridir. T. Ömrün bütün vakitleri kaza için vakittir. Çünkü o vakitlerde kaza sahihtir. Velev ki özür müstesna olmak üzere kazanin acele yapilmasi lâzim gelsin T. Bu mesele ileride gelecektir.

Üç yasak vakit: Günes dogarken istiva halinde (gök yüzünün ortasinda) iken ve batarkendir. (Bunlarda namaz kilmak mekruhtur). Baslanip ta bozulan nâfilenin yeri de bu vakitlerdir. T.
__________________
"Güven" Çok İnce Bir Çizgidir.

Onu Kalınlaştırarak Kırılmasını Engelleyen Tek Şey
"İki Taraflı" Olmasıdır.


Dikkat !!! Kopyala Yapıştır Özelliğini Sadece Üyelerimiz Kullanabilir. Üyelik Ücretsizdir.. Ayrıca Üyelerimiz Forumdan Tamamen Reklamsız ve çok daha hızlı şekilde yararlanabilir.
KARAHAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 01-Ocak-2010, 04:47   #336 (permalink)
Kullanıcı Profili
Kurmay Başkan
 
KARAHAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik tarihi: Nisan-2009
Bulunduğu yer: Uçurumun Kenarindan
Üye No : 177
Mesajlar: 3.159
Konuları: 1388
İstatistikleri Seviye: 43 [â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�]
Aktiflik: 214 / 1071
Güç: 1053 / 15680
Deneyim: 85%
İtibar Puanları
İtibar Puanı : 119637
İtibar Derecesi : KARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond repute
Teşekkürleri
Teşekkür Etmiş : 775
Teşekkür Almış : 1.040
Tuttuğu Takım

Standart Cevap: Büyük Hanefi Fikhi

METIN

Binaenaleyh vitiri kilmadigini hatirlayan bir kimsenin sabah namazini kilmasi caiz degildir. Çünkü Imam-i A´zam´a göre vitir vaciptir. Bu mesele lüzum üzerine tefri edilmistir. Meger ki müstehap vakit hakikaten daralmis olsun. Bu istisna lüzumdandir. Yani bu taktirde tertip lâzim degildir. Zira geçmisi tedarik edeyim derken vakit namazini kaçirmak hükmünden degildir. Vakit bütün geçmis namazlara dar gelirse esah kavle göre vakit namazini kilmak caizdir. Müctebâ. Yine Müctebâ´da beyan olunduguna göre yatsiyi kilmamis olan bir kimse sabah namazi vaktinin daraldigini zannederek onu kilsa - halbuki vakit müsaid olsa - günes doguncaya kadar sabah namazini iade eder. Kildigi farz sonuncusudur.

IZAH

Vitir namazini kilmadigini namazda veya daha evvel hatirlayan kimsenin sabah namazini kilmasi caiz degildir. Kilarsa mevkuf olarak fâsit olur. Nitekim izahi gelecektir. «Meger ki müstehap vakit hakikaten daralmis olsun.» Yani geçmis namazlarla vakit namazina yetmesin. Geçmis namazlarin birbirlerine nisbetle hususi vakti olmadigi için onlar hakkinda vakit daralinca tertip sâkit olmasi bahis mevzuu degildir. T.

Vakit namazini edâ etmek ancak kiraati ve diger namaz fiillerini kisa tutmak suretiyle mümkün olursa namazi caiz olacak miktarda kisa tutar ve tertip eder. Bunu Bahir sahibi Müctebâ´dan nakletmistir. Fetih´te beyan olunduguna göre vaktin darligi namaza baslarken itibara alinir. Hattâ vakit namazina baslar da üzerinde kaza namazi oldugunu hatirladigi halde uzatir ve bu suretle vakit daralirsa caiz olmaz. Meger ki o namazi bozup sonra yeniden baslaya. O namaza unutarak boslar da mesele hâliyle olursa vakit daraldiginda hatirladigi takdirde namazi caiz olur.

Müstehap vakitten murad; içinde kerahet bulunmayan vakittir. Kuhistanî. Bazilari asil vakittir demislerdir. Bu kavli Tahavî Seyhayna; birinci kavli de imam Muhammed´e nisbet etmistir. Zâhire bakilirsa musannif bununla ikindi namazinda günesin degisme vaktinden ihtiraz etmistir. Çünkümeselâ kisin ögleyi veya aksami vaktinin evvelinden geciktirmekle tertip sâkit olur demek ihtimalden uzaktir. Sonra gördüm ki Zeyleî hilâfi ikindiye tahsis etmistir. Onun için Bahir sahibi söyle demistir: «Bunun semeresi surada belli olur: Bir kimse ögleyi kilmadigini hatirlar da kildigi taktirde günes degismeden yetistirecegini fakat ikindinin veya onun bir kisminin kerahet vaktine kalacagini bilirse birinci kavle göre evvelâ ikindiyi kilar; ögleyi günes kavustuktan sonraya birakir. Ikinci kavle göre evvelâ ögleyi sonra ikindiyi kilar.» Kâdihân Câmî Serhi´nde ikinci kavli tercih etmistir.

Mebsut´ta «Ekseri ulemamiz bu kavlin üç imamimiza ait oldugunu söylemislerdir» deniliyor. Muhit sahibi birinci kavli sahih kabul etmistir. Zahîriye sahibi de onu tercih etmis; sebep olarak da Müntekâ´nin «Bir kimse ikindi namazina vaktinde niyetlenir de sonra günes kizarir ve ögleyi kilmadigini hatirlarsa ikindiye devam eder» sözünü göstermis; «Bu müstehap vaktin itibara alinacagina nâsdir» demistir. Bahir sahibi «O halde ulemanin ihtilâfi kalmamistir. Çünkü mesele zâhir rivayede zikredilmeyip baska bir rivayette sabit olduguna göre o rivayetle amel taayyün eder» diyor.

Ben derim ki: Bu tercih söz götürür. Bunu Kadihan´in Cami-i Sagîr serhindeki su sözü izah eder: «Meselenin ikindi hakkinda va´zedilmesi vaktin sonunu bilmek içindir. Bize göre vaktin sonu tertibin hükmünde günesin kavusmasi ikindi namazinin te´hirinin caiz olmasinda günesin degismesidir. Imam Hasan´in kavline göre ise ikindi namazinin vaktinin sonu günesin degisme zamanidir. Ona göre her iki namazi günesin rengi degismezden önce kilmak imkâni varsa tertip lâzimdir. Imkâni yoksa tertibe riayet lâzim degildir. Bize göre ögleyi günesin rengi degismezden önce kilmasi mümkün olur da ikindi yahut ikindinin bir kismi degistikten sonraya kalirsa tertibe riayeti lâzim gelir. Ama her iki namazi günes batmazdan önce kilmasi mümkün oldugu halde günesin rengi degismeden ögleyi bitiremeyecekse tertibe riayet lâzim gelmez. Zira günesin rengi degistikten sonraki zaman hiç bir namazin vakti degildir. O zaman yalniz o günün ikindisi kilinabilir.» Bu satirlar kisaltilarak alinmistir.

Bundan anlasiliyor ki Müntekâ´daki sözde hilâf yoktur. Çünkü o kimse ögleyi kilmadigini günesin rengi degistikten sonra hatirlayinca o namazi o anda kilmasina imkân yoktur. Onun için de ikindi namazi fâsid olmaz. Velev ki ona unutarak günesin rengi degismezden önce baslamis olsun. Zira itibar hatirlama vaktinedir. Yine anlasilir ki mesele ulemanin ihtilâfina degil rivayetin ihtilâfina bina edilmistir. Mebsut´tan naklen az yukarida arzettigimiz gibi vaktin aslini itibara almak üç imamimizin kavlidir. Ulemanin ekserisi bu kavli tercih etmistir. Metinlerin mutlak olan ibareleri de bunu iktiza etmektedir. Onun için Fâkihu´n- Nefs imam Kâdihân bunu «bize göre» diyerek cezmetmistir. Bu söz onun mezhep olmasini iktiza eder. Onun için ikinci kavli imam Hasan´a nisbet etmistir. Evet Münye sârihi ila Zeyleî bu kavlin imam Muhammed´den rivayet edildigini açiklamislardir. Tahavî´den rivayet edildigini bildirdigimiz kavl buna hamlolunur. Evvelce geçmisti ki bir kimse cuma hutbesi okunurken sabah namazini kilmadigini hatirlasa onu kilar. Halbuki o anda namaz kilmak mekruhtur. Hattâ Tatarhaniye´de «Seyhayn´a göre cuma namazini imamla birlikte kilamayacagindan korksa bile o namazi kilar. Sonra ögleyi kilar. Imam Muhammed; «Cumayi kilar; sonra sabah namazini kaza eder.» demistir. Demek oluyor ki Seyhayn tertibi terk etmek hususunda cuma namazinin kaçirilmasini özür saymamislardir. Imam Muhammed özür saymistir. Burada da öyledir» denilmektedir. Tatarhaniye´de Muhit´in ibaresi de zikredilmistir. Fakat orada Bahir sahibinin söyledigi «sahih kabul etme» meselesi yoktur. Itimada sâyan olan. ekser ulemanin tercih ettikleri kavildir ki o da üç imamimiza göre asil vaktin muteber olmasidir. Allah´u âlem.

«Vakit bütün geçmis namazlara dar gelirse ilh...» bu meselenin sureti sudur: Meselâ bir kimse yatsi ile vitir namazlarini kilmasa sonra sabah namazini dahi yalniz bir vitir namazi ile sabahin farzinin sigacagi bir vakit kalincaya kadar te´hir etse vakit bu üç namaza dar gelince vitiri kilmadikça sabah namazi sahih olmaz. Ulemanin bu görüsü tercih ettikleri anlasiliyor. Müctebâ´da açiklandigina göre esah olan kavil vakit namazinin caiz olmasidir. Bunu Halebî Bahir´dan nakletmistir. Lâkin Rahmetî «Benim Müctebâ´da gördügüm «Esah olan kavil vakit namazinin caiz olmamasidir» diyor.

Ben derim ki: Ben Müctebâ´ya müracaat ettim ve orada Bahir sahibinin ona nisbet ettigi sözü gördüm. Kezâ Kuhistâni «Sahih kavle göre vakit namazi caizdir» demistir.

«Günes doguncaya kadar sabah namazini iade eder.» Yani her defasinda vaktin iki namaza kâfi gelmeyecegini zanneder de sonra kâfi gelecegini anlarsa; vaktin hakikaten ikisine kâfi gelmeyecegi anlasilincaya kadar sabah namazini ikinci üçüncü ilh... tekrarlar durur. En sonunda vakit namazini iade eder; sonra kaza namazini kilar. Sabah namazini iade ettikten sonra vaktin ikisine de kâfi gelecegi anlasilirsa evvelâ kaza namazini sonra vakit namazini kilar. Nitekim Fesu´l- Kadir´de beyan olunmustur.

METIN

Veya geçmis namaz unutulursa yine tertip lâzim gelmez. Çünkü özürdür. Yahut itikâdi farzlardan alti farz geçerse esah kavle göre altincinin vakti çikmakla tertip sâkit olur. Zira güçlügü iktiza eden tekrar had safhaya ulasmistir. Velev ki kalan namazlar baska baska günlere âit veya eskiden kalmis olsunlar. Mûtemet kavil budur. Çünkü tercih muhtelif olunca metinlerin mutlak olan kavli tercih edilir. Bahir.

IZAH

Unutmak meselesi söyle hülâsa edilir: Bir kimse kazaya kalmis namazi oldugunu unutur da onun üzerine terettüp eden vakit namazini veya baska bir kaza namazini kilarsa tertip sâkit olur. Keza iki vâkit namazindan birini unutmakla da sâkit olur. Meselâ yatsiyi kilmadigini unutarak vitiri kilsa da sonra yatsiyi kilsa vitiri tekrarlamaz. Çünkü ulema «Bir kimse yatsiyi abdestsiz vitirle sünneti abdestli kilsa yatsi ile sünneti tekrar kilar; vitiri kilmaz. Çünkü onu zimmetinde yatsi namazi oldugunu unutarak edâ etmis; böylece tertip sâkit olmustur» demislerdir. Bunu Halebî söylemistir.

Ben derim ki: Yine bunun benzeri Bahir´da Muhit´ten nakledilen su meseledir: «Bir kimse ikindiyikilar da sonra ögleyi abdestsiz kildigi anlasilirsa yalniz ögleyi tekrarlar. Çünkü o kimse unutan gibidir.»

«Çünkü bu bir özürdür.» Yani unutmak Allah tarafindan gelme bir özür olup mükellef olmayi iskât eder. Zira onu yapmak kudreti dahilinde degildir. Bahir.

«Yahut îtikadî farzlardan alti farz geçerse esah kavle göre tertip sâkit olur.» Yani kazaya kalan namazlarin sayisi alti olmadikça kalan namazla vakit namazi arasinda ve kezâ kalan namazlar arasinda tertip lâzim degildir. Nehir´de böyle denilmistir. Ama vitirle yatsi gibi iki vakit namazin arasinda bu iskât sebebiyle belli ki tertip sâkit olmaz. H. Musannif alti namazi mutlak zikretmistir. Binaenaleyh hakikaten kazaya kalanlarla hükmen kazaya kalanlara sâmildir. Nitekim Kuhistanî ile Imdad´da beyan edilmistir. Hükmen kazaya kalana Misal: Bir kimsenin farz bir namazi birakip onu hatirladigi halde bes farz namaz kilmasidir. Ileride görülecegi vecihle bu bes namaz mevkuf (yani sartli olarak) fâsit olur. Terk edilen namaz hem hakikaten hem hükmen kazaya kalmistir. Mevkuf olarak bozulan bes namaz ise yalniz hükmen kazaya kalmistir. Fetih ve Bahir´da beyan olunduguna göre «Bir kimse üç ayri namazi meselâ bir günün öglenini bir günün ikindisini ve baska bir günün aksam namazini terk eder de hangisini evvel biraktigini bilemezse bazilarina göre terk edilen namazlar arasinda tertip vaciptir ve onlari yedi olarak kilar. Söyle ki: Evvelâ ögleyi sonra ikindiyi. sonra yine ögleyi kilar. Çünkü ilk kildigi namazin son olma ihtimali vardir. Onun için onu tekrarlar. Sonra aksami sonra ögleyi sonra ikindiyi sonra yine ögleyi kilar. Zira aksam namazinin ilk kalan namaz olmasi ihtimali vardir. Böylece ilk kildigini tekrarlar. Bir takimlari tertibin sâkit olacagini ve o kimsenin yalniz üç namaz kaza edecegini söylemislerdir. Mûtemet olan kavil de budur. Çünkü bu namazlar arasinda tertip vaciptir denilirse; bundan kalmis namazlarina mânen yedi imis gibi olmasi lâzim gelir. Halbuki tertip alti namazla sâkit olur. Yedi namazla sâkit olmasi ise evleviyette kalir» Bu satirlar kisaltilarak alinmistir. Tamami oradadir. Surunbulalî´nin bu mesele hakkinda bir risalesi vardir.

«Îtikadî farzlardan» kaydiyle farz amelî olan vitir hariç kalmistir. Çünkü vitirle baska namazlar arasinda tertip farz olsa da kaza namazlari ile birlikte hesap edilemez. H. Yani tertibin sukûtuna vardiran çokluk onunla hâsil olmaz. Zira vitir günle gecenin vazifelerinin tamamidir. Çokluk ise ancak vakitler veya saatler yönünden bu vazifelerin üzerine ziyade ile hâsil olur. Bunda vitirin tesiri yoktur. Imdad.

«Tekrar ziddina girmistir.» Çünkü farzlardan biri tekrarlanmis olur. Bu da gerek o namazlarla baska namazin gerekse o namazlarin kendi aralarinda vacip olan tertip düserek hafiflemeye sebep olabilir. Dürer. Zira o zamanda tertip vacip olsa güçlüge müeddi olur. Sârih «esah kavle göre» sözüyle Zeyleî´nin sahih kabul ettigi su kavilden ihtiraz etmistir: «Kazaya kalan namazdan sonra muteber olan araya alti namazin degil alti vaktin girmesidir. Bir kimsenin bir namazi kazaya kalir da onu bir ay sonra hatirlayarak hatirinda oldugu halde bir vakit namazi kilarsa vakitler itibariyle kildigi namaz kâfi gelir. Çünkü iki namazin arasina alti vakitten fazla zaman girmistir. Binaenaleyh tertipsâkit olur. Yani unutmakla tertip sâkit oldugu için o iki namazin arasindaki namazlar sahihtir. Araya giren vakte degil namazlara itibar edilirse kildigi namaz kâfi degildir. Zira kazaya kalan bir namazdir. Tertip ise ancak alti namazin araya girmesiyle bozulur.» Muhit´te bu kavlin zâhir rivaye oldugu açiklanmistir. Kâfi´de de bu sahihlenmistir. Metinlerde bildirilene muvafik olan da budur. Bununla Zeyleî ve baskalarinin sahih bulduklari kavîl defedilmis olur. Tamami Bahir´dadir. Sârih yine bu «esah kavle göre» sözü ile imam Muhammed´den rivayet olunan «altinci vaktin girmesi itibara alinir» kavlinden ve Mirâc´daki «yedinci vaktin girmesi itibara alinir» ifadesinden ihtiraz etmistir. Nitekim Bahir´da izah olunmustur.

«Velev ki kalan namazlar eskiden kalmis olsunlar. Mutemed olan kavil budur.» Meselâ bir kimse tertip üzere bütün bir ayin namazini terk eder de sonra namaza baslar ve yeni bir namazi kazaya birakirsa bu namazi hatirladigi halde vakit namazini kilmasi câizdir. Çünkü bu tek namaz eskiden kalan namazlara katilmistir. Onlar ise çoktur. Binaenaleyh Tertip vâcip degildir.

Ulemadan bazilar «Tertibi düsüren eski namazlar degil yeni birakilanlardir. O kimseyi namazi tahkirden menetmek için geçmis namazlar sanki yokmus gibi tutulur ve onlar hatirinda iken vakit namazi caiz olmaz» demislerdir. Sadri´s- sehid bu kavli sahihlemistir. Tecnis´de. «Fetva buna göredir» denilmistir. Mücteba´da ise birinci kavlin esah oldugu kaydedilmis; Mirac´da. «Fetva buna göredir» denilmistir. Ve gördügün gibi sahihleme ve fetva muhtelif olmustur. Ama metinlerdeki mutlak beyanla amel etmek evlâdir. Bahir.

METIN

Yahut muteber bir zanda bulunursa bununla dahi tertibin lüzumu sâkit olur. Meselâ bir kimse sabah namazini kilmadigini hatirladigi halde ögleyi kilarsa ögle namazi fâsit olur. Sabah namazini kaza eder de sonra ögleyi hatirladigi halde ikindiyi kilarsa ikindi caizdir. Çünkü onun. zanna göre ikindiyi edâ ederken üzerinde kaza namazi yoktur. Bu zan muteberdir. Zira üzerinde içtihat edilmistir. Müctebâ´da «Tertibin farz oldugunu bilmeyen kimse unutan hükmündedir» denilmistir ki Buhâra imamlarindan bir cemaat bu kavli tercih etmislerdir. Kinye´nin su sözü de buna göre halledilir: «Bir çocuk fecir zamaninda bülûga erer de sabah namazini kilmadigini hatirladigi halde ögleyi kilarsa caiz olur. Bu özür sebebiyle kendisine tertip lâzim gelmez.»

IZAH

Mûteber bir zanda bulunmanin tertibi düsürmesi tertibi iskât eden seylerin dördüncüsüdür. Bunu Zeyleî söylemis; Dürer sahibi dahi kesinlikle buna kâil olmustur. Bahir sahibi ise bunu unutma hükmüne katmis ve «Bu tevehhüm edildigi gibi tertibi düsüren dördüncü sey degildir» demis; sonra sunlari söylemistir: «Hidâye sârihlerinin bildirdiklerine göre namazin bozulmasi abdestsizlik gibi kuvvetli ise ondan sonra gelen namazi kendine tâbi kilar. Tertip bulunmamak gibi zaif ise tâbi kilmaz. Bunun üzerine iki fer´î mesele zikretmislerdir ki biri sudur: Bir kimse ögleyi abdestsiz kilar da sonra bunu hatirladigi halde ikindi namazinida kilarsa ikindiyi iâde eder. Çünkü öglenin bozulmasi kuvvetlidir; ikindinin bozulmazi da icabeder. Velev ki tertip vacip olmadigini zannetsin. Ikinciside sudur: Bu ögleyi bu ikindiden sonra kilar da ikindiyi tekrarlamadan aksam namazini kilar; ikindiyi tekrarlamadigini da hatirlarsa tertibin vacip olmadigini zannettigi taktirde aksam namazi sahihtir. Çünkü ikindinin bozulmasi zaiftir Zira ulemadan bazilari bozulmayacagini söylemislerdir. Su halde aksam namazinin kendine tâbi olarak bozulmasini gerektirmez. Isbicâbi bunun için bir kaide zikretmistir ki o da sudur: Eger kazaya kalan namazinin iadesi bilittifak vacip ise onu hatirladigi halde kildigi namazin iadesi lâzim gelir. Kaza namazinin iadesi bilittifak vacip olmazsa iadesi tâzim gelmez. Elverir ki kildiginin kâfi geldigine kanaat getirsin.»

Fesu´l- Kadîr sahibi diyor ki: «Bundan su hüküm çikarilir: Mücerret bahis mevzuu olan yerin içtihat edilen bir yer olmasi bu hususta bilmeyenin zanninin itibara alinmasini gerektirmez. Bilâkis içtihat edilen yer baslangiçta olursa zanna itibar yoktur. Içtihat edilen yerebagli ve onun üzerine binâ edilen bir sey olursa bu zan itibara alinir. Zira zaiflik fazladir. Baslangiçta içtihat edilen yer ikindinin bozulmasidir. Aksamin bozulmasi onun sebebiyledir. Binaenaleyh muteberdir.» Yani burada bilmeyenin zanni muteberdir. Bundan açik olarak anlasilir ki bu zannin itibara alinip alinmamasi bilmeyen hakkindadir. Tertibin vacip oldugunu bilen hakkinda degildir. Meselenin tamami Nehir´dedir.

Su da varki; Bahir sahibi yukarida geçen iki fer´î meseleye itirazla söyle demistir: «Namaz kilan kimse birkaç siktan hâli degildir. Ya Hanefîdir-ki bu durumda imaminin mezhebine muhalif olan görüsüne itibar yoktur. Binaenaleyh aksam namazini kilmasi dahi lâzim gelir. Yahut Sâfiî´dir. Bu takdirde ona ikindiyi kilmak dahi lâzim degildir. Yahut avamdan olup mezhep sahibi degildir. Onun mezhebi müftisinin mezhebidir. Hanefî bir müftüye danisirsa her iki namazi iade eder. Sâfiî´ye sorarsa ikisini de kilmaz. Hiç bir kimseye sormaz da bir müctehidin mezhebine göre sahih olan sika tesadüf ederse üzerine iade lâzim gelmez.» Süphesiz bu itiraz nakledilen kavî (hakkinda bir incelemedir. Zira yukarida Hidâye serhlerinden naklen geçen iki fer´î meselenin hükmü imam Kadihân´in «el´ Câmiu´s-Sagîr» inde de zikredilmistir. Zahire´de bunun imam Muhammed´den rivayet olundugu bildirilmektedir. Tatarhaniye sahibi onu imam Muhammed´in Asil namindaki eserine nisbet etmistir. Surunbulâli dahi Bahir sahibine tâbi olmustur. Lâkin o söyle demektedir: «Meselenin mevzuu hiç bir müctehidi taklit etmeyen ve hiç bir fâkihe sormayan âmmî hakkindadir. Onun namazi sahihtir. Zira içtihat edilen yere tesadüf etmistir. Ama o kimse Hanefî olursa imaminin mezhebine muhalif zanna itibar yoktur. Ilh...» ifadesi söz götürür. Çünkü o zaman ikindi ile aksam namazinin arasinda fark kalmaz. Sâfiî mezhebine göre her ikisi sahihtir. Belki bu ifade Hanefî bir müftüye soran yahut sahih olduguna inanarak hanefî mezhebine göre ibadeti benimseyen âmmîye hamlolunur ki evvelce bunu bilmeyip sonradan ögrenmistir. Onun için Nehir sahibi su mânâda sözler söylemistir: Bahir sahibinin «onun imamina mahalif olan reyine itibar yoktur. ilh...» iddiasini kabul etmiyoruz. Çünkü imami onun reyine itibar etmis ve onun zanninca vacip olmayan tertibi ondan düsürmüstür. O bunu bilmez de sonradan ögrenirse aksam namazini tekrar kilmasi lâzim gelmez. Hanefî bir müftüye sorar da tekrarlamasi lâzim geldigine dair fetva verilirse bu fetva sahihdegildir.» «Zira üzerinde içtihat edilm

Sârihin burada Mücteba´dan naklettigi ibare tertibi düsüren seylerin besincisi degildir çünkü önceki zannin ancak bilmeyenden muteber olacagini biliyorsun. Sârih Müçtebâ´nin sözünü yukarida Bahir´dan naklen beyan ettigimiz «Mûteber olan zan tertibi düsüren dördüncü âmil degildir. Zira o unutma hükmüne katilmistir» ifadesine isaret için nakletmistir. Yani tertibi düsüren seyler ancak metin sahiplerinin zikrettikleri üç seydir.

Kinye sahibinin fecir zamaninda bülûga eren çocuk hakkindaki sözü üzerine Halebî «Çocuk için bu hükmün verilmesi ekseriyetle ahkâmi bilmedigi içindir. Nitekim Nehir´de böyle denilmistir» diyor. Ben derim ki: Lâkin bu izah açik degildir. Zira sabah namazi bilittifak kazaya kalmistir. Su halde onun bilmemesi itibara alinarak tertip nasil lâzim gelmez? Halbuki bu mesele yukarida geçen «yahut muteber bir zanda bulunursa» ifadesiyle anlatilan birinci meselenin esidir. Zâhire göre bu mesele «bilmeyenin zanni mutlak surette muteberdir» sözüne ibtina etmektedir. Nitekim yakinda gelecektir.

METIN

Kazaya kalan namazlarin çoklugu sebebiyle tertip düstükten sonra onlarin bir kismini kaza ederek azaltmakla mutemed kavle göre tertibin lüzumu avdet etmez. Zira sâkit olan bir sey geri dönmez. Keza tertib bir defa sakit olduktan sonra diger tertip düsürenlerle -yani unutmak ve vaktin daralmasiyle- de geri dönmez. Hattâ vakit namazini kilarken vakit çiksa namaz fâsit olmaz. Esah olan kavil budur. Müçtebâ. Lâkin Nehir´de ve Dirâye´den naklen Sirâc´da «Tertip unutmak veya vakit darligi sebebiyle düserde sonra hatirlar ve vakit te müsait olursa bilittifak avdet eder» denilmistir. Esbah´da «sâkit olan bir sey bir daha geri dönmez» kaidesi beyan edilirken dahi buna benzer sözler söylenmistir. Tashih edilmelidir. Tertibi terk etmekle namazin asli -Ebû Hanîfe´ye göre- tertibin vacip oldugunu bilsin bilmesin mevkuf baskasina bagli olarak bozulur.

IZAH

Kalan namazlarin bir kismini kaza etmekle tertip .geri dönmez. Meselâ bir adam kalmis bir aylik namazini kaza eder de bir namaz birakir ve onu hatirladigi halde vakit namazini kilarsa sahih olur. Bunu Bahir sahibi söylemistir. «Kalan namazlarin bir kismini» diye kayitlamasinin sebebi hepsini kaza ettigi takdirde bütün imamlara göre tertip avdet edecegi içindir. Nitekim Kuhistaniye´de böyle denilmistir.

«Mutemed kavle göre tertibin lüzumu avdet etmez.» iki rivayetin esah olani budur. Kâfi Muhti Mirac ve diger kitaplarin sahipleri de bu kavli sahih bulmuslar hattâ Mirac sahibi ve baskalari «fetva buna göredir» demislerdir. Bazilari tertibin avdet ettigini söylemislerdir. Hidâye sahibi bunu tercih etmistir. Kâfi ve Tebyin sahipleri ise onu reddetmislerdir. Bahir´da bu hususta uzun uzadiya söz edilmistir. Gerçi «sâkit olan bir sey bir daha geri dönmez» ama kalan namazlarin hepsini kaza ederse zâhire göre kendisine yeni tertip lâzim gelmez. Buna avdet etti denilmez.

«Hattâ vakit namazini kilarken vakit çiksa namaz fâsit olmaz.» Müçtebâ´nin bu husustaki ibaresisöyledir: «Tertip vaktin darligindan düser de sonra vakit çikarsa esah kavle göre artik geri dönmez. Hattâ vakit namazini kilarken çiksa esah kavle göre namazi bozulmaz. Yine esah kavle göre o kimse namazini kaza degil edâ etmis olur. Unutmakla düser de sonra hatirlarsa yine tertip avdet etmez.» Bu satirlar kisaltilarak alinmistir.

Sârihin ibaresindeki «Diraye» den murad: Miracu´d - Diraye adli kitapdir. Kisaltma için ismin yarisini almistir. Miracu´d Dirâye Kâfî´nin yazdigi Hidâye serhidir. Çok defa yalniz Mirâc demekle ihtifa olunur. «Tashih edilmelidir.» Tashih sudur: Vaktin daralmasi hususundaki hilâf lafzîdir (lâfdan ibârettir). Zira Müçtebâ´da tertibin vakit çiktiktan sonra dönmeyecegi Diraye´de ise vakit varsa dönecegi açiklanmistir. Binaenaleyh aralarinda ziddiyet yoktur. Unuttuktan sonra hatirlama hususunda da öyledir. Çünkü Müçtebâ´nin sözü namazi bitirdikten sonra hatirladigina hamledilmistir. Su delil ile ki on ikili meselelerde «bir kimse namazda iken kazaya namazi kaldigini hatirlarsa; tesehhüt miktari oturmadan hatirladigi takdirde namazi bilittifak bozulur. Tesehhüt miktari oturup selâm vermezden önce hatirlarsa Imam-i A´zam´a göre bozulur; imameyne göre bozulmaz» diye ittifak etmislerdir. Dirâye´nin sözü namazdan çikmadan hatirladigina hamledilmistir. Bunu Halebî söylemis; sonra söyle demistir: «Tahkik nâm eserde beyan olunduguna göre vaktin daralmasi hakikatta tertibi düsürmez. Ancak her iki namazi kilmaktan âciz kalinca kuvvetinden dolayi vakit namazi öne alinir; tertip bâkîdir.» Nitekim bunu Bahir sahibi Tebyin´den naklen açiklamistir. Unutma hakkinda da bunun mislini söylemek gerekir. Bu izaha göre vakit darligindan veya unutmaktan dolayi kalmis namazla vakit namazinin arasindaki tertip düserse o vakit namazindan sonraki hakkinda bâkîdir.

«Tertibi terk etmekle namazin asli Ebû Hanîfe´ye göre mevkuf olarak bozulur.» Musannif burada Nehir.sahibine tâbi olmustur. (Bu hatâdir). Dogrusu «namazin vasfi bozulur» demektir. Bahir sahibi diyor ki: «Namazin farziyeti bozulur diye kaydetmesi Ebû Hanîfe ile Ebû Yusuf´a göre namaz bozulmadigi içindir. Imam Muhammed´e göre ise namaz bozulur. Çünkü tahrîme farz için yapilmistir. Farziyet bozulunca tahrimede aslindan bozulur. Seyhayn´in delili sudur: Tahrîme namazin asli için farz vasfi ile yapilmistir. Vasfin bozulmasindan aslin da bozulmasi zarureti hâsil olmaz.» Nihâye´de böyle denilmistir. Hilâfin faydasi kahkaha ile gülenin abdestinin bozulmasi meselesinde ortaya çikar. Inâye´de böyle denilmistir. H.

«Tertibi terk etmekle namazin vasfi Imam-i A´zam´a göre mevkuf olarak» -imameyne göre ise kat´î surette- bozulur. Tertibin vacip oldugunu bilsin bilmesin farketmez. Ama Mecma´ serhinde Muhit´ten naklen buna muhalif olarak «Namaz kilanin zannina göre tertip vacip degilse kildigi namazi tekrarlamaz. Aksi taktirde bütün kildiklarini iade eder» denilmistir. Bahir sahibi bu sözün zaif oldugunu söylemistir. Fesu´l- Kadîr´de: «Imam-i A´zam´in kavlini ta´lil edersek mutlak sözün (yani tertibin vacip oldugunu bilsin bilmesin demenin kat´î oldugu meydana çikar» denilmistir. Nehir sahibi bunu tasdik ve kabul etmistir. Buna itirazla «Bu söz evvelce geçen "Tertip muteber olan zanla düser. Bilmeyen unutan hükmündedir..." ifadesine muhaliftir» denilemez. Çünkü bizsöyle diyoruz: Buradaki bir namaz terk edip de sonra onu hatirladigi halde bes namaz kilan hakkindadir. Imdi buradaki «tertip vâcip degildir» zanni muteber degildir. Zira bu zan ancak fesad zaif oldugu zaman itibara alinir. Nitekim Hidâye serhleriyle Fesu´l-kadîr´den naklen yukarida geçti.

METIN

Bu sekilde kilinan namazlar çogalir da kazaya kalan namazla birlikte alti olurlarsa besinci namazin -ki kalanlarin altincisidir- vakti çikmakla sahih olduklari anlasilir. Zira altinci namaz vaktinin girmesi sart degildir. Bir kimse bir günün sabah namazini terk ederek geri kalan namazlari kilsa günes dogduktan sonra bu namazlar sahiha inkilâp ederler. Aksi taktirde -yani kalan namazlar alti olmazsa- sahih olduklari anlasilmaz. Belki nâfile olurlar. Bunlar hakkinda; «Bir namaz vardir bes namazi sahihler baska bir namaz vardir bes namazi bozar» denilir.

IZAH

Bu sekilde -yani tertibi terk ederek- kildigi namazlar çogalirsa meselâ: Vakit namazini bilerek kazaya kalandan önce kilar ve kalanla birlikte alti namaz olurlarsa bu namazlarin sahih oldugu meydana çikar. Bu fer´î mesele yukaridaki «mevkuf olarak bozulur» ifadesini açiklamak içindir. Söyle ki: Bir kimsenin -Velev ki vitir olsun- Bir namazi kazaya kalirsa ondan sonra bu namazi hatirlayarak kilacagi her vakit namazi onun kazasina bagli olmak üzere fâsit olur. Kildigi namazlarin sayisi bes olmadan kalan namazi kaza ederse fesat kat´ilesir ve ondan kildiklari nâfile namaz olur. Besinci namazin vakti çikincaya kadar o kalan namazi kaza etmezse kalanla birlikte bozulanlarin sayisi alti olur ve hepsi sahiha inkilâp ederler. Çünkü çok olduklari meydana çikar ve tertibi düsüren tekrar haddine varmis olurlar. Bunun vechi Bahir´da ve diger kitaplarda beyan olunmustur.

Malumun olsun ki Mebsut Hidâye Kâfi Tebyin vs. gibi kitaplarda umumiyetle beyan olunduguna göre bütün namazlarin. sahih olusu terk edilen namazdan baska alti namazin edâ edilmesine baglidir. Bahir sahibi bunun hata oldugunu iddia etmistir. Fesu´l-Kadîr sahibinin tahkikine göre namazlarin sahih olmasi altinci namazin edasina degil vaktin girmesine baglidir. Nehir sahibi de ona itiraz etmis; «terk edilen namazdan sonra altinci namaz vaktinin girmesi sart degildir. Muteber olan besinci namaz vaktinin çikmasidir» demistir. Çünkü bununla kazaya kalanlar alti olur. Nitekim Miracu´d-Dirâye´de açiklanmis; Bilûmum kitaplardaki «altinci namazin edâsi» ifadesinin behemehal sart oldugu için degil kazaya kalanlar yüzde yüz alti olsunlar diye zikredildigi de beyan edilmistir. Surunbulâlide bunun benzerini Mirac´dan naklen Imadâd´da zikretmis; Mecma´ar-Rivâyat Tatarhaniye Sagnâkî ve Kâdihan dahi bahis mevzuu etmislerdir. Bütün bunlarin hasili sârih merhumun hülâsa ettigidir. Su da varki Nehir´de Mirac´dan naklen «Besinci namazi edâ eder de vakti çikmadan biraktigi namazi kaza ederse edâ edilen namazlarin fâsit olmamasi gerekirdi. Bilâkis onlar sahih olmali idi. Zira kaza ettigi câiz olmayarak kilinmistir. Kalanlar onunla alti olur. Cevap sudur: Vakit bâki oldukça o namazin kazaya kaldigi söylenemez. Çünkü sahih olarak edâ edilmesi ihtimali mevcuttur» denilmektedir.

«Günes dogduktan sonra bu namazlar sahiha inkilâp ederler.» Yani altincinin vaktinin girmesinebagli kalmazlar. Altinci namaz ögledir. Fes´in ibâresi buna muhaliftir. Altinci namazin edâ´sina da bagli kalmazlar. Umumiyetle kitaplarin ifadeleri bunun hilâfini îham etmektedir.

«Bir namaz vardir bes namazi sahihler ilh...» Bunu Mebsût sahibi söylemistir. Bu söz altinci namazin edâsini sart kilan kavle göredir ki umumiyetle kitaplar bunu tercih ettikleri gibi musannifda onlarin yolundan gitmistir. Bu altinci namazi edâ edince ondan önce kildigi bes namaz sahih olur. Bes namazi sahihleyen namaz budur. Kazaya kalan namazi altinci namazi edâ etmeden kilarsa önceki bes namaz fâsit olur. «Baska bir namaz vardir bes namazi bozar» dedigi de budur. Besinci namaz vaktinin çikmasini itibara alan kavle göre sahihleyen de bozan da bir namaz olup o da kazaya kalandir. Besinci namazdan sonra vakti çikmadan bunu kaza ederse ondan önceki bes namaz fâsit olur. Vakit çikar da o namazi kaza etmemis bulunursa önceki bes namaz sahih olur. Yani bununla bes namazin sahih oldugu tahakkuk eder. Yoksa hakikatta o namazlari sahiha çeviren besinci namazin vakti çikmakla kazaya kalan namazlarin çok olmasidir. Sârih bu kavli tercih etmistir.
__________________
"Güven" Çok İnce Bir Çizgidir.

Onu Kalınlaştırarak Kırılmasını Engelleyen Tek Şey
"İki Taraflı" Olmasıdır.


Dikkat !!! Kopyala Yapıştır Özelliğini Sadece Üyelerimiz Kullanabilir. Üyelik Ücretsizdir.. Ayrıca Üyelerimiz Forumdan Tamamen Reklamsız ve çok daha hızlı şekilde yararlanabilir.
KARAHAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 01-Ocak-2010, 04:48   #337 (permalink)
Kullanıcı Profili
Kurmay Başkan
 
KARAHAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik tarihi: Nisan-2009
Bulunduğu yer: Uçurumun Kenarindan
Üye No : 177
Mesajlar: 3.159
Konuları: 1388
İstatistikleri Seviye: 43 [â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�]
Aktiflik: 214 / 1071
Güç: 1053 / 15680
Deneyim: 85%
İtibar Puanları
İtibar Puanı : 119637
İtibar Derecesi : KARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond repute
Teşekkürleri
Teşekkür Etmiş : 775
Teşekkür Almış : 1.040
Tuttuğu Takım

Standart Cevap: Büyük Hanefi Fikhi

METIN

Bir kimse üzerinde kazaya kalmis namazlar oldugu halde ölür de kefaret verilmesini vasiyet ederse fitrada oldugu gibi her namaz için bu azabtan yarim sag verilir. Vitir namazi ile orucun hükmü de böyledir. Kefaret ancak malinin üçte birinden verilir.

IZAH

Kazaya kalan namazlari velev ki imâ ile olsun edâya muktedir olarak terk ederse vasiyette bulunmasi lâzim gelir. Aksi taktirde alti namazdan az bile olsa vasiyet lâzim degildir. Çünkü Peygamber (s.a.v.): «Buna gücü yetmezse Allah´dan ümit edilen onun özrünü kabul etmesidir» buyurmustur. Yolcu ve hasta ramazanda oruç tutamazlar da kaza etmeden ölürlerse hüküm yine budur. Tamami Imdâd nâm eserdedir.

«Her namaz için bugdaydan yarim sag (520 dirhem) verilir.» Bunu ölenin velisi yani vasiyet veya veraset sebebiyle malinda tasarrufa hakki olan kimse verir. Ve ölenin vasiyeti varsa malinin üçte birinden verir. Vasiyeti yoksa vermesi lâzim gelmez. Çünkü kefaret bir ibadettir. Onda ihtiyar sarttir. Vasiyet etmeyince sart yok demektir. Binaenaleyh imkânsizlik sebebiyle dünya hükümleri hakkinda sakit olur. Kul haklari böyle degildir. Zira onlarda vacip olan hakkin sahibine ulasmasidir. Baska bir sey degildir. Onun içindir ki alacakli alacak bir sey bulursa hakimin hükmü olmaksizin ve riza sorulmaksizin alir. Ve bununla verecegi borcundan kurtulmus olur. Imdâd.

Sonra bilmelisin ki ölen kimse oruç fidyesi vasiyet ederse kat´î surette câiz olduguna hükmedilir. Çünkü nâssan delil vardir. Vasiyet etmezse mirasçi kendiliginden verdigi taktirde imam Muhammed «ez´Ziyadât» nâm eserinde. «Insaallah kâfi gelir» demis; kâfi gelmeyi Allah´in dilemesine baglamistir. Zira bu hususta nâs yoktur. Keza namaz fidyesi vasiyet ederse yine Allah´in dilemesine baglamistir. Çünkü ulemamiz namazi ihtiyaten oruca kiyas etmislerdir. Oruç hakkindaki nâssin acizle ta´lil edilmis olmasi ihtimali vardir. Böyle olunca illet namaza da sâmildir. Acizle ta´lil edilmemisse verilen fidye basli basina hayir olur. Ve günahlari gidermege yarar. Binaenaleyh kendisinde bir süphe var demektir. Nitekim ölen kimse oruç fidyesi verilmesini vasiyet etmezse hüküm budur. Onun için Imam Muhammed oruç fidyesi verilmesini vasiyet ettigi zaman câiz olduguna kat´î hüküm vermis; vasiyet etmedigi zaman ve namaz fidyesini vasiyet ettiginde kat´î bir sey söyleyememistir. Bundan anlasilir ki namaz fidyesini vasiyet etmezse süphe daha kuvvetlidir.

Sunu da bil ki ulemamizin kitaplarinda gerek asil gerekse fürug olarak benim gördügüm oruç fidyesini vasiyet etmezse velisinin onun namina teberruda bulunabilmesidir. Veli ile kayitlanmasindan anlasiliyor ki ecnebinin malindan verilmesi caiz degildir. Bunun benzeri ulemamizin su sözleridir: «Bir kimse farz olan haccini vasiyet ederde vârisi bir hac teberru ederse câiz degildir. Ama vasiyet etmez de vârisi ya kendisi gitmek yahut birini göndermek suretiyle hac teberruunda bulunursa kâfidir.» Bunun zâhirinden anlasilan varisden baskasi teberru etmis olsa kâfi gelmemektedir. Evet Surunbulâli´nin Nuru´l-Izah adli eserinin serhinde «vasi veya ecnebi biri» tabiri kullanilmistir. Bu meselenin tamami Sifaü´l-Alîl...» nâm risalemizin sonundadir.

Kefaret bugdaydan veya unundan yahut kavutundan yarim sag kuru hurma kuru üzüm ve arpadan bir sag veya onun kiymeti verilir. Bize göre kiymetini vermek efdaldir. Çünkü fakirin hacetini daha çabuk bitirir. Imdâd. Sonra yarim sag; tepelemeye degil silme olarak dörtte bir sam müddidir nitekim fitir zekâtinda izah edecegiz. «Vitir namazinin hükmü de öyledir.» Çünkü vitir Imam-i A´zam´a göre amelî farzdir. Imameyn buna muhaliftir. T.

Tilâvet secdesi hakkinda vacip olur veya olmaz diye bir rivâyet yoktur. Huccet nâm kitapta böyle denilmistir. Sahih olan vacip olmamaktir. Nitekim sayrafiyye´de bildirilmistir. Ismail.

«Kefaret ancak malinin üçte birinden verilir.» Yani vasiyet malinin üçte birinden fazla tutsa velînin fazlayi vermesi lâzim gelmez. Ancak varislerin rizasiyle verilebilir. Kinye´de söyle denilmektedir: «Bir kimse malinin üçte birini ömrü boyunca biraktigi namazlara vasiyet etse de ayrica borcu bulunsa alacaklisi vasiyetini geçerli saysa bile câiz olmaz. Zira vasiyet borçdan sonra gelir. Câiz görmekle borç sâkit olmaz.» Ayni kitapta su da vardir: «Bir kimse ömrü boyunca terkettigi namazlara kefaret vasiyet eder de ne kadar yasadigi bilinmezse bu vasiyet bâtildir.» Sonra bu meseleye söyle bir remiz yapilmistir: Malinin üçte biri namazlara yetmezse caizdir. Fazla gelirse caiz degildir. Öyle anlasiliyor ki «yetmezse» tâbirinden murad «kanâatina göre yetmezse» demektir. Çünkü ömrünün bilinmedigi farzedilir. Meselâ üçte bir on seneye kâfi gelir. Halbuki o kimse otuz yil yasamistir. Bu ikinci kavlin vechi meydandadir. Zira üçte bir bütün ömrünün namazlarina yetmeyince vasiyet yüzde yüz bütün malinin üçte birinden olur. Ondan fazlasi mânâsiz kalir. Yetmesi ve artmasi hâli bunun hilâfinadir. Çünkü namazlarin miktari bilinmemesi sebebiyle vasiyetin miktari da bilinmediginden vasiyet bâtil olur.

METIN

Ölen kimse mal birakmazsa vârisi ödünç olarak meselâ yarim sag bugday alarak bir fakire verir. Sonra o fakir de vârise verir. Böylece birbirlerine vere vere namazlarin sayisini tamamlarlar. Ölenin namazlarini onun emri ile vârisleri kaza etse kifayet etmez. Çünkü namaz bedenî bir ibâdettir. Hac böyle degildir. O niyabeti kabul eder. Vâris bir fakire yarim sagdan az bugday verse câiz degildir. Ama hepsini ona verirse câiz olur.

IZAH

Ölen kimse hiç mal birakmaz yahut biraktigi mal yetmezse vâris yarim sag bugday alarak devir yapar. Imdâd sahibi buna «Yahut hiç bir vasiyette bulunmaz da velî teberru etmek isterse ilh...» cümlesini eklemistir. Teberru tabiri ile bu isin veliye vacip olmadigina isaret etmistir. Tebyinü´l-Muharim adli eserde bu nassan bildirilmis ve söyle denilmistir: «Ölen kimse vasiyet etse bile devir yapmak veliye vacip degildir. Çünkü bu teberru yapmasini vasiyettir. Ölen sahsa vacip olan malinin üçte biri devre yetecekse miktar vasiyette bulunmasidir. Daha azini vasiyet eder de devir yapilmasini ister ve üçte birin geri kalanini varislerine birakir veya baskalarina teberru ederse üzerine vacip olani terk ettigi için günahkâr olur.» Zamanimizda yapilan vasiyetlerin hâli bundan anlasilir. Adamin zimmetinde bir çok namaz zekât kurban ve yemin gibi seyler vardir. Bunlar için az bir miktar para vasiyet eder. Vasiyetin büyük bir kismini hatim ve tehlil okunulmaya tahsis eder. Halbuki ulemamiz bu gibi seylere vasiyetin sahih olmadigini dünyalik bir sey için Kur´ân okumanin caiz olmadigini bundan alanin da verenin de günahkâr oldugunu söylemislerdir. Çünkü bu Kur´ân okumak için ücretle adam tutmaya benzer. Sirf bu maksatla adam tutmak câiz degildir. Binaenaleyh ona benzeyen de caiz olmaz. Nitekim mezhebimizin bir çok meshur kitaplarinda bu açiklanmistir. Müteehhirin ulema ücretle adam tutmaya ancak Kur´ân ögretmek için cevaz vermislerdir. Okumak için cevaz vermemislerdir. Onlar bu isi zaruretle ta´lil etmislerdir. Bu zaruret de Kur´ânin zayi olmasi korkusudur. Kur´ân okumak için ücretle adam tutmanin câiz olmasinda bir zaruret yoktur. Nitekim ben bunu «Sifaü´l-AIîI...» de izah ettim. Bunun bir kismi insallah fâsit icare bâbinda gelecektir.

Devir yapmak için ölenin varisi ödünç olarak meselâ yarim sag bugday veya onun kiymetini alir. En iyisi ölenin namaz borcunu hesap ederek ona göre ödünç almaktir. Her ay veya her sene için yetecek miktar takdir edilir. Yahut erkek için oniki kadin için dokuz sene çikarildiktan sonra kalan bütün ömrü hesap olunur. Zira oniki erkek için dokuz da kadin için en az bülug müddetidir. Gündüzle gecede alti namaz hesabiyle aylik veya senelik namazlarin kiymeti üzerinden tutarini bir fakire verir. Sonra ondan tekrar hîbe olarak alir. Sonra bu alma-vermeler kalan namazlar sayisinca tekrar edilir. Devir ayliksa her defasinda bir aylik senelik ise bir senelik kefaret ödenmis olur. Bundan sonra devre oruç kefareti daha sonra kurban daha sonra yemin için devam edilir. Yalniz yemin kefaretinde on fakir bulmak gerekir. Çünkü bir fakire birgün için yarim sagdan veya onun kiymetinden fazla bir sey vermek sahih olmaz. Zira yeminde sayi nassan bildirilmistir. Namaz fidyesi öyle degildir. Birkaç namazin fidyesini bir fakire vermek câiz degildir. Nitekim gelecektir.

Ulemanin sözlerinden anlasildigina göre ölen kimsenin zekât borcu varsa vasiyetsiz bu borç sâkitolmaz. Çünkü fukaha onun vasiyetsiz vacip olmamasini niyetin sart olmasiyle illetlendirmislerdir. Zira zekât bir ibâdettir. Onda hakikî veya hükmî bir fiil bulunmasi mutlaka tâzimdir. Binaenaleyh bu hususta vâris ölenin yerini tutamaz. Sonra Sirâc´in oruç bâbinda «Varisin ölen namina zekât teberru etmesi câizdir» seklinde bir açiklama gördüm. Bu açiklamaya göre velînin zekât için de devir çevirmesinde beis yoktur. Bütün bunlar tamam olduktan sonra o maldan veya ölenin vasiyet ettiginden fakirlere bir sey vermek gerekir.

Ölenin vasiyeti üzerine kalan namazlarini vârisinin kilmasi câiz olmadigi gibi; kalan orucunu tutmasi da câiz degildir. Yalniz namaz kilar ve oruç tutar da sevabini ölene bagislarsa caizdir. Çünkü bizim mezhebimize göre bir kimse amelinin sevabini baskasina bagislayabilir. Nitekim baskasi nâmina yapilan hac bâbinda insallah görülecektir. Çünkü hac bedenle maldan mürekkep bir ibâdet oldugundan niyabet kabul eder. ibadetler biri malî biri bedenî biri de hem malî hem bedenî olmak üzere üç nevidir. Malî ibâdetler zekât gibidir. Bunlarda gerek kudret gerekse acz halinde niyabet sahihtir. Bedenî ibadetler namaz ve oruç gibi olup bunlarda niyâbet mutlak surette sahih degildir. Hem malî hem bedenî ibadetler hac gibidir. Bu ibâdet nâfile olursa niyabet mutlak surette caiz; farz olursa ancak ölünceye kadar devam eden bir hastalik sebebiyle sahih olur. Nitekim baskasi namina yapilan hac bâbinda gelecektir.

Bir fakire yarim sagdan az bugday vermek câiz degildir. Bu husustaki iki kavilden biri budur. Bunlari Tatarhaniye sahibi tercih yapmaksizin nakletmistir. Bahir sahibinin sözünden anlasildigina göre kendisi buna itimad etmistir. Iki kavlin birincisi sadaka-i fitirda oldugu gibi câiz olmasidir.

METIN

Bir kimse hastaliginda namazi için fidye verse sahih olmaz. Oruç bunun hilâfinadir. Kazaya kalan namazlari fevran (acele) ödemek vacip ise de çoluk çocugun nafakasiyle ugrasmak esah kavle göre hâcet pesinde kosmak gibi bir özürden; secde-i tilâvet ve nezir-i mutlaktan dolayi geciktirilmesi câizdir. Ramazanin kazasi ise genis vakitte caizdir. Ama Hulvani onun da acele vacip oldugunu söylemistir. Dar-i harpte müslüman olan bir harbî bir müddet orada kalirsa ser´î hükümleri bilmediginden dolayi mazur olur. Üzerine kaza dahi lâzim gelmez. Çünkü hitap ancak ilimle veya ilmin delili ile lâzim gelir. Bunlardan biri bulunmamistir. Nitekim dininden dönen bir kimse mürtedligi zamanindaki namazlarini kaza etmedigi gibi daha önce kildigi namazlarini da kaza etmez. Bundan yalniz hac müstesnadir. Zira o kimse irtidat etmekle aslî kâfir gibi olur.

IZAH

Tatarhaniye´de Tetimmeden naklen bildirildigine göre Hasan b. Ali´ye ölüm döseginde iken «namaz için fidye vermek câiz midir?» diye sorulmus da (hayir) cevabini vermis. Imam Ebû Yusuf´a Seyhu Fâni (yani geçkin ihtiyar) nin oruç için sagliginda fidye verdigi gibi namazlar için de verip vermeyecegi sorulmus; O da «Hayir» cevabini vermistir. Kinye´de «hayatta iken namaz için fidye yoktur oruç böyle degildir» denilmektedir.

Ben derim ki: Bunun veçhî sudur: Nas yalniz seyhu fâni hakkinda vârid olmus; oruç tutmayiphayatta iken fidye vermesi mesru kilinmistir. Hattâ hasta veya yolcu oruç tutmazlarsa baska günlerde tutmalari lâzim gelir. Baska günlere yetisemezlerse kendilerine bir sey lâzim gelmez. Sayet yetisir de tutmazlarsa yetistikleri günler için fidye verilmesini vasiyet etmeleri lâzimdir. Ulemanin söyledikleri budur. Bu sözün muktezasi Seyhu fani olmayanlarin hayatta iken oruçlari için fidye vermeye hakki olmamalaridir. Çünkü bu bâbta delil yoktur Namaz da onun gibidir ki vechi su olsa gerekir: O kimse imkân buldugu zaman namazini kaza etmege memurdur. Fidye veremez. Meger ki ölerek kaza etmekten âciz kaldigi tahakkuk etsin. Bu taktirde fidye verilmesini vasiyet eder. Seyhu fâni böyle degildir. Onun orucu edâ ve kaza etmekten aczi ölmeden tahakkuk etmistir. Binaenaleyh sagliginda fidyesini verir. Ama namazdan aczi tahakkuk etmis degildir. Zira gücü yettigi sekilde velev ki basiyle îmâ ederek olsun namazini kilar. Buna da gücü yetmezse kalan namazlar çogalinca kendisinden sâkit olurlar. imkân buldugu zaman kazalari lâzim gelmez. Nitekim hastanin namazi bâbinda gelecektir. Bu izahimizdan anlasilir ki sârihin «oruç bunun hilâfinadir» yani «onun için sagliginda fidye verebilir» sözü Seyhu fâniye mahsustur.

Tertibi düsürecek kadar çok olan kaza namazlarini çoluk çocugun nafakasi vesair ihtiyaçlar sebebiyle geciktirmek câizdir. Her gün evvelâ çalisir sonra kilabildigi kadar kaza kilar. Namazlari bitinceye kadar bu sekilde hareket eder. Nâfile namazlara gelince: Bu bâbta Muzmirat´ta söyle denilmistir: «Geçmis namazlarin kazasiyle mesgul olmak nâfilelerden daha evlâ ve mühimdir. Bundan yalniz farz namazlarin sünnetleriyle kusluk ve tesbih namazlari bir de hakkinda hadis rivayet edilen namazlar müstesnadir» T. Hakkinda hadis rivayet edilen namazlar tahiyye-i mescid ikindinin sünneti ve aksam namazindan sonra alti rekat olarak kilinan sünnettir.

Secde-i tilâvet namaz disinda geciktirilebilir. Namaz içinde ise hemen yapilmasi gerekir. Hilye´nin secde-i tilâvet bahsinde Zâhidî serhinden naklen söyle denilmektedir: «Bu secdeyi namazda derhal edâ gerekir. Ebû Yusuf´a göre namaz disinda da öyledir. Imam Muhammed´e göre namaz disinda geciktirilebilir. Namaz oruç kefaret nezir-i mutlak zekât hac vesair vacipler hususunda ki hilâf da böyledir. Imam-i A´zam´dan iki rivâyet! vardir. Bazilar «Namazin kazasi bilittifak geciktirilebilir» demislerse de esah olan bunun aksidir.» Vakit tayin edilerek yapilan muayyen nezri ise muallak (yani vakte bagli) oldugu taktirde vaktinde yapmak vaciptir. Vakti geçince yapilirsa kaza olur. T.

«Ama Hulvanî onun da acele oldugunu söylemistir.» Bahir´da bundan sonra söyle denilmistir: «Valvalci´nin oruç bahsinde bildirdigine göre orucun kazasi (hemen lâzim degil) gecikme ile câizdir. Namazin kazasi ise hemen tâzim gelir. Meger ki bir özür ola.» «Çünkü hitap ancak ilimle veya ilmin delili ile lâzim gelir.» Dar-i harpte müslüman olan kimseye namaz hükümlerini bir kisi ulastirirsa imameyne göre terkettigi namazlari kaza etmesi gerekir. Imam-i A´zam´dan nakledilen iki rivayetin biri de budur. Imam Hasan´in naklettigi diger rivayete göre haberi iki müslüman âdil erkek veya bir erkekle iki kadin ulastirmadikça koza etmesi tâzini gelmez.

Adâlete gelince: Mebsut´ta «imameyne göre adalet sarttir.» denilmistir. Ebû Cafer´in Garibü´r-Rivâye adli eserindeki rivâyete göre imameyn adaleti sart kosmamislardir. Hattâ okimseye namazi fâsik bir adam veya çocuk yahut kadin veya köle dahi haber verse namaz kilmasi lâzim gelir. Tatarhâniye.

Ilmin delili: O kimsenin islâm memleketinde bulunmasidir. Çünkü farz olan seyler orada söhret bulmustur. Binaenaleyh orada müslüman olan bir kimsenin terkettigi namazlari kaza etmesi lâzimdir. Mürted (yani islâm dininden dönen) bir kimse mürtedligi zamaninda kalan namazlarini kaza etmedigi gibi daha önce kildiklarini da iade etmez. Bundan yalniz hac müstesnadir. Zira Haccin vakti bütün ömürdür. Dinden dönmekle hac bâtil oldugundan sonra müslüman olarak vaktine erisince tekrarlanmasi lâzim gelir.

«Zira o kimse irtidat etmekle aslî kâfir gibi olur.» Aslî kâfir olan bir kimse müslüman olunca kâfir iken kilmadigi namazlari kaza etmesi lâzim gelmez. Çünkü bize göre kâfirler seriatlarla muhatap degillerdir. (Onlar asil îmanla muhataptirlar). Nitekim Fesu´l - Kadîr´de beyan edilmistir. Kâfire müslüman olduktan sonra vaktine yetistigi namazlari kilmak vaciptir. Haccin vakti bâkîdir. Binaenaleyh haccetmesi tâzim gelir. Nasil ki hangi namaz vaktinde müslüman oldu ise o vaktin namazini edâ etmesi gerekir. Mürted de öyledir.

METIN

Onun içindir ki bir farzi edâ eder de arkasindan dinden döner ve vakit içinde tövbe eder (yani müslüman olur)se o farzi tekrar kilmasi lâzim gelir. Çünkü dinden dönmekle bâtil olmustur. Allah-ü Teâlâ «Her kim îmana küfür ederse muhakkak ameli bâtil olur» buyurmustur. Sâfiî «kâfir olarak ölürse» âyeti kerimesiyle istidlâl ederek muhalefette bulunmustur. Biz deriz ki: Bu âyet iki amel ve iki ceza ifade eder. Cezalarin biri amelin bâtil olmasi digeri cehennemde ebedî kalmaktir. Amelin bâtil olmasi dinden dönmekle cehennemde ebedî kalmak ta mürted olarak ölmekledir. Bu bellenmelidir.

Fer´î Meseleler: Bir çocuk yatsi namazindan sonra bülûga ererek fecir dogduktan sonra uyansa yatsiyi kaza etmesi lâzim gelir. Bir kimse saglamken terkettigi namazi hastaliginda teyemmüm ve îma ile kilsa sahih olur. Kildigi sahih olursa onu iade etmez. Kazaya kalan namazlar çok olursa «ilk kazaya kalan» yahut «son kazaya kalan ögleye» diye niyet eder. Iki ramazandan kalan oruçlara dahi böyle niyet edilir. Esah olan kavil budur. Namazi kaza ettigini baskasina bildirmemek gerekir. Çünkü namazi geciktirmek günahtir. Onu meydana çikarmamalidir.

IZAH

Imam Sâfiî´ye göre kilinan farzin tekrari lâzim degildir. Sâfiî «iade lâzim gelmez çünkü âyette amelin bâtil olmasi mürted olarak ölmeye baglanmistir» diyor. Bizim cevabimizin hülâsasi sudur: Teâlâ hazretlerinin «Sizden her kim dininden döner de kâfir olarak ölürse iste böylelerin amelleri dünyada ve âhirette bâtil olur. Ve böyleleri cehennemliklerdir. Onlar orada ebedî kalacaklardir» ayeti kerimesinde iki amel zikredilmistir. Bunlarin biri dinden dönmek digeri ölünceye kadar mürtedlikte devam etmektir. Ayette iki de ceza zikredilmistir. Ve bunlar leffü nesir müretteb yolu ile amellere tevzi olunmustur. Yani amellerin batil kilinmasi dinden dönmenin cehennemde ebedîkalmak ta mürted olarak ölmenin cezasidir.

T E N B I H: Dinden dönmenin cezasi dünya ve âhirette amellerin bâtil olmasidir. Bize göre velev ki mürted olarak ölmesin. Bunun müktezasi o kimse müslüman olursa evvelce kazandigi sevaplarin avdet etmemesidir. Aksi taktirde cevaplar mürtedligin ve mürted olarak ölmenin beraberce cezasi olur. Nitekim Sâfiî rahimellah böyle demektedir.

Bahir´da ve Tatarhaniye´den naklen Nehir´in mürted bâbinda tetimmeye nisbet olunarak söyle denilmistir: «Mürted tevbe ederse ulemamizdan Ebû Ali ile Ebû Hasim sevaplarinin avdet edecegini söylemislerdir. Ebû Kasim el Ka´bî «Avdet etmez» demistir.

Biz de diyoruz ki: Bâtil olan sevabi avdet etmez. Ama evvelce yaptigi taati bundan sonraki sevabina tesir ederek avdet eder.» Bundan sonraki sevabina tesir etmenin mânâsi herhalde «Islâma döndükten sonra Allah onun tâatina yeni bir sevap verir. Bu sevap bâtil olan sevap degildir demek olacaktir. Yahut sevap tâatin sayilmasi ve geçerli olmasi ikinci defa yapilmasinin istenmemesi mânâsinadir. Velev ki biz onun bâtil olduguna hükmetmis olalim. Çünkü bu Allah´in ihsan buyurdugu bir fazilettir.

Simdi su kalir: Acaba mürted tekrar müslüman olunca dinden dönmezden önceki günahlari sâkit olur mu? Hâniye´den naklen yukarida arzettiklerimize göre sâkit olmaz. Muhakkik ulemadan birçoklarinin kavli de budur. Umumiyetle fukahaya göre ise sâkit olur. Nitekim bunu Kuhistani mürted bâbinda açiklamistir. Zâhir olan da budur. Çünkü bir hadis-i serifte «Islâm kendinden öncekini keser» buyurulmustur. Bu hadisin umumi mürtedin müslümanligina da sâmildir. Lâkin müslüman iken terkettigi namazlarin kazasi lâzim geldigi hususunda hilâf olmamak gerekir. Hilâf ancak geciktirme günahin sükut edip etmeyeceginde ve kul haklarindan olan borcu uzatma hususundadir. Tahkiki insallah yerinde gelecektir.

Yatsi namazini kildiktan sonra uyku hâlinde bulûga eren çocuk fecir dogduktan sonra uyanirsa yatsiyi kaza eder. Çünkü onun kildigi yatsi nâfile namazdir. Yatsinin vakti içinde bülûga erince bu namaz kendisine farz olur. Zira uyku onun mükellef ve muhatap olmasina mani degildir. Binaenaleyh muhtar olan kavle göre kaza etmesi lâzim gelir. Onun için fecirden önce uyanirsa bilittifak o namazi tekrarlamasi icabeder. Nitekim namaz bahsinin basinda Hülâsa´dan naklen arzetmistik. Zahîriyye´de söyle deniliyor: «Imam Muhammed bin Hasan´dan rivâyet olunduguna göre kendisi ilk defa ihtilâm oldugunda Imam-i A´zam´a gelerek «Geceleyin yatsiyi kildiktan sonra bulûga eren çocuga ne dersin? onu tekrar kilacak mi?» diye sormus. Hazreti Imam (evet) deyince Imam Muhammed hemen mescidin bir kösesine giderek yatsiyi kaza etmis. Bu onun Imam-i A´zam´dan ögrendigi ilk mesele olmus. Imam-i A´zam onun ilmiyle amel ettigini görünce anlamis ve «Bu çocuk ise yarar» demis. Öyle de olmustur.» Bu satirlar kisaltilarak alinmistir.

«Bir kimse saglamken terkettigi namazi hastaliginda teyemmüm ve îmâ ile kilsa sahih olur.» Çünkü kendisi o namazi o vakitte kilmakla memurdur. Binaenaleyh gücü yettigi sekilde kilmasi lâzim gelir. Ama özür yoksa kazaya kalan namazi kaldigi sifatla kilmasi icap eder. Onun için yolcu evinde iken kalan dört rekatli namazini dört olarak kildigi gibi mukim olan da seferde iken kalan namazini iki rekat olarak kaza eder. Çünkü kaza edâya benzer. Yalniz zaruret dolayisiyle ondan ayrilir. Kazaya kalan namazlarin çokluguna misal: Persembe cuma ve cumartesi günlerinin namazlarini kilamamaktir. Bunlari kaza ederken mutlaka tayin lâzimdir. Zira persembenin sabah namazi cumanin sabah namazindan baskadir. Isi kolaylastirmak isterse meselâ. «Ilk kazaya kalan sabah namazina» diye niyet eder. Çünkü onu kilinca ondan sonraki sabah namazi ilk kalan olur. Yahut son kazaya kalan sabah namazina diye niyetlenir. Zira ondan önceki sabah namazi da son olur. Tertibin aksine hareket etmek zarar etmez. Çünkü tertip kazaya kalan namazlarin çoklugu ile sâkit olmustur. Bazilari bir ramazanin günlerinde oldugu gibi burada da tayin lâzim gelmedigini söylemislerdir. Musannif kitabin sonundaki muhtelif meseleler bâbinda Kenz´e tâbi olarak bunu tercih etmistir. Kuhistani dahi Münye´den naklen bu kavlin sahih oldugunu bildirmistir. Lâkin Esbah sahibi bunu müskil saymis «bu ulemamizdan Kâdihan ve baskalarinin söylediklerine muhaliftir. Esah olan tâyinin sart kilinmasidir» demistir.

Ben derim ki: Keza Mülteka´da da bu kavil sahih bulunmustur. Bu daha ihtiyattir. Fesu´l-Kadîr sahibi kesin olarak buna kail olmustur. Nitekim niyet bahsinde arzetmistik. Burada Dürer sahibi dahi bu kavle cezm etmistir.

«iki ramazandan kalan oruçlara da böyle niyet edilir.» Çünkü her ramazan ayi kendi orucunun sebebidir. Binaenaleyh iki günün ögle namazlari gibi olur. Bir ramazandan kalan iki gün böyle degildir. Onlari kaza ederken birinci veya ikinci gün diye tayin etmese de niyet sahihtir.

«Namazi kaza ettigini baskasina bildirmemek gerekir.» Ezan bâbinda görmüstük ki kaza namazini mescidde kilmak mekruhtur. Sârih onu burada oldugu gibi «namazi geciktirmek günahtir. Binaenaleyh bunu meydana çikarmamali» diyerek ta´lil etmisti. Bundan anlasiliyor ki mescidde olsun baska yerde olsun memnu olan baskasinin bilmesidir. Nitekim Mineh´te beyân edilmistir.

Ben derim ki: Zâhire göre buradaki «gerekir» sözü «vaciptir» mânâsinadir. Ve karahet-i tahrîmidir. Çünkü günahi meydana çikarmak günahtir. Bu bâbta Buhari ile Müslim´in rivâyet ettikleri bir hadiste «Ümmetimin her ferdi afvolunur. Yalniz günahi âsikâre yapanlar müstesnâdir. Kisinin geceleyin bir is yaparak -Allah onu ört bas etmisken- sabahleyin «ben aksam söyle yaptim» demesi âsikâreciliktir. Bu adam Rabbi kendisini ört bas ederek yatmis; sabahleyin Allah´in ört bas ettigini meydana çikararak kalkmistir» buyurulmustur. Allah´u âlem.
__________________
"Güven" Çok İnce Bir Çizgidir.

Onu Kalınlaştırarak Kırılmasını Engelleyen Tek Şey
"İki Taraflı" Olmasıdır.


Dikkat !!! Kopyala Yapıştır Özelliğini Sadece Üyelerimiz Kullanabilir. Üyelik Ücretsizdir.. Ayrıca Üyelerimiz Forumdan Tamamen Reklamsız ve çok daha hızlı şekilde yararlanabilir.
KARAHAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 01-Ocak-2010, 04:48   #338 (permalink)
Kullanıcı Profili
Kurmay Başkan
 
KARAHAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik tarihi: Nisan-2009
Bulunduğu yer: Uçurumun Kenarindan
Üye No : 177
Mesajlar: 3.159
Konuları: 1388
İstatistikleri Seviye: 43 [â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�]
Aktiflik: 214 / 1071
Güç: 1053 / 15680
Deneyim: 85%
İtibar Puanları
İtibar Puanı : 119637
İtibar Derecesi : KARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond repute
Teşekkürleri
Teşekkür Etmiş : 775
Teşekkür Almış : 1.040
Tuttuğu Takım

Standart Cevap: Büyük Hanefi Fikhi

SECDE-I SEHIV BÂBI



METIN

Secde-i sehiv terkibi sebebine izafet kabilindendir. Musannifin bu bâbi kaza namazlarinin pesinden zikretmesi bu da elden kaçirilan seyleri islah için mesru oldugundandir. Fukahâya göre unutmakla yanilmak ve sek ayni mânâya gelirler. Zan. tercih edilen taraf; vehim ise tercih edilmeyen taraftir. Sehiv için bir tarafa selâm verdikten sonra iki secde vaciptir. Selâmi yalniz sag tarafina verir zira malûm olan budur. Esah olan kavle göre namazdan çikmak bununla hâsil olur. Bunu Bahir sahibi Mücteba´dan nakletmistir. Bu izaha göre bir kimse iki tarafina selâm verirse kendisinden secde-i sehiv sâkit olur. Selâm vermeden secde ederse câiz fakat kerahet-i tenzihiye ile mekruh olur. Imam Malik´e göre secde noksandan dolayi ise selâmdan önce; ziyadeden dolayi ise selâmdan sonra yapilir. Ve kaf kafla dal dal ile ölçülür.

IZAH

Secde-i sehiv terkibi bir izafettir. Ve hükmü sebebine izafe etmek kabilindendir. Inaye´de söyle denilmistir: «Izafetlerde asil olan hükmü sebebine izafettir. Çünkü izafet ihtisas içindir. Bunun en kuvvetlisi müsebbibin sebebine ihtisasidir.» Lâkin buna söyle itiraz edilmistir: «Secde hüküm degildir. O hükmün taallûk ettigi seydir. Burada hüküm vücûptur.» Bu itiraza da «Ibârede muzâf takdir edilir. Yani secde-i sehivin vücûbu mânâsinadir» diye cevap verilmistir.

«Elden kaçirilan seyler» den murad; vaciplerden yerinde yapilmayip terk edilenlerdir. Nitekim namazlari kaza dahi vakti geçenleri sonradan kilmakla elden kaçirilanlari islâh için mesru olmustur. Fukahaya göre yanilmak unutmak ve sek ayni mânâya gelirler. Ama sek´i bunlara katmak söz götürür. Bahir´da Tahrir´den naklen söyle denilmistir: «Lügatta unutmakla yanilmak arasinda fark yoktur. Unutmak hâcet vaktinde bir seyi hatirlayamamaktir.» Remlî diyor ki: «Cemiu´l-Cevâmi´de beyan edildigine göre yanilmak bilinen seyden gaflet etmektir ki sahibi en küçük bir tenbih ile kendine gelir. Unutmak ise bilinen seyin yok olmasidir.» Hekimler yanilmayi «Bir seyin sureti hafizada kalmak sartiyle kuve-i müdrikeden (anlayan kuvvetten) silinmektir» diye tarif etmis; «unutmak ise bir seyin suretinin hem hâfizadan hem müdrikeden silinmesidir» demislerdir ki o zaman o sureti elde etmek için yeni bir sebebe ihtiyaç hâsil olur.

«Zan tercih edilen taraf vehim ise tercih edilmeyen taraftir.» Bu sözün hâsili sudur: Hatira gelen bir sey yakin (yani yüzdeyüz) derecesine varirsa ona ilim (bilgi) denilir. Iki tarafi müsâvi olursa sek adi verilir. Bir tarafi tercih edilirse ona zan tercih edilmeyen tarafa da vehim derler. Tercih fazla fakat kesinlik derecesine varmazsa buna da galebe-i zan (kanaat getirme) denir.

Muhit´te Kudurî´den naklen secde-i sehivin sünnet oldugu bildirilmistir. Fakat zâhir rivayete göre vaciptir. Bu Hidâye ve diger kitaplarda sahih kabul edilmistir. Çünkü secde-i sehiv namazda hâsil olan bir noksani tamamlamak için mesru olmustur. Binaenaleyh Hacdaki ceza kurbanlari ki bu da vaciptir. Sahih hadislerde emir edilmesi ve Peygamber (s.a.v.)´in devam buyurmasi da bunu gösterir. Ulemanin sözlerinden anlasildigina göre secde-i sehiv yapmayan kimse hem vacibi hem de secde-i sehvi terk ettigi için günahkâr olur. Bahir. Ama bu iddia söz götürür. Belki sadecetamamlayiciyi yani secde-i sehvi terk ettigi için günahkâr olur. Çünkü yanilana günah yoktur. Evet kasten terk ederse günaha girecegi meydandadir. Bu günahin sevdeyi iade ile ortadan kalkmasi gerekir. Nehir.

Sehiv için bir tarafa selâm verilmesi cumhur ulemanin kavlidir ki Seyh´ul-Islâm ile Fahru´l-Islâm´da bunlar meyânindadir. Kâfi´de «Dogrusu budur. Cumhur bunu tercih etmislerdir. Asil´da Imam Muhammed de buna isâret etmistir» denilmistir. Su kadar varki Fahru´l-Islâm bu selâmin basini çevirmeden yüzünün oldugu tarafa verilmesini tercih etmistir. Bazilari iki selâm verilecegim söylemislerdir. Semsü´l - Eimme ile Fahru´I - Islâm´in.kardesi Sadru´l - Islâm bu kavli tercih etmislerdir. Hidâye Zahîriye Müfid ve Yenâbi´ sahipleri bunu sahih bulmuslardir. Münye serhinde böyle denilmistir. Bahir´da «Bu kavli Bedâyi sahibi ulemanin umumuna nisbet etmistir. Su halde cumhurdan nakledilen kaviller birbirine ziddir» deniliyor

Hilye´de beyan edildigine göre Kerhi Fahru´l-islâm Seyhu´l-islâm ve izah sahibi secde-i sehiv için bir selâm verilmesini tercih etmislerdir. Muhit sahibi bu kavlin en dogru oldugunu. Kâfi sahibi ise dogru oldugunu söylemislerdir. Fahru´l-Islâm «Bu izaha göre bu selâmi verirken basini çevirmemek gerekir. Yani yüzünün oldugu tarafa bir defa selâm verir. Bu kavli tercih edenlerden Fahru´l-Islâm´dan baskalarina göre hassaten sag tarafina bir defa selâm verir» demistir. Hâsili bir selâm verir diyenler sag tarafina verecegini söylemislerdir. Yalniz Fahru´l-Islâm yüzünün baktigi tarafa verecegine kâil olmustur. Hidâye serhlerinde de Mirac Inâye ve Fesu´l-Kadîr´de oldugu gibi bu açiklanmistir.

Bahir sahibinin Mücteba´dan naklettigi ibare söyledir: «Itimada sayan olan kavil Mücteba´nin sahih gördügüdür ki o da yalniz sag tarafina selâm vermesidir.» Bahir sahibi ve ona uyarak Nehir sahibi ve baskalari bunun üçüncü bir kavil oldugunu sanmislardir. Buna sebep ikinci kavli tercih edenlerin hepsinin «selâmi yüzünün baktigi tarafa verir» demeleridir. Halbuki bildigin gibi bunu yalniz Fahru´l-Islâm söylemistir. Su halde bu sözü Müctebâ´ya nisbet etmege hâcet yoktur ki «Müctebâ´nin sahih kabul etmesi cumhurun kavline uymuyor. Cumhurun kavli daha çok sahih kabul edilmis onun hakkinda daha dogrudur denilmistir» seklinde bir itiraz varid olabilsin!..

«Bu izâha göre bir kimse iki tarafina selâm verirse kendisinden secde-i sehiv sâkit olur.» Bahir sahibi bu sözü dördüncü bir kavil olarak izah etmistir. Nehir sahibi ise bunun «bir selâm verir» kavline göre yazilmis fer´î bir mesele oldugunu daha uygun görmüstür. Kitabimizin Sârihi de ona uymustur. Bunu su da te´yid eder: «Bir selâm verir» sözünü izah ederken ulema «Birinci selâm iki seye yarar. Birincisi namazdan çikmak ikincisi tahiyyedir. Ikinci selâm ise yaliniz tahiyyeye yarar. (Yani kalan cemaati selâmlamak içindir). Zira namazdan çikmak tekerrür etmez. Burada tahiyye mânâsi selâmdan ayrilir. Çünkü selâm ihrami keser. Binaenaleyh ikinci selâm abes olur...» demislerdir. Hilye sahibi bu sözü Fahru´l-Islâm´a nisbet ettikten sonra sunlari söylemistir. «Ama bir kimse iki selâm verirse ihrami kesmis olur. Hatta ondan sonra secde-i sehiv yapmaz. Nitekim Zâhire sahibi bunu Seyhu´l-Islâm´dan nakletmis Kâfi sahibi ile baskalari da bu yoldan gitmislerdir.» Mirac´da söyle deniliyor: «Seyhu´l-Islâm «Bir kimse iki selâm verirse ondan sonra secde-i sehiv yapmaz; çünkü bu konusmak gibidir» demistir.»

Ben derim ki: Bu izaha göre ikinci selâmi terketmek vâcip olur. «Selâm vermeden secde ederse caiz fakat kerahet-i tenzihiye ile mekruh olur.» Zâhir rivayet budur. Muhit´te beyan edildigine göre ulemamizdan bunun kâfi gelmedigi rivayet olunmustur. Secdeyi iade eder. Bahir. «Kaf kafIa dal dal ile ölçülür» cümlesi buradaki arapça ibareye göre söylenmistir. Ibarede «kable» ve «ba´de» sözleri vardir. Kabl: önce; ba´de; sonra mânâsinadir. Imam Malik; «secde noksandan dolayi yapilirsa selâmdan önce ziyadeden dolayi ise selâmdan sonra yapilir» demistir. Buna bakarak sârih ediyor ki: Kable kelimesinin «kaf» ini noksan kelimesinin «kaf» i ile karsilastiracak ve noksandan dolayi secde edeceksen selâmdan önce yapacaksin. Keza ba´de kelimesinin «dal» ini da ziyâde kelimesinin «dal» i ile karsilastiracaksin. Ve ziyadeden dolayi secde edeceksen selâmdan sonra yapacaksin!. Bu suretle secde-i sehivi ne zaman selâmdan önce ne zaman sonra yapacagini anlamis olacaksin (bu söyle kisaltilabilir: Noksan = kabl Ziyade = ba´de).

METIN

Vakit elverisli olursa tesehhüt ve selâm da vacip olur. Çünkü secde-i sehiv tesehhüt okumayi kaldirir; ka´de (oturus) kuvvetli oldugundan onu kaldiramaz. Namaz secdesi böyle degildir. O hem tesehhüdü hem de ka´ deyi kaldirir. Muhtar kavle göre tilâvet secdesi de öyledir. Yine muhtar kavle göre son oturusta Peygamber (s.a.v.)´e salavât getirir ve dua okur. Bazilari ihtiyaten her iki oturusta okuyacagini söylemislerdir. Sabah namazinda iken günes dogar yahut ikindiyi kaza ederken günesin rengi kizarirsa veya selâm verdikten sonra namaza binâ etmege mânî bir hali zuhur ederse secde-i sehiv sâkit olur. Fetih. Kinye´de «Nâfile namazi yanildigi farz üzerine binâ ederse secde etmez» denilmistir.

IZAH

Vakit o namazi kilmaga elverisli olursa tesehhüdü okumak ve selâm vermek vacip olur. Çünkü secde-i sehiv tesehhüd okumayi kaldirir. Hattâ bir kimse iki sehiv secdesini yaparak basini kaldirdigi gibi selâm verse namazi sahih olur. Ama vacibi terk etmis sayilir. Secde-i sehiv selâmi da kaldirir. Imdâd. Ka´de daha kuvvetli oldugundan onu kaldiramaz. Zira o farzdir. Namaz secdesi ise ka´de ile tesehhüdün ikisini de kaldirir. Zira o rükün oldugu için ikisinden de kuvvetlidir. Ka´de rükünleri tamamlamak için mesru olmustur. Imdâd. Yahut namaz secdesi aslî rükûn ka´de zâid (fazladan) rükündür. Nitekim namazin sifati bahsinde geçmisti. Yahut söyle denilebilir: Ka´de ancak rükünlerin sonunda olur ondan sonra namaz secdesi yapilirsa son olmaktan çikar.

«Tilâvet secdesi de öyledir.» Çünkü kirâatin eseridir. Kirâat ise rükündür. Binaenaleyh o da secdeden sonra kiraat hükmüne geçer. Bahir. Secde etmezden önce vaciptir. Hattâ secde etmeden selâm verse namazi sahihtir. Namaz secdesi böyle degildir. O her cihetten aslî rükündür. Nitekim gelecektir. Söylediklerimiz içinde bunun benzeri sudur: Bir kimse sure okumayi unutur da rükûda hatirlayarak döner okursa farz hükmünü alir. Rükû hükümsüz kalir. Ve iadesi lâzim gelir.

T E N B I H: Tatarhaniye´de bildirildigine göre son oturusta tesehhüd unutuldugu vakit dönerek onu okumak secde-i tilâvette oldugu gibi ka´deyi kaldirir. Nitekim bunu Hulvâni ile Serahsî söylemislerdir. Ibn-i Fadl ise kaldirmadigini bildirmistir. Natifî´nin Vakiat namindaki eserinde fetvânin buna göre oldugu beyan edilmistir.

«Namazi kaza ederken günesin rengi kizarirsa secde-i sehiv sâkit olur.» Fetih Bahir Zâhire ve baska kitaplarda böyle denilmistir. Bunun mefhumu sudur; O kimse ikindiyi edâ ederken günesin rengi kizarsa secde-i sehiv sâkit olmaz. Çünkü bu vakit o namazi edâya elverislidir. Böyle olunca onun secde-i sehivine de elverisli olur. Kâmil vakitte vacip olan kaza namazi böyle degildir. Lâkin Imdâd´da Diraye´den naklen açiklandigina göre kerahetten korunmak için kilinan namaz kaza olsun edâ olsun selâmin akabinde günesin kizarmasiyle secde-i sehiv sâkit olur. Bunun muktezasinca buradaki kaza lâfzi ihtirazî kayit degildir. Kinye´nin su sözü de bunu tey´id eder: «Bir kimse ikindiyi kilarken secde-i sehiv icabetse günes de sararsa secde-i sehivi yapmaz.» Sonra bunu Bedayi´de gördüm. Bedayi sahibi söyle ta´lil yapmis: «Secde meydana gelen noksani tamamlar. Ve kaza yerine geçer. Bu namaz kâmil olarak vacip olmustu. Binaenaleyh nâkisla kaza edilemez.»

Namaza binâ etmege mâni hal kasden abdestini bozmak ve namaza izd bir is yapmak gibi seylerdir. Imdâd. Selâm verdikten sonra böyle bir hal meydana gelirse secde-i sehiv sakit olur. Çünkü secdeye dönmekle namazin hürmetine avdet etmis olur. Halbuki bunun sahih olmasinin sarti günesin dogmasi veya ikindiyi kazada renginin kizarmasi yahut namaza mâni halin zuhuruyla elden gitmistir. Cuma ve bayramlarda vaktin çikmasi da bunun gibidir. Edâda ise namaza kerahetsiz olarak baslanmisken mekruh vakte kalmasin diye sâkittir.

Simdi su kalir. Secde-i sehiv sâkit olduktan sonra iade lâzim gelir mi gelmez mi? Zira evvelâ edâ ettigi tamamlayicisi bulunmaksizin nâkis kilinmisti. Burada gereken sudur ki kasten abdestini bozmak gibi kendi fiili ile sâkit oldu ise iade lâzimdir. Kendi fiili ile sâkit olmadi ise iade lâzim degildir. Kinye´de «Nâfile namazi yanildigi farz üzerine binâ ederse secde etmez» denilmistir. Ben derim ki; Kinye´nin ibaresi Necmû´l - Eimme´nin remzi ile su sekildedir: «Bir kimse iki rekat nâfile namaz kilar da yanilir; sonra onun üzerine iki rekat binâ ederse secde-i sehiv yapar. Farzin üzerine nâfile binâ ederse farzda yanildigi taktirde secde etmez.» Zâhire göre ikisinin arasinda fark sudur: Nâfileyi nâfile üzerine binâ etmek o namazi bir namaz yapar. Nâfileyi farz üzerine binâ etmek böyle degildir. Onun için farz üzerine binâ mekruhtur. Çünkü nâfile farzdan ayri bir namazdir. Bir namazin secde-i sehivini bizzat maksûd olan baska bir namazda yapmak mümkün degildir. Velev ki farzin tahrîmesi bâki olsun. Bundan dolayi secde etmez. Yahut söyle denir: O kimse nâfileyi kasten binâ edince selâmi kasten yerinden geciktirmis olur. Kasten yapilan bir isi secde-i sehiv tâmamlayamaz. Belki burada iade lâzim gelir. Iade vacip olunca farzda yanildigi için tâzim gelen secde-i sehiv de sâkit olur. Zira namazi tekrarlayinca yanildigini da edâ etmis olur. Secde-i sehiv yapilamayan seyi tamamlar ve iade yerine geçer. Iade vacip olunca secde sâkit olur. Bu izaha göre asagida gelecek olan «Dördüncü rekatta oturur da sonra kalkarak secdesiyle bir rekat kilarsa birrekat daha ilâve ederek rekat sayisini altiya çikarir. Bu suretle kildigi son iki rekat onun için nâfile olur» ifadesiyle itiraz varit olamaz. Çünkü bu nâfile maksud degildir. Ve sanki baska bir namaz degilmis gibidir. Bir de bu adam farzin selâmini kasten geciktirmemistir. Binaenaleyh ona iade vacip degildir. Onun için secde-i sehiv lâzimdir. Benim anladigim budur. Allah´u âlem.

METIN

Secde-i sehiv namazin sifati bâbinda geçen vaciplerden birini yanilarak birakmakla vacip olur. Kasden terk edilenlerde secde yoktur. Yalniz dört yerde oldugu söylenir. Bunlar ilk oturusun ve oturdugunda Peygamber (s.a.v.)´e salavatin terk edilmesi kasden düsünceye dalarak bunun kendisini bir rükünden mesgul etmesi ve ilk rekatin secdesini namazin sonuna geciktirmesi halleridir. Nehir. Yanilmak tekerrür etse de secde-i sehiv tekerrür etmez. Çünkü onun tekrari mesru olmamistir. Vacibin terkine misal vacip olan kiraattan evvel rükua gitmektir. Zira kiraatin önce okunmasi vaciptir.

IZAH

Vaciplerden murad namazin aslî vacipleridir. Yoksa her vacip degildir. Zira surelerin tertibini terk etmekle bir sey lâzim gelmez. Halbuki tertip de vaciptir. Bahir. Buna söyle itiraz olunur. Tilâvet secdesini yerinden geciktirirse secde-i sehiv icabeder. Nitekim Hülâsa sahibi muhalifine itimat edilmiyecegini kesin bir ifade ile beyan ederek bunu söylemistir. Valvalciye´de dahi bu kavil sahih kabul edilmistir. Itiraza söyle cevap verilebilir: Yukarida geçtigi vecihle bu secde kiraatin eseri oldugu için onun hükmünü almistir. Musannif (vacip) kelimesiyle (sübhâneke) ve eûzü besmele gibi sünnetlerle farzdan ihtiraz etmistir. Sarih «Yalniz dört yerde oldugu söylenir» demekle bu sözün zaif olduguna isaret etmis burada Nuru´l-izah sahibine tâbi olmustur. Nuru´l-Izah sahibi bu secdeye secde-i sehiv denilmesi hususunda meshur bu secdeye özür secdesi adini vermis olsunlar. Bu sözü Allâme Kâsim reddetmis ve «Bunun rivayette bir asli bilinmedigi gibi dirayet´te de bir vechi yoktur» demistir. Hilye´de kasten düsünceye dalmak meselesinde secde-i sehiv lâzim gelmesine cevap verilmis «Bu secdenin vacip olmasi kasten düsünceye dalmaktan bir vacibin terki lâzim geldigi içindir ki o da rüknün geciktirilmesi yahut vacibin üst taraftakinden geri birakilmasidir. Zira bu da bir nevi yanilmadir. Binaenaleyh secde kasten bir vacibi terkten dolayi degildir» denilmistir.

«Ilk rekatin secdesini namazin sonuna birakmasi ilh...» ifadesinden anlasilan bu kaydin buna kâil olanlarca bilittifak kabul edilmis olmasidir. Aksi taktirde birinci rekat ile digerleri arasinda fark yapmak tahakküm olur. Kezâ secdeyi namazin sonuna birakmasinin da bir vechi görülemiyor; çünkü secdeyi ikinci rekata geciktirirse hükmün yine bu olacagi anlasilmaktadir. T.

Namazda yanilmak tekerrür etse de secde-i sehiv tekerrür etmez. Hattâ bir kimse yanilarak namazin bütün vaciplerini terk etse yalniz iki secdeden ibaret olan secde-i sehivi yapmasi lâzim gelir. Bahir. Zira secde-i sehivin tekrari mesru olmamistir. Yalniz ileride gelecegi vecihle mesbuk secde-i sehivde imamina tâbi olur. Sonra imama yetisemedigi yerleri kazaya kalktiginda yanilirsayine secde eder. Su halde secde-i sehiv tekerrür ediyor demektir? Bu suale Bedayi sahibi cevap vermis; «Mesbûk kaza ettigi rekatlarda yalniz kilan gibidir. Onun kildigi hükmen iki namaz sayilir. Velev ki tahrîmesi bir olsun» demistir. Tamami Bahir´dadir.

«Zira kiraatin evvel okunmasi vaciptir.» Yani kiraatin vacip miktarini öne almak vaciptir. Yoksa farz miktarini rükûdan önce yapmak farzdir. O secde-i sehiv ile tamamlanmaz. Meselenin tahkiki sudur: Mutlak surette rükûu kiraattan önce yapmak secde-i sehiv yapmayi gerektirir. Lâkin rüku eder de sonra kalkarak kiraati okursa rükûu tekrar yaptigi taktirde namazi sahih olur. Aksi taktirde sahih olmaz bozulur. Hiç okumadan rükû ederse cevap bellidir. Fakat fâtihayi okuyarak rükû eder de sureyi terkettigini hatirlayarak onu da okur ve rükûu tekrarlamazsa ikinci kiraati birinciye katilir. Okuduklarinin hepsi farz yerine geçer. Rükû terk edilmis olur. Ve onu tekrarlanmazsa namazi bozulur. Evet fatiha ye sureyi okur da sonra baska bir sure okumak için dönerse rükûu hükümsüz kalmaz. Nitekim bunu Hilye sahibi Zâhidî´den ve baskalarindan nakletmistir. Böylece anlasilir ki kiraati hiç okumadan yahut vacip miktarini okumazdan önce rükû ederse secde-i sehiv lâzim gelir. Ama rükûu tekrarlamazsa namaz bozulacagi için secde-i sehiv sâkit olur. Rükûu tekrarlarsa namazi sahih olur Ve secde-i sehiv yapar. su izaha göre sârihin baskalarina uyarak namazin vacipleri bâbinda kiraatla rükû arasinda tertibi vacip saymasi yanilarak yaptiginin tekrarina bakmayarak mücerret takdim - te´hire göredir. Hidaye sarihleri ile digerlerinin «Rukûu kiraattan evvel yaparsa namazi bozulur» sözleri ise yanilarak yaptigi ile iktifa ederek o fiili tekrarlamadigina göredir. Binaenaleyh sözlerinin arasinda çeliski yoktur.

METIN

Sonra kiraati terketmek ancak secde ile tahakkuk eder. Terkettigini velev rükudan dogrulduktan sonra hatirlasin kiraati okumak için kiyama döner. Sonra rükûu tekrarlar. Su kadar var ki fatihayi okumadigini hatirladigi vakit sûreyi de tekrarlar. Tesehhüt üzerine bir rükün miktari ziyade etmek suretiyle üçüncü rekata kalkmayi geciktirmek gizli okunacak yerde imamin âsikâre okumasi ve esah kavle göre her namaz kilanin bunun aksini yapmasi dahi vacibin terkine misaldir. Bazilari tesehhüt üzerine bir harf ziyade etmekle secde-i sehiv lâzim gelecegini söylemislerdir. Zeyleî´ de secdenin «Allahümme salli alâ Muhammed» demekle vacip olacagi bildirilmistir. Esah kavle göre gizli ve asikâr okumanin ikisinde de miktar namaz caiz olacak kadar olmalidir.

IZAH

«Sonra rükûu tekrarlar» çünkü dönüp kiraati okuyunca kiraat farz olur. Bir rekatta bir ayetin farz fazlasinin vacip ve sünnet olmasi buna aykiri düsmez Çünkü bunun mânâsi «farzin en az miktari bir ayettir» demektir. Bu farzin fatiha ile birlikte bir sure sayilmasi icabeder. Surenin mufassal surelerin uzunlarindan veya ortalarindan yahut kisalarindan olmasi sünnettir. Hattâ bütün Kur´âni okusa farz yerine geçer. Nasil ki bir tesbih miktari rükû farzdir. Üç tesbih miktari uzatmak ise sünnettir. Nitekim Münye sârihi bunu tahkik etmistir. Biz bunu kiraat faslinda arzetmistik. Hâsili: Okudugu kiraat rükûdan önce okuduguna katilir. O rükû hükümsüz kalir. Tekrarlamasi lâzim gelir. Tekrarlamazsa namazi bozulur. Hattâ Münye serhinde beyan edildigine göre bir kimse kiraat için ayaga kalkar da sonra hatirlayarak secde eder ve kiraati okumaz rükûu tekrarlamazsa bazilarina göre namaz bozulur. Çünkü kiraat için kalkip dogrulunca rükûu hükümsüz kalir. Velev ki bazilari bozulmaz demis olsunlar.

Bütün bu söylenenler kunutu rükû´da hatirlamasinin hilâfinadir. Sahih kavle göre onu iade etmez. Döner de tekrarlarsa rükûu hükümsüz kalmaz. Secde-i sehiv lâzim gelir. Zira kunut tekrar edildigi zaman farz degil vacip olur. Nitekim Münye serhinde beyan edilmistir. Fakat baska bir sure okumak için dönerse yukarida beyan ettigimiz gibi rükû hükümsüz kalmaz. Çünkü bu rükû tam bir kiraattan sonra ve yerinde yapilmistir. Kiraata dönmesi mesru degildir. Nasil ki kunuta döndügünde de öyledir hattâ ondan evlâdir. Allah´u âlem.

Fatihayi okumadigini hatirladigi vakit sureyi de okumamasi kiraatin tertip üzere olmasi içindir. Üçüncü rekata kalkmayi geciktirme meselesi secde-i sehivin vacip olmasi salâvat getirmeye mahsus olmadigina isaret içindir. O vacibi terkten dolayi yapilir ki bu vacip tesehhütten sonra fasila vermeksizin hemen ayaga kalmaktir. Hattâ susmus olsa secde-i sehiv yapmasi lâzim gelir. Nitekim bunu namaza giris faslinda arzetmistik.

Makdisî diyor ki: «Nitekim burada veya rükûda Kur´an okusa secde-i sehiv yapmasi lâzim gelir. Halbuki Kur´ân Allah´in kelamidir. Ve nitekim tesehhüdü kiyam halinde okusa yine secde-i sehiv yapmasi lâzim gelir. Halbuki tesehhüd Allah´i tevhidden ibarettir.» Menâkib´da bildirildigine göre Imam-i A´zam rahmetullahi aleyh rüyasinda Peygamber (s.a.v.)´i görmüs. Efendimiz ona; «Sen bana salâvat getiren bir kimseye nasil secde-i sehiv vaciptir diyebildin?» demis. Hazreti imam «Çünkü o sana yanlislikla salâvat getirdi» cevabini vermis. Ve Rasûlüllah (s.a.v.) bu cevabi begenmis. Zeyleî´de secdenin. Allahümme salli alâ Muhammed» demekle vacip olacagi bildirilmistir. Musannif buna «metinin namaza suru´» faslinda kesinlikle kâil olmus ve «mezhep budur» demisti. Bahir sahibi dahi. Hülâsa ve Hâniye´ye uyarak bu kavli tercih etmisti. Zâhire bakilirsa musannifin buradaki bir rükün sözü ile oradaki sözü birbirine aykiri degildir.

Evvelce arzetmisti ki Kadi imama göre «Ve atâ âli Muhammed» demedikçe secde-i sehiv lâzim gelmez. El´münyetü´s-sagîr serhinde ekser ulemanin kavlinin bu oldugu bildirilmistir. Esah olan da budur. Hayreddin Remlî «sahih kabul edilen kavil muhteliftir. Kadi imam´in kavlini tercih gerekir» demistir. Tatarhaniye´de Hâvi´den naklen «imameynin kavline göre «hamîdün mecîd» cümlesine varmadikça secde-i sehiv vacip olmaz» denilmistir.

«Gizli okunacak yerde imamin âsikâre okumasi ve esah kavle göre her namaz kilanin bunun aksini yapmasi dahi vacibin terkine misaldir.» Bu ibare tersine çevrilmistir. Dogrusu «gizli okunacak yerde her namaz kilanin âsikâre okumasi; imam olanin bunun aksini yapmasi vacibin terkine misaldir» seklinde olacaktir. H. Bedâyi ve Dürer sahiplerinin sahih kabul ettikleri Fesü´l - Kadîr sahibi ile Münye sârihinin Bahir Nehir ve Hilye sahiplerinin Hidâye Zeyleî ve digerlerine muhalif olarak meylettikleri kavil budur. Hidâye sahibi ile arkadaslari «âsikâre ve gizli okumak imamamahsus olarak vaciptir. Yalniz kilana vacip degildir» demislerdir. Hâsili: Âsikâre okunan namazlarda yalniz kilan kimseye âsikâre okumak bilittifak vacip degildir. Hilâf yalniz gizli okunan namazlarda gizli okumanin vacip olmasindadir. Zâhir rivayete göre vacip degildir. Nitekim Tatarhaniye´de Muhit´ten naklen açiklanmistir. Kezâ Zâhire´de Nihâye ve Kifâye Inâye ve Miracü´d- Diraye gibi Hidâye serhlerinde dahi beyan edilmistir. Bu zevat gizli okunacak yerde âsikâre okursa o kimseye secde-i sehiv vacip olmasinin Nevâdir´in rivayeti oldugunu söylemislerdir. Zâhir rivayete göre yalniz kilan bir kimse gizli okunacak yerde âsikâre okursa secde-i sehiv lâzim degildir. O yalniz imama vaciptir.

«Esah kavle göre gizli ve âsikâre okumanin ikisinde de miktar namaz caiz olacak kadar olmalidir.» Bu kavli Hidâye Fetih Tebyin ve Münye sahipleri sahihlemislerdir. Çünkü âsikâre ve gizli okumanin az miktarindan korunmak mümkün degildir. Çogundan korunmak mümkündür. Namaz sahih olacak miktar çoktur. Su kadar varki bu Imam-i A´zam´a göre bir ayet imameyne göre üç ayettir. Hidaye.

METIN

Bazilari -ki murad Kâdihan´dir- «âsikâre ve gizli okumakla mutlak surette yani az olsun çok olsun secde-i sehiv vacip olur» demislerdir ki zâhir rivayet de bu kavildir. Hulvani de buna itimat etmistir. Secde-i sehiv yalniz kilana vacip oldugu gibi imami secde ederse onun yanilmasi sebebiyle cemaata da vaciptir. Çünkü imama tâbi olmak vaciptir. Cemaat olanin yanilmasiyle asla vacip olmaz.

IZAH

Kâdihan «Âsikâre ve gizli okumak sebebiyle az olsun çok olsun secde-i sehiv lâzim gelir» demistir. Yani bir kelime dahi ziyade veya noksan yapsa secde lâzim gelir. Kuhistâni diyor ki: «Bundan hatira gelen secdenin gizli okunacagini unutarak kasten âsikâre okumasidir. Gizli okumak lâzim geldigini bilir de kelimeyi acik teleffuz etmek için âsikâre okursa bir sey lâzim gelmez.» Zâhir rivayete göre az olsun çok olsun âsikâre ve gizli okumak sebebiyle secde-i sehiv vacip olur. Bu hususta Bahir sahibi sunlari söylemistir: «Fetva sahiplerinin sözüne güvenilir zevatin naklettikleri zâhir rivayetten ayrilmamak gerekir.» Musannif Mineh adli eserinde bu söze sunlari ilâve etmistir: «Biz ancak Hidâye´ye tâbi olarak birinci kavli tercih ettik. Ben birçok kâmil zevata sasiyorum! Nasil oluyor da mezhep sahibinin nassan sözü mesabesindeki zâhir rivayeti birakip ta saz rivayet derecesinde olani tercih ediyorlar!.»

Ben derim ki: Hidâye sahibi Zeyleî ve Kemâl b. Hümâm gibi kâmil zevata zâhir rivayetten ayrildilar diye sasilmaz. Çünkü zâhir rivayette güçlük vardir. Onlar öteki rivayeti ümmete kolaylik olsun diye sahih kabul etmislerdir. Bunun nice benzerleri vardir. Onun için Kuhistanî «Secde-i sehiv bir kelimeyi gizli okumakla vacip olur. Lâkin bunda siddet vardir» demistir. Münye serhinde de söyle denilmektedir: Sahih olan kavil zâhir rivayettir ki o da fark gözetmeksizin caiz olacak miktarla takdir etmektir. Çünkü gizli okunacak yerde azicik âsikâre okumak ta afvedilmistir. Sahihayndaki Ebû Katâde hadisinde «Peygamberimiz (s.a.v.) ögle namazinin ilk iki rekatinda fatiha ile iki sure; son iki rekatinda yalniz fatihayi okurdu. Bazan ayeti bize de isittirirdi» buyurulmustur. Bundan açikça anlasiliyor ki. Hidâye´de sahihlenen kavil ayni zamanda zâhir rivayettir. Bu sabit ise söz yoktur. sabit degilse sahihlemenin vechi bizim söyledigimizdir. Bunu sahihayn hadisiyle de te´yid ederiz. Namazin vacipleri bahsinde Münye serhinden naklen arzetmistik ki: Dirâyete (yani delile) rivayet de uygun düserse delilden ayrilmamak gerekir.

TETIMME: Ulemanin bildirdiklerine göre bir kimse yanlislikla dua ve senalardan -velev ki tesehhüt olsun- bir seyi âsikâre okursa secde-i sehiv yapmasi icabetmez. Hilye´de söyle denilmistir: «Tesehhütte buna kail olmak teemmülden hâli degildir.» Bahir sahibi de onu tasdik etmistir. Biz kiraat faslinda âsikâre okumanin hududunu bildirmistik. Oraya müracaat edebilirsin!.

Imam yanilir da secde-i sehiv yaparsa cemaatin onunla birlikte secde etmeleri vacip olur. Sayet konusmak kasten abdestini bozmak ve mescitten çikmak gibi bir sebeple imamdan secde-i sehiv sâkit olursa cemaattan da sâkit olur. Bahir. Zâhire göre secde kastî fiil ile sükût ederse imama oldugu gibi cemaata da iade vacip olur. Zira özür bulunmadigi halde noksan takrir etmistir. Tamamlayici da yoktur.

«Cemaat olanin yanilmasiyle asla secde vacip olmaz.» Bazilari buradaki «asla» kelimesinin bir faidesi olmadigini bunun yalniz «vacip olmadigini te´kid»´e yaradigini söylemislerdir. Zira cümlenin mânâsi söyledir: Selâmdan önce ona secde-i sehiv lâzim gelmez. Çünkü yaparsa imamina muhalefet lâzim gelir.Selamdan sonra da lâzim gelmez. Zira imamin selâm vermesiyle o da namazdan çikar. Çünkü bu selâm üzerinde secde-i sehiv bulunmayan kimsenin kasten verdigi bir selâmdir. Nitekim Bahir´da böyle denilmistir. Lâkin Nehir sahibi söyle demistir: Bir mu´teriz söyle diyebilir «Imamin selâmiyle cemaatin da namazdan çiktigini biz teslim etmiyoruz. Yukarida secde-i sehiv icap etmeyen hakkinda hilâf oldugunu görmüstük. Su halde üzerinde secde-i sehiv borcu olan kimse nasil namazdan çikmis sayilir? O zaman bu tamamlayiciyi yapmasi mümkündür.»

Ben derim ki: Sârih abdesti bozan seyler bâbinda «Bir kimse imam konustuktan veya kasten selâm verdikten sonra kahkaha ile gülse esah kavle göre abdesti bozulur» demisti. Biz de orada bu kavlin Fetih ve Hâniye´de sahih kabul edildigini Hülâsa´da ise buna muhalif olarak bozulmaz diyen kavlin sahihlendigini söylemistik. Süphesizki abdestin bozulmasi imaminin selâmi veya konusmasiyle namazdan çikmis sayilmadigina göredir. Buradaki ise Hülâsa´da sahih olarak kabul edilen kavle göredir. Onun için Mirâc´da meselenin ta´lili yapildiktan sonra «Imamin selâmiyle namazdan çikar» denilmistir. Ama bunda teemmül edilecek cihet vardir. Bilâkis evlâ olan Ibn Ömer´in Peygamber (s.a.v.)´den rivayet ettigi «Imamin arkasinda olana secde-i sehiv yoktur» hadisiyle amel etmektir.

T E N B I H : Nehir´de «Sonra ulemanin sözlerinin muktezasi o namazi iade etmektir. Çünkü tamamlamak imkâni olmaksizin kerahet sabit olmustur» deniliyor.
__________________
"Güven" Çok İnce Bir Çizgidir.

Onu Kalınlaştırarak Kırılmasını Engelleyen Tek Şey
"İki Taraflı" Olmasıdır.


Dikkat !!! Kopyala Yapıştır Özelliğini Sadece Üyelerimiz Kullanabilir. Üyelik Ücretsizdir.. Ayrıca Üyelerimiz Forumdan Tamamen Reklamsız ve çok daha hızlı şekilde yararlanabilir.
KARAHAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 01-Ocak-2010, 04:48   #339 (permalink)
Kullanıcı Profili
Kurmay Başkan
 
KARAHAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik tarihi: Nisan-2009
Bulunduğu yer: Uçurumun Kenarindan
Üye No : 177
Mesajlar: 3.159
Konuları: 1388
İstatistikleri Seviye: 43 [â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�]
Aktiflik: 214 / 1071
Güç: 1053 / 15680
Deneyim: 85%
İtibar Puanları
İtibar Puanı : 119637
İtibar Derecesi : KARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond repute
Teşekkürleri
Teşekkür Etmiş : 775
Teşekkür Almış : 1.040
Tuttuğu Takım

Standart Cevap: Büyük Hanefi Fikhi

METIN

Mesbûk mutlak surette imamla birlikte secde eder. Yanilmanin imama uymazdan evvel veya sonraolmasi farketmez. Sonra imama yetisemedigi yeri kaza eder. Bu esnada yanilirsa tekrar secde-i sehiv yapar. Lâhik de öyledir. Yalniz o namazinin sonunda secde eder. Imamiyle beraber secde ederse o secdeyi tekrarlar. Misafir imama uyan mukim mesbuk gibidir. Lâhik gibi oldugunu söyleyenler de vardir.

IZAH

Mesbuk´u «imamla birlikte secde eder» diye kayitlamasi selâmda imamina tâbi olmadigi içindir. O imamla birlikte secde eder; tesehhüt okur. Imam selâm verince kalkarak yetisemedigi yerleri kaza eder. Sayet selâm verirse kasten verdigi taktirde namazi bozulur. Kasten vermezse bozulmaz. Imamdan önce veya onunla beraber yanilarak selâm verirse secde-i sehiv yapmasi tâzim gelmez. Fakat imamdan sonra selâm verirse secde lâzimdir. Çünkü o zaman yalniz sayilir. Bahir. «Birlikte» sözünden musannif beraberligi kastetmistir ki vuku itibariyle bu nadirdir. Nitekim Münye serhinde bildirilmistir. Yine orada beyan olunduguna göre selâm vermek icabediyor zanniyle selâm verse kasten selâm sayilacagindan o namazin üzerine binâ etmege mâni olur.

«Yanilmanin imama uymazdan evvel veya sonra olmasi farketmez» ifadesi imama iki secdeden birinde uydugu hale de sâmildir. Bahir sahibi diyor ki: «O kimse imama ikinci secdede tâbi olur. Birinciyi kaza dahi etmez. Nitekim imam her iki secdeyi yaptiktan sonra ona uymus olsa bu secdeleri kaza etmez.»

«Sonra imama yetisemedigi yeri kaza eder.» Secdede imama tâbi olmaz da yetisemedigi yerleri kazaya kalkarsa istihsânen namazinin sonunda secde eder. Çünkü tahrîme birdir. Ve kildigi bir namaz gibi olur. Bunu Bahir sahibi ve baskalari söylemislerdir.

«Bu esnada yanilirsa tekrar secde-i sehiv yapar.» Yani imam namazdan çiktiktan sonra kaza ettigi kisimda yanilirsa ikinci defa secde-i sehiv yapar. Zira bu kisimda o yalnizdir. Yalniz kilan kimse yanilinca secde-i sehiv yapar. Imam secde-i sehiv yaptigi vakit mesbuk onunla secde etmez. Sonra kendisi de yanilirsa iki yanilmadan dolayi bir defa (iki secdeden ibaret olan) secde-i sehiv kâfidir. Çünkü secde-i sehiv tekrar edilmez. Tamami Münye serhindedir. «Lâhik de öyledir» yani imami yanilinca ona da secde-i sehiv vacip olur. Zira lâhik bütün namazinda imama uymustur. Buna delil de «kendisine kiraat lâzim gelmemesi» dir. Binaenaleyh kaza ettigi kisimda secde-i sehiv de lâzim gelmez. Bahir.

«Yalniz o namazin sonunda secde eder» yani evvelâ yetisemedigi yerleri kaza eder; ve namazinin sonunda secde-i sehiv´ini yapar. Zira imama uydugu yerde onun gibi kilmak hususunda kendisine tâbi olmayi üzerine almistir. Bir de imama bütün namazda uymustur. Binaenaleyh bütün namazda imam nasil kilarsa o sekilde ona tâbi olur. Imam rekatlari sirasinca kilmis; namazinin sonunda secde-i sehiv yapmistir. Lâhik de öyle yapar. Mesbuk ise imama uymakla imamin namazi miktarinca ona tâbi olmayi iltizam etmistir. Imama o kadarcik yetismistir. Ve o miktar tâbi olur. Sonra yalniz kilar. Bahir.

«Imamiyle birlikte secde ederse o secdeyi tekrarlar.» Çünkü yerinde yapilmamistir. Ama namazibozulmaz. Çünkü yalniz iki secde ziyade etmistir. Üç rekatta mesbuk bir rekatta lâhik olur da imami secde-i sehiv yaparsa o kimse kiraatsiz bir rekat kaza eder. Zira lâhiktir. Tesehhüdü okuyarak secde-i sehiv yapar. Çünkü burasi imaminin secde yeridir. Sonra kiraatla bir rekat kilarak oturur. Zira bu onun ikinci rekatidir. Aksine olursa üçüncü rekattan sonra secde-i sehiv yapar. Muhit´de böyle denilmistir. Bahir.

«Misafir imama uyan mukim mesbuk gibidir.» Bahir´da beyan olunduguna göre misafire uyan mukim imama secde-i sehivde tâbi olma hususunda mesbuk gibidir. Sonra namazini tamamlamakla mesgul olur. Ama namazini tamamlamasina kalkar da yanilirsa Kerhî´nin beyanina göre lâhik gibidir. Secde-i sehiv yapmasi lâzim gelmez. Buna delil «kendisine kiraat lâzim gelmemesi»dir. Imam Muhammed´in Asil nâm eserinde ise secde-i sehiv yapmasi lâzim gelecegi bildirilmistir. Bedâyi sahibi bu kavli sahihlemistir. Çünkü o kimse imama ancak onun namazi miktarinca uymustur. Imamin namazi bitince yalniz kilan hükmüne geçer. Namazini tamamlarken okumamasi kiraat ilk iki rekatta farz oldugu içindir. O rekatlarda imam okumustur. Nehir sahibi «Bundan anlasilirki o kimse yalniz kiraat hakkinda lâhik gibidir» diyor. Ben derim ki: Mesbuk ve lâhik meselelerinin geri kalan kisimlari istihlâf bâbindan az önce geçmistir.

METIN

Bir kimse farzin -velev ameli farz olsun- ilk oturusunu yanlislikla terk eder de sonra hatirlarsa ona döner. Ve tesehhüdü yapar. Esah kavle göre secde-i sehiv de icap etmez. Zâhir mezhebe göre dönüs kalkip dogrulmadikça yapilir. Esah olan budur. Fetih. Nâfilede ise kalktigi rekati secde ile kayitlamadikça ka´deye döner. Aksi taktirde (yani kalkarak dogrulursa) geri dönmez. Çünkü kiyam farzi ile mesguldür. Artik ka´de vacibini terkettigi için secde-i sehiv yapar. Bundan sonra ka´deye dönerse farz olmayan bir sey için farzi terkettiginden namazi bozulur.. Zeyleî bu kavli sahihlemistir. Bazilari «Namazi bozulmaz; isâet etmis olur. Ve vacibi terkettigi için secde-i sehiv yapar» demislerdir. Bu kavil daha uygundur. Nitekim Kemâl onu tahkik etmistir. Bahir´da «Hak olan budur» denilmistir.

IZAH

Ameli farz vitir gibidir. Böyle bir namazda tamamen dogrulduktan sonra geri dönmez. Imameynin kavline göre döner. Çünkü vitir onlara göre nâfilelerdendir. T. Farz namazda kalkip iyice dogrulmadikça ka´deye dönmesi vacip olur.

«Esah kavle göre secde-i sehiv de icap etmez.» Yani iyice dogrulmayip kad´eye daha yakin ise döndügünde secde-i sehiv lâzim gelmez. Esah kavil budur. Ekser ulema bu kavli tercih etmislerdir. Valvalciye sahibi secdenin vacip oldugunu ihtiyar etmistir. Ama kiyama daha yakin dogrulursa secde-i sehiv lâzim gelir. Nitekim Nuru´l - Izah ile serhinde bu meselede hilâf zikredilmeden naklolunmustur Fetih´de bunun kâfi´deki «vücûdun alt kismi dogrulur da sirti egilmis olursa o kimse kiyama daha yakindir. Dogrulmamissa oturusa daha yakindir» ifadesiyle ölçülmesinin dogru olacagi bildirilmistir.

Sonra bilmelisin ki îmâ ile kilan hasta hakkinda kiraat hali kiyamin yerini tutar. Hattâ hasta ilk tesehhüt halinde iken bunu kiyam hali sanarak kiraati okur da sonra hatirlarsa tesehhüde dönmez. Nitekim Bahir´da Valvalciye´den naklen beyan olunmustur.

«Zâhir mezhebe göre dönüs kalkis dogrulmadikça yapilir.» Bu kavlin mukabili Hidâye´nin naklettigi «ka´deye daha yakin ise döner ve esah kavle göre kendisine secde-i sehiv lâzim gelmez. Kiyama daha yakin ise dönmez. Ve secde-i sehiv lâzim gelir» sözüdür. Bu kavil imam Ebû Yusuf´tan rivayet olunmustur. Buhâra ulemasiyle Kenz ve benzeri metinlerin sahipleri bunu tercih etmislerdir. Nuru´l-Izah sahibi Mevahibu´r-Rahman ile Serhi Burhan´a uyarak musannifin yaptigi gibi birinci kavli tercih etmis «çünkü Ebû Dâvud´un rivayet ettigi bir hadiste Peygamber (s.a.v.) açikça "Imam iki rekat kilinca ayaga kalkarsa iyice dogrulmadan hatirladigi taktirde hemen otursun. Iyice dogrulursa oturmasin. Iki sehiv secdesi yapsin!" buyurmustur» demistir.

Ben derim ki: Lâkin Hilye´de «Bu hadis bu bâbta nasdir. Ve tayin üzere bununla amel tâzim geldigini ifade eder. Ama sübûtunda söz edilmis olmasa idi! Zira senesinde sia ulemasindan Cabir´u-Cu´fi vardir. Bu zati cerh edenlerin sayisi sîka kabul edenlerden çoktur. Onun hakkinda imam Ebû Hanîfe «Ben bu adamdan daha yalanci kimse görmedim.» demistir. Su halde üstadimiz Takrib nam eserinde «Bu adam zaif bir râfizîdir.» dedi ise çok görülmemelidir. Onun hadisinden hüccet olmaz» denilmistir.

«Nâfile de ise kalktigi rekati secde ile kayitlamadikça ka´deye döner.» Mirâc ve Sirâc sahipleri kesinlikle buna kail olmuslardir. Ibn-i Vehban bu kavli söyle ta´lil etmistir. Nafilenin her çift rekati ayri bir namazdir. Bahusus «nâfilenin ilk oturusu farzdir» diyen Imam Muhammed´in kavline göre bu açiktir. Binaenaleyh ilk oturus son oturus gibidir. Son oturusta kalksa bile oturur. Muhit´de bu hususta hilâf nakledilmistir. Keza Timurtâsî serhinde bazilarinin «döner»; bazilarinin «dönmez» dedikleri beyan olunmustur. Hülâsa´da «Ögle namazindan önceki dört rekat nâfile gibidir. Imam Muhammed´e göre vitir namazi da öyledir» denilmistir. Tamami Nehir´dedir. Lâkin Tatarhaniye´de Attabiye´den naklen. «Bazilari nâfile namazda kalktigi rekati secde ile kayitlamadikça geri döner» demislerdir. «Sahih olan dönmemesidir» denilmis; Imdâd sahibi bunu tasdik etmis; fakat metin sahibi ona muhalefette bulunmustur.

«Bazilari namazi bozulmaz; ama isaet etmis olur. Ve vacibi terk ettigi için secde-i sehiv yapar» demislerdir. Isaet etmekten murad günaha girmis olmasidir. Nitekim Fetih´de beyan edilmistir. Ka´deye dönen imam ise muhalefeti tahkik ettirmek için cemaat onunla birlikte dönmez. Ve derhal ayaga kalkmasi lâzim gelir. Bunu Kinye´den naklen Münye sarihi kaydetmistir. sarih «Vacibi terkettigi için» diyecegine «farzi (yani kiyami) geciktirdigi» yahut «vacip olan oturusu terk ettigi için secde eder» dese daha iyi olurdu. T.

«Nitekim Kemâl onu tahkik etmistir.» Kemâl´in tahkiki söyle hülâsa edilir: Ka´deye dönmek helâl degilse de namazin sihhatine halel de vermez. Zira bir rekattan az olan ziyadenin namazi bozmadigi malûmdur. Az yukarida arzettigimiz Münye sarihinin sözü de bunu takviye eder. Çünkü mezkûrsöz kadeye dönmekle namazin bozulmadigini ifade eder. Bahir sahibi dahi bunu Mirâc´in Müçtebâ´dan naklettigi su sözle teyit etmistir: «Dogrulduktan sonra yanilarak ka´deye dönerse bazilarina göre tesehhüt yapar. Çünkü kiyami bozmustur. Sahih olan kavle göre tesehhüt yapmaz. Belki kalkar ve emir olunmayan bu oturusla kiyami bozulmus olmaz. Nasil ki baska bir sure okumak için rükûu bozmakla rükû bozulmus olmaz.» Bu hususta Nehir´de inceleme yapilmistir. Oraya müracaat edebilirsin!.

«Bahir´da «Hak olan budur» denilmistir. Galiba bunun vechi yukarida Fetih´te naklettigimiz yahut Mübtegâ´daki su ifade olacaktir «Namaz bozulur demek: hatadir. Çünkü bu terketmek degil tehirdir. Nitekim sureyi yanilarak terkeder de rükua giderse rükuu hükümsüz birakir ve kiyama döner; kiraati okur. Ve nasil ki kunutu unutarak rükua giderse dönüp kunutu okudugu taktirde esah kavle göre namazi bozulmaz.» Lâkin Bahir sahibi bu hususta farki göstererek inceleme yapmistir. Fark sudur: O kimse dönerek sureyi okursa bu farz olur. Ve farzdan farza dönmüs sayilir. Kunutta da öyledir. Zira kunutun Kur´ân olmak süphesi vardir. Yahut bir farza dönmüstür ki o da kiyamdir. Çünkü uzun tuttugu her farz farz yerine geçer. Nehir sahibi ile Makdisî sarihi bunu kabul etmislerdir.

Ben derim ki: Bu söz götürür. Zira Kur´an olup neshedildigi söylenen kunut hususî duadir ve sünnettir. Onu okumak sart degildir. Bazan baskasini da okuyabilir. Kiyamdan ibaret olan farza dönmesi kabul edilemez. Belki o kimse rükûdan dogrularak yapilan kiyama dönmüstür. Buna delil; kunut için dönmesiyle rükûun hükümsüz kalmamasidir. Binaenaleyh burada farzin terki degil te´hiri vardir. Bu tipki meselemizdeki oturusa dönmesi gibidir. Evet kiraata dönmesi hakkindaki incelemesini teslim ederiz. Allah´u âlem.

METIN

Bu imama uymayan hakkindadir. Imama uyan ise behemehal döner. Velev ki üçüncü rekati kaçiracagindan korksun. Çünkü oturmak ona mutabaat (imama tâbi olma) hükmü geregince farzdir. Sirâc. Bunun zâhiri sunu gösterir ki dönmezse namaz bâtil olur. Bahir. Ben derim ki: Bu söz götürür. Zâhire göre imama tâbi olmak farz namazda farz vacip namazda vaciptir. Nehir. Bizim buna dair genis bir risalemiz vardir. Ona müracaat edebilirsin!.

Son oturusun bütününü veya bir kismini yanlislikla terk ederse o rekati secde ile kayitlamadikça geri döner. Çünkü bir rekattan az olan namaz terketmege elverislidir. Oturusu geciktirdigi için secde-i sehiv yapar. Her iki oturusun tesehhüt miktari olmasi kâfidir. O rekati ister kasten veya unutarak; ister hata ve yanlislikla olsun secde ile kayitlarsa imam Muhammed´e göre alnini yerden kaldirmakla farzi nâfileye döner. Bununla fetva verilir. Çünkü bir seyin tamami sonu iledir.

IZAH

«Bu imama uymayan hakkindadir.» Yani buraya kadar zikredilen kiyamdan sonra ka´deye dönmek ve dönerse namazin bozulmasi hakkindaki hilâf ancak imam veya yalniz basina kilan hakkindadir. Imama uyan kimse kadeyi yanlislikla terkederek ayaga kalkar da imam oturursa geri dönmesilâzim gelir. Zira o kimsenin imamindan evvel kalkmasi muteber degildir. Onun geri dönmesinde farzi hükümsüz birakmak yoktur. Belki Münye serhinde Kinye´den naklen söyle denilmistir: «Imama uyan kimse ilk oturusta tesehhüt okumayi unutur da ayaga kalktiktan sonra hatirlarsa dönerek tesehhüdü okumasi icab eder. Imam ve yalniz kilan bunun hilâfinadir. Çünkü bu adamin imamini takip etmesi lâzimdir. Imama ilk oturusta yetisip de onunla birlikte oturan ve tesehhüde baslamadan imami ayaga kalkan mesbuk nasil imaminin tesehhüdüne tâbi olarak tesehhüt okursa bu da öyledir.»

«Bunun zâhiri» yani Sirâc sahibinin «oturus farzdir» diye ta´lilde bulunmasi ve keza Kinye´nin beyan ettigimiz ta´lili sunu gösterir ki dönmezse namaz batil olur. Sârih «Imama tâbi olmak (yani onun yaptigini yapmak) farz namazda farz vacip namazda vaciptir» demis; sünnetlerde ona tâbi olmanin hükmünü bildirmemistir. Zâhire bakilirsa tâbi olmak sünnetlerde de sünnettir. Çünkü namazda yapilmasi istenen sünnetlerde ekseriyetle imam yalniz kilan ve cemaat olan müsavidir. Sârihin «Farz namazda farzdir» sözünün mânâsi o farzi imam yaptiktan sonra da olsa ifa eder demektir. «Imamdan önce yapar» demek degildir. Maksat farzin bir cüzünde ortaklik degildir. T.

Ben derim ki: Sârihin Nehir sahibine uyarak uygun gördügü bu sekle göre o kimse imamla beraber farz olan kiyama giristikten sonra tesehhüdü okumaga dönmesi müskil kalir. Ben sârihin risalesini görmedim. Lâkin biz namazin vacipleri bâbinin sonunda imama tâbi olmak ve onu takip hakkinda bir parça söz etmistik. Insallah o kâfidir.

«Son oturus» tabirinden musannif farz olan oturusu yahut namazin sonundaki oturusu kastetmistir ki sabah namazi gibi namazlara da sâmildir. Bunu Bahir sahibi söylemistir. Oturusun bir kismindan murad; tesehhüt miktarindan daha az hafifçe oturmaktir. Döndügünde ilk oturusu hesaba katilir. Hattâ her iki oturus tesehhüt miktari olur da sonra konusursa namazi caizdir. Bahir.

«O rekati secde ile kayitlamadikça geri döner» demekle musannif o rekat için rükusuz secde etmekten ihtirazda bulunmustur. O zaman geri döner. Çünkü bu secdeye itibar yoktur. Nitekim Nehir´de beyan edilmistir. Bunun muktezasi o rekatta mutlaka kiraati okumus olmasidir. Hülâsa´ da ise bunun hilâfi bildirilmistir. Onun için Bahir sahibi «Nâfile namazda kiraatsiz bir rekat sahih degildir. Binaenaleyh bir rekattan az ziyade etmistir. Bu ise namazi bozmaz» diyerek meseleyi müskil görmüstür. Nehir sahibi diyor ki: «Ancak bu adam imama uyan gibi rekati kiraatsiz tamamlamayi ahdetmistir. «Rükusuz rekat böyle degildir» diyerek fark gösterilirse o baska!».

«Oturusu geciktirdigi için secde-i sehiv yapar.» Sârih burada ka´deye daha yakin iken mi yoksa kiyama daha yakin iken mi secde edecegini belirtmemistir. Ka´deye yakin iken döndügünde secde-i sehiv lâzim gelmemesi icabederdi. Sa´diye savasinda söyle denilmistir: «Aralarinda fark yapmak mümkündür. Söyle ki: Oturusa yakin olan kimseye oturan hükmü vermek mümkün ise de o kimse hakikaten oturmus degildir. Binaenaleyh ikinci oturusta yanildigi taktirde hakikat tarafi itibara alinir (yani oturan hükmü verilmez.) Ve farzla vacibin arasinda fark oldugunu göstermek için birinci oturusta yanildiginda oturan hükmü verilir.» Nehir. Sârihin «Imam Muhammed´e göre» sözübütün metne raci gibi gözüküyor. Bu taktirde «Farzi nâfileye döner» diyen imam Muhammed oluyor. Halbuki öyle degildir. Çünkü farz batil olmustur. Imam Muhammed´e göre farz batil oldu mu asil da batil olur. Su halde «Imam Muhammed´e göre» sözü alettayin «alnini yerden kaldirmakla» ifadesine racidir. Ve metinde asil namazin batil olmamasi hususunda Ebû Hanîfe ile Imam Ebû Yusuf´un kavlini; secdenin ancak basini yerden kaldirmakla tamam oldugu hususunda Imam Muhammed´in kavlini tercih etmis demektir. Bu izaha göre namaza altinci rekati eklemek yalniz seyhayn´in kavline göredir. Nitekim Hilye ve Bedâyi´de beyan olunmus; illet olarak Imam Muhammed´e göre tahrimenin batil olmasi gösterilmistir. Sârihin ifadesindeki müphemlik musannifin ifadesinde dahi mevcuttur. En güzeli Kenz´in ibaresidir ki; «Basini kaldirmakla farzi batil olup namaz nâfileye inkilâb eder» demistir.

«Çünkü bir seyin tamami sonu iledir.» Yani basini kaldirmak secdenin sonunda olur. Zira bir sey ancak ziddi ile son bulur. Onun için imamindan önce secde eder de imami kendisine secdede yetisirse caizdir. Basini yere koymakla secde caiz olur denilemezdi. Çünkü imamdan önce edâ ettigi her rükün caiz degildir. Bahir.

METIN

Secdeden basini kaldirmadan abdesti bozulsa abdest alarak namazina binâ eder. Imam Ebû Yusuf buna muhaliftir. «Oh ne iyi! Namaz bozulmus abdestin bozulmasi onu islah etmis!» demistir. Muteber olan imamdir. Hattâ imam döner de cemaat onu bilmeden secde ederlerse kasten secde etmedikçe namazlari bozulmaz. Burada söyle bir lügaz yapilir: Hangi namaz kilandir o kimse ki son oturusu terk ederek besinci rekati secde ile kayitladigi halde farzi bozulmaz? Dilerse ikindi ve sabah namazinda bile olsa altinci rekati ilâve eder Çünkü kerahet ve tamamlamak kasten yapmaya mahsustur.

IZAH

Secdeden basini kaldirmadan abdesti bozulup tekrar abdest aldiktan sonra o namazin üzerine binâ etmesi secdenin alnini yere koymakla mi yoksa yerden kaldirmakla mi tamam olacagi hususundaki hilâfin semeresidir. Çünkü abdest bozulunca secde batil olmus ve sanki o adam hiç secde.etmemistir. Onun için abdest alarak namazina devam eder ve farzini tamamlar. Imdâd. Imam Muhammed´in bu babtaki kavli Ebû Yusuf´a arzedilince; «Oh ne iyi! Namaz bozulmus; abdestin bozulmasi onu islah etmis!» demistir ki bu sözü kizdigi ve sastigi için söylemistir. Münye serhi. «Namaz bozulmus» sözü bozulmaga yaklasmis mânâsinadir. Yahut Ebû Yusuf ona kendi mezhebine göre bozulmus adini vermistir. Kalktiklari rekatin secdesine varmadan olsun secdeden sonra olsun muteber olan imamdir. T.

«Kasten secde etmedikçe namazlari bozulmaz.» Çünkü imam ka´deye dönünce rükûu hükümsüz kalir. Binaenaleyh ona tâbi olarak cemaatin rükulari da hükümsüz kalir. Zira onlarin rukûu imamin rükûuna baglidir. Yalniz cemaatin fazla olarak bir secdeleri vardir. Bu ise namazi bozmaz. Bunu Muhit´ten naklen Bahir sahibi söylemistir. Ama bu imam rükû edip de döndügüne göredir. Rükûdan önce döner de cemaat rükû ve secde yaparlarsa namaz bozulur. Çünkü görünüse göre bir rekat ziyade etmislerdir. Fetih´de «Imam ayaga kalkarsa cemaat ona tâbi olmazlar; dönerse onlar tesehhüdü tekrarlamazlar» denilmistir. T.

Sârihin «kasten secde etmedikçe» diye kayitlamasi Müçtebâ´da: «imam secdeden önce ka´deye döner de cemaat olan kimse kasten secde ederse namaz bozulur. Yanilarak secde etmesi ihtilâflidir. Ihtiyat olan tekrarlamaktir» denildigi içindir. Bahir.

Ben derim ki: Yukarida geçen «imamin rükûu hükümsüz kalinca cemaatin rükûu da hükümsüz kalir» seklindeki ta´lilin gerektirdigi kastla baska hal arasinda fark bulunmamaktir.

TETIMME: Yine sârihin «Muteber olan imamdir» sözü üzerine Bahir´da Hâniye´den nakledilen su fer´î meselede ibtinâ eder. Cemaat olan kimse besinci rekati secde ile kayitlamadan tesehhüdü okur ve selâm verir de sonra imam secdeye varirsa hepsinin namazlari bozulur.

«Ikindi ve sabah namazinda bile olsa altinci rekati ilâve eder» ifadesi altincidan murad fazla rekat olduguna göre söylenmistir. Yoksa bu ilâve rekatla sabah namazinin rekat sayisi dört olur. Sârih bunu Sirâc ile Kâdihan´in sözlerini mübalaga ile reddetmis olmak için söylemistir. Sirâc ikindiyi Kâdihan ise sabah namazini istisna etmislerdir. Çünkü onlardan sonra nâfile kilmak mekruhtur. Bahir sahibi her ikisine itirazda bulunmus ve «Asagidaki meselede dördüncü rekatta oturur da besinci rekati secde ile kayitlarsa mekruh vakitlerde bile olsa altinci rekati ilâve eder. Aralarinda fark yoktur» demistir. Nehir sahibi dahi itirazla «Oturmayarak farzi batil olursa ikindide nasil altinci rekati ilâve etmez; ondan evvel nâfile kilmakla kerahet yoktur!» demis; sonra «Bunu ikindiyi kildiktan sonra baska bir ikindiyi veya ögleyi kaza ederken sekline hamletmek mümkündür» diye cevap vermistir.

TENBIH: Sârih sabah ve ikindiyi söylemis fakat aksam namazini açiklamamistir. Halbuki Kuhistani onu da açiklamistir. Mezkur açiklama geregince aksam namazinda dördüncüye besinci bir rekat daha ilâve eder. Lâkin Hilye´de ona besinci rekatin ilâve edilemeyecegi kaydedilmistir. Çünkü ulema aksam namazindan evvel nâfile kilmanin mekruh oldugunu ve nâfile namazin mutlak surette tek rekatla bitirilmesinin kerahatini açiklamislardir.

Ben derim ki: Bunun muktezasi dördüncü rekatta secde edince hemen selâm vermek ve oturmamaktir. Tâ ki aksam namazindan önce nâfile namaz kilmis olmasin. Sârihin isaret ettigi sekilde de cevap verilebilir. Ve «Kerahet maksut olan nâfileye mahsustur. O halde selâm vererek namazi kesmege bir zaruret yoktur» denilir. Aksam namazina besinci rekati ilâve edememesi açiktir ve tek rekatla nâfile kilmis olmasin diyedir. En iyisi sarihin yaptigi gibi aksam namazini anmamaktir. Sonra Imdâd´da gördüm ki «Aksam namazi sükûtu geçilmis; çünkü o dört rekat olmustur; ona ilâve yapilamaz» demis.

Musannifin «dilerse» demesi ilâvenin vacip olmadigina isarettir. Ilâve menduptur. Nitekim Mebsut´a tâbi olarak Kâfi´de böyle denilmistir. Asil nâm eserde vacip oldugunu anlatan sözler vardir. Ama menduptur demek daha münasiptir. Nitekim Bahir´da böyledir.

«Çünkü kerahet ve tamamlamak kasten yapmaya mahsustur» ifadesi bir mukadder sualin cevabidir. Sual sudur: Ikindi ve sabah namazlarindan sonra nâfile kilmak mekruhtur. Sair namazlardan sonra mekruh degilse de baslayinca tamamlanmasi vaciptir. Su halde sen nasil velev ki ikindi ve sabah namazindan sonra olsun diyebildin? Ve o kimsenin muhayyer oldugunu dilerse bir rekat ilâve edebilecegini; dilemezse etmeyecegini söyledin? Cevap : O kimse bu nâfileye kasten baslamamistir. Senin söyledigin kerahet ve tamamlamanin vacip olusu kasten nâfile kilmaya mahsustur. Lâkin burada rekat ilâvesi evlânin hilâfidir. Nitekim bunu ifade eden sözler gelecektir.
__________________
"Güven" Çok İnce Bir Çizgidir.

Onu Kalınlaştırarak Kırılmasını Engelleyen Tek Şey
"İki Taraflı" Olmasıdır.


Dikkat !!! Kopyala Yapıştır Özelliğini Sadece Üyelerimiz Kullanabilir. Üyelik Ücretsizdir.. Ayrıca Üyelerimiz Forumdan Tamamen Reklamsız ve çok daha hızlı şekilde yararlanabilir.
KARAHAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 01-Ocak-2010, 04:49   #340 (permalink)
Kullanıcı Profili
Kurmay Başkan
 
KARAHAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik tarihi: Nisan-2009
Bulunduğu yer: Uçurumun Kenarindan
Üye No : 177
Mesajlar: 3.159
Konuları: 1388
İstatistikleri Seviye: 43 [â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�]
Aktiflik: 214 / 1071
Güç: 1053 / 15680
Deneyim: 85%
İtibar Puanları
İtibar Puanı : 119637
İtibar Derecesi : KARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond repute
Teşekkürleri
Teşekkür Etmiş : 775
Teşekkür Almış : 1.040
Tuttuğu Takım

Standart Cevap: Büyük Hanefi Fikhi

METIN

Esah kavle göre secde-i sehiv yapmaz. Zira bozulmaktan ileri gelen noksan tamamlanmaz. Meselâ dördüncü rekatta tesehhüt miktari oturur da sonra kalkarsa dönerek selâm verir. Ayakta selâm vermesi de sahihtir. Sonra esah olan cemaatin imami beklemeleridir. Geri dönerse ona tâbi olurlar. Besinci rekatin secdesine giderse selâm verirler. Çünkü onun farzi tamam olmustur. Zira selâmdan baska bir vazifesi kalmamistir. Imam besinci rekata altinciyi da ilâve eder. Velev ki ikindide olsun. Aksam namazinda besinci rekati sabah namazinda dördüncüyü ilâve eder. Bununla fetva verilir. Tâ ki o iki rekat kendisi için nâfile namaz olsun. Burada ilâve daha kuvvetlidir. Ama namazi bozarsa mes´uliyet yoktur. Mutemet olan kavle göre o namazi kerahet vaktinde tamamlamasinda beis yoktûr. Her iki surette secde-i sehiv yapar. Çünkü birincide selâmi geciktirmekle ikincide ise terketmekle farzi noksan olmustur.

IZAH

«Zira bozulmaktan ileri gelen noksan tamamlanmaz» ifadesinden murad «son oturusu terketmekle hasil olan noksan secde-i sehivle tamamlanmaz» demektir. Bu namaz farz olarak bozuldu ise de nâfile olarak sahihtir. Nâfilede yanilarak ka´deyi terk eden kimseye secde-i sehiv vacip olur. Bu cihete bakarak «neden burada secde-i sehiv vacip olmadi?» dersen ben de derim ki: O kimse ka´deyi terkederken namaz henüz nâfile degildi. Nâfile olmasi ancak o rekati secde ile kayitladiktan ve bir rekat daha ilâve ettikten sonra tahakkuk etti. Binaenaleyh nâfile olusu ârizidir. T. «Meselâ: Dördüncü rekatta ilh...» üç rekatli namazin üçüncü rekatinda yahut iki rekatli namazin ikinci rekatinda oturup sonra secde etmeden kalkarsa hüküm yine budur. Yani dönerek selâm verir. H. Zira yukarida geçtigi vecihle bir rekattan asagisi hükümsüz birakmaya mahaldir. Burada tesehhüdü tekrarlayamayacagina isaret vardir. Bahir´da bu açiklanmistir. Imdâd sahibi söyle demektedir: «Oturarak selâm vermek için geri dönmek sünnettir. Zira selâmin sünneti otururken vermektir. Ayakta selâm vermek mutlaka namazda özürsüz mesru degildir. Binaenaleyh onu mesru sekilde verir. Ayakta selâm verirse namazi bozulmaz ama sünneti terk etmis olur.»

«Sonra esah olan cemaatin imami beklemeleridir.» Çünkü bid´atta imama tâbi olmak caiz degildir. Bazilari imam dönsün dönmesin cemaatin mutlak surette ona tâbi olmalari lâzim geldigini söylemislerdir. «Geri dönerse» yani besinci rekatin secdesine varmadan dönerse selâm vermekiçin cemaat kendisine tâbi olurlar. «Çünkü onun farzi tamam olmustur. Selâmdan baska bir vazifesi kalmamistir.» Sarih bu sözü ile farzinin tamam olmasindan murad bozulmamis olduguna isaret etmistir. Yoksa o kimsenin namazi nâkistir. Nitekim az sonra «birincide selâmi geciktirmekle ikincide ise terketmekle farzi noksan olmustur» diyecektir Bahir´da buna isaret edilmistir. H. Imamin besinci rekata altinciyi ilâve etmesi en makbul kavle göre menduptur. Bazilari vacip oldugunu söylemislerdir. Bunu Bahir´dan Halebî nakletmistir.

«Velev ki ikindide olsun» sözü rekat ilâvesinin mesru olmasi hususunda mekruh vakitlerle baska vakitler arasinda fark olmadigina isarettir. Zira yukarida görüldügü vecihle o vakitlerde nâfile kilmak ancak kasten kilinirsa mekruhtur. Kast yoksa kerahet de yoktur. Sahih olan kavil bâtil dur. Zeyleî. Fetva bunun üzerinedir. Müçtebâ. Bu söz ayni zamanda ikindide mekruh olmadigi gibi sabah namazinda da mekruh olmadigina isarettir Onun için Fetih´te ikisi esit sayilmistir. Zeyleî Buna muhaliftir. Tecnis´te «fetva rekat ilavesinde kerahet bulunmamasi hususunda ikisi arasinda fark yoktur diye verilmistir» denilmistir.

«Burada ilave daha kuvvetlidir.» Çünkü farzi tamam olmustur. Secde-i sehiv yapmayarak bu iki rekati bozsa vacibi terketmesi lâzim gelir. Kiyamdan oturarak secde-i sehiv yapsa bu secdeyi sünnet vecihle yapmamis olur. Binaenaleyh altinca rekati ilâve etmesi mutlaka lâzimdir. Iki rekati tamamlayinca oturur ve secde-i sehiv yapar. birinci mesele bunun hilâfinadir. Zira orada farz sifati kalmamistir ki noksanini gidermege muhtaç olsun. Bu cümle Dürer´den alinmistir.

«O namazi kerahet vaktinde tamamlamasinda beis yoktur.» Yani ikindi ve sabah gibi mekruh vakitte rekat ilavesi yaparsa bazilarina göre mekruh islemis olur. Fakat sahih kabul edilen mutemet kavle göre bunda bir beis yoktur. Bahir´da «Bu terk edilmesi evlâdir manâsina gelir. Zahirine bakilirsa bunun vücubunu veya müstehap oldugunu söyleyen yoktur» denilmistir. Söyle denilebilir: Mekruh vakit içinde namaz kilmakta beis vardir zanni verdigi için ulema bunda beis olmadigini söylemislerdir. Yoksa terki evlâ oldugu için degildir. Bilâkis evlâ olan terki degil fiilidir. Buna delil ulemanin su sözleridir: Bir kimse nâfileye niyet ederek bir rekat kilsa do arkasindan fecir dogsa evlâ olan o nâfileyi tamamlamasidir. Çünkü o kimse fecir dogduktan sonra kasten nâfile kilmis degildir. Ancak söyle bir fark yapilabilir: Burada nâfileye baslamak maksuttur. Binaenaleyh onun hürmeti vardir. Meselemizdeki bunun gibi degildir. Lakin buna da söyle itiraz edilebilir: Burada tamamlamamaktan vacip olan secdeyi terk yahut sünnet vecihle. yapilmamak lâzim gelir. Bu izaha göre birinci meseledeki mekruh vakitlerde rekat ilâvesi evlânin hilâfina olur. Çünkü o vakitlerde secde-i sehiv yoktur. Nitekim geçmisti «Her iki surette secde-i sehiv yapar. Yani besinci rekatin secdesini yapsin yapmasin secde-i sehiv lâzimdir.» Çünkü birincide selâmi geciktirmekle ikincide ise ona mahsus olan selâmi terketmekle farzi noksan olmustur. Farzin kendisine mahsus selâmi farz olan oturusla selâm arasinda namaz bulunmamaktir. Burada ise alti rekatta selâm vermesi her ne kadar kendisini bütün namazdan çikarirsa da o namaza mahsus olan selâm elinden gitmistir. H.

METIN

Bu iki rekat farzdan sonraki müretteb sünnetin yerini tutmaz. Esah olan budur. Çünkü o iki rekata devam ancak yeni tahrîme ile idi. O kimseye biri bu iki rekatta uyarsa onlari da kilar. Bozarsa onlari kaza eder. Bununla fetve verilir. Nihâye. Nâfile namazda yanilarak ilk oturusu terk ederse secde-i sehiv yapar Ve istihsanen namaz bozulmaz. Çünkü nâfile namaz iki rekat mesru oldugu gibi dört rekatta mesru olmustur. Evvelce arzetmistik ki üçüncü rekatin secdesine varmadikça geri döner. Bazilari dönmez demislerdir. Bir kimse farz veya nâfile iki rekat namaz kilar da bunlarda yanilirsa selâm verdikten sonra secde-i sehiv yaparak o namazin üzerine iki rekat binâ etmek istedigi taktirde bunu yapamaz. Yani zaruret yokken secdesi bâtil olmasin diye binâ etmesi kerahet-i tahrîmiye Ile mekruh olur.

Bu mesele aynen nâfileler babinda geçmistir. Ibn-i Âbidin orada bundan söz etti. Isteyen müracaat edebilirler.

IZAH

Musannif birinci meselede nâfileye dönen namazin hükmünü söylememistir. Acaba bu namaz öglenin ilk sünnetinin yerini tutar mi? Bazi zevat «evet tutar» demislerdir. Buna meselenin buradaki ta´lili ile itirazi edenler olmustur. Ama itiraz söz götürür. Çünkü evvelce geçen de namaza baslayis yeni bir tahrîme ile idi. Olsa olsa kasten basladigi vasfi nâfileye inkilâb etmisti. Buradaki iki rekat öyle degildir. Zira bunlara kasten baslamamis; yeni bir tahrîme de yapmamistir. Nâfileler babinda geçmisti ki bir kimse iki rekat teheccüt namazi kildiktan sonra bunlarin fecir dogduktan sonra kilindigi anlasilirsa sahih kavle göre sabah namazinin sünneti yerine kâfidir. Ama dört rekat kilar da sonra bunlardan ikisinin fecir dogduktan sonra kilindigi anlasilirsa is degisir. Çünkü bu iki rekat yeni tahrîme ile kilinmis degildir.

«O kimseye biri bu iki rekatta uyarsa onlari da kilar» yani dört rekatta oturup da sonra besinci rekata kalkan ve altinciyi ilâve eden kimseye bir baskasi uyarsa dört rekatla birlikte bu iki rekati da kilar. Daha dogrusu bu iki rekatla birlikte dört rekati da kilar demeli idi. Çünkü iki rekati kilacagi ittifaken sabittir. Imam Ebû Yusuf´a göre bu adam yalniz iki rekat kilacaktir. Çünkü nâfileye intikal etmekle farzin ihrami kesilmistir. Imam Muhammed´e göre alti rekat kilacaktir. Esah olan da budur. Zira tahrime kesilmis olsa o kimse yeni bir tekbire muhtaç olur ve bütün rekatlara baslamis sayilir. Bunu Halebi kisaltarak Bahir´dan nakletmistir.

«Bozarsa onlari kaza eder.» Yani cemaat olan kimse o iki rekati bozarsa yalniz onlari kaza eder. Çünkü kendisi bu iki rekat nâfileye kasten baslamistir. Binaenaleyh ödemesi lâzim gelir. Imam bunun hilâfinadir. Zira o yanilarak baslamistir. Bütün bu izahat imam dördüncü rekatta oturduguna göredir. Sayet oturmazsa cemaat olan alti rekat kilar. Nitekim bozarsa yine alti rekat kaza eder. Kuhistani´de Muhit´ten naklen böyle denilmistir. Çünkü o adam imamin namazini üzerine almistir. Onun kildigi nâfile ise alti rekattir. Nitekim Bahir´da beyan olunmustur.

TETIMME: O kimse tesehhüt miktari oturduktan sonra besinci rekata kalkar da farz kilan birisikendisine uyarsa sahih olmaz velev ki ka´deye dönsün Çünkü besinci rekata kalkinca nâfileye baslamistir. Ve farz kilan nâfile kilana uymus olur. Tesehhüt miktari oturmazsa uymasi sahihtir. Zira o rekati secde ile kayitlamadan farzdan çikmamistir. Bunu Bahir Sirâc´dan nakletmistir.

«Evvelce arzetmisti ki...» cümlesinden murad; metindeki «bir kimse farzin ilk oturusunu. yanlislikla terkederde sonra hatirlarsa ona döner» ifadesidir. Bazilari «Iyice dogrulduktan sonra farzda oldugu gibi geri dönmez» demislerdir. Bu kavlin Tatarhaniye´de sahih kabul edildigini evvelce bildirmistik. Münye serhinde «hilâf dört rekat niyetle namaza basladigina göredir. Iki rekat niyetle baslarsa bilittifak döner» denilmistir.

«Selâm verdikten sonra secde-i sehiv yaparak o namazin üzerine iki rekat binâ etmek isterse bunu yapamaz.» Selâm vermeden secde-i sehiv yaparsa hüküm yine aynidir. Nitekim sârihin yaptigi ta´lilden de bu anlasilmaktadir. Galiba musannif «selâm verdikten sonra» kaydini Hülâsa´ya uyarak koymustur. Çünkü bize göre secde yerinde sünnet budur. Yoksa bazilarinin dedigi gibi selâm verdikten sonra secde-i sehiv yapmasi evlâdir diye kayitlamamistir.

«Yani zaruret yokken secdesi batil olmasin diye binâ etmesi kerahet-i tahrime ile mekruh olur.» Vacibi bozmak caiz degildir. Meger ki onu sahih kabul etmek ondan daha kuvvetli olanin bozulmasini gerektirsin. Bunu Fetih´ten naklen Bahir sahibi söylemistir. Yani asagidaki yolcu meselesinde oldugu gibi demek istemistir. Halebi diyor ki: «Seyhimiz bunun nâfile üzerine yapilan binaya mahsus oldugunu söyledi. Farz üzerine yapilan binâda ise iki baska kerahet daha vardir. Bunlarin birincisi farz namazda selâm vermek ikincisi yeniden niyetlenmeden nâfileye baslamaktir.» Tahtavi´nin beyanina göre sonuncu kerahet evvelâ iki rekata niyet edip de üzerine onun mislini bina ederse nâfilede de mevcuttur.

METIN

Yolcu mukim olmaga niyet ederse bunun hilâfinadir. Günkü binâ etmezse namazi batil olur. Bir kimse namaza hakki olmayan binâyi yapsa tahrime bakî oldugu için binâsi sahihtir. Muhtar kavle göre o kimse de yolcu gibi secde-i sehivi tekrarlar. Zira namaz esnasinda oldugu için bu secde batil sayilir. Üzerinde secde-i sehiv olan kimsenin selâm vermesi kendisini mevkuf (sartli) olarak namazdan çikarir. Secde ederse namaza dönmüs olur. Secde etmezse dönmüs olmaz. Bu izaha göre o kimse secde-i sehiv yaparsa kendisine uymak sahih olur. Kahkaha ile gülerse abdesti bozulur. Ve mukim olmaga niyet etmekle farzi dört rekat olur. Secde yapmazsa zikredilen hükümler sabit olmaz. Bilumum kitaplarda böyle denilmistir. Ama bu hüküm son iki mesele hakkinda yanlistir. Dogrusu secde etsin etmesin abdestinin bozulmamasi ve farzinin degismemesidir. Çünkü secde kahkaha ile sakit olmustur. Keza niyetle de sakittir. Tâ ki secde-i sehiv namaz arasinda yapilmis olmasin. Meselenin tamami Bahir ile Nehirde´dir.

ÎZAH

«Yolcu mukim olmaga niyet ederse bunun hilâfinadir» yani yolcu bir kimse secde-i sehiv yapar da sonra mukim olmaga niyet ederse caizdir; Çünkü binâ etmezse ikamet niyetiyle namazitamamlamak lâzim geldigi halde namazi batil olur. Binâ ederse vacibi bozmus olur. Vacip farzdan asagidir. Binaenaleyh ondan üstün olani korumak için buna katlanilir. Bahir.

«Muhtar kavle göre o kimse de yolcu gibi secde-i sehivi tekrarlar.» O kimseden murad namazi binâya hakki olmayandir. Bu mutlak ifade farz kilana da sâmildir. Sârihin bu bâbin basinda Kinye´den naklettigi. «Bir kimse nâfileyi. yanildigi bir farzin üzerine binâ ederse secde etmez» ifadesi buna muhaliftir. Biz orada söyleyecegimizi söylemistik. Bazilari secde-i sehivi tekrarlamayacagini söylemis «Çünkü bu secde yapildigi zaman namazi tamamlamak için yapilmistir. Binaenaleyh geçerlidir» demislerdir. Bunu imdâd´dan naklen Halebî söylemistir.

«Üzerinde secde-i sehiv olan kimsenin selâm vermesi kendisini sartla namazdan çikarir.» Bu hüküm seyhayn´a göredir. îmam Muhammed´e göre ise aslâ namazdan çikarmaz. Nitekim Bahir´da ve diger kitaplarda beyan edilmistir. «Secde ederse namaza dönmüs olur.» Bu ifadeye göre mevkuf (yani sartli) olmanin mânâsi «selâm vermek namazdan çiktiktan sonra secde-i sehiv yapmak suretiyle tekrar namazin hürmetine dönmek ihtimaliyle bîrlikte o kimseyi her vecihle namazdan çikarir» demektir. Ulemanin bu hususta baska bir tefsiri daha vardir ki sudur: Secde etmezden evvel o kimsenin hali âkibetinin anlasilmasina baglidir. Secde ederse selâminin onu namazdan çikarmadigi secde etmezse selâmdan itibaren namazdan Çikardigi anlasilir. Tamami Fetih´tedir.

Mukim olmaga niyet etmekle farzinin dört rekat olmasi selâm verdikten sonra secde etmeden niyet ettigine göredir. Nitekim mesele bu sekilde kurulmustur. Selâm vermezden önce secde ederse farzinin dört rekat olacaginda süphe yoktur. Çünkü bu secde onu bilittifak namazin hürmetinden çikarmamistir. Selâm verip secde ettikten sonra dahi hüküm budur. Zira yine bilittifak namazin hürmetindedir. imam Muhammed´in kavline göre bu meydandadir. Seyhayn´in kavline göre de namazin hürmetindedir. Çünkü secde etmekle namazin hürmetine dönmüstür. Musannifin «Yolcu bunun hilafinadir» dedigi bu son meseledir.

«Bilumum kitaplarda böyle denilmistir» ifadesinin yerine bazi nüshalarda «Gayetü´l - Beyan´da böyle denilmistir» cümlesi vardir ki dogrusu da budur. Çünkü Hidaye ve serhlerinde Kâfî Kadihân ve diger bilumum kitaplarda zikredilen abdestin bozulmamasi ve seyhayn´a göre farzin dört rekat olmamasidir. Secdeye dönüp dönmemek hususunda tafsilat yoktur. Onlar bu tafsilati sadece imama uyma meselesinde zikretmislerdir. Zira baskalarinda mümkün degildir. Musannifin yaptigi gibi tafsilâti üç meselenin üçünde de yürütmek ise yalniz Gayetü´l - Beyan´da zikredilmistir. Nitekim bunu ondan Bahir sahibi nakletmistir. Keza Vikâye´nin metninde Dürer´de ve Mültekâ´da dahi mevcuttur. Bu zevatin yanildiklarina birçok ulema tenbihte bulunmuslardir. Kuhistâni dahi «imama uyma meselesinden baskalari hilâfin teherruatindan degildir. Meger ki iki kaziye-i sartiye sakit ola! Burada Vikâye´nin meshur bir hatasi vardir» demistir. Kuhistâni´nin iki kaziye-i sartiyeden muradi «Secde ederse namaza dönmüs olur; secde etmezse dönmüs olmaz» cümleleridir. Hâsili dogru ifade Ibn Kemâl´in dedigi gibi; «üzerinde secde-i sehiv olan bir kimsenin selâm vermesi seyhaynagöre kendisini sartla namazdan çikarir. imam Muhammed buna muhaliftir. Sonra secde ederse o kimseye uymak sahih olur. Secde etmezse sahih olmaz. Kahkaha atarak gülmekle abdesti bozulmaz. Mukim olmaga niyet etmekle farzi da dört rekat olmaz» demektir. Imam Muhammed´e göre o kimseye uymak mutlak surette sahihtir. Kahkaha ile abdesti bozulur. Farzi ikamete niyetle dört rekat olur. Su halde hilâf üç meselede mevcuttur. Lâkin birinci meselede seyhayna göre zikredilen tafsilat vardir Son iki meselede tafsilat yoktur. Musannifin yaptigi gibi tafsilati üç meseleye samil tutmak hatadir. Kitaplarin umumuna muhaliftir.

«Son iki mesele» den murad kahkaha ile mukim meseleleridir Bunlarda iki kaziye-i sartiyeyi zikretmek yani «secde ederse abdesti bozulur; ve farzi dört rekat olur da secde etmezse abdesti bozulmaz ve farzi dört rekat olmaz; demek» hatadir. Çünkü seyhayna göre bunlarda tafsilat yoktur. Tafsilat yukarida beyan ettigimiz gibi yalniz ilk meselededir. Kahkahaya gelince: Namazin hürmeti kalmadigi için o bütün imamlarimiza göre secdenin sükûtunu gerektirir: Zira kahkaha sözdür. Hükmü de Imam Muhammed´e göre abdesti bozmak seyhayna göre bozmamaktir. Nitekim bu Muhit ile Tahâvî serhinde açiklanmistir. Bahir. Yani Imam Muhammed´e göre o kimse selâm vermekle namazin hürmetinden çikmamistir. Binaenaleyh kahkaha ile abdesti bozulur. Seyhayna göre ise her vecihle namazdan çikmistir artik o kimsenin secde ile namaza dönmesine imkân yoktur. Çünkü namaza zit olan kahkaha mevcuttur. Kahkaha sözdür. Nasil selâmdan sonra kasten selâm verse veya kasten abdestini bozsa namazdan çikmis sayilir. Zira abdesti bozulduktan sonra onun selâmi sarta bagli kalmaz.

Ikamete niyet meselesinde Muhit´de ve diger kitaplarda söyle denilmistir: «O kimsenin farzi degismez ve kendimden secde-i sehiv sakit olur.» Mirâc´da «ister secde etsin ister etmesin» kaydi vardir. Çünkü secde ile farz degisse ondan önce buna niyet etmesi sahih olurdu. Niyet sahih olunca secde namazin ortasinda yapilmis olur ve itibara alinmazdi. Su halde hiç secde etmemis gibi olurdu. Bu namaz sahih olsa secdesiz sahih olurdu. Bahir ve Nehir. Bu sözün hülâsasi sudur: O kimsenin secdesi sahih olsa batil olur. Bir seyin sahih kabul edilmesi iptaline sebep olursa o sey batildir. Bunda devir de vardir. Bunu Bezzâziye sahibi söyle izah ediyor: «O kimse seyhayna göre namazdan çikmistir. Namazina dönmesi ancak secdeye dönmekle mümkün olur. Secde-i sehive dönmek ise ancak namaz tamam olduktan sonra mümkündür. Namazini tamamlamak ise ancak secde-i sehive döndükten sonra mümkündür. Böylece devir meydana gelir. (Devir bir seyin kendine bagli olan seye baglanmasidir. Meselâ tavugun meydana gelmesi yumurtaya baglidir. Yumurtanin meydana gelmesi de tavuga baglidir. Demek böylece o buna bu ona baglidir diye devam etmek devirdir.) Bezzâziye sahibi diyor ki: «Bunun izahi sudur: O kimsenin secdesine dönmesi mümkün degildir. Çünkü onun secdesi tamamlayici olan seydir. Nasla beyan edilen tamamlayici ise namazin sonundaki secdedir. Tamam olmadan namazin sonu yoktur. Binaenaleyh devri kesmek için. "o kimsenin namazi tamam olmustur. O kimse namazdan çikmistir" deriz.»

Hâsili o kimseye bildigin sebepten dolayi secdeye dönmek mümkün olmayinca namaza dönmek de mümkün degildir. O halde selâm vermekle kat´î olarak namaz disinda kalmistir. Hattâ secde etmis olsa secdesi hükümsüz kalir. Nitekim bundan önceki meselede kahkaha ile güldükten sonra secde etse yahut kasten abdestini bozduktan sonra secdeye gitse hüküm budur. Onun için Kemâl ve diger Nihaye ve Inâye sahipleri gibi sarihlerle Kadihan o kimsenin mukim olmaga niyet etmekle farzinin degismeyecegini açiklamislardir. Çünkü niyet namazin hürmeti esnasinda hasil olmamistir. Bu izahdan anlasilir ki Imdâd Sahibinin bu meselede Gayetü´l-Beyan´i müdafaa sadedinde söyledikleri itibardan sakittir.

METIN

Secde-i sehiv kibleden dönmedikçe veya konusmadikça -velev ki namazdan çikmak niyetiyle selâm verirken olsun- yapilir. Çünkü mesru bir seyi degistirmeye niyet etmek hükümsüzdür. Kibleden döner veya konusursa tahrîme batil olur. Secde-i sehivi veya namaz secdesini yahut tilâvet secdesini unutursa mescidde bulundugu müddetçe bu secdeyi yapmasi tâzimdir. Meselâ ögle namazini kilan bir kimse onu tamamladigini zannederek Iki rekatta selâm verirse dört rekat olarak tamamlar; ve secde-i sehiv yapar. Zira yanilarak verilen selâm namazi bozmaz. O bir vecihle duadir. Öglenin farzini iki rekat zannederek selâm vermesi bunun hilâfinadir. Bu kendisini yolcu veya kildigi namazin cuma oldugunu sanmakla olur. Yahut Müslümanligi yeni kabul etmistir de öglenin farzini iki rekat zanneder. Veya yatsiyi kilar da onun teravih oldugunu zannederek selâm verir. Veya üzerinde bir rükün oldugunu bilerek selâm verir. Bu taktirde namazi batil olur. Çünkü kasten selâm vermistir. Bazilari «Bu selamla bir insana söz söylemeyi kastetmedikçe namaz bozulmaz» demislerdir.

IZAH

Musannifin buradaki secdeyi secde-i sehiv diye kayitlamasi diger secde ve kiraatlarin hükmü baska oldugu içindir. Bir kimse üzerinde secde-i tilavet yahut son oturusun tesehhüdü oldugunu bilerek selâm verirse bunlar sakit olur. Çünkü kasten selâm vermistir. Binaenaleyh namazdan çikar; ve namazi bozulmaz zira üzerinde namazin rükünlerinden bir sey kalmamistir. Yalniz vacibi terkettigi için namazi nakis olur keza üzerinde secde-i tilavet ve secde-i sehiv oldugunu bilerek yahut yalniz secde-i tilâveti hatirlayarak selam verirse her iki secde sakit olur. Meger ki tesehhüt yapmadigini hatirlasin. Bir kimse üzerinde yalniz namaz secdesi veya hem namaz hem sehiv secdesi oldugu halde selâm verse de selâm verirken her ikisini veya yalniz namaz secdesini hatirlasa namazi bozulur. Üzerinde secde-i tilâvetde bulunur da onu yahut namaz secdesini hatirlayarak selâm verirse yine namazi bozulur. Namaz secdesi hakkinda bu hüküm açiktir. Zira mezkûr secde rükündür. Tilavet secdesine gelince: Yukarida geçen izahatin muktezasi bozulmamakti. Imam Ebû Yusuf´tan fikih yazanlarin rivayeti de budur. Çünkü o kimsenin selâmi rükün hakkinda yanlis; vacip hakkinda kasdî selâmdir. Bunlarin ikisi de namazin bozulmasini icabetmez. Lâkin zahir rivayet bozulacagini ifade etmektedir. Zira yanilarak selâm vermek namazdan çikarmaz. Fakat kasten selâm vermek çikarir. Binaenaleyh ihtiyaten çikarmasi tercihedilmistir Imam Muhammed´in kavli çok güzeldir. O «her iki vecihde yani gerek tilavet secdesini gerekse namaz secdesini hatirlasin namaz bozulur. Çünkü hatirinda olani selâmdan sonra kaza edemez. O kimseye unuttugunu kaza lâzimdir denirse hatirladigini da kaza etmesi lâzim gelir» demistir. Meselenin tamami Fetih ile Bedâyi´ dedir.

«Kibleden döner veya konusursa tahrime batil olur.» Bazilari «Konusmadikça veya mescidden çikmadikça sirf kibleden dönmekle namazi bozulmaz» demislerdir. Nitekim Nihâye´den naklen Dürer´de böyle denilmistir. Imdâd.

«Secde-i sehivi veya namaz secdesini yahut secde-i tilaveti unutursa mescidde bulundugu müddetçe yapmasi gerekir.» Bu yedi surete sâmildir. Söyle ki: O kimsenin üzerinde ya sadece secde-i sehiv ya sadece namaz secdesi yahut sadece secde-i tilâvet vardir. Yahut üçü birden veya ikisi birden yani namaz secdesi ile tilâvet secdesi veya secde-i sehiv ile yahut bunlardan biri ile bulunur. Bu suretlerin hepsinde üzerinde olan secdelerin tamamini yahut secde-i sehivden maadasini unutarak selâm verir de hatirlar fakat bu hatirlama namazdan çikmak için selam verdikten sonra olmazsa hatirladigini yapmasi lâzim gelir. Ve secdeler arasinda tertibe riayet eder. Hattâ üzerinde secde-i tilâvetle namaz secdesi varsa onlari tertip üzere kaza eder. Bu kaza edilen secdelerde niyetin vacip oldugunu ifade eder. Nitekim Fetih´te beyan edilmistir. Sonra tesehhüdünü yaparak selâm verir; sonra secde-i sehivi yapar. «Secde-i sehivden maadasini» diye kayitlamamiz sundandir: Secde-i sehivi hatirlar da degerlerini unutarak selâm verirse yine lâzim gelir. Çünkü secde-i sehivi hatirlayarak selâm vermek namazi bozmaz. Diger secdeleri hatirlamak böyle degildir. Onlari hatirlamak evvelce gecen tahsilata göre namazi bozar.

«Mescidde bulundugu müddetçe yapmasi gerekir.» Yani yüzü kibleden dönmüs bile olsa istihsanen secdeyi yine yapar. Çünkü mescidin her yeri bir mekan hükmündedir. Onun için mescidde imamla cemaatin aralarinda bosluk bulunsa bile imama uymak sahih olur. Fakat ovada olursa arkasindaki veya sagindaki solundaki saflari geçmeden hatirladigi taktirde borcunu kazaya döner. Zira bu yer mescide mülhaktir. Öne dogru yürürse esah kavle göre secde ettigi yere yahut süresine itibar olunur. Nitekim Bedâyi´de ve Fetih´de beyan edilmistir.

T E N B I H : Sarih burada «mescidde bulundugu müddetçe» demistir Daha önce «kibleden dönmedikçe» ifadesini kullanmisti. Fark su olsa gerektir. Buradaki selâm yanlislikla verildigi için mücerret kibleden dönmek mâni sayilmamistir. Evvelce bahsettiginde selâm kasten verildigi için iki kavilden birine göre mâni sayilmistir ki musannifin tercih ettigi kavil de budur. Zira Bedâyi´de «secde selâmla sakit olmaz. Velev ki kasten verilmis olsun. Ancak konusmak kahkaha ile gülmek kasten abdestini bozmak mescidden çikmak ve secdeyi hatirladigi halde yüzünü kibleden çevirmek gibi namaza devama mâni bir is yaparsa sakit olur. Zira secdenin yeri geçmisti. Onun yeri namazin tahrîmesidir. Binaenaleyh yerinin geçmesi zaruretiyle secde de sakit olur» denilmektedir.

«Ögle namazini kilan bir kimse onu tamamladigini zannederek iki rekatta selâm verirse dört rekat olarak tamamlar.» Ancak cenaze namazindan baska namazlarda ayakta selâm verirse bu yanilmaafvedilmez. Çünkü ayakta durmak cenaze namazindan baska namazlarda selâmin yeri degildir. Nitekim musannif bunu namazi bozan seyler bâbinda anlatmisti. Selâm bir vecihle duadir. Onun için konusma hükmünde degildir. Konusmak yanilarak da olsa namazi bozar.

«Çünkü kasten selâm vermistir.» Allâme Makdisî bu cümle ile ondan önceki arasindaki farki müskil saymistir. Zira önceki de kasten selâmdir.

Ben derim ki: Münye serhinde fark söyle anlatilmistir: Birincide o kimse dört rekati tamamladim zanniyle selâm vermistir. Binaenaleyh onun selâmi yanlistir. Burada ise iki rekat kildigini bilerek selam vermistir. Buradaki selâmi kasdî olmustur. Ve namazi bozar. O namazin üzerine bina edilemez.

Tatarhaniye´de beyan edildigine göre yanilma namazin aslinda olursa namazin bozulmasini gerektirir. Vasfindan olursa bozulmasi icap etmez. Birinciye misal; sabah namazi ve cuma namazi kiliyorum yahut seferiyim zanniyle iki rekatta selâm vermektir. Ikinciye misal de dördüncü rekati kiliyorum zanniyle iki rekatta selâm vermektir. Yani sayi vasif mesabesindedir.

Hâsili: kildigi namazin meselâ; sabah namazi oldugunu zannederse iki rekatta selâm vermeyi kastetmis oluyor. Ve böylece basladigi namazi tamamlamadan ondan kasten çikmis sayiliyor. Tamamladim zanniyle selâm vermek böyle degildir. O bu selâmi vermeyi ancak dört rekattan sonra kastetmis fakat yanlislikla dörtten evvel vermistir. Hülâsa selâm zati itibariyle her iki namazda kasdî yeri itibariyle baska baskadir.

Bazilari «Bu selâmla bir insana söz söylemek istemedikçe namaz bozulmaz demislerdir.» Bunu Bahir sahibi inceleyerek anlatmis ve Müçtebânin su sözünden almistir: «Namaz kilan kimse namazi tamam olmadan kasten selâm verirse bazilarina göre namaz bozulur; bazilarina göre bununla bir insana söz söylemek istemedikçe bozulmaz.» Bunun üzerine Bahir sahibi! «o halde ikinci kavle göre bu meselelerde namazin bozulmamasi lâzim gelir» demistir Bu sözün bir misli de Nehir´dedir. Seyh Ismail «Zâhir olan budur. Ama birinci kavil birçok mutemet kitaplarda kesinlikle ifade edilmistir» diyor.

METIN

Bayram ve cuma namazlarinda farz ve nâfilelerde yanilmak müsavidir. Müteehhirin ulemaya göre muhtar olan kavil bayramla cumada fitneyi def için yanilmanin nazar-i itibara alinmamasidir. Nitekim Bahir´in cuma bahsinde beyan edilmistir. Musannif da onu kabul etmis; Dürer sahibi kesinlikle buna kail olmustur.

Yanilmak adeti olmayan bir kimse namazda iken kaç rekat kildiginda sek ederse namaza aykiri bir amelde bulunarak onu yeniden kilar. Oturarak selâm vermekle namazi yeniden kilmasi evlâdir. Çünkü namazdan çikaran sey selâmdir. Bazilari yanilmak adeti olmayan birine «büluga erdikten sonra hiçbir namazda sek etmeyen kimse» demislerdir. Ekseri ulema bu kavli tercih etmislerdir. Bunu Hülâsa´dan naklen Bahir sahibi söylemistir.

IZAH

Zâhire göre baska namazlarda cemaat fazla olursa hüküm cuma ve bayram namazlarindaki gibidir. Nitekim bunu bazilari tetkik etmistir. T. Bunu Rahmeti de incelemis ve «Bahusus bizim zamanimizda» demistir. Ebu´s-Suud hasiyesinin cuma bahsinde Azmiye´den naklen bildirildigine göre bundan maksat «caiz olmaz» demek degil; «cemaat fitneye düsmesin diye terki evlâdir» demektir Dürer sahibi cuma ve bayram namazlarinda secde-i sehivin sakit olduguna kesinlikle hükmetmisse de Dürer hasiyesini yazan Vâni bunu «fazla kalabalik olursa» diye kayitlamistir. Aksi taktirde secdeyi terketmeye sebep yoktur. T.

«Yanilmak adeti olmayan bir kimse namazda iken kaç rekat kildiginda sek ederse namaza aykiri bir fiilde bulunarak onu yeniden kilar.» Sek evvelce de beyan ettigimiz gibi olmakla olmamanin müsavi bulunmasidir. Fesu´l-Kadîr sahibi diyor ki: «Sârihin "namazda iken" diye kayitlamasi. namazdan çiktiktan yahut tesehhüt miktari oturduktan sonra sek ederse nazar-i itibara alinmayacagi içindir. Meger ki sadece tayinde sek etmis olsun. Bu da namazdan çiktiktan sonra bir farzi terkettigini hatirlayarak hangi farz oldugunu tayinde sek etmekle olur. Ulema bu kimsenin bir secde yapip oturacagini sonra iki secde ile bir rekat namaz kilacagini sonra oturacagini ve arkasindan secde-i sehiv yapacagini söylemislerdir. Terkedilen farzin rükû olmasi ihtimalî vardir. Rükûsuz bir secde hükümsüz kalacagi için iki secde ile bir rekat namaz kilmak behemehal lâzimdir.» Bahir sahibi tayinde sek meselesine itiraz ile sunlari söylemistir: «Bu istisnaya hacet yoktur. Çünkü sözümüz namazdan çiktiktan sonra sek etmesindedir. Bu adam bir rüknü terkettigini yüzde yüz bilmis; yalniz tayininde sek etmistir. Evet Hülâsa´da bildirilen istisna edilir. Orada söyle denilmistir: Selâm verdikten sonra adil bir kimse "sen ögleyi üç rekat kildin" diye haber verir de onun dogru söylediginde sek ederse ihtiyaten namazini yeniden kilar. Zira o kimsenin dogru söylediginde sek etmek namazda sek sayilir.»

«Namazda yanilmak âdeti olmayan» ifadesi Semsü´l-Eimme Serahsî´ nindir. Bedâyi sahibi de bunu tercih etmistir. Zâhire´de «Kahkaha en lâyik kavil budur» denilmis; Hilye´de de «evet öyledir» diye tasdik edilmistir. Fahru´l-Islâm ise bunun yerine «bu namazda yanilmak adeti olmayan» tabirini kullanmis; Ibn Fazl bu kavli ihtiyar etmistir Bazilari «büluga erdikten sonra hiç bir namazda sek etmeyen» demislerdir. Bu. hilâfin semeresi surada ortaya çikar: Bir kimse namazinda ilk defa yanilir da onu yeniden kilar; sonra senelerce yanilmazsa bilahare yanildiginda Serahsî´nin kavline göre namazini yeniden kilar. Çünkü yanilmak onun adeti degildir. O yalniz bir defa basina gelmistir. Âdet ise ilk yaptigina dönmekten alinmistir. Yani sart bu namazdan evvel yanilmak adeti olmamaktir. Fahru´l - Islâm´in kavline göre de namazini yeniden kilar. Sirâc´da arastirilmasi tâzim geldigi kaydedilmistir ki buna muhaliftir. Nitekim üçüncü kavle göre de arastirma lazimdir Bunu Bahir sahibi bildirmistir. Nehir´in buradaki ibaresi hatadir. Ondan kaçinmalisin!.

«Kaç rekat kildiginda» ifadesiyle musannif sekkin rekat sayisinda olduguna isaret etmistir Sek hakkinda olursa meselâ: Öglenin ikinci rekatinda ikindi kildigindan üçüncü rekatinda nâfile kildigindan dördüncüde ögle kildigindan sek ederse ulema bu namazin ögle namazi oldugunusöylemislerdir. Sekke itibar yoktur. Tamami Bahir´dadir.

Sek eden kimse namaza aykiri bir amelde bulunarak onu yeniden kilar. Sirf niyet etmekle namazdan çikmaz. Ulema böyle söylemislerdir. Zâhirine bakilirsa amel mutlaka lâzimdir. Namaza aykiri bir amelde bulunmaz da zan galibine göre o namazi tamamlarsa namazi batil olmaz. Yalniz kildigi namaz nâfile olur. Ve farzi edâ etmesi tâzim gelir. Kildigi namaz nâfile ise muktezasi lâzim gelmelidir velevki onu tamamlamis olsun. Çünkü onu yeniden kilmasi kendisine vacip olmustur. Bunu Bahir sahibi söylemis; Nehir sahibi ile Makdisî de kabul etmislerdir.
__________________
"Güven" Çok İnce Bir Çizgidir.

Onu Kalınlaştırarak Kırılmasını Engelleyen Tek Şey
"İki Taraflı" Olmasıdır.


Dikkat !!! Kopyala Yapıştır Özelliğini Sadece Üyelerimiz Kullanabilir. Üyelik Ücretsizdir.. Ayrıca Üyelerimiz Forumdan Tamamen Reklamsız ve çok daha hızlı şekilde yararlanabilir.
KARAHAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç Cevapla
Etiketler: , ,


Etiketler
büyük, fıkhı, hanefi


Konuyu Toplam 28 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 28 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Dört Mezhep Fıkhı--- KARAHAN Dini Bilgiler 318 19-Mayıs-2010 19:16
Hanefi Avci BEN SUAT H-I-i-J-K 0 12-Ekim-2009 11:43


Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.3.2