Go Back   AsilTürk - Yüreği Vatan Sevgisi İle Dolu Herkesin Buluşma Mekanı > İnanç Dünyamız > İslamiyet > Dini Bilgiler
Kullanıcı Adınız
Şifreniz
Kayıt Ol Yardım Üye Listesi Ajanda Forumları Okundu Kabul Et


Farkli Bir Ses, Farkli Bir Nefes / 24 Saat Kesintisiz Türk Müzigi


"Bayrakları Bayrak yapan üstündeki kandır, Toprak, eğer uğrunda ölen varsa Vatandır."

Konu Bilgileri
Konu Başlığı
Büyük Hanefi Fıkhı
Konudaki Cevap Sayısı
672
Şuan Bu Konuyu Görüntüleyenler
 
Görüntülenme Sayısı
34790


Yeni Konu aç Cevapla
 
Bookmark and Share LinkBack Seçenekler Stil
Alt 27-Aralık-2009, 10:01   #281 (permalink)
Kullanıcı Profili
Kurmay Başkan
 
KARAHAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik tarihi: Nisan-2009
Bulunduğu yer: Uçurumun Kenarindan
Üye No : 177
Mesajlar: 3.146
Konuları: 1388
İstatistikleri Seviye: 43 [â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�]
Aktiflik: 213 / 1069
Güç: 1048 / 16966
Deneyim: 79%
İtibar Puanları
İtibar Puanı : 119637
İtibar Derecesi : KARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond repute
Teşekkürleri
Teşekkür Etmiş : 775
Teşekkür Almış : 1.041
Tuttuğu Takım

Standart Cevap: Büyük Hanefi Fikhi

Reddü´l Muhtar / Namaz

NAMAZ BAHSI

EZAN BÂBI

NAMAZIN SARTLARI BABI

NAMAZIN SIFATI

NAMAZIN VACIPLERI

NAMAZIN SÜNNETLERI

NAMAZIN MEKRUHLARI

NAMAZIN ÂDABI

IMAMLIK BÂBI

ISTIHLAF BABI

NAMAZI BOZAN VE NAMAZDA MEKRUH OLAN SEYLER.

VITIR VE NAFILELER BABI

TERAVIH NAMAZI

FARZA YETISME BABI

GEÇMIS NAMAZLARIN KAZÂSI BÂBI

SECDE-I SEHIV BÂBI

HASTANIN NAMAZI

SECDE-I TILÂVET BÂBI

SÜKÜR SECDESI

MISAFIRIN NAMAZI BABI

CUMA BABI

BAYRAMLAR BABI

KÜSUF BABI

ISTISKA BÂBI

KORKU NAMAZI

CENAZE NAMAZI BABI

SEHID BÂBI

KA´BEDE NAMAZ BÂBI

NAMAZ BAHSI



METIN

Vesileyi beyân ettikten sonra bu bahis artik maksada giristir. Hiç bir peygamberin seriati namazdan hâli kalmamistir. Namaz Kâ´be vasitasiyle Ibâdet oldugu için mertebesi imandan asagidadir. O imandan degil imanin furuundan sayilir. (namazin Arabçasi salattir.) Salat lügatta : Dua mânâsina gelir.

Sonra ser´an: Malum fiiller mânâsina nakl edilmistir. Zahir olan bu (nakil) dir. Çünkü namaz okumak bilmeyen kimsede dilsizde duasiz da mevcuttur. Namaz her mükellefe bil´icma farzi ayindir. Hicretten bir buçuk sene evvel ramazanin on yedinci cumartesi aksami Isrâ gecesinde farz kilinmistir. Daha evvel biri günes dogmazdan önce digeri batmazdan önce olmak üzere iki vakit namaz vardi. Sumunnî.

IZAH

Namazin asli her peygamberin seriatinda vardir. Sabah namazinin Adem aleyhisselama öglenin Davud aleyhisselâma ikindinin Süleyman aleyhisselâma aksamin Yakup aleyhisselama. yatsinin Yunus aleyhisselâma farz kilindigi bu ümmete hepsinin toptan mesru oldugu söylenir. Baska söyleyenler de vardir.

Namazin Kâbe vasitasiyle ibâdet olmasi kulun cismi ile kâbeye dönmesi vasitasiyle demektir. Namaz ancak bütün sartlari bir arada bulundugu zaman ibâdet oldugu halde Sârih neden hassaten Kâbe vasitasini zikretti? Bir düsün! T.

Söyle denilebilir: Namaz Kâbe´yi ta´zim vasitasiyle ibâdet olmustur. ALLAH Taâlâ Kâbe´ye dönmeyi ona ta´zim için emir etmistir. Kâbe´yi tazim vasitasiyle de ALLAH´i ta´zim hâsil olur. Bunu üstadimiz ifâde etmistir. Namazin mertebesi imandan asagidir. Çünkü iman vasitasiz ibadettir. Namaz imandan degil onun furûlarindandir. Bu sözden maksat namazin fiil itibariyle imanin fer´î olmasidir. Yoksa hükmü itibariyle yani farz olmasina bakarak imandandir. Çünkü Peygamber (s.a.v.)´in getirdiklerini tasdik cümlesindendir. T.

Sârih Buharî ve baskalari gibi «ameller imandandir.» diyenlerin hilâfina isâret etmistir.

Salât lügatta dua mânâsina gelir. Yani hakikî lügat mânâsi budur. Cumhurun kavli de budur. Cevherî ve diger lügat ulemasi bu mânâya cezm etmislerdir. Çünkü seriat gelmezden önce Arablarin dilinde sâyî olan mânâ bu idi. Sonra seriat erkân-i mahsusa mânâsina nakletti. Bazilari «Salât kelimesi çantilari sallamak mânâsinda hakikat erkân-i mahsusa mânâsinda lügavî mecâzdir. Zira namaz kilan kimse rukû ve secdelerinde çantilarini sallar. Dua mânâsinda ikinci bir mertebede istiarey-i tasrihiyedir ve dua eden kimseyi gösterdigi husû hususunda rukû ve secde edene benzeterek yapilmistir.» demislerdir. Tamami «Nehir»dedir.

Usul-i fikih ulemasi (namaz ve oruç mânâlarina gelen) salât ve savm gibi ser´î mânâlara delâlet eden sözler hakkinda ihtilâf etmislerdir. Bu kelimeler lügat mânâlarindan alinip ser´î hakikatlara nakledilmisler midir? Yani aslî mânâlarina itibar kalmamis midir? Yoksa aslî mânalari itibarda kalmak sartiyle bu mânâlara birtakim ser´î kayitlar mi ziyâde edilmistir? Bazilari birinci kavli yani ser´î hakikatlara nakledildiklerini tercih etmislerdir. «Gâye» sahibi bu kavli daha yerinde bulmus ve ta´lil ederek «Çünkü namaz okumak bilmeyen kimsede duasiz da mevcuttur.» demistir. Birtakimlari ikinciyi yani aslî mânâlarinin itibarda kaldigini namaz da dua mânâsina yalniz erkân-i mahsusa mânâsi ziyade edildigini söylemislerdir. Bu takdirde mecâzen cüz´ü zikirle kül kasdedilmis demektir. Nitekim «Nehir»de böyle denilmistir.

NAMAZDAN murad bes vaktin farzlaridir. Bunlar her mükellefe farz-i ayin yani bizzat kendisine farzdir. Farz-i ayin denilmesi bundandir. Farz-i kifâye böyle degildir. Çünkü o toptan mükelleflere kifâyet yolu ile farz olur. Su mânâya ki: Içlerinden biri veya birkaçi yaparsa ötekilerden borç sâkit olur. Hiç biri yapmazsa hepsi günahkâr olurlar.

Mükelleften murad akil bâlig olan müslümandir. Velev ki kadin veya köle olsun. Bilicmâ tâbirinden maksat kitab ve sünnetle sabit olmustur demektir.

Namaz Isrâ gecesinde (yani peygamber (s.a.v.)´in göklere çiktigi gecede) farz olmustur. Bunu Ismail Nablusî dahi «Ahkâm» nâmindaki kitapta nakletmis; sonra sunlari söylemistir:

«Seyh Muhammed Bekrî´nin - ALLAH bereketlerinden bizi müstefid kilsin - «Er-Ravzatü´z-Zehra» adli eserinde anlattiklarinin hulâsasi sudur:

Ulema Isrâ hâdisesinin Peygamber (s.a.v)´in gönderilmesinden sonra olduguna ittifak etmis; hangi sene oldugunda ihtilâfa düsmüslerdir. Bazilari hicretten bir sene evvel oldugunu söylemislerdir. Ibni Hazm buna ittifak ve icmâ vuku buldugunu nakletmistir. Birtakimlari hicretten bes sene önce oldugunu bildirmislerdir. Sonra hangi ayda vuku buldugunda dahi ihtilaf etmislerdir. Ibni Esîr ve «Fetevâ» adli eserinde Nevevî Rabi-ulevvel´de olduguna kat´iyetle hüküm etmislerdir. Nevevî Rabiulevvel´in yirmi yedinci gecesi vâki oldugunu söyler. Bazilari Rabiulâhir bazilari da Recep ayinda vuku buldugunu söylemislerdir.

Nevevî «Ravza» adli eserinde Râfiî´ye uyarak buna cezm etmistir. Sevvalde oldugunu söyleyenler de vardir. Hafiz Abdülganî «El-makdis-i Sîret» nâmindaki eserinde Receb´in yirmiyedinci gecesinde olduguna kat´i olarak hükmetmistir. Sehirler ulemasi bunu tercih etmislerdir».

METIN

(Namaz mükellef olanlara farzdir). Velev ki namaz için sopa ile degil de el ile çocugu dövmek vacip olsun. Çünkü Peygamber (s.a.v.). «Çocuklariniz yedi yasina vardiklarinda onlara namazi emir edin. On yasina vardiklarinda namaz için onlari dövün!» buyurmustur.

Ben derim ki: Sahih kavle göre oruç da namaz gibidir. Nitekim Kuhistânî´nin Oruç Bahsinde «Zâhidî»ye nisbet edilerek böyle denilmistir:

«Ihtiyar»in Haram Bahsinde «Çocuga oruç ve namaz emir edilir. Içki içmek yasaklanir. Tâ kî hayra alissin kötülügü terk etsin.» denilmistir.

Namazi inkâr eden kâfir olur. Çünkü kat´î delil ile sabittir. Umursamayarak yani tenbelliginden dolayi kasten terk eden fâsik olur. Ve namaz kilincaya kadar hapis edilir. Çünkü bir insan kul hakki için bile hapis edilir. O halde ALLAH Taâlâ´nin hakki için hapis edilmesi. Evleviyette kalir. Bazilari kan akincaya kadar dövülecegini söylemislerdir. Imam Sâfiî´ye göre bir tek namazdan dolayi haddi ser´î (ceza) olmak üzere öldürülür. Bazilari kâfir oldugu için öldürülecegini söylemislerdir.

IZAH

«Velev ki namaz için çocugu dövmek vacip olsun.» sözü «Namaz her mükellefe farz-i ayindir.» ifadesinden anlasilan mefhum muhalif üzerine yapilmis bir mübâlagadir. Ve sanki söyle demistir: Mükellef olmayana namaz farz degildir. Velev ki on yasindaki çocugu dövmek velisine farz olsun. Bu da namaz kilmayi ahlâk edinsin ve ona alissin diyedir. Yoksa çocuga farz oldugu için degildir. Bunu Tahtâvî söylemistir. Hadîsten anlasilan mânâ yedi yasindaki çocugu dövmek vacip oldugu gibi namazi emir etmenin de vacip olmasidir. Yine hadîsten anlasildigina göre buradaki vacip sözü farz mânâsina degil istilahî vacip manâsinadir. Çünkü hadîs (kat´î degil) zannî hüküm ifâde eder.

Çocuk el ile dövülecek ve üç tokattan fazla vurulmayacaktir. Hocanin da talebesine üç tokattan fazla vurmaya hakki yoktur. Peygamber (s.a.v.) muallimlik yapan Mirdâs´e «Sakin üç tokattan fazla vurma! zira üçten fazla vurursan ALLAH senden kisas alir.» buyurmustur. Bundan anlasilan namazdan baska bir seyi için dahi sopa ile dövmemektir.

Sârih´in zikrettigi hadîs mutlak dövmenin delilidir.

Sopa ile dövmemeye gelince: Sopa ile dövmek mükellefin cinayeti hakkinda varid olmustur. H.

Metindeki hadîsin tamami söyledir: «Ve yataklarda onlari ayirin!». Bu Hadîs-i serifi Ebu Davud ile Tirmizi rivâyet etmislerdir. Onlardaki lâfzi sudur: «Çocuga yedi yasinda namazi ögretin! On yasinda namaz için onu dövün!». Tirmizi. Bu hadîs hasen sahihtir.» demistir. Onu Ibni Hüzeyme Hâkim ve Beyhakî sahih bulmuslardir. «Ismail».

Anlasilan dövmenin vacip olmasi yedi ve on yasini bitirip sekize ve onbire bastigi zamandir. Nitekim ulema çocugun terbiye müddeti hakkinda da ayni seyi söylemislerdir. Sârih´in «Oruç da namaz gibidir.» sözünden muradi çocuga bütün emir edilen seyleri emir yasak edilenleri yasak edilmesi lâzim geldigini anlatmaktir. H.

Ben derim ki: «Ahkâm-i Saffârda açiklandigina göre çocuga cimâ ettigi zaman yikanmasi abdestsiz kildigi namazi tekrar kilmasi emir olunur. Orucunu bozarsa kaza etmesi emir edilmez. Çünkü bunda ona mesekkat vardir.

«ALLAH Taâlâ´nin hakki için hapis edilmesi evleviyette kalir» sözüne karsi. «ALLAH´in hakki müsamahaya ibtina eder.» denilemez. Çünkü Islâmin rükünlerinin hiç birinde müsamaha yoktur.

Kan akincaya kadar dövülür diyen Mahbubî´dir. Bunu Halebî «Mineh»ten nakletmistir. «Hilye»nin ifâdesinden anlasilan mezhebin bu oldugudur. Zira söyle demistir: «Aralarinda Zührî de bulunan birtakim ulema öldürülmeyecegini fakat ta´zir (te´dip) edilecegini ve ölünceye yahut tövbe edinceye kadar hapis edilecegini söylemislerdir». Imam Sâfiî´ye göre tenbellikten dolayi kasten bir tek namaz birakan kimse hadd-i ser´i olmak üzere öldürülür. Imam Malik ile Imam Ahmed´in mezhepleri de budur. Imam Ahmed´den bir rivâyete göre kâfir oldugu için öldürülür. Hanbelîlerin cumhuruna göre muhtar olan kavil budur. «Hilye» de bu mesele uzun uzadiya izah olunmustur.

METIN

Namaz kilan bir kimsenin Müslüman olduguna dört sartla hüküm edilir. Bunlar:

Vakit içinde imama uymak Cemaatla namaz kilmak Ve o namazi tamamlamaktir. Vakit içinde ezan okumak Tilâvet secdesi yapmak veya kirda otlayan hayvanlarinin zekâtini vermekle dahi MüSlüman olur. Vakit çiktiktan sonra namaz kilar veya namazi yalniz basina kilarsa yahut imam olur veya namazi bozar yahud baska ibadetleri yaparsa müslüman olmaz. Çünkü bunlar bizim seriatimiza mahsus degillerdir.

IZAH

Bir kâfir cemaatle namaz kilarsa bize göre Müslüman olduguna hükm edilir. Sâfiî buna muhaliftir. Çünkü cemâatle namaz kilmak bu ümmete mahsustur. Yalniz basina namaz kilmak baska ümmetlerde de vardi. Rasûlüllah Sallallahu aleyhi ve sellem «Her kim bizim kildigimiz namazi kilar ve kiblemize dönerse o bizdendir.» buyurmustur. Ulema bundan murad. bizim hususî sekilde kildigimiz cemaatle namaz oldugunu söylemislerdir. «Dürer».

Bu cümle Buhari ve diger hadîs imamlarinin rivâyet ettikleri uzun bir hadîsin bir kismidir. Yalniz Buharî «o bizdendir.» yerine «Müslüman odur.» demistir. «Ismail».

Imam Tarsusî «Enfeu´l-Vasâil» nâmindaki eserinde namazin mescitte olmasini kaydetmistir. Buna göre sartlar bes olursa da «Dürerü´l-Buhar» serhinde «mescitte veya baska bir yerde» denilmistir.

Birinci sart: namazin vakit içinde kilinmasidir. Çünkü bu namaz müminlerin kâmil namazidir. Zâhirine bakilirsa namazin bir rekâtina yetismis olsa kâfi degildir. Çünkü bu namaz edâ dahi olsa kâmil degildir. Binaenaleyh «vakit içinde» kaydindan murad sâdece eda degil ondan daha hususî olan kâmil edâdir.

Ikinci sart: Cemâattir.

Üçüncü sart: Imama uymasidir. Tahtavî diyor ki: «Çünkü tamamlamak müminlerin yoluna tâbi olduguna delâlet eder. Imam olursa is degisir. Çünkü yalniz kilmaya niyet etmis olmasi ihtimali vardir. Bu takdirde cemaat yoktur.

Ben de derim ki: Mezkûr ihtimal imama uydugu zaman dahi mevcuttur. En iyisi matbu´dur. Tâbi´ degildir. Imama uyan ise ona tâbi´dir;

onun hükümlerini iltizam etmistir: demelidir.

Dördüncü sart: Kildigi namazi tamamlamasidir. Imama uyarak tekbir alir da sonra namazini bozarsa Müslüman olmus sayilmaz. Bunu «Vehbâniye» sârihi «Mültekâ»dan naklen söylemistir.

«Vakit içinde ezan okumak ilh...» cümlesiyle Sârih namaz meselesini anlatinca kâfiri Müslüman saydiran fiilleri tamamlamak istemis ve bunlari söyle siralamistir: Bunlardan biri vakit içinde ezan okumaktir. Çünkü ezan dinimizin hasâisinden ve seriatimizin siârlarindandir. Onun içindir ki «Müneh» sahibi «Bahir»a uyarak ezanin mescitte okunmasini sart kosmustur. O kimseye Müslüman hükmü verilmesi iki sehadeti ezanin içinde getirdigi için degildir ki kavlen Müslüman olmus sayilsin. Zira bu takdirde ezanin vakit içinde okunmasiyle vakit disinda okunmasi arasinda fark yoktur. Ona Müslüman hükmü verilmesi fiilen müslüman oldugu içindir. Bundan dolayi Ibni Sihne sunlari söylemistir:

«Vakit içinde ezan okumakla müslüman olduguna hüküm verilir. Velev ki Peygamberimizin yalniz Arablara gönderildigine inanan Isevîlerden olsun Çünkü kâfiri Müslüman yapan seyler biri fiil digeri kavil olmak üzere iki kisimdir.

Isfehanli yahudi Îseviye mensup olanlar mânâsinadir..

Kavil: Iki sehâdeti getirmektir. Ulemamiz bu hususta tafsilât vermislerdir. Çünkü süphe yeridir. Isevî olup olmamasi ihtimali de vardir. Onun için söyle demislerdir: Iseviye ise iki sehâdetle birlikte mutlaka dininden ayrildigini bildirmesi lazimdir. Çünkü îsevî Peygamber (s.a.v.)´in yalniz Arablara Peygamber gönderildigine itikad eder. Ihtimal bu sözle onu kasdetmistir. îseviyeden baskasi öyle degildir. O dininden ayrildigini ´bildirmeye muhtaç degildir.

Fiile gelince: Ulemamizin sözleri bu hususta îsevi ile baskasi arasinda fark olmadigini gösteriyor. Nitekim bunu Imam Tarsusî de tahkik etmistir. «Ibni Vehbâ´nin anladigi bunun hilâfinadir.» Bundan sonra yine Ibni Sihne söyle demistir: «Vakit disinda ezan okuyana gelince: îsevî okursa Müslüman olmus sayilmaz. Zira ezan kavil cinsindendir. Binaenaleyh dininden ayrildigini mutlaka söylemesi lazimdir.»

Ben derim ki: Isevî olmayan birinin ezan okumasi dahi kendisini Müslüman yapmaz. Zira Ibni Sihne´nin bu sözden önce «Gâye» ve diger kitaplardan naklettigine göre bu kâfir vakit disinda ezan okursa bununla Müslüman olmaz. Çünkü müslümanlikla alay etmis olur. Bundan su neticeye varilir: Vakit içinde ezan okumak fiilen Müslüman olmaktir. Bu hususta bir kâfirle baska kâfir arasinda fark yoktur. Vakit disinda ezan okumak kavlen Müslüman olmaktir. Lâkin alay etmis olmak ihtimali bulundugundan bununla kâfir müslüman olmaz. Bununla birlikte okuyan Isevî ise sartinin bulunmamasi da ilâve edilir. Sart dininden ayrildigini bildirmesidir. Bu izahi ganimet bil! Simdi vakit içinde okudugu ezana devam sart midir yoksa bir defa okumasi yeter mi meselesi kalir ki onun hakkinda ileride söz edecegiz.

Secde âyetini dinledikten sonra tilâvet secdesi yapmakla kâfir Müslüman olur. «Bezzâziyye». Çünkü bu secde bizim seriatimizin hasaisindandir. Taâlâ Hazretleri kâfirlerin Kur´an okundugu zaman secde etmediklerini haber vermislerdir

Zekât vermekle Müslüman olmayi Tarsusi «Nazmü´l-Fevâid» adli eserinde «Develerin zekâtini verirse» diye kayitlamistir. Fakat Ibni Vehban kendisine söyle itiraz etmistir: «Bunun bir hususiyeti yoktur. «Hilye»de Kâfir oruç tutsa yahud hac etse veya zekât verse zâhir rivâyete göre Müslüman olduguna hüküm verilmez denilmistir». Ibni Sihne iie «Nehir» sahibi de bunu kabul etmislerdir. Bundan anlasilir ki Sârih´in söyledigi zahir rivâyete dahi muhaliftir.

Yalniz basina namaz kilmakla kâfir Müslüman olmaz. Çünkü bu bizim seriatimiza mahsus degildir. Bunu Ibni Sihne «Mültekâ»dan nakletmistir. «Zâhîre»de bildirildigine göre bu kavil Imam A´zam´indir. Ulemamizdan bazilari Imam A´zam´in kavlini ezan ve ikametsiz olarak yalniz kilarsa mânâsina hamletmislerdir. Bu takdirde bilittifak Müslüman olduguna hüküm edilmez. Imameyn´in kavlini ezan ve ikametle yalniz kilarsa mânâsina hamletmislerdir. Bu takdirde bilittifak Müslüman olduguna hükmedilir. Zira bu bizim seriatimiza mahsustur. Bu suretle meselede hilâf olmadigini göstermislerdir.

Ben derim ki: Lâkin bu birlestirme söz götürür. Çünkü Ibni Sihne´nin «Kâfi» sahibinden naklettigine göre ibâdetin en mükemmel surette yapilmasi mutlaka lâzimdir ki seriatimiza mahsus oldugu anlasilsin. Malûm oldugu vecihle yalniz kilmak noksanliktir. «Bahir»in Teyemmüm Babinda bildirildigine göre esas sudur: Kâfir bir ibâdet yaparsa bakilir. Bu ibadet diger dinlerde varsa onunla Müslüman olmaz. Yalniz basina namaz kilmak oruç tutmak kâmil olmayan hac yapmak ve sadaka vermek böyledir. Bizim seriatimiza mahsus olan bir ibâdet yaparsa yine bakilir. Teyemmüm gibi vasita ibadetlerden ise onunla Müslüman olmaz. Maksat olan ibadetlerden yahud cemaatle namaz kâmil hac mescidde ezan okumak ve Kur´an okumak gibi dinin siarlarindan ise onunla Müslüman olur. «Muhit» ve diger kitaplarda buna isaret edilmistir.

Ben derim ki: «Hâniye»de beyan olunduguna göre hac etmekle zâhir rivâyete göre Müslüman olduguna hüküm verilmez. Nitekim yukarida geçti. Sonra «Hâniye» sahibi söyle demistir: «Rivâyet olunmustur ki Müslümanlarin yaptigi sekilde hac ederse Müslüman olur. Telbiyeyi getirirde ibâdet yerlerine gitmez yahud ibâdet yerlerine gider de telbiye getirmezse Müslüman olmaz». Anlasiliyor ki bu rivâyet zâhir rivâyetten baskadir. «Vahbâniye» sâhibi onun zaif olduguna isaret etmistir. Asagidaki manzumenin mutlak ifadesi dahi buna isaret etmektedir. Bunun vechi su olsa gerektir: Hac baska seriatlarda mevcuttur. Hatta cahiliyet devri halki hac ederlerdi. Lâkin söyle denilebilir: Bu hususî sekildeki hac bizim seriatimizdan baskasinda yoktur. Binaenaleyh hac da kendisinde yukarida geçen dört sart bulunan namaz gibi olur. Zira kâmil sekilde namaz bizim seriatimiza mahsustur. Kâmil hac da öyledir. Aksi takdirde aralarinda ne fark olabilir? öyle anlasiliyor ki ikinci rivâyet zâhir rivâyetin tefsiri olarak kabul edilir de ondan murad kâmil olmayan hacdir denilirse iki rivâyet arasinda hiç bir ziddiyet yoktur. Teemmül et!

Seyh Kâsim´in «Fetevâ»sinda Ebu´l-Leys´in «Hulâsatü´n-Nevâzil» adli eserinden naklen «Kezâ bir kimse kâfiri Kur´an ögrenirken veya okurken görse bununla o kâfir Müslüman olmaz.» deniliyor.

Ben derim ki: Bu söz «Bahir»daki «Çünkü ulema kâfir Kur´an okumaktan men edilmez. Olur ki hidâyete erer.» ibâresinden daha açiktir. Anla!
__________________
"Güven" Çok İnce Bir Çizgidir.

Onu Kalınlaştırarak Kırılmasını Engelleyen Tek Şey
"İki Taraflı" Olmasıdır.


Dikkat !!! Kopyala Yapıştır Özelliğini Sadece Üyelerimiz Kullanabilir. Üyelik Ücretsizdir.. Ayrıca Üyelerimiz Forumdan Tamamen Reklamsız ve çok daha hızlı şekilde yararlanabilir.
KARAHAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 01-Ocak-2010, 04:26   #282 (permalink)
Kullanıcı Profili
Kurmay Başkan
 
KARAHAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik tarihi: Nisan-2009
Bulunduğu yer: Uçurumun Kenarindan
Üye No : 177
Mesajlar: 3.146
Konuları: 1388
İstatistikleri Seviye: 43 [â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�]
Aktiflik: 213 / 1069
Güç: 1048 / 16966
Deneyim: 79%
İtibar Puanları
İtibar Puanı : 119637
İtibar Derecesi : KARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond repute
Teşekkürleri
Teşekkür Etmiş : 775
Teşekkür Almış : 1.041
Tuttuğu Takım

Standart Cevap: Büyük Hanefi Fikhi

METIN

Bunlari «Nehir» sahibi nazma çekerek söyle demistir: «Kâfir vakit içinde imama uyarak ve namazini tamamlayarak kilarsa Müslüman olur. Namazini bozarsa Müslüman olmaz. Keza asikâr olarak ezan okur yahud kirda gezen hayvanlarinin zekâtini verirse secde etmesi gibi temizlenir. Müslüman olur. Yalniz basina namaz kilmakla Müslüman olmadigi gibi zekât oruç ve hac ile dahi Müslüman olmayacagini ilâve et!».

IZAH

«Nehir» sahibi bunlari Kaza Namazlari Babindan az önce söylemistir. Sonra benim «Nehir»de gördügüm bu beytten baskadir. Orada «Asikâr olarak ezan okur; yahud kirda gezen hayvanlarinin zekâtini verirse» beytinin yerine «Yahud onun içinde geleni ilân ederek ezan okur; veya küllünü dinleyerek secde ederse...» denilmistir. (Bu beyitteki «küllünü» tâbirlerinden birincisi ile vakit ikinci «küllünü» ile ALLAH´tan gelen Kur´an kast edilmistir). Bu beyt daha güzeldir. Çünkü ezanin vakit içinde okunmasini sart kosuyor. «Onun içinde» ifâdesindeki «o» zamiri vakte aittir. Secdeden muradin tilâvet secdesi oldugu açiklaniyor: zekât meselesi bahis mevzuu edilmiyor. Zira biliyorsun ki bu mesele zâhir rivâyete aykiridir. Tarsusî onu zikrettigi için «Nehir» sahibi kendisine itiraz etmis ve «Bu meseleyi ondan baska kimsenin andigini görmedim.» Bilâkis «Hâniye»de «Zâhir rivâyete göre zekât vermekle Müslüman olduguna hüküm verilmez.» «ibâresi vardir.» demistir.

«Ilan ederek» sözünden murad Müslüman olduguna sahidligi kabul edilecek kimselerin isitmesidir. Minarede yahud yüksek bir yerde okuyup da birçok kimselerin isitmesi degildir. Onun için ezani seferde bile okusa sahih olur. Nitekim «Bezzâziyye»nin siyerinde söyle denilmistir. «Seferde olsun evinde yerinde olsun zimmînin ezan okuyup müezzinlik yaptigina sahidlik ederlerse Müslüman olur. Onu mescidde müezzinlik yaparken isittik derlerse Müslüman sayilmaz. O müezzindir demeleri gerekir. Çünkü bu onun âdeti olur ve bununla Müslüman olmus sayilir. Bu sözü «Vehbâniye» sârihi Imam Muhammed´e nisbet etmistir. Sonra bunun zâhirinden anlasilan mânâ müezzinligin mutlaka o kimsenin âdeti olmasidir. Lâkin «Bahir» sahibi Ezan bahsinde. «Bunun Hiristiyanlar hakkinda olmasi gerekir. Baskalarinin bizzat ezani okumakla Müslüman olmasi icap eder.» diyor.

Ben derim ki: Ama biliyorsun fiil ile Müslüman olmakta bir kâfirle digeri arasinda fark yoktur. Ibni Vehbân´in anladigi buna aykiridir. Su halde ya vakit içinde ezan okumanin Müslümanligi kabul mânâsina gelmesi için onun sözünün kayit sayilmasi yahud bunun yalniz Imam Muhammed´den bir rivâyet oldugunu kabul etmek lazim gelir. Teemmül et ve arastir!

«Secde etmesi gibidir.» ifâdesinden murad tilavet secdesidir. H. Sârih´in «Zekâtla dahi Müslüman olmayacagini ilâve et» sözünden maksatlari kirda gezen hayvanlardan baska mallarin zekâtidir. «Nehir»den bizim naklettigimiz beyte göre ise maksût bütün nevileriyle zekâttir. Nitekim «Hâniye»nin zâhir rivâyeden mutlak olarak rivâyet etmesi de bunu gerektirir.

METIN

Namaz sirf bedeni bir ibâdettir. Onda asla niyabet (bedel) yoktur. Yani onda hacda sahih oldugu gibi bedenle niyâbet ve oruçda pîr-i fâniye fidye ile sahih oldugu gibi mal ile niyâbet sahih olmaz. Çünkü fidye ancak seriat sahibinin izniyle câiz olur. Burada böyle bir izin yoktur.

N A M A Z I N sebebi: Pes pese gelen nimetler sonra hitab sonra vakittir. Yani edâ ilk cüz´ü bitisirse namazin sebebi vaktin ilk cüz´ü bitismezse edanin bitistigi herhangi bir cüz´üdür. Edâ hiçbir cüz´e yetismezse sebep vaktin son cüz´üdür. Velev ki vakit nâkis olsun. Hatta vaktin sonunda ayilan deli ile baygina temizlenen hayizli ile nifasliya bâlig olan sabiye ve Müslüman olan mürtede o namaz farz olur. Velev ki sabi ile mürted vaktin basinda o namazi kilmis olsunlar.

IZAH

Namaz sirf bedenî bir ibâdettir. Zekât bunun hilâfina olarak sirf malî hac ise mürekkep yani hem bedenî hem malîdir. Çünkü onda bedenle amel ve mal sarfi vardir. Namazda niyâbet yoktur. (birinin yerine baskasi namaz kilamaz). Çünkü bedenî ibâdetten maksad bedeni yormak kötülügü emir eden nefsi kahr etmektir. Bu baskasinin yapmasiyla olmaz. Mali ibâdet böyle degildir. Onda mutlak sûrette niyâbet geçerlidir. Yani ihtiyarî halde olsun iztirarî ve mecburî halde olsun câizdir. Zira nâibin yapmasiyle zekâttan maksat olan fakiri kayirma ve mali azaltma fiili hâsil olmaktadir. Hacda da mesakkat mânâsina bakarak âciz halinde mali azaltmak suretiyle niyâbet câizdir. Bedeni yormaya bakarak ihtiyarî halde câiz degildir. Nitekim Baskasi Nâmina Hac Babinda izah edilmistir.

Malûmun olsun ki oruçta seyh-i fanînin (çok ihtiyar kimsenin) fidye vermesinin sahih olabilmesi için aczin ölünceye kadar devam etmesi sarttir. Ölmeden kazaya imkân bulursa kaza etmesi lâzim gelir. Nitekim Oruç Bahsinde gelecektir. H.

«Çünkü fidye ancak seriat sahibinin izniyle caizdir.» cümlesi namazda mali ile niyâbet geçmedigini ta´lildir. Bu sözde namazla oruç arasinda fark bulunduguna isâret vardir. Zira ikisi de sirf bedeni birer ibadettir. Ama oruçta çok ihtiyar kimsenin fidye vermesi sahih namazda sahih degildir. Farkin vechi sudur: Oruçta fidyeyi biz kiyasa muhalif oldugu halde âyetin nassina tâbi olarak isbat ettik. Onun için usul-û fikih ulemasi buna «akil ermeyen misl ile kaza» demislerdir. Çünkü akla yatan kaza bir seyi kendi misli ile ödemektir. Bunu namazda isbat edemedik. Zira nass yoktur. Eger «Namazi kazadan âciz kalan bir kimse fidye ile ödenmesini vasiyet ederse siz de fidye vermenin vacip oldugunu söylüyorsunuz. iste nass olmadigi halde mal ile niyâbeti kabul ediyorsunuz demektir. Bu oruca kiyasla olamaz. Çünkü kiyasa muhalif bir seye baskasi kiyas edilemez» dersen ben söyle cevap veririm: Orucda fidyenin sabit olmasi iki ihtimalden hâli degildir. Ya aczle illetlendirilmis; ya illetlendirilmemistir. Illetlendirilmisse namazi ona kiyas etmek sahihtir. Çünkü illet her ikisinde mevcuttur. Illetlendirilmemisse kiyas dogru degildir. Illet hakkinda süphe hâsil olunca bizde ihtiyaten «Namazda fidye vaciptir. Ancak bu fidye namazi ödemezse en azindan bir hayir olur ve bir kötülügü siler.» demisizdir.

Binaenaleyh vacibtir demek daha ihtiyatlidir. Onun için Imam Muhammed «Ona yeter insallah» demistir. Bunu kiyas yolu ile söylemis olsa insallah deyip Allah´in dilemesine havale etmezdi. Nitekim kiyasla sabit olan hükümlerde usûl budur. Bu söylediklerim Sârih´in «Menâr» serhi üzerine yazdigim derkenarda anlattiklarimin hulâsasidir.

Namazin hakiki sebebi: Kula pesi pesine verilen nimetlerdir. Çünkü nimeti verene tesekkür etmek hem ser´an hem aklen vacibtir. Nimetlerin verilmesi vakit içinde oldugundan vakit Allah tarafindan ve onun emriyle sebep yapilmistir.

Taâlâ hazretleri «Namazi günesin zeval vaktinde kil!» buyurarak vakti. namazin vücubuna sebep anlasilmaktadir.

Vaktin sonunda Müslüman olan mürted hakkinda dahi tahrime sigacak kadar zaman bulunmasi lâzimdir. Aslî kâfirin hükmü de mürted gibidir. Sârih´in hassaten mürtedi zikretmesi «Velev ki vaktin basinda o namazi kilmis olsunlar.» diyebilmek içindir. Mürted hakkinda bu namazin sureti söyledir: Vaktin evvelinde Müslümandir. Farzi kilar; sonra mürted olur. (Dinden döner) daha sonra vaktin sonunda tekrar Müslüman olur. H.

Mürtedle sabînin o halleriyle vaktin evvelinde kildiklari namaz kendilerinden farzi iskat etmez. Zira sabinin kildigi namaz nâfile olur. Mürtedin namazi ise dininden dönmekle hükümsüz kalir. H.

«Bahir» nam kitapta «Hulâsa»dan naklen söyle denilmektedir: «Bir çocuk yatsi namazini kilar da sonra ihtilâm olur ve sabah namazina kadar uyanamazsa yatsiyi tekrar kilmasi icap eder. Muhtar olan kavil budur. Sabah namazindan önce uyanirsa yatsiyi bilittifak kaza eder. Bu bir vakiadir. Imam Muhammed bunu Ebu Hanîfe´ye sormus; o da söyledigimiz sekilde cevap vermistir».

METIN

Vakit çiktiktan sonra sebep bütün vakte izâfe olunur. Tâ ki vacip kemal sifatiyle sâbit olsun. Asil olan zaten budur. Ve deli ile sairlerine namazlarini kâmil vakitte kaza etmeleri lâzim gelir. Sahih olan kavil budur. Sabah namazinin vakti tan yerinin basindan baslayarak günesin dogmasindan az önceye kadardir. Tan yeri ufukta yayilan beyazliktir. Uzunluguna görünen beyazlik degildir. Musannif´in evvelâ sabah namazinin vaktini bildirmesi basinda ve sonunda hilâf olmadigi içindir. Sabah namazini ilk kilan Adem Aleyhisselâm´dir. Bes vakit namazdan ilk farz oton da sabah namazidir. Imam Muhammed ögle namazini basa almistir. Çünkü ögle namazi ilk ortaya çikan ve ilk beyan edilen namazdir. Vücup edanin keyfiyeti bilmeye bagli oldugu asikârdir. Bundan dolayidir ki Peygamberimiz (s.a.v.) Esrâ gecesinin sabahinda sabah namazini kaza etmemistir. Sonra acaba peygamber gönderilmezden evvel bir peygamberin seriatiyle ibâdet eder mi idi? Bize göre muhtar kavil etmedigidir. O sahih kesifle Ibrahim aleyhisselâmin ve diger peygamberlerin seriatlarindan kendine zahir olan hükümle amel ederdi. Hirâ daginda ibâdet ettigi dogrudur. «Bahir».

IZAH

Namaz kilmadan vakit çikarsa kazasina sebep bütün vakit olur. Çünkü sebebi bütün vakte izâfe etmez de vaktin son cüz´ü alettayin sebeptir dersen ikindide oldugu gibi bazi suretler de farzin noksan sifatiyle sabit olmasi lâzim gelir.

«Asil olan zaten budur.» cümlesinden murad asil olan farzin kemal sifatiyle sübutudur ki o da sebebin bütün vakit olmasina ibtina eder demektir. T.

sârih´in. «Sahih olan budur.» dedigi kavlin mukabili sudur: Bazilari «Deli ve benzeri nâkis vakitte ayilir; kadin nâkis vakitte hayizdan temizlenir. mürted nâkis vakitte Müslüman olursa onlar hakkinda bu nâkis vakit sebep olur. Çünkü sebebi bütün vakte izâfe etmek imkânsizdir. Bütün vakitte bunlar da ehliyet yoktu. Binaenaleyh böylelerin namazlarini baska bir nâkis vakitte kaza etmeleri câizdir. Onlarin namazlari nâkis olarak farz olmustur. Nâkis olarak da kaza edilebilir.» demislerse de sahih kavle göre bu câiz degildir. Çünkü haddi zatinda vakitte bir noksanlik yoktur. Noksanlik o vakitte edâ etmekten dogar. Zira günese tapanlara benzer. Nitekim «Tahrir» sahibi bunu tahkik etmistir. Tamami ileride gelecektir.

Sabah namazini ilk defa Adem aleyhisselâm cennetten çiktiktan sonra kilmistir. Yeryüzüne inince gece olmus; Hazreti Adem daha önce böyle bir sey görmedigi için korkmus. Sabah aydinlaninca Allah´a sükür için iki rekât namaz kilmis. Musannif buna ehemmiyet vererek ise sabah namazindan baslamistir.

Rahmetî «Zâhire göre ilk farz kilinan namaz yatsidir. Çünkü farz olmak vaktin sonu ile tahakkuk eder. Halbuki Esrâ hadisesi geceleyin olmustu.» diyor.

Ögle namazinin ilk ortaya çikan ve ilk beyan edilen namaz olmasi Cebrail aleyhisselam ertesi gün ögle namazinda gelerek Peygamber (s.a.v.)e imam oldugu içindir. Sabah namazinda imam olmasi baska bir günde idi. Bu meselede iki rivayet vardir. Bunlarin daha meshur olanina göre imam olmaya ögle namazinda baslamistir. Nitekim «Ebu´s-Suûd»da da böyledir.

«Vücup edânin keyfiyeti bilmeye bagli oldugu âsikardir». Yani edânin farz olmasi onu nasil yapacagini bilmeye baglidir. Bu cümle mukadder bir sualin cevabidir.

Sual sudur:

Sabah namazi bes vaktin içinde ilk farz kilinan namaz ise Peygamber (s.a.v.) Esrâ gecesi kendisine farz kilinan bu namazi ertesi sabah neden terk etti?

Cevap: Bu namaz farz da olsa nasil edâ edecegini bilmeden kilmasi farz degildir. Çünkü mücmel bir söz beyan edilmeden önce derhal onun hak olduguna itikad etmesi hususunda imtihan mânâsi ifâde eder. O sözle amel mânâ beyan edildikten sonra farz olur. Nitekim bunu usul-i fikih ulemasi izah etmislerdir. Binaenaleyh farz olmakla hemen edâsi lâzim gelmez. Bunun benzeri özürlü kimsenin orucudur. Özürlüye oruç farzdir; fakat edâsi farz degildir. Bazilari bu suale «Peygamber (s.a.v.) uyuyordu. Uyuyan kimseye farz olan bir sey yoktur.» diye cevap vermislerse de «Nehir» sahibi «Bu cevap reddedilmistir. Çünkü uyku gibi bir seyle özürlü bulunan kimseye kaza lâzim geldigine icmâ´ vardir.» demistir.

FER´i BIR MESELE: Uyuyan kimsenin vaktin evvelinde uyanmasi icap etmez. Vakit daralinca uyanmasi vacibtir. Bunu «Esbah» serhinde Bîrî «Bedâyî»den o da usul kitaplarindan nakletmistir. Bîrî «Biz bunu furû kitaplarinda görmedik. Bunu ganimet bil!» demistir.

Ben derim ki: Bu ifâde söz götürür. Çünkü ulema uyuyan kimseye edâ varz olmadigini ittifakla açiklamislardir. Su halde uyanmasi nasil farz olabilir? Müslim «Mola» kissasinda Ebu Katâde´den su hadîsi rivâyet etmistir: «Peygamber (s.a.v.) uykuda tefrit yoktur. Tefrit ancak namazi digerinin vakti girinceye kadar geciktirmendir buyurdular».

Kitabimizin asil nüshasinda uyanmak yerine «uyandirmak» denilmistir. (Yani uyanmasi icap etmez degil uyandirmak icap etmek ilh... seklindedir.) Yeminler Bahsinde görecegiz ki bir kimse hiçbir namazi vaktinden geçirmeyecegine yemin eder de uyur ve sonra kaza ederse yemininin bozulmadigi söylenmistir. Bunu Bâkânî begenmistir. Lâkin «Bezzâziyye»de söyle deniliyor: «Sahih olan sudur: Bu adam vakit girmeden uyumus da vakit çiktiktan sonra uyanmissa yemini bozulmaz. Vakit girdikten sonra uyumussa bozulur». Bu ibâre o kimsenin vakit girmeden uyumakla namazi geciktirmemis olmasini iktiza eder. Buna göre günahkâr olmaz. Günahkâr olmayinca uyanmasi da vacip degildir. Çünkü vacip olsa namazi geciktirmis sayilir ve günahkâr olurdu. Vakit girdikten sonra uyumasi böyle degildir. Bîri´nin söylediklerini buna hamletmek mümkündür.

Hanefîlerce muhtar olan kavle göre Peygamber (s.a.v.) peygamber olarak gönderilmezden önce hiçbir peygamberin seriatiyle amel etmemistir.

Ekmelî´nin «Tahrir»inde bu söz ulemamizin muhakkiklerine nisbet edilmistir. Ekmelî söyle diyor: «Çünkü Rasulullah (s.a.v.) peygamber olmazdan evvel nübüvvet makaminda olup hiç bir peygamberin ümmetinden degildi...» Bu sözü «Nehir» sahibi dahi cumhur-u ulemaya nisbet etmistir. Muhakkik Ibni Hümâm «Tahrir» nâmindaki eserinde Peygamberimizin seriat oldugu sabit seylerle ibâdet ettigini söylemis. yani hassaten bir seriati iltizam etmis degildi. Kendisi de onlarin kavminden degildi demek istemistir. Meselenin tamamini Taharet Bahsinin baslarinda anlatmistik.

HIRÂ: Mekke´ye üç mil mesafede bulunan bir dagdir. «Mevahib-i. Ledüniyye» de söyle deniliyor: «Ibni Ishak ve baskalarinin rivâyetine göre Peygamber (s.a.v.) her sene Hira dagina çikar; bir ay orada ibadet ederdi. Bence bu ibâdet insanlardan uzaklasma sirf ALLAH´a yönelme ve tefekkür nevilere sâmildi. Bazen ulemadan rivâyet olunduguna göre ise Hirâda onun ibâdeti tefekkürden ibâretti». Kisaltarak alinmistir.

Tanyeri ufukta yayilan beyazliktir. Buna delil Müslim ile Tirmizî´nin rivâyet ettikleri ve lâfzi Tirmizi´ye ait olan su hadîstir: «Sakin Bilâl´in ezani ve uzunluguna görünen fecir sizi sahur yemeginden men etmesin. Lâkin ufukta yayilan fecir manidir». Su halde muteber olan fecr-i sâdiktir. Fecr sâdik: Ufukta yayilan yani ziyasi gökyüzüne dagilan fecrdir. Fecr-i kâzib muteber degildir. Fecri kâzib gökyüzünde kurd kuyrugu gibi uzayan fecirdir. Ondan sonra yine karanlik basar.

FAIDE: Allâme seyh Halil el-Kâmilî Dagistânî Ali Efendi´nin «Usturlap» risâlesi üzerine yazdigi derkenarda iki fecir ve kezâ iki safak arasinda sadece üç derece fark oldugunu söylemistir.

Iki safaktan murad kizillik ile beyazliktir.

METIN

Öglenin vakti günesin zevalinden yani gökyüzünün ortasindan batiya meylettigi zamanda gölgenin iki misli oldugu ana kadardir. Imam A´zam´dan bir rivâyete göre´ bir misli oluncaya kadardir ki Imameyn ile Züfer´in ve eimme-i selâsenin kavilleri de budur. Imam Tahavî «Biz bununla amel ederiz.» demistir. Gurerü´l-Ezkâr da «Amel edilen kavil budur.» denilmis; «Burhan» sahibi dahi «En makbul kavil budur. Çünkü Cibril beyan etmistir. Bu babta nass odur.» demistir. «Feyz» nam kitapta «Bugün bununla amel olunmaktadir. Ve bununla fetva verilir.» deniliyor.

Zeval anindaki gölge bunda dahil degildir. Bundan murad esyanin zevâlden az önceki gölgeleridir. Bu gölge zaman ve mekâna göre degisir. Bir kimse yere dikecek bir sey bulamazsa kendi boyu ile ölçer. Bir boy kendi ayagi ile alti buçuk ayaktir. Ayak bas parmaginin ucundan baslayarak ölçülür.

IZAH

Öglenin vakti günesin zevalinden gölgenin iki misli oldugu ana kadardir. Imam A´zam´dan gelen zahir rivâyet budur. «Bedâyi» «Muhit» ve «Yenâbî» sahipleri «Sâhih olan budur.» demislerdir. «Giyaniye»de «Muhtar olan budur». Imam Mahbûbî de bu kavli tercih etmistir. Kâsim´in «sahihtir» sözünü Nesefî ile Sadri´s-Seria buna yormuslardir. Metin sahipleri ve sârihler bunu tercih ve kabul etmislerdir. Tahâvî´nin «Biz. Imameyn´in kavli ile amel ederiz.» sözü mezhebin bu olduguna delâlet etmez. «Feyz» sahibinin «Ikindi ile yatsida Imameyn´in kavli ile fetva verilir.» sözü yalniz yatsida kabul edilir. Ve itirazdan hâli degildir. Meselenin tamami «Bahir»dadir. Imam A´zam´dan bir rivayete göre de esyanin gölgesi bir misli olunca öglenin vakti çikar; fakat iki misli olmadikça ikindinin vakti girmez. Bunu Zeyleî ve baskalari söylemislerdir. Su halde bir misli ile iki misli arasinda muhmel vakit var demektir. «Burhan» sahibinin «Bu babta nass odur.» Yani Cibril´in beyanidir sözüne karsi söyle denilir: Deliller müsavidir. Imam A´zam´in delilinin zaif oldugu meydana çikmis degildir. Bilakis onun delilleri de kuvvetlidir. Nitekim mufassal kitaplara ve «Münye» serhine müracaat edilirse anlasilir. Her «Bahir» da söyle denilmistir:

«Imam A´zam´in kavlinden Imameyn´in yahud onlardan birinin kavline geçilemez. Ancak delilinin zaifligi yahud «Muzaraa»da oldugu gibi teamülün onun aksine olmasi hallerinde zaruretten dolayi geçilebilir. Velev ki ulema fetvânin Imameyn kavline göre oldugunu açiklasinlar. Nitekim burada da öyledir». «Bugün bununla amel olunmaktadir.» ifadesiyle birçok memleketlerde denilmek istenmistir. En iyisi «Sirâc»in Seyhu´l -Islâm´dan naklettigi su sözdür: «Ihtiyat ögleyi gölge bir misli oluncaya kadar geciktirmemek ikindiyi de iki misli olmadan kilmamaktir. Tâ ki bu iki namazi bilittifak vakitlerinde edâ etmis olsun. Düsün!

Ikindiyi gölgenin iki misli oldugu zamana geciktirmekten cemaate yetisememek lâzim gelirse geciktirmek mi evlâ olur geciktirmemek mi? Zâhire göre geciktirmek evlâdir. Hatta Imam A´zam´in kavlini tercih gerektigine inanan kimse için bu lâzimdir. Teemmül et!

Bilâhare «Münye» serhinin sonunda bazi fetva kitaplarindan naklen söyle denildigini gördüm: «Bir kimse mahallesinin imami ise yatsiyi beyaz safak kayip olmadan kilar. Efdal olan yalniz basina kilarsa onu beyazliktan sonra kilmaktir.»

Zeval anindaki gölge uzunluk kisalmak veya tamamen bulunmamak hususlarinda zaman ve mekâna göre degisir. Nitekim bunu Halebî izah etmistir.

Sârih «Yere dikecek bir sey bulamazsa» sözüyle dikecek degnek bulundugu takdirde zevalden önce onu yere dikmesi gerektigine isâret etmistir. Degnegi diktiginde gölgenin ona dogru dönmesini bekler. Gölge artmaya baslayinca artmazdan önceki miktarini beller. Iste zevâl gölgesi budur. H.

Imam Muhammed´den bir rivâyete göre kibleye karsi ayakta durur. Günes sol kasinin üzerinde ise henüz zeval yoktur. Sag kasinin üzerine gelince zeval olmustur. «Miftah» sahibi bu kavli «Izah» nam kitaba nisbet ederek söyle demistir: «Bu kavil ile amel «Mebsut»tan naklettigimiz degnek dikmek isinden daha kolaydir». «Ismail».

Gölgeyi kendi boyu ile ölçmek söyle olur: Düz bir yerde basi açik ve yalin ayak günese yahud kendi gölgesine karsi ayakta durur; ve yukarida geçtigi sekilde zeval gölgesini tesbit eder. Vaktin sonunda tekrar ayakta durarak oradakilerden birine gölgesinin bittigi yere bir nisan dikmesini söyler. Gölgenin uzunlugu zeval gölgesinden ayri olarak bu yönün iki veya bir misli olmussa öglenin vakti çikmis; ikindinin vakti girmistir. Nisan dikilmezse onun yerine kendi ayagi ile alti buçuk ayak yer ölçer. Yedi ayak yer ölçer diyenler de vardir.

«Ayak bas parmaginin ucundan baslayarak ölçülür.» sözü ile Sârih iki kavlin arasi bulunduguna isaret etmistir. Çünkü ulemadan bazilari «Her insanin boyu kendi ayagi ile alti buçuk ayak uzunlugundadir.» demislerdir. Tahtavî umumiyetle ulemanin yedi ayak dediklerini söylemistir. Zâhidî «Bunlarin orasini bulmak mümkündür. Yedi ayak bacak tarafindan alti bucuk ayak ise bas parmagin ucundan baslanarak ölçülür. Taâlâ da buna isaret etmistir.» diyor. «Hilye».

Ben derim ki: Bunun izahi söyledir: Ayakta duran bir kimse sol ayaginin üzerine basar. Sonra sag ayagini ileri atarak onun topugunu sol ayaginin bas parmaginin ucuna koyar. Sonra ayni sekilde sol ayagini ileri atar ve alti defa tekrarlar. Eger bacak tarafindan yani ilk defa üzerine bastigi sol ayaginin ökçe tarafindan saymaya baslarsa yedi ayak olur. Basparmaginin ucundan baslarsa altibuçuk ayak olur. Vechi sudur: Maksat boyun uzunlugunu ölçmektir. Buna yüz tarafindan baslanirsa baslangiç noktasi ayagin yarisi basin arkasindan baslanirsa baslangiç noktasi ökçenin kenari olur. Birinci sekli itibara alan kimse üzerinde durdugu ayagin yarisini ikinciyi itibara alan mezkûr ayagin tamamini gözönüne alir. Bu ayak yedi olarak takdir edilmistir. Hangisini itibara alirsa alsin maksat birdir. Bizim bu söylediklerimiz «Mikât» kitaplarindan birinde gördüklerime uygundur. Gördüklerimin hulâsasi sudur:

O kimse üzerinde durdugu ayagin bütününü hesap ederse yedi ayak; yarisini hesap ederse alti buçuk ayak olur. Anla!
__________________
"Güven" Çok İnce Bir Çizgidir.

Onu Kalınlaştırarak Kırılmasını Engelleyen Tek Şey
"İki Taraflı" Olmasıdır.


Dikkat !!! Kopyala Yapıştır Özelliğini Sadece Üyelerimiz Kullanabilir. Üyelik Ücretsizdir.. Ayrıca Üyelerimiz Forumdan Tamamen Reklamsız ve çok daha hızlı şekilde yararlanabilir.
KARAHAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 01-Ocak-2010, 04:26   #283 (permalink)
Kullanıcı Profili
Kurmay Başkan
 
KARAHAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik tarihi: Nisan-2009
Bulunduğu yer: Uçurumun Kenarindan
Üye No : 177
Mesajlar: 3.146
Konuları: 1388
İstatistikleri Seviye: 43 [â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�]
Aktiflik: 213 / 1069
Güç: 1048 / 16966
Deneyim: 79%
İtibar Puanları
İtibar Puanı : 119637
İtibar Derecesi : KARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond repute
Teşekkürleri
Teşekkür Etmiş : 775
Teşekkür Almış : 1.041
Tuttuğu Takım

Standart Cevap: Büyük Hanefi Fikhi

METIN

Ikindinin vakti gölgenin iki misli olmasindan günesin batmasina az kalincaya kadardir. Günes batar da sonra tekrar görünürse vakit avdet eder mi? Zâhire göre evet avdet eder. Mezhebimize göre orta namaz ikindidir. Aksam namazinin vakti günesin batmasindan safak kayip oluncaya kadardir. Imameyn´e göre safak kizilliktir. Eimme-i selâse´nin kavilleri de budur. Imam A´zam dahi bu kavle dönmüstür. Nitekim «Mecmâ» serhlerinde ve diger kitaplarda da böyle denilmistir.

Yatsi ile vitir namazinin vakti safakin kayip olmasindan sabaha kadardir. Lâkin vitir namazini yatsidan önce kilmak sahih olmaz. Meger ki unutarak kilmis ola. Zira tertip vacibtir. Imam A´zam´a göre yatsi ile vitirin ikiside farzdir.

IZAH

Sârih´in «Zâhire göre evet avdet eder.» sözü «Nehir» sahibinin yaptigi bir incelemedir ve söyle demistir: «Sâfiîlerin bildirdiklerine göre vakit geri döner. Çünkü Peygamber (s.a.v.) Hazret-i Ali´nin dizinde uyumus ve günes batmisti. Uyandiginda AIi ikindinin vaktini geçirdigini söyleyince Ya Rabbî! O senin ve Rasulünün taatinda idi. Günesi ona iade et! diye dua etmis. Bunun üzerine günes geriye dönerek Hazret-i Ali ikindiyi kilmisti. Vak´a Hayber´de geçmisti. Bu hadîsi Tahavî ve Kaadî lyâz sahihlemis; içlerinde Taberânî de bulunan bir cemaat onu güzel bir isnatla tahriç etmislerdir. Ibni Cevzî gibi onu uydurma sayanlar hata etmislerdir. Bizim kaidelerimiz bunu reddetmez».

Halebî diyor ki: «Bu is Allah´in dirilttigi ölüye benzer gibidir. Dirilen ölü vârislerinin eline geçen malindan kalani alir. Ve kendisine diri hükmü verilir. Acaba bu. kiyametin büyük alâmetlerinden biri olan günesin batidan dogmasina da sâmil midir? Bir düsün!

Tahtavî diyor ki: «Anlasildigina göre ona bu hüküm verilemez. Çünkü günes .battigi anda tekrar dogarsa bu hüküm ancak o zaman sabit olur. Nitekim hadîsteki vak´a da böyle olmustur. Günesin batidan dogmasi ise tamamen bir gece geçtikten sonra olacaktir».

Ben derim ki: Su da var: Seyh Ismail Nablusî «Nehir» sahibinin Sâfiilere uyarak yaptigi incelemeyi reddetmis ve sunlari söylemistir: «Safagin kaybolmasiyle ikindi namazi kazaya kalir. Günesin geriye dönmesi onu edâya çeviremez. Hadîste bildirilen Vak´a Hazret-i Ali´ye mahsustur. Nitekim Rasûlüllah (s.a.v.)´in o senin ve Rasulunün taatinda idi buyurmasi da*bunu ifâde eder».

Ben derim ki: Birinci kavli yani günes tekrar geri dönerse vakit de avdet eder diyenlerin sözüne göre günes geri dönmeden iftar edenlerin orucu bozulmak lâzim geldigi gibi vaktin dönmesini kabul edersek günesin geri dönmesiyle herkesin kildigi aksam namazinin da bâtil olmasi icap eder Allahü â´lem.

Üç imamimizdan nakledildigine göre orta namaz ikindidir. Tirmizî ve baskalari eshab-i kiramin umumu ile sair ulemadan ekseriyetin kavli bu oldugunu söylemislerdir. Ikindiye orta namaz denilmesi iki gündüz namazi ile iki gece namazinin ortasinda bulundugu içindir. Bu kavli sahih hadîslerle istidlâlin tamami «Hilye»nin bas tarafindadir. Halebî «Bu kavil «Vahbaniye» ve serhinde zikredilen yirmi üç kavilden biridir.» diyor.

Safak meselesinde Imam A´zam Imameyn´in kavline dönmüstür. Imameyn´in kavli Imam Azam´dan da rivâyet olunmustur. «Mecmâ» sahibi fetvânin bu rivâyete göre oldugunu açiklamis; fakat «Fetih»te bu söz reddedilerek «Buna ne rivayet müsaittir ne dirayet! ilh...» denilmistir.

«Fetih» sahibinin tilmîzi allâme Kâsim «Tashihü´l-Kudûrî»de «Imam A´zam´in döndügü sabit olmamistir; çünkü üç imamimizdan bu güne gelinceye kadar bütün ulema bu iki kavli rivayet edegelmislerdir. Eshâb-i kiramin umumu bunun hilâfiyle amel etmislerdir. Iddiasi rivayetin aksinedir.» diyor. «ihtiyar»da «safak beyazliktir deniliyor» ve bu kavil Hazret-i Ebu Bekir´le Muaz b. Cebel ve Aise (r.a.) hazeratinin mezhebi oldugu bildiriliyor.

Ben derim ki: Bunu Abdürrezzak Ebu Hureyre ve Ömer b. Abdül´-aziz´ den de rivâyet etmistir.

Beyhakî kizil safaki Ibni Ömer´den baska kimseden rivayet etmemistir. Tamami «Ihtiyar»dadir. Haberler ve eserler birbirine zid düsünce aksam namazinin vakti süphe ile çikmaz. Nitekim «Hidâye» ve diger kitaplarda da böyle denilmistir. Böylece Imam A´zam´in kavli esah oldugu sübût bulur...

«Bahir» sahibi de bu yoldan yürümüs ve bu kavli evvelce kendisinden naklettigimiz su sözüyle te´yit etmistir: «Imam A´zam´in kavlinden ya delilinin zayifligi yahud hilâfina teamül bulunmak gibi bir zaruretten baska hiç bir suretle vazgeçilemez. Lâkin bugün bilumum memleketlerde teâmül Imameyn´in kavline göredir». «Nehir» sahibi dahi «Nikâye» «Vikâye» «Dürer» «Islah» Durerü´l-Bihar» «Imdâd» «Mevahip» «Serh-i Burhan» ve diger kitaplarin sahiplerine uyarak onu te´yit etmistir. Bu zevat fetvanin Imam A´zam kavline göre oldugunu açiklamislardir. «Sirac»ta «Imameyn´ in kavli daha kolaylik Imam A´zam´in kavli ise daha ihtiyattir». deniliyor. Allahu ´lem.

T E N B I H: Az yukarida arzettik ki iki safak arasinda uç derecelik fark vardir. Nitekim iki fecir arasindaki fark da budur. Bellenmelidir.

Sârih´in «Lâkin vitir namazini yatsidan önce kilmak sahih olmaz.» sözü mukadder bir suale cevabtir. Sual sudur:

Vakit girdikten sonra vitiri evvel kilmak neden câiz olmasin? O da bu cevabi vermistir. Çünkü vitirin evvel kilinmasi vakit girmedi diye degil tertip lâzim oldugu için câiz degildir. Bu cevap Imam A´zam´in kavline göredir. Imameyn´in kavline göre vitir yatsiya tâbi oldugu için evvel kilinamaz. Bu hilâfin eseri surada kendini gösterir: Bir kimse unutarak vitiri yatsidan önce kilar da sonra onu abdestsiz kildigini hatirlarsa Imam A´zam´a göre tekrar kilmaz. Imameyn´e göre kilar. «Nehir» Sarih üçüncü iskat eden sekli söylememistir. O da kaza namazlarinin alti olmasidir. Arastirmalidir.

Imam A´zam´a göre yatsi ile vitirin ikisi de farzdir ancak yatsi kat´î farz vitir amelî farzdir. Bu cümle metindeki iki hükmün ta´lilidir. Birinci hüküm vitir ve yatsinin safakla sabah namazi arasinda kilinmasi ve bu vaktin her ikisi için vakit olmasi ikinci hüküm vitiri yatsidan evvel killarsa unutarak kildigi takdirde tertibin sâkit olmasi kasden kilarsa mevkuf bâtil olmasidir. Tafsilâti Kaza Namazlari Bahsinde gelecektir H.

METIN

Kutublarda oldugu gibi yatsi ile vitirin vakti bulunmayan yerlerde yasayan kimse bunlarin her ikisi ile mükelleftir. Meselâ Bulgar´da böyledir. Çünkü orada safak kayip olmadan fecir dogar. Bu kisin kirk gününde olur. Su halde yatsi ile vitir için vakit takdir eder. (Ayirir) ama vakit bulunmadigi için kazaya diye niyetlenmez. «Burhan-i Kebîr» sahibi bununla fetva vermistir. Kemâl bunu tercih etmis; Ibni Sihne de «EIgâz» adli eserinde ona tâbi olmus ve bu kavli sahih bulmustur. Musannif da mezhebin bu oldugunu zannetmistir.

IZAH

Bulgar: Simâlde Ruslarin karanlik ve pek soguk bir sehridir. «Çünkü orada safak kayip olmadan fecir dogar.» ifadesi orada yalniz yatsi ile vitirin vakti bulunmamasini iktiza eder. Halbuki öyle degildir. Orada sabah namazinin da vakti yoktur. Zira sabah namazinin vakti fecrin dogmasiyle baslar. Fecrin dogmasi ise daha evvel karanlik bulunmasini gerektirir. Halbuki safak mevcud oldukça karanlik yoktur. Bunu Halebî söylemistir.

Ben derim ki: Mezhep ulemasinin aralarinda hilâf yalniz yatsi ile vitrin farz olup olmamasi hususunda nakledilmistir. Bu surette hiç birinin sabah namazi kaza edilir dedigini görmedik. Onlarin ibârelerinde göze çarpan buna fecir adini vermeleridir. Çünkü onlara göre fecir yukarida geçen sahih hadîse muvafik olarak ufukta yayilan beyazligin ismidir. Ondan önce karanlik bulunmasi sart degildir. Su da var ki biz burada karanlik bulunmadigini teslim etmiyoruz. Sonra Tahtavî´nin de bunun gibi seyler söyledigini gördüm.

«Bu kisin kirk gününde olur.» ifâdesi yanlistir. Dogrusu «yazin kirk gününde olur.» seklindedir. Nitekim «Bakanî»de de böyle denilmistir. «Bahir» ve diger kitaplarin ibâreleri «Senenin en kisa gecelerindedir.» tarzindadir. Meselenin tamami «Hilye»dedir. Nehir sahibinin «Senenin en kisa günlerindedir.» demesi bir kalem hatasidir. Sârihi yaniltan da odur.

«Su halde yatsi ile vitir için vakit takdir eder.» ifadesi sirf metinden ibaret olan nüshalarda mevcud «Mineh»de mevcud degildir. Ondan önce «Feyz» sahibinden baskasinin bir ifâdeyi zikretmedigini görmedim. «Feyz» sahibi söyle demistir:

«Safak kayip olmadan fecir dogan bir yerde bulunurlarsa kendilerine yatsi namazi farz olmaz. Çünkü sebep yoktur. Bazilari farz olur ve vakti takdir eder demislerdir». Simdi söz takdirin mânâsindadir.

«Feyz»in ibâresinden öyle anlasiliyor ki murad yatsinin kazasi vücubuna sebep olan vakit mevcud takdir edilmekle olur demektir. Nitekim asagida gelecegi vecihle deccalin günlerinde de vaktin mevcudiyeti takdir edilecektir. Çünkü sebepsiz farz olmaz. Su halde «vakit takdir edilir.» demesi birinci kavildeki «sebep bulunmadigi için» ifâdesine cevap olur. Hulâsasi sudur:

Biz hakikî sebebin bulunmasi lüzumunu kabul etmiyoruz. Sebebin takdiri kâfidir. Nitekim deccalin günlerinde de takdir edilecektir. Buradaki takdirden murad Sâfiilerin söyledigi de olabilir. Onlara göre kutublarda yasayanlarin hakkinda yatsinin vakti bulunduklari yere en yakin memlekette safak kayip olacak kadar takdir edilir. Birinci mânâ daha açiktir. Nitekim «Fetih» sahibinin asagidaki sözlerinden de anlayacaksin. O bu meseleyi deccal günleri meselesine ilhak etmistir. Bir de bu mesele hakkinda ulemamizdan üç zat arasinda ihtilâf nakletmislerdir. Bunlar Bakâli Hulvanî ve Burhan-i Kebîr´dir. Bakâlî farz olmadigina fetva vermistir. Hulvanî vaktiyle kaza lâzim geldigine fetva verirmis sonra Bakâlî´ye birini göndererek bes namazdan birini icra etmeyen kâfir olur mu? diye sormus. Bakâlî soran zata elleri ayaklari kesik olan bir kimse için abdestin farzlari kaçtir? demis. Üçtür; çünkü digerlerine mahal yoktur; cevabini verince Bakâlî «Iste namaz da öyledir» demis. Hulvânî bu sözü duyunca begenmis ve Bakâlî´nin sözüne dönerek kaza lâzim degildir demekle baslamis. Burhan-i Kebîr´e gelince: O farz olduguna kâildir. Lâkin Zahiriyye ve diger kitaplarda sahih kavle kazaya niyet edilmeyecegi bildirilmistir. Zira edânin vakti yoktur. Zeyleî buna itiraz ederek sunlari söylemistir: «Sebep bulunmadan farz olmak düsünülemez. Bir de o kimse kazaya niyet etmezse bizzarure edâ olur. Edâ ise vaktin farzidir. Buna hiçbir kimse kail olmamistir. Çünkü fecir dogduktan sonra yatsinin vakti bilittifak kalmaz». Su da var ki kutup memleketlerinin bazilarinda günes batar batmaz fecir dogar. Nitekim «Zeyleî» ve diger kitaplarda beyan edilmistir. Binaenaleyh fecirden önce edâya elverisli bir vakit yoktur. Bunu ögrendikten sonra anlarsin ki. farzdir diyenler kaza suretiyle farz oldugunu söylemislerdir. Eda suretiyle farzdir dememislerdir.

Yasadiklari yere en yakin olanina itibar edilse kendilerine yatsi için itibar ettigimiz vaktin hakikat olmasi bu vakitte kilinan yatsinin edâ sayilmasi lâzim gelir. Halbuki ulemamizdan vücûba kâil olanlar bunun kaza olacagini açiklamislardir. Edânin vakti yoktur. Kezâ orada yasayanlarin fecrini kendilerine en yakin yerde safak kayip olacak kadar farzedersek onlar hakkinda yatsi ve sabah namazlarinin vakitlerinin birlesmesi yahud vakit yalniz yatsinindir dersek fecir dogmakla sabah namazinin girmemesi ve yatsinin gündüz namazi olmasi vaktinin ancak fecir dogduktan sonra girmesi lâzim gelir. Bu sabah namazinin vaktinin ancak onlarin günesi dogduktan sonra girmesine de müeddî olur. Bunlarin hiçbirini akil kabul etmez. Binaenaleyh aksini isbat edecek bir naklî delil bulunmadikça takdirin mânâsi hususunda bizim söylediklerimiz aynen kabul edilir. Sâfiîlerin mezhebi bizim mezhebimiz aleyhine hüküm veremez´. Sonra «Hilye»de gördüm ki Sâfiîlerin kavlini zikretmis ve ona itirazda bulunarak «Deccal hadîsinin zâhiri hassatan o belde hakkinda takdir yapilacagini ifâde ediyor. Çünkü vakit birçok memleketlere göre degisir.» demistir. Bu da bizim söylediklerimizi te´yit eder. Hamd Allah´a mahsustur. Anla!

Sârih´in «kazaya diye niyetlenmez.» sözüne «Zeyleî»nin itiraz ettigini az yukarida gördük. Binaenaleyh «Burhân-i Kebîr´in sözünü kaza vacibtir mânâsina hamletmek tayin eder. Nitekim Hulvanî de buna kâildi. Söyle de denilebilir: Edâ ve kazâ olmasina mâni yoktur. Zaten ulemadan bazilari. «Vaktin bir kisminda kilinan eda bir kismindaki kaza olur.» demislerdir. Lâkin «Muhit» ve diger kitaplarda bildirildigine göre namazin bir kismi vaktin içinde. bir kismi disinda kilinirsa vakit içindeki edâ disindakine kaza denilir. Bu her cüz´ün yapildigi zamana göre olur. Anla!

METIN

Bazilari kutuplarda yasayanlarin yatsi ve vitirle mükellef olmadiklarini söylemislerdir. Çünkü sebepleri yoktur. «Kenz». «Dürer» ve «Mültekâ sahipleri buna cezmen kâil olmuslardir. Bakâlî bununla fetva vermis; Hulvanî ile Merginânî de ona uymuslardir. Surunbulâlî ile Halebî dahi bunu tercih ederek sözü uzatmis ve Kemâl´in sözlerini reddetmislerdir.

Ben derim ki: Kemâl´in söylediklerine deccal hadîsi müsaid degildir. Çünkü meselâ üç yüz ögleden fazlasi bile zevalden önce farz olsa bizim meselemiz gibi degildir. Zira deccal hadîsinde mevcud olmayan zaman degil alâmettir. Meselemizde ise her ikisi (yani hem alâmet hem zaman) yoktur.

IZAH

Kemâl´in söyledikleri sunlardir: «Yatsi için vakit olmayan yerlerde yasayanlar için Bakâlî yatsinin farz olmadigina fetva vermistir. Çünkü sebep yoktur. Nitekim elleri dirseklerinden kesilmis olan kimseye abdestte ellerini yikamak farz degildir.

Düsünen bir kimse farz yerinin bulunmamasi ile uydurma sebep bulunmamasi arasinda fark oldugunda süphe etmez. Uydurma sebep haddi zatinda sabit olan gizli vücube alâmet yapilmistir. Kezâ düsünen bir kimse bir seyi bildiren birçok deliller olabileceginde de süphe etmez. Bir seye delil bulunmamasi o seyin yokluguna delâlet etmez. Çünkü baska bir delil bulunmasi câizdir. Burada baska delil bulunmustur. O da Isrâ hadislerinin ittifak ettigi bes namazdir.

Allah Taâlâ evvelâ elli namaz emir etmis; sonra bu is bütün beldeler halki için umumî bir seriat olmak üzere beste karar kilmistir. Bu hususta hiçbir belde ile digeri arasinda fark yoktur. Bir deli! de deccal hadîsidir.

Deccal hadîsi sudur: Peygamber (s.a.v.) deccali andi. Biz onun yeryüzünde ne kadar kalacagini sorduk. Kirk gün kalacak. Bir gün bir sene kadar bir gün bir ay kadar bir gün bir hafta kadar sâir günleri de sizin günleriniz kadar olacak buyurdular. Biz ya Rasulallah! Bir sene kadar olacak o günde bize bir günün namazi yetecek mi? diye sorduk Hayir o gün için miktar ayirin! buyurdular. Bu hadîsi Müslim rivâyet etmistir. Hadîsi serif gölge bir misli veya iki misli olmazdan önce üçyüzden fazla ikindi namazinin farz oldugunu bildirmistir. Digerlerini de ona kiyas et! Bundan anliyoruz ki haddi zatinda farz olan umumi sekilde bes namazdir. Ancak onlari bu vakitlere tevzî sekli vaktin bulunmasina baglidir. Vakit yok diye vücub da ortadan kalkmaz. Keza Peygamber (s.a.v.). «Bes namaz ki ALLAH onlari kullara forz kilmistir» buyurmustur.

Burhan-i Halebî´nin «Münye» serhinde söyledikleri de sunlardir: «Cevaben söyle demelidir: Namaz isi bes vakit olacaginda karar kildigi gibi vücub isi de onun birtakim sebep ve sartlari olacaginda karar kilmistir. Bunlar bulunmadikça vücub yoktur. Eger sen «Umumî bir seriat olmak üzere ilh...» sözünden her kimde sebep ve sartlari bulunursa ona sâmildir mânâsini kasdettin ise kabul ederiz. Ama bunun sana bir faydasi yoktur. Çünkü bahsettigimiz kimseler hakkinda bu sebep ve sartlarin bazisi yoktur. Mutlak surette her Allah´in gününde her mükellefe teker teker âmm ve sâmildir mânâsini kasdettin ise bâtil oldugu meydandadir. Zira hayizli bir kadin günes dogduktan sonra temizlenirse o gün kendisine ancak dört vakit namaz farz olur. Öglenin vakti çiktiktan sonra temizlenirse o gün kendisine yalniz üç vakit namaz farz olur. Diger vaktiler de böyle hesap edilir. Günün azinda veya çogunda temizlenirse bir gün bir gecenin bütün namazlarini kaza etmesi lâzim gelir. Çünkü namazlar her mükellefe bes olarak farz kilinmistir diyen tek kimse yoktur.

Sâyed hayizli hakkinda vücub ertelenmistir. Çünkü sarti yoktur. Vücubun sarti hayizdan temiz bulunmasidir dersen biz de deriz ki: Bu kimseler hakkinda da vücub ertelenmistir. Çünkü sart ve sebebi yoktur. Bundan murad vakittir. Bundan daha açik olmak üzere kâfirin Müslüman olmasini söyleyebiliriz. Kâfir günün az veya çok kismi geçtikten sonra Müslüman olursa o günün bütün namazlarini kilmasi icap eder. Çünkü namazlar her mükellefe bes olarak farz kilinmistir; diyen tek bir kimse yoktur. Halbuki sartin. yani Islâmiyetin bulunmamasi kendi taksiri neticesidir. Ötekilerde böyle bir taksir yoktur.

Bu meseleyi deccal hadîsindekine kiyas etmek dogru degildir. Çünkü sebep vâz etmek hususunda kiyasin te´siri yoktur. Teslim etsek bile bu ancak kiyasa muhalif olmayan yerlerde câizdir. Hadîs-i serif kiyasa muhaliftir.

Seyh Ekmele´d-Din´in «Musârik» serhinde naklettigine göre Kaadî lyâz «Bu hüküm o zamana mahsustur. Seriat sahibi onu bize beyan buyurmustur. Bu hususta kendi içtihadimiza birakilsa idik o günde namaz maruf vakitlerinde kilinir ve bes namazla iktifa ederdik» demistir. Kiyas teslim edilse bile mutlaka iki hükmün birbirine müsavî olmalari lâzimdir. Burada müsavilik yoktur. Çünkü bahsettigimiz meselede yatsi için ayrilacak hususi zaman yoktur. Hadîsten anlasilan ise her namaz için hususî vakit takdir edilmesidir. Öyle ki o vakit baska namaz için vakit sayilmayacaktir. Hatta o namaz için ayrilan vakit geçmedikçe sonraki namazin vakti girmeyecektir. Sayet ayrilan vakit geçer de namazini kilmazsa sair günlerde oldugu gibi namaz kazaya kalacaktir. Sanki zevâl gölgenin bir veya iki misli olusu günesin batmasi safagin kayip olmasi ve fecrin dogmasi bu zamanin cüzleri içinde seriatin hükmiyle takdiren mevcuttur. Burada ise öyle degildir. Zira kutuplarda yasayanlar hakkinda zaman ya aksam namazinin vaktidir. Yahud bilittifak sabah namazinin vaktidir. Su halde kiyas nasil sahih olabilir? Bu söylediklerimizden anlasilir ki elleri dirseklerinden ve ayaklari topuklarindan kesilmis bulunan kimse ile bu meselenin arasinda farz yoktur. Nitekim Bakâlî de bunu söylemistir. Onun için Imam Hulvanî kendisini tasdik etmis ve onun sözüne dönmüstür. Halbuki bu hususta onun muhalifi idi. Dogrusu insaf göstermistir. Çünkü el ve ayaklarda yikamanin hükmü sarti bulunmadigi için kalkmistir. Mahaller sartlar demektir. Burada dahi namaz sarti hatta sebebi de bulunmadigi için farz degildir. Yikamak farz olmak için dirseklerden koltuklara kadar ve ayaklarda topuklardan yukari ayak miktari bir kismin halef oldugunu gösteren bir delil nasil yoksa bu meselede de aksam namazinin veya sabahin yahud her ikisinin vakitlerinden bir cüz´ün yatsi vaktine halef oldugunu gösteren delil yoktur.

Namaz mükelleflere nasil bil´icmâ´ bes vakit farz ise abdestin farzlari da mükelleflere bil´icmâ dörtten az degildir. Lâkin bütün bunlarda vücubun sart ve sebeplerinin hepsi bulunmak mutlaka lâzimdir. Insafli olan düsünmelidir. Muvaffakiyet ALLAH´dandir». Burhan-i Halebî´nin sözü burada biter.

Hâsiye sahibi Halebî´nin sözlerini bozarak kendisine hücum etmis ve uzun bir müdafaa ile Kemâl b. Hümâm´a yardim etmistir. Bu cümleden olmak üzere sunlari söylemistir: «Bizim yaptigimiz kiyas kabilinden degil delâlet yoluyla ilhak kabilindendir. Burhan-i Halebî´nin. «Bahis mevzuumuz meselede yatsi namazi için takdir edilecek hususî bir vakit yoktur.» sözünü kabul etmiyoruz. Çünkü vakit takdir eden kimse her namaz için ona mahsus bir vakit ayirir. O vakte baska namaz istirak etmez».

Ben derim ki: Süphesiz ulemamizdan farzdir diyenler bu namaz için içinde kilarsa edâ disinda kilarsa kaza sayilacak sekilde hususî bir vakit tayin etmemislerdir. Nitekim deccâl günlerinde böyle vakit vardir. Hulvanî bu namazin kaza suretiyle farz oldugunu Burhan-i Kebîr ise edâya vakit olmadigi için kazaya niyet edilemeyecegini söylemistir. «Fetih» sahibi de bunu söylemistir. Su halde ortada müsavilik yokken delâlet yoluyla ilhak nereden çikiyor. Eger ilhak yoluyla veya kiyasla olsa idi namaz için ona has bir vakit ayirirlar; o vakitte kilinan namaz edâ olurdu. Onlar vakti ancak fecirden sonra kilinmasi farz olsun diye mevcut takdir etmislerdir. Takdirin mânâsi bildigin gibi Sâfiilerin söyledikleri de degildir Aksi takdirde o vakitte kilmasi edâ olmak icâp eder. Biliyorsun ki Zeylei «Edâ oldugunu söyleyen yoktur. Çünkü fecirden sonra yatsi için vakit kalmaz.» demisti. Kemâl b. Hümâm namina verilecek en iyi cevap «O deccal hadîsini meselemizi kiyas etmek yahut delâlet yoluyla ona ilhak için degil bes vakit namazin farz olduguna delil olmak üzere zikretmistir. Velev ki umumî sekilde farz olmasina sebep bulunmasin!» demektir.

Sunu da söyleyelim ki Kemâl b. Hümâm´in söylediklerini iki tilmîzi Ibni Emîr Hâcc ile Seyh Kâsim ikrar ve tasdik etmislerdir. Hâsili bu meselede iki sahih kavil vardir. Farzdir sözü müctehid bir zatin kavliyle de teyit edilmektedir. Bu zat Imam Sâfiî Hazretleri´dir. Nitekim «Hilye»de nakledilmistir.

Esnevî «Hadîsdeki birinci gün (bir sene kadar olan gün) namaz vakitleri babinda söylenenlerden istisna edilir. Ondan sonraki iki güne kiyas yapilir.» demistir. Remlî «Minhâc» serhinde bunun bir müddet günes batmayan yerlerde de tatbik edilecegini söylemistir. «Imdâdü´l-Fetah» sahibi de sunlari söylüyor:

« Ben derim ki: Kezâ oruç zekât hac. iddet ve alisveris selem icâre gibi bütün vakitle sinirli seyler de vakit takdir edilir. Ilk güne dikkat edilir ve dört mevsimin her biri günlerinin uzunluguna kisaligina göre takdir edilir. Sâfiî kitaplarinda böyle denilmektedir. Biz de buna kailiz. Çünkü takdirin asli namazlar hakkinda bilittifak kabul edilmistir».

T E N B I H: Merfû bir hadîste beyan edildigine göre (kiyâmete yakin) günes battigi yerden dogunca gökyüzünün ortasina kadar yükselip sonra geri dönecek ve tekrar dogu tarafindan dogacaktir. Sâfiîlerden Remlî «Minhâc» serhinde söyle diyor «Bundan anlasilir ki geri dönmesiyle öglenin vakti girer. Çünkü bu dönüs zeval mesabesindedir. Her seyin gölgesi bir misli oldu mu ikindinin batmakla da aksamin vakti girer. Bu hadîsde beyan buyurulduguna göre günesin batidan dogacagi gece üç gece uzunlugunda olacak ancak insanlar bunun farkina varamayacagi için geçtikten sonra anlasilacak. Iste o zaman yukarida geçenlere kiyas yapilacak yani bes vakit namazin kazasi lâzim gelecektir. Çünkü fazlalik iki gecedir. Bu iki gece bir günle bir gece yerine tutulacaktir bir günle bir gecede ise bes vakit namaz vardir».

«Çünkü üç yüz ögleden fazlasi bile zevalden önce farz olsa bizim meselemiz gibi degildir.» cümlesi «Kemâl´in söylediklerine deccal hadîsi müsaid degildir.» sözünün illetidir. Ama buna söyle itiraz edilir: Hadîsde bildirilen bir günün bir sene kadar olmasidir. O günün zevalden öncesi yarim sene kadar olur ki bu müddette ögle namazi üç yüz kere tekerrür etmez. Münasip olan Kemâl´in yaptigi gibi üç yüz ikindiden fazlasi gölge bir misli veya iki misli olmazdan önce farz olsa bile demektir. Lâkin bu söz gölge iki misli oldugu takdirde açiktir. Çünkü günün altida birinin besine yakindir. Fakat bir misli olursa açik degildir. En açik ifâde «Surunbulâliyye» de ki su ibâredir: Velev ki fecir dogmadan üç yüzden fazla yatsi vâcip olsun. Sârih´in meselâ tâbirini kullanmasi sabah ikindi. aksam ve yatsi ile vitirin de öyle oldugunu anlatmak içindir. H.

Deccal hadisinde yalniz alâmet yoktur. Kutuplar meselesinde ise hem alâmet hem zaman yoktur. Alâmet fecirden önce safagin kayip olmasidir. Zaman da içersine namazin edâsi sigacak alâmetli zamandir. Bu zaman su zaruretten dolayi yoktur: Fecirden önceki zaman aksam namazinin vaktidir. Fecirden sonraki ise sabah namazina mahsustur. Binaenaleyh yatsiya has zaman yoktur. Bittabi´ maksat zaman aslindan yoktur demek degildir. Evet burada vakit takdir edilir dersen zaman takdiren mevcud olur. Nitekim deccalin gününde de böyledir. Bu takdirde Kemal b. Hümâm´a itiraz varit olmaz. Allahu a´lem.

T E T I M M E: Ulemamizdan kutuplarda yasayanlarin orucundan bahseden görmedim. Orada fecir günes batar batmaz dogarsa yahud günes battiktan biraz sonra dogar fakat oruçlunun sahur yemegi için vakit kalmazsa hüküm ne olacaktir? Orada yasayanlar araliksiz oruç tutacaktir denilemez. Zira bu onlarin helâkine sebep olur. Oruç onlara farzdir dersek. vakit takdirini kabul etmek lâzim gelir. Acaba onlarin geceleri Sâfiîlerin bu meselede de dedikleri gibi oraya en yakin beldenin gecesine göre mi takdir edilir. Yoksa yiyip içecek kadar bir zaman mi ayrilir; yahut onlara edâ degil de yalniz kaza mi lâzim gelir? Bunlarin her biri birer ihtimaldir. Burada oruç onlara aslindan farz degildir demek mümkün degildir. Gerçi bazilari onlara yatsi namazi farz degildir. demislerdir. Fakat buna kail olanlarca yatsinin farz olmamasinin illeti sebebinin bulunmamasidir. Oruçta sebep mevcuttur. O da ramazan ayinin bir cüz´üne erismek ve her gün fecrin dogmasidir. Benim hatirima gelen budur. Allahu a´Iem.

METIN

Erkek için müstehap olan sabah namazina ortalik agardiktan sonra baslamak aydinlikta bitirmektir. Muhtar olan kavil budur. Aydinligin siniri kirktan almisa kadar âyet okuyarak namazi kilmaya ve bozulursa abdest alarak ayni sekilde tekrarlamaya yetecek kadar olmaktir. Bazilari «Namazi çok aydinliga geciktirir. Çünkü bozulmasi mevhum bir seydir.» demislerdir Bundan yalniz Müzdelife´de ki hacilar müstesnâdir. Onlar için alaca karanlikta kilmak efdaldir. Nitekim kadinin mutlak surette alacakaranlikta kilmasi daha faziletlidir. Sabah namazindan baskalari için kadina efdal olan cemaatin dagilmasini beklemektir.

Yaz mevsiminde ögleyi gölgede yürüyecek derecede geciktirmek mutlak surette müstehabtir. «Mecmâ» ve diger kitaplarda da böyle denilmistir. Yani sicagin siddeti beldenin sicakligi ve cemaata yetismek istemek gibi seyler sart kosulmamistir. «Cevhere» ve diger bazi kitaplarda bunlar sart kosulmussa da itirazdan hâli degildir.

IZAH

Sabah namazinin sünneti erken veya geç kilinacagi hususunda iki kavil vardir. Nitekim Sârih de beyan edecektir. T. Ortaligin aydinlamasina Arabcada isfar denir. Eimme-i Selâse isfâra muhaliftir (Onlara göre sabah namazini alacakaranlikta kilmak müstehabtir). Bizim delilimiz su hadîs-i seriftir: «Sabah namazini aydinlik zamanina birakmak; çünkü bunun sevabi daha büyüktür». Bu hadîsi Tirmizi rivâyet etmis ve hasen oldugunu söylemistir. Tahavî dahi sahih bir isnadla su hadîsi rivâyet etmistir: «Rasûlüllah (s.a.v.)in eshabi sabah namazini aydinlik zamanida kilmaya ittifak ettikleri kadar hiçbir seyde ittifak etmemislerdir». Tamami «Münye» serhi ile diger kitaplardadir. Bazilari ortalik cidden aydinlayincaya kadar geciktirmenin müstehap oldugunu söylemislerdir. «Bahir» nam kitapta «Kenz´in mutlak sözünden anlasilan budur. Lâkin günesin dogup dogmadiginda süphe edilecek derecede geciktirmemelidir.» deniliyor. Fakat Kuhistânî´de «Esah olan birinci kavildir.» denilmistir. H.

Kadinin mutlak surette yani Müzdelife´de olmasa bile sabah namazini alacakaranlikta kilmasi efdaldir. Çünkü kadinin hâli tesettür üzerine bina edilmistir. Tesettür karanlikta daha mükemmel olur. Sârih ögleyi geciktirme meselesinde güz mevsiminin de yaz hükmünde oldugunu ileride söyleyecek; biz de ona muhalif söyleyenleri bildirecegiz. «Gölgede yürüyecek derecede» geciktirmenin hududu hakkinda «Bahir» «Nehir» ve diger kitaplarda söyle denilmistir: «Bunun hududu gölge bir misli olmadan kilmaktir. Evlâ olan budur. Çünkü sehir duvarlari yüksek olduklari için gölge onlar da çabuk zuhur eder». H.

Söyle de denilebilir: Gölgede yürümeyi itibara almak bu müstehap vaktin evvelini beyan içindir. «Bahir» ve diger kitaplarda ise sonunu beyan için oldugu bildirilmistir. Tahtavî´nin Hamavî´den onun da Hizâne´den naklen bildirdigine göre öglede mekruh vakit ihtilâf haddine girendir. Bir kimse ögleyi her seyin gölgesi bir misli oluncaya kadar geciktirirse ihtilâf haddine girmis olur.

Sicagin siddeti vesairenin sart kosulmamasi «mutlak» sözünün tefsiridir. Ibni Meleg´in «Mecmâ» serhindeki ibâresi. «Yani ister ögleyi yalniz kilsin ister cemaatla edâ etsin» seklindedir. Demek istiyorki bu hususta Buharî su hadîsi rivâyet etmistir: «Soguk siddetli oldu mu Peygamber (s.a.v.) namazi erken kilar; sicak siddetli olursa serinlik zamanina geciktirirdi». Bu namazdan murad ögledir. Bir de Rasülullah (s.a.v). «Muhakkak ki sicagin siddeti cehennemin kükremesindendir. Binaenaleyh sicak siddetlendi ml namazi serinlige birakin!» buyurmustur. Hadîs muttefekun aleyhdir. Bu hadîste tafsilât yoktur. Meselenin tamami Zeyleî ve diger kitaplardadir. «Cevhere» ve «Sirâc» gibi bazi kitaplarda söyle denilmistir: Namazi serinlik zamanina geciktirmek ancak üç sartla müstehap olur. Bunlar mescidde cemaatla kilmak sicak memlekette bulunmak ve sicagin siddetli zamaninda olmaktir. Imam Sâfiî «Evinde kilarsa erken davranir; mescidde cemaatla kilarsa geciktirir demistir». Fakat «Hâsiye» sahibi buna itiraz etmis ve sunlari söylemistir:

«Bir kimse namazi daima vaktinin evvelinde kilan bir cemâatin içinde bulunsa o kimseye namazi te´hir müstehabtir dersek cemâati terk etmesi lâzim gelir. Halbuki meshur kavle göre cemâati terk eden kimse muâheze olunur. Kaideler de buna aykiridir. Delili ulemanin yatsiyi gece yarisindan sonraya birakmayi mekruh saymalaridir. Bunun illeti cemaati azaltmak oldugunu söylemislerdir. O halde meselemizde geciktirmenin haram olmasi icap eder. Çünkü cemaati kaçiracagi muhakkaktir».

Bazilari bu sözü Mûsa Trablusî´nin «Kenz» serhinden de nakletmislerdir. Seyh Mûsa söyle demistir: «Sunu da ilâve edelim ki «Bahir» sahibi evvelce; bir kimse elbisesinde dirhem miktari necaset varken namaza baslasa da cemaata yetisemeyeceginden korksa o namaza devam eder; demisti.» Yani o necâseti gidermek sünnet veya vacip iken temizlemeye çalismayip cemaata yetismek için caba gösterecektir; demek istemistir.

Ben derim ki: Söyle cevap verilebilir: «Bahir» sahibinin «Cemaatle yahud yalniz kilmasi fark etmez.» sözünün mânâsi o kimseye geciktirmek mendup olur. Ister cemaatle kilmak istesin ister yalniz demektir. Yoksa bu sözde cemaati kaçiracagindan korksa bile namazi te´hir eder mânâsini gerektiren bir sey yoktur. Nitekim bu âsikardir. Su halde «Cevhere» ve «Sirac»daki itiraz yerindedir. Zira saydiklari üç sart Sâfiîlerin mezhebidir. Bunu onlar kitaplarinda açiklamislardir. Evet «Hidâye» sârihleri ile baskalari teyemmüm babinda sunu söylemislerdir:

«Namazi vaktinin evvelinde kilmak efdaldir. Meger ki geciktirme cemaati çogaltmak gibi ancak te´hirle elde edilebilecek bir fazilet tazammun etsin! Bu sebeptendir ki kadinlara namazi vaktinin evvelinde kilmak evlâdir. Çünkü onlar cemaate çikmazlar. Semsü´l-Eimme ile Fahru´l-Islâm´in «Mebsut»larinda da böyle denilmistir».

METIN

Cuma namazi gerek aslen gerekse yaz ve kis müstehap zamani itibariyle ögle gibidir. Çünkü o öglenin halefidir. Nâfilelere vakit birakmak için ikindiyi yaz ve kis günesin ziyasi degismezden önceye kadar geciktirmek müstehabtir. Esah kavle göre bu degisme sicagin göze dokunmamasiyle anlasilir.

Yatsiyi da gecenin üçte birine geciktirmek müstehaptir. Bunu «Hâniye» ve diger kitaplar «kisin» diye kayitlamislardir. Yazin ise vaktin evvelinde kilmak evlâdir. Bir kimse yatsiyi gece yarisindan sonraya birakirsa mekruh olur. Çünkü bu cemâati azaltir. Gece yarisina te´hir etmek ise mubahtir. Ikindiyi günes sararincaya kadar geciktirmek aksam namazini yildizlarin göründügü. yani çogaldigi zamana birakmak kerâhet-i tahrimiyye ile mekruhtur. Meger ki yolculuk ve yemekte bulunmak gibi bir özrü olsun. Mekruh olan fiil degil gecikmedir. Zira fiil emir olunmustur. Ikindiye günes degismeden baslar da degisinceye kadar uzatirsa mekruh olmaz. Zira hem namaza yönelmek hem de ayni zamanda kerahetten kaçinmak imkânsizdir. Binaenaleyh bu gecikme affolunmustur.

IZAH

«El-Esbah» adli kitapta cuma namazini serinlik vaktine geciktirmenin sünnet olmadigi bildirilmistir. «Camiu´l-Fetâvâ»da ise söyle denilmektedir: «Bazilari cuma namazini serinlik zamanina kadar geciktirmenin mesrû oldugunu söylemislerdir. Çünkü cuma namazi öglenin vaktinde kilinir ve onun yerini tutar. Fakat cumhur-u ulema bunun mesrû olmadigina kaildirler. Zira cuma namazi büyük cemaatla kilinir. Geciktirme güçlüge sebep olur. Ögle namazi böyle degildir. Halkin her yönden aslina uymasi sart degildir».

Yalniz burada ikinci bir kavil daha vardir ki meshur olan odur. Mezkûr kavil cuma namazinin ögleden daha kuvvetli ve müstakil bir farz olmasidir. Nâfile namazlara vakit birakmak için ikindiyi yaz ve kis te´hir müstehaptir. Çünkü ikindinin farzindan sonra nâfile kilmak mekruhtur. Imam Tahavî te´hir edilip edilmeyecegine dair rivâyetleri siraladiktan sonra sunlari söylemistir:

Biz bu eserlerin sahih kabul edilenlerinde ikindinin te´hirine delâletten baska bir sey görmedik. Vaktin evvelinde kilinacagini gösteren bir delil de bulamadik; bulsak bile hemen baska bir delil ona karsi çikiyor. Bu sebeple te´hiri müstehap gördük. Delilden sarf-i nazar etmis olsa idik bütün namazlari vakitlerinin evvelinde kilmak daha faziletli olurdu. Lâkin Rasûlüllah (s.a.v.) den rivâyet olunan ve tevatür derecesini bulan haberlere tâbi olmak evlâdir. Gerçekten onun eshabindan buna delâlet eden haberler rivâyet olunmustur...» Tamami «Hilye»dedir.

Esah kavle göre günesin degistigi sicagin göze dokunmamasiyle bilinir. «Hidâye» ve diger kitaplarda bu kavil sahih kabul edilmistir. «Zahînyye»de ise söyle denilmistir: «Günese uzun zaman bakabilirse ziyâsi degismis demektir. Fetvâ buna göredir. «Nisâb» ve diger kitaplarda. «biz bununla amel ederiz» denilmistir. Üç imamimizin Belh ulemasinin ve digerlerinin kavilleri de budur. «Fetevây-i Sofiye´de de böyle denilmistir. Ayni eserde su da vardir: Ama mesbuk yetisemedigi rekâtlari kaza edemeyecek kadar geciktirmemek icab eder». Bazilari degisme haddinin günes kavusmasina bir mizraktan az kalmasi oldugunu birtakimlari da duvarlara vuran ziyânin degismesi oldugunu söylemislerdir. Nitekim «Cevhere»de de böyle denilmistir.

Musannif burada yatsinin gecenin üçte birine te´hir edilecegini mutlak olarak söylemistir. «Hidâye»den anlasildigina göre bu mesele cemaati kaçiracagindan korkmamakla kayitlidir. Bulutlu gün meselesinde Musannif´in sözünden de anlasilacaktir.

«Kenz» «Muhtar» «Hulâsa» ve diger kitaplarda da Musannif´in yaptigi gibi «yatsiyi gecenin üçte birine geciktirmek müstehabtir.» denilmistir.

Kudurî ise «Üçte birinden önceye geciktirmek» ibâresini kullanmistir. Bunlar iki rivâyettir. Nitekim «Surunbulâlîyye»de de «Burhan»dan naklen ayni sey söylenmistir. Binaenaleyh «Bahir»in veya «Dürer»in sözleriyle ara bulmaya hâcet yoktur.

Yatsiyi gece yarisindan sonraya birakmak Musannifa göre kerahet-i tahrimiyye ile mekruhtur. «Hilye»den nakledecegimize göre ise kerahet-i tenzihiyye ile mekruhtur. Daha makul olani da budur. «Çünkü bu cemâati azaltir.» ifâdesinden anlasiliyor ki yatsiyi evinde kilan gece yarisindan sonraya birakabilir. Zira onun hakkinda cemaat yoktur. Düsün!

Remlî yani sonraya birakirsa mekruh olmaz. Gece yansina birakmak ise mubahtir. Çünkü mendup oldugunu bildiren delil ile yasak ve kerahet delili çeliski halindedir. Mendup delili gece muhabbetini kesmektir. Kerahet delili ise cemaati azaltmaktir. Bu deliller birbirine zid olunca te´hir mubah kalir. Nitekim bunu «Hidâye» ve diger kitaplar da kaydetmislerdir.

Ben derim ki: Lâkin «Hilye»de «Hizâne»den naklen gece yarisina kadar te´hirin müstehap oldugu bildirilmistir. «Hilye» sahibi bu kavlin daha yerinde oldugunu söylemis ve «Çünkü sahih hadîsler buna delâlet etmektedir.» diyerek onlari siralamistir. Ayni zamanda bu kavli eshab ve tâbiînden ve diger ulemadan birçok zevatin tercih ettiklerini Tirmizî´nin de ayni seyi söyledigini bildirmistir.

TENBIH: Yukarida isaret ettik ki yatsiyi geciktirmenin müstehap olmasina illet yasak edilen gece sohbetini kesmektir. Bundan murad yatsiyi kildiktan sonra oturup muhabbet etmektir. «Burhan»da söyle deniliyor: «Yatsidan önce uyumak ve kildiktan sonra konusmak mekruhtur. Çünkü Peygamber (s.a.v.) bunlarin ikisini de yasak etmistir. Meger ki hayirli bir Is hakkinda söz edile. Rasulullah (s.a.v.) «Namazdan sonra - yani yatsidan sonra - gece sohbeti yalniz iki kisiden birine câizdir. Ya namaz kilana yahud yolcuya «bir rivâyette» yahud gerdege girene» buyurmustur. Tahâvî «Yatsidan önce uyumak vaktini kaçirmaktan yahud cemaati kaçirmaktan korkana mekruhtur. Kendisini uyandiracak birini tâyin ederse uyumasi mubah olur.» diyor.

Zeyleî de sunlari söylemistir: «Yatsidan sonra konusmak ancak faydasiz lâf etmeye veya sabah namazini yahud âdet edinen kimsenin gece namazini kaçirmasina sebep olacagi için mekruhtur. Mühim bir hâcetten dolayi olursa mekruh degildir. Kur´an okumak zikirde bulunmak sulehanin hikâyelerini anlatmak fikih okumak ve misafirle konusmak da öyledir». Bundaki mânâ o günün amel defterine ibâdetle basladigi gibi ibâdetle bitirmektir. Tâ ki aradaki hatalar affolunsun. Onun için sabah namazindan önce konusmak mekruhtur. Tamami «Imdâd» nam eserdedir. Zeyleî´nin sözünden anlasilir ki ihtiyaçtan dolayi olursa konusmak mekruh degildir. Velev ki sabah namazini kaçiracagindan korksun. Zira uykuda tefrit yoktur. Tefrit ancak namazi vaktinden çikarmaktadir. Nite" kim Müslim´in hadisinde beyan buyurulmustur. Evet sabah namazini kaçiracagini akli keserse konusmak helâl olmaz. Zira tefrittir.

Aksam namazini yildizlarin çogaldigi zamana birakmak mekruhtur. Esah kavil budur. Bir rivayette safak kayip olmadikça mekruh degildir. «Bahir».

Safaktan murad kizilliktir. Çünkü ihtilâfli vakit kizil safaktir. O zamanda kilmak sübheli namaz olur. «Hilye»de bu hususta söz edildikten sonra söyle anlasilmistir: «Anlasilan sünnet vecih aksam namazini derhal kilmaktir. Ondan sonra yildizlar çogalincaya kadar mubahtir. Ama özürsüz mekruhtur».

Ben derim ki: Mekruhtan murad kerahet-i tahrimiyyedir. Anlasiliyor ki. «Hilye» sahibi mubah kelimesinden memnu´ olmayan mânâsini kasdetmistir. Bu kerahet-i tenzihiyyeye aykiri degildir. Tamami az sonra gelecektir. Yine Hilye´de «Yildizlarin çogalmasindan murad büyük küçük hepsinin görünmesi görünmeyen yildiz kalmamasidir.» deniliyor.

Musannif´in «kerahet-i tahrimiyye ile mekruhtur.» sözü ikindi aksam ve yatsiya sâmildir. «Bahir» sahibi dahi «Kinye»den naklen böyle demistir. Lâkin «Hilye»de «Tahavî´nin sözü yatsiyi geciktirmekteki kerahetin tenzihî olduguna isâret ediyor en mâkulü de budur.» denilmektedir. «Meger ki yolculuk ve yemekte bulunmak gibi bir özrü olsun.» cümlesindeki özür de zâhire göre yukaridaki üç vakte sâmil ise de «Imdâd» sahibi. «Mi´rac»tan naklen ikindinin günes sararincaya kadar gecikdirilmesinin hastalik ve yolculuk sebebiyle mubah olmadigini söylemistir. «Hilye»de de buna benzer sözler vardir. «Imdâd» ve diger kitaplarda istisna yalniz aksam namazi hakkinda yapilmistir Ibâresi «Ancak yolculuk hastalik sofranin hazir olmasi ve bulutlu hava gibi bir özür bulunursa o baska.» seklindedir.

Ben derim ki: Hac kafilesinde olan kimsenin yatsiyi geciktirmesinde dahi kerahet olmamak gerekir. Sonra yolcu ile hastanin aksamla yatsiyi fiilen beraber kilmak için aksam namazini geciktirmeye hakki vardir. Nitekim «Hilye»de ve diger kitaplarda beyan edilmistir. Yani aksam namazini vaktinin sonunda yatsiyi vaktinin evvelinde kilmak suretiyle cemi yapabilir. Rasulullah (s.a.v.)in seferde bu iki namazi bir arada kildigini bildiren rivayet bu mânâya hamledilmistir. Nitekim ileride gelecektir. Namaz vaktinde yemekte bulunmak bir özürdür. Zira nefsin arzu ettigi bir yemek hazir iken namaz kilmak mekruhtur.

Bir de Buharî ile Müslim´in rivayet ettikleri su hadîs vardir: «Namaz vakti gelir; aksam yemegi de hazir bulunursa ise yemekten baslayin!».

METIN

Uyanacagina güvenen kimsenin vitir namazini gecenin sonuna te´hir etmesi müstehaptir. Aksi takdirde uyumazdan önce kilar. Vitiri gecenin evvelinde kildigi halde sonra uyanir da nafileleri kilarsa efdal olani kaçirmis olur. Kisin ögleyi vaktinin evvelinde kilmak müstehaptir. Ilkyaz kisa güz de yaza ilhak edilir. Bulutlu günde ikindi ile yatsiyi vaktin evvelinde kilmak müstehaptir. Ilkyaz kisa güz de yaza ilhak edilir. Bulutlu günde ikindi ile yatsiyi vaktin evvelinde kilmak aksam namazini ise mutlak surette vaktinin evvelinde kilmak müstehaptir. Onu iki rekât kilacak kadar geciktirmek tenzihen mekruhtur. Ikindi ile yatsidan baska namazlari ise bulutlu günde te´hir etmek müstehap olur. Bu hüküm kisi çok ve namaz vakitlerine riâyet az olan yerlere göredir. Bizim memleketimizde ise birinci hüküm dikkate alinir. Gerek ta´cil gerekse te´hir yönünden ezanin hükmü de namaz gibidir.

IZAH

Vitir namazini te´hirin müstehap olduguna delil Peygamber (s.a.v.)´in su hadîsidir: «Her kîm vitir namazini gecenin sonunda kilamayacagindan korkarsa basinda kilsin! Ama her kim gecenin sonunda kalkacagini umarsa vitiri geceni sonunda kilsin! Çünkü gecenin sonunda kilinan namaz sahidlidir. Bu daha faziletlidir». Hadîs-i serifi Müslim Tirmizî ve baskalari rivâyet etmislerdir. Tamami «Hilye»dedir. Buharî ile Müslim´in rivayet ettikleri bir hadîste «Son namazinizi vitir yapin!» buyurulmustur. Bu emir üst tarafinin delaletiyle nedip (yani mendup oldugunu bildirmek) içindir. «Bahir».

Bir kimse uyumazdan önce vitiri kilar da biraz uyuduktan sonra kalkarak nafile namazlari kilarsa bu yaptiginda kerahet yoktur. Bilâkis menduptur. Vitiri kaza etmez. Ancak sahihayn hadîsinin ifade ettigi efdâl sekli elden kaçirmistir. «Imdâd». Burada «Uyanacagina güvenemeyen bir kimse hakkinda vaktin evvelinde kilmak efdaldir. Nitekim «Hâniye»de de böyle denilmistir. Uyandiktan sonra nafile namazlarini kilar. Efdal sekli de kaçirmis olmaz?» seklinde bir itiraz varid olamaz. Çünkü yukaridaki hadîsdeki efdalden murad vitirle bitirilen namaza terettüp eden efdaliyettir. Bu elden gitmistir. O kimsenin elde ettigi efdaliyet ise te´hir sebebiyle vaktini geçireceginden korktugu için vaktin evvelinde kilmasi efdaliyetidir.

«Ilkyaz kisa yaz da güze katilir.» cümlesini «Bahir» sahibi söylemis ve inceleme yaparak «Ben bunu bir yerde görmedim.» demisse de «Imdâd» sahibi kendisine itiraz etmis ve «Mecmaa´r-Rivâyat»ta «Ilkyazla güzde de öyledir. Günes zevâle erdiginde hemen kilinir.» denilmistir. Binaenaleyh «Bahr»in sözü menkule muhaliftir.» demistir. Bulutlu günde ikindinin vakit evvelinde kilinmasi kerâhet zamanina kalmamasi için yatsinin acele edilmesi ise yagmur ve çamur ihtimaliyle cemaat azalmasin diyedir. Imam Hasan´in Ebu Hanîfe´den rivayetine göre bütün vakitlerde bir parça te´hir menduptur. Etkânî bu kavli tercih etmis; «Mecmâ» serhiyle «Dürerü´l-Bihar» ve «Ziyâ»da bunun daha ihtiyat oldugu bildirmistir. Çünkü vakit çiktiktan sonra namazin kilinmasi câiz fakat vakit girmeden kilinmasi câiz degildir. Yani vaktin evvelinde kilarsa vakit girmeden kilmis olmak ihtimali vardir. Buna söyle cevap verilebilir:

Acele etmekten murad vaktin girdigini anladiktan sonra biraz geciktirmektir. Onun için «Hilye»de «Müstehap olan ikindi ile yatsiyi yagmurlu günde müstehap vakitlerinden önce kilmaktir.» denilmistir.

«Aksam namazini iki rekât namaz kilacak kadar geciktirmek tenzihen mekruhtur.» cümlesi acele kilmaktan murad ezanla ikametin arasini oturmadan yahud duraklama yapmadan ayirmak oldugunu ifâde eder. Ve «Kinye»deki «Azicik te´hir ederse bu müstesnâdir» sözünün iki rekâttan az´a hamledildigini fazlasinin yani yildizlar görününceye kadar geciktirmenin tenzihen mekruh daha sonraya te´hirin tahrimen mekruh oldugunu bundan yalniz özürlünün müstesnâ tutulacagini bildirir. Nitekim yukarida geçmisti. «Münye» serhinde söyle denilmistir:

«Haberler aksam namazini yildizlar çikincaya kadar geciktirmenin mekruh olmasini iktiza ediyor. Daha öncesi için bir sey denilmemistir. Binaenaleyh acele kilmak müstehap olsada bu (bir parça gecikme) mubahtir». «Hilye»den naklettigimiz de bunun gibidir. Gerçi «Nehir»de «Hilye»nin söyledikleri esahin hilâfinadir. Esah kavli «Mübtegâ» sahibi söyle beyan etmistir: Bir rivayette aksam namazini geciktirmek mekruhtur. Baska bir rivayette safak kayip olmazdan önceye kadar geciktirmek mekruh degildir. Esah kavil birincisidir. Meger ki bir özürden dolayi geciktirmis olsun.» denilmisse de söz götürür. Çünkü anlasildigina göre esah tabirinden murad yildizlar görününceye yahud safak kayip oluncaya kadar geciktirmektir. Bu daha önceki geciktirmenin tenzihen mekruh olmasina aykiri degildir. O kimse müstehap olan aceleyi terk etmistir.

Bulutlu günde ikindi ile yatsidan baska namazlari te´hir etmek müstehabtir. Sabah namazi sair günlerdeki kadar geciktirilir. Ögle ile aksam mekruh vakte varmayacagini bilmek sartiyle biraz geciktirilir. Nitekim «Imdâd» nam kitapta da böyle denilmistir. «Nehir»de söyle denilmistir: «Sabah namazinin geciktirilmesi cemaati çogaltmak içindir. Digerleri ise vakit girmeden kilmis olmak korkusuyla geciktirilirler». Namaz vakitlerine riayet az» olmaktan murad günesin görünmemesi ve namaz vakitlerini fülkî saatlerle tesbit etmek gibi seylerdir. T.

Birinci hükümden murad da ikindiyi mutlak surette te´hir yatsiyi gecenin üçte birine kadar geciktirmek kisin ögleyi vakti girince hemen kilmak vesairedir.

Ebu´s-Suûd «Bu bahis Aynî´nindir.» demis; «Nehir» sahibi de onu tasdik etmistir. T.

T E T I M M E: Namazin sahih olmasi için vaktin girmesi ve girdigine itimad etmek sarttir. Nitekim «Nuru´l-Izah» ve diger kitaplarda da böyle denilmistir. Bir kimse ibâdet vaktinin girdiginde süphe ederek o ibâdeti yapar da sonra vakit içinde yaptigi anlasilirsa câiz olmaz. «El-Esbah»in Niyet Bahsinde de böyle denilmektedir. Bu hususta âdil olmak sartiyle bir kisinin ezani kâfidir. Aksi takdirde arastirir ve kalbinin kanaatina göre hareket eder. Çünkü imamlarimiz diyanet hususunda âdil bir kimsenin sözü kabul edilecegini söylemislerdir.

Kiblenin hangi tarafta oldugunu bir seyin temizligini pisligini helâl veya haram oldugunu haber vermek bu kabildendir. Hatta güvenilir bir kimse köle câriye veya kâzif cezasina çarpmis bile olsa da suyun pis yahud yemegin helâl veya haram oldugunu haber verse. kabul edilir. Fâsik yahud hali bilinmeyen biri haber verirse dogru söyleyip söylemedigi hususunda kendi reyini hakem yapar ve onunla amel eder. Zira kalbin kanaat getirmesi yüzde yüz bilmek gibidir. Zimmî´nin haberi böyle degildir. O kabul edilmez. Esah kavle göre akli eren çocukla bunak da zimmî gibidir. Süphesiz ki vaktin girdigini haber vermek ibâdetlerdendir. Su halde tafsilât onda da geçerlidir. Allahu a´lem.

Sonra «El-Kavlü Limen» adli kitapta «Muînü´l-Hükkâm»dan naklen söyle denildigini gördüm: «Müezzin âkil bâlig vakitleri bilir. Müslüman ve erkek ise vaktin girdigini haber vermesi kâfidir. Onun sözüne itimad olunur».

Kuhistanî´nin Oruç Bahsinde ise «Iftara gelince: O bir kisinin sözü ile degil iki kisinin sözü ile câiz olur. Cevabin zâhiri sudur ki bir kisi âdil olur ve onu tasdik ederse sözünü kabul de bir beis yoktur ilah...» denilmistir.

Ezanin hükmü namaz gibidir. Çünkü ezan namaz için sünnettir. Binaenaleyh ona tâbidir.
__________________
"Güven" Çok İnce Bir Çizgidir.

Onu Kalınlaştırarak Kırılmasını Engelleyen Tek Şey
"İki Taraflı" Olmasıdır.


Dikkat !!! Kopyala Yapıştır Özelliğini Sadece Üyelerimiz Kullanabilir. Üyelik Ücretsizdir.. Ayrıca Üyelerimiz Forumdan Tamamen Reklamsız ve çok daha hızlı şekilde yararlanabilir.
KARAHAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 01-Ocak-2010, 04:26   #284 (permalink)
Kullanıcı Profili
Kurmay Başkan
 
KARAHAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik tarihi: Nisan-2009
Bulunduğu yer: Uçurumun Kenarindan
Üye No : 177
Mesajlar: 3.146
Konuları: 1388
İstatistikleri Seviye: 43 [â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�]
Aktiflik: 213 / 1069
Güç: 1048 / 16966
Deneyim: 79%
İtibar Puanları
İtibar Puanı : 119637
İtibar Derecesi : KARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond repute
Teşekkürleri
Teşekkür Etmiş : 775
Teşekkür Almış : 1.041
Tuttuğu Takım

Standart Cevap: Büyük Hanefi Fikhi

METIN

Günes dogarken namaz kilmak velev kaza vacip nâfile veya cenaze namazi yahud tilavet ve sehiv secdesi olsun mutlak surette kerahet-i tahrimiyye ile mekruhtur. Zaten câiz olmayan her sey mekruhtur. Sükür secdesi mekruh degildir. «Kinye».

Bundan yalniz avam takimi müstesnâdir. Onlar günes dogarken namaz kilmaktan men edilmezler. Çünkü (men edilirlerse) namazi birakirlar. Bazi müctehidlere göre câiz olan edâ terkten evlâdir. Nitekim «Kinye» ve diger kitaplarda da böyle denilmistir. Bunlar günes istiva halinde (yani gökyüzünün tam ortasinda) iken de mekruhtur. Yalniz Ebu Yûsuf´un sahih kabul edilen ve mutemed olan kavline göre cuma günü müstesnâdir. «Esbâh»da da böyle denilmistir. Halebî. Hâviden fetevânin buna göre oldugunu nakletmistir.

IZAH

Buradaki kerahet tâbirine itiraz edilmis ve «Bu vakitlerde bazi namazlar sahih olmaz. Binaenaleyh kerâhet tâbirini kullanmak münâsip degildir.» denilmistir. Bu itiraza «Münye» serhinde «Fetih» sahibine uyularak iki cevap verilmistir.

«Münye» sârihi söyle demistir: «Burada kerahet lügat mânâsiyle kullanilmistir. O halde câiz olmayan yapilmamasi istenilen seylere sâmildir. Yahud örfü mânâsiyle kullanilmistir. Ve maksat kerâhet-i tahrimiyyedir. Çünkü bilindigi gibi sübutu zannî olan ve gerektirdigi mânâdan degistirilmeyen nehiy (yasak) kerahet-i tahrimiyye ifâde eder. Nehyin sübûtu kat´î olursa haram mânâsi ifâde eder. Derece itibariyle bu nehiy farzin mukabilidir. Kerahet-i tahrimiyye vacibin kerâhet-i tenzihiyye de mendubun mukabilidirler. Buradaki nehiy sübûtu zannî olan kisimdandir. Binaenaleyh onunla kerahet-i tahrimiyye sabit olur. Bu nehy vaktin noksanligindan ileri gelirse sebebi kâmil olan ibâdetin sahih olmasina mânidir. Vaktin noksanligindan ileri gelmezse isâet (nankörlük) ile birlikte sahih olmayi ifâde eder. Sârih her iki cevaba isârette bulunmus; ikinci cevabi birinciye tercih etmistir.

Cenâze namazi cenaze o vakitte hazir olursa tilâvet secdesi de secde âyeti o vakitte okunursa mekruhtur. Aksi takdirde kerahet yoktur. Nitekim Sârih bunu söyleyecektir.

Bir kimse sabah namazinda yanilir da günes dogar yahud ikindiden sonra kaza namazi kilarken selâm verir vermez günes kizarirsa secde-i sehiv sâkit olur. Çünkü secde-i sehiv namazda meydana gelen eksikligi tamamlamak için mesru olmustur. Ve kaza mesabesindedir. Namaz kâmil olarak vacip olmustur nâkis olarak ödenemez. «Hilye».

Sükür secdesi mekruh degildir. Bu cümle yerinde zikredilmemistir. Münasip olan onu Musannif´in biraz sonraki «Tilâvet secdesi» sözünden sonraya birakmakti. Zira «Kinye»nin ibâresi söyledir: «Nafile namaz kilmak mekruh olan vakitte kilinan namazdan sonra sükür secdesi yapmak mekruhtur. Baska vakitlerde mekruh degildir». «Nehir»de de söyle deniliyor: «Geçen bir nimete sükür secdesi yapmak ulemanin çünkü namaz kâmil olarak vacip olmustur sözünden alinarak sahih olmak gerekir. Bu secde ise vacip olmamistir». «Kinye» ile «Nehir» sahibinin sözlerinden su netice hâsil olur:

Sükür secdesi kerahetle sahihdir. Yani bu secde nâfile namaz hükmündedir. «Nehir» sahibi sonra sunlari söylemistir: «Namazdan sonra yaptigi secde ise bilittifak mekruhtur. Çünkü avam takimi onun vacip veya sünnet oldugunu sanirlar. «Yani böyle bir inanca sebep olan her sey mekruhtur» demek istiyor.

Günes dogduktan sonra göz kamasmadan yüzüne bakilabildigi müddetçe aynidir. Nitekim batmasi hakkinda do esah kavlin bu oldugunu söylemistik. «Halebî» bunun «Bahir»da da böyle kaydedildigini söyler.

Ben derim ki: Ulemanin Imam Muhammed´in «Asil» namindaki kitabindan nakl ettiklerini sahihi kabul etmek gerekir. Imam Muhammed «Günes bir mizrak boyu yükselmedikçe dogma hükmündedir.» demistir. Zira metin sahipleri bayram namazi hakkinda bu kavle göre amel etmis; bir mizrak boyu yükselmeyi bayram namazi vaktinin evveli saymislardir. Onun için burada «Feyz» ve «Nuru´l-izah» sahipleri bunu kat´î lisanla söylemislerdir. «Bundan yalniz avam takimi müstesnadir.» Cümlesindeki müstesnâ munkati´dir. Yani avam takimi bunu yapmaktan men edilmezler. Yoksa bize göre hüküm yine namazin sahih olmamasidir; demektir. Bittabi namazdan murad sabah namazidir. Bazi müctehidlerden maksat imam Sâfiî´dir. «Bazi müctehidlere göre câiz olan edâ terkden evlâdir.» sözünü «Musaffâ» sahibi Imam Hamid ed-Dîne nisbet etmistir. O da seyhi Imam Mahbûbî´den nakletmistir. Semsü´l-Eimme Hulvânî´ye dahi nisbet etmistir.

«Kinye» sahibi ise Hulvânî ile Nesefîye nisbet etmektedir. Bu suretle «Kinye» sahibi hakkindaki söylenti ortadan kalkmistir. Söylenti sudur: «Kinye sahibi bu sözü Mütezile´nin mezhebine istinaden söylemistir. Mutezile taifesine göre avamdan biri her mezhepten diledigini alabilir». Bizce sahih olan kavil sudur ki hak birdir. Ruhsat aramak fâsikliktir.

Musannif´in istiva tâbirini kullanmasi «zevâl vakti» demekten daha güzeldir. Çünkü zevâl vaktinde namaz kilmak bilittifak mekruh degildir. Bunu «Hilye»den naklen «Bahir» sahibi söylemistir. Yani zevâl ile öglenin vakti girer. Nitekim evvelce geçmisti. Bercendi´nin «Nikâye» serhinde söyle denilmistir: «Fukahanin ibârelerinde mekruh vakit günün yarisindan günesin zevâline kadardir» cümlesi vardir. Süphesiz günesin zevâli günün yarisindan sonra fasilasiz olarak baslar.

Bu kadarcik bir zamanda namazin edâsi mümkün degildir. Ihtimâl maksat namazin bir cüz´ü bu vakte rastlarsa câiz olmaz demektir. Yahud günden murad ser´an muteber olan gündür ki sabahin dogmasindan günesin batmasina kadar devam eder. Buna göre günün yarisi zevalden hesaba katilir bir zaman önce olur. «Ismâil» «Nuh» ve «Hamavî».

«Kinye» de söyle deniliyor: «Zevâl vaktindeki kerahet zamani hakkinda ihtilâf edilmistir. Birtakimlari günün yarisindan zeval vaktine kadar oldugunu söylemislerdir. Çünkü Hazreti Ebu Said «Peygamber (s.a.v.) günün yarisindan günesin zevaline kadar namaz kilmayi yasak etti» demistir.

Rükneddin Sabbagi «Bu ne güzel sey! Çünkü bu vakitte namazi yasak etmek için de kilinmasi tasavvura dayanir» diyor. Kuhistânî de kerâhet vaktinden murad örfî günün yarilandigi zamandir sözü Mâverâ (Bati Türkistan) ulemâsina ser´î günün yarilanmasidir. Bundan murad kusluk zamanindan zevâle kadardir sözü de Harezm ulemasina nisbet olunmustur».

Cuma gününün kerahet vaktinden müstesna oldugunu bildiren hadîsi Imam Sâfiî Müsned´inde rivayet etmistir. Hadîs sudur: «Rasulullah (s.a.v.) günün yarisindan günes zevâle erinceye kadar namaz kilmayi yasak etti. Yalniz cuma günü müstesnâ!».

Hafiz ibn-i Hacer bu hadîsin isnâdinda inkitâ (kesiklik) oldugunu söylemis; fakat Beyhakî onun birtakim zaif sahidleri bulundugunu bunlar katilinca hadîs kuvvetlendigini bildirmistir. Hanefîlerden cuma gününün müstesnâ oldugunu söyleyen Imam Ebu Yûsuf´tur. Sârih bu kavlin sahih ve mutemed kabul edildigini söylemisse de kendisine itiraz edilmis ve «Bütün metinler ve serhler bunun hilâfinadir.» denilmistir. Halebî ibn-i Emîr Hâc Hâvî Kutsi´den naklen Fetvânin buna göre oldugunu söylemistir. Nitekim bunu ben de gördüm.

Lâkin «Hidâye» sârihleri Imam A´zam´in kavlini daha makbul görmüslerdir. Onlar mezkûr hadîse istiva zamaninda namazi yasak eden hadîslerle cevap vermislerdir. Zira o zaman namaz kilmak haramdir. «Fetih» sahibi mutlakî mukîde hamletmek suretiyle cevap vermistir. Anlasilan o Imam Ebu Yûsuf´un kavlini tercih etmistir. «Bahr»da bildirildigine göre «Hilye» sahibi Halebî de ona uymustur. Lâkin «Münye» serhi ile «Imdâd»da buna itimad edilmemistir. Su da var ki usul-i fikih kitaplarindan bilindigi vecihle bu mesele mutlakin mukayyed üzerine hamledildigi yerlerden degildir. Bir de Nehî (yasaklama) hadîsini Müslim ve baskalari rivayet etmislerdir. Sahih olmasi imamlarin onunla amel´e ittifak etmesi ve yasaklamasi dolayisiyle o tercih olunur. Onun için ulemamiz kerahet vaktinde abdestin sünnetini tahiyye-i mescid namazini iki rekât tavaf namazini ve benzerlerini menetmislerdir. Zira bir seyin haram oldugunu gösteren delil mubah oldugunu bildiren delile tercih edilir.

TENBIH: Bu söylediklerimizden anlasilir ki bize göre kerâhet vakitlerinde namaz kilmak memnudur. Sâfiî´lerin sahih olan «Ey Abdimenâf ogullari! Bu beytte gece ile gündüzün hangi saatinda dilerse namaz kilan ve tavaf eden bir kimseyi men etmeyin!» hadîs-i serifi ile istidlâl ederek Mekke´nin hareminde mekruh vakitlerde namaz kilmak mubahtir dediklerini gerçi ben görmedim ama bu hadîs bize göre kerâhet vakitlerinde olmamakla kayitlidir. Biliyorsun ki ulemamiz kerahet vakitlerinde Kâbe´de iki rekât tavaf namazini bile câiz görmemislerdir. Velev ki bu vakitlerde nefis tarafi câiz görmüs olsunlar. Imam Malik buna muhaliftir. Nitekim «Lübâb» serhinde bu açiklanmistir.

Sonra meselenin bize göre hükmünü gördüm. «Ziyâ»da söyle deniliyor: Ulemamiz bu kerâhet vakitlerinde Mekke´de ve baska yerlerde namaz kilmanin memnû´ oldugunu söylemislerdir». «Bedâyi»de de sunu gördüm: «Nehyin Mekke´den baska yerler hakkinda oldugunu bildiren rivayet sâzdir. Meshurun karsisinda kabul edilemez. Kezâ cuma gününü istisnâ eden rivayet de garibdir. Onunla meshuru tahsis câiz degildir».

METIN

Günes batarken dahi namaz ve emsâli mekruhtur. Yalniz o günün ikindisi müstesnadir. Onu kilmak mekruh degildir. Çünkü vacip oldugu sekilde edâ edilmis olur. Sabah namazi öyle degildir. Hadîsler birbirleriyle çelismis ve sukût etmislerdir. Nitekim bunu Sadri´s-Seria izah etmistir. Kerâhet vaktinde baslanan namaz kerâhet-i tahrimiyye ile mün´akit olur.

IZAH

«Günes batarken» ifâdesiyle Musannif günesin kizarmasini kasdetmistir. Nitekim «Hâniye» nam kitapta bu açiklanmis ve «günes kizarip batincaya kadar.» denilmistir. «Bahir» ve «Kuhistânî».

«Yalniz o günün ikindisi müstesnâ» diye kayitlamasi günesin ziyâsi degistigi zaman dünkü ikindiyi kilmak câiz olmadigindandir. Zira dünkü ikindi zimmette kâmil olarak sübût bulmustur. Onun hakkinda sebep yukarida geçtigi vecihle bütün vakittir. O günün ikindisini günes kavusurken kilmak mekruh degildir. Çünkü bir seyin yapilmasi emir edildigi halde mekruh olmasi dogru degildir. Ama bazilari bu edânin da mekruh oldugunu söylemislerdir. «Kâfi» «Nesefî».

Hâsili ulema kerâhetin yalniz geciktirmede mi yoksa hem geciktirmede hem de edâ´da mi oldugu hususunda ihtilâf etmislerdir. Bazilari yalniz geciktirmede oldugunu söylemislerdir. «Muhit» ve «Izah» sahipleri bu kavli ulemamiza nisbet etmislerdir. Birtakimlari hem geciktirmede hem de eda da olduguna kâildirler. «Tahavî Serhi» «Tuhfe» «Bedayî» ve «Hâvî» sahipleri ve baskalari bu yoldan yürüyerek hilâf zikretmeksizin mezhebin bu oldugunu söylemislerdir. En akla yatani da budur. Çünkü Müslim ve baskalari Enes radiyellahuanhdan su hadîsi rivayet etmislerdir:

«Ben Rasulullah (s.a.v.)´i münâfikin namazi sudur ki oturur günesi gözetir. Günes seytanin iki boynuzu arasina girdi mi kalkar dört defa yeri gagalar. Bu dört rekâtta ALLAH´i pek az anar buyururken isittim».

Bunu «Hilye» sahibi bildirmis; «Bahir» sahibi de ona tâbi olmustur.

Görülüyor ki Sârih´in söyledikleri birinci kavle göre geçerlidir. Ikinciye göre geçerli degildir. Anla! «Kinye» sahibi «Namazi kilan kiraatin sünnetini de yerine getirir. Çünkü kerâhet vaktinde degil geciktirmededir.» diyor. «Çünkü vacib oldugu sekilde edâ edilmis olur.» cümlesinin izahi sudur: Namazin sebebi ondan önceki vakit cüz´üdür. Burada o cüz´ü nâkistir (eksiktir). Su halde namaz nâkis vacip olmustur; nâkis olarak da edâ edilir. Dünkü ikindi ise kâmil olarak vacip olmustur. Vaktin hiç bir cüz´üne yetismedigi için onun hakkinda bütün vakit sebep olmustur. Lâkin ehl-i tahkik ulemanin kabul ettikleri kavil haddi zatinda o cüz´ü de noksanlik olmamasidir. Noksanlik o cüz´ü edâ edilen namazdadir.

Çünkü günese tapanlarin yaptiklarina benzer. Ama edâ o cüz´ü de vacip oldugu için bu noksanligi da yüklenir. Namazi o nâkis cüz´ü de edâ etmeyince vakitte esasen noksanlik olmadigindan namazin kâmil olarak kazasi vacip olur. Onun için sahih kavle göre nâkis vakitte bülûga eren veya Müslüman olan bir kimse namazini o vakitte kilmazsa kâmil vakitte kaza etmesi vacip olur. Nitekim evvelce de geçmisti.

Hâsili «Fetih»te de beyan olundugu vecihle vaktin nâkis olmasinin mânâsi o vakte yetisen namaz rükünlerinin nâkis olmasidir. Bunlar küffara benzemeyi istilzam ederler. Su halde vakitte noksanlik yoktur. O da sâir vakitler gibidir. Noksanlik ancak namaz rükünlerindedir. Binaenaleyh kâmil olarak vacip olan bir namaz böyle bir vakitte edâ edilemez. Bu söylediklerimiz dahi «kerâhet hem geciktirmede hem edâdadir.» diyenlerin kavlini te´yid eder. Sârih´in söyledikleri bunun hilâfina bir yoldur.

Sabah namazi böyle degildir. Çünkü günes dogarken o günün sabah namazi kilinamaz. Sabah namazinin bütün vakti kâmildir. O kâmil olarak vacip olur. Ve fesat vakti olan günes dogmasiyle bozulur. «Bahir»da söyle deniliyor:

«Hadîs ulemasindan bir cemaat Ebu Hüreyre´den su hadîsi rivayet etmislerdir: Rasulüllah (s.a.v.) «Bir kimse günes batmazdan önce ikindinin bir rekâtina yetisirse ikindiye yetismis demektir. Ve her kim günes dogmazdan önce sabah namazinin bir rekâtina yetisirse sabah namazina yetismis demektir» buyurdular. Siz bu hadîse ne dersiniz? seklinde bir sual vârid olursa söyle cevap verilir: Bu hadîsle üç kerâhet vaktinde namaz kilmayi yasaklayan hadîs taaruz edince biz kiyasa müracaat ettik. Nitekim taaruz halinde hüküm budur. Neticede bu hadîsin hükmünü ikindi namazi hakkinda yasak hükmünü de sabah namazi hakkinda tercih ettik. «Nihâye» serhinde de böyle denilmistir».

Su da var ki Imam Tahavî «Bu hadîs. yasak eden naslarla nesh edilmistir.» demis; ikindinin de sabah namazi gibi bâtil oldugunu iddia etmis ve «Aksi takdirde hadîsin bir kismiyle amel edip bir kismina sirf sabah namazinda nâkis kâmilin üzerine gelmistir. O günün ikindisi öyle degildir sözüyle terk etmis olmamiz lâzim gelir. Halbuki noksanlik ikindiye basinda. sabah namazina sonunda âriz olmustur. Binaenaleyh her iki vakitte namaz bâtil olur.» demistir. «Burhan» sahibi buna söyle cevap vermistir: «Bu vakit ikindinin farz olmasina sebeptir. Hatta o vakitte Müslüman olan veya bülûga eren kimseye namaz farz olur. Namazin vücûbuna sebep olsun da o vakitte edâ sahih olmasin mümkün degildir». Tamami «Nuh» hâsiyesindedir.

«Kerâhet vaktinde baslanan namaz kerâhet-i tahrimiyye ile mün´akit yani kilinmis olur». Mekruhtur sözü hakikaten mekruh ile memnû fiillere sâmil oldugu için Musannif mücmel biraktigi yeri izah maksadiyle bu cümleyi getirmistir. T.

Malumun olsun ki namaz ismi verilen ibâdet velev ki mecazen namaz denilsin; ya farz ya vacip yahud nâfile olur.

Farz ya amelî ya kat´îdir. Amelî farz vitir namazidir. Kat´î olan farz ya farz-i kifâye ya farz-i ayindir: Farz-i kifâye cenâze namazi farz-i ayin ise bes vaktin farzlari ile cuma namazi ve namaz secdeleridir.

Vacip; ya vacip liaynihî yahud vacip ligayrihîdir. Vacip liaynihî (yani zatî için vacip olan ibâdet) vücûbî kavlin fiiline bagli olmayan vaciptir. Vacip ligayrihî (baskasi için vacip) vücubu kavlin fiiline bagli olandir. Vacip liaynihî vitir namazidir. Buna vacip denildigi gibi farz-i amelî de denilir. Bayram namazlari ile tilâvet secdesi de böyledir. Vacip ligayrihî sehiv secdesi iki rekât tavaf namazi bozulan nâfileyi kaza ve nazir edilen seylerdir.

Nâfile sünnet-i müekkede ve sünnet-i gayrimüekkede olmak üzere iki kisimdir.

Mekruh vakitler de iki kisimdir. Birincisi: günes dogarken. istivâ halinde iken ve batarkendir. Ikincisi: Sabah namazindan günes doguncaya ve ikindi namazindan günes batincaya kadardir. Birinci nevi mekruh vakitlerde söyledigimiz namazlardan hiçbiri mün´akit olmaz. Mekruh vakit namazda iken gelirse namaz bâtil olur. Bundan yalniz o vakitte hazir olan cenazenin namazi o vakitte okunan secde âyetinin secdesi o günün ikindi namazi o vakitte yapilacagi sart kosulmus nâfile ve nezirle o vakitte baslanip bozulan namazin kazâsi müstesnâdir. Bu alti seyden birincisi kerâhet vakitlerinde hiç bir kerâhetsiz câiz ikincisi kerâhet-i tenzihiyye ile üçüncüsü kerahet-i tahrimiyye ile câizdir. Geri kalanlari da öyledir. Yalniz namazi bozup kerâhetsiz vakitte kazasi vacip olur.

Ikinci nevi kerâhet vaktinde bütün namazlar kerâhetsiz olarak câizdir. Ancak nafile ile vacip ligayrihî olan namaz kerâhetle mün´akit olur. Ve bozarak kerâhetsiz vakitte kazasi tâzim gelir. Bu cümleler az degistirme ile «Halebî»den alinmistir.

METIN

Farz ve farza mülhak olan liaynihî vacip vitir gibi namazlarla kâmil vakitte okunan secde âyetinin secdesi ve önceden hazirlanmis cenazenin namazi kerâhet vaktinde mün´akit olmaz. Çünkü kâmil sekilde farz olmustur. Nâkis olarak edâ edilemez. Secde ile cenaze namazi kerâhet vaktinde farz olursa bunlari edâ tahrimen mekruh olmaz.

«Tuhfe»de «Efdal olan cenazeyi geciktirmemektir.» denilmistir. Kerâhet vaktinde baslanan nafile namazi ve kerâhet^vaktinde ifâsi sart kilinan nezri kerâhet vaktinde edâ etmek kezâ kerâhet vaktinde baslanip da bozulan namazi-nâkis vacip oldugu için-kerâhet zamaninda kilmak kerâhetle sahihdir. Sonra zahir rivayete göre bu namazi bozarak kâmil vakitte kaza etmek vaciptir. Nitekim «Bahir»da da böyle denilmistir. Yine «Bahir»da Bugye´den naklen «Kerâhet vaktinde Peygamber (s.a.v.)´e salâvat getirmek Kur´an okumaktan efdaldir.» denilmistir. Bu herhalde kiraat namazin rükünlerinden oldugu içindir. Binaenaleyh evlâ olan namazin rüknünü terk etmektir.

IZAH

«Mun´akit olmaz» sözü ile Musannif «Hâniye»nin ibâresine isaret etmistir. «Hâniye»nin Abdesti Bozan Seyler Bahsinde söyle denilmistir: «Günes dogarken veya batarken o günün ikindisinden baska farz bir namaza baslarsa namaza girmis olmaz. Kahkaha ile gülmekle abdesti de bozulmaz. Nâfile namaza baslamasi böyle degildir». Liaynihî kaydi dogru degildir. Çünkü ligayrihî vacip olan namazin bu vakitlerde mün´akit olacagini iktiza eder. Halbuki böyle degildir. Zira böyle olmadigi «Bahir» «Kuhistânî» ve «Nehir»de açiklanmistir. Nuru´l-Izah»in ifâdesi buna muhâliftir. Bunu Halebî söylemistir.

Cenâze namazi hakkinda «Bu namaz kerâhetle beraber sahih olur. Nitekim Üsbücâî´den naklen «Bahir»da da böyle denilmistir. «Nehir» sahibi dahi bunu tasdik etmistir.» denilebilir.

Ben derim ki: Lâkin muvâfik olani Musannif´in söyledigidir. Nitekim asagidaki ta´lilden anlasilacaktir. «Kenz» «Mültekâ» ve «Zeyleî»nin ibâreleri bunu gösterdigi gibi «Vafî» «Serhu´l-Mucî» «Nikâye» ve diger kitaplarda açikça bildirmistir. «Bunlari edâ tahrimen mekruh olmaz.» sözü kerâhet-i tenzihiyye ile mekruh oldugunu bildirir.

Tuhfe´nin ifadesi bu sözü mefhum muhâlifini düzeltmek kabilindendir. Zira cenâzede efdal olan geciktirmemek olunca asla kerâhet yoktur. Tuhfe´nin bu sözünü «Bahir» «Nehir» «Fetih» ve «Mi´rac» sahipleri tasdik etmislerdir. Delilleri. «Üç sey geciktirilmez. Onlardan biri de hazir olan cenazedir.» hadîsidir. «Münye» serhinde söyle deniliyor: «Cenaze namazi ile tilâvet secdesi arasinda fark meydandadir. Zira cenazede acele mutlak surette matlubtur. Meger ki bir mâni buluna. Cenazenin mubah vakitte hazir olmasi mekruh vakitte namazini kilmaya mânidir. Ama mekruh vakitte hazir olmasi böyle degildir. Tilâvet secdesi de bunun hilâfinadir. Çünkü tilâvet secdesinde mutlak surette acele müstehap degildir». Yani yalniz mubah vakitte müstehabtir. Binaenaleyh tilâvet secdesine kerâhet-i tenzihiyye sabit olur; cenaze namazinda sabit olmaz.

Halebî´nin beyânina göre «Kerâhet vaktinde baslanan nafile namazi» cümlesi sirf tekrardan ibarettir. Çünkü Musannif az yukarida «Kerâhet vaktinde baslanan namaz kerâhet-i tahrimiyye ile mün´akit olur.» demisti. Buna söyle cevap verilebilir: Burada maksad nâfilenin kerâhet vaktinde edâsinin kerâhetle sahih oldugunu ve bununla borçdan kurtuldugunu anlatmaktir. Yukarida ise aslen mün´akit ve namaz baslamanin sahih oldugunu hatta o namazda kahkaha ile gülse abdesti bozulacagini bildirmistir. Farz böyle degildir. Nitekim Hâniye´den naklen yukarida arz ettik.

Kerâhet vakitlerinden birinde izah etmeyi adayan bir kimse nezrini o vakitte edâ ederse kerâhetle sahih olur. Fakat mutlak olarak nezir yaparsa kerâhet vaktinde edâsi sahih degildir. Üç kerâhet vaktinden birinde dua ve tesbihde bulunmak da salâvat getirmek gibidir. Bagiye´den naklen «Bahir»da da böyle denilmistir.

METIN

Tahiyyetü´l mescid bile olsa kasten nâfile namaz kilmak ligayrihi vacip olan adak ve iki rekât tavaf namazi gibi seylerin hepsi ve sehiv secdeleri dahi mekruhtur.

Vacip ligayrihi (Baskasi sebebiyle vacip olan demektir ki) vücubu kulun fiiline bagli olan ibâdettir (diye tarif edilir). Müstehap veya mekruh vakitte baslayip da sonra bozdugu nafile bir namazi - velev ki sabah namazinin sünneti olsun - sabah namazinin ve ikindinin farzindan sonra kilmak Arafat´ta toptan kilindigi halde bile mekruhtur.

IZAH

Musannif burada kerâhet vakitlerinin ikinci nevine ve bu nevide mekruh olan ibâdetleri beyâna baslamaktadir. Buradaki kerâhetten murad da kerâhet-i tahrimiyyedir. Nitekim «Hilye»de açiklanmistir. Onun için «Hâniye» ve «Hulâsa»da «câiz degildir.» ifâdesi kullanilmistir. Tabiî maksat bunlarin sahih olmamasi degil helâl olmamasidir. «Kasten» tâbiri ihtirazî bir kayittir. Sârih bu kayitla sundan ihtiraz etmistir: Bir kimse gecenin sonunda nâfile namaz kilar da bir rekât kildiktan sonra fecir dogarsa efdal olan o namazi tamamlamasidir. Çünkü ikinci rekâtin fecir dogduktan sonra kilmasi kasdi degildir. Ama bu iki rekat esah kavle göre sabah namazinin sünneti yerine geçmez. «Tahiyyetü´l-mescid bile olsa» sözüyle de sebepli ve sebepsiz namazlar arasinda fark olmadigina isâret etmistir. Nitekim «Bahir»da da böyle denilmistir. Bes vaktin müekked sünnetleri ile tahiyyetü´l-mescid gibi sebepli namazlarda Imam Sâfiî buna muhaliftir. T.

Tahtâvî diyor ki: «Vacip ligayrihiyi tarif ederken kulun fiiline nasil bagli oldugunu göstermek daha iyi olurdu. Meselâ adak adamaya iki rekât tavaf namazi tavafa sehiv secdeleri kuldan gelen vacibi terk isine baglidir». Fakat Tahtâvîye tilâvet secdesiyle itiraz olunur. Çünkü bu secdenin vâcip olmasi âyetin okunmasina baglidir. Bu itiraza «Fetih» sahibi söyle cevap vermistir: «Tahkika göre tilâvet secdesinin vacip olmasi isitmeye baglidir. Dinlemeye ve okumaya bagli degildir. Isitmek ise mükellefin fiîli degil o kimsede yaradilisindan mevcud bir vasiftir. Adamak tavaf ve namaza baslamak böyle degildir. Zira bunlar kulun fiilidir». «Münye» serhinde söyle denilmistir: «Lâkin sahih kavle göre okuyan hakkinda secdenin vacip olmasina sebep isitmek degil okumaktir. Aksi takdirde sagir kimseye okumakla secde vacip olmamasi gerekirdi». «Bahir» da da buna benzer sözler vardir. Söyle de cevap verilebilir:

Sücûd kulun fiili i!e olsa da bunun asli nâfile ibâdet degildir. Çünkü secde ile nâfile ibâdet yapmak mesru olmamistir. Binaenaleyh secde kulun iltizami ile degil Allah Taâlâ´nin vâcip kilmasiyle vâcip olmustur. Meselenin tamami «Münye» serhindedir.

Zâhire göre iki rekât tavaf namazi bu mekruh vakitte de olsa mekruhtur mânâsi anlasiliyorsa da ben bunu açik olarak bir yerde görmedim. Ama Tâhâvî´nin «Âsâr» serhinde Muâz b. Afrâ´dan rivayet ettigi su hadîs buna delâlet etmektedir: «Muâz ikîndiden yahud sabah namazindan sonra tavaf etti; fakat namaz kilmadi. Kendisine bunun sebebi sorulunca: Rasulullah (s.a.v.) sabah namazindan sonra günes doguncaya kadar ve ikindiden sonra günes batincaya kadar namaz kilmayi yasak etti; dedi». Sonra «Hilye»de ve «Lübab» serhinde açikça beyan edildigini gördüm.

Sehiv secdelerinin mekruh olmasi meselesinde Sârih «Müctebâ» sahibine tâbi olmustur. Ben bunun mânâsini anlayamadim. Acaba mutlak surette mekruh mudur; yoksa kerâhet bazi namazlara mi mahsustur? Çünkü sabah namazini veya ikindiyi kilip da yanilan bir kimsenin secde-i sehiv yapmasinin keza bu iki namazdan sonra kaza nam.azi kilarak yanilanin secde-i sehiv yapmasinin mekruh olmasina bir sebep yoktur. öyle ya bu namazi kilmak helâl olur da ayni namazda vacip olan secde-i sehiv nasil helâl olmaz! ihtimal Sârih ikinci nevi kerâhet vakitlerini birincileriyle karistirmistir. Çünkü secde-i sehvi birinci nevide zikretmek dogrudur. Bu yukarida geçti. Fakat burada zikredilmesi dogru degildir meger ki bazi namazlara mahsus oldugu söylene. Bu nevide mekruh olan onlardir. Meselâ nâfile namazla vacip ligayrihi böyledir. Bu namazlari kilmak mekruh oldugu gibi onlarda yapilan secde-i sehivler de mekruhtur. Sonra Rahmetî´nin buna yanlistir diye cezm ettigini gördüm. Teemmül et ve arastir!

Sabah namazinin farzindan sonra günesin dogmasina az kalincaya kadar ve ikindinin farzindan sonra günesin rengi degismesine az bir zaman kalincaya kadar nâfile namaz kilmak mekruhtur. «Zeyleî» söyle diyor: «Ikindiden sonra demekten murad günesin rengi degismezden önceki zamandir. Degistikten sonra ise kaza namazi dahi kilinmaz. Velev ki ikindinin farzini kilmazdan önce olsun».
__________________
"Güven" Çok İnce Bir Çizgidir.

Onu Kalınlaştırarak Kırılmasını Engelleyen Tek Şey
"İki Taraflı" Olmasıdır.


Dikkat !!! Kopyala Yapıştır Özelliğini Sadece Üyelerimiz Kullanabilir. Üyelik Ücretsizdir.. Ayrıca Üyelerimiz Forumdan Tamamen Reklamsız ve çok daha hızlı şekilde yararlanabilir.
KARAHAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 01-Ocak-2010, 04:27   #285 (permalink)
Kullanıcı Profili
Kurmay Başkan
 
KARAHAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik tarihi: Nisan-2009
Bulunduğu yer: Uçurumun Kenarindan
Üye No : 177
Mesajlar: 3.146
Konuları: 1388
İstatistikleri Seviye: 43 [â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�]
Aktiflik: 213 / 1069
Güç: 1048 / 16966
Deneyim: 79%
İtibar Puanları
İtibar Puanı : 119637
İtibar Derecesi : KARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond repute
Teşekkürleri
Teşekkür Etmiş : 775
Teşekkür Almış : 1.041
Tuttuğu Takım

Standart Cevap: Büyük Hanefi Fikhi

METIN

Bu vakitlerde vitir bile olsa kaza namazi kilmak tilâvet secdesi yapmak ve cenaze namazi kilmak mekruh degildir. Farz veya vacip liaynihi degil de nâfile veya vacip ligayrihinin kerâhet yönünden hükmü fecir dogduktan sonra sabah namazinin sünnetinden baska namazla aksam namazindan önce kilinan namaz hakkinda da böyledir. Zira sabahleyin vakit takdiren namazla doludur. Hatta bir kimse nafile namaza diye niyetlense hiç tayin etmeksizin sabah namazinin sünneti olur.

Aksam namazini ise pek az zaman müstesna olmak üzere geciktirmek mekruhtur. Imam herhangi bir hutbe okumak için ve odasindan çikarken yahud odasi yoksa minbere çikmak için ayaga kalkarken (hutbe okurken ve namaz kilarken) namazi tamam oluncaya kadar nâfile namaz kilmanin hükmü de budur. Hutbenin on yerde okunacagi az sonra gelecektir.

IZAH

Sârih´in kaza namazlarina vitiri de katmasi imam A´zam´a göre vacip oldugu içindir. Onun bulunmamasiyle cevaz da ortadan kalkar ki amelî farzin mânâsi budur. Imameyn´in kavline göre vitir namazi diger sünnetlere uymayan bir sünnettir. Onun için oturarak kilinmaz.

«Kinye» sahibi «Vitir namazi fecirden sonra bilittifak kaza olur. Diger sünnetler böyle degildir.» demistir.

Tilâvet secdesi Allah´in vacip kilmasiyle vacip oldugundan nâfile mânâsinda degildir. «Zira sabahleyin vakit takdiren namazla doludur.» cümlesiyle bir itiraza cevap verilmistir. Itiraz sudur:

Rasûlüllah (s.a.v.); «Ikindiden sonra günes kovusuncaya kadar; sabah namazindan sonra günes doguncaya kadar namaz kilinmaz.» buyurmustur. Bu hadîsi Buhari ile Müslim rivayet etmislerdir. Hadîs-i serif nâfileye ve diger namazlara sâmil midir? Cevap: Buradaki yasaklama vakitte noksanlik bulundugu için degil. vakit farzla dolu imis gibi olsun diyedir Binaenaleyh nâfile ile evvelce nâfile iken ârizî bir sebeple vücûbu sâbit olan nâfileye mülhak ibâdetler câiz degildir. Farzlarla farz mânâsinda olanlar câizdir. Üç kerâhet vaktindeki yasaklama böyle degildir. O vakitte bulunan bir mânâdan dolayidir. Bu mânâ onun seytana mensup olmasidir. O hem farzlara hem nâfilelere te´sir eder. Meselenin tamami «Hidâye» serhlerindedir.

Maksat vaktin takdiren farzla dolu imis gibi sayilmasi olunca sabah namazinin sünneti de farzina tâbi oldugundan tayin edilmeden kilinan nâfile sabah namazinin sünneti olur. Tâ ki o kimse yasak edilen bir namaz kilmis olmasin. Teemmül eyle!

Çünkü sahih ve mutemed kavle göre bes vaktin revatip adi verilen sünnetlerinde tayin sart degildir. Onlara nâfile diye niyetlenmek câiz oldugu gibi mutlak olarak namaza diye niyetlenmek de sahih olur. Bir kimse gece zanniyle iki rekât teheccüt namazi kilar da fecirden sonra kildigi anlasilirsa sahih kavle göre bu iki rekât sabah namazinin sünneti yerine geçer. Baska sünnet kilmaz; çünkü mekruhtur. «Esbah».

Ulemanin ekserisine göre aksam namazindan önce nâfile namaz kilmak mekruhtur. Bizim ulemamizla Imam Mâlik ve bir kavlinde Imam Sâfiî bunlardandir. Çünkü sahihaynda ve diger hadîs kitaplarinda Peygamber (s.a.v.)´in eshabiyle birlikte aksam namazini günes batar batmaz kilmaya devam buyurdugu sabit olmustur.

Ibn-i Ömer (r.a.) da «Ben Rasûlüllah (s.a.v.) devrinde bu iki rekâti kilan kimse görmedim.» demistir. Bu hadîsi Ebu Dâvud rivayet etmis fakat onun hakkinda bir sey söylememistir. Münzirî´de «Muhtasar»inda rivâyet etmistir. Isnâdi güzeldir. Imam Muhammed Ebu Hanîfe´den o da Hammâd´dan naklen rivâyet etmistir ki Hammad Ibrahim Nehâî´ye aksam namazinin farzindan önce nâfile namaz kilinip kilinmayacagini sormus; Ibrahim Nehai kendisini bundan men etmis ve «Rasûlüllah (s.a.v.) Ebu Bekir ve Ömer bunu kilmazlardi.» demistir.

Kaadi Ebu Bekir b. Arabî «Bu namaz hakkinda eshab ihtilâf etmisler; onlardan sonra bunu kimse kilmamistir.» demistir. Bu söz sahabenin kildiklarini ve Peygamber (s.a.v.)´in emir buyurdugunu bildiren rivâyete aykiridir. Zira ulema merfu bir hadîsle amel etmekten vazgeçerse o hadîsle amel câiz olmaz. Çünkü bu onun zaif olduguna delildir. Mesele eshab arasinda söhret bulsa Ibni Ömer Hazretleri´ne de gizli kalmazdi. Yahud bu emir aksam namazinin acele kilinmasi emrinden önce idi mânâsina hamledilir. Meselenin tamami «Münye» serhleri ile diger kitaplardadir. «Aksam namazini ise pek az zaman müstesna olmak üzere geciktirmek mekruhtur.» cümlesi bu az zamanin iki rekât namaz sigmayacak bir oturus kadar olacagini ifâde etmektedir. Bundan fazlasinin yildizlar görününceye kadara vardirmamak sartiyle tenzihen mekruh oldugunu söylemistik. «Fetih»te beyân olunduguna göre aksam namazindan önce iki rekât nâfileye cevaz verilse az zamani geçmemek sartiyle kilinmasi mubah olur. «Hilye» ve «Bahir» sahipleri de bu sözü tasdik etmislerdir. «Fetih» sahibi Vitir ve Nâfileler Bâbinda bu meseleyi uzun uzadiya tahkik etmistir.

T E N B I H: Bu vakitte kaza namazi cenâze namazi ve tilâvet secdesi kerâhetsiz câizdir. Evvelâ aksam namazindan baslanir; sonra cenâze namazi daha sonra aksamin sünneti kilinir. Ihtimal bu efdal olan sekli beyan içindir. «Hilye»de «Fetva cenâze namazinin cumanin sünnetinden sonraya birakilacagina dairdir.» deniliyor. Su halde cenaze namazi aksamin sünnetinden sonraya birakilacak demektir. Çünkü aksamin sünneti cumanin sünnetinden daha kuvvetlidir. «Bahir». «Elhâv´il-Kudsî» nam kitapta açiklandigina göre bu vakitte nezir namazi bozulan namazin kozasi ve tertip sahibi olmayan kimsenin kaza namazi kilmasi mekruhtur. Bu kayit güzeldir. Geriye iki rekât tavaf namazi kalir ki o da mekruhtur. Nitekim «Hilye»de açiklanmistir. Musannif´in sözünden de anlasilmaktadir. Zira «Aksam namazindan önce ilh...» cümlesini sabah namazi üzerine atfetmistir. Binaenaleyh sabah namazinda mekruh olan seylerin hepsi aksam namazinda da mekruhtur. Evet «Lübâb» serhinde açiklandigina göre bir kimse ikindi namazindan sonra tavaf ederse iki rekât tavaf namazini aksamin sünnetinden evvel kilar. Nitekim cenaze namazini da aksamin sünnetinden evvel kilardi.

Imam minbere çikarken nâfile kilmak Buhârî ile Müslim´in ve diger hadîs imamlarinin rivayet ettikleri su hadîsten dolayi mekruhtur: «Imam hutbe okurken arkadasina sus dersen bâtil konusmus olursun!». Rasûlüllah (s.a.v.) farz oldugu halde iyiligi emir etmeyi bile yasak etti ise nâfileye ne kalir!

Ibni Battal´in dedigi gibi Cumhur´un kavli budur.

Bizim imamlarimizla Imam Malik de bunlar meyanindadir. Ibni Ebî Seybe bu kavli Ömer Osman Ali ve Ibni Abbas hazerati ile tâbiînden rivayet etmistir. Gerçi cevaz bildiren rivayet de varsa da haram kilinmazdan öncesine hamledilmistir. Binaenaleyh memnu deliline muaraza edemez. Bu babtaki delillerin tamami «Münye» serhleriyle diger kitaplardadir. Kitabimizda bu cümlede yukariya âtif edildigi için orada mekruh olanlar burada da mekruhtur. Nitekim az evvel arz etmistik.

Sârih hutbe hakkinda «herhangi bir» tâbirini kullanarak sözü umumilestirmistir. Su halde hutbeden önce ve sonraya sâmildir. Bu hususta hatibin hutbeyi bitirmis veya bitirmemis olmasinin bir farki yoktur. «Bahir»

Hutbenin on yerde okunacagi Bayramlar Bahsinde gelecektir. Bunlar cuma hutbesiyle iki bayram hutbesi üç hac hutbesi hatim nikâh yagmur duasi ve günes tutulmasi hutbeleridir. Maksat mesrû olan hutbeleri bir arada saymaktir. Aksi halde günes tutulmasi hutbesi Sâfiî´nin mezhebidir. Zâhire bakilirsa Imam A´zam´a göre bu hutbe esnasinda nâfile kilmak mekruh degildir. Çünkü ona göre günes tutuldugunda hutbe okumak mesru degildir. «Hilye»de. bu açiklanmistir. Kezâ yagmur duasi hutbesi Imameyn´e göre mesrudur. Onun hakkinda da ayni sey söylenebilir. Mamafih Kuhistânî´nin rivayetiyle cevap da verilebilir. Kuhistânî günes tutulma hutbesinin mesru olduguna dair Imam A´zam´dan bir rivayet nakletmistir. Ihtimal «Hâniye» sahibi gibiler bu rivayete meylederek onu da anmislardir. Bu suretle hutbe sayisi bize göre de on olur. Süphesiz ki Sârih´in «odasindan çikarken; ayaga kalkarken» sözleri yerine göre kullanilacak kayitlardir. Bu nikâhla Kur´an hatmi hutbelerinden baskalarinda olur. Bütün hutbelerde nâfile kilmanin mekruh olmasi vacip olan hutbe dinleme isi elden gittigi içindir. Nitekim bu cihet «Müctebâ»da açiklanmistir.

METIN

Kaza namazi böyle degildir. Onu bu vakitlerde kilmak mekruh degildir. Musannif cumada hutbe halinde mekruh olmayan kaza namazini tertibi vacip olan namaz diye kayitlamistir. Böyle degilse mekruh olur. Bu sûretle «Nihâye» ve «Sadri´s-Seria»nin sözleri birlestirilmis olur. Kezâ farz namaza ikamet getirilen yerde yani mezhebinin imaminin kildirdigi yerde nâfile namaz kilmak mekruhtur.

Delil «Cemaatla namaza ikamet getîrildigi vakit farz namazindan baska namaz yoktur» hadîsidir Bundan yalniz cemaate tesehhüdünde olsun yetisemeyeceginden korkmayan kimsenin sabah namazinin sünnetini kilmasi müstesnadir. Yetisemeyeceginden korkarsa sünneti aslindan terk eder. Bu hususta söylenen çareler makbul degildir. Vakit daraldigi zaman dahi vaktin farzi olmayan bir namazi kilmak mekruhtur. Bayram namazlarindan önce nâfile namaz kilmak mutlak surette mekruhtur. Bayram namazlarindan sonra ise mescidde mekruh. evde esah kavle göre mekruh degildir. Arafat´ta ve Müzdelife´de cem edilen (toptan kilinan) namazlarin arasinda ve kezâ bu iki namazdan sonra nâfile kilmak mekruhtur. Nitekim evvelce geçmisti.

IZAH

Nihâye» ve «Sadri´s-Seria»nin sözleri birbirine ziddir. «Sadri´s-Seria» kaza namazi bu vakitlerde mekruhtur demis; «Nihâye» sahibi ise mekruh olmadigini söylemistir. Musannif merhum farz namazi mutlak zikretmistir. Halbuki «Hâniye» ve «Hulâsa» sahipleri onu cuma günü diye kayitlamislardir. «Fetih» sahibi ve diger sârihler de bunu tasdik etmislerdir.

«Münye» sârihi dahi bu zevâta tâbi olarak söyle demistir:

«Cumadan baska günlerde ise imam namaza baslamadikça mücerred ikamet getirmekle mekruh olmaz. imama birinci rekâtta yetisecegini bilmesi ve perde bulunmadigi halde safdakilere karismamasi da sarttir. Cuma ile diger namazlar arasinda fark cumada cemaatin kalabalik olmasi ve ekseriya safdakilere karismadan kilmasi mümkün olmamasidir». Kisaltilarak alinmistir. Farza Yetisme Babinda da gelecektir.

«Yani mezhebinin imaminin kildirdigi yerde ilh...» sözü bir mescidde cemaatin tekrari mekruh olmadigina göredir. Sârih Ezan ve Imamlik Bahsinde bunun aksini söyleyecektir.

Ulemadan bir cemaat Mekke ve Medine´de ve diger yerlerde görülen ayri imamlar arkasinda ayri cemaatlar teskil edilmesini kerih görerek risâleler yazmis; ilk imamla kilmanin daha faziletli oldugunu açiklamislardir. Onlardan biri de «Mensih» müellifi meshur allâme Rahmetullah Sindidir ki ehl-i tahkikten Kemâl b. Humâm´in tilmîzidir. Allâme Hayreddîn Remlî´nin Imamlik Babinda bu zattan rivayet ettigine göre ulemamizdan bazilari (551) tarihinde bunu red ve inkâr etmislerdir. Serif Gaznevî bunlardandir. Malikîlerden bir zat do (550) tarihinde bunun dört mezhebe göre câiz olmadigina fetvâ vermistir.

Rahmetullah Sindî mezhebimiz ulemasindan bir cemâatin dahi bunu reddettiklerini nakletmistir. Lâkin «Esbah» sârihi allâme Ibrahim Bîri «El-AkvaIü´l-Merdiyye» adli bir risâle te´lif ederek namazin câiz fakat muhalif mezhebin imamina uymanin mekruh oldugunu açiklamistir. Çünkü muhâlif mezhebin imami hilâf yerlerine riâyet etse bile kendisine uyanin mezhebince mekruh olan seyleri terk etmez.

Besmele ve âmini asikâr söylemesi. egilip dogrulurken ellerini kaldirmasi istirahat celsesi yapmasi (secdelerden sonra hafifçe oturmasi) ilk oturusta salâvat dualarini okumasi sol tarafa selâm vermeyi sünnet saymasi vesaire bunlardandir ki bize göre namazin yeniden kilinmasini icap eder; yahud iâdesi müstehap olur. Kezâ allâme Aliyyü´l-Kaarî de «El-Ihtîdâ fil-Iktidâ» naminda bir risâle te´lif ederek namazin câiz oldugunu isbat eylemis; lâkin imam namazin yalniz rükün ve sartlarina riâyet etmek sartiyle muhalif mezhebin imamina uymakta bir kerâhet olmadigini bildirmistir. Meselenin tamami insallah Imamlik Babinda gelecektir. Sârih´in delil olarak zikrettigi hadîsi Müslim ve diger hadîs imamlari rivâyet etmislerdir. Tahtâvî. «Bunun umumundan yalniz tertip vacip olan koza namazi müstesnâdir. Bu namaz ikamet getirilirken de kilinir.» demistîr.

Sabah namazinin sünneti kilinabilecegine delil Tahavi ve baskalarinin Ibni Mes´ud´dan rivayet ettikleri eserdir.

Ibni Mes´ud (r.a.) mescide girmis. Namaza ikamet getirilmis imis. kendisi mescidde bir direge karsi durarak iki rekat sünneti kilmis. Bu hâdise Huzeyfe ile Ebu Musâ´nin huzurunda olmus Ömer. Ebud-Derdâ Ibni Abbâs ve Ibni Ömer (r.a.) hazerâtindan do bunun gibi vak´alar rivâyet olunmustur. Hâfiz Tahâvî «Âsâr» serhinde bunu sened olarak rivayet etmistir. «Münye» serhinde bunun misli Hasan-i Basri Mesruk ve Sâ´bîden rivâyet olunmustur.

Cemâate sabah namazinin tesehhüdünde yetisecegini akli kesen sünneti kilar. Sârih burada Musannifin ve «Bahir»a uyarak Surunbulâlî´nin itimad ettigi kavli tercih etmistir. Lâkin «Nehir» sahibi bu kavli zaif bulmus; «Zâhir» mezhebi tercih etmistir. «Zâhir» mezhep bir rekâtina yetisecegini bilmedikçe sünneti kilamamasidir. Bu mesele Farza Yetisme Babinda gelecektir. H.

Ben derim ki: Biz orada Musannif´in itimad ettigi kavli Kemâl b. Humâm´in ve baskalarinin kuvvetli bulduklarini bildirecegiz. Cemaate yetisemeyeceginden korkan kimse sünneti aslindan terk eder. Yani günes dogmadan veya dogduktan sonra onu kaza etmez. Zira sabah namazinin sünneti ancak farzi ile beraber kazaya kalir da o gün zevalden önce kilinirsa kaza edilir. H.

Bu hususta söylenen çareler makbul degildir (Çareye hile-i ser´iyye derler). Çâre yâ sünnete niyet ederek günes dogmadan bozmaktir yahud sünnete niyet edip onu bozmadan farza baslamaktir. Sonra günes dogmadan sünneti kaza eder. Bu iki vecihle reddedilir.

Birincisi: Namazi bozmak için baslamayi emir etmek ser´an çirkindir. Burada her iki sekilde bozmak vardir.

Ikincisi: Bunda vacip ligayrihiyi sabah namazi vaktinde icra vardir ki evvelce geçtigi vecihle bu mekruhtur. H.

Vakit daraldigi zaman dahi vaktin farzi olmayan bir namazi kilmak mekruhtur. Bu kerâhet nafile vacip ve kaza namazlarina sâmildir. Velev ki aralarinda tertip olsun. Vakitten murad da kâmil olan müstehap vakittir. Zira Kaza Namazlari Babinda görülecegi vecihle tertip müstehap vaktin daralmasiyle sâkit olur. Sârih «Kezâ müstehap vakit daralinca vakit namazindan baskasi mekruh olur.» dese daha iyi olurdu. Bunu Halebî söylemistir.

TENBIH: Sârihin el yazisi ile «Hazâin»in derkenarinda sunu gördüm: «Bir kimse vaktin çoklugunu zannederek nâfile namaza niyetlenir de sonradan iki rekâti tamamladigi takdirde farzi kaçiracagi anlasilirsa o namazi bozmaz. Nitekim nâfileye niyetlenir de hatip minbere çikarsa bozmazdi. «Münye» serhinin sonunda böyle denilmistir.» Teemmül eyle!

Bayram namazlarindan önce nâfile namaz kilmak mutlak surette yani evde olsun mescidde olsun mekruhtur. H.

Bayram namazlarindan sonra ise mescidde mekruh evde esah kavle göre mekruh degildir. «Esah» tâbiri ile Sârih «Evde mutlak surette yani bayram namazindan önce olsun sonra olsun câizdir.» diyenlerle «Bayram namazindan sonra mutlak surette yani mescidde olsun evde olsun mekruh degildir.» diyenlere red cevabi vermistir. H.

Arafat´ta ikindi ile ögle bir arada ögle zamaninda kilinir. Buna cemi takdim derler. Müzdelife´de ise aksamla yatsi beraberce yatsi zamaninda kilinir. Buna do cemi te´hir denir. «Ve keza bu iki namazdan sonra» ifâdesi cemi takdimle cemi te´hiri iham ediyorsa da maksat yalniz Arafat´taki cemidir. Müzdelife´deki cumadan sonra nâfile kilmak mekruh degildir. Rahmetî´nin beyânindan anlasildigina göre Müzdelife´de aksamla yatsi namazlari birlikte kilindiktan sonra nâfile kilmanin mekruh olup olmamasi hususunda ulemamiz arasinda hilâf bulundugu sabit olmustur. Lâkin «Lübâb» serhinde kat´î dille ifâde edildigine göre aksamla yatsi birlikte kilindiktan sonra bu namazlarin sünnetleri ile vitir namazi da kilinir. «Lübâb» Sârihi «Nitekim bunu Mevlânâ Abdurrahman Câmi´ «Mensik» adli eserinde açikça beyan etmistir. Teemmül eyle!» demistir.
__________________
"Güven" Çok İnce Bir Çizgidir.

Onu Kalınlaştırarak Kırılmasını Engelleyen Tek Şey
"İki Taraflı" Olmasıdır.


Dikkat !!! Kopyala Yapıştır Özelliğini Sadece Üyelerimiz Kullanabilir. Üyelik Ücretsizdir.. Ayrıca Üyelerimiz Forumdan Tamamen Reklamsız ve çok daha hızlı şekilde yararlanabilir.
KARAHAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 01-Ocak-2010, 04:27   #286 (permalink)
Kullanıcı Profili
Kurmay Başkan
 
KARAHAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik tarihi: Nisan-2009
Bulunduğu yer: Uçurumun Kenarindan
Üye No : 177
Mesajlar: 3.146
Konuları: 1388
İstatistikleri Seviye: 43 [â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�]
Aktiflik: 213 / 1069
Güç: 1048 / 16966
Deneyim: 79%
İtibar Puanları
İtibar Puanı : 119637
İtibar Derecesi : KARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond repute
Teşekkürleri
Teşekkür Etmiş : 775
Teşekkür Almış : 1.041
Tuttuğu Takım

Standart Cevap: Büyük Hanefi Fikhi

METIN

Büyük ve küçük abdesti yahud bunlardan biri veya yellenme sikistirirken ve caninin çektigi yemek hazir olmusken namaz kilmak mekruh oldugu gibi namaz fiillerinden zihnini mesgul edecek ve namazin husugunu bozacak her ne olursa olsun mekruhtur. Bunlar otuz küsûr vakittir.

Kâbenin üzeri yol çöplük salhane kabristan evinde yikandigi yer hamam yirim içi deve koyun ve sigir agili gibi yerlerde de namaz kilmak mekruhtur.

IZAH

Caninin çektigi yemek ifâdesinden anlasiliyor ki cani çekmezse yemegin hazir olmasi i!e namaz kilmak mekruh degildir. Tahtavî «Zâhir olan da budur.» demistir. Musannif´in burada hassaten yemekle zihni mesgul eden seyden bahsetmesi ikisi de hassaten hadîslerde beyan buyuruldugu içindir. Bunu Halebî söylemistir. Anla!

Burada otuz küsûrdan murad otuz üç vakittir ki sunlardir:

Günes dogarken üstüva halinde iken batarken sabah namazindan veya ikindiden sonra sabah namazindan veya aksam namazindan evvel on hutbenin okundugu zamanlar farz namaz kilinirken farzin vakti daraldigi zaman bayram namazindan evvel bayram namazindan sonra mescidde namaz kilmak kurban bayrami namazindan evvel ve sonra mescidde kilmak Arafat´ta cemi takdim esnâsinda Müzdelife´de cemi te´hir yapildiktan sonra büyük ve küçük abdest sikistirdigi vakit bunlardan biri sikistirdiginda yellenme sikistirdiginda caninin çektigi yemek hazir oldugunda zihnini mesgul edecek bir sey bulundugunda yalniz yatsiyi edâ için gece yarisindan sonrasi ve yalniz aksam namazini edâ için yildizlarin göründügü zamandir.

Bilmelisin ki ilk üç vakitte namaz kilmaktan nehi buyurulmasi vakitteki bir mânâdan ileri geldigini evvelce arz etmistik. Bunun farz ve nâfilede tesiri vardir. Digerlerinde baska bir mânâdan dolayi yasak edilmistir. Bunun nâfilelerde tesiri vardir. Farzlarla farz mânâsina gelenlerde tesiri yoktur. «inâye» ve diger kitaplarda bu açiklanmistir. Lâkin digerlerinde yasaklamanin nâfilelerde tesiri oldugu ancak hassaten vakit namazina müteallik etmedigi zaman anlasilir. Nitekim son iki vakitte böyledir. Bu iki vakitte mekruh olan sâdece vakit namazidir. Baskalari cemaati azaltir. Aksam namazini yildizlarin göründügü zamana geciktirmek ise Yahudilere benzemektir. Nitekim ulema bunu açiklamistir. Bu hüküm bu iki vakte mahsustur.

Yukarida arz etmistik ki sahih kavle göre haddi zatinda vakitte kerahet yoktur. En makulu «Bahir» sahibinin «Hilye»ye te´ban tahkik ettigi gibi kerahetin geciktirme ile edâda olmasi yalniz geciktirmede olmasidir. Anla!

Sârih zaman itibariyle keraheti anlattiktan sonra mekân itibariyle keraheti münâsebet düstügü için getirmistir. Yoksa mekân itibariyle kerahetin yeri namazin mekruhlaridir.

Kâbe´nin üzerinde namaz kilmak emir olunan tazime aykiri düstügü için yolda namaz kilmak gelip geçenlere mâni oldugu ve yolu hedefinden baska hususta mesgul ettigi içindir. Zira yol yürümek için ammenin hakkidir. Bir de Ibni Mâce ile Tirmizî´nin ibni Ömer´den rivayet ettikleri bir hadiste. «Rasûlüllah (s.a.v.) yedi yerde namaz kilmayi yasak etti. Bunlar: çöplük salhane kabristan yol çatirigi hamam deve ve agillari ve Beytullah´in (Kâbe´nin) üzeridir.» denilmistir.

Kabristanda namaz kilmanin neden mekruh oldugu ihtilaflidir. Bazilari «Çünkü orada ölülerin kemikleri ve bedenlerinden akan sari su vardir. Bu ise pistir.» demislerdir. Ama söz götürür. Zira bize göre istihâle (yani hakikatin degismesi) temizleyicidir. Birtakimlari puta tapmanin asli sülehâ´nin kabirlerini mescid yapmaktir» demis; daha baskalari bunun Yahudilere benzemek oldugunu söylemislerdir. «Haniye» sahibi bu kavli tercih etmistir. Namaz kilmak için hazirlanmis yen bulunursa kabristanda namaz kilmak mekruh olmaz. Yalniz «Hâniye» de beyan edildigi vecihle hazirlanan yerde kabir ve pislik bulunmamak ve kiblesi kabre karsi gelmemek lazimdir. «Hilye».

Hamamda namaz kilmak iki mânâya mekruhtur. Birincisi kir sularinin döküldügü yer oldugu için ikincisi de seytanlarin evi oldugundandir. Birinci mânâya göre hamamin bir tarafi yikanirsa orada namaz kilmak mekruh olmaz. Ikinciye göre mekruh olur. Evlâ olan do budur. Çünkü hadîs mutlaktir. Meger ki vaktin çikacagindan korkmak gibi bir özür ola. «Imdâd»

Lâkin «Feyiz»de bildirildigine göre Müftabih olan kavil kerahet. bulunmamasidir. Hamamin disinda yani hamamcinin oturdugu yerde namaz kilmak hususunda ise «Hâniye»de «Bunda bir beis yoktur.» denilmis; «Hilye»de «Disindaki kerahet dahi ikinci mânânin teferruatindandir.» deniliyor. Yine «Hilye»de beyan olunduguna göre hamam terk edilmis olsa söylendigine göre eski hâli gözönünde bulundurularak kerahetin kalmasi muhtemel oldugu gibi kalmamasi ihtimali de vardir. Zira seytanin hamama dadanmasi orada avret yerleri açildigi ve benzeri haller görüldügü içindir. Birinci ihtimal daha makûldür.

Hamama su verilmeyerek kullanilmaz hâle gelse kerahetin kalmamasi daha münasip o!ur. Çünkü hammam hamimden alinma bir kelimedir. Hamim sicak su demektir. Orada böyle bir su kalmamistir. Su hale göre bir kimse evini hamam seklinde yapmis olsa orada namaz kilmak mekruh olmaz.

TENBIH: Hamamin seytanlarin yeri olmakla ta´lil edilmesinden kâfirlerin ibâdesanelerinde namaz kilmanin mekruh oldugu hükmü çikarilir. Zira onlar da seytanlarin sigindigi yerlerdir. Nitekim bunu Sâfiî´ler açiklamislardir. Onlarin söylediklerinden bizim için de hüküm alinir.

Tatarhâniye´de «Müslümanin havraya ve kiliseye girmesi mekruhtur. Ama girmeye hakki olmamasi yönünden degil orasi seytanlarin toplandigi yer oldugu için mekruhtur.» denilmistir. «Bahir» sahibi «Zâhire göre bu kerahet tahrimiyyedir. Zira mutlak olarak kerahet denince kerahet-i tahrimiyye kastedilir. Ben Yahudilerle birlikte havraya devam eden bir Müslüman ta´zir olunacagina fetvâ verdim.» diyor. Girmek mekruh olunca içinde namaz kilmanin keraheti evleviyette kalir. Oraya namaz kilmak için girenin cehli bununla meydana çikar.

Yirim içinde yani dere gibi çukur yerde namaz kilmak mekruhtur. Zira ekseriyetle sellerin getirdigi veya insanlar tarafindan atilan pisliklerden hâli kalmaz.

Deve ve koyun agili olan yerlerde namaz kilmak mekruhtur. Ismâil Nablusî´nin «Ahkâm» adli eserinde dahi «Hazâne»den naklen böyle denilmistir. Nablusî bundan sonra «Mültekat»tan sunu nakletmistir: «Koyun agillari pislikten uzak olursa içlerinde namaz kilmak mekruh olmaz».

Hilye´de deniliyor ki: Peygamber (s.a.v.) «koyun agillarinda namaz kilin ama deve igreklerinde namaz kilmayin»! buyurmustur: Bu hadisi Tirmizî rivayet etmis ve hasen sahih oldugunu söylemistir. Ebu Davud da su hadîsi rivayet etmistir: Rasûlüllah (s.a.v.)´e develerin çöktügü yerlerde namaz kilinip kilinmayacagi soruldu da. «Develerin çöktügü yerlerde namaz kilmayin! Çünkü develer seytanlardandir» buyurdu. Koyun agillarinda namaz soruldu: «Oralarda namaz kilin! Zira onlar bereketten yaratilmislardir» buyurdular. Bu hadîsi Müslim kisaca rivayet etmistir». Anlasiliyor ki develerin seytanlardan olmasinin mânâsi onlara benzer sifatta ürkek ve eziyetçi yaratilmalaridir. Sâfiî´lerden birinin dedigi gibi namaz kilan kimse onlarin ürkerek namazini bozduracagindan emin olamaz. Yani akli mesgul kalir. Bilhassa secde halinde bu daha da çok olur. Bununla develer koyunlardan ayrilir. Ta´lilden anlasildigina göre develer yokken temiz olan agillarinda namaz kilmak mekruh degildir.

TENBIH: Bazilari «Çünkü develer seytanlardan yaratilmistir.» tâ´lilini Peygamber (s.a.v.)´in nâfile namazini devesinin üzerinde kilmasi karsisinda müskil saymislardir. Birtakimlari bir deve ile sürü halindeki develerin arasinda fark görmüslerdir. Zira sürü halindeki develer tabiatlari icabi ürkerek kalbi heyecanlandirabilirler. Üzerine binilen deve böyle degildir.

Ben ulemamizdan sigiri zikreden görmedim. Evet. Safiî´lerden biri sigirin da koyun gibi oldugunu söylemis fakat bazilari buna muhalefet etmistir.

METIN

«Kâfi» sahibi sunlari da ziyade etmistir: Hayvan baglanan yerlerde âhirda degirmende helâda ve helâ üzerinde. sel çukurunda gasb edilmis yahud baskasina aid ekilmis veya sürülmüs yerde ve geçenlere mâni olacak sütre olmaksizin ovada namaz kilmak mekruhtur. Yatsidan evvel uyumak yatsidan sonra mubah sözlerle konusmak. fecir dogduktan sabah namazini kilincaya kadar konusmak da mekruhtur. Ondan sonra isine gitmekte beis yoktur. Bazilari günes doguncaya kadar birtakimlari bir mizrak boyu yükselinceye kadar konusmanin mekruh oldugunu söylemislerdir. «Feyz».

IZAH

Degirmende namaz kilmanin mekruh olmasi herhalde gürültüsü zihni mesgul ettigi için olacaktir.

Gasb edilmis dedikten sonra «baskasina aid» demeye hacet yoktur. Çünkü gasb baskasinin olmayi gerektirir. Meger ki izinsiz namaz kastedilmis olsun. Velev ki gasb etmis olmasin. Bunu Ebu´s-Suud söylemistir.

Hâvi Kudsî´sin ibâresi söyledir: «Gasb edilen yerde de mekruhtur. Bir kimse Müslümanla kâfirin yerlerinden birinde namaz kilmaya mecbur kalsa ekilmemis olmak sartiyle Müslümanin yerinde kilar. Yer ekilmis. yahud kâfirin mülkü ise yolda kilar». Yani yolda onun da hakki vardir. Nitekim Muhtaratü´n-Nevazil nam eserde de böyle denilmistir. Ayni eserde su da vardir: «Baskasinin yeri ekilmis veya sürülmüsse orada namaz kilmak mekruhtur. Ancak aralarinda dostluk varsa yahud sahibinin darilmayacagini tahmin ederse bir beis yoktur».

T E N B I H: Seyyîdî Ahdülganî babasi Seyh Ismâil eseri «Ahkâm» dan sunu naklediyor: «Baskasinin yeri duvar veya avlu ile çevrilmisse oraya inmek memnudur. Çevrilmemisse bu hususta muteber olan örftür». Seyyidî Ahdülganî sözüne söyle devam etmektedir: «Yani rahati olup olmamak hususunda halkin âdeti muteberdir demek istiyor. Binaenaleyh bahar günlerinde Dimask´taki vâdî bahçelerine sahiplerinin izni olmaksizin girmek câiz degildir. Avamin yaptiklari duvar yigma tel koparma gibi isler çirkin ve haramdir. Halebî´nin Münye» serhinde söyle denilmistir: Bir kimse gasp edilen yere mescid yapsa içinde namaz kilmakta bir beis yoktur. «Vâkiat»ta ise. bir kimse sehrin surlari üzerine mescid yaparsa orada namaz kilmamak gerekir; çünkü âmmenin hakkidir. Gasp yerine yapilan mescid gibi oda sirf ALLAH rizasi için degildir denilmistir».

Ahdülgani sonra sunlari ilâve etmistir: Dimasktaki Süleymaniye Medresesi Sultan Nureddin Sehîd´in Dimask halkinin sehâdetleri ile yolculara vakif ettigi çayira kurulmustur. Vakif söhret bulmakla sabit olur. Bu medresenin kurulusunda yeri vakif eden zatin sartina muhalif edilmistir. Halbuki vakfin sarti sâfiin nassi gibidir. Binaenaleyh orada namaz kilmak bir kavle göre kerahet-i tahrimiyye ile mekruh baska bir kavle göre hiç sahih degildir. Nitekim bunu «Camiu´l-Fetâvâ» sahibi nakletmistir. Medresenin suyu da sahibi bir dereden alinmistir. Emevî Camîindeki Yemenliler hücresi de bu kabildendir. Bunlar sasilacak seylerdir!».

METIN

Yolculuk ve yagmur gibi bir özürden dolayi iki farzi bir vakitte beraber kilmak caiz degildir. Sâfiî buna muhâliftir. Ama onun rivayet ettigi hadîsler vakit itibariyle degil fiilen beraber kilinacagina hamledilmislerdir. Iki farzi beraber kilarsa farzi vaktinden evvel kildigi takdirde fâsid olur. Aksini yaparsa yani farzi vaktinden sonraya birakirsa kaza suretiyle sahih olsa bile haramdir. Iki farzi bir vakitte beraber kilmak yalniz Arafat´ta ve Müzdelife´de hacilara câizdir. Nitekim gelecektir. Zaruret zamaninda taklitte (muhalif mezhebin imamina uymakta) beis yoktur. Ancak o imamin icap ettirdigi her seyi benimseyip ifâ etmesi sarttir. Zira görmüstük ki karma hüküm bilittifak bâtildir.

IZAH

Imam Sâfiî´nin rivayet ettigi hadîsler geciktirmeye ve vaktinden önce niyetlenmeye delâlet ederler. Meselâ Enes hadîsinde «Peygamber (s.a.v.) acele yola çikmak isterse ögle namazini ikindi vaktine geciktirir; ikisini beraber kilardi. Aksam namazini geciktirir ve yatsi ile beraber kilardi.» denilmistir.

Ibni Mes´ud´dan da böyle bir rivayet vardir. Vaktinden önce kilinacagina delâlet eden Hazret-i Muaz´dan naklen Ebu´t-Tufeyl´in rivayet ettigi hadîsten baska açik hadîs yoktur. Mezkûr hadîste söyle denilmektedir: «Peygamber (s.a.v.) Tebük gazâsinda günes zevâle ermeden yola çikarsa ögleyi ikindi vaktine geciktirir; ikisini beraber kilardi. Günes zevâle erdikten sonra yola çikarsa ögle ile ikindiyi kilar; sonra yola çikardi. Günes batmadan yola çikarsa aksam namazini geciktirerek yatsi ile beraber kilardi. Günes battiktan sonra çikarsa yatsiyi öne alir ve onu aksamla birlikte kilardi» Sâfii´nin rivayet ettigi hadîslerden geciktirme bildirenler iki namazi fiilen bir arada kildigina hamledilmislerdir.

Yani Rasûlüllah (s.a.v.) birinci namazi vakîinin sonunda ikinci namazi vaktinin evvelinde kilmistir. Ravinin birinci namazin vakti çiktigini bildiren sözü de mecaza hamledilir. Yahud vakit çikti sanmistir. ibn-i Ömer´den sahih olarak rivayet edilen su hadîs de bu te´vile delâlet eder: «Ibni Ömer (r.a.) safagin sonunda yoldan geldi de evvelâ aksam namazini kildi sonra safak kayip oldugunda yatsiyi edâ etti ve Rasûlüllah (s.a.v.) yola acele ettigi zaman böyle yapardi. dedi». Hadisin bir rivayetinde «Sonra bekledi safak kayip olunca yatsiyi kildi.» denilmistir. Rasûlüllah (s.a.v.) «Uykuda tefrit yoktur; tefrit uyanikkendir. Namazi baska namazin vaktine geciktirirsin.» buyurmusken bunu kendisi nasil yapar! Bu hadîsi Müslim rivayet etmistir. Ve bunu seferde söylemistir. Yine Müslim´in ibni Abbas´tan rivayetine göre Peygamber (s.a.v.) Medine´de ögle ile ikindiyi ve aksamla yatsiyi korku ve yagmur olmadigi halde ümmetine güçlük çikarmamak için beraber kilmistir. Bir rivayette «Yolculuk olmadigi halde» denilmistir.

Imam Sâfiî özürsüz iki namazi beraber kilmayi câiz görmemektedir. Bu hadise kendisi ne cevap verirse bizim cevabimiz da o olacaktir. Namazi vaktinden önce kildigini gösteren Ebu´t-Tufeyl hadîsine gelince: Tirmizî onun garip oldugunu söylemis; Hâkim ise «Bu hadîs uydurmadir.» demistir. Ebu Dâvud namazin vaktinden evvel kilinacagini bildiren sâbit hadîs olmadigini söylemistir. iki namazin bir vakitte kilinacagini söyleyen kimseyi Hazret-i Âise reddetmistir. Buharî ile Müslim´de Ibni Mes´ud´dan su hadîs rivayet olunmustur: «Kendinden baska ilâh olmayan Allah´a yemin ederim ki Rasûlüllah (s.a.v.) hiç bir namazi vaktinin disinda kilmamistir. Ancak iki namaz müstesnâ! Arafat´ta ögle ile ikindiyi birlikte Müzdelife´de de aksamla yatsiyi birlikte kildi». Vakitleri tâyin hususunda vârid olan âyetlerle hadîsler bu babta kâfidir. Bahsin tamami «Zeyleî» ve «Münye» serhi gibi mufassal kitaplardadir.

(Arafat´taki toptan namaza cemi takdim Müzdelife´dekine cemi te´hir denildigini evvelce arz etmistik) Arafat´taki cemide ihram hac emîri ve her iki namazin cemaatle kilinmasi sarttir. Bunlar Müzdelife´deki cemide sart degildir. T.

Ben derim ki: Bu babtaki iki kavlin birine göre ihram sarttir. «Zarûret zamaninda muhalif mezhebin imamina uymakta beis yoktur.» sözü zaruret yoksa câiz degildir mânâsini ifâde ediyor. Buradaki iki kavlin biri budur. Fakat muhtar olan kavil mutlak surette câiz olmasidir. su da var ki zarûret zamaninda taklide hacet de yoktur. Nitekim bazilari Mizmirat´in beyânina istinâd ederek «Yolcu hirsizlardan veya yol kesenlerden korkar da arkadaslari kendisini beklemezse namazi geciktirebilir. Çünkü mazurdur. Bu özürle yürürken ima ederek kilsa câiz olur.» demislerdir. Lâkin anlasiliyor ki Sârih zaruretten bir nevi mesekkatli olan manasini kasdetmistir. Teemmül et!

Imam Sâfiî cemi takdim için üç seyi sart kosmustur.

1- Birinci vaktin namazini evvela kilmak

2- O namazdan çikmadan cemi niyet etmis olmak

3- Ve örfen fasila sayilacak bir seyle iki namazi birbirinden ayirmamak. Cemi te´hir için ise birincinin vakti çikmadan cem´e niyet etmekten baska sart kosmamistir. «Nehir». Keza namazda cemaat bile olsa fâtihayi okumayi tenâsül uzvuna yahud yabanci bir kadina dokunmakla abdest tazelemeyi de sart kosmus bu ise bagli bütün sart ve rükünleri ilâve etmistir. Allah´u âlem.




EZAN BÂBI



METIN

Ezan lügatta bildirmek mânâsina gelir. seriatta ise: Hususî sekilde böyle yani hususî sözlerle hususî bir bildirmedir. Tarif geçmis namazlarla hatibin huzurunda okunan ezanlara da sâmil olsun diye musannif «vaktin girdigini bildirmektir.» dememistir. Ezanin ilk sebebi Esrâ gecesinde Cebrâil aleyhisselamin ezan okumasi ve peygamber (s.a.v.)´e imam oldugunda ikâmet getirmesidir. Sonra Abdullah b. Zeyd´in hicretin ilk yilinda rüyâsinda gökten inen melegin ezan okudugunu görmesidir. Acaba bu melek Cebrail mi idi? Cibril oldugunu söyleyenler oldugu gibi olmadigini söyleyenler de vardir. Ezanin devam itibariyle sebebi vaktin girmesidir.

IZAH

Evvelce geçtigi vecihle vakit namazin sebebi oldugundan musannif evvela onu anlatmis; arkasindan ezani getirmistir. Çünkü ezan vaktin girdigini ilândan ibarettir. Hususî sekilde ki ezandan murad: Sesini uzatarak okumak Minârede dönmek saga sola bakmak tercî ve lahn yapmamak gibi seylerdir ki bunlar ezanin asagida görülecek hükümleridir. «Hususî sözler» kaydi ile musannif Farsça ezan okumanin sahih olmadigina isaret etmistir. Velev ki bu sözlerin ezan oldugu bilinsin. En makul ve esah olan budur. Nitekim «Sirac»da da böyle denilmistir. Ezan hususî bir ilândir. Yani namaz vaktini bildirir. «Dürer»de «Ezan hususî sözlere verilen isimdir.» denilmistir. Yani müsebbibe sebep adini vermek kabilinden kendileriyle ilân yapilan sözlerdir. «Ismail».

Musannif´in ezani «hususî sözlerdir.» diye tarif etmemesi namaz ezanini murad ettigi içindir. «Hususî sözlerdir.» diye tarif etse idi yeni dogan çocuga okunan ezanla benzerleri de tarife dahil olurdu. Ezanin ilk sebebi Cebrail aleyhisselamin okumasidir.

Subramilsî´nin «Minhâc» hâsiyesinde Ibni Hâcer´in «Buharî» serhinden naklen söyle deniliyor: «Ezanin hicretten evvel Mekke´de mesru oldugunu bildiren hadîsler vârid olmustur. Onlardan biri Teberânînin rivayet ettigi su hadistir: «Peygamber (s.a.v.) göklere çikarildigi gece Allah ona ezani vahiy buyurdu. Onu indirdiginde Bilâl´e ögretti». Darekutnî de Enes´den su hadîsi rivayet etmistir: Namaz farz olunca Cebrail Peygamber (s.a.v.)´e ezan okumasini emir etti». Bezzâr ve digerleri Hazret-i Ali´den su hadîsi tahriç etmislerdir: «ALLAH Rasûlüne ezani ögretmeyi dileyince Cebrâil Burak denilen hayvanla ona geldi. O bu hayvana bindi. Cebrail Allahu ekber Allahu ekber dedi...». Hadisin sonunda «Sonra melek elinden tuttu. Ve gök ehline imam oldu.» cümlesi vardir. Dogrusu bu hadîslerden hiç biri sahih degildir».

«Fesü´l-Kadîr» sâhibi «Bezâr» hadîsini ele almis sonra «Bu hadîs garibtir ve sahih habere aykiridir. Sahih haber Müslim´de bildirildigine göre ezanin Medine´de baslamasidir. Müslümanlar Medine´ye geldiklerinde toplanip namaz için vakit tayin ederlerdi. Namaz için kimse ezan okumazdi. Bu hususta konustular. Bazilari bayrak dikelim; dediler ilh...» demistir.

«Fesü´l-Kadîr» sâhibi Abdullah b. Zeyd kissasini «Sirac»dan naklen tamamen ve isnadlariyle nakletmistir. Bu kissada ayni rüyayi o gece Hazreti Ömer´in de gördügü bildirilmektedir. Ezanin rüya ile isbati müskil görülmüs ve «Peygamberlerden baskasinin rüyasi üzerine ser´î hüküm kurulamaz.» denilmisse de buna söyle cevap verilmistir: «Ihtimal bu rüya ile birlikte vahiy de gelmistir». «Minhac» hâsiyesinde Hâfiz Ibni Hâcer´den naklen söyle deniliyor: «Bunu Abdurrezzâk ile Ebu Davud´un «Murasil»inde rivayet ettigi su haber te´yid eyler: Hazret-i Ömer ezan rüyasini görünce haber vermek için Peygamber (s.a.v.)´e geldi. Fakat bu hususta vahîyi gelmis buldu. Onu Bilâl´in ezanindan baska sasirtan sey olmadi. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.) «Bu hususta vahîy seni geçti.» buyurdu. Bundan sonra hâsiye sahibi sunlari söylemistir: «Cibril´in Peygamber (s.a.v.)´e ezani ögretmek istedigi zaman burakla gelmesi sahih takdir edilse bile câiz ki o yerde okumasi için ögretmistir. Bundan onun yerde yasayanlar için mesru olmasi lazim gelmez».

Ezanin devam ve bekâ itibariyle sebebi vaktin girmesidir. Yani vakit yenilendikçe ezan da yeniden okunur.
__________________
"Güven" Çok İnce Bir Çizgidir.

Onu Kalınlaştırarak Kırılmasını Engelleyen Tek Şey
"İki Taraflı" Olmasıdır.


Dikkat !!! Kopyala Yapıştır Özelliğini Sadece Üyelerimiz Kullanabilir. Üyelik Ücretsizdir.. Ayrıca Üyelerimiz Forumdan Tamamen Reklamsız ve çok daha hızlı şekilde yararlanabilir.
KARAHAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 01-Ocak-2010, 04:27   #287 (permalink)
Kullanıcı Profili
Kurmay Başkan
 
KARAHAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik tarihi: Nisan-2009
Bulunduğu yer: Uçurumun Kenarindan
Üye No : 177
Mesajlar: 3.146
Konuları: 1388
İstatistikleri Seviye: 43 [â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�]
Aktiflik: 213 / 1069
Güç: 1048 / 16966
Deneyim: 79%
İtibar Puanları
İtibar Puanı : 119637
İtibar Derecesi : KARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond repute
Teşekkürleri
Teşekkür Etmiş : 775
Teşekkür Almış : 1.041
Tuttuğu Takım

Standart Cevap: Büyük Hanefi Fikhi

METIN

Erkekler için yüksek bir yerde ezan okumak sünneti müekkededir. Ve günaha girme hususunda vacip gibidir. Bes vaktin farzlari için vaktinde okunur; velev ki kazasi için olsun. Çünkü ezan namazin sünnetidir. Hatta okunmasi serinlik vaktine birakilir. Vaktin sünneti degildir. Bes vakitten baska bayram namazi gibi namazlar için ezan sünnet degildir.

IZAH

Kadinlar için ezan ve ikamet mekruhtur. Çünkü Enes ve Ibni Ömer hazeratindan bunlarin kadinlara mekruh oldugu rivayet edilmistir. Bir de onlarin halleri tesettür üzerine kurulmustur. Seslerini yükseltmeleri haramdir. «Imdâd».

Anlasildigina göre çocuk namaz kilmak isterse bâlig kimseler gibi onun da ezan okumasi sünnettir. Velev ki baskasi için okudugu ezanin mekruh oldugu hususunda söz edilmis olsun. Nitekim gelecektir. Anla!

Ezanin yüksek yerde okunmasi hususunda «Kinye»de söyle deniliyor: «Ezani yüksek yerde okumak ikameti ise yerde getirmek sünnettir. Aksam ezani hususunda ulema ihtilâf etmislerdir. Zahire bakilirsa aksam ezanini dahi yüksek yerde okumak sünnettir. Nitekim gelecektir. «Sirac» ta su cümleler vardir: Müezzine gereken komsulara daha güzel isittirecek bir yerde ezan okumak ve sesini yükseltmektir. Ama nefsini zorlamamalidir. Çünkü bu ona zarar verir». «Bahir».

Ben derim ki: Anlasilan bu mahle müezzin hakkindadir. Ama ezani kendine yahud hazir cemaate okursa makul olani yüksek yerde okumanin sünnet olmamasidir. Zira buna hâcet yoktur. Teemmül et!

Günah hususunda ezan vacip gibidir. Hatta bazilari ona vacip demislerdir. Çünkü Imam Muhammed «Bir belde halki ezani okumamak için ittifak etse ezan için onlarla harp ederim. Onu bir kisi terk etse kendisini döver ve hapis ederim». demistir. Ekser ulema ezanin sünnet oldugunu tercih etmislerdir. Ezan için harp edilmesi dinin alâmetlerin den oldugu içindir. Dinin nisani sayilan bir seyi terk etmek açik açik dinle alay olur «Mi´rac» ve diger kitaplarda söyle deniliyor: «Ezan hakkindaki her iki kavil birbirlerine yakindirlar. Çünkü terkinden dolayi günaha girmek hususunda sünnet-i müekkede de vâcip gibidir. «Nehir»de «Velev ki süphe veren ibâre ile ifâde edilmis olsun.» deniliyor. «Fetih»te ezanin vacip olduguna «Bir defa olsun birakilmamis olmasi vacip olduguna delildir.» denilerek istidlâl edilmistir. «Fetih» sahibi sözüne devamla söyle demistir: «Vacip kifâye oldugu da açik degildir. Öyle olsa bir belde halki ezani okumamak için ittifak edince baska belde halkinin okumalariyle günahkâr olmamalari lâzim gelirdi».

«Bahir» sahibi ezanin her belde halkina nisbetle sünnet-i kifaye olmasini daha uygun görmüstür. Su mânâya ki bir beldede ezan okundu mu o belde halki ile harp etmek sâkit olur.

«Bahir» sahibi «Ezan bu mânâya sünnet-i kifaye olmasa idi herkes hakkinda sünnet olurdu. Halbuki öyle degildir. Çünkü mahalle ezani bize kâfidir. Nitekim gelecektir.» diyor. Nehir sahibi de sunlari söylemistir: «Bir beldenin Misir gibi etrafi genis olursa hükmünün ne olacagim görmedim. Anlasilan sudur ki her mahalle halki -velev baska mahalledeki- ezani isitirlerse günah kendilerinden sâkit olur. Isitmezlerse sâkit olmaz».

Ezan bes vaktin farzlari için sünnettir. Bunda cuma da dahildir. «Bahir». Sefer ve hazar halleriyle yalniz ve cemaat hallerinede sâmildir. «Mevahibü´r-Rahman ile «Nuru´l-Izah»da «Velev ki yalniz kilsin. Ve kildigi edâ veya kaza olsun. Kendisi ister evinde ister sefer de bulunsun.» denilmistir. Lâkin sehirde evinde kilan kimsenin ezani terk etmesi mekruh degildir. Zira mahallenin ezani ona kâfidir. Nitekim gelecektir.

«Imdâd nam eserde «Onu mendup olarak okur.» deniliyor. Meselenin tamami gelecektir. Anla! Bundan özür sahibi için sehirde cuma günü ögle ezanini okumakla mescidde kaza namazlari kilan kimsenin ezani müstesnâdir. Nitekim Musannif bunu söyleyecektir. «Hatta okunmasi serinlik vaktine birakilir.» ifâdesinden daha sümûllüsü namaz vakitlerinde geçen» ezanin gerek acele gerekse gecikme ile okunmasi hususunda hükmü namaz gibidir.» sözüdür. Nuh Efendi diyor ki: «Mücteba» da «Mücerret»ten naklen söyle denilmistir: «Ebu Hanîfe sabah namazi için fecir dogduktan sonra ögle de kis günü günes zevale erdigi zaman yaz günü serinlik zamaninda ezan okunur. Ikindi de günesin degiseceginden korkmadikça geciktirebilir. Yatsida beyazlik kayip olduktan biraz sonraya geciktirir; demistir».

Kuhistânî bundan sonra sunu söylemistir: «Ihtimal murad müstehap vakti beyan etmektir. Yoksa cevaz vakti bütün vakittir».

Hulâsasi sudur: Ezanla namaz arasinda pes pese devam lâzim degil sadece efdaldir. Vaktin evvelinde ezan okuyup sonunda namaz kilsa sünneti icra etmis olur. Teemmül eyle!

Bes vakit namazdan baska namaz için ezan okumak sünnet degildir. Yoksa yeni dogan çocuga ezan okumak menduptur.

Hayreddin Remlî «Bahir» hâsiyesinde sunlari söylüyor: «Sâfiî kitaplarinda gördüm ki ezan namazdan baska seyler için de sünnettir. Dogan çocuga kuruntuluya sar´aliya efkârliya. kötü huylu insan veya hayvana asker kalabaligina ve yangin âninda ezan okumak böyledir. Bazilari ölüyü kabre indirirken de dünyaya gelise kiyasen ezan okunacagini söylemislerse de bunu ibni Hâcer «Ubâb serhinde reddetmistir. Cinler azginlasip musallat oldugu zaman dahi ezan okunur denilmistir. Çünkü bu babta sahih haber vardir.

Ben derim ki: Bu bize göre de ihtimalden uzak sayilmaz.» Yani bir sey hakkinda çeliskisiz sahih haber varid olursa o haber müctehidin mezhebidir. Velev ki nassan bildirilmis olmasin. Zira Hâfiz Ibni Abdü´I-Berr ile Imam Sâ´rânî dört mezhep imaminin her birinden «hadîs sahih ise benim mezhebimdir» dedigini rivayet etmislerdir. Suda var ki amellerin faziletleri hususunda zaif hadîsle amel dahi câizdir. Nitekim Taharet Bahsinin basinda geçmisti. Ibni Hacer «Tuhfe» adli eserinde yolcunun ardindan ezan ve ikamet getirilmesini ilâve etmistir. Medenî de sunu söylemistir:

«Ben derim ki: Sir´atü´I-Islâm insandan hâli bir çölde yolunu sasiran için ezani da ziyâde etmistir. Molla Aliyyü´l-Kârî «Müskât» serhinde sunu kaydetmistir: «Derler ki kuruntulu bir kimsenin birine emir ederek kulagina ezan okutturmasi sünnettir. Çünkü bu kuruntuyu giderir. Hazret-i AIi´den de böyle nakledilmistir (r.a.)». Aliyyü´l-Kârî bu babta varid olan hadîsleri de rivayet etmistir. Ona müracaat eyle!

Bayram namazi için ezan sünnet olmadigi gibi vitir cenâze küsûf istiska ve teravih namazlariyle bes vaktin sünnetleri için de sünnet degildir. Çünkü sünnet namazlar farzlara baglidir.

Vitir namazi Imam A´zam´a göre vacip ise de yatsinin vaktinde eda edilir. Ve yatsinin ezani ile yetinilir. Ama sahih kavle göre bu ezan ikisi içinde sayildigindan degildir. Nitekim bunu «Zeyleî» de söylemistir. AnIa! Lâkin bu tâ´lilde kusur vardir. Çünkü bayram ve emsâli gibi farzlara tâbi olmayan namazlar için ezanin sünnet olmasini iktiza eder. Münasip olani sünnette vârid olmamistir diye ta´lil etmektir. Teemmül et!

METIN

Bir kismi vakit girmeden okunan ezan tekrarlanir. Ikamette öyledir. Imam Ebu Yûsuf sabah ezaninda buna muhaliftir. Ezana dört tekbirle baslanir. Imam Ebu Yûsuf´tan bir rivayete göre iki tekbirle baslanir. Allâhu ekberin [râ] si üstün okunur. Avam takimi onu zamme ile okurlar. «Ravda».

Lâkin «Tilbe»de bildirildigine göre RasûlüIIah (s.a.v.) in «Ezan cezmdir.» hadîsinden mânâsi meddi kesilmistir. Binaenaleyh (uzatarak) Allah Âkber deme! Çünkü bu sualdir. Ve ser´î bir hatadir. Yahud sonunun harekesi durmak için kesilmistir. Refi´ ile durulmaz. Çünkü lügat itibariyle hatadir demektir. Bu cümle «Fetevâyi Sayrafiye»nin otuz altinci babindan alinmistir.

IZAH

Bir kismi vakit girmeden okunan ezan tekrarlaninca tamami vakit girmeden okunan ezan evleviyetle tekrarlanir. Musannif bir kismini söylememis olsa bunun bahsimizden hariç kaldigi ve hem edilirdi. Bunu zikretmekle Musannif tahsisi degil tamimi kasdetmistir.

Ikamet de vakit girmeden yapilirsa ezan gibi tekrarlanir. Fakat vakit girdikten sonra ikametle namazin arasi uzamamasi yahud yemek gibi ikisinin arasini kesen bir sey bulunmamak sartiyle tekrarlanmaz. sârih bunu fer´î meselelerde söyleyecektir.

Imam Ebu Yûsuf sabah ezaninin gece yarisindan sonra okunmasini câiz görmüstür. H.

Yine Ebu Yûsuf´tan rivayet olunduguna göre ezanin basinda da diger kelimelerinde oldugu gibi tekbir alinir. Ve ona göre ezan onüç cümleden ibâret olur. Bu kavil Imam Muhammed´le Imam Hasan´dan ve Imam Malik´ten dahi rivayet olunmustur.

Sârih´in «AIIahu ekber´in [râ] si üstün okunur.» cümlesinden «Ezanda tercih yoktur.» sözüne kadar devam eden ifâdesinin kendi yazisi ile ilk nüshasinin derkenarina katildigi nakledilmistir. Hafîd Heravî´nin «Mecmua»sinda su izahat vardir:

«Fâide: «Ravzatü´l-Ulemâ»da bildirildigine göre Ibni Enbarî sunlari söylemistir: «Avam takimi ekberin [râ] si zamme ile okurlar». Müberred «Ezanin kesinti yerlerinde durularak okunageldigi isitilmistir» demistir Ekber kelimesinde asil olan [râ] nin sakin okunmasidir. Ama ismillâhin elifinin harekesi [râ] ya çevrilmistir. Nitekim «Eliflâm mim» terkibinde de öyledir. «Müftî» nâm eserde beyan edildigine göre [râ] nin harekesi üstündür. Velev ki durmak niyetiyle vasil edilsin. Sonra bazilari bu harekenin iki sakinin bir araya gelmesinden dogdugunu ismüllâhin kalin okunmasini saglamak için esere hareke verilmedigini söylemis; bir takimlari hemzenin harekesi nakil edildigini iddia etmislerdir. Bütün bunlar hakikat dairesinin disina çikmaktir. Dogrusu [râ] nin harekesi irap zammesidir. Cümle ortasinda vasil hemzesi sabit degildir ki harekesi nakledilsin! Hâsili ezanla «Eliflâm mim» arasindaki fark açiktir. Çünkü «Eliflâm mim» nin aslen irap harekesi yoktur.

Ezan kelimelerinin ise irâblari vardir. Su kadar var ki bu kelimeler durarak okunagelmistir».

«Imdâd» nam eserde söyle denilmistir: Tekbirde [râ] cezimle okunur. «Zeyleî» «Yani durarak okunur. Lâkin ezanda hakikaten durulur; ikamette ise durmak niyet edilir; demistir». Yani aceleyi kasdetmistir. Bu Ibrahim Nekâî´den hem kendisine mevkuf hem peygamber (s.a.v.)e merfu olarak rivayet olunmustur. Rasul-i Ekrem (s.a.v.) «Ezan cezimdir; ikamet cezimdir; tekbir de cezimdir.» buyurmustur.

Ben derim ki: Hâsili ezanda ikinci tekbirin [râ] si sâkindir. Çünkü hakikatte durulur. Ötre ile okunmasi hatadir. Her iki tekbirin birincisi ile ikametin bütün tekbirlerinde bazilarina göre [râ] durmak niyetiyle üstün okunur. Bazilari îrap verilerek zamme ile okunacagini birtakimlari da hareketsiz olarak sâkin okunacagini söylemislerdir.

Imdâd Zeyleî Bedâî ve Sâfiî´lerden bir cemâatin sözlerinden anlasilan budur ama makul olan îrabtir. Sebebi Sârih´in «Tilbe»den naklettigi mânâ ile bizim arz ettiklerimizdir. Bir de Cerrahînin «Meshur Hadîsler»nam eserinde söyle deniliyor: «Bu hadîs Suyûtî´ye soruldu da hafiz ibni Hacer´in dedigi gibi o da sabit degildir; o ancak Ibrahim Nehaî´nin sözüdür dedi. Bu sözün manâsi aralarinda Râfî´i ile ibni Esîr´in de bulundugu bir cemaatin dedikleri gibi uzatilmaz demektir.

Muhibb-i Taberî garâbet göstererek «Bu sözün mânâsi uzatilmaz ve sonu îrap edilmez demektir.» seklinde mutalâa yürütmüstür. Bu îrap edilmez sözü birkaç vecihle reddedilmistir.

Birincisi: Nehaî´den rivayet eden ravînin tefsirine aykiridir. Onun tefsirine dönmek daha evlâdir. Nitekim usul-i fikihda karar kilmis bir kâidedir.

Ikincisi: Hadîs ve fikih ulemasinin tefsirlerine aykiridir.

Üçüncüsü: Irap harekesinin atilmasina cezm denilmesidir. Halbuki ilk asirda bu malûm ve meshur degildi. O sonradan çikma bir istilahtir. Binaenaleyh ona hamletmek dogru olamaz». Bu hususta ki sözün tamami ayni eserdedir. Ona müracaat edebilirsin.

Su da var ki nahiv ulemasinin sonradan kabul ettikleri istilaha göre cezim yalniz îrap harekesini atmaktan ibarettir. Mutlak surette harekeyi atmak degildir. Sonra Seyyidî Abdülgânî´nin bu mesele hakkinda bir risâle yazdigini ve bu risâlede birçok nakiller yaptigini gördüm. Hülâsasi sudur:

Ezanda sünnet birinci Allahu Ekberin [râ] sini sâkin okumak yahud onu ikinci Allahu ekbere eklemektir. Sâkin okunursa kâfidir. Eklenirse sakin okumayi niyet ederek [râ] ya üstün hareke verilir. Zamme hareke verilirse sünnete aykiri hareket edilmis olur. Çünkü birinci ekberin üzerinde durmak istenmesi onu asaleten sâkinmis gibi yapmistir. Bu sebeple üstün hareke verilir.

METIN

Ezanda tercî´ ve fahn yoktur tercî mekruhtur. Mültekâ lahn yani kelimelerini bozarak tegannî yapmak ve bunu dinlemek tipki Kur´an´da teganni yapmak gibi helâl degildir. Ama kelimelerini bozmadan teganni yapmak güzeldir. Bazilari Hay´alelerde teganni yapmakta beis yoktur demislerdir. Ezanda her iki cümle arasinda susularak mühlet verilir. Bunu terk etmek mekruhtur. Tekrarlanmasi mendup olur. Kibleye sirt çevirmis olmamak için yalniz hayyale´ssalah ile hayyale´l-felâhda saga ve sola dönülür. Velev ki okuyan kimse yalniz olsun veya dogan çocuga okusun. Çünkü bu mutlak surette ezanin sünnetidir. Ikamette dahi mutlak olarak saga sola döner. Bazilari «Yer genisse döner» demislerdir. Minare genisse ezani dönerek okur. Ve basini disari çikarir. Sabah ezaninda Hayyale´l-felah´dan sonra mendup olarak iki defa Essalât-ü hayrun mine´n-nevm der. Çünkü uyku zamanidir. Müezzin iki parmagini mendup olarak kulaklarinin deliklerine koyar. Böyle yapmadan ezan okumasi iyidir. Fakat böyle yaparak okumasi daha iyidir.

IZAH

Tercî´ - iki sehâdeti evvelâ alçak sesle sonra dönerek yüksek sesle okumaktir. Bu mekruhtur. Çünkü bütün rivayetler Hazret-i Bilâl´in tercî´ yapmadiginda ittifâk etmislerdir. Tercî´ yapmistir rivayeti sahih degildir. Bir de gökten inen melegin ezanini bildiren rivayetlerin hiç birinde tercî´ yoktur.

Ebu Davud´un «Sünen´inde ibni Ömer´den su hadîs rivayet olunmustur: «Rasûlüllah (s.a.v.) zamaninda ezan ancak ikiser ikiser ikamet ise birer birer okunurdu ilh...». Bu hadîsi ibni Hüzeyme ile ibni Hibban da rivayet etmislerdir. ibni Cevzî istinadinin sahih oldugunu söylemistir. Gerçi Ebu Mahzûre´nin ezaninda tercih bulundugu rivâyet olunmussa da Taberanî´nin Ebu Mahzûre´den rivayet ettigi su hadîs ona muhaliftir: «Bana Rasûlüllah (s.a.v.) ezani kelime kelime ögretti. Allahu Ekber Allahu Ekber ilh...». Bu hadîsde Hazreti Ebu Mahzûre terci´den bahsetmemistir. Su halde yukarida söylediklerimiz muaruhsuz kalir. Meselenin tamami «Fetih» ve diger kitaplardadir. Tercî´ için «Mültekâ»da mekruhtur denildigi gibi «Kuhistânî»de de mekruh denilmistir.

«Bahir»in sözü buna muhaliftir. Orada «Ulemanin sözlerinden anlasiliyor ki tercî´ sünnet veya mekruh degil mubahtir.» denilmektedir. «Nehir» sahibi diyor ki: «Anlasilan tercî´ yapmak evlânin hilâfidir. Teganni mânâsina terci´ ise ezanda helâl degildir». Su halde mezkûr kerahet kerahet-i tenzihiyyedir. (Teganni sarki söylemektir). Ezanin kelimelerini bozmaktan murad kelimelerin basina veya sonuna hareke veya harf ziyade etmek ve uzatmak gibi seylerdir.

Kuhistânî kelimeleri bozmadan teganni yapmak güzeldir. Zira sesi güzellestirmek matlup ve makbuldür. Teganni ile ses güzelligi arasinda telazüm yoktur (Yani sesi güzel olanin teganni yapmasi lâzim gelmez).

«Bahir» ve Fetih». (Hay´ala kelimesi Hayya alas-salât ve hayya ala´l-Felah´in kisaltmasidir). Hay´alelerde tegannî yapmakta bir beis yoktur. Çünkü bunlar zikir degildir diyen Hulvanîdir. Hulvanî´nin «beis yoktur» tâbirini kullanmasi yapilmamasi evlâ oldugunu gösterir.

Ezanda ikiser cümle okunarak biraz susmak suretiyle mühlet verilir. Bu mühlet icabet sigacak kadardir (îcâbet: Ezani dinleyen kimsenin müezzin okuduklarini tekrarlamasidir). Birer cümle okuyarak susmak dogru degildir. Nitekim bunu «Imdâd» sahibi hadîsden alarak beyan etmis; «Tatarhâniyye» sahibi de ayni seyi söylemistir. Ikiser cümle okuyup susmazsa ezani yeniden okumasi mendup olur.

Saga sola dönmekten murad yalniz yüzünü çevirmektir. Gögsünü ve ayaklarini çevirmek degildir. «Kuhistânî» ve «Nehîr». Burada Musannif lef ve nesiri mürettep yapmistir. Maksadi hayya ale´s-salah da saga hayya ale´l-felahda sola dönülür demektir. «Kuhistânî»de «Münye»den naklen «esah olan budur.» denilmis; «Bahir» ve «Tebyin»de ise «sahih olan budur.» ibâresi kullanilmistir. Merv ulemasi her çift cümlede saga ve sola bakilacagini söylemislerdir. Bu Kuhistânî´de de bildirilmistir. H.

«Fetih» sahibi «Ikinci kavil daha güzel.» demisse de Remlî «Bu seleften nakledilen sahih rivayete aykiridir.» diyerek bunu reddetmistir. Sârih «velev ki okuyan kimse yalniz olsun.» ifâdesiyle Hulvânî´nin sözünü reddetmistir. Hulvânî «yalniz olan kimse saga sola dönmez; çünkü buna hâcet yoktur.» demisti. H.

«Bahir»da ise «Sirac»tan» naklen bunun ezanin sünnetlerinden oldugu binaenaleyh yalniz olan kimsenin de bu sünnetlerden birini hâleldar etmemesi gerektigi kaydedilmistir. Hatta ulema yeni dogan çocuga ezan okuyan kimsenin de saga sola dönmesi gerektigini söylemislerdir. Çünkü dönmek mutlak surette ezanin sünnetidir. Bu hususta yalniz olsun olmasin dogan çocuk için veya baska bir maksatla okunsun fark etmez. T.

Minâre genisse ezani dönerek okur. Yani ayaklarini yerden kaldirmadan yüzünü çevirmekle ilân tam olmuyorsa minârenin içinde dönerek okur. Peygamber (s.a.v.) zamaninda minâre yoktu. «Bahir».

Ben derim ki: Seyh Ismail´in serhinde Suyûtî´nin «Evâil» adli eserinden naklen söyle deniliyor: «Ezan için Misir´in minâresine ilk çikan Surahbil b. Âmir el-Muradî´dir. Seleme Muâviye´nin emri ile ezan için minâreler yapmistir. Ondan önce minâreler yoktu. Ibni Said Zeyd b. Sabit´in annesine isnadla sunlari söylemistir: «Mescidin etrafinda en yüksek ev benim evim idi. Bilâl onun üzerinde ezan okuyordu. Bunu ilk ezandan baslayarak Rasulüllah (s.a.v.) mescidini bina edinceye kadar devam ettirdi. Ondan sonra artik ezani mescidin üzerinde okumaya basladi. Mescidin üzerinde kendisine yüksekçe bir yer yapilmisti». «Basini disari çikarir.» cümlesinden maksad minâre pencereli ise Hayyale´s salat´a geldiginde basini minarenin sag penceresinden HayyaIe´I-felâh´a geldiginde de sol penceresinden çikarir demektir. «Dürer». Ama Rum ili minâreleri gibilerde yan taraf pencere hükmündedir. «Ismail».

Sabah ezaninda hayyale´l-Falah´dan sonra iki defa essalat-ü Hayrun mine´n-nevm demek mendubtur. Musannif bununla «Essalat-ü hayrun mine´n-nevm» in yeri tamamen ezan bittikten sonradir.» diyenlerin sözünü reddetmistir.

«Bahir» sahibinin Müstesfâdan naklen bildirildigine göre Fazli´nin tercih ettigi kavil budur (Essalat-ü hayrun mine´n-nevm: Namaz uykudan daha hayirlidir demektir).

Uyku namaza hayrin aslinda ortaktir. Çünkü bazen uyku ibâdet olur. Mesela bir taati ifâya yahud bir musîbeti terk etmeye vesile oldugu zaman böyledir. Yahud uyku dünyada namaz ise âhirette rahat oldugu için namaz efdal olmustur. «Bahir».

Müezzinin parmaklarini kulak deliklerine koymasi menduptur. Zira Peygamber (s.a.v.) Bilâl (r.a.)a «Parmaklarini kulaklarina koy; çünkü bu sesini daha yükseltir.» buyurmustur. Ellerini kulaklarina koyarsa daha iyi eder. Zira Ebu Mahzûre (r.a.) dört parmagini bir araya toplayarak kulaklarina koymustur.

Imam A´zam´dan rivayet olunduguna göre bunu yalniz bir eli ile yapmasi da ayni hükümdedir. Bunu «Imdâd» ile «Kuhistânî» Tühfe»den nakletmislerdir. Mezkûr hadîsteki emir nedip mânâsinadir. Bunu ta´lil karinesi ile anliyoruz. Onun için ellerini kulaklarina koymasa iyidir. Ama koyarak daha iyi olur. Sünneti terk etmek nasil iyi olur? denilirse söyle cevap veririz:

Ellerini kulaklarina koyarak okumak daha iyidir. Daha iyiyi terk ederse ezan iyi olarak kalir. «Kâfiye»de de böyle denilmistir. Anla!

METIN

Yukarida geçen hususatta ikamet de ezan gibidir. Lâkin ikamet ve keza imamlik ezandan efdaldir. «Fetih».

Ikamet getiren kimse iki parmagini kulaklarina koymaz. Çünkü ikamet daha alçak sesle yapilir. Îkamet sür´atli yapilir. Onu da (ezan gibi) agir agir okuyarak yapsa esah kavle göre tekrarlamaz. Ikametin Hayyale´l-felahdan sonra iki defa kad-kâmeti´ssalât denir. Eimme-i selâsey´e göre ikamet tek cümleler halinde yapilir. Vasita üzerinde olmayan kimse ezan ve ikameti kibleye karsi okur. Kibleye dönmemek tenzihen mekruh olur. Gerek ezanda gerekse ikamette bir sonraki cümleyi evvel okusa yalniz evvel okudugunu tekrarlar. Ezan ve ikamet esnasinda asla konusmaz. Velev ki selâm almak olsun. Konusursa yeniden baslayarak okur.

IZAH

Sârih´in «yukarida gecen hususatta» diye kayitlamasi kendisine itiraz edilerek «Yolcunun ikameti terk etmesi mekruhtur; ama ezani terk etmesi mekruh degildir. Kadin ikamet getirir fakat ezan okumaz. Ezan ikametten daha kuvvetli sünnettir.» denilmemesi içindir. Nitekim gelecektir. Yukarida geçen hususattan maksadi ezanin metinde geçen on hükmüdür ki sunlardir:

1 - Ezan farzlar için sünnettir.

2 - Vaktinden önce okunursa tekrarlanir.

3 - Ezana dört tekbirle baslanir

4 - Ezanda tercî´ yoktur.

5 - Lahn yoktur

6 - Ezan agir agir okunur

7 - Hay´alelerde saga sola dönülür.

8 - Minârede dönerek okunur.

9 - Sabah ezaninda essalat-ü Hayrun mine´n-nevm ziyade edilir

10 - Ezanda parmaklar kulaklara konur. Sonra bu on hükümden üçünü istisna etmistir. Bu üç sey ikamette yoktur. Ezandaki agir okumanin yerine ikamette sür´atle okumayi es-SaIat-ü hayrun mine´nnevm yerine ikamette kaddkâmeti´s-salati´yi koymus bir de ikamette parmaklarini kulaklarina koymak olmadigini söylemistir. Geri kalan yedi hüküm oralarinda müsterektir. Bir de minârede dönerek okumakla itiraz edilebilir. Çünkü ikamet dönerek yapilmaz.

Hâsili ikamet geçen dört yerde ezana uymaz. Diger bazi yerlerde dahi uymaz. Bunlar ayri yerlerde gelecektir. Lâkin ikamet ezandan efdaldir. Bunu «Bahir» sahibi «Hulâsa»dan nakletmis; hilâf zikretmemistir. «Fetih»te dahi Zahîrü´d-Din´in hâsiyeler de «Mebsut»tan naklen ikametin ezandan daha kuvvetli oldugunu açikladigi bildirilmektedir. Yani çünkü bazi yerlerde ezan sâkit olur; fakat ikamet sâkit olmaz demek istemistir. Nitekim yolcu hakkinda kaza namazlarinin birinciden sonrakileri ile Arafat´ta birlikte kilinan iki namazin ikincisi hakkinda ezan sâkittir. Sârih´in «ve kezâ imamlik ezandan efdaldir» sözünü «Fetih» sahibi Peygamber (s.a.v.)´in buna devam buyurmasiyle ta´lil etmistir. Hulefa-i Râsidîn dahi imamla devam etmislerdir.

Hazreti Ömer´in «Halifelik olmasa müezzinlik yapardim» sözü müezzinligin imamliktan efdal olmasini gerektirmez. Onun muradi Imamlikla birlikte müezzinlik de yapardim demektir. Yoksa imamligi birakarak müezzin olurdum demek istememistir. Su halde bu söz efdal olan imamin ayni zamanda müezzin de olmasidir; mânâsini ifâde eder. Bizim mezhebimiz budur. Ebu Hanîfe´nin kavli bu idi.

Ben derim ki: Sâfiîlerce sahih kabul edilen iki kavilden biri budur. Ikinci kavle göre ezan daha faziletlidir. Simdi ezanla ikamet faziletçe müsavidirler diyenlerin kavli kalmistir. «Sirac»ta üç kisi birden sunu nakletmislerdir: «Imamligin ezan okumaktan efdal olduguna delalet eden degil imamligin ikametten de faziletli oldugunu gösterir. Zira âdet müezzinin ikamet getirmesidir. Anla!»

T E N B I H: Ikametin ezandan efdal olmasi ona vacip diyenlerin kavline göre ikametin vacip olmasini gerektirir. Ama ben buna açikça vacibtir diyen görmedim. Meger ki söyle denilsin: Ezana vacibtir denilmesi onun dinin seâirinden olmasina bakaraktir. Ikamet öyle degildir. Su da var ki bazen sünnet vacibten daha faziletli olur. Nitekim Taharet Bahsinin basinda geçmisti. Teemmül eyle! Sonra gördüm ki «Bedâî» sahibi ezanla ikameti namazin vâciblerinden saymis.

Bir kimse ikameti de ezan gibi agir agir okuyarak getirse esah kavle göre yeniden ikamet getirmez. Ama ezan bunun hilâfinadir. Yani ezani sür´atle okursa tekrarlamasi mendup olur. Nitekim yukarida geçmisti. Çünkü ezanin tekrari mesrudur. Meselâ cuma gününde tekrar edilir. Fakat ikamet öyle degildir. Bu izaha göre «Hâniye»deki «ikameti tekrarlar.» sözü esahin hilâfinadir. Meselenin tamami «Nehir»de dir.

Üç mezhebin imamlarina göre ikamet tek cümleler halinde yapilir. Delilleri Buharî´nin rivayet ettigi «Bilâl´e ezani çift ikameti tek okumasi emir olundu.» hadîsidir. Bize göre bu hadîs ikamette sür´at göstererek sesini iki cümlede bir salma mânâsina hamledilmis; ihtimal götürmeyen naslarla hadîsin arasi bu sekilde bulunmustur. Tahavî diyor ki: «Eserler tevatür derecesini bulmustur ki Bilâl ölünceye kadar ikameti her cümleyi ikiser okuyarak getirmistir». Meselenin tamami «Bahir»la diger kitaplardadir.

Vasita üzerinde olmayan kimse ezan ve ikameti kibleye karsi dönerek okur ancak hayyale´s-salatta saga hayyaale´l-felahta sola bakar. «Imdâd»in ibâresi söyledir: «Meger ki vasita üzerindeki kimse yolcu ola. Çünkü yürüme zarureti vardir. Zira Bilâl vasita üzerinde ezan okumus; sonra inerek yerde ikamet getirmistir. Zâhir rivayete göre evinde olan kimsenin vasita üzerinde ezan okumasi mekruhtur. Ebu Yûsuf´tan bir rivayete göre bunda bir beis yoktur. Nitekim «Bedâyi»de böyle denilmistir».

Kibleye dönmemek tenzihen mekruhtur. Çünkü «Muhit» sahibi «En iyisi kibleye dönmektir.» demistir. «Bahir» ve «Nehir».

Ezan ve ikamette bir sonraki cümleyi evvel okusa meselâ hayyaale´l-felahi hayyaale´s-salat´tan önce söylerse yalniz o cümleyi tekrarlar. Ezani yeniden okumaya hâcet yoktur.

Ezan ve ikamet esnasinda konusulmaz. Velev ki selâm almak aksirana yerhamükellah demek gibi sözlerle olsun. Bunu içinden de söyleyemez; sahih kavle göre bitirdikten sonra da söyleyemez. «Sirac» ve diger kitaplarda böyle denilmektedir.

«Nehir» sahibi «Öksürmek de konusmaktan ma´duttur. Meger ki sesini düzeltmek için öksürmüs ola!» demistir. Konusursa yeniden okur bundan ancak konustugu sözün az olmasi müstesnâdir. «Hâniye».
__________________
"Güven" Çok İnce Bir Çizgidir.

Onu Kalınlaştırarak Kırılmasını Engelleyen Tek Şey
"İki Taraflı" Olmasıdır.


Dikkat !!! Kopyala Yapıştır Özelliğini Sadece Üyelerimiz Kullanabilir. Üyelik Ücretsizdir.. Ayrıca Üyelerimiz Forumdan Tamamen Reklamsız ve çok daha hızlı şekilde yararlanabilir.
KARAHAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 01-Ocak-2010, 04:28   #288 (permalink)
Kullanıcı Profili
Kurmay Başkan
 
KARAHAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik tarihi: Nisan-2009
Bulunduğu yer: Uçurumun Kenarindan
Üye No : 177
Mesajlar: 3.146
Konuları: 1388
İstatistikleri Seviye: 43 [â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�]
Aktiflik: 213 / 1069
Güç: 1048 / 16966
Deneyim: 79%
İtibar Puanları
İtibar Puanı : 119637
İtibar Derecesi : KARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond repute
Teşekkürleri
Teşekkür Etmiş : 775
Teşekkür Almış : 1.041
Tuttuğu Takım

Standart Cevap: Büyük Hanefi Fikhi

METIN

Bütün namazlarda ezanla ikamet arasinda herkes için âdetine göre tesvip yapar. Ve ezanla ikamet arasinda mendup vakte riâyet ederek cemaate devam edenler gelecek kadar oturur. Yalniz aksam namazinda oturmayip üç kisa âyet okuyacak kadar ayakta susar. (Beklemeden) namazi eglemek bilittifak mekruhtur.

FAIDE: Ezandan sonra salât ve selâm getirmek evvela 781 senesi Rabiulâhir ayinin pazartesi gecesi yatsi namazinda; sonra cuma günü çikmis. On sene sonra aksamdan maada bütün namazlarda daha sonra aksam namazinda iki defa olmak üzere zuhur etmistir. Bu güzel bir bid´attir. Ezan ve ikamet kaza namazlari için de sünnettir. Cemaatla kilinir veya sahrada olursa sesini yükselterek okur. Evinde yalniz basina kilarsa yüksek sesle okumaz.

IZAH

Tesvip: Bir defa ilândan sonra tekrar dönüp ilân etmektir. «Dürer». Tesvibi müezzin yapar diye kayitlanmasi «Kinye»de «Mültekat»tan naklen «Müezzinden baska hiçbir kimsenin ilim ve mertebece kendinden büyügüne namaz vakti geldi demesi yakismaz. Çünkü bu kendini begenmek olur.» denildigi içindir. «Bahir».

Ben derim ki: Bu Imam Ebu Yûsuf´un kavline göre hükümdar ve emsaline yapilan tesvibe mahsustur. Anla!

Ezanla ikamet arasinda oturmayi Imam Hasan´in rivayeti söyle tefsir edilmisti: «Ezandan sonra yirmi âyet okunacak kadar durur; sonra tesvip yapar. Sonra yine o kadar durur ve ikamet getirir». «Bahir».

Tesvip bütün namazlarda yapilir. Çünkü din islerinde gevseklik zuhur etmistir. «Inâye» sahibi diyor ki: «Sonra gelen ulema âdetlerine göre bütün namazlarda ezanla ikamet arasinda tesvibini icad etmislerdir. Bundan yalniz birinciyi yani asli-ki sabah namazinin tesvibidir-birakmak sartiyle aksam namazini istisna etmislerdir. Müslümanlarin iyi gördügü sey Allah indinde daha iyidir». Tesvip herkese yapilir. Imam Ebu Yûsuf onu yalniz hâkim müftü ve ögretmen gibi âmme isleriyle ugrasanlara tahsis etmistir. Kâdihan ve baskalari bu kavli tercih etmislerdir. «Nehir». Ve herkese âdetlerine göre kimi öksürmekle kimi kamet veya es-Salat es-Salat demekle yapilir. «Nehir»in «Müçtebâ»dan nakline göre bir yer halki buna muhalif ilân icad etseler câiz olur. Tesvibten yalniz aksam namazi müstesnâdir. «Dürer»de söyle denilmistir: «Bu istisna oturup tesvip yapar sözündendir. Çünkü tesvip cemaate ilân içindir. Aksam namazinda vakit dar oldugu için cemaat hazirdir». «Nehir» sahibi buna itiraz ile «Bu söz tesvib bütün namazlarda herkes için yapilir dâvâsina aykiridir.» demistir.

Ismail Nablusî ise «Halbuki öyle degildir. Çünkü «Inâye»den naklen yukarida geçtigi vecihle aksam namazinda tesvip istisna edilmistir. «Gürerü´l-Ezkâr» «Nihâye» «Bercendî» «Ibni Melek» ve diger kitaplarda bu kat´î dille ifâde edilmistir.» diyor.

Ben derim ki: Söyle denilebilir: «Dürer»deki ifâde Imam Hasan´in yukarida zikrettigimiz rivayetine göredir. Yani müezzin yirmi âyet okuyacak kadar durup sonra tesvib yapacaktir. Ama aksam namazinda fâsila vermeden tesvip yaparsa zâhire göre bir mâni yoktur. «Nehir»in ibâresi buna hamlolunur. Tedebbür eyle!

Aksam namazinda üç kisa âyet okuyacak kadar ayakta susmak Imam A´zam´a göredir. Imameyn´e göre hatibin minberde oturmasi gibi bir oturusla fâsila verir. Hilâf efdaliyettedir. Otursa Imam A´zam´a göre mekruh olmaz. Ikamet için ezan okudugu yerden çekilmek müstehaptir. Bu cihet ittifâkîdir. Tamami «Bahir»dadir.

Ezandan sonra salât getirmenin evvelâ (781) yilinda icad edildigini «Nehir» sahibi de Suyûtî´nin «Hüsnü´l-Muhadara» adli eserinden naklen bildirmis; sonra Sahavî´nin «el-Kavlü-Bedî»inden bunun (791) tarihinde Sultan Nâsir Salahaddîn´in emriyle basladigini nakletmistir.

«Daha sonra aksam namazinda iki defa olmak üzere zuhur etmistir.» ifâdesi «Hazâin»de de açiklanmistir. Lâkin «Nehir» sahibi onu nakletmemistir. Baska yerde de görmedim. Galiba bu âdet Sârih zamaninda mevcud imis. Yahud bundan murad cuma ve pazartesi geceleri aksam ezaninin akabinde yapilan ve sonra aksamla yatsi arasinda tekrarlanan salât olacaktir. Dimask´ta buna tezkir derler ki cuma günü ögle ezanindan önce okunan salât gibidir. Ulemadan bunu zikir eden dahi görmedim.

Bu güzel bir bid´attir. «Nehir» sahibi «el-Kavlü´l-Bedî»den naklen bu babtaki kavillerin dogrusu onun güzel bir bid´at olmasidir. Malikîlerden biri müezzinlerin gecenin son üçte birinde yaptiklari tesbih hakkinda da hilâf oldugunu fakat bazilarinin bunu reddettigini söylemistir. Ama söz götürür.» demistir. Kisaltilarak alinmistir.

Diger FAIDE: Suyûtî´nin beyanina göre ilk defâ iki ezani birden icad eden Ümeyye ogullaridir. Remliî «Bahir» hâsiyesinde söyle diyor: «Bizim memlekette cemaat ezanî adi verilen ezan hakkinda açik bir söz göremedim. Güzel bid´at midir; çirkin bid´at mi bilemiyorum». Sâfiî´ler onu hatibin huzurundaki ezan saymis; müstehap veya mekruh oldugunda ihtilâf etmislerdir.

ILK ezana gelince: «Nihâye»de açiklandigina göre o öteden beri nakledilegelen ezandir «Nihâye» sâhibi «Müezzinler ilk ezani okuduklari zaman halk alisverisi birakir.» cümlesini izah ederken sunlari söylemistir: «Sözü âdet mevkiine koymak için müezzinleri cemi sigasi ile zikretmistir. Zira öteden beri söylenegelen rivayet seslerini büyük camiin etrafindakilere duyurabilmek için toplu halde ezan okumalaridir. Bu ifâdede bunun mekruh olmadigina delil vardir. Çünkü nesilden nesile söylenegelen sey mekruh olmaz. Biz hatîbin huzurunda okunan ezan hakkinda da ayni seyi söyleriz. O da güzel bid´attir. Zira mü´minlerin güzel gördügü sey güzeldir.» Kisaltarak alinmistir.

Ben derim ki: Bu meseleyi Seyyidî Abdülgânî de «Nihâye»den alarak böylece zikretmis; sonra «Cumanin bir hususiyeti yoktur. Çünkü bes farz da ilâna muhtaçtir.» demistir.

Ezan ve ikamet kaza namazlari için de sünnettir. Buradaki «cemâatla kilinirsa» ifâdesinden murad mescidden baska yerdeki cemâattir. Buna karine az asagida «mescidde kaza namazi için ezan okumaz.» sözüdür. Sonra bu cümüle «sesini yükselterek» ifâdesinin kaydidir. «Bahir» sahibi bunu inceleyerek anlatmis «Ama bunu imamlarimizin sözlerinde görmedim.» demistir. «Bahir» sahibi ovada yalniz basina namaz kilan kimsenin ezan okurken sesini yükseltmesine su sahih hadîsle istidlâl etmistir: «Koyunlarinin içinde veya bâdiyende isen namaz için ezan okudugunda sesîni yükselt! Çünkü müezzinin sesini duyan hiçbir ins ve cin ve topaç yoktur ki kiyâmet gününde ona sahidlik etmesin!». Nehir sahibi de onu tasdik etmistir.

Ben derim ki: Kuhistânî´nin söyledikleri buna aykiridir. O «Halka bildirmek için ezani asikâr okumak lâzimdir. Ama kendisi için okursa sesini kisar. Çünkü seriatta asil olan budur. Nitekim «Kesfü´l-Menâr»da da böyledir.» diyor. Su da var ki onun istidlâl ettigi hadîs evinde yalniz kilan kimsenin de kiyâmet gününde sahidlerini çogaltmak için sesini yükseltmesini ifâde eder. Ancak söyle denilirse o baska: Maksat sesi fazla yükseltmektir. Evinde ezan okuyan kimse sesini o kadar yükseltemez. O kendi isiteceginden biraz fazla seslenir. Kuhistânî´nin sözü de buna hamledilir. Teemmül buyurula!

METIN

Kezâ kazâ namazlarinin birincisi için ezan ve ikamet sünnettir. Geri kalanlari için bir yerde kilarsa ezan okumakta muhayyerdir. Okunmasi evlâdir. Ama her biri için ikamet getirir. Bozulan namaz için ezan ve ikamet yoktur. Kadinlarin kildigi edâ ve kaza namazlarinda - velev ki köle ve çocuklar cemaati gibi cemaat halinde olsunlar - ezan ve ikamet sünnet degildir. Cuma günü sehirde kilinan ögle namazi için ezan ve ikamet sünnet olmadigi gibi mescidde kilinan kaza namazlari için de sünnet degildir. Çünkü bunda kargasaliga ve yaniltmaya sebep olmak vardir. Kaza namazlarini mescidde kilmak mekruhtur. Zira namazi geciktirmek günahtir. Bunu meydana çikarmamalidir. «Bezzâziye».

IZAH

Geri kalan kaza namazlarini bir yerde kilarsa ezan okumakta muhayyerdir. Ayri ayri yerlerde kilarsa bakilir bir mecliste birden fazla kaza namazi kildigi takdirde hüküm yine böyledir. Aksi takdirde her namaz için ayri ezan ve ikamet getirir. Her kaza namazi için ayri ezan ve ikamet evladir. Çünkü Rasûlüllah (s.a.v.)´in Hendek harbinde kazaya kalan namazlarini ezan ve ikametle kilip kilmadigi hususunda rivayetler muhteliftir.

Bazilarinda «Bilâl´e emir buyurdu da her namaz için ezan okudu ve kamet getirdi.» denilmis; bazilarinda ilk namazdan sonra sâdece ikametle yetindigi bildirilmistir. Ziyâdeyi bildiren rivayetle bilhassa ibâdet babinda amel etmek evlâdir. Tamami «Imdâd» nam kitaptadir. Kaza namazlarini kilarken ikamet hususunda muhayyerlik yoktur. Ikameti terk etmek mekruhtur. Nitekim «Nuru´I-Izah»da da böyle denilmistir.

TETIMME: Cemi´ suretiyle kilinan namazlarda görülecegi vecihle Arafat´taki cemide bir ezan okunur iki ikamet getirilir. Müzdelife´deki cemide ise bir ezan ve bir ikametle iktifa edilir. Tahtâvî Müzdelife´dekinin de Arafat´taki gibi oldugunu kabul etmis; Kemâl bin Humâm da bunu tercih etmistir. Nitekim insallah babinda gelecektir. Simdi bir kimse bir kaza namazi ile edâ namazini birlikte kilarsa meselesi kalir bunu bir yerde görmedim. Bana öyle geliyor ki iki ezan ve iki ikamet lâzim gelecektir. Bununla Müzdelife´deki cemi arasindaki fark meydandadir. Bozulan namaz vakit içinde tekrarlanirsa ezan ve ikamet gerekmez. Vakit içinde kilinmazsa kaza namazi olur. T.

«Müctebâ»da söyle deniliyor: «Bir cemaat mescidde kildiklari namazin fâsid oldugunu vakit içinde hatirlayarak onu vakit içinde cemaatle kaza ederlerse ezan ve ikameti tekrarlamazlar. Vakit çiktiktan sonra kaza ederlerse onu baska bir mescidde ezan ve ikametle kilarlar». Lâkin araya uzun fâsila girerse ikâmetin tekrarlanacagi ileride gelecektir.

Sârih «Velev ki köle ve çocuklar cemaati gibi cemaat halinde olsunlar» sözünü «Fes´in su ifâdesinden almistir: «Zira kadinlara cemaat olmak mesru iken Hazret-i Âise onlara ezansiz ikametsiz imam olmustur. Bu yalniz kilanin da böyle olmasini iktiza eder. Çünkü ezanla ikameti terk etmek cemaat mesru oldugu halde sünnet olunca yalniz kildigi halde sünnet olmasi evleviyette kalir».

Ben derim ki: «Sirac»daki ifâdenin zâhiri de budur. Sârihin. «Velev ki yalniz basina kilsin» demesi daha iyi olurdu. Zira simdi kadinlarin cemaat teskil etmeleri mesru degildir. Anla!

Köle ve çocuklarin cemaat olmasi mesru degildir. Binaenaleyh o cemaatta ezan ve ikamet de mesru olmaz. Nitekim «Bahir» sahibinin «Zeylei»den naklen bildirdigine göre onun akabinde tesrik tekbiri de mesru degildir. Cuma günü sehirde kilinan ögle namazi özürlüye özürsüze sâmildir. «Zeyleî». Köylerde ise h;ç bir surette mekruh degildir. «Zahriyye» sahibi yani baska yerde cuma namazi edâ edilmezden önce olsun sonra olsun köyde mekruh degildir. Zira «Cuma namazi edâ edildikten sonra sehirde mekruh degildir diyenler olmustur.» demistir.

Kargasaliga sebep olmak ezan cemaat için okunursa düsünülebilir. Yalniz kilar da kendi isitecegi kadar ezan okursa kargasalik olamaz. T.

«Imdâd»ta bildirildigine göre namazi vaktinden geciktirmek âmmeyi alâkadar eden bir sebepden ileri gelmisse mescidde ezan okumak mekruh olmaz. Zira illet yoktur. Nitekim Peygamber (s.a.v.) mola gecesînde böyle yapmistir. Lâkin mola gecesi sahrada idi; mescidde degildi. «Zira namazi geciktirmek günahtir.» sözü dahi yalniz kilarken degil cemaat halinde düsünülebilir. T.

Yani yalniz kilan ezanini alçak sesle okûr. Nitekim Kuhistanî´den naklen arzetmistik. Sunu da bilmeli ki geciktirme âmmeyi alâkadar eden bir sebeple olursa bunu cemaatin yapmasi da mekruh olmaz. Çünkü bu gecikme günah degildir. Su da var: Ta´lilden anlasildigina göre mekruh olan mescidden baska yerde bile olsa bilindigi halde kazâ edilmesidir. Nitekim «Minâh» sahibi bunu Geçmis Namazlarin Kazasi Babinda anlatmistir.

METIN

Bülûga yaklasmis çocugun kölenin âmânin piçin ve bedevînin ezani kerahetsiz câizdir Ama hususî hidmedkâr gibi kölenin ezani da izinsiz helâl degildir. Ezan okuyan kimse ancak sünneti ve namaz vakitlerini bilirse müezzinler sevabina müstehak olur. Velev ki sevabina okuyanlardan olmasin. «Bahir».

Cünüp kimsenin ezan ve ikameti abdestsizin ikâmeti mekruhtur. Ezani mezhebe göre mekruh degildir. Kadinin hünsânin ve âlim bile olsa fâsikin ezani da mekruhtur. Lâkin imamligi ve ezani takvâ sahibi cahilinkinden evlâdir. Mubah bir sey sebebiyle de olsa sarhosun bunagin akil etmeyen küçük çocugun ve oturan kimsenin ezan okumalari dahi mekruhtur. Ancak kendisi için oturarak okumak câizdir. Vâsita üzerinde bulunan kimsenin ezani da mekruhtur. Meger ki yolcu ola!

ÎZAH

«Kerahetsiz câizdir.» sözünden murad kerahet-i tahrimiyye ile mekruh degildir demektir. Yoksa kerahet-i tenzihiyye sabittir. Zira «Bahir» da «Hulâsa»dan naklen «Baskalari bunlardan evlâdir.» denilmistir.

Ben derim ki: Tahâret Bahsinin basinda evlânin hilâfini yapmak mekruh mudur degil midir bahsetmistik. Oraya müracaat eyle! (Bülûga yaklasan çocuga sabîi mürâhik denir). Burada bülûga yaklasan çocuktan murad akli eren çocuktur. Velev ki bülûga yaklasmis olmasin. Nitekim «Bahir» ve diger kitaplarin ifâdelerinden anlasilan da budur. Bazilari mekruh oldugunu söylemislerse de bu kavil zâhir rivayete aykiridir. «Imdâd» ve diger kitalarda da böyle denilmistir. Su halde onu ezan vazifesine kabul sahih olur. «Bahir». Köle ile âmânin ezani mekruh degildir. Çünkü dîne ait islerde bunlarin sözleri makbuldur; mülzimdir. Binaenaleyh bu sözle ilân hâsil olur. Fâsik böyle degildir. «Zeyleî».

Ben derim ki: Buna göre çocuga itiraz olunur. Çünkü çocugun sözü dîne aid islerde sahih kavle göre makbul degildir. Nitekim bu babtan önce arzetmistik. Bunun müktezasi fâsik gibi çocugun sözü ile de ilân hâsil olmamaktir. Teemmül et! Bu hususta sözün tamami gelecektir.

Kölenin ezani meselesini «Bahir» sahibi inceleyerek zikretmis ve sunlari söylemistir:

«Köle kendisi için ezan okursa sahibinin iznine muhtaç olmamasi icap eder. Ama cemaate müezzin olmak isterse ancak sahibinin izniyle câiz olur. Çünkü bunda sahibinin hizmetine zarar vardir. Müezzin vakitlere riayet etmek mecburiyetindedir. Bunu ulemanin sözleri arasinda göremedim».

Hususî hizmetkâr meselesini «Nehir» sahibi bahis mevzuu yapmistir. O söyle demektedir: «Hususî hizmetkârin da böyle olmasi ve ezan okumasi ancak patronunun izniyle helâl olmasi gerekir».

Ben derim ki: Hatta hususî hizmetkârin nâfileleri edâ etmeye hakki olmadigini ulema ittifakla açiklamis; sünnetler hakkinda ihtilâf etmislerdir. Nitekim bunu Icâreler Bahsinde insallah beyan edecegiz. Bu da «Bahir» sahibinin incelemesini te´yid eder. Zira kölenin hem geliri hem kendisi baskasinin mülküdür. Hidmedkâr öyle degildir.

Âmânin ezanina Abdullah b. Ummü Mektûm´un müezzinligi ile itiraz olunamaz. Gerçi o da âmâ idi; fakat yaninda vakitleri bildirecek adami bulunurdu. Hâl böyle olursa görenle görmeyenin müezzinligi de müsavî olur. Bunu Seyhu´l-Islâm söylemistir.

Bu mesele âmânin ezaninda kerâhet sabit olduguna göredir. Bu hususta evvelce söz geçmisti. Geçmese idi itiraz varid olmazdi. Ezan okuyan kimsenin sünneti bilmesinden murad ezanin sünnetini ve yukarida beyan edildigi vecihle matlup olan vakitlerini bilmesidir. «Velev ki sevabina okuyanlardan olmasin» sözü «Fes»in ibâresine red cevabidir. Orada söyle denilmistir: «Müezzin namaz vakitlerini bilmezse müezzinler sevabina müstehak olamaz. Nitekim «Hâniye»de de böyle denilmektedir. Binaenaleyh ücret alirsa evleviyetle sevabi hak edemez».

«Nehir» sahibi «Bahir»a uyarak bunu reddetmis ve sunlari söylemistir: «Cahilin ezaninda helâke mâruz birakan bir cehâlet vardir. Sevabina okumayanin hâli böyle degildir. Su da var ki imamlik ve müezzinlik için ücret almanin helâl olmamasi mütekaddimîn denilen eski ulemanin reyidir. Icâreler Bahsinde görülecegi vecihle sonraki ulema bunu câiz görmüslerdir».

Ben derim ki: Zaruret sebebiyle alinan ücretin helâl olmasindan sevap hâsil olmasi da lâzim gelmez. Bâhusus ücret olmasa müezzinligi yapmayacak kimselerden ise o kimsenin ameli dünya için olur ki riyadir. Çünkü yaptiginin ALLAH rizasi için olmasini hesap etmemistir. Sevâbina okuyan câhil bu sevaba nâil olmazsa bunun nail olamamasi evleviyette kalir. Nasil nâil olabilir ki birçok hadîslerde sevabina okumak kaydi vârid olmustur. Onlardan biri Taberânî´nin rivayet ettigi su hadistir: «Üç kimse kiyâmet gününde miskden tepeler üzerinde olacak; büyük korku onlari ürkütmeyecek; insanlar korktugu zaman onlar korkmayacaktir:

Birincisi: Kur´ani ögreten ve bu isi ALLAH rizasini ve Allah´in ihsânini dileyerek yapan;

Ikincisi: Her günle gecede bes vakit namaz için ezan okuyup bununla Allah´in rizâsini ve Allah´in ihsânini dileyen kimse

Üçüncüsü: Kendisini dünya köleligi Rabbinin tâattan men edemeyen köledir» Evet söyle denilebilir:

Bir kimsenin maksadi Allah´in rizâsi olur fakat vakitlere dikkat edip bu isle mesgul olurken kendisinin ve çoluk çocugunun nafakasini yeteri kadar kazanamadigi için - geçim derdi bu serefli vazifeye mâni olmasin diye - ücret alir; böyle olmasa ücret almazsa mezkûr sevabi o da kazanir. Hatta ezanla rizik kazancini beraber yürüttügü için iki ibâdeti bir araya getirmis olur. Ameller ancak niyetlere göredir. Cünüp kimsenin ezani mekruhtur. Çünkü kendinin yapmadigi ise baskalarini çagirmis olur. Ikameti evleviyetle mekruhtur. «Hâniye»de açiklandigina göre ezan ve ikamet hususunda en agir hadeslereden temiz bulunmak icap eder. Bu gösterir ki buradaki kerahet kerahet-i tahrimiyyedir. «Bahir».

Fâsikin imamligi takvâ sahibi câhilin imamligindan evlâdir. Bu cihet nassan tesbit edilmistir. Ezânînin evlâ olmasini ise «Nehir» sahibi inceleme neticesi ilhak etmistir. Takvâ sahibi câhil ehl-i takva âlim bulunmadigi zaman bahis mevzuu olabilir.

Mubah bir seyle sarhos olmanin misali bogazinda kalan lokmayi geçirmek için bir yudum içki içmektir. Sârih bu sözle sarhosluktan fâsikIik lâzim gelmedigine isaret etmistir. Binaenaleyh sözde tekrar yoktur. Hüküm itibariyle deli de bunak gibidir. H.
__________________
"Güven" Çok İnce Bir Çizgidir.

Onu Kalınlaştırarak Kırılmasını Engelleyen Tek Şey
"İki Taraflı" Olmasıdır.


Dikkat !!! Kopyala Yapıştır Özelliğini Sadece Üyelerimiz Kullanabilir. Üyelik Ücretsizdir.. Ayrıca Üyelerimiz Forumdan Tamamen Reklamsız ve çok daha hızlı şekilde yararlanabilir.
KARAHAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 01-Ocak-2010, 04:28   #289 (permalink)
Kullanıcı Profili
Kurmay Başkan
 
KARAHAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik tarihi: Nisan-2009
Bulunduğu yer: Uçurumun Kenarindan
Üye No : 177
Mesajlar: 3.146
Konuları: 1388
İstatistikleri Seviye: 43 [â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�]
Aktiflik: 213 / 1069
Güç: 1048 / 16966
Deneyim: 79%
İtibar Puanları
İtibar Puanı : 119637
İtibar Derecesi : KARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond repute
Teşekkürleri
Teşekkür Etmiş : 775
Teşekkür Almış : 1.041
Tuttuğu Takım

Standart Cevap: Büyük Hanefi Fikhi

METIN

Cünüp kimsenin okudugu ezanin tekrarlanmasi menduptur. Vacip oldugunu söyleyenler de vardir. Ikameti tekrarlanmaz. Çünkü ezanin tekrari cumada mesrudur. Fakat ikametin tekrari mesru olmamistir. Kezâ kadinin delinin. bunagin sarhosun ve akli ermeyen çocugun okudugu ezan dahi tekrar edilir. Bunlarin ikametleri yukarida geçen sebepten dolayi tekrarlanmaz.

Müezzin ölür bayilir dili tutulur veya zihni tutulur da okuyacagini unutur ve hatirlatacak kimse de bulunmazsa kezâ abdesti bozuldugu için abdest tazelemeye giderse ezan ve ikametin yenilenmesi icap eder. «Hulâsa».

Lâkin «Sirac»ta mendup olur.» ifâdesi kullanilmis; Musannif ise delinin bunagin ve akli ermeyen küçük çocugun ezanlarinin sahih olmadigina kat´î olarak hüküm vermistir.

Ben derim ki: Kâfir ile fâsik da bunlar gibidir. Çünkü dîni hususunda fâsikin sözü kabul edilmez.

IZAH

Cünübün tekrari gereken ezanina Kuhistânî fâcir binek giden oturan yürüyen ve kibleden dönen kimselerin ezanini da ilâve etmistir. Iâdesi vacip olmasinin sebebini her biri hakkinda yaptiginin sayilmamasi mendup olmasinin illetinin ise sayilmasi oldugunu yalniz noksani bulundugunu söylemis «Esah olan budur. Nitekim Timurtâsîde de böyledir.» denilmistir.

«Yukarida geçen sebepten dolayi» ifâdesinden murad az yukarida geçen «Çünkü ezanin tekrari mesrudur.» cümlesidir. Sârih´in «müezzin ölürse ilh...» diyerek müezzinden bahsetmesi ikamet getirenden bahsetmemesi ser´an ikameti de müezzin yaptigi içindir. Nitekim gelecektir. Anla!

Abdest tazelemeye gidenin basladigi ezan veya ikameti tamamlayip sonra abdest almasi evlâdir. Çünkü bunlara abdestsiz olarak baslamak câizdir. Baslananin üzerine bina etmenin câiz olmasi evleviyette kalir. «Bedâî».

Burada «Hulâsa»dan nakledilen müezzinin ölmesi vesâire «Hâniye» de de mevcuttur. «Fetih» sahibi diyor ki: «Icap eder sözü vücup mânâsina hamledilirse bizzat ezanla basladiktan sonra yenilenen ezan arasinda fark yapmaya ihtiyaç hâsil olur. Ezanin kendisi sünnettir. (Yenilenmesi ise vacip olmus olur). Ama burada söyle denilebilir: Ezana baslar da sonra keserse isitenler yanilarak kesdi sanirlar ve dogru ezanin okunmasini beklerler. Böylelikle bazen namazin vakti de geçebilir. Su kadar var ki bu cünüp müstesnâ olmak üzere ezanlari iade edilen kimseler hakkinda tekrarin vâcip olmasini iktiza eder. Yani bu kimselerin sözlerine itimat yoktur; tekrar onun için vacip olur. Bunlar hakkinda biri halk bunlarin halini bilirse tekrar vacip olur; bilmezse müstehaptir. Ezan muteber ve sünnet vecih ile yerine getirilmis olur; dese reddedilemez. «Hulâsa»da zikredilen bes kimse hakkinda bunun aksi varittir».

Ben derim ki: Anladigima göre vücubtan murad sünneti yerine getirmenin lüzumudur. Maksat müezzinin ezani tamamlamasina mani bir hal zuhur eder de baskasi ezan okursa ezani yeni bastan okumasi lâzim gelir demektir. Ezani sünnet vecihle okumak böyle olur. Yarida kalan ezani tamamlarsa sahih olmaz. Onun için «Hâniye»de «Müezzin ezani tamamlamaktan âciz kalirsa baskasi onu yeniden okur.» denilmistir.

Musannif´in burada kat´î olarak hüküm vermesine sebep «Bahir» sahibinin incelemesidir. «Bahir» sahibi «Çünkü deli ile bunak gibi akli ermeyen küçük çocugun ezani da sahih degildir.» demis; Musannif da bunu tercih ederek kat´i konusmustur. «Münye» serhinin ifâdesi de bunu te´yid etmektedir. Orada söyle denilmistir:

«Sarhosun akli ermeyen çocugun ve delinin okudugu ezani tekrarlamak icap eder. Zira bunlarin sözlerine îtimad edilmedigi için maksad hâsil olamaz.»

Fâsiki burada saymak münasip degildir. Çünkü «Bahir» sahibi okul ve Islâmi sihhatinin sarti adâlet erkeklik ve temizligi de kemâlinin sarti olarak zikretmistir. O söyle demektedir:

«Su halde fâsikin kadinin ve cünüp kimsenin ezani sahihdir. Ama fâsikin haberinin kabulüne ve o habere itimad meselesine bakarak ezaninin sahih olmamasi gerekir». Yani fâsikin sözü dinî hususatta kabul edilemez. Binaenaleyh ilân bulunmamistir demek istiyor. Nitekim bunu Zeyleî de söylemistir ki hulâsasi sudur: Fâsikin ezani sahihtir. Velev ki onunla itân hâsil olmasin. Yani vaktin girdigini haber veren sözüne itimad edilemez. Kâfirle akli ermeyen çocuk böyle degildir. Onlarin ezani asla sahih degildir. Su halde sârihin kâfirle fâsiki müsavi tutmasi münasip degildir. Sonra bilmis ol ki «El-Hâvil Kudsî» sahibi müezzinligin sünnetlerinden olmak üzere müezzinin akli basinda sahih sünnetleri vakitleri bilir devamli ALLAH için çalisir güvenilir abdest alir ve kibleye döner bir kimse olmasini söylemistir.

«Imdâd» nam eserde dahi buna benzer seyler söylenmistir. Bunun müktezasi sudur ki ezan sahih olmak için akil sart degildir deli bunak ve sarhos gibi akilsizlarin ezani sahihdir. Nitekim fâsikin kadinin ve cünüp kimsenin ezani da sahihdir. «Bedâyi»nin ibâresi de buna delâlet eder. Orada «Deli ile sarhosun ezani mekruhtur. En iyisi zâhir rivayeye göre onu tekrar etmektir. Kadinin ve akli eren çocugun ezani da mekruhtur. Ama kâfidir. Maksad hâsil oldugu için tekrar edilmez. Maksad itândir. Imam A´zam´dan rivayet olunduguna göre kadinin okudugu ezani tekrarlamak müstehabtir.» denilmistir. Zeyleî bu rivayeti tercih etmistir. Yine «Bedâyi»de bildirildigine göre akli ermeyen küçük çocugun okudugu ezan kâfi degildir. Tekrarlanir. Zira akilli olmayandan sadir olan sözlerle iltifat edilmez. Bunlar kus sesi gibîdirler. Böylece Musannif´in «Bahir» sahibine uyarak kat´î dille «Akli olmayan deli bunak ve sarhos gibi kimselerin ezani sahih degildir.» demesi Hâvi ile Bedâyî´in «Akli ermeyen çocuktan maada hepsinin ezanlari sahihdir.» sözüne aykiri düsmüstür. Bunlarin aralarini bulmak için benim hatirima gelen sudur: Seriatta ezandan asil maksat namaz vakitlerinin girdigini bildirmektir. Bilâhare her beldede ve genis memleketlerin her yerinde Islâmin seâirinden (nisanlarindan) olmustur. Nitekim evvelce geçmisti. Su halde vaktin girdiginin ilân olmasina ve müezzinin sözünün kabul edilecegine bakarak Müslüman âkil bâlig ve adaletli olmasi lâzimdir. Bu babtan önce Muînü´l-Hükkâm´dan sunu nakletmistik:

«Müezzin âkil bâlig vakitleri bilir müslüman erkek ve sözüne güvenilir olmak sartiyle vaktin girdigini haber vermesi kâfidir». Anlasiliyor ki «erkek» demesi bir kayit ihtirazi degildir. Çünkü kadinin haberi de kabul edilir. Öyle ise söyle demek gerekir:

Müezzinde bu sifatlar bulunursa ezani sahihtir; Bulunmazsa vaktin girdigine dair itimad hususunda ezani sahih degildir. Yine bu baptan önce arzetmistik ki fâsik ile hâli belli olmayan kimsenin dogru söyleyip söylemedigî hususunda herkes kendi reyinî hakem yapar ve ona göre amel eder. Kâfir çocuk ve bunagin haberi böyle degildir. O asla kabul edilemez.

Ama belde halkindan günahi gîderen siâri yerine getirmeye bakarak akli ermeyen çocuktan maada hepsinin ezanlari sahihtir. Çünkü çocugu isiten ezan okudugunu bilmez; oynuyor zanneder. Akli eren çocuk böyle degildir. O erkeklere yakindir. Onun için Sârih «sabii mürâhik» tâbirini kullanmistir. Kadin da öyledir. Zira bazi erkeklerin sesleri sabii mürâhik ile kadinin sesine benzerler. Bülûga yaklasan (sabiî mürâhik) veya kadin ezan okur da birisî isîtirse ona itimat eder. Deli bunak ve sarhos da öyledir. Çünkü o da bir erkektir. Mesrû sekilde ezan okudu mu bununla seair yerini bulmus olur. Onu halini bilmeyen bir kimse isitirse müezzin zan eder. Kâfir de öyledir. Su halde bu cihete bakarak mezkûr sartlarin hepsi kemâl sarti olur. Zira kâmil müezzin ezaniyle dinin bir alâmeti yerine getirilen ve ilân hâsil olan kimsedir. Binaenaleyh evvelce Kuhistânî´den naklettigimiz vecihle esah kavle göre hepsînin ezanlari mendup olmak üzere tekrarlanir.

Sonra öyle anlasiliyor ki tekrarlama ancak tayinli müezzinin ezani hakkinda bahis mevzuudur. Namaz vaktinin girdigini bilen bir cemaat gelir de onlar için bir fasik veya akli eren çocuk ezan okursa mekruh olmaz ve asla tekrarlanmaz. Çünkü maksat hâsil olmustur.

TENBIH: Buraya kadar anlattiklarimizdan su çikar:

Âdil olmayan bir kimsenin sözü ile ilân hâsil olmaz: onun sözü makbul degildir. Imamin arkasinda onun sesini cemaate ulastiran kimse fâsik olursa kendisine Itimat câiz degildir. Nitekim Sâfiî´Ierden biri buna tenbih etmistir. Bu incelige dikkat et. Allahu a´lem.

METIN

Yolcunun yalniz bile kilsa ezan ve ikametin ikisini birden terk etmesi mekruh oldugu gibi yol arkadaslari hazir oldugu için yalniz ikameti terk etmesi de öyledir. Ezani terk etmek mekruh degildir. Sehirdeki evinde namaz kilan cemaatle bile olsa bunun hilâfinadir. Yahud mescidi bulunan bir köyde kilarsa ezan ve ikameti terk etmek mekruh olmaz. Çünkü mahallenin ezani ona kâfidir. Içinde cemaatla namaz kilinmis olan bir mescidde ezan ve ikameti terk etmek de öyledir Hatta ikisini birden yapmak mekruh olur. Bir mescidde cemaati tekrar etmek dahi mekruhtur. Meger ki yol üzerindeki bir mescidde ola. Bu takdirde orada cemaati tekrarlamakta beis yoktur. «Cevhere».

Müezzin yokken ikameti ezan okuyandan baskasi yapsa mutlak surette mekruh olmaz. Müezzin orada iken yaparsa üzüldügü takdirde mekruhtur. Nitekim ikamet getirirken yürümesi de mekruhtur.

IZAH

Yolcu tâbiri ser´an olsun lügaten olsun yolcu denilen kimseye sâmildir. Nitekim «Ebu´s-Suud» da dahi böyle denilmistir. T.

Yolcu yalniz bile kisa ezan ve ikameti getirmelidir. Ikisini birden terk etmesi mekruhtur. Çünkü ezan okuyup ikamet getirirse arkasinda gözlerinin görmedigi ALLAH kullari namaz kilar. Bunu Abdurrezzâk rivayet etmistir. Bu ve emsâlinden anlasilir ki ezandan maksad sadece bildirmek degildir. Onda hem bildirmek hem de bu zikirle ALLAH´in zikrini ve dinim yeryüzüne yaymak ins ve cinden olup kirlarda sahislarini görmedigi kullarina namaz vaktini hatirlatmak vardir. «Fetih».

Sârih´in «yalniz bile kilsa» sözünde o kimseye her yönden imam hükmü verilemeyecegine isaret vardir. Onun için «Tatarhâniye»de «Fetevây-i Attabiye»den naklen söyle denilmistir: «Bir kimse ovada yalniz kildigi halde ezan okur ikamet getirirse tesbih ve tahmidin ikisini de yapmak ve kezâ gizli ve asikâr okumak hususlarinda kendisine yalniz kilan hükmü verilir».

«Ezani terk etmek mekruh degildir.» sözünden anlasilan isaet (edebsizlik) sayilacak kerahetin bulunmamasidir. Yoksa «Kenz»de bundan sonra ezanin yolcu ile sehirdeki evinde kilana mendup oldugu açiklanmistir. «Bahir»da bunun illeti beyan edilirken «Tâ ki edâ cemaat seklinde olsun.» denilmistir. Bir de biliyorsun ki ezandan maksat sadece vakti bildirmek degildir.

Sehirdeki evinde namaz kilan kimse cemaatle bile olsa ezan ve ikameti terk etmesi mekruh olmaz. Ebu Hanîfe´den bir rivayete gör cemaatle kilanlar .baskalarinin ezaniyle iktifa ederlerse kâfi gelirse de isaet etmis olurlar. Bu rivayette bir kisi ile cemaat arasinda fark yapilmistir. «Bahir».

Sehirdeki evinden maksad sehre bagli olan hane bag ve bahçe gibi seylerdir. Kuhistânî «Tefârik»te söyle deniliyor:

«Bagda veya çiftlikte ise yakin olmak sartiyle o köyün veya beldenin ezani ile iktifa eder yakin degilse iktifa edemez. Yakinligin hududu o köyde okunan ezanin kulagina gelmesidir. «Ismail». Anlasilan fiilen isitmesi sart degildir. Teemmül eyle!

Mescidi bulunan köyden murad ezan ve ikameti getirilen mesciddir. Aksi takdirde hükmü yolcu gibi olur. «Sadri´s-Seria».

Bir kimsenin mahallesi mescidinde okunan ezanla getirilen ikamet kendi ezan ve ikameti gibidir. Çünkü müezzin bütün o yer halkinin nâibidir. Nitekim Ibni Mes´ud Hazretleri AIkâme ile Esved´e ezan ve ikametsiz olarak namaz kildirdigi zaman «Mahallenin ezani bize yeter.» diyerek buna isaret etmistir. Bu hadîsi rivayet edenlerden biride Sibl-i ibn-i el-Cevzî´dir. «Fetih».

Ibni Mes´ud (r.a.)´in sözünden o kimsenin hükmen ezan ve ikametle kilmis gibi olacagi anlasilmaktadir. Yolcu öyle degildir. O hem hakikaten hem de hükmen ezansiz ikametsiz kilmistir. Çünkü bulundugu yerde o namaz için asla ezan okunmamistir. «Kâfi». Zâhirine bakilirsa vaktin sonunda bile olsa mahalle mescidinin ezan ve ikameti evinde kilana kâfidir. Teemmül et!

«Kenz»in yolcu ile sehirde evinde kilan kimseye ezanin mendup oldugunu açikladigini gördün. Su halde mahalle ezaninin kâfi gelmesinden maksad günaha sokan kerahetin bulunmamasidir. «Bahir» sahibi diyor ki: «Bunun mefhumu mahallede ezan okumazlarsa evinde kilanin da ezan ve ikameti terk etmesi mekruh olur demektir». Müctebâ sahibi bunu açiklamis ve «Yolculardan bazisi ezan okursa ötekilerden de borç sâkit olur.» demistir. Nitekim bu meydandadir. Bir mescidde cemaati tekrarlamak da mekruhtur. Çünkü Abdürrahman b. Ebî Bekir´in babasindan rivayetine göre Rasulullah (s.a.v.) ensârin aralarini bulmak için evinden çikmisti. Döndügünde mescidde cemaatle namazin kilindigini gördü. Bunun üzerine zevcelerinden birinin evine girdi. Ve aile efradini toplayarak onlara namazi cemaatle kildirdi. Bir mescidde cemaatin tekrari mekruh olmasa Peygamber (s.a.v.) namazi mescidde kilardi. Hazret-i Enes´den rivayet olunduguna göre Rasûlüllah (s.a.v.)´in eshabi cemaate yetisemediler mi mescidde teker teker kilarlardi. Bir de tekrar cemaatin azalmasina sebep olur. Zira halk cemaate yetisemeyeceklerini anlayinca acele ederek çogalirlar; geriye kalmazlar. «Bedâyî».

Su halde birkaç kimse cemaat mescidine namaz kilindiktan sonra girseler namazlarini yalniz baslarina kilarlar. Zâhir rivayet budur. «Zahiriyye». «Münye» serhinin sonunda su cümleler vardir: «Ebu Hanîfe´den nakledildigine göre cemaat üç kisiden fazla olursa tekrar mekruhtur. Fazla olmazsa mekruh degildir. Ebu Yûsuf´tan bir rivâyete göre ise birinci cemaat seklinde durmazlarsa mekruh degildir. Aksi takdirde mekruh olur. Sahih olan da budur.

Mihraptan çekilmekle sekil degismis olur. Bezzâziyyede de böyle denilmistir.» Tatarhânîye de Valvalciye´den naklen «Biz bununla amel ederiz.» denilmektedir. Imamlik Babinda insallah bu mesele hakkinda daha fazla söz edilecektir.

Yol üzerindeki mescidden maksat tâyin edilmis imam ve müezzini olmayandir. Böyle bir mescidde ezan ve ikametle cemaatin tekrarlanmasi mekruh degildir. Hatta efdaldir. «Hâniye»

Binaenaleyh evlâ olan buradaki «beis yoktur.» tâbirini atmaktir. AnIa! Sârih bu tâbiri Cevhere´den naklettigini söylüyorsa da ben onu Cevhere´de göremedim. Onu yalniz «Sirâc» sahibi zikretmistir.

Müezzin yokken ikameti ezan okuyandan baskasi yapsa mutlak surette yani hosnud olsun olmasin kerahet yoktur. Hosnud olmadigi riza göstermemekle anlasilir. Hâherzâde bunu tercih etmistir. «Dürer» ve «Hâniye» sahipleri de bu yoldan yürümüslerdir. Lâkin «Hulâsa»da söyle denilmistir: «Razi olmazsa mekruhtur. Rivayetin cevabi mutlak surette beis yoktur seklindedir».

Ben derim ki: Imam Tahâvî «Mecmeul-Âsâr» adli eserinde bunu üç imamimiza nisbet ederek açiklamistir. Lâkin efdal olan ikameti de ezan okuyan kimsenin yapmasidir. Çünkü hadis-i serifte «Ezani kim okursa ikameti de o yapar.» buyurulmustur tamami Nuh Efendi» hâsiyesindedir.

Müezzinin ikamet getirirken yürümesi de mekruhtur. Bunu «Ravzatü´n Natifî» sahibi söylemistir. Ulema ikameti bitirirken yani kad-kameti´s-salah derken yürümekte ihtilâf etmislerdir. Bazilari yürüyerek tamamlayacagini söylemis; birtakimlari müezzin imam olsun baskasi olsun bulundugu yerde tamamlar; demislerdir. Esah olan da budur. Nitekim «Bedâyî»de de böyledir. «Sirac» sahibi hilâfi sadece imam müezzinlik yaptigi zamana mahsus birakmistir. Baskasi müezzinlik yaparsa hilâfsiz basladigi yerde bitirir. «Nehir».

METIN

Ezani isiten kimsenin cünüp bile olsa müezzine icabet etmesi vaciptir. Hulvânî mendup oldugunu söylemis; «vacip olan yürüyerek icabettir» demistir. Hayizli nifasli ve hutbe dinleyen kimselerin ve kezâ cenaze namazinda cimâ halinde helâda yemekte bulunanlarin ilim ögretenlerin ve ögrenenlerin icâbet etmeleri gerekmez. Kur´an okumak bunun hilâfinadir.

Icabet sünnet vecihle okunan ezani isitince dili ile müezzinin söylediklerini söylemekle olur. Sünnet vechile ezandan murad kelimelerini bozmadan Arabça okunandir. Ezan tekrarlanirsa birinci müezzine icâbet eder.

IZAH

Ezani isiten kimsenin müezzine icabet etmesi (Yani cevap vermesi) vaciptir. Hulvânî «Dil ile icabet menduptur. Vacip olan icabet yürüyerek camie gitmektir.» demisse de «Nehir» sahibi bunu müskil sayarak sunlari söylemistir: «Hulvânî´nin yürüyerek icabet etmek vacibtir sözü müskildir. Çünkü buna göre o kimseye namazin edâsi vaktin evvelinde ve mescidde vacip olur. Zira namazsiz mescide gitmeyi vacip kilmanin bir mânâsi yoktur. Anlasiliyor ki «Müctebâ»nin Sehadetler Bahsindeki (Bir kimse ezani isitir de ikamet getirilmesini evinde beklerse sahidligi kabul edilmez). sözü Hulvânî´nin kavline göre kaydedilmistir. Ben bunu üstadimiz kardesimden sordum ama bir cevap vermedi».

Kardesi Zeyn b.Nüceymi Kasdetmistir «Bahir»nam eserin müellifi bu zattir.

Ben derim ki: Muvaffakiyet Allah´dandir. Imam Hulvânî´nin söyledigi selef zamanindaki âdete göredir. Onlar cemaatla namazi bir defa kilar; tekrar etmezlerdi. Nitekim Peygamberimiz (s.a.v.) ile ondan sonraki halifeler zamaninda da âdet bu idi. Biliyorsun ki zâhir rivayeye göre cemaatin tekrari mekruhtur. Yalniz Imam A´zam´la Imam Ebu Yûsuf´tan bir rivayete göre mekruh degildir. Bunu az yukarida arz etmistik. Ileride görecegiz ki mezhep ulemasina göre cemaatin vacip oldugu tercih edilmistir. Cemaati kaçiran kimse bilittifak günahkâr olur. O halde yürüyerek icabet namazi vaktinin evvelinde yahud mescidde kilmak için degil cemaatle kilmak için vacibtir. Aksi takdirde ya cemaati tamamiyle kaçirmak yahud baska cemaat bulunmak sartiyle ayni mescidde tekrarlamak lâzim gelir ki bunlarin ikisi de mekruhtur. Iste Hulvânî bunun için yürüyerek icabet vacibtir demistir. O kimsenin evinde ailesi efradi ile cemaat teskil etmesi mümkündür. Binaenaleyh kendisine iki mahzurdan biri lâzim gelmez? denilirse söyle cevap veririz:

Imam Hulvânî´nin mezhebine göre o sahis bununla cemaat sevabina nail olamaz. Yaptigi is özrü bulunmadigi halde bid´at ve mekruh olur. Evet gördük ki sahih kavle göre ilk cemaat seklinde olmamak sartiyle cemaatin tekrari mekruh degildir. Imamlik Bahsinde gelecegi vecihle esah kavle göre bir kimse ailesi efradi ile cemaat teskil etse mekruh olmaz; cemaat fazîletine nâil olur. Ama mescidin cemaati daha fazîletlidir. Bu biricik izahi ganimet bil! Az ilerde biraz daha ziyâdesi gelecektir.

«Ezani isiten kimsenin icabet etmesi vacibtir»; sözünden sagirlik veya uzaklik sebebiyle isitmeyene icabet lâzim gelmedigi anlasiliyor. Asagida gelecek «Müezzini isittiginiz vakit siz de onun dedigini deyin!» hadîsinden anlasilan da budur. Çünkü icabetin lüzumunu isitmeye baglamistir. Sâfiilerden biri zâhir mânâ budur diye açiklamis ve ezanin bir kismini isiten kimsenin tamamini okumak suretiyle icabet edecegini söylemistir.

Ezani isiten kimse cünüp bile olsa icabet edecektir. Çünkü müezzine icabet etmek ezan degildir. Bunu« Hulâsa»dan naklen «Bahir» sahibi kaydetmistir. Hayiz ve nifâsli kadinlar ise icabet etmezler. Zira fiilen icabete ehil degillerdir. Binaenaleyh kavil ile icabete de ehliyetleri yoktur. «Imdâd».

Yani bunlar cünüp gibi degillerdir. Çünkü cünüp kimse namazla mükelleftir. Bir de onun hadesi hayiz ve nifastan daha hafiftir. Zira onu derhal gidermek mümkündür.

Ilim ögretmekten murad anlasiliyor ki ser´i ilimdir. Onun için «Cevhere»de «fikih okumak» tâbiri kullanilmistir. «Kur´an okumak bunun hilâfinadir.» cümlesinden sonra «Cevhere»de «Çünkü o elden kaçmaz.» denilmistir. Galiba bununla okumayi tekrarlamak ancak ecir kazanmak içindir. Bu ise icabetle elden kaçmaz. Ögrenmek bunun gibi degildir.» denilmek istenmistir. Bu izaha göre bir kimse ögretmek veya ögrenmek için okusa okumayi kesmez. «Saihanî».

T E N B I H: Acaba bu söylediklerimizi bitirdikten sonra icabet lazim midir degil midir? Aradan fazla vakit geçmemisse evet fazla vakit geçmisse hayir diye cevap vermek gerekir. Bu cevap asagidaki beyandan alinir. Lâkin «Feyz»de açiklandigina göre bir kimse ezan okuyana yahud namaz kilana veya Kur´an yahud hutbe okuyana selâm verse Imam A´zam´ dan bir rivayete göre bitirdikten sonra selâmi almasi lâzim gelmez. Sâdece içinden alir. Imam Muhammed´den bir rivayete göre bitirdikten sonra selâmi alir. Imam Ebu Yûsuf´tan bir rivayete göre mutlak surette selâmi almaz. Sahih olan kavil budur. Büyük abdestini bozan kimsenin mutlak surette selâm almasi lâzim gelmedigine ulema ittifak etmislerdir. Teemmül et!

Ezani isiten dili ile müezzinin söylediklerini tekrarlayacak fakat bagirip çagirmayacaktir. Sünnet vecihle okunan ezandan bütünü kastedildigi anlasiliyor. Ezanin bazi kelimeleri Arabça olmaz yahud bozarak okunursa kalanlarini dinleyene icabet vacip olmaz. Çünkü bu takdirde ezan sünnet vecihle okunmus degildir. Nitekim ezanin bütün kelimeleri Arabça olmasa yahud vakitten önce okunsa veya okuyan cünüp yahud kadin olsa yine hüküm budur. Ihtimal maksat bazi kelimelerinin sünnet vecihle okunmasidir. Bu takdirde sünnet vecihle okunanlara icabet eder; kalanlarina etmez. Fakat bu uzak bir ihtimaldir. Çünkü ezani kulak vererek dinlemeyi gerektirir. «Bahir»da beyan olunduguna göre ulema ezani lahn yaparak (bozarak) okuyan müezzini dinlemenin helâl olmadigini açiklamislardir. Kur´ani bu sekilde okuyani dinlemek de öyledir.

Evvelce arzetmistik ki Farsça ezan sahih degildir; esah kavle göre isterse ezan oldugu bilinsin. Simdi namazdan baska bir husus için meselâ yeni dogan çocuk için okunan ezana icabet edilir mi edilmez mi meselesi kalir. Bunu imamlarimizin kavli olarak bir yerde görmedim. Zâhire bakilirsa evet icâbet edilir. Onun hay´alelerinde saga sola bakilir. Nasilki yukarida geçmisti. Hadîsden anlasilan da budur. Acaba Sâfiî bir kimsenin tercî´ yaptigini isitirse onlarca sünnettir diye ona icâbet eder mi? Bunda tereddüt olunur. Nitekim Sâfiîlerden bazilari ikameti çift cümlelerle getiren Hanefî´ye icabet hususunda tereddüt etmislerdir. Bazilari da ziyadeye icabet edilmemesini daha münâsip görmüslerdir.

Nitekim ezana bir tekbir ziyâde edilse hüküm budur. Lâkin bunu ziyadeye kiyas etmek söz götürür. Çünkü ziyadeye icabet lazimdir diyen yoktur. Bahsettigimiz mesele ise böyle degildir. Onun üzerinde içtihad edilmistir. Teemmül et!

Ezan birbiri ardinca okunmak suretiyle tekrarlanirsa mahallesi mescidinin müezzini olsun olmasin birinciye icabet edilir. Birçok yerlerde okunan ezanlari bir anda isitirse hükmünün ne olacagi az ileride gelecektir. Birinciye icabet lâzim geldigini «Bahir» sahibi «Fetih»den bir inceleme olarak nakletmistir. Yine «Bahir»da «Tefarik»ten nakledilen su cümlede ayni mânâyi ifâde eder:

«Mescidde birden fazla müezzin bulunur da arka arkaya ezan okurlarsa hürmet birinciyedir». Lâkin bu söz icabetin yürümekle yapilmasina yahud ezanin bir mescidde tekrar edilmesine göre söylenmis olabilir. Ezan bir mescidde tekrarlanirsa ikincinin sünnet olmamasi gerekir. Muhtelif yerlerden gelen ezan sesleri böyle degildir. Teemmül eyle!

Bana öyle geliyor ki bunlarin her birine sözle icabet gerekir. Çünkü sebep - ki isitmektir - birden fazladir. Nitekim Sâfiîlerden bazilari buna itimad etmislerdir.
__________________
"Güven" Çok İnce Bir Çizgidir.

Onu Kalınlaştırarak Kırılmasını Engelleyen Tek Şey
"İki Taraflı" Olmasıdır.


Dikkat !!! Kopyala Yapıştır Özelliğini Sadece Üyelerimiz Kullanabilir. Üyelik Ücretsizdir.. Ayrıca Üyelerimiz Forumdan Tamamen Reklamsız ve çok daha hızlı şekilde yararlanabilir.
KARAHAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 01-Ocak-2010, 04:29   #290 (permalink)
Kullanıcı Profili
Kurmay Başkan
 
KARAHAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik tarihi: Nisan-2009
Bulunduğu yer: Uçurumun Kenarindan
Üye No : 177
Mesajlar: 3.146
Konuları: 1388
İstatistikleri Seviye: 43 [â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�â� Bé-Yêu â�]
Aktiflik: 213 / 1069
Güç: 1048 / 16966
Deneyim: 79%
İtibar Puanları
İtibar Puanı : 119637
İtibar Derecesi : KARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond reputeKARAHAN has a reputation beyond repute
Teşekkürleri
Teşekkür Etmiş : 775
Teşekkür Almış : 1.041
Tuttuğu Takım

Standart Cevap: Büyük Hanefi Fikhi

METIN

Yalniz hay´aleler müstesnâdir. Onlar da havkalele yapar. Bir de es-Salat-ü hayrü´n-minen-nevm»i isitince «sadekte ve yerirte» der. Ezani isitince ayaga kalkmak menduptur. «Bezzâziyye».

Ezan bitinceye kadar ayakta duracak mi yoksa oturacak midir bunu söylememistir. Ezan bitinceye kadar icabet etmezse hüküm ne olacaktir? Ben bunu bir yerde görmedim. Ama fâsila kisa sürerse icabeti sonradan eklemek gerekir. Ezan bitince Rasulullah´a (s.a.v.)´e vesile duasi okur.

IZAH

(Hayalelerden murad hayya ale´s-salah ve hayya ale´l-felah cümleleridir. Hay´ale bir kisaltmadir). Havkalele: Lâ havle velâ kuvvete illâ billah demektir (Yani havkalele de bu cümlenin kisaltilmis seklidir. «Güç ve kuvvet ancak Allah´a mahsustur» mânâsina gelir). «Ümredü´l-Müftî» nâm kitapta «Mâsâ ellah-ü kân» «Allah´in diledigi olur.» cümlesi de ziyâde edilmistir. «Kâfi» sahibi «Havkabe ile bunu söylemek arasinda muhayyerdir.» demis; «Muhit» sahibi ise ayirarak hayya-ale´s-salah´in yerinde havklayi hayya ale´l-felah»in yerinde de masâallah kân-i söyleyecegini bildirmistir. «Ismail».

«Nuh Efendî´nin beyanina göre muhtar olan kavil birincidir. Sonra havkalayi okumak her ne kadar Peygamber (s.a.v.)´in «Müezzinin dedigini deyin!» emrinin zâhirine aykiri düsse de bu babta mezkûr emri açiklayan hadîs vârid olmustur. Hadîsi Müslim rivâyet etmistir. «Fetih» sahibi hadîslerle amel ederek her iki cümlenin okunacagini söylemistir.

«Sadekte ve berert» cümlesi sadekte ve bererte» seklinde de rivayet olunmustur. Dogru söyledin ve çok hayir sahibi oldun mânâsina gelir. Ismail Nablusî «Tahtavî» serhinden naklen «Ve bilhakki natekte» hakki söyledin cümlesini de ziyâde etmistir. Sârih´in burada «Bezzaziyye»den naklettiklerim «Nehir» sahibi de nakletmistir. Ama bunlari «Nehir»de görmedim. Baska nüshasina müracaat etmelidir. Evet orada sunu gördüm: «Bir kimse yürürken ezan okundugunu isitirse efdal olan icabet için durmasidir. Tâ ki ezan bir yerde olmus olsun». Ezan bitinceye kadar ayakta durup durmamak meselesini «Nehir» sahibi bahis mevzuu etmistir.

Ben derim ki: Ayaga kalkmaktan murad ihtimal ki yürüyerek icabet etmektir. Gerçekten Suyûtî «Hilye»de Ebû Nuayim´dan senedinde söz edilen bir hadîs rivayet etmistir ki bu hadîste «Ezani isittiginiz vakit ayaga kalkin! Çünkü o ALLAH´dan gelen bir emirdir.» buyurulmustur. «Hilye» sârihi Münâvî bu hadîsi «Yani namaza gidin yahud ezandan murad ikamettir.» seklinde izah etmistir.

Ezan bitinceye kadar icabet etmezse hüküm ne olacaktir? meselesini «Bahir» sahibi incelemis; Ibni Hâcer de Minhâc» serhinde söyle açiklamistir: «Ezan bitinceye kadar susar da sonra araya uzun fâsila girmeden icâbet ederse icâbetin asil sünneti olarak kâfidir. Nitekim anlasilan da budur». Bundan anlasiliyor ki icabet eden kimse müezzini geçmeyecek bilakis her cümlede onu takip edecektir. «Fetih» sahibi. «Ömer b. Ebî Ümâme hadîsinde bu nâssan bildirilmistir.» diyor.

Ben derim ki Bundan anlasildigina göre beraber söylemesi kâfi degildir. Çünkü cevap sözden sonra verilir. Cemâatin imama uymasi bunun gibi degildir.

Rasûlüllah (s.a.v.)´e vesîle duasi; salât ve selâmdan önce okunur. Çünkü Müslim´in ve baskalarinin rivayet ettigi bir hadîste «Müezzini isittiginiz vakit onun dedigi gibi deyin; sonra bana salâvat getirin! Çünkü bana bir salâvat getirene ALLAH onun sebebiyle on kere salâvat eyler. Sonra benim için vesîleyi isteyin! Zira o cennette bir makam olup ancak ALLAH´in mümin kullarindan birine yarasir. O kulda ben olmak isterim. Imdi her kim benim için ALLAH´dan vesileyi isterse o kimseye sefâatim helâl olur.» buyurulmustur. (ALLAH´in salât etmesinden murad. afv ve magfiret buyurmasidir). Buharî ve baskalari da su^hadîsi rivayet etmislerdir: Bir kimse ezani isittiginde:

Yani «Yarabbi! ey su tam dâvetin ve hazirlanan namazin Rabbi! Muhammed´e vesileyi ve fazîlet ver! Onu vaad ettigin övülen makama gönder!)» derse o kimseye kiyâmet gününde sefaatim helâl olur».

Beyhaki bu hadîsin sonuna. (Çünkü sen sözünden dönmezsin!) cümlesini de ziyade etmistir. Tamami «Imdâd» ve «Fetih» nam kitaplardadir. Ibni Hâcer «Minhâc» serhinde: vedderecete errefîate (yüksek dereceyide) cümlesiyle duanin sonundaki: ya erhamerrahimin (aciyanlarin aciyani) ziyadesinin asillari yoktur.» demistir.

T E T I M M E: Iki sehâdetten birinciyi isitince: Sallallahu aleyke ya Rasulallah (Allah sana salât eylesin yâ Rasulellah) ikinciyi isitince Garret ayni bike ya Rasulallah (Seninle mes´ud oldum yâ Rasulellah!) demek müstehaptir. Sonra her iki bas parmaginin tirnaklarini gözleri üzerine koyarak Allahümme metti´ni bissem´i vel basar (Yarabbî beni isitmekle ve görmekle faydalandir)! derse Peygamber (s. a.v.) cennete dogru o kimsenin delili olur. «Kenzü´l-Ibâd» nam eserde de böyle denilmistir. «Kuhistânî» Bir benzeri de «Fetevâ-i Sofiye»dedir.

«Kitabü´l-Firdevs»de ise «her iki basparmaginin» ifâdesinden önce «Ezanda Eshedü enne Muhammed´en Rasûlellah cümlesini isitince Allahümme metti´ni bissem´i vel basar derse onun önderi ve cennet saflarina koyani ben olurum buyurdu.» denilmektedir. Tamami Sehâvînin «Makâsid-i Hasene»sinden naklen Remlî´nin «Bahir» hâsiyelerindedir. Bunu Cerrahî dahi bahis mevzuu etmis ve sözü hayli uzattiktan sonra «Merfu hadîslerde bütün bunlardan hiçbir sey sabit olmamistir.» demistir. Bazilarinin naklettigine göre Kuhistânî kendi nüshasinin kenarina. «Bu ezana mahsustur. Ikamette ise tamamen arastirilip incelendikten sonra böyle bir sey bulunamamistir.» ibâresini yazmistir.

METIN

Bir kimse ezani isittigi anda mescidde bulunursa ona icabet lazim degildir. Mescidin disinda ise yürüyerek icabette bulunur. Yürümekle degil de dil ile icabet yaparsa icabette bulunmus sayilmaz. Bu izahat istenilen icabetin dili ile degil yürümesiyle olacagina binaendir. Nitekim Hulvânî´nin kavli de budur. Buna göre evinde Kur´an okuyorsa okumayi keserek ezan kendi mahallesinin mescidinde okundugu takdirde yürümekle icabet eder. Nitekim gelecektir. Mescidde okuyorsa okumayi kesmek icap etmez. Çünkü oraya gelmekle icabetini yapmistir. Bu Hulvânî´nin kavline göre bir fer´î meseledir. Bize göre ise okumayi keserek mutlak surette dili ili icabette bulunur. Anlasilan dil ile icabet vacibtir. Çünkü «Müezzini isittiginiz vakit sizde onun dedigi gibi deyin!» hadîsindeki emir zâhire göre vücûp bildirir. Nitekim bunu «Bahir» sâhibi izah etmis; Musannif da tasdik ve kabul eylemistir.

«Nehir» sahibi dahi bunu takviye ederek «Muhît» ve diger kitaplardan söyle nakilde bulunmustur:

«Birinci kavle göre selâm alip vermez; Kur´an okumaz. Bil´akis okumayi keserek icabette bulunur. Icabetten baska bir seyle mesgul olmaz. Hatibin huzurundaki ezanda bilittifak dili ile icabet etmemesi ve cuma günü ilk ezanda bilittifak yürüyerek icabet etmesi gerekir. Çünkü cumaya gitmek nassan farzdir». Tatarhâniyye´de: «Yalniz mahallesinin mescidinde okunan ezana icabet eder.» deniliyor. Zâhîruddîn´e «Bir kimse bir anda ayri ayri yerlerden ezan isitse ne yapmasi icap eder?» diye sorulmus da «Kendi mescidinin ezanina fiilen icabet etmesi» cevabini vermistir.

IZAH

Anlasilan dil ile icâbet vacibtir sözünü «Fesü´l-Kadîr» sahibi de söylemis; «Çünkü emri vücûp ifâde etmekten degistirecek bir karine görülmemistir.» seklinde ta´lil yapmistir. Fakat «Münye» sârihi kendisine itiraz ederek hadîsin sonundaki «Sonra bana salâvat getirin! Zira bana bir salâvat getirene Allah on salavât eyler» cümlesiyle münakasada bulunmus ve «Çünkü böyle savaba tesvik eden hadîsler ekseriyetle müstehap mânâsinda kullanilir.» demistir.

Ben derim ki: Bu söz götürür. Çünkü söyledigi hadîs ancak salâvat ve vesile hakkindadir. Vacip oldugu iddia edilen icabet hakkinda degildir. Nazimdan kiran hükümde kirani icap etmez. Nitekim usuli fikihta karar kilmis bir kâidedir (Yani iki seyin beraber söylenmesi hükümlerinin bir olmasini gerektirmez). Evet. Imam Ebu Ca´fer Tahâvî «Serhu´l-Âsâr» adli kitabinda Abdullah (r.a.)a varan bir senedle su hadîsi tahric etmistir: «Seferlerinin birinde Rasûlüllah (s.a.v.) ile beraber idik. derken Allah´u ekber Allah´u ekber diye bir haykiran duydu. Bunun üzerine Rasûlüllah (s.a.v.) «Fitrat üzere» dedi. Adam «Eshedü enlâ ilâhe illallah» dedi. Rasûlüllah (s.a.v.)da «Cehennemden çikti buyurdu». Biz hemen adamin yanina kostuk baktik ki koyun sahibi bir kimse Emis; namaz vakti geldigi için bu sekilde ezan okumus».

Tahâvî «Iste Rasûlüllah (s.a.v.) O ezan okuyanin söylediginden baskasini söylemistir. Bu da gösterir ki emir müstehap ve mendup oldugunu bildirmek içindir. Nitekim namazlardan sonra dua etmeyi emir buyurmasi ve emsali de böyledir.» diyor.» Bu emri vücûp mânâsi ifâde etmekten degistiren bir karinedir. Ulemamizdan bir cemaatin açikladiklari bununla te´yid edilir. Onlar dil ile icabetin vacip olmayi müstehap oldugûnu söylemislerdir. Hulvânî´nin kavlini tercih hususunda bu açiktir. «Hâriye» ve «Feyz» sahipleri de bu kavli tercih etmislerdîr. Rasûlüllah (s.a. v.)´in «Ezani isittin mi ALLAH´in davetcisine icabet et!» bir rivayette «Icâbet et! Agirbasliligi da elden birakma!» buyurmasi da buna delâlet eder.

Cemaatin vacip oldugunu gösteren deliller bu kavli tercihe kâfidir. Zira biliyorsun ki Hulvânî´nin sözü icabetin cemaat kastiyle yapilmasina ibtina eder. Burada kaydi gereken sudur ki dil ile icabet müstehap cemaati kaçirmak tehlikesi varsa yürüyerek icabet vacibtir. Aksi halde yani mescidde veya evinde ikinci bir cemaat teskil etmek mümkünse vacip degil vaktin evveline ve mescidde tekrarsiz olarak cemaati çogaltmaya riâyet için icabet müstehap olur. Benim anladigim budur.

«Birinci kavle göre ilh...» cümlesinden murad. dil ile icabet vacibtir diyenlerin sözüdür. «Selâm alip vermez» cümlesini ben «Nehir»de göremedim. Onu ben «Bahir»da gördüm. «Mi´rac» sahibi diyor ki: «Tühfe»de bildirildigine göre ezani isiten kimsenin konusmamasi ezan ve ikamet halinde bir seyle mesgûl olmamasi selâm dahi vermemesi gerekir. Çünkü bunlarin hepsi ezanin nazmini bozar».

Ben derim ki: Bundan anlasildigina göre «selâm almaz.» sözü vücûp için degildir. Bu her iki kavle teferu eden bir meseledir. Böyle olmasa bunun ikamette de vacip olmasi lazim gelir. Halbuki ikamette söylenenlerin vacip olmasi söyle dursun icabetin asli müstehaptir. Nitekim gelecektir. Zira icabete aykiri degildir. Meselâ icabet edip sonra müezzinin nefeslendigi anlarda selâm almasi veya selâm vermesi mümkündür. Ama bunu yapmamalidir. Çünkü nazmi bozar. Mesru olan icabet içine baska sey karismayan icabettir. Herhalde biz icabete aykiri degildir yahud vacip degildir desek de selâm almanin vacip olmamasi o halde iken ona selâm vermek mesru olmadigindandir. Nitekim Kur´an ve ezan okuyana selam vermek de mesrû degildir. Onun için selami almak da vacip olmamistir.

«Tatarhâniyye» yalniz mahallesinin mescidinde okunan ezana icabet eder. deniliyor.» ifâdesi Hulvanînin kavline göre teferru eden bir meseledir. Yani yürüyerek icabet eder demektir. Sârih´in «nitekim gelecektir.» diyerek isâret ettigi budur. T.

Zâhiruddin´in cevâbi hakkinda «Fetih» sahibi sunlari söylemistir: «Bu bizim bahsettigimize dahil bir sey degildir. Zira soran kimsenin maksadi hangi müezzine müstehap yahud vacip olarak dil ile icabet yapilir? demektir. Cevaben: Ister kendi mahallesi mescidinin ister baska mescidin müezzini olsun ilk isittigine icabet eder demek gerekir. Bütün müezzinleri birden isitirse mahallesi müezzinini itibar ederek icabet yapar. Onu itibar etmese de câizdir. Yalniz evlâ olan muhalefet etmis sayilir». Kisaltilarak alinmistir.

Ben derim ki: Anlasildigina göre Imam Zâhîruddîn´in bu söz dönmesi (edebiyatta ki) üslûp hakîm kabilindendir. Hulvânî´nin kavline meyletmistir. Sonra Rahmetî´nin de bu sekilde cevap verdigini gördüm.

METIN

Ezanda oldugu gibi ikamette de bilittifak mendup olarak icâbet eder. Müezzin Kad-kameti´s-Salat deyince «Ekâmehâllâhu ve Edâmehâ» «Allah onu kaim ve daim kilsin» der. Bazilari ikamete icabet edilmeyecegini söylemislerdir. Sumunnî buna kat´iyetle kâil olmustur.

F E R´I Meseleler: Bir kimse namazin sünnetini; ikamet getirildikten sonra kilsa yahud imam ikamet getirildikten sonra gelse ikameti tekrar lâzim gelmez. «Bezzaziyye». Fâsila uzun sürer; yahud yemek gibi bölücü sayilan bir sey bulunursa ikametin tekrarlanmasi gerekir. Bir kimse mescidde müezzin ikamet getirirken girerse imam mihrâba geçinceye kadar oturur.

Mahalle muhtari kötü huylu degil ise vakit genis oldugu zaman kendisini beklemek gerekmez. Bir kisinin iki mescidde müezzin olmasi mekruhtur. Ezan ve ikamet hususunda mütevelli olmak hakki mutlak surette mescidi yaptirana aittir. Âdil olmak sartiyle imamlik hususunda da öyledir. Imamin ayni zamanda müezzin de olmasi efdaldir. «Ziyâ» nam eserde bildirildigine göre Rasûlüllah (s.a.v.) seferde bizzat kendisi ezan okumus ikamet getirmis ve ögle namazini kildirmistir. Biz bunu «Hazâin» adli eserimizde tahkik ettik.

IZAH

Ikamete bilittifak mendup olmak üzere icabet edilir. Yani icabet eder diyenler bunun mendup olduguna ittifak etmislerdir. Vacip oldugunu söyleyen bulunmamistir. Ezanda ise vacip oldugunu söyleyenler vardir. Binaenaleyh bu söz Musannifin «bazilari ikamete icabet edilmeyecegini söylemislerdir.» ifâdesine aykiri degildir. Anla! «Ekamehâ ilh...» cümlesini Ebu Davud biraz ziyade ile «EkâmehâIIahu ve Edâmehâ mâdameti´s-semâ-vâtü ve´l-ardu vecealenî min salihî ehlihâ» (Allah onu yerle gökler devam ettigi müddetçe kaim ve daim kilsin! Beni de yararli ehlinden eylesin» seklinde rivayet etmistir.

Sumunnî ikamete icabet lâzim gelmedigine kat´iyetle kâil olmus «ikâmeti isiten icabet etmez. Dua ile mesgul olmasinda bir beis yoktur.» demistir. Ama onun sözünü vacip degildir mânâsina hamletmek mümkündür. Buna delil «Hulâsa» sahibinin «Ona ikametin icabeti vacip degildir.» sözüdür. Yahud maksadi «Kad-kâmeti´s- Salat» denildigini isittigi vakit onu aynen söyleyerek icabeti gerekmez demektir. Bunu Seyh Ismail söylemistir. Fasila uzun sürerse ikametin tekrari gerektigini «Nehir» sahibi incelemistir.

Ben derim ki: «Münye» serhinin sonunda söyle denilmistir:

«Müezzin ikamet getirse de imam sabah namazinin iki rekât sünnetini kilmamis bulunsa onlari kilar; ikamet de tekrar edilmez. Çünkü çok konusmak veya çok mesgul olmak gibi tilâvet secdesinde meclisi kesen bir bulucu bulunmazsa ikametin tekrari mesru degildir».

Müezzin ikamet getirirken mescide giren kimse imam mihraba geçinceye kadar oturur. Ayakta beklemesi mekruhtur. Oturur; müezzin hayya alel felah cümlesine varinca kalkar. Bunu «Müzmerat»tan naklen «Hindi»ye sahibi beyan etmistir. Bir kisinin iki mescidde müezzin olmasi mekruhtur. Çünkü birinci mescidde namaz kildiktan sonra ikinci mescidde okuyacagi ezani nâfile olur. E^anda nâfile mesru olmamistir. Bir de ezan farz namaz için mesru olmustur. Bu sahsin ikinci mescidde kildigi namaz ise nâfile olur. Binaenaleyh kendisinin yardimci olmadigi farz bir namaza halki davet etmesi yakismaz. «Bedâyi».

Ezan ve ikâmet hususunda mütevelli olmak hakki mutlak surette mescidi yaptirana aittir. Yani âdil olsun olmasin hak onundur. «Eba»da mescidi yaptiranin çocuklari ve akrabasi baskalarindan evladir.» denilmektedir. Vakif Bahsinde görülecegi vecihle cemaat müezzin ve imam tayin ederler de mescid sahibinin tayin ettiginden daha elverisli çikarsa vazifeyi onun görmesi evlâdir. Bunu «Fetih» sahibi «Nevazil»den naklen bildirmis ve tasdik etmistir. «Medeni».

Imamin ayni zamanda müezzin de olmasi efdaldir. Delili Hazret-i Ömer (r.a.)´in «Halifelik vazifesi olmasa müezzin olurdum.» sözüdür. Evvelce de beyan ettigimiz vecihle bu sözden maksad imamlikla beraber müezzin de olurdum demektir. «Sirac»da. «Ebu Hanîfe ezan ve ikameti kendisi yapardi.» deniliyor.

«Sârih» «Hazâin»de yaptigi tahkikte buradaki sözünden sonra sunlari söylemistir:

«Su da var ki ibni Hacer´in «Buharî» serhinde deniliyor ki: Çok sorulan suallerden biri de Peygamber (s.a.v.)´in bizzat ezan okuyup okumadigidir Gerçekten Tirmizînin rivayet ettigi bir hadiste «Rasûlüllah (s.a.v) bir seferde ezan okudu ve eshabina namaz kildirdi.» denilmektedir Nevevî bunu kafî olarak kabul etmis ve kuvvetli bulmustur. Lâkin imam Ahmed´in «Müsned»inde bu yoldan gelen bir rivayette. «Bilâl´e emretti 0 da ezan okudu.» denilmistir. Bundan anlasiliyor ki Tirmizî´nin rivayetinde kisaltma vardir. Onun «ezan okudu.» demesinin manasi Bire emir etti demektir. Nitekim. «Halîfe fulan âlime su kadar hediye verdi » denilir. Halbuki verme isini bizzat halife degil baskasi vermistir.
__________________
"Güven" Çok İnce Bir Çizgidir.

Onu Kalınlaştırarak Kırılmasını Engelleyen Tek Şey
"İki Taraflı" Olmasıdır.


Dikkat !!! Kopyala Yapıştır Özelliğini Sadece Üyelerimiz Kullanabilir. Üyelik Ücretsizdir.. Ayrıca Üyelerimiz Forumdan Tamamen Reklamsız ve çok daha hızlı şekilde yararlanabilir.
KARAHAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç Cevapla
Etiketler: , ,


Etiketler
büyük, fıkhı, hanefi


Konuyu Toplam 12 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 12 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Dört Mezhep Fıkhı--- KARAHAN Dini Bilgiler 318 19-Mayıs-2010 19:16
Hanefi Avci BEN SUAT H-I-i-J-K 0 12-Ekim-2009 11:43


Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.3.2