AsilTürk - Yüreği Vatan Sevgisi İle Dolu Herkesin Buluşma Mekanı

AsilTürk - Yüreği Vatan Sevgisi İle Dolu Herkesin Buluşma Mekanı (http://www.forumasilturk.com/)
-   Dini Bilgiler (http://www.forumasilturk.com/dini-bilgiler/)
-   -   Büyük Hanefi Fıkhı (http://www.forumasilturk.com/dini-bilgiler/40227-buyuk-hanefi-fikhi.html)

KARAHAN 15-Aralık-2009 01:57

Cevap: Büyük Hanefi Fikhi
 
7- NECASET VE HÜKÜMLERI


Necasetleri (Pislikleri) Temizlemek


Pisliklerin temizlenmesi, su on yoldan biri ile mümkündür: [124]



1- Yikamak:


Necaseti, (pisligi) su ile veya kendisi ile necasetin, gideril¤mesi mümkün olan, sirke, gül suyu ve benzeri gibi her nevi temiz mâi (akici sey) lerle temizlemek caizdir.

Sikildigi zaman, sikilabilen ve suyu çikan seyler de, temizleyici olanlardandir. Hidâye´de de böyledir.

Yag gibi sikilmiyanlarla, pisligi temizlemek, (necaseti gi¤dermek) caiz degildir. Kâfi de de böyledir.

Pekmez ve süt gibi, sikilabilenlerle de necasetin giderilme¤si caiz degildir. TebyIn´de de böyledir.

Mâ-i müstamel (kullanilmis su) da akicilardandir. Bu, Tmâm-i A´zam (R.A.)´dan Imâm Muhanuned (R.AA´in rivayet etti¤gi kavildir. Fetva da bunun üzerinedir. Zâhidü´de de böyledir.

Pisligin giderilmesi: Eger pislik, görünen bir pislikse, onun ü;i ^ e i-ilmesi, kendisinin ve esirinin giderilmesidir. Eger pislik, eseri giderilen bir sey ise, onda sayiya, miktara itibar edilmez, Muhiyt´te de bövledir.

Pisligin kendisi, bir defa yikanmakla giderilmis olsa, onun-ia iktifa edilir. Fakat; bir defada giderilmez ise, üç defa yikanir ve yikamaya, pislik giderilene kadar devam edilir. Sirâciyye´de de böyledir.

Ve eger, necasetin eserinin, temizlenip giderilmesi, kolay olmaz ve bu ancak, mesakkatle mümkün olan bir js olur ve onun te¤mizlenmesi için de, suyun gayrinde, sabun gibi baska bir seye ihti¤yaç hissedilirse; kisi, onun giderilmesi ile teklif olunmaz. (MükeIlef olmaz) Tebyin´de de böyledir.

Bu durumda olan kimse, kaynar su ile yikamakla da teklif olunmaz. Sirâcü´l - Vehhâc´da ida böyledir.

Bir adam, elbisesini veya elini boyasa, veya necfcs ipis) bir kina ile kmalansa, o seyi, yakidigi su, safi olana kadar yikar. O sey, rengin durulmasi ile birlikte, temizlenmis olur. Fesü´J - Kadirde de böyledir.

Bir kimse, elini pis olan bir yagin .içine daldirsa veya bu yag elbisesine bula$sa; bu kimse, sonra da, elini veya elbisesini, sadece su ile.(sabunsuz) yikamis olsa; yagin eseri, elinde veya elbisesinde baki kalmis olsa bile, eli ve elbisesi temizlenmis olur. Ebû´î - Leys´ de, bu görüsü ihtiyar etmistir. Esahh olan da budur. Zehiyre´de ûe böyledir.

Bu sekilde yikanan seyin> her defasinda, sikilmasi da sart kilinir ki, içinde olan sikilmis olsun. Sikmanin, üçüncü defada yapi¤laninda, mübalaga edilir. Hatta, bu üçüncü defada, o kadar sikilir ki, bundan sonra bir daha sikilacak olsa, sikilan o seyden su akmaz.

Sikma hususunda, her sahsin kendi kuvvetine itibar edilir.

Bazi rivayetlerde de: «Bir defa sikmak yetisir.» denilmistir. Bu kolay bir yoldur. NevâzÜ´de de, fetva buna göredir. Tatarhâniyye´-de de böyledir. Fakat, ahvat olan ise, önceki görüstür.

Kuvveti yetistigi halde, elbise daha fazla yipranmasin dü¤süncesi veya onu korumak maksadi ile, sikarken mübalaga etme¤mis olan kimsenin, bu sekilde yikamasi caiz olmaz. Fetâvâyî Kâni-hân´da da böyledir.

Bir kimse, eger, üç defa yikadigi ve her defasinda da sikti¤gi halde, o seyden, sonra damlalar düser ve bir seye dokunursa; bu durumda, eger üçüncü sikisini gücü yettigi! kadar yapmissa;— sayet kendisi siktigi zaman o seyden su akmayacak kadar sikmis ise o elbise de, o sahsin eli de, sonradan düsen damlalar da temizclir. Aksi takdirde hepsi de pistir; Muhiyfte de böyledir.

Tarif edilen bu sekil, yikanacak olan seyin, pisligi içine çok çektigi zamanda uygulanir. Yikanacak sey, eger, pisligi içine almaz veya pek az alirsa, o zaman bu sey, üç defa yikamakla te¤mizlenmis olur. Muhiyfte de böyledir.

Bir kadin, içkinin içinde, bugday veya et pisirse, o kabin temiz olmasi için îmâm Ebû Yûsuf (R.Â.) ´a göre, içinde üç defa su kaynatir ve her defasinda, kabin içindeki suyu iyice bosaltir. Imâmi A´zam Ebû Hanife (R.A.) ´ye göre ise, o kap, ebediyyen temiz olmaz. Fetva da bunun üzerinedir. Nisâb ve Kübrâ´dan naklen Muzmârâi´ ta da böyledir.

Kendisine isabet eden necaseti, içine çeken bir seyin pislen¤mesi; bir biçaga pis su verilmesi, yeni yapilmis olan çanak, çönaleK gibi seylerin içlerine içki bulasmasi; kendisine içki bulasmis ve bu¤nu emmis bulunan, bugday gibi sikilmasi mümkün olmayan sey¤lere necaset bulasmasi ile pislenen seyler, Imâm Ebû Yûsuf (R.A.)´ a göre, söyle temizlenir : .

Pis su verilmis olan biçaga, yeniden üç defa temiz su verilir. Toprak kaplar, üç defa yikanir ve her defasinda kurutulur.

Bugdaya gelince: içkiyi emip sistigi gibi, üç defa, suyu emip si¤sene kadar yikanir, her defasinda da iyice kurutulur.

Bu islemler yapilinca, mezkûr seylerin temiz olduguna hükmo-lunur.

Bugday, eger içki isabet edince sismemisse, üç defa yikamakla temizlenir. Her defasinda kurutmak gerekir. Böylece bugdayin te¤mizlenmis sayilmasi, onda içkinin tadinin ve kokusunun bulunma¤digi vakittedir. Muhiyfte de böyledir.

Topraktan yapilmis olan (kiremit) kap, eger eski ise, onu bir defa da üç kerre yikamak kafi gelir. Hulâsa´da da böyledir.

Bal pislenmis olursa, bir tencere veya tavaya konarak üze¤rine su doldurulur ve bu vaziyette, bal aslî agirligina inene kadar kaynatilir. Bu is, üç defa tekrarlaninca, bal temizlenmis olur.

«Pekmezin de, temizleme isi, ayni sekilde yapiHir.» denilmistir.

Pislenmis olan yag üç defa yikanir. Yagin yikama islemi söyle yapilir: Yag bir kaba konur: üzerine de kendi agirligi kadar su döküîür ve karistirilir. Sonra hâli üzere, yag, suyun üzerine çi¤kana kadar birakilir. Bu is tamamlaninca, suyun üzerindeki yag alinir. Veya kabin alti delinerek, altta bulunan su bosaltilir. Bu du¤rum, üç defa tekrarlanirsa, yag temizlenmis olur. Zâhîdî´de de böy¤ledir.

Pis elbise, üç defa yikanir ve kurutulur. Veya bir defada üç kerre yikanir; her defasinda sikilir. Bu sekilde temizlenmis olur. E-ger, böyle olmamis olsaydi, insanlar için elbette zor olacakti,

îçinde temiz olmayan bir uzuv yikanmis olan kap ve is-tincâ etmeksizin, içinde cünüp bir kimsenin yikanmis oldugu kuyu, elbise gibidir; bu su da, suyun bulundugu kap veya kuyu da, pi´slen-mistir.

Elbisede olan dördüncü su temizdir; azadaki ise, temiz degildir. Çünkü o su ile, yakinlik ikâme edilmistir. Kâfi´de de böyledir.

Bir seye dokununca, o sey, üç defa yikaninca temizlenen . veya bir seye dokununca, o sey, iki defa yikaninca temizlenen; ve¤yahut da bir seye -dokununca, o sey, bir defa yikaninca temizlenen, mâilerin (sularin) üçü de pistir; düzensizdir. Serahsî´nin Muhiyt´ir-de ve Tenvîr´de de böyledir.

Bir suda, birinci elbise yikandigi zaman, o suyun hükümü ne ise, ikinci elbise yikandigi zaman da, hükmü odur. Serahsî´nin Muhiyt´inde de böyledir.

Yikanan seye tabi olarak, üçüncü kap temiz olur. Bakir kabin kulpunun, kaba tâbi olarak veya içindeki içki, sirkeye dönüs¤türülen küpün, temiz olmasi gibi... Zahidî´de de böyledir.

Bogazi, ham bezden yapilmis olan bir mestin içine, pis su girmis olsa, mest elle ovalanarak yikanir. Sonra da, içine üç defa su doldurulur ve bosaltilir. Yalniz bu sekil, mestin sikilmasinin kolay olmadigi zaman tatbik edilir. Bu durumda, artik mest temiz¤lenmis olur. >IevâzÜII Muhtar´da da : O «mest, her defasinda darr lalar kesilinceye kadar birakilir.» dâhilmistir. Tatarhâniyye´de de böyledir,

iplikle islenmis ve dis târafk tamamen bükülmüs iplikten yapilmis olan meste, Horasan mesti elenir. Bu mestin altina pislik dokunursa, o mest, üç defa yikanir ve her defasinda da kurutulur.

Bazilari da: «Bu mest, yikanir ve sulari, tamamen damlaymca-ya kadar terk edilir. Sonra, ikinci ve üçüncü defa da böylece yikanir, demislerdir. Dogru olan da budur. Evvelkisi ise, ihtiyata daha uy^ gundur.

Topraga (yeryüzüne) ve agaca pislik isabet ettigi zaman, yagmur yagar ve bu sebeple, onlarda pislik eseri kalmazsa, temiz¤lenmis olurlar.

Odun da böyledir. Oduna necaset isabet edince, yukardaki gibi kendisine yagmurun isabet etmesi ile, temizlenmis olur. Bu durum, yikama yerine geçer.

Yer, idrarla pislendigi zaman, insanlarin onu temizlemeye ihtiyâo olunca; eger yer, (toprak) yumusak olursa üzerine üç defa su dökmekle temizlenmis olur.

Fakat, «eger yer (toprak) sert ise, üzerine su dökülerek ovala¤nir.» demislerdir. Sert toprak, bundan sonra da, yün veya bezle ku¤rulanir ve bu is, üç defa yapilir. Böylece o yer de temizlenmis olur.

Sayet, o yerin üzerine bol.miktarda sü dökülür ve pislik, oradan rengi de, kokusu da kahniyacak sekilde oradan ayrilmis olursa; o yer, kuruyunca temizlenmis olur. Fetâvâyi Kadîhân´da da böyledir.

Bir hasira isabet eden necaset eger, kuru ise, onu elbette ovalamak gerekir ki, yumusasin. Ve eger, bu necaset yas ve hasu¤da, kamistan veya ona benzer oir seyden yapilmissa, bu hasir, yi¤kamakla temizlenmis olur. Baska bir sey yapmaya ihtiyaç yoktur. Muhiyt´te de böyledir.

Bu durumdaki hasirin, yikamakla temizlenmis olacagi husu¤sunda, görüs ayriligi yoktur. Çünkü o, necaseti emmez ve içine çek¤mez. Fetâvâyi Kâdihân´da da böyledir.

Eger hasir berditden veya ona benzer bir seyden yapilmissa, — kendisine necaset isabet edince — üç defa yikanir ve her defa¤sinda da kurutulur. Imâm Ebû Yûsuf (R.A.) ´a göre —ancak— bu sekilde temizlenmis olur. Münyetü´l - Musaüîî´de de böyledir. Fatvâ da bunun üzerinedir.

Berdiden yapilmis olan hasira, Önceden pis su birakilmis olsa, üç defa yikanir ve her defasinda da sikilir veya kurutulur. Imâm Ebû Yûsuf (R.A.) ve diger bazi mesayih´e göre bu hasir, böy¤lece temzlenmis olur. Kâdihân´in «Hamam» bölümünde de böyle¤dir.

Pislenmis olan sergi, (=yaygi) nehre birakilarak bir gece üzerinden su akmis olursa, temizlenir. Hulâsa´da da böyledir. Sahih olan da budur. Münyetü´l - Musallî´de de böyledir.

içindeki içki bulunan toprak bir kabin temizlenmesi için, Imâm Ebû Yûsuf (R.A.) ´a göre, eger kap yeni ise, içkiyi döküp, bir¤er saat ara ile kabin dçine, üç defa su doldurmak (ve süre sonunda bunu bosaltmak) lâzimdir. Hulâsa´da da böyledir,

îçki kabi eski ve kullanilmis ise, îiç defa yikanica temizlen^ mis olur. Kâdihân´da da böyledir. Bu kabin temizlenmis sayilmasi için, kendisinde, içki kokusu kalmamis olmasi gerekir. Kübrâ´dan naklen Tatarhânîyye´de de böyledir.

Kendisine necaset isabet etmis olan, dibaglanmis deri, eger sert ve sertliginden dolayi pisligi emmemisse, yikamakla temizlemnir.

Bu deri, eger pisligi emmis ve sayet sikma imkâni da varsa, üç defa yikanir ve her defasinda da sikilir. Bu deri, böylece temiz¤lenmis olur. Sayet, sikma imkâni yoksa. Imâm Ebû Yûsuf (R.A.) ´a göre, üç defa yikanir ve her defasinda ve bu elbisenin, temiz olduguna hükmedilir. Muhtar olan da budur.

da kurutulur. Fetâvâyü Kâdî¤hân´da da böyledir.

Elbisenin bir tarafi pislenir ve ne tarafinin pislenmis.ol¤dugu unutulursa, arastirmaksizm, her hangi bir tarafi yikanir Bir kimse, bu sekilde yikanmis olan bir elbise ile bir kaç vakit namaz kilmis ve Sonra da necasetin, — yikanan yerde degil de bir baska tarafta oldugu açiga çikmis olsa; o kimse, o elbise ile kilmis oldugu namazlari, yeniden kilar. Hulâsa´da da böyledir. îhtiya. ta uygun olan, o elbisenin tamamini yikamaktir.

Yakasinin birine, necaset isabet eden ve fakat hangi yaka¤sina isabet ettigini bilmeyen kimse de, her iki yakasini da yikar. Serahsî´nin Muhiyt´inde de böyledir.

Bir elbise, pislendigi zaman, onu üç defa yikamak vacip o-lur. Bir kimsenin, böyle bir elbiseyi bir gün bir defa, baska bir gün de iki defa yikamasi caizdir. Çünkü, bu durumda da, maksad hasil olmaktadir. Kâdîhân´in «Kuyuya düsenler hakkindaki bölümünde de, böyle beyan edilmistir. [125]



2- Silmek:


Silmek de, temizleme yollarindan biridir

Kati olan ve fakat kaba olmayan cilali kiliç ve biçak gibi demir ve çelikten olan veya cam, ayna ve benzeri gibi seylerin üze¤rine pislik bulassa, bular, temiz bir bez ile silmekle temizlenmis o-lurlar.

(Ancak, pis su verilmis olan biçak ve* kiliç gibi seyler, bu yoîla temizlenmezler. Onlarin, yeniden temiz su verilmek sureti ile te¤mizlenebilecekleri, yukarida geçmisti. Muhiyt´te de böyledir.)

Bu gibi seylere bulasan pisligin, yas veya kuru olmasi ara¤sinda bir fark yoktur. Bu pisligin, cirmi (hacmi) olup olmamasi arasinda da bir fark yoktur. Fetva hususunda, muhtar olan da bu¤dur. Inâye´de de böyledir.

Eger, demir sert olmasina ragmen, kaba veya nakisli ise, silmekle temizlenmis olmaz. Tebyîn.de de böyledir.

Sise vurulan yer, ayri ayri üç defa yas bezlerle silinmekle temizlenmis olur. Bu, yikama yerine geçer, Çünkü bu, yikama isini yapmaktadir. Serahsî´nin Muhiyt´înde de böyledir. [126]



3- Ovalamak:


Ovalamak da, temizleme yollarindan biridir.

Elbiseye meni bulastigi zaman, eger meni yas ise, onu yi¤kamak gerekir. Fakat, meni elbise üzerinde kurumus ise, onu güzelce ovalamak caizdir. tnâye´de de böyledir. Sahih olan kavle gör meninin erkek veya kadin menisi olmasi arasinda bir fark yoktur.

Ovaladiktan sonra, meninin izinin kalmis olmasi — temiz lige — bir zarar vermez. Bu durum, yikandiktan sonra meninin izi nin kalmasi gibidir. Zâhidî´de de böyledir.

Meni, sayet, idrarla pislenmis olan zekerin basinda bulu¤nursa, ovalamakla temizlenmis olmaz. Serahsî´nin Muhiyt´inde de böyledir.

Meni, eger insanin bedenine bulasmis olursa, yas olsun ku¤ru olsun, o, Imâm Ebû Hanîfe IRA.)´ den gelen bir rivayete göre, ancak yikanmakla temizlenir. Usûl´den naklen Kâfî´de de böyledir. Kâdîbân ve Hulâsa´da da böyledir.

Fakat, bazi âlimlerimiz: «Bedene bulasan ve kurumus olan meni, ovalamakla temizlenir; Çünkü onda, zahmet çok siddetlidir.» demislerdir.. Hidâye´de de böyledir.

Çarsafa nüfuz etmis olan meninin temizlenmesi için de, ovalamak kâfidir. Sahih olan da budur. Cevheretü´n - Neyyire ve Tebyin´de de böyledir.

Meste meni bulasmis olur ve o meni kurumus bulunursa, onu, ovahyarak temizlemek caizdir. Kâfi´de ide böyledir.

Meni, elbisede bulunur ve ovalandigi vakit eseri gitmis olur, fakat oraya su dokununca — eseri meydana çikarsa bu durumda iki rivayet vardir; lâkin, bu rivayetlerden muhtar olani, bu durum¤da necasetin geri dönmiyecegidir. Hulâsa´da da böyledir. [127]



4 - Sürtmek:


Bazi seyle bulasan necaset de, sürtmek yolu ile temizlenir.

Bir meste pislik butasa; eger bu pislik, insan pisligi, hayvan pisligi ve meni gibi cisimli ve kuru ise o pislik sürtmekle temizlenir.

Fakat, yas ise, Zahirü´r - rivâye´ye göre ancak yikamakla temiz¤lenir.

Imâm Ebû Yûsuf (R.A.) ´a göre, mübagla ile silinip, kendisinde pislikten eser kalmamis oldugu zaman .temizlenmis olur. Umumun helva oldugu için... Fetva da bunun üzerinedir. Fetâvâyi Kâdihân´d;;

da böyledir.

Eger, pislik, cisimli (sabit sekilli) degilse; üzerine atilmis olan, toprak veya benzeri bir seye yapisan, içki ve idrar gibi seyler; üzerine yapismis bulunduklari bu gibi seylerle silinirlerse, temizlen¤mis olurlar. Sahih olan da budur. Zarurete binâen, fetva da bunun üzerinedir. Tebyîn´de de böyledir. Mi´racü´d - Öirâye´de de böyledir.

Fetevâ-i Hücceti´Uferr´de: «Cisimli (sabit sekilli veya akici olmayan) bir pislik, bir seye bulastigi vakit, kuru ise, sürtmekle temizlenir; mestin temizlendigi gibi...» denilmistir. [128]



5- Kurumak :


Bir pisligin, kuruyarak eserinin kaybolmasi da, temizlik yol¤larindan biridir.

Yer (Toprak) kurumakla ve bu sebeble, üzerindeki neca¤set eserinin kaybolmasi ile, üzerinde namaz kilmak ve kendisi ile teyemmüm etmek için, temiz olmus olur. Kâfî´de de böyledir.

Günesle, atesle, rüzgarla veya gölge ile kurumak arasinda bir fark yoktur. Bahrü´r - Rüuk´ta da böyledir.

Kurumakla temizleme hükümü, yer üzerinde sabit olan her sey için müsterektir. Duvar, agaç, ot, kamis gibi seyler yer üzerinde kaim ve daim olduklari müddetçe, yerle ayni hükme tabidirler.

Ancak, ot, odun ve kamis gibi seyler, yerden koparildiktan sonra kendilerine necaset bulasmis olursa, bu durumda, kurumakla temiz¤lenmis olmazlar; ancak yikanmakla temizlenmis olurlar. Cevher¤etü´n - Neyyire´de de böyledir,

Serilip dösenmis olan kiremit de, yer, hükmündedir; kuruunen temiz olur.

Fakat, nakletmek veya degistirmek için konmus bulunan kire-mite necaset Isabet etmis olursa, onu muhakkak yikamak gerekir. -Vuhiyt´ie de böyledir.

Tas ve tugla da kiremit gibidir. Münyetü´l - Musallîde´de bkd

Bu seyler, kuruyarak temizlendikten sonra, yerlerinden ko parihp çikarilsa, pisligin bu durumda, onlara avdet edip etmiyecegi hususunda iki rivayet vardir. Bazilari : «Bu durumda, onlara pislik avdet eder.» bazilari da : «...avdet etmez.» demislerdir. Fetâvâyi Kâdihân´da da böyledir.

Çakil taslari, yerin içinde bulunduklari zaman, yer hükmün¤dedir.

Fakat, yerin üstünde bulunduklari zaman, kurumakla temiz olmazlar Muhiyt´te de böyledir.

Yer kurumakla temizledikten sonra, kendisine su isabet eylese; sahih olan, ona pisligin — geri — dönmüs olmamasidir. Bir kimse, kurumakla temiz olmus olan yerin üzerine, su serper ve sonra ora¤ya oturmus olursa bunda bir beis yoktur. Fetâvâyi Kâdihân´da da böyledir. [129]



6- Yakmak:


Yakmak da, temizleme yollarindan biridir.

Hayvan tersi, kül oluncaya kadar yakildigi zaman, Imâm Muhammed (R.A.) ´e göre, o seyin temiz olmus olduguna hükmedilir. Fetva da bimun üzerinedir. Hulâsa´da da böyledir.

Insan tersi de, ayni hükme tabi´dir.

Kana bulanmis koyun basi; kellesi, yakilip ütüldügü zaman, bu kan, kaybolunca, onun temiz olduguna hükmedilir.

Pis çamurlar, çanak, çömlek ve tas yapilip, pisirilince, te¤mizlenmis olurlar. Muhiyt´te de böyledir.

Çamuru, pis su ile karilmis olan tugla da, ateste pisirilin¤ce, temizlenmis olur. Fetâvâyi Garâib´de de böyledir.

Bir kadin, tandirini iyice isitip kizdirdiktan sonra, onu, pis bir paçavra veya bezle süse ve sonra da, o tandirin içinde ekmek pisirse; eger, atesin harareti, suyun islakligini; ekmegi tandira ya¤pistirmadan önce yemis-yok etmis ise, ekmek pislenmis olmaz. Muhiyt´te de böyledir.

Hayvan gübresi ile isitilan tandirda ekmek pisirmek, mek ruhtur. Fakat, bu durumda, tandira sû serpilince, kerâhat ortadan kalkar. Gunye´de de böyledir. [130]



7- Bir Seyim Mahiyetini Degistirerek, Temizlemek:


Her hangi bir seyin, mahiyetini degistirmesi de, temizlenme yollarindan biridir.

Taze bir küpteki içkiyi, sirke yapmakla, hem içki hem de, küp ititifakla temizlenmis olur. Gunye´de de böyledir.

Hamuru içki ile yogrulan ekmek, yikamakla temizlenmez. Ancak, hamurun içine sirke dökülmüs ve bu sebeble, içkinin eseri kaybolmus bulunsa, temizlenmis olur. Zâhiriyye´de de böyledir.

41 Yufka ekmek, içkinin içine atildigi zaman; içkinin içine, luz atilarak, o içki, sirke yapilir ve içki kokusu kalmazsa, sahih olan kavle göre, o ekmek, temiz olur.

Içkinin içine sogan atildiktan sonra, bu içki sirkelestirilmis olsa, soganin içine girmis bulunan, içkinin cüzleri de, sirke olmus¤tur. Fetâvâyi Kâdihân´da da böyledir.

Içki, suyun içine veya su, içkinin içine düsse ve bu karisim sonradan sirke olsa, temiz olur. Hulâsa´da da böyledir.

Bîr çorbaya içki dökülmüs olsa; bu çorbaya sirke döküldü¤günde, eger çorba, eksilikte, sirke gibi olursa-, temizdir. Zehiyre´de de böyledir.

Içkiye fare düstügü, fakat bozulup dagilmadan çikarildigi zaman, daha sonra bu içki sirkeye döndürülürse, o sirkeyi yemekte bir beis yoktur.

Fakat, fare, içkinin içinden, tefessüh edip koktuktan sonra çika¤rilmis olursa; bu içki, sonradan sirkeye dönüstürülmüs olsa bile, bu sirkenin yenilmesi helâl olmaz.

Bir köpek üzüm sirasini yalasa, sonra o sira içki olsa ve daha sonra da sirkeye idönüstürülse; yine, o sirkeyi yemek, helâl ol¤maz. Çünkü, köpegin salyasi, onun içinde kaimdir ve o sirke hâline getirilmez. Fetâvâyi Kâdihân´da da böyledir.

tekinin üzerine idrar dökülse, sonra da o içki, sirkeye çev¤rilse, o sirkenin de yenmesi helâl olmaz. Hulâsa´da da böyledir,

Pis olan sirke, içkinin içine .dökülse ve bu içki, sirkeye dü nüsse; içkiden donen bu sirke, pis olur; çünkü, necis degismez. Fe-tâvâyi Kâdihân´da da böyledir.

Domuz veya esek, tuz gölüne düsmüs ve —orada— tuz hâ¤line gelmis olsalar; Imâni A´zam (R.A.) ve Imâni Muhammed (R.A. -r göre, temiz olurlar. Imâm Ebû Yûsuf (R.AJ ´a göre ise, temiz ol-mp.zlar. Serahsî´nin Muhiyt´inde de böyledir.

-Üzüm suyunun, kabinin siddetle kaynadigi, köpügünü atip kaynamasinin durdugu, eksilip sonra içki oldugu zaman, eger içine sirke birakilir da, uzun müddet beklemek sebebi ile sirkenin buhari," üzüm suyunun kabinin basina kadar yükselirse, temiz olur.

tt Içki bulasan elbise de, sirke ile yikandigi zaman temiz olur. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.

Pis yag, sabun yapilmis olursa, o sabunun, temiz oldugunu hükmedilir. Çünkü, —mahiyeti— degismistir. Zahidî´de do böyledir.

8- Tabaklamak, (derilerde)

9 - Bogazlamak, (hayvanlarda),

10- Çekmek Ve Bosaltmak da (kuyularda), temizleme yollaridir.

Buradaki temizleme yollan ile ilgili genis izahlar, daha önce geçmisti. [131]

KARAHAN 15-Aralık-2009 01:57

Cevap: Büyük Hanefi Fikhi
 
Temizleme Ile Ilgili Diger Bazi Mes´eleler :


Bir adamin bazi azalarina, necaset isabet edip bulastigi za¤man, o kimse, necasetin eseri (= izi, alameti) gidinceye kadar onu dili ile yalasa, temizlenmis olur.

Bir kimse, pislenen biçagi; dili ile yalar veya onu tükrügü ile silerse, biçak temizlenmis olur. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.

Bir kimse, elbisesinde olan necaseti, eseri kayboluncaya kadar yalamis olsa, o elbise, muhakkakki temizlenmis olur. Muhiytte de böyledir.

Bir kimse, agiz dolusu kustugu zaman, agzini yikamasa ci«i. abdest aisa ve namaz kilsa, namazi caiz olur. Çünkü, o kimsenin aptiikrüklc temizlenmistir.

Sabi çocuk, annesinin memesine kussa, sonra da o memeyi tekrar tekrar emse, meme temiz olur. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyle¤dir.

Atilan (çirpilan) yün veya pamuk, pis olursa; atilip didildigi vakit, eger tamami veya yansi pis idi ise, o temizlenmez. Fakat, eger pis olan kismi, az olurda, atilip - çirpilmakla temizlenme ihtimali bu¤lunursa, bu islemden sonra, temizlenmis olduguna hükmedilir. Hu-lâsa´da da böyledir.

«Harmanda düven sürerken, öküzün veya esegin, bevl veya terslerinin isabet etmis oldugu bugdaylarin bazisi, bazisina (yani, pisi temizine) karissa, sonra, bunlardan bir kismi, ayrilip yikansa, sonra da hepsi birbirine karismis olsa, bunlarin yenilmesi mubah olur.» denilmistir.

Bu durumda olan-bugdaylar, ayrilmis olsa da bir kisiye bagis: lansa veya sadaka olarak verilse, yenilmesi yine mübâh olur.

Pis mum, erimekle temizlenmis sayilmaz; fakat, pis kalay, erimekle temizlenmis sayilir. Gunye´de de böyledir.

Donmus halde bulunan bir yagin içinde, fare ölmüs olsa, farenin oldugu yerin etrafi, oyularak atilir; geri kalan yag, temizdir, yenilir.

Fakat, eger yag, civik = akici ise, bu durumda yenilmez. An¤cak, yemenin disinda, ondan faydalanilir. Meselâ : Onunla kandil ya-kilabilir, deri tabaklanabilir ve benzeri seyler yapilabilir... Hulâsa´-da da böyledir.

Pis yr^gla, deri tabaklanmis olursa, o derinin, yikanilmasi emre¤dilir. Siküabiliyorsa, üç defa yikanir ve sikilir. Fakat, sikilmaz ise, Imâm Ebû Yûsuf (R.A.) ´a göre, üç defa yikanir ve her defasinda da kurutulur. Bedai´de de böyledir.

Yagin, akici veya donucu oldugu söyle anlasilir : Oyulup da alman pis yer, ayni saatte —kendiliginden— düz bir hale gelmezse, o yag, donmus — kati yagdir. Fakat, bu durumda, yag düzelirse, o yag, akici = civik bir yagdir. Fetâvâyi GarâiVde de böyledir. [132]



Görünen Necaset (Pislikler)


Necaset iki türlüdür :

1- Necaset-i Galîza (Agir, kalin pislikler)

2- Necaset-i Hafife .(Hafif pislikler) [133]



1- Necaset-iGalîza :


Necaset-i galîza´nin, ancak, bir dirhem miktarinda olani af-volunmustur.

Dirhem hakkindaki rivayetlerde de, görüs ayriligi vardir. Sahih olan, bu gibi çisimli pislikler konusunda, dirhemin agirligina itibar edilir. Onun agirligi da, bir dirhem miktaridir ki, büyük mis-kaldir.

Necâset-i galîza´nin disinda kalanlarda ise, kirlettigi yerin me¤sahasina (= alanina) itibar edilir. O da, avuç içi kadar (bir alan) dir. Tebyin, Kâfi ve pek çok fetva kitaplarinda da böyledir.

Miskâl´in agirligi 20 kirattir. Semsü´l - Eirame´den rivayete güre; itibar her zaman dirhemedir. Sahih olan görüs evvelki görüs¤tür, îzâh´tan naklen, Sirâcül - Vehhâc´da da böyledir.

Insan vücudundan çikmis olan ve abdesti veya guslü gerek¤tiren bütün seyler, necaset-i galîza´dir : tnsan tersi, idrar, meni, me-zi, vedi, irin, sari su, agiz dolusu olan kusuntu gibi...Bahru´r-Râik´-ta da böyledir.

Keza, kan ve hayiz, nifas, istihâze kani da, necaset-i galîza-dir. Siracü´I Vehhâc´da da böyledir.

Ekmek yiyecek çagda olsun veya olmasin, küçük oglan ve kiz çocuklarinin bevilleri de, birbirlerine müsavidir ve necaset-i ga-lîza´dir. Ihtiyar Serhi Muhtâr´da da böyledir.

Içki, akan kan, ölmüs hayvan eti, eti yenmeyen hayvanlarin -sidigi, at, katir ve merkep tersleri, sigir tersi, köpek tersi, tavuk, kaz ve Ördek tersleri de, necaset-i galîza´dir. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.

Yirtici hayvanlarin tersleri, kedi ve farenin tersleri ve id¤rarlari, yilanin tersi ve idrari, büyük gene ve keler denilen hayvanin kani (eger akici olursa) da yine necaset-i galîza (= agir pislikleri), dir.

Bunlardan her hangi biri, bir elbiseye, bîr dirhem miktari bulasirsa, o elbise ile namaz kilmanin cevazina, fcaiz olmasina) ma¤ni´ olur. Muhryt´te de böyledir. [134]



2- Necaset-i Hafîfe (Hafif Pislikler)


Hafif necasetin, elbisenin dörtte birinden daha az mikta¤rinda olani, afvediUp, bagislanmistir. Ekseri! - mtitûn´de de böyle¤dir.

Dörtte birin tesbiti. hususunda, neye itibar e´dileeegi ko¤nusunda ihtilaf vardir. «Mu´teber olan, hafif pisligin bulastigi tara¤fin dörtte biridir, denilmistir. Etek, yaka, kol, bacak ve benzeri gi¤bi, elbisenin bölümlerinin, dörtte birine itibar olunur. Bu hüküm, pislik bulasan seyin, elbise olmasi halindedir.

Eger, pisligin bulastigi sey; el, ayak gibi bedenin uzuvla¤rindan biri olursa, bu durumda, bu uzvun, dörtte birine itibar olu¤nur. Tuhfe Sahibi, Muhiyt, BedfiÜ´, Müctebâ, Sîrâcül - Vehhfic, bu görüsü sahih bulmuslardir. Hakâik´ta ve Bahrü´r - Râik´ta da, fetva bunun üzerinedir.

Eti yenen hayvanlarla atin bevli ve eti yenmiyen1 kuslarin tersleri, hafif pisliklerdir. Kanz´de de böyledir.

Hafif necaset, elbisede, meydana çikip görülür. Elbise, su¤yun içinde olursa, görülemezler. Kâfî´de de böyledir.

Sehidin kani, üzerinde durdugu müddetçe temizdir. Fakat, ondan ayrilinca pis olur.

Her hayvanin salyasi, bevli C = idrari) gibidir. Zahîriyye´de de böyledir.

Igne ucu gibi olan idrar siçrintilari, elbiseye dolsa bile, zaruretten dolayi bagislanmistir. Tebyîn´de de böyledir. Îgnenin ucu kadar degil de, ignenin arkasi kadar olan, idrar siçrmtilai hakkindaki hüküm de, aynidir.

Bu hüküm, siçnntilann, elbise veya bedene vâkiî olmalari ha.. Ündedir. Fakat, bunlar, suya siçramis olurlarsa, onu pislendirirler ve bu durum,.bagislanmis olmaz. Çünkü, suyun temizligi, bedenle^ rin, elbiselerin ve yerlerin temizliginden/ daha kuvvetlidir. S4râ-cül - Vehhâb´da da böyledir.

idrar serpintileri, büyük ignenin basi kadar olursa, ondan men olunur, çünkü bu durumda, o necistir ve bagislanmaz, Bahrii´r Râik´ta da böyledir. [135]



Bu Konu Ile Ilgili Diger Bazi Meseleler :


Yilan, bogazlanmis olsa bile, onun derisi pistir. Çünkü, yi¤lan derisinin, tabaklanmasina ihtimal yoktur. Zehiyre´de de böyle¤dir.

Yilanin gömlegi temizdir,

Uyuyanin salyasi (agizdan çikan su) temizdir. Salya, ister agzindan çiksin, ister kamindan gelsin, Imâm Ebû Hanîfe (RjU ve Imâm Muhammed (R.A.) ´e göre, müsavidir. Fetva da bunun üzeri¤nedir.

Ölünün agzindan çikan su ise, pistir. Sirâcü´l - Vehhâc´da

da böyledir.

Ipek, böceginin suyu da, tersi de temizdir. Kunye´de de böy¤ledir.

Eti yenilen kuslarin tersi temizdir. Güvercinler ve serçe¤ler gibi... Sîrâcül - Vehhâc´da da böyledir.

Sahih kavle göre, esegin südü temizdir. (Tebyin´de de boy-tedir. Fakat, yenilmez.) Ntiiâye ve HuJâsa´da da böyledir.

Bogazlanmis bulunan hayvanin, damarlarinda kalan kan, çok olsa bile, elbiseyi pislendirmez. Fetiâvâyi´ Kâdîhân´da da böyle¤dir.

Etin içinde kaîan ve akici olmayan kan da temizdir. Serah-sî´nin Muhiyt´inde de böyledir.

Akici kandan, ete yapisan kisim, pistir. Münye´de de böyle¤dir.

Ciger ve böbrek kanlari, pis degildir. Hazânetül - Fetâvâ´da böyledir.

Sivrisinek, pire, bit, kazil böcek gibi hayvanlarin kanlan, çok olsa bile, elbiseyi pislendirmez. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyle-

Baligin ve diger, suda yasayanlarin kani, elbiseyi ifsad et¤mez. Bu hüküm, Imâmi A´zam (R.A.) ve Imâm Muhammed (R A.) ´e göredir. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.

Fare tersi, bugday ambarina düsmüs ve onunla birlikte ögü¤tülmüs ve un haline gelmis olsa, unu ifsad etmez. Fakat, ünün tadi¤ni, bozmamis olmasi da sarttir.

Fare tersi, yag kabina düsmüs olunca, onu da, ifsad eylemez. Yine, yagin tadini bozmamis olmasi sartiyle.

Fakîh Ebûl Leys : «Biz de bu görüsü aliriz, demistir. 9 Ebû Hafs´in meselelerinde::

«Fare tersi, sira ve sirke kabma düstügü zaman, onlari ifsad ey¤lemez.» denilmistir. Muhiyt´te de böyledir.

Sayet, bir elbiseye, pis bir yag bulastiginda, bu yagin mik¤tari, dirhemden az olur, fakat, daha sonra, .etrafa yayilmakla dirhem miktarindan fazla olursa; bazilari : «Bu durum, namazin cevazina manidir.» demislerdir. Âlimlerin ekserisi de, bu görüsü aldilar. Mün¤ye´de de böyledir.

Pis bir elbise, temiz bir elbiseye bitisse, yas olan necasetin eseri de, temiz olan elbise de görünse ve bu temiz elbiseyi islatmis olsa, fakat, sikildigi zaman, o elbiseden sayet bir sey akmaz ve dam¤lamazsa, esahh olan, o temiz elbisenin, pis olmamis olmasidir.

Temiz bir elbise, pis bir elbisenin üstüne serilse veyahut da bu temiz elbise, islak ve pis olan bir yere serilmis ve pisligin izi de, o temiz elbisede görülse; fakat, —yukarida bahsedildigi gi¤bi— elbise yas olmasa, yani, sikildigi zaman, ondan bir sey damla¤ni asa fakat, geriden bakilinca, islanan yer belli oluyor olsa, esahh olan kavle göre, o elbise pis olmaz. Hulâsa´da da böyledir.

Bir kimse, islak ayagini, pis ve islak olan bir yere veya pis bir yayginin üzerine koymus oba, o kimsenin ayagi, pislenmis olmaz.

Eger bir kimse, kuru ayagini, yas ve pis bir yayginin üzerine ko¤yar ve bu kimsenin ayagi islanirsa, pislenmis olur. Fakat, nemlen¤mis, rutubetlenmis olmasina itibar edilmez. Muhtar olan da budur. SlrâciiT - Vehhâc´da da böyledir.

Çamurun içine gübre döküldügü zaman, o çamurun yüksek¤çe ve kuru olan bir yerinin üzerine, islak bir bez parçasi konsa, o bez parçasi, pis olmaz.

Kuru bir gübreyi veya pis bir topragi, rüzgâr estigi zaman, islak bir elbiseye dokundurmus olsa; pislik eseri görülmedikçe, o el¤bise, pis olmus olmaz. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.

Rüzgâr, pislige ugrar ve onu sürükleyip getirerek yas elbiseye dokundurur ve elbisede pisligin kokusu bulunursa, elbise pislenir.

Fakat, pis buharlarin elbiseye dokunmasi ile, o elbise, pis¤lenmis olmaz. Sahih olan da budur. Zehiyre´de de böyledir.

Pis duman, elbiseye veya bedene dokunursa, sahih olan, onu pislendirmemesi d ir. Sirâcü´l - Vehhâc´da da böyledir.

Fetvalar da : «Bir evde pislik yakilsa da, o pisligin dumani ve buhari, yükselerek tavana yetisse ve orada toplanip yogun-lassa; sonra da, erise veya tavan terlese, dökülen damlalar da elbi¤seye bulassa, —onda herhangi bir— necaset izi görülmeden, elbise pislenmis olmaz.» denilmistir, Imâm Ebû Bekr Muhammed bin FazI´da, bununla fetva vermistir. Fetâvâyi Giyasiyye´de de böyledir.

Ahir, sicak oldugu, penceresinin üzerinde bir tavan bulun¤dugu veya tuvalet çukurunun üzerinde tavan oldugu vakit, tavan terlese ve damlasa; dokundugu elbise, kendisinde necadet eseri gö¤rülmedikçe, pis olmaz.

Içinde pislik yakiiip, duvari ve kublesi terledigi zaman, ha¤mam da b.öyledir. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.

Bir kimse, su ile istinca yapsa (su ile önünü ve arkasini yi-kasa) da, bir havlu ile silinip kurulanmadan yellense, umumun gö¤rüsüne, göre, bu yellenmesi etrafini pislendirmez.

Bir kimsenin donu, terledikten veya su ile islandiktan son¤ra, o kimse yellense, donu pislenmez. Hulâsa´da da böyledir.

Bir kimse, kisin, islak bedeni ile bir davar agilma girse ve¤ya oraya islak elbise, veya benzeri bir sey götürse; bedeni veya gö¤türmüs oldugu sey, agilin sicakligindan kurumus olsa, bunlar pis¤lenmis olmazlar. Fakat, islak gömleginde sararma görülmesi veya götürdügü seyin —<>rada— kur.uyunca sararmasi gibi, necasetin eseri görülürse, o sey pislenmis olur. Zehiyre´de de böyledir.

Bir adam, yataginda uyudugu vakit, yataga bulasmis olan meni kurumus olsa ve adam terleyerek yatak islansa; sayet o kimse, bedeninde bu islakligin izini görmezse, bedeni pislenmis sayilmaz.

Eger, ter çok olur da, yatak islanir, sonra da yatagin islakligi adamin bedenine geçer ve bedeninde, o meninin eseri görülürse, o adamin bedeni, pislenmis olur. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.

Bir esek, suya bevletse de, o sudan siçrayan serpintiler, bir kimsenin elbisesine dokunsa, bu durum, namazin cevazina mani olmaz. Fakat, siçrayan sey çok olur ve kisi onun bevl (= idrar) olduguna kanaat getirirse, bu durum, namazin cevazina mani olur.

Bir suya pislik atilsa da bu esnada meydana gelen siçnn-tilar, bir elbiseye isabet etse; eger, eseri elbisede belli olursa, elbi¤seyi pislendirir. Aksi halde, pislendirmez. Muhtar olan kavil de bu¤dur. Ebû´l - Leys de bunu almistir. Suyun, akar su olmasi ile durgun su o´masi da müsavidir.

Ebû Bekr Muhammed bin Fadl : «Ayaginda pislik olan bir at, suda yürürken, su serpintileri binicinin elbisesine siçrarsa, o el¤bise, pis olur. Suyun, akici veya durgun olmasi halleri müsavidir.» demistir. Fakat, esahh olan görüs, evvelki görüstür. Münye Serhi¤nde de böyledir.

Tuvalet sinegi, bir elbiseye konmakla, onu ifsad eylemez. Fakat, sayi itibariyle, çok olurlar da, —elbisenin, konduklari kismi¤ni görünmez edecek kadar— galebe çalarlar, o zaman, ifsad ederler. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.

Kendisine çamur bulasan veya çamurda yürüyen bir sahis, ayagini yikamadan namaz kilsa —bu çamurda— pislikten eser ol¤madikça, kildigi namaz caiz olur. Ihtiyaten abdest almak ise, daha güzeldir. Vâkiât-i Hüsâmiyye´den naklen, Fetâvâyi Karahânî´de de böyledir.

Pis samanin, çamura karistirilmasi halinde, eger saman, çamurdan çok duruyor (gözüküyor) sa, o çamur pis,- aksi halde ise, temizdir. Fetâvâyî Kâdihân´da da böyledir.

Fakat, bu çamur kurumus olunca, onun temiz olduguna hükmedilir. Muhiyt´te de böyledir.

Köpek, insanin elbisesini veya bir yerini tutmus olsa, is¤laklik eseri zahir olmadikça, sadece tutmus olmasi sebebi ile, tuttu¤gu yer pislenmis olmaz. Köpegin, Öfkeli hali ile riza hali de müsa¤vidir. Münyetü´l-Musallî´de de böyledir. Siyrfiyye´de de : «Muhtar olan budur.» denilmistir. Keza, Ibrahim Halebî Serhinde de böyle¤dir.

Üzeri islak olmayan köpek, mescidin hasirinin üstünde uyusa, hasir .pislenmez. Köpek islak olsa bile, necaset eseri zahir olmadikça, yine pislenmez. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.

Filin kemigi temizdir. Esahh olan da budur. Muhiyt´te de böyledir.

Filin salyasi, (agiz suyu) arslan ve kablaninki gibi pistir. Hortumu ile, bir elbiseye bulastirsa, o elbise pislenmis olur. Fetâvâ¤yi Kâdihân´da da böyledir.

Gevis getiren her hayvanin gevisi, gübresi gibidir. Sirâcü´l - Vehhâc´da da böyledir.

Devenin ve koyunun tersinde bulunan arpa, yikanir ve ye¤nir. Sigirin tersinde bulunan, bunun aksinedir. Çünkü onda, salâ-bet (katilik) yoktur. ZahîrIyye´de ide böyledir.

Ekmegin içinde, fare tersi bulunsa; eger o ters, sert ise, çikarilip atilir ve ekmek yenir. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.

Deve, koyun ve keçi tersi (kigisi), süt sagilirken, süt kabi¤nin içine düsse ve o anda alinip atilmis olsa, bunda bir beis yok¤tur. Eger, kigi, sütün içinde ufanmissa-, süt pis olur. Ve* daha sonra, temizlenme imkani da yoktur.

Köpek kilindan uçkur bagi yapilmasinda, bir beis yoktur. Hulâsa´da ida böyledir.

Koyun beyli ve insan bevli, bir seye isabet ettigi zaman, —onda bulunan— hafif necaset, agir necasete tabi kilinir. Zabîriy-ye´de de böyledir. [136]

KARAHAN 15-Aralık-2009 01:58

Cevap: Büyük Hanefi Fikhi
 
Istincâ


îstancâ´ : Sebüeyn´den (Ön ve arkadan) çikan pisligi, temiz¤leyip, pâk etmekitir.

Daha açik bir ifade ile, kazayi hacetten (büyük ve küçük ab-desttcn) sonra, erkek ve kadinin, ön ve arkasini temizlemesidir.

îstincâ´; su, tas, kesek, agaç, parçasi, toprak, bez, deri ve bunlara benzer seylerle yapilir.

Çikmasi mutad olan seyin çikmasi ile, mutad olmayan seyin çikmasi arasinda, bir fark yoktur.

Arka ve ön yollardan çikan sey, necaset ve idrar olmaz da, kan veya irin olursa, bunlar da, tas veya digerleri ile temizlenirler. 0 îstincâ´ mahalline, hariçten bir necaset bulassa, bu da istin-câ´ yolu ile temizlenir.

Taslarla Istincâ Yapmanin Sekli :

Istincâ´ yapacak olan ´ kimse, gücü yettigi kadar, kibleye, . rüzgara, günese ve ay´a dönmemek üzere, sol tarafina meylederek, oturur. Yaninda olan üç tastan birisini, önden arkaya dogru; ikinci¤sini, arkadan Öne dogru; üçüncüsünü ise, yine önden arkaya dogru sürtmek sureti ile istincâ´mi yapar.

Ebû Ca´fer´e göre, yaz günlerinde, yukarida anlatildigi gi¤bi, kis günlerinde ise, önce arkadan öne, ikinci ile önden arkaya ve üçüncü ile de yine arkadan öne dogru sürtmek sureti ile istincâ^ yapilir.

Kadin ise, her zaman, erkeklerin, kis günlerinde yaptigi istjncâ´ gibi âstincâ´ yapar.

Tas ile yapilan istincâ´ mahallinden çikan ter, müteahhi-rûn´a göre, temizdir. Ve o terin isabet ettigi yerler, pislenmis sayil¤maz.

Tasla istincâ´ eden kimse, o halde, az bir suyun içine otur¤sa, o su, Tebyî´in beyanina göre, pis olur. Zehiyre´de de böyledir. Sahih olan da budur.

îstincâ´da adet, sünnet degildir. Yâni, istincâ taslarinin, 3, 5, 7, 9, gibi muayyen sayilarda olmasi, sünnet degildir. Tebyîn´de de böyledir. :

îstincâ´da sart, temizliktir. Tek tasla temizlik vâki´ olmus olsa, yine sünnet yerini bulmus olun Fakat, üç tasla temizlik hasil olmamis olsa, sünnet de hasil olmamis olur. Muzmarât´da da böy¤ledir.

0. Müstehâb olan, istincâ´ sirasinda, kisinin, temiz olan tas¤lan sag tarafina koyup, kullanilanlari, necis olan yerleri alt tarafa getirmek suretiyle, sol tarafa birakmasidir. Sirâcü´l - Vehhâc´da da

böyledir.

Sayat, avret yerinin açilma ihtimali varsa, su ile degil, tas ile istincâ´ yapilmalidir. Bu durumda, efdal olan budur. Fetâvftyi Kâdîhân´da da böyledir.

En üstün istincâ´ sekli, önce tasla ve sonra da, su ile yapi¤lanidir; yani, hem tas hem de su kullanilan istincâ´dir. Tebyîn´de ide böyledir,

«Zamanimizda sünnet olan istincâ´, tas ve su ile bitlikte yapilan istincâ´dir.» denilmistir.

En sahih olan sünnet ise, mutlak temizliktir, (hangi sekil ile olursa olsun.) Fetva da bunun üzerinedir. Sh-acü´I - Vehhâc´da da böyledir.

Taslarla istincâ´, necasetin az oldugu ve çikis yerinin efr rafina dagilmadigi zaman caiz olur. Yoksa, dirhem miktarindan faz¤la olan ve niak´adin etrafina tasan necaseti, taslarla temizlemek kâ¤fi gelmez. Bu durumda, su ile temizlik farz olur.

Zekerin deliginden, etrafina yayilan idrar, dirhem mikta¤rindan fazla olursa, onu da, su ile yikamak farz olun

Necaset, çikis yerinin etrafinda, dirhemden az veya dü-faem miktari olursa, tasla istincâ´, Imâmi Azam CR.A.) ve Imâm Afciham-med (R.A.)´e göre caizdir. Hatta, çikis yerinin necaseti ile etrafmdaki necaset birlestigi zaman, dirhemden fazla olsa bile, taslarla is¤tincâ´ caiz olur. Su ile yikamaya ihtiyaç kalmaz. Bu durum, kerîh de degildir: Zehiyre´de de böyledir. Sahih olan da budur. Zadda da böyledir.

Necaset, istincâ´ mahallinde, dirhem miktarindan fazla ise, taslarla istincâ´ yapilir ve yikanmasi gerekmez. Tahâvî Serht´nde de böyle zikredilmistir. Bu hususta görüs ayriligi vardir. Bazdan: «Üç tasla-silmek temizler, bu caizdir.» demislerdir, Esahh olan da budur. Fakih Ebû´l - Leys de böyle söylemistir. Muhiyt´te de böyle¤dir. Muhtar olan da budur. Sirâciyye´de de böyledir.

Zekerin deliginin bir tarafindaki necaset, dirhem1 miktann-, dan az fakat, diger yerde olanla birlesince, dirhemden fazla olsa, mes´ele yine aynidir. Hulasa´d a da böyledir. Sahih olan da budur. Tecnîs´de de böyledir.

Mak´adi büyük olup da onda dirhemden fazla necaset bu Kinan fakat, etrafina tasmamis olan necasetin temizlenmesi mes´-elesinde de görüs ayriligi vardir. Ebû Süccâ´ ve Tahâvî´ye göre, bu durumda da taslarla istincâ´ caizdir. Biz de bu kavli aliyoruz. Tebyîn´de de böyledir.

Bevüden istincâ´ ederken, zeker sol elle tutulur. Duvara, tasa veya kerbice sürtülür. Tas ve zeker, sag elle tutulmaz. Tas, sol eUe de tutulmaz. Zaruret olursa, kesegi iki topugun arasma alir, sol eliyle zekerini o kesege sürer. Ve eger, özürü varsa, tasi sag eliy¤le tutar. Onu hareket ettirmez. Zâhidî´de de böyledir.

I&tibrâ (idrar yerini temizlemek), kalb artik idrarin gel¤medigine karar kilincaya kadar, vacibtir. Zahîriyye´de de böyledir.

Bazilari : «Bir kaç adim yürüdükten sonra istibrâ´ yapilir» de¤mislerdir.

Bazilari da : «Bevlettikten sonra ayagini yere vurur», «... Ök-sürür gibi yapar», «...sag ayagini sol ayagina sarar», «...yukaridan asagiya iner (oturur gibi yapar...., sonra da istibrâ´ yapar demis¤lerdir.

Sahih olan : Kalbin kanaati, istincâ´ ve istibrâ´da esastir. Mün-yetü´l - MusaHî´de ve Muzmarâtta da böyledir.

0 îstincâ´ ve istibrâ´da da, —namazdaki gibi— seytanin ves¤vesesine iltifat etmeyip, abdestten sonra, etegine biraz su serpme-lidir ki, gördügü yasligi, o suya hamletsin. Zahîiiyye´de de böyle¤dir.

Bir kimse, eger oruçlu degilse, tamamen gevsedikten son¤ra, su üe istincâ´i, sol eli iîe yapar. Ünce, orta parmagini diger parmaklarinin üzerine yükseltir ve tehâret mahallini temizler. Sonra, küçük parmagin yanmdakini yükselterek . temizlik yapar. Daha sonra da, küçük parmagini yükselterek istincâ´ mahallini yikar. Sonra da, sehadet parmagini yükselterek, kalbi mutmain oluncaya veya temizlendigine dair zann-i galibi hasil oluncaya ka¤dar temizlik yapar. Sayet, oruçlu degilse, bu iste mübalagada bu¤lunur. Yani, iyice yikar. Sayi takdir etmez, Ancak, bu kimse ves¤veseli ise, üç defa iyice yikar. Tebyîn´de de böyledir.

Istincâ´da, üç parmaktan fazlasi kullanilmaz. Ve parmak¤larin uçlari ile degil de, enleri ile istincâ´ yapilir. Serâhsî´nin Mu-hiyt´inde de böyledir.

îstincâ sirasinda su, gayet yavas dökülür ve avret mahal¤line su sertçe çarpilmaz.

Istincâ esnasinda, avret mahalli yavas yavas, mülâyemetle ovalanir.

Din büyüklerinin umumî görüslerine göre, istincâ´ esnasin¤da, parmaklari kaldirmamah ve avuç içi île istincâ´ yapmalidir.

Kadinlar hakkinda, âlimlerin tamami söyle demislerdir : Kadinlari, bacaklari açik sekilde otururlar. Avuç içleri ile, avret mahallerinin disini yikarlar. Parmaklarini, avret mahallerine girdir¤mezler, Sirâcü´l - Vehhâc´da da böyledir. Muhtar olan da budur. Siyrfiyye´den naklen Tatarhâniyye´de de böyledir.

Kadinlar, erkeklerden daha açik otururlar. Muzmarât´ta da böyledir.

Ebû Hanîfe (R.A.) ye göre, avret yerlerinden, önce arka, sonra da ön yikanir.

Imâm Ebû Yûsuf (R.A.) ve Imâm Muhammed (R.A.)´e göre ise önce Ön, sonra arkayikamr. Tatarhâniyye´de de böyledir. Gazvî´nin görüsü de, îmâmeyn´in görüsüdür ki, esbah olan da budur. Ibn-i Emîril - Hacc´m Münyetül - Musallî Seriü´nde de böyledir.

îstinca´ mahallinin temizlenmesi üe birlikte, istincâ´" yapan el de, temizlenmis olur. SiradyyeMe de böyledir.

îstincâ´dan sonra el yikamak ise, daha önce yikanmasinda oldugu gibi, daha temiz ve daha nazîf oîur. (Süphesiz ki, Peygam¤ber (SJV.V.) Efendimiz´in, istmcâ´dan sonra elini yikadigi rivayet olunmustur.) Tecnîs´de de böyledir.

îstincâ´, yaz mevsiminde mübalaga ile yapilir. Kis mevsiminde ise, tam bir temizlik hasil olsun diye daha mübalagali yapilir. Bu, daha fazla mübalaga hali, su soguk oldugu zaman gerekir. Su sicak olursa, kisin da yaz günü gibi yapilir. Fa¤kat, soguk su ile yapilan istincâ´mn sevabi, sicak su üe yapilandan daha çok olur. Muzmarât´da da böyledir.

Aybasi hali ve lohusahk disinda, kan gelen müstehâze kadi¤na, eger, büyük veya küçük abdest vâki´ olmamissa, her namaz vak¤ti için, istincâ gerekmez.

Sol eli olmayan kimse, yardim edip su dökeni yoksa istincâ´ etmez. Eger gücü yeterse, akar sudan istincâ yapar. Hulâ-sa´da da böyledir.

Abdest olmaya güç yeüremiyen hasta bir adamin, kansi veya cariyesi yok da, oglu veya kardesi varsa, bunlar, ona, istincâ´ etmeksizin, abdest aldirirlar. Çünkü, Onun avret mahalline el sü¤rülemez, dolayisiyle ondan, istincâ´ sakit olur, Muhiyt´te de böyle¤d

Hasta olan kadinin, kocasi olmaz ve kendisi de abdest al¤maya güç yetiremezse, kizi veya kiz kardesi, ona, abdest aldirirlar. Ondan da, istincâ´ düser. Fetâvâyî Kâdîhân´da da böyledir.

îstincâ´ halinde, ön ve arka tarafi, kible istikâmetine, çe¤virmek mekruhtur. Eger, helada, gafletle o yöne oturulmussa, müstehab olan, imkân dahilinde, yün çevirmektir. Tebyîn´de de böyledir. Sahrada olsun, binalarda olsun, bize göre, bu hususta gö-rtis ayriligi yoktur. Vikaye Serhi´nde de böyledir.

Kadinlarin, çocuklarini, kibleye karsi tutup, abdest boz¤durmalari mekruhtur. Sirâcü´l - Vehhâc´da da böyledir.

Kemikle, tezekle Cyani sigir, deve; at ve emsalinin gübresi ile), yenilecek seyle, etle, camla, çanak-çömlek parçasi ile, agaç yapragi ile, kil ile istincâ´ etmek mekruh oldugu gibi sag elle istin¤câ´ etmek de mekruhtur. Tebyîn´de de böyledir.

Sol elinde, istincâ´ya mani´ bir özrü bulunan kimsenin, bu durumda, sag eli iIe istincâ´ yapmasmda kerâhat yoktur. Sirâcü´l -Vehhâc´da da böyledir.

Necis seylerle, kendisinin veya baskasinin istincâ´ yapmis bulundugu tasla, istincâ´ yapilmaz. Yalniz, tas —büyük veçok köseli ise, her defasinda bir tarafi ile istincâ´ yapilmasi, mekruh degildir. Muhiyt´te de böyledir..

Beyaz olan kagitla da, istincâ´ yapmak mekruh olur. Muzmarât´ta da böyledir.

Kiremitle, kömürle, ipek gibi kiymetli olan seylerle, istin¤câ´ yapmak da mekruhtur. Zâhidî´de de böyledir. [137]



Istinca Çesitleri


Bes türlü Istincâ´ Vardir :

Bunlardan ilk ikisi vacib, üçüncüsü sünnet, dördüncüsü müs-tehâb ve besincisi de bid´at olan istincâ´dir. Söyle ki

1- Cünüblükten, hayizdan ve nifastan dolayi, necaset ma¤hallini yikamak vacibtir.

2- Mahrecini, (çiktigi yeri) geçip dagilan necaset, az olsun, çok olsun, Imâm Muhammed IKA.) ´e göre, onu yikamak da vacib-tir. îmâmeyn´e göre, dirhem miktarindan fazla olan bu gibd necase¤ti, yikamak vacibtir. Çünkü, taslarla istincânm caiz olmasi, neca¤setin, mahreç üzerinde olmasi halindedir. Dis tarafa tasmis olan ne¤caseti ise, yikamak gerekir.

3- Necaset, çikis yerini ileri geçmedigi zaman su ite is¤tincâ sünnettir.

4- Küçük abdest yapip da, büyügünü yapmadigi zaman, ze¤kerini veya fercini yikamak müstehabtir.

5- Yellendikten sonra, istincâ yapmak ise bid´attir. Muh¤tarin Serhi olan Ihtöyâr´da da böyledir.

Tuvalete girmek isteyen kimsenin, mümkünse, namaz kil¤digi elbisenin haricinde, b&ska bir elbise ile tuvalete girmesi, degil¤se, gücü yettigi kadar, elbisesini, necasetten ve mâ-i müstamelden korumaya çalismasi, müstehabtir.

Tuvalete, basi Örtülü olarak girmek de müstehabtir.

Üzerinde, AUahu Teâlâ´mn isimlerinden birisi yazili olan yüzükle veya üzerinde, Kur´ân´dan bir sey yazili olan, herhangi bir seyle, helaya girmek mekruhtur. Sirâcü´l - Vehhâc´da da böyledir. [138]



Tuvalete Girilecegi Zaman :


Allah´im; pis olajn seytanin erkeginden ve düsislînden sana sigminm) demek, sol ayagi atarak helaya girmek ve sag ayagi ata¤rak disari çikmak da müstehabtir.

Helada, ayakta iken avret mahalli açilmaz. Oturunca, ayaklarin arasi açilir; sol tarafa dogru meyledirilir; konusulmaz;AIlahu Teâlâ zikredilmez; selâm verenin selâmi alinmaz; müezzi- nin okumakta oldugu ezana icabet edilmez. Heladaki kimse aksi-rirsa, dilini oynatmadan, kalbinden hamdeder. Ihtiyaç olmaksizin,avret yerlerine bakmaz. Avret yerinden çikanlara da bakilmaz.

Sümkürülniez, tükürülmez, tanahmih edilmez, Cöksürür gibi yapil-maz.) Saga - sola sallanilmaz. Vücûdu ile oynanilmaz. Helada olan kimse, gözlerini havaya dikip bakmaz, küçük ve büyük abdest için,

Ihtiyaçtan fazla oturmaz. Sirâcü´l - Vehhâc´da da böyledir. [139]



Heladan, Çikildigi Zaman.


Bana eziyet vereni çikarip, fayda vereni birakan Allah´a hamdederîm.) denir. Tebyîn´de de böyledir.

Durgun suya, akar suya, nehre, kuyuya, havuza, ekin içine, pinar etrafina, meyveli agaç altina, gölgesinden faydalanilan agaç altina, cami civarina, bayram namazi kilman yerlere (namazgahla¤ra) , mezarliklara, yollara ve toplu halde bulunan hayvanlarin ara¤sina, büyük veya küçük abdest bozmak mekruhtur.

Ayrica, bir yerin alt tarafina oturup da, üst tarafina isemek; fare, yilan ve karinca deliklerine isemek; ayakta veya yatarken ise¤mek ve özürsüz olarak çiblak iken isemek de mekruhtur. Bir Özür varsa, bu son sekil mekruh olmaz.

Abdest alman ve gusledilen yere, bevletmek de mekruhtur. Sirâcü´I - Vehhâc´da da böyledir.

O Sert bir yere islemek zorunda kalan kimse, ya bevledecegi yeri tasla vurarak yumusatir veyahut da oraya bir çukur kazar ki, idrar siçrantilan üzerine isabet etmesin. [140]



--------------------------------------------------------------------------------

[1] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/3.

[2] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/5-6.

[3] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/7-10.

[4] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/11.

[5] Mâide süresi, âyet: 6.

[6] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/15.

[7] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/15-16.

[8] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/16-17.

[9] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/18-19.

[10] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/19-21.

[11] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/21-23

[12] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/24.

[13] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/24.

[14] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/24-25.

[15] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/25.

[16] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/25.

[17] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/25-26.

[18] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/26-27.

[19] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/27.

[20] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/27-28.

[21] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/28-29.

[22] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/29.

[23] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/29.

[24] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/29-30.

[25] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/30.

[26] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/30.

[27] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/31.

[28] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/31.

[29] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/31.

[30] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/31-36.

[31] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/36.

[32] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/36.

[33] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/36.

[34] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/36.

[35] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/37.

[36] Arka ve ön yollardan çikan.

[37] Idrar yolundan çikan beyaz bir su

[38] Sehvet netice¤si, idrar yolundan çikan vedi´den daha kaim beyaz bir su

[39] Zekerden atilarak çikan beyaz ve mezi´den daha kalin bir su

[40] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/38-40.

[41] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/40-42.

[42] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/43-44.

[43] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/44-46.

[44] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/46.

[45] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/46.

[46] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/46-47.

[47] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/47.

[48] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/47-48.

[49] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/48.

[50] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/48.

[51] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/49.

[52] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/50.

[53] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/50-51.

[54] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/51.

[55] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/52-53.

[56] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/54.

[57] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/54.

[58] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/54-56.

[59] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/

[60] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/56-58.

[61] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/58.

[62] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/58-59.

[63] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/59.

[64] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/59.

[65] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/59-60.

[66] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/60-61.

[67] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/63.

[68] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/63.

[69] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/63.

[70] Münyetü´l-Musallî Serhi (=HaIebi-Sagir), tarafimizdan sadelestirtlip Ak-çag tarafindan nesredilmistir

[71] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/63-65.

[72] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/65-66.

[73] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/66-67.

[74] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/67.

[75] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/67-69.

[76] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/69-70.

[77] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/70.

[78] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/70-71.

[79] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/71-72.

[80] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/72.

[81] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/72-75.

[82] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/75-76.

[83] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/77-81.

[84] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/81-83.

[85] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/84-90.

[86] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/91-92.

[87] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/92-94.

[88] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/94.

[89] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/94-96.

[90] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/96.

[91] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/97.

[92] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/97.

[93] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/98.

[94] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/98-102.

[95] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/102-104.

[96] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/105-108.

[97] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/109.

[98] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/109-114.

[99] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/115.

[100] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/115-117.

[101] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/117.

[102] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/118-119.

[103] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/119-120.

[104] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/120-121.

[105] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/121-122.

[106] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/123-124.

[107] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/124-128.

[108] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/129-130.

[109] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/130-131.

[110] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/132-133.

[111] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/134.

[112] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/135.

[113] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/135.

[114] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/135.

[115] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/136.

[116] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/136.

[117] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/136-137.

[118] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/137-138.

[119] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/138-139.

[120] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/139.

[121] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/140.

[122] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/140-143.

[123] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/143-145.

[124] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/147.

[125] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/147-153.

[126] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/153.

[127] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/153-154.

[128] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/154-155.

[129] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/155-156.

[130] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/156.

[131] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/157-158.

[132] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/158-159.

[133] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/160.

[134] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/160-161.

[135] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/161-162.

[136] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/162-166.

[137] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/167-172.

[138] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/172-173.

[139] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/173.

[140] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçag Yayinlari: 1/173-174.

KARAHAN 15-Aralık-2009 01:59

Cevap: Büyük Hanefi Fikhi
 
Fetavay-i Hindiyye Namaz 1.Bölüm 1- NAMAZ VAKITLERI
1- Sabah Namazinin Vakti :
2- Ögle Namazinin Vakti:
3- Ikindi Namazinin Vakti:
4- Aksam Namazinin Vakti :
5- Yatsi Namazinin Vakti :
Faziletli Vakitler :
Namaz Kilinmasi Caiz Olmayan Ve Mekruh Olan Vlkitler :
Kendisine Nafile Namaz Kilmanin Mekruh Oldugu Dokuz Vakit
2- EZAN VE KAMET.
Ezanin Sifatlari Ve Müezzinin Ahvali
Ezan Ve Kametin Kelimeleri, Özellikleri Ve Müezzine Icabet:
Müezzine Icabet Etmek.
3- NAMAZIN SARTLARI
Taharet Ve Setrü´l Avret
Kendisi Ile Avret Mahalli Örtülebilecek Seyler :
Dokuz Yerde Namaz Kilmak Mekruhtur :
Istikbâli Kible (Namazda Kibleye Dönmek)
Kâbede Kilinan Namazlar:
Namazda Niyyet
Bilgi Durumlari Itibariyle, Namaz Kilan Kimselerin Dereceleri
Farz mi. Nafile ini Kildigini Bilmeyen Kimse:
4- NAMAZIN SIFATI
Namazin Farzlari
I - Namazin Farzi :
Kiyam..
Kiraat
Rükû.
Secdeler.
Ka´deî Ahîre (Son Oturus) :
Namazin Vacibleri
Namazin Sünnetleri:
Namazin Edebleri:
Namazin Keyfiyyetî (=Nâmaz Nasil Kilinir?)
Kiraat
Zelletü´l Kârî (Namazda Kur´ân Okuyan Kimsenin Hata Etmesi)
5- IMAMET.
Cemâat
Imamete Kimin Daha Çok Hak Sahibi Oldugu.
Baskasina Imâm Olmasi Caiz Olan Ve Olmayan Kimseler
Iktidânin Sihhatine Manî Olan Ve Olmayan Hâller
Imâmin Ve Imâma Uyan Kimselerin Yerleri
Imâma Tabi Olunacak Ve Olunmayacak Yerler
Mesûk :
Lâhik :
Imamet Ve Cemaat Konusu Ile Ilgili Bazi Meseleler
6- NAMAZDA IKEN HADES VÂKI OLMASI (=ABDESTIN BOZULMASI)
Binanin ( = Namazin Kalan Kismim Tamamlamanin) Sartlari
Istihlâf
Bu Konu Ile Ilgili Bazi Meseleler :
Namazi Bozan Bazi Haller :
7- NAMAZI BOZAN SEYLER VE NAMAZIN MEKRUHLARI :
Namazi Bozan Sözler :
Namazda Mekruh Olan Ve Mekruh Olmayan Seyler
Namazin Mekruhlari Ile Ilgili Bazi Mes´eleler
Mescidlerle Ilgili Bazi ´Meseleler
8- VITIR NAMAZI
9- NAFILE NAMAZLAR..
Kusluk Namazi :
Tahiyyetü’l Mescid:
Abdest Aldiktan Sonra Kilinan Nama:
Istihare Namazi:
Hacet Namazi:
Gece Namazi (=Teheccüt Namazi):
Tesbih Namazi
Nafile Namazlarla Ilgili Bazi Meseleler
10- FARZ NAMAZA YETISME.
11- KAZAYA KALAN NAMAZLAR..
Bu Konu Ile Ilgili Muhtelif Mes´eleler
12- SEHiV SECDELERI
Namazin Vacipleri
Imâmin Yanilmasi
Kaç Rek At Kilindigi Hakkinda, Imâm Ile Muktedî Arasinda Çikan Ihtilaf Ve Süphe
13- TILAVET SECDELERI
Sükür Secdesi

NAMAZ


Namaz, hükmolunmus bir farzdir. Terkedilmesine la ruhsat yoktur. Namazin farzîyetini inkar eden, kafir olur. Hulâ-sâ´da da böyledir.

Farz oldugunu inkar etmeksizin, namazi kasden terk eden kimse, Öldürülmez. Ancak, tevbe edinceye kadar hapsolunur. Mec-mû´atü´l - Bahreyn´de de böyledir.

Bize (mezhebimize) göre, namazin farz olmasi, bir namaz ki¤lacak kadar vaktin sonuna taalluk eder.

Bir kafir müslüman olsa, bir çocuk bulûga erse, bir mecnûn (deli) ifâkat bulsa (iyilesse), hayizli bir kadm temizlense, bu du¤rumda eger bir namaz kilacak kadar vakit var ise, bu kimselerin üzerine, namaz kilmak farz olur, Muhtârül - Fetâvâ´da da böyledir.

Bir ebe, namazla mesgul olunca, çocugun öleceginden korkarsa, o ebenin, namazi, vaktinden sonraya birakmasi caiz olur.

Hirsiz ve benzeri sebeplerle de, namaz geriye birakilabilir. Hulâsa d a da böyledir.

Dinimizin temel diregi olan NAMAZ´in, bütün açikligi ve tafsilâti ile anlatildigi bu KÎTAB´ta 22 bab vardir : [1]



1- NAMAZ VAKITLERI


1- Sabah Namazinin Vakti :


Sabah namazinin vakti, subhu sâdiktan baslar. Subh-u Sâdik: Günesin dogacagi vakte kadar, dogu ufkunda yayilan beyazliktir. Sub-u kâzib de : Ufukta, uzunlamasina baslayip, sonra, arkasini karanlik takip eden beyazliktir. Sabah namazinin vaktinin girmesi hususunda, subh-u kâzîb´e itibar edilmez. Bununla, sabah namazi¤nin vaktinin girmedigi gibi, oruç tutacak kimsenin de, o anda, bir sey yiyip içmesi, haram olmaz. Kâfi´de de böyledir:

Âlimler, ikinci fecrin (subh-u sâdik´m) ne zaman dogma¤ya basliyacagi hususunda, görüs ayriligina düsmüslerdir. Bazilari: «Dogu ufkundaki beyazlik, daginik halde iken, ikinci fecir baslar.» dediler. Muhryt´te de böyledir.

Bazilari da : «Bu beyazlik dagildigi zaman, ikinci fecir baslar» dediler. Âlimlerin ekserisi bu görüstedirler. Muhtârül - Fetâvâ´da da böyledir.

Oruçda ve yatsi namazinin vaktinin sonu hususunda, ihti¤yat olarak, birinci fecre itibar olunur. Namazda ise itibar, ikinci fecredir. Serhi Vikâye´de de böyledir. [2]



2- Ögle Namazinin Vakti:


Ögle namazinin vakti, zeval vaktinden baslar ve bir seyin göl¤gesi, zeval vaktindeki gölgesinden baska iki misline vardigi zamana kadar devam eder. Kâfi´de de böyledir. Sahih olan budur. Serahsi´nin Muhiyt´inde de böyledir.

Zeval : Her sahsin gölgesinin, dogu tarafina dogru düsme¤ye basladigi vakittir. Kâfi´de de böyjledir.

Zeval Vaktini, dogru tesbit etmenin yolu sudur : Düz bir agaç parçasini bir yere ,dikmeli.

Bu -durumda, gölgesinin boyu noksanlasip kisaldikça, günes yük¤seliyor demektir.

Gölgenin kisalmasi bitip, artmaya basladigi an, bilinir ki, gü¤nes zevale ermistir. Bu an, hadd-i irtafâ; yani günesin en yüksek noktada bulundugu andir.

Gölgenin uzamaya basladigi anda yani zeval vaktinde, yere dikmis oldugumuz, düz agaç parçasinin ucuna, bir isaret koyalim, isaret koydugumuz bu yerden, diktigimiz seye varana kadar olan mesafe, fey´i zeval (= zeval anindaki gölge) olur.

Günes, batiya dönmüs olduguna göre, diktigimiz seyin, dogu is¤tikâmetine meyletmis olan gölgesi, gittikçe artip uzayacak demek¤tir.

Diktigimiz seyin gölgesinin uzunlugu, fey´i zevalden o se¤yin zeval vaktindeki gölgesinden) baska, dikilen seyin gölge¤sinin iki kati oMugu zaman, Imâm-i A´zam Ebû Hanîfe (R.A.) ´ye göre, ögle namazinin vakti çikmis olur. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böy¤ledir. Dogru olan yol da, budur. Zahirîyye´de de böyledir.

«Ihtiyata uyyun olan, ögle namazini gölgenin bir misli ol¤masindan önce kilmak, ikindi namazini ise, gölgenin, dikilen seyin iki misli olmasindan sonra kilmaktir. Böylece, bu iki namazin, tam vakitlerinde kilinmis olduklarina, kesin kanâat hasil olmus olur.» demislerdir. [3]


3- Ikindi Namazinin Vakti:


Ikindi namazinin vakti, fey´i zevalden baska, gölgenin, iki misli oldugu zamandan baslar ve günesin batmasina kadar devam eder. [4]



4- Aksam Namazinin Vakti :


Aksam namazinin vakti, günesin batmasi ile baslar, safagin kaybolmasina kadar devam eder.

Safak : Imameyn´e göre, günes battiktan sonra, batida meyda¤na gelen kizilliktir. Fetva da bununla verilir.

Fakat, Vikaye Serhi´nde ve Ebû Haiiife CR.A.) nm kavlinde Safak : Kizilligin kaybolmasindan sonra ortaya çikan beyazliktir. Kudûrî´de de böyledir.

Imâmeyn´in kavilleri, insanlar için daha ruhsatlidir ve genisliktir.

Imâm-´ A´zam (RJV.)´in kavli ise, ihtiyata daha muvafiktir.

Namaz hakkinda aslolan, ondaki rüknün ve sartin sabit oldu¤guna, mutlaka kalbin tam bir sekilde kanaat etmesidir. Nihâye´de bu husus, Seyhul - Islâm´in Möbsût´u üe el - Esrâr´dan nakledil¤mistir. [5]



5- Yatsi Namazinin Vakti :


Yatsi namazinin ve vitir namazinin vakti, batidaki safagin kay¤bolmasi ile baslar; sabah namazinin vaktine kadar devam eder. Kâ-fî´de de böyledir.

Vitir namazi, yatsi namazindan önce kilinmaz. Çünkü bu¤rada, tertîb vacibtir. Burada, vitir namazinm, yatsi namazindan ön¤ce kilmmamasi, vitir namazinin bir vaktinin olmamasi demek de¤gildir. Burada tertib, vacib oldugu için böyle denilmistir.

Hatta, bir kimse unutarak, vitir namazini yatsi namazindan ön¤ce kilmis olsa veya her ikisini de kilsa da, sonradan yatsi namazinin, herhangi bir sebeble sahih ve makbul olarak kilinmis ol¤madigi ortaya çiksa, bu kimsenin vitir namazi sahih olur. Sadece, yatsi namazini yeniden kilmasi gerekir. Bu görüs, Ebû Hanîfe (R. A.)´ye aittir. Ve O´na göre : Unutmak ve benzeri diger özürlerle, burada tertib sakit olur.

Bir kimse için, yatsi ve vitir namazlarinin vakti girmese, söyleki : Bir memlekette, batidan safak batar batmaz fecir dogu¤yor veya batidan safak kaybolmadan sabah oluyorsa, böyle bir memlekette yasayanlara, yatsi w vitir namazlari vâcib olmaz. Tebyîn´de de böyledir. [6]



Faziletli Vakitler :


Sabah namazini bir miktarte´hir etmek müstehabtir. Ancak, günesin, dogup dogmadiginda tereddüt hasil olacak kadar da, te´hir edilmez.

O Fakat, sabah namazi, ortaligin tamamen isimasina kadar te´hir edilir. Soyleki : Bir kimse, kildigi namazin bozulmasi halinde, onu yeniden müstehab bir kiraatle okuyup kilabilecegi bir zaman kalincaya kadar te´hir eder. Tebyîn´de de böyledir,

Bu durum, yalniz hacilar için Müzdelife´de bayram sabahi hariç, bütün zamanlarda böyledir.

Müzdelife´de ise, bayram sabahi sabah namazini, sabahin ka¤ranliginda kilmak efdal´dir. Muhiyt´te de böyledir.

Yazin, Ögle namazini geciktirmek, kisin ise acele etmek müstehabtir. Kâfi´de de böyledir. Yalniz kilinmasi veya cemaatle ki¤linmasi hâllerinde de hüküm aynidir. Serhü´I - Mecmuada da böy¤ledir.

Ikindi namazim, her zaman, günesin tegayyür etmedigi ya¤ni sararmaya baslamadigi vakte kadar te´hir etmek, müstehabtir.

Tegayyürde itibar, günesin tegayyürünedir; yoksa isiginin te-gayyürüne degil.... Günesin tegayyür (= degismesi) edip sararma¤si : Bakildigi zaman göze hararet vermemesi, gözü yakip kamastir-mamasidir. Böyle degilse, günes tegayyür etmemis sayilir. Kâfî´de de böyledir. Sahih olan da budur.

Ikindi namazini kumaya, günesin tegayyüründen Önce bas¤layip, tegayyür vaktine kadar uzatmak, mekruh degildir. Gâyetü´l -Beyân´dan naklen Bahrü´r - Râik´ta da böyledir.

Aksam namazini, her zaman, vakti girer girmez kilmak, müstehabtir. Kâfi´de de böyledir.

Yatsi namazini, gecenin üçte birine kadar; vitir namazini ise, gecenin sonuna kadar, te´hir etmek müstehabtir. Bu durum, kesinlikle uyanabilecek olan, bu husustaki saglam kimseler içindir. Uyanmasi kesin olmayanlar, vitir namazini da yatmadan kilarlar. Tebyîn´de, de böyledir,

Bir kimse, bulutlu günlerde : Sabah namazim, sanki hava acikmis gibi, tam aydinlikta kilar.

Ögle namazim, zevalden önce kilmis olmamak için tehir eder.

Ikindi namazinda da, kerahat vaktinin girmesinden emin ol¤mak için, acele eder.

Aksam namazim, günesin batmasindan önce kilmak ihtimalin¤den sakinarak, biraz geciktirir.

Yatsi namazinda ise, yagmur, kar ve sair seylerin engelleme¤mesi için acele eder. Serahsî´nin Muhiyt´inde de böyledir.

Bulutlu günler için söyledigimiz seyler, yaz - kis, bütün za¤manlar için geçerlidir.

Seferde olsun, hazerd£ olsun veya herhangi bir özür bu¤lunsun, hiç bir zaman ve vakitte, iki namazin arasini cem´ etmek (yani bir vakitte, iki vaktin namazini kilmak) caiz degildir!

Ancak» Arafat´da arefe günü ögle ile, ikindiyi cem´ etmekle, MüzdeKfe´de aksam ile yatsiyi cem´ etmek, bu kaidenin disindadir. [7]



Namaz Kilinmasi Caiz Olmayan Ve Mekruh Olan Vlkitler :


Su üç vakitte, farz namazlari ile cenaze namazini kilmak ve ti´âvet secdesi yapmak, caiz degildir :

1- Günes dogup yükselene kadar,

2- Günes, tam tepe noktasinda oldugu zaman, meyledene kadar,

3- Günesin, kizarmaya baslamasindan batisina kadar. Fakat, o günün ikindi namazi, bu kaideden müstesnadir. Onun edasi, gü¤nes batarken de caizdir. Kâdîhân´da da böyledir.

Seyhü´I - Imâm Ebû Bekr Muhammed bin Fadl : «Insan günesi gördügü müddetçe, iste o tulu´dadir.» demistir. Hulâsa´da da böyledir.

Bu, cenaze namazinin ve tilâvet secdesinin mubah olan va¤kitte yerine getirilmeyip de, tehir edilmis bulundugu zamandir. As¤linda, vaktinde edâ edilmeleri mümkünken, bunlari teTiir etmek, katiyyen caiz degildir.

Ancak, cenaze namazini bu vakitlerde kilmak vacib ise ve o vakitlerde de kilinmis ise, bu da caizdir. Çünkü o, vacib oldugun¤dan, nakis olarak kilinmis olur. Sirâcü´I - Vehhâc´da da böyledir.

Fakat, efdal olan, tilâvet secdesini geriye birakmaktir. Cenaze namazinin geciktirilmesi ise, mekruhtur. Tebyîn´de de böyledir.

Kerahat vaktinde, vaktinde kilinmayan farz ve vitir gibi vacib namazlarin kaza edilmeleri de caiz olmaz. Müstesfâ´da ve Kâ-fî´de de böyledir.

Kerahat vakitlerinde, nafile namazlari kilmak-caizdir, fa¤kat mekruhtur. Kâfî´de ve Tahâvî Serhi´nde de böyledir.

Bir kimse, günes dogarken veya batarken, nafile namaza basla¤mis olsa da, namazda iken kahkaha ile gülse, abdesti bozulmus olur. Fakat, o gönün ikindi namazini kilmakta olan kimse, böyle bir sev yapmis olsa, abdesti bozulmaz. Çünkü, farz bir namazi kaza ederken kahkaha ile gülen kimsenin bu mekruh vakitte abdesti bozulmaz. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.

Mekruh olan vakitlerin haricinde, namazda kahkaha ile gü¤len kimse, hemen, namazi birakir ve yeniden abdest alir ve kilmak¤ta oldugu namazi da yeniden kilar. Zahirü´r - Rivâyede : «Sayet o namazi, o halde tamamlamis olsa, baslamis olmasindan, dolayi, ken¤disi yapmasi gereken seyi yapmis ve borçtan kurtulmus olur.» de¤nilmistir. Fesü´l - Kadîr´de de böyledir.

Fakat, bu kimse, gerçekten kötü bir is yapmis olur. Ancak, abdesti ve namazi yenilemek gibi bir sey, o adama lazim gelmez. Tahâvî Serhi´nde de böyledir.

Bir kimse, nafile bir namazi, kerahat vakitlerinin birinde kaza eylese, namazi caiz olur; fakat bu, günahtir. Serahsî´nin Mu-hiyt´inde de böyledir.

Mekruh bir vakitte, namaz kilmayi adamis olan bir kimse, adadigi namazi, o kerahat vaktinde kilsa, sahih olur; fakat, kendisi günahkar olur. Bu sahis için uygun olan, o namazi, mekruh olma¤yan bir vakitte kilmaktir. Bahrü´r - Râik´ta da böyledir.

Bir kimse, zaman belirtmeden veya mekruh vakitlerin di¤sinda kilmak üzere, namaz nezretmis (adamis) olsa, bu namazi, mekruh vakitlerin birinde kilmasi, asla caiz olmaz. Evceh olan da. budur. Serh-i Münyetü´l - Musallî li - Eimîril - Hacc´da da böyledir.

Dokuz vakitte de, farzlar kihnabilir, fakat nafileler kilin¤mazlar. Nihâye´de ve Kifâye´de de böyledir,

Bu vakitlerde, farz namazlarinin kazasi, cenaze namazi ve tilavet secdesi de caiz olur. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir. [8]



Kendisine Nafile Namaz Kilmanin Mekruh Oldugu Dokuz Vakit :


1- Fecrin dogusundan itibaren,sabahnamazinin kilindigi vakitten önceye kadarolan vakit. Nihâye´de ve Kifâye´de de böyle¤dir.

Bu vakitte, sabah namazindan baska, nafile bir namaz kil¤mak mekruhtur.

Bir kimse, gecenin sonunda, nafile bir namaz kilmaya bas¤lamis olsa ve bir rek´at kilinca da fecir dogsa, o namazi tamamla¤masi efdal olur. Çünkü, bu nafileye fecirden sonra baslamis degil¤dir; bunu kasden yapmamistir ve bu namazi, sabah namazinin sün¤neti niyyeti ile kilmamaktadir. Esahh olan da budur. Tebyîn´de de böyledir.

Bu durumda, bir kimse, dört rek´atli bir nafile kilmaya baslamis olsa da, bunun iki rek´ati fecrin tulüundan sonraya kal¤mis olsa; fecrin dogusundan sonra kildigi bu iki rek´at, sabah na¤mazinin sünneti yerine geçer. Muhtar olan da budur. Hizânetü´I -Fetâvâ´da da böyledir.

2 - Nafile namaz kilinmayan, dokuz vakitten birisi de : Sa¤bah namazini kildiktan sonra, günesin dogacagi vakte kadar olan zamandir. Nihâye´de de, KSfâye´de de böyledir.

Bir kimse, sabah namazinin sünnetini ifsâd etmis olsa da, farzindan sonra kaza etse, bu namazi caiz olmaz. Serahsî´nin Mu-hiyt´inde de böyledir.

3- Ikindi namazini kildiktan sonra, günesin battigi zamana kadar geçecek olan vakitte de, nafile namaz kilinmaz. Nlhâye´de de Kifâye´de de böyledir,

Müstenab bir vakitte, nafile bir namaz kilmaya baslamis olan kimse, o namazi ifsad etse ve ikindi namazindan sonra, günes¤in gurubundan önce bu namazi kaza etmis olsa, bu caiz olmaz. Se¤rahsî´nin Muhiyt´inde de böyledir.

4- Günes battiktan sonra, aksam namazini kilmadan önce de, nafile namaz kilinmaz. Ayrica :

5- Cüm´a namazi kilinacagi zaman,

6- Cum´a hutbesi okunacagi zaman,

7- Bayram namazlarinin hutbeleri okunacagi zaman,

8- Küsûf namazinda, hutbe okunacagi zaman,

9- îstiskâ namazinda, hutbe okunacagi zaman da nafile na¤maz kilinmaz. Nlhâye´de de, Kifâye´de de böyledir.

Bunlardan baska :

Hac hutbesi ve nikah hutbesi vaktinde de, nafile namaz kilmak mekruhtur. Emûrü I - Hâcc´in MÜnye SerM´nde de böyledir.

Cum´a günü, imâmin hutbeye çiktigi vakitte, nafile kilmak mekruhtur. Münyetü´l - MusalH´de de böyledir.

Bir kimse, cum´adân önce, dört rek´at namaz kilmaya bas¤lasa ve sonra da imâm hutbe için minbere çiksa, namazini tamam¤lar. Sahih olan da budur. Imâm Sedrut Ecl Seh´dül Üstâz Hüsa-meddîn de bu görüse meyletmistir. Zahiriyye´de de böyledir.

Namaz için kamet getirildigi zaman, sabah namazinin sün¤neti hariç, nafile bir namaz kilmak (kilmaya baslamak) mekruhtur. Bayram namazindan, Önce ve, sonra, nafile namaz kilmak mekruhtur. Yalniz, bayram namazindan sonra, evde camide de¤gil nafile namaz kilmak mekruh degildir.

Arafatta ve Müzdelife´de, cem´ edilen iki namaz arasinda, nafile namaz kilmak mekruhtur. Bahru´r - Râik´ta da böyledir.

Farz namazlarin vakti darlastigi vakit, o vaktin farzindan baska, kilinacak bütün namazlar mekruh olur. Emîrul - Hac-c´in Münyetü´l - MusaUî Serhi´nde de böyledir.

Büyük veya küçük abdesti sikismis olan kimsenin o vak¤tin namazim, sikisik halinde kilmasi da mekruhtur.

Nefis çektigi zaman, yemek hazir iken, namaz kilmak da mekruhtur.

Kalp insani, namazin husûundan geri birakacak sekilde bir seyle mesgul iken, o mesguliyetle, namaz kiHmak da mekruhtur.Yatti namazmu. edâsim, gece yansmdan sonraya birak-mak da mekruhtur. [9]



2- EZAN VE KAMET


Ezanin Sifatlari Ve Müezzinin Ahvali


Cemaat ile kilman bes vakit namazin, edasi için ezan, sün¤nettir. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.

«Ezan vacibtir.» diyenler de olmustur. Fakat, sahih olan ise, gerçekten ezanin, sünnetli müekkede olusudur. KâK´de de böy¤ledir. Bütün mesâyih, bu görüstedir. Muhiyt´te de böyledir.

Yalniz, farzlar için okunmakta olan kamet de sünnettir. Bahru´r - Râik´ta da böyledir.

Ezan ve kamet, bes vakit namazin ve cuma´nm sünnetidir. Bunlarin disinda kalan, sünnet, vitir, nafile, teravih ve bayram na¤mazlari gibi namazlar için, ezan ve kamet sünnet degildir. Muhiyt´¤te de böyledir.

Keza, nezredilmis namazlar, cenaze namazi, istiska, kus¤luk, korku, kiisûf ve hüsûf namazlari için de ezan okunmaz. Aynî´de de böyledir.

Kadinlar, namaz için ezan okumazlar ve kamet getirmez¤ler. Bunlar, kendi aralarinda cemaatle namaz kilsalar bile, ezan okumazlar ve kamet getirmezler. Fakat, bunlar namazlarini ezanli ve kametli olprak kilarlarsa, gerçi namazlari caiz olur, amma on¤lar, günahkâr olurlar, Hulâsa´da da böyledir.

Köleler de, namazlarini ezansiz ve kametsiz olarak kilar¤lar.

Seferinin veya mukimin, evlerinde ezan okumalari ise, meilduptur. Tebym´de de böyledir.

Sabah ezani hariç, vaktinden önce ezan okumak, bil-ittifak caiz degildir.

Imâmi A´zam Ebû Hanîfe (R.A.) ve Imâm Muhammed (RjU´e göre, sabah ezani da böyledir. Ve eger, Önce okunursa, vaktinde, ye¤niden okumak gerekir. Fetva da bunun üzerinedir, Huccet´ten nak¤len, Tatarhâi%ye´de de böyledir.

Vakitten önce, kamet getirmek de, bil-icmâ´, caiz degildir. Muhiyt´te de böyledir.

Imâm, müezzinin kametinden bir müddet sonra gelir, ve¤ya kametten sonra sabah namazinin sünnetini kilarsa, yeniden ka¤met getirilmesi icab eder. Gunye´de de böyledir.

Ezan okumaya ehil olabilmek için, namazlarin vaktini ve kiblenin cihetini bilmek gerekir. Kâdihân´da da böyledir.

Müezzinin, erkek, akilli, salih, muttaki, sünneti bilen bit¤kisi olmasi, daha uygun olur, Nihâye´de de böyledir.

Müezzinin, mehâbetli, insanlarin hallerini arastirip göze¤terek, cemaatten geri kalanlari, (yeni namaza gelmeyenleri) bu hallerinden men edici olmasi, onun için en uygun haldir.

Müezzin, ezan okuma görevinde devami elden birakmayan, oku¤dugu ezana inanan ve sevabini Allah´tan bekliyen bir sahis olmali¤dir. NehruH - Fâik´ta da böyledir.

En güzeli de, namazda imâm olmaktir. DIrâye´-de de böyledir.

Efdal olan, müezzinin, mukim olmasidir. Kâfi´de de böy¤ledir.

Bir kimse, ezan okusa da, baska bir kimse de kamet getir¤se, ezan okuyan kimse - o esnaca, orada yoksa, bu durum, ke-rahatsiz olarak caiz olur.

Fakat, ezan okuyan, orada hazir bulunur ve baskasinin ka¤met getirmesinden hosnut olmaz ise, baskasinin kamet etmesi, mek¤ruh olur.

Ezan okuyan kimse, baska bir kimsenin kamet getirmesine ra¤zi olursa, bu durumda, baskasinin kamet getirmesi, bize göre mek¤ruh olmaz. Muhiyt´te de böyledir.

Akilli olan çocugun ezani, zâhiru´r rivâyeye göre, kerahat-siz olarak sahihtir. Fakat, bulûga ermis kimsenin okumasi, daha evladir.

Akilli olmayan çocugun ezan okumasi sahih degildir. Oku¤mus olsa bile, baskasi tarafindan tekrar okunur. Meçnûn´un, (delinin) hakkindaki hüküm de böyledir. Kâffde de böyledir.

Sarhosun ezani mekruhlari; iadesi müstehabdir. Tebyîn´dc de böyledir.

Kadinin ezan okumasi mekruhtur, iadesi ise, menduhtur. Kâfirde de böyledir.

Fasikin, (ilahî emirlere muhalefet" eden, günahkârin) ezan okumasi, mekruhtur. Ancak; ezan okumussa, bu iade edilmez. Zehiy-re´de de böyledir

Cünübün e£am ve ikameti, rivayetlerin ittifakiyle, mek¤ruhtur. Esbah olan, onun okudugu´ ezanm da, ikametin de, iade edilmesidir.

Abdesti olmayanin ezan. okumasi, rivayet-i zâhiriyye´ye gö¤re, mekruh degildir. Sahih olan da budur. Ikamet getirmesi ise, mekruhtur. Fakat, ikamet getirmisse iade olunmaz. Serahsi´riln Muhiyt´inde de böyledir.

Müezzin, ezan okuduktan sonra, irtidâdetse (Islam´dan çik¤sa) , okudugu ezan iade olunmaz. Fakat, iade edilmis olursa, bu da¤ha efdaldir. Sirâcül - Vehhâc´da da böyledir.

Müezzin, ezan okurken dinden çiksa, evla olan, ezam bas¤tan basliyarak bir baskasinin okumasidir. Fakat, baskasi yeniden baslayip ezani okumaz da, mürted, devam edip ezani tamamlarsa, bu da caiz olur. Kâdihân´da da böyledir.

Ezani oturarak okumak mekruhtur.

Bir kimsenin, yalniz basina kilacagi namaz için, oturarak ezan okumasinda ise, bir beis yoktur.

Misafirin, (yolcunun) binili oldugu halde ezan okunîasi, mekruh olmaz. Kamet içinse, bineginden iner. Fakat, inmeden ka¤met yapsa, bu da caiz olur. Muhiyt´te de böyledir.

Kibleye dönmemis bile olsa, misafirin (yolcunun) ezan okumaya, bineginin üzerinde baslamasi caiz olur. Kâdîhan´da da, Hulâsa´da da böyledir.

Hazerde iken (yolcu degilken), binek üzerinde ezan oku¤mak mekruhtur. Zahfirü´r -rivâye´de böyledir. Serahsî´nin Muhiyt´-inde de böyledir. Fakat, ezan bu sekilde okunmus olursa, iadesi ge¤rekmez.

Kölenin, köylünün, çöl ehlinin, veled-i zinanin, kör´ün ezan okumalari caizdir.

Bir kimseye, bazi namaz vakitlerinde ezan okumasi için izin verilse de, bazi vakitlerde ezan okumasi için izin verihnese, o kimsenin okumus oldugu ezanlarin hiç birinde kerahat yoktur. Fa¤kat, izin verilmemis vakitlerde, ezani, baskasinin okumasi daha ev¤ladir. Muhiyt´te de böyledir.

Kör bir kimse ile, bes vakit namazin vakitlerini bilen bir kimse, beraber bulundugu müddetçe, kör kimsenin okudugu ezan¤la, gören kimsenin okudugu ezan müsavidir. Nihâye´de de böyledir.

Farz namazlari, ezansiz ve ikametsiz olarak, mescitte ce¤maatle kilmak mekruhtur. Fetâvâyi Kâdîhan´da da böyledir.

Sehirde oturanlarin mahallelerinde, ezan okunuyor, kamet ediliyorsa, ister yalniz olsun, ister cemaatle olsun, ezansiz ve ka-metsiz namaz kilmalarinda, bir kerahat yoktur. Tebyîti´de de böyle¤dir. Fakat :

Efdal olan, bunlarin namazlarini ezan ve kametle kilmala¤ridir. Timurtâsiye´de de böyledir.

Sehirli bir kimsenin, oturdugu mahallesinde ezan okun-mazse:, o kimsenin, ezani ve kameti terketmesi mekruh olur. Sayet, yalniz ezani terk etmis olursa mekruh olmaz. Miihiyt´te de böyledir. Fakat :

Bu kimse, kameti terk ederse, mekruh olur. Timurtasî´de de böyledir.

Misafirin, (yolcunun) eger yalniz ise, ezani da, kameti de terk etmesi mekmh.olur. Mebsût´ta da böyledir.

Misafirin, sadece kameti terk etmis olmasi caizdir, fakat mekruhtur. Tehâvî Serhinde de böyledir.

Misafirin, bu durumda, hem ezan okumasi, hem de kamet getirmesi en iyisidir,

Keza, kamet getirmis ve fakat ezan okumamis oba, sefe-rî için, bu da caizdir. Mebsût´ta da böyledir,

Bir kimse, evinde veya köyünde namaz kilmis olsa, eger kö¤yünde mescid var da, orada ezan okunup, kamet getiriliyorsa, bu durumda, bu adam hakkindaki hüküm, sehirde, evinde namaz kilanin hükmü gibidir. Semnî´de de böyledir.

Bir kimse, yakm olan, bag, bahçe veya arazisinde bulunursa köyünün veya beldesinin ezani ile iktifa eder. Fakat, bulundugu yer, köy veya sehre uzaksa., oralarin ezani i]e yetinmeyip, kendisinin ezan okumasi gerekir.

Burada, yakinligin siniri, okunan ezanin, o sahsa, bulun¤dugu yerde durulmasidir. Muhtâru´l - Fetâvâ´da da böyledir.

Fakat, bu durumda olan kimselerin bile, ezan okumalari da¤ha iyidir. Hulâsa´da böyledir.

Yabanda, cemaatle namaz kilan kimseler, ezani terkeder-Ierse/ou mekruh olmaz; fakat, kameti terketmeleri mekruh olur.Fe-tevâ^i Kâdîhan´da da böyledir.

Ezan okunan ve kamet getirilen mescit ehlinin, ayni vaktin ezan ve kametini lekrar etmeleri mekruhtur.

Bir mescid ehli, kamet getirerek cemaatle namaz kilmis olsa, sonra da, müezzin ve imâm içeri girerek baska bir cemaatle namaz kilmalari mekruh olmaz; fakat önce kilanlarin namazlari, mekruh olur. Muzmarât´ta da böyledir."

Sayet, o mescitte, ehlinden (cemaatinden) baskalari, cema¤atle namaz kilmislar ise, mescid ehlinin, cemaatle tekrar namaz kil¤malari, mekruh degildir. Serahsînin Muhiyt´inde de böyledir.

Mescid ehlinin bir kisim cemaati, kimse duymasin diye mescidin içinde gizlice ezan okuduklari zaman, sonra ayni mescid ehlinden diger bir topluluk gelerek, önceki toplulugun ne yaptik¤larini bilmeden— açiktan ezan okurlarda, sonradan da evvelki top¤lulugun gizlice ezan okuyarak cemaatle namaz kildiklarini ögrenir¤lerse, bu durumda, birinci cemaate itibar edilmez. Fetâvâyi Kâdi-hân´in «Ezan» bölümünde de böyledir.

Bir mescidin, belli bir imâmi ve müezzini olmayip insanlar, o mescidde, bölük bölük, fevc fevc namaz kiliyorlarsa, efdal olan her toplulugun, ezan okuyup, kamet getirerek namaz kilmasidir. Kâ-dihân´da da böyledir.

Bir topluluk, mescitte cemaatle kaldiklari namazin fesada gittigini anlasalar bile, o namazi, o mescidde yeniden kilarlar. Fa¤kat, ezani ve kameti yenilemezler.

Fakat, bu namazi,,vakit çiktiktan sonra, o mescidin disinda kilsalar, yeniden ezan okuyup, kamet getirirler. Zâhidî´de de böy¤ledir.

Bir kimse, kazaya kalmis bir namazini kilarken, yalniz olsun, cemaatle olsun ezan okur ve kamet getirir. Muhiyt´te de böyledir.

Bir kimse, bir çok namazini geçirip, kazaya birakmis olsa, bunlari da pespese kilacak olsa, ilk kilacagi namaz için, hem ezan okur hem de kamet eder. Digerleri için de, isterse, hem ezan okur hem de kamet eder, isterse, sadece kamet etmekle yetinir. Hidâye´de de böyledir.

Kaza da edanin sünneti üzere olsun diye, her namaz için ezan okur ve kamet eylerse daha güzel olur. Kâfî´de de böyledir.

Adamin bu sekilde serbest olmasi, kazaya kalmis olan na¤mazlari, ancak, bir mecliste ve ayni yende kildigi vakittir. Fakat, bu kaza namazlarini ayri ayri yerlerde ve ayri ayri vakitlerde kilacak olan kimsenin her namaz için hem ezan okumasi ve hem de kamet getirmesi sarttir. Bahru´r - Râik´ta da böyledir.

Bize göre, mazbut olan, gerçekten, kilman farzin, edasi ol¤sun, kazasi olsun; o farz için, ezan okumak ve kamet getirmektir. O farzi, yalniz kilmasi ile cemaatle kilmasi da, bu hükümde müsa¤vidir.

Yalniz, cuma günü sehirde cum´ayi degil de ögle na¤mazini kilacak olanlarin, ezan okumalari ve kamet getirmeleri mek¤ruh olur. Tebyîii´de de böyledir.

\rafat ve Müzdelife´de bir arada kilinan namazlarda, Önce kilman için hem ezan okunur ve hem de kamet getirilir; ikinci na¤maz içinse; ezan okunmaz.

Ezan ev en veya kamet getirirken, müezzine bayginlik gelse veya ölmüs . -.a, bu vazifeleri baskasi yapar.

Sayet, müezzinin ezan okurken veya kamet getirirken ab-desti bozulmus olur ve o, abdest almaya giderse, ezan ve kameti, ya baskasi okur veyahut da dönüp kendisi devam eder. Fetâvâyi KâdShân´da da böyledir,

Bilginlerimizin çogu: «Ezan esnasinda veya kamet yaparken abdesti bozula i müezzinin, onlari tamamlamasi, sonra da, gidip abdestini almasi evladi demislerdir. Muhiyt´te de böyledir.

Müezzin ezanda veya kamet okumaktan aciz kalsa, orada da kendisine, kaldigi yeri hatirlatip telkin edecek kimse bur hinmasa, bu isi baskasinin tamamlamasi gerekir.

Keza, müezzinin, ezan ve kamet esnasinda, dilinin tutulmasi halinde de, ezan ve kameti baskasi tamamlar. Fetâvâyi Kâdîhan´da da böyledir.

Müezzin, ezan okurken fazlaca, yani fasila sayilacak ka¤dar duraklarsa, ezani yeniden okur. Fakat, bogazini temizleme veya öksürme gibi az bir zaman duraklamissa, ezani yenilemez. Tatar-îiâniyye´de de böyledir.

Ezan okurken, özürsüz olarak bogaz temizlemek ve tenah-nuh etmek (Öksürük gibi yapmak) mehruktur. Bu seylerin bir Özür¤den dolayi yapilmasinda ise, beis yoktur. Sirâcü´l - Vehhâc´da da böyledir.

Ezan okurken ve kamet getirirken, verilen selâma mukabe¤le etmek mekruhtur. Ezan ve kamet bittikten sonra da, önce ve¤rilmis olan bu selama, mukabelede bulunmak icâb etmez. Sahih olan dâ budur. Zâhidi´de de böyledir.

Müezzinin, ezan okurken veya kamet getirirken, konusmasi veya yürümesi uygun olmaz.

Müezzin kamet getirdigi esnada.

(fcad kâmeti´s - saîah)´a vardigi zaman serbestin Dilerse, kametini oldugu yerde tamamlar; dilerse namaz kilacagi yere giderken ta¤mamlar. Fetâvâyü Kâdtiiân´da da böyledir. Muhiyt´te de böyledir. [10]



Ezan Ve Kametin Kelimeleri, Özellikleri Ve Müezzine Icabet:


Ezan 15 cümledir. Bize göre, onun son cümlesi ise «lâ ilahe illallah» cümlesidir.

AHahu Ekber, Allahu Ekber, Allahu Ekber, Allahu Ekber Eshedü en lâ ilahe illallah, Eshedü en la ilahe illallah Eshedü enne Muhammeden Resûlullah, Eshedü enne Muham-meden Resûlullah

Hayya´ale´s - Selâh, Hayya´ale´s - Salâh Hayya´ale´l - felah, Hayya´ale´l - felah Allahu ekber, Allahu ekber Lâ ilahe illallah.

Kamet ise, 17 cümledir. 15 cümlesi ezan cümlelerinin ay¤nidir. Fazla olan 2 cümlesi de:

Kad kâmeti´s - salah, Kad kâmeti´s - salah.) cümlesidir. Fe-âyi Kâdihân´da da böyledir.

Birde, sabah namazinda (=hayya´Ie´l felah) cümlelerinden sonra, iki defaes-salâtû hayrunmine´n-nevm) denir. .

Ezan, arabca´nm disinda fârisî veya digerleri gibi hiç bir lisanla okumaz. Fetâvâyi KâdIhân´da da böyledir. Açik ve sahih olan da budur. Cevheretü´n - NeyVire´de de böyledir.

Ezani ve kameti açiktan ve sesi yükselterek okumak sünnet"tir. Yalniz," kametin sesi, ezandan biraz asagi olmalidir. Nttiâye´de de, Bedâi´de de böyledir.

Ezam, minarede veya mescidin disinda okumak, .mescidin içinde okumaktan daha muvafiktir. Kâdîhân´da da böyledir

Ezanda sünnet olan: Onu, yüksek bir yerde okuyup sesi de yükselterek, komsulara duyurmak ve kendine de mesakkat verme¤mektir. Bahru´r - Râik´ta da böyledir.

Ezan okuyan müezzinin, sesini, gücünün yettiginden daha fazla yükseltmeye çalismasi mekruhtur, Muzmarat´ta da böyledir.

Müezzin kameti, yerde ve mescidin içinde getirir. Gunye´de de böyledir.

Ezanda terci´ yoktur. Yani: Iki sehadeti, iki defa alçak ses¤le okuyup, sonra geri dönerek yüksek sesle okumak yoktur. Ki-fâye´de de böyledir.

Ezanda acle etmeyip, harflerine, mahreçlerine, medlerine (uzatmalarina) riayet etmek, kamette ise, acele etmek müstehabtir. Hidâye´de de böyledir.

Ancak, her ikisini de acele veya her ikisini de, yavas yavas, uza¤tarak; veyahut da, kameti uzatarak ve ezani ise, kisa kisa ve acele okusa, bu da caiz olur. Kâfî´de de böyledir. Fakat, bazilari: «Böyle okumak mekruhtur» demislerdir ki, dogru olan da, bu sözduür.

Teressül: «Allahu Ekber, AH ahu Ekber» deyip, biraz dur¤mak, sonra yine «Allahu Ekber, AIIahu Ekber» demek... Böylece, ezanm sonuna kadar, her iki cümleden sonra, biraz durmaktir.

Hadr Ise: Kelimeleri, birbirlerine bitistirerek, sür´atli okumak¤tir. Yenâbî´den naklen Tatarhânîyye´de de böyledir.

Ezan ve kametin, her ikisinde de, duruldugu zaman, keli¤melerin son hareketleri sakin kilinirlar. Bu hâl, ezanda hakikaten, kamette de, durmaya niyyet edildigi zamandadir. Tebyîn´de de böyledir.

Tekbirin bas harfini, yani «Allah» lafzinin elifini, uzatmak küfürdür.

«Ekber» kelimesindeki be´yi uzatmak ise, fahis hatadir.

Ezan ve kametteki cümlelerin ve kelimelerin arasi, mesru1 oldugu gibi tertîb edilir. Yâni, okunurlarken, siraya riâyet edile¤rek okunurlar. Serahsî´nin Muhiyt´inde de böyledir.

Ezan ve kamette kelimelerin bazisi, bazisina tekaddütm etse (yani) biri digerinin önüne (geçse); mesela : «Eshedü en lâila¤he illallah» d -^eden önce, «Eshedü enne RSuhammeden Resûliâlafe»

dense, bu c ida efdal olan, sirasi gelmeden okunani saymayip, (okumamis iv^ûui edip), önceki cümleyi yerinekoymak ve normal sira üzerine, ezani okumaya devam etmektir. Fakat, bir kimse, böyle yapmayip da, öylece ezani bitirmis olsa bile, yine ezan caiz olur. Muhiyt´te de böylldir.

Ezan ve kametin kelimeleri birbirini takip eder.

Okumus oldugu ezam, kamet zanneden bir kimse, bitirdikten sonra, durumu fakederse, onun için efdal olan, ezani yeniden oku¤yup, sonra tertibe riayet ederek kamet getirmektir.

Keza bir kimse, kamet getirse ve fakat ezan okudum zannet-se, sonra da bu durumu farketmis olsa, efdâl olan, dönüp kamete yeniden baslamasidir. Bedâi´de de böyledir.

Ezan ve kamette kibleye dönülür. Kibleye dönülmeden okunmus olanlar da caizdir; fakat mekruhtur. Hidâye´de de böyle¤dir.

Müezzin, ezan okurken, «Kayya´ale´s - Salâh» cümlesine gelince, yüzünü sag tarafa; «Hayya ´aîe´l - feîâh» cümlesine gelince de, yüzünü sol tarafa çevirir.

Bunlari söylerken, ayaklan, yerinde sabit kalir, (yani yürümez.) Yalniz olsun, cemaatle olsun, bu husus müsavidir. Sahih olan da budur. Hatta, yeni dogan çocuk için ezan okurken de, bu cüm¤lelerde saga ve soîa dönmek, en uygun olan harekettir. Muhiyt´te de böyledir.

Bu dönüs, yukarida tarif ettigimiz gibi yapilir.

«Hayya ´ale´s - salah» m birincisini söylerken saga ve ikincisini söylerken sola; keza, «Hayya ´alel -.feSâh» m da, birincisini söyler¤ken saga, ikincisini söylerken sola dönülür; diyenler de olmustur. Fakat, dogru olan Önceki kavildir,

Bir kimse, eger genis olan odasinda kamet yapiyorsa, bu cümleleri söylerken, saga ve sola idönmesi müstahsen (güzel) gö¤rülmüstür. Bedâi´de de böyledir.

Müezzin, ezani (serefesi olmayan ve fakat pencereli olan bir) minarede okurken, «Hayya´ale´s - salâh» dedigi sirada, basini sag pencereden; Hayya´alel - felah» dedigi sirada basini sol pence¤reden çikarir,

Bu, müezzin yerinde durdugu zaman, duyurunun, tamam olmadigi vakittedir. Nikâbe Serhi´nde de böyledir.

Amma, yalnizca basini çevirdigi zaman, i´lâm tamam olursa bu hal ile iktifa eder. Ayaklarini yerlerinden ayirmaz. Sâhânda da böyledir.

Ezan ve kamette teShîn mekruhtur. Telhîn: Kelimenin bo¤zulmasina sebep olacak sekilde nagme yapmak demektir. Ezam, güzel sesle okumak güzeldir. Fakat, lahn olmamak kaydiyla... Ser-hül - VÜcâye´de de böyledir.

Müezzinin, kamet getirirken, iki sahadet parmagim kulaklarina koymasi güzeldir. Çünkü böyle yapmak, aslî sünnet de¤gildir, ancak, ilamin fazla olmasi için böyle yapilir.

Eger, müezzin iki elini kulaklarina koyarsa, iste bu güzei olur. Tebyîn´de de böyledir.

Müezzinin, ellerini kulaklarina koymasi kametin aksine sesi yüseltmesi için, ezanin sünnetidir. Gimye´de de böyledir.

Tesvüb, aksam namazlarinin disindaki, bütün namazlar için yüzeldir.

Tesvîb: Müezzinin, ezan ile kamet arasinda «Es -. Salâh» diye bagirmasidir.

Tesvîb, her beldenin örf ve adetine öredir. Müezzin, tesvîb maksadi ile, yaöksürür veya «Es - salâh!... es - salâh..» der veyahut da «Kamet!... kamet...» der çünkü bu, duyurmada bir mübagladir. Bu sekillerin herhangi, biri de, örf olarak bilindigi vakit, müezzinin o sekli yapmasi ile maksat hasil olmus olur. Kâfî´de de böyledir.

Müezzin, sabah namazi için, ezan okunduktan sonra, oturur ve Kur´an-i Kerîm´den yirmi âyet kadar okur. Ve sonra tesvîb yapar. Sonra yine oturur, biraz Kur´an okur; sonra da kalkip kamet geti¤rir. Tebyîn´de de böyledir.

Müezzin, ezani ile kamet arasini, iki rek´at veya dört rek at namaz kilacak kadar ayirir. Buradaki reVatÜarin ölçüsü, her bir rek´atte, on âyet okuyacak kadar uzun olmalidir. Zahidi´de de böy¤ledir.

Ezanla kametin arasim bitistirmek, görüs birligi ile mek¤ruhtur. Mî´racü´d - Dirâye de de böyledir.

Müezzinin, farz namazdan önce, sünnet veya müstehab olarak kilinacak fazla namaz var- ise ezan ile kamet arasinda namaz kilmasi evlâdir.

Sayet, bu arada namaz kilmaz ise, ezanla kamet arasinda oturur. Ve fakat, aksam namazi oldugu vakit, müstehab olan, ezanla kamet arasinda üç kisa okuyacak kadar, bir süre susmasidir. NK hâyelde de böyledir.

Aksam namazinda, ezanla kamet arasinda, fasila yapmanin lazim geldigi hususunda, görüs birligi vardir, Itâbe´de de böyledir.

Ancak bu fasilanin miktarinda görüs ayriligi vardir, Ebû Hânlfe (R.A.) ye göre müstehab olan: Ezanla kamet arasinda, ayakta durarak bir müddet sükût etmek ve sonra kamet getirmektir. Sükût miktari, Ebû Hajiîfe (R.A.) ye göre, üç kisa veya uzun âyet okuya¤cak kadardir.

Imâmeyn´e göre ise, ezanla kamet arasindaki fasila, hatibin iki hutbe arasinda, oturdugu kadar az bir müdder oturmakla olur.

Imâm Halvâni : «Ihtilâf, fasiin, hangi seklinin daha fazilet¤li oldugundadir. Hatta, Ebû Hantfe (R.A.) indinde, sayet müezzin oturmus ol .a, buda caiz olur; fakat efdal olan oturmamasidir, - tmâ-meyne g< ; ise, efdal olan oturmasidir.» buyurmustur. Nihâye´de de böyles r.

Ezan ile kamet arasinda duâ etmek müstehabtir. Sirâcül -Vehhâc´da "da böyledir

Müezzin, insanlarin haline bakarak onlarin, isi acele olan¤larinin ve zâif bulunanlarinin durumunu göz önüne alarak acele kamet yapar. Yoksa mahallenin baskaninin veya büyüklerinin hatm için, hemen kamet getirmez. Mi´râcü´d - Dirâye´de de böy¤ledir.

Müezzine lâyik olan, vaktin evvelinde ezan okumasi ve ihtiyaci olanin kazai hacetini yapmasi, abdest almakta olanin ab-destini tamamlamasi namaz kilanin namazini bitirmesi için vak¤tin ortasinda kamet getirmesidir. Tatarhâniyye´de de böyledir.

Kamet yapilirken içeri giren kimsenin, ayakta beklemesi mekruh olur. Bu kimse, oturur, ve müezzin «Hayya alel - felah» a gelince ayaga kalkar. Muzmarât´ta da döyledir.

Bir mescitte, müezzin ve imâmdan baska, cemaat da bu¤lunmakta ise, müezzin «Hayya´alel - felah» demeye baslayinca, imâm ve cemaat ayaga kalkar. Bu imamlarimizin üçüne göre de böyledir. Sahih olanda budur.

îmâm, mescidin disinda oldugu zaman, eger mescide safla¤rin bulundugu taraftan girerse, her safi ileri geçtikçe o saf ayaga kalkar. Semsül - eimme Halvâni, Serâhsî ve Seyhü I - Islâm Haher Zade bu görüse yönelmistir.

Eger, îmâm, mescide ön taraftan girerse, cemaat, imâmi gör¤dügü zaman, hep birlikte ayag kalkarlar:

Eger, imâm ile müezzin, ayni sahis olur ve mescidin içinde ka¤met yaparsa, kameti bitirmedikçe, cemaat ayaga kalkmaz.

Eger, mescidin disinda kamet etmis ise, bu imâm mescide gir¤medikçe, cemaatin ayaga kalkmiyacagi hususunda, âlimlerimiz it¤tifak etmislerdir.

îmâm, müezzin.«kad kameti´s - salâh» derken tekbirini alir. Seyhül -Imâm Semsü´l - eimmeti - Halvâni: «Sahih olan budur.» demistir, Muhiyt´te de böyledir. [11]

KARAHAN 15-Aralık-2009 01:59

Cevap: Büyük Hanefi Fikhi
 
Müezzine Icabet Etmek


Ezani duyan kimselerin, müezzine icabet etmesi gerekir icabet: Müezzin ne söylemisse, onu aynen tekrarlayip söylemektir.

Ancak, müezzin, «Hayya ale´s salâh» ^derken, dinleyen kimse¤nin (=lâ havle ve lâ kuvvete illâ billahi! - âliyyü´l- aziym) demesi ve «Hayya´ale´l - felah» derken ise, dinleyen kimsenin,

(Masaallahu kane ve matem yesa´e leni yekûn) demesi gerekir. Seralisî´nin Muhiyt´inde de böyledir. Sahih olan da budur. FetvâyI´ - GarâlVde de böyledir.

Keza, müezzin sabah ezamnda «es - salâiü hayrun mineln-

nevm» dedigi zaman da, dinleyen kimse, onun söyledigini aynen söylemez; (sadakte) veya (berarteî der. Serahsi´riin Muhiyt´inde de böyledir.

Yürürken ezam isitmis olan kimse için evla olan, bir müd¤det durmasi ve ezana icabet etmesidir. Gunye´de de böyledir.

Kamete icabet müstehabtir. Fesü´l - Kadir´de deböyîedir. Müezzin »Kad kameti s - salâh.» derken, dinleyen kimse der. Diger kelimelerde ise, ezanda oldugu gibi - söyledigi kemeleri aynen tekrarliyarak, müezzine icabet eder. Fetâvâyil - Gar-âib´- de de böyledir.

Ezan ve kameti dinleyen kimsenin, bunlarin arasinda ko¤nusmasi, icabetten baska bir seyle mesgul olmasi ve Kur´an-i Kerim okumasi uygun olmaz. Ezan ve kamet esnasinda, Kur´an-i kerim o-kumakta olan kimse için, münasip olan, okumayi kesip, ezan ve kameti dinlemek ve usulünce onlara icabet etmekle mesgul olmaktir. Bedâi´de de böyledir.

Kamet yapilirken, dua ile mesgul olmakta bir beis yoktur. Hulâsa1 da da böyledir.

Bir mescidde, birden çok müezzin oldugu zaman, onlar, tek tek ve biri digerini takiben ezan okurlar; cemaat ise, ilk okuyana icabet -eder. Küfâye´de de böyledir. [12]



3- NAMAZIN SARTLARI


1- Hadeslerden taharet. (=-abdesti olmayanin abdest almasi cünüb olanin gusletmesi),

2- Necasetlerden taharet. (—Her türlü pisliklerden temiz¤lenmek.)

3- Setrü´I - avret. (=Avret yerlerini örtmek.)

4- IstIkbâl-i Kible, (=Yönünü kibleye dönmek.)

5- Vakit. (Namazi vaktinde kilmak.)

6- Niyyet. (Kilinacak namaz için, usulünce niyyet etmek.)

7- Tahrime (=Namaza baslama (=iftitah) tekbirini al¤mak), Zahidî´de de böyledir.

Bu bab, namazin sartlarinin incelendigi, su dört bölümden me-dana gelmektedir.

1- Taharet ve setrü´i - avret,

2- Kendisi ile Avret Mahalli Örtülebilecek seyler,

3- Istikbâl-i Kible,

4- Niyyet, [13]



Taharet Ve Setrü´l Avret


Namaz kilan kimsenin, bedeninden, elbisesinden ve namaz Julacagi yerden, pislikleri temizlemesi farzdir. Zâhidî´de de böy¤ledir.

Temizlenecek olan bu pislik, suç, islemeden temizlenip giderilmesi mümkün olan ve namaza manî olacak kadar bulunan pisliktir.

Pisligin giderilmesi, avret mahallini, diger insanlara gös¤termeden mümkün olmuyorsa, o pislikle beraber namaz kilinir. Bir kimsenin, pisligi temizlemek için, avret yerlerini açmasi fâsikhk-tir, büyük bir günahtir. Bahru´r - Râik´.ta da böyledir.

Bedenin, disinda bulunan pislige i´tibar olunur; içte bulu¤nana degil. Hatta bir kimse gözlerini pis sürme ile sürmelemis olsa, gözlerini yikamak, o kimseye vacip olmaz. Sirâcü´I - Vehhac´da da böyledir.

Pislik, eger necâset´i galize ise, onun - dirhem miktarindan fazla olmasi halinde yikanmasi farzdir. Bu miktardaki necaseti, yi¤kamadan kilinmis olan namaz bâtildir.

Pislik, dirhem miktarinda ise, onu temizlemek de vacibtir. O-nunla kilinmis olan namaz ise caizdir.

Eger, pislik, dirhem miktarinda az ise, onu yikayip temiz¤lemek de sünnettir,

Eger pislik, necaset-i hafife ise, çok olsa bile, namazin ce¤vazina mâni degildir. Muzmarât´ta da böyledir.

Gücü yeten kimsenin, örtünmesi, (setrül - avret) namazin sihhati için sarttir. Serâhsî´nin Muhiyt´inde de böyledir.

Avret: Erkekler için göbegin altindan, dizkapagim geçene kadar olan yerdir.

Erkegin göbegi, imamlarimizin her üçüne göre de avret degil¤dir. Diz kapagi ise, hepsinin yaninda da avrettir. Muhiyt´te de böy¤ledir.

Hür olan kadinin, yüzü, elleri ve ayaklari hariç, bütün be¤deni avrettir, Mütüûn´da da böyledir.

Kadinin, basi üzerinde olan saçi avrettir. Uzamis olan sa¤çinda ise, iki rivayet vardir. Esahh olan kavle göre, o da avrettir. Hulasâ´da da böyledir, En sahih olan da buduv. Fakih Ebü´I - Leys de bu görüsü almistir. Fetavâ da bunun üzerinedir. Mi´râcü´d - Dirâye´de de böyledir.

Cariye olan kadin, erkek gibidir. Ancak, onlarin karinlari ve sirtlari da avrettir.

Bu hükme, ümmü veled, müdebbire ve mükâtebe gibi vasifli cariyeler de dahildir. Tebyin´de de böyledir.

Müstesat t=bir nev´i cariyeler) de, Ebû Hanife (R.A.) in dinde, mükâtebe gibidir. Zahiriyye´de de böyledir.

Hünsâ-i müskil, köle oldugu zaman, onun avreti cariyenin avreti gibidir. Sayet hür ise,, ona, bütün bedenini örtmesi emredilir. Sayet, göbegi ile diz kapagi arasini kapatir ve bu sekilde namaz kil¤mis olursa, bazilari: «O namazi iade eder» demisler; bazilari ise: «..iade etmez.» demisler. Sirâcü´I - Vehhac´da da böyledir.

Murâhika ( = dokuz yasinda olan, fakat henüz bulûga er¤mis olmayan kiz) çiplak veya abdestsiz namaz kilsa, ona bu nama¤zi yeniden kilmasi emredilir. Eger namazini bas örtüsüz kilmissa, namazi tamam sayili)-. Serâhsî´nin Muhiyt´inde de böyledir.

Setrül - avret, itifakla farz namazin disindaki namazlarda da farzdir.

Namazda, avret mahallini, baskalarina karsi kapatmak farzdir. Bu hususta ihtilâf yoktur.

Bütün âlimlerimize göre, bir kimsenin kendi nefsi için setri avret etmesi, farz degildir. Sâhân´da da böyledir.

Sadece bir entari ile namaz kilmakta olan bir kimse, en- yakasindan bakinca avret yerini görecek olsa, âlimlerim izin umumuna göre, o kimsenin namazi, bozulmus olmaz. Dogru olan da budur.

Bir kimse, temiz elbisesi oldugu halde, karanlik bir odada ciblak olarak namaz kilsa, namazi bil-icmâ caiz olmaz. Siracü´l -Vehhâc´da da böyledir.

Altini gösterecek kadar, ince bir elbise ile namaz kilmak caiz degildir. TebyhVde de böyledir..

Bir kimsenin, üzerinde bir entarisi bulunsa, o kimsenin üze¤rinde baska bir giysisi de olmasa, bu kimse secde ettigi zaman, hiç bir kimse avret yerini gormese; fakat, bir insan, o entarinin altindan bakacak olunca, onun avret mahallini görecek olsa, iste bu, (mah¤zuru olan) bir sey degildir. Az açiklik bagislanmistir. Çünkü, bunda zaruret vardir. Çok ve büyük açiklik, belvâ tzorunluk) degildir ve ba-gislanmarriistir. —Bir uzvun— dörtte biri ve daha fazlasi çok açik¤lik hükmündedir. Dörtte birden asagisi ise, az açiklik hükmündedir. Sahih olan da budur. Muhiyt´te de böyledir.

Esahh olan kavle göre, gerçekten, agir ve hafif avrette Ölçü, uzvun dörtte biridir. Hulâsa´d a da böyledir.

Dörtte birden az olan açiklik, tek uzuvda bulundugu vakit bagislanmistir. Eger, iki uzuvda olur veya bir uzuvda dörtte birden fazla açiklik bulunursa-veya avret olan uzuvlardan her birinde dörtte birden az olan yerler toplandigi zaman, bir azanin dörtte bi¤ri kadar olursa, bu hal, namazin cevazina manî olur. Ibni´l - Melek in Mecma´ Serhi´nde de böyledir.

Hatta, bir kadinin, kulaginin dokuzda biri ile, bacaginin do¤kuzda biri açilmis olsa, bu hal, onun namazina mani´dir. Çünkü, açilmis olan yerlerin toplami, kulagin dörtte birinden fazladir. Gun-ye´de de böyledir.

Bir kimsenin, namaz kilarken, avret mahalli açilirsa, onu hemen kapattigi takdirde, bil-icmâ´ namazi caiz olur.

Eger, o kimse, o açiklikla bir rükün edâ ederse, yine, bil-icmâ´, namazi fesâde gider.

Sayet, bu durumda, bir rükün edâ etmez de, o kadar zaman açik halde beklerse Ebû Yûsuf (R.A.) indinde, yine namazi fesada gider.

Imâm Muhammedi (RA.) ise, bu görüse muhalefet etmistir. îmâm-i A´zam Ebû Hanife (R.A.) ´den ise, bu hususta bir rivayet gelmemis¤tir. Gunye SerKI´nde de böyledir,

Bir cariye, bas Örtüsüz namaz kilarken azad edilse, hemen basini örter. Eger, basini hemen Örtmezse, namaza fesada gider. Eger basini örtmek için, ayni süre içinde, az bir amel (amel-i kalîl) isleyerek basini örtmüsse, namazi caiz olur. Serahsî´nin Mulnyt´inde de böyledir.

Burada, amel-i kalîl, onu bir elle tutmaktir. Siracü´l - Veh-hâc´da da böyledir.

Mu´teber olan,, basin örtüldügü esnada, bir elin kullanilma¤sidir. Keza, bir elle fakat bir hareketle bunu yapmak da böyledir. Sahih olan da budur. HUdâye´de de böyledir.

Husyelerin (erkegin yumurtalarinin) her biri, bir avrettir. Dübür de bir avrettir. Sahih olan da l?udür. IbnVI - Mdlek´in Mec¤ma´ Serhî´nde de böyledir.

Diz kapagi, uylugun nihayetine kadar bir uzuvdur. Hatta, bir adam, diz kapaklan açik ve fakat uyluklari kapali olarak namaz kusa, namazi sahih olur. Esahh olan da budur. Tecnîs´de de böyledir.

Kadinin topugu, dizi ile birlikte, bir tek "uzuvdur. IbnI´l -Meflek´iIn Mecma´ Serhi´nde de böyledir.

Göbekle kasik arasi da bir uzuvdur. Irade olunan, bütün be¤denin etrafinda olanlardir. Artik, onlardan birinin dörtte biri açilir¤sa, namaz fesada gider. Hulâsa´da da böyledir.

Sirt, karin ve gögüs, yalniz baslarina birer avrettirler. Ta-tarhâniyye´de de böyledir.

Yan, karna tabiidir. Gunye´de de böyledir.

Kadinin memesi, küçük olur ve gögüse yapisik bulunursa, iste o meme, kadinin göksüne tâbi´dir. Eger, meme büyük olursa, ö, yalniz basina bir uzuv´dur. Hulâsa´da da böyledir.

Bunlarin, herbirinin, yalniz baslarina avret olduklarina iti¤bar edilir.

Kulaklar da böyledir. Hatta, bir kadinin kulaklarindan birisinin dörtte biri açilmis olsa, bu kadinin namazi, bozulmus olur. Zâhidî´de de böyledir.

Bir kimse, giyecek elbise bulamazsa» namazini, ardugu yerde; rükû ve sücûdunu, imâ yaparak kilar. Veya, ayakta rükû, ve secdelerle kilar. Efidâl olan ise, önceki kavildir. Kâfide de böyledir.

Bu hüküm, gece olsun gündüz olsun; o kimse, evde olsun veya sahrada bulunsun, aynidir, degismez. Sahih olan da budur. Bahru´r-Râik´ta da böyledir.

Örtünmeye kudreti bulunmasindan maksad, namaz kilacagi elbiseyi giymenin, kendisi için mubah olmasi demektir. Esahh olan ise, kullanmasinin, üzerine vâcib olmasidir. Cevheretü´n - Neyyire´-de böyledir.

Çiplak bir kimsenin yaninda, elbisesi olan bir kimse bulun¤sa, ondan namaz kilmak için elbiseyi ister; sayet o adam ver¤mezse, namazini çiplak kilar.

ÇipJak namaz kilan kimse, namaz esnasinda, bir elbise bul¤mus olsa, o elbiseyi giyerek namaza devam eder. Tatarhâniyye´de de böyledir.

Elbise bulacagini ümid eden çiplak kimse, namazini, vaktin çikmasindan korkmayacagi vakte kadar tehir eder. Temiz yer bulma ümidinde olan kimsenin, tehir etmesi de böyledir. Gunye´de ide böy¤ledir.

Çiplak kimseler, namazlarim yalniz baslarina kilacaklarsa, bir¤birlerinden uzakta kilarlar,

Eger cemaatle kilacakîarsa, imâmi aralarina alip, onun etrafina otururlar; ayaklarini da kibleye dogru uzatirlar. erini, uyluklari¤nin üzerine korlar. Ve, namazlarini îmâ ile kilarlar. Eger, ayakta ve îmâ üe kiliyorlarsa, rükû1 ve secdeleri yaparlar. Fakat, oturduklari yerden kilmalari da caiz olur. Zâhidî´de de böyledir.

Hüccette : «Çiplak bir kimse, hasir veya yaygi bulursa, —çiplak olarak degil de— onlarin içinde namaz kilar» denilmistir. Keza, avret yerlerini, otla Örtmeye gücü yetenin de, öyle yapmasi ge¤rekir. Tatar-isâniyye´de de böyledir-

Çiplak bir kimsenin, çamura gücü yeterse, avret yerlerini onunla sivar. Ancak, o çamurun, —çikmayip^- üzerinde kalacagim bilirse, caiz olmaz; degilse olur. Üzerini,, agaç yapragi ile kapatmaya gücü yeten kimse gibi... Gunye´de de böyledir.

Bir kimse, iki avret mahallinden sadece jbirisini örtecek ka¤dar bir örtü bulsa, bazilari : «Onunla arka tarafini Örter; çünkü o, rükû´ hâlinde en fahis yerdir.» demisler; bazilari ise : «Onunla ön tarafini örter; çünkü o, kibleye yöneliktir.» demislerdir. Sirâçiil-Vehhâc´da da böyledir.

Erkeklerin, ipek elbise ile namaz kilmalari caiz degildir. Kadinlarin, ipek elbise ile namaz kilmalari ise sahihtir.

Sayet, bir erkek, ipekten baska giyecek bir sey bulamazsa, na¤mazini—çiplak olarak degil de— o ipek elbise ile.kilar. Fesü´1-Ka-cuVde de böyledir.

Bir kadin, ayakta namaz ;kildigi takdirde, avret mahallin¤den, namazina mani´ olacak kadar bir yer açilacak oldugunda, otu--rarak kilinca, böyle bir açilma olmayacaksa, o kadin, namazini otu¤rarak kilar. Tebyîn´de de böyledir.

Itâbiye´de : «Bir kimse, secdeye vardigi zaman, avret yer¤lerinin dörtte biri açiliyorsa, o kimse secdeleri terk eder.» denilmis¤tir. Tatarhâniyye´de de böyledir.

Erkegin, namazini, su üç elbise iie kilmasi müstehâbtir : Kamiys, gömlek), izâr belden asagi tutulan pestemal, don) ve imame (= sarik).

Fakat, erkek, tek bir elbise ile namaz kilsa da, o elbise, örtün¤meyi saglamis olsa, o kimsenin namazi, kerahatsiz olarak caiz olur.

Eger erkek, sadece izar´m içinde namaz kilmis olsa, bu da ke-rahatle caiz olur.

Kadina gelince, ona müstehab olan da, su üç elbise ile na¤maz kilmasidir : (Gömlek, izâr ve bas örtüsü.)

Kadinin, basini ve bütün bedenini tamamen örten iki elbise ile ve hatta ayni sartlari tasiyan bir elbise ile namaz kilmasi da caiz olur. Serahsî´nin Muhiyt´inde de böyledir.

îki kisi, bir elbise içinde namaz kilmis olsalar, eger, onlar¤dan her biri, o elbisenin birer tarafi ile örtünebiüyorlarsa, namazlari caiz olur.

Keza, elbisenin bir kismi, uyuyan bir kimsenin üzerine atilmis olsa, bir kismi ile de namaz kilan kimse örtünmüs bulunsa, bu kim¤senin namazi da caiz olur. Cevheretti´n - Neyyire´de de böyledir.

Eger, bir kadinin, bedenini ve basinin dörtte birini örtecek kadar elbise olsa da, kadin, basini Örtmeyi terk etse, namazi caiz ol¤maz. Sayet, bu elbise, bedenden sonra basin dörtte birinden azim örtecek kadar olursa, onu örtmemek zarar vermez. Fakat, bu durumda efdal olan, mümkün olan kadarini örtmektir. Tebyîn´ de de böyledir.

Çiplak bir kimse, avret yerlerinden en küçügünün dörtte b; rine Örtecek kadar bir parça bulsa ve fakat onu örtmese,. namazi fâsid olur. Onu örterse, namazi fâsid olmaz.

Çiplak bir kimse, suyun içinde namaz kilsa, eger su bulanik ise, namazi sahih olur. Fakat, eger su berrak olurda, o kimsenin av¤ret yerlerini görmek mümkün olursa, namazi sahih olmaz. Vehhâc´da da böyledir. [14]



Kendisi Ile Avret Mahalli Örtülebilecek Seyler :


Dörtte biri temiz olan bir elbise bulabilen kimse, çiplak ola¤rak namaz kilsa, bu caiz olmaz.

Eger, teiniz yeri, dörtte binden az veya .tamami pis ise; bu du¤rumda, çiplak vaziyette oturarak ve ima ile namaz kilmakla; tamami pis olan bir elbisenin içinde, ayakta, rükû, ve süçud ile namaz kil¤mak arasinda muhayyer birakilan kimse için, efdal olan, pis elbise ile namaz kilmaktir. Kâfî´de de böyledir.

Bir adam, bogazlanmamis bir Iase derisinden baska bir sey bulamamis olsa, o adamin, o deri ile avret yerin örtmesi ve onunla namaz kilmasi caiz olmaz, Sirâcül - Vehhâc´da da böyledir.

Bir adamin yaninda, iki elbise olmus olsa da, her birinin üzerinde de dirhem miktarindan fazla necis bulunsa; bu durumda, o kimse, serbest birakilir. Çünkü, onlardan her birisinin dörtte bi¤rine pislik ulasmadikça, men´etme hususunda, ikisi de müsavi ol¤maktadir. Tebyîn´de de böyledir.

Namazin müstehabi, o iki elbiseden pisligi en az olani ile kilinmasidir. Hulâsa´rîa da böyledir.

O elbiselerden birine bulasmis olan kan, dörtte bir mikta¤rinda, digerine bulasmis olan kan da daha az ise, o kimse, kam az olan elbise ile namazim kilar; aksini yaparsa caiz olmaz.

Bulunan iki elbisenin her birinde kendi büyüklükleri nisbe-tinde dörtte birleri kadar pislik bulunsa; veya birindeki pislik daha fazla, mesela elbisenin dörtte üçü kadar olsa; fakat, bu elbise¤deki dörtte üç nisbetindeki pislik, diger elbisedeki dörtte bir mik¤tarina yetismese yani ondan daha az olsa, o kimse, bu elbiselerden hangisini isterse, onunla namaz kilar.

Sayet, o iki elbiseden birinin, dörtte biri temiz olsa da, digeri¤nin, dörtte birden azi temiz bulunsa, dörtte biri temiz olanla kilar-aksini yaparsa namazi caiz olmaz. Tebyîn´de de böyledir.

Kan, elbiselin dis tarafinda bulunsa da, iç kismi temiz ol¤sa; eger, o elbiseyi açmak mümkün ise, onunla namaz kilmak caiz olmaz. Ancak, namazi, o temiz olan kismin içinde kilmak caiz olur Çünkü, temiz elbise ile avret mahallini örtmek mümkündür. Onun bir tarafini kimildatinca, diger tarafinin hareket etmesi ile, etme¤mesi arasinda da bir fark yoktur. Serahsî´nftn Muhiyt´inde de böy¤ledir.

Elbisenin, iki tarafindan birim yere sermek mümkün ise, öyle yapilarak kilinan´.namaz caiz olmaz : Bu durumda, elbisenin diger tarafinin hareket edip etmemesi müsavidir. Hulâsa´da da böyledir.

Bu gibi meselelerde aslolan sudur :

Gerçekten, bir kimse, iki müsavi beliyye (= zahmet, mihnet) ile imtihan olursa, onlardan istedigini alir. Eger, aralarinda bir farklilik Olursa, onlardan, en ehven ve en kolay olanini seçer. Bah-ru´r-Râik´ta da böyledir.

Bir kimse, iki elbiseden, hangisinin temiz, hangisinin pis oldugunu ayiramazsa, arastirir; zann-i galibi ile namazini kilar. Namazi, pis elbise ile kilmis olsa bile zann-i galibi ile onu te¤miz sandigi için, namazi fasid olmaz´. SSrâciyye´de de böyledir.

Bir adam, bu durumda arastirma yapsa da, bir elbisenin temiz olduguna kanaat getirse ve o elbise ile ögle namazini kusa; sonra da arastirmasi sonucu, diger elbisenin temiz olduguna ka¤naat getirse ve bu elbise ile de ikindi namazim kilsa, bu kildigi ikindi namazi fasiddir.

Yaninda, iki elbisesi bulunan bir kimse, bu elbiselerden, han¤gisinin pis oldugunu bilmeyerek onlardan biri ile Ögle namazini, sonra da, digeri ile ikindi namazini kusa; ögle namazini kildigi el¤bise ile aksam, ikindi namazini kildigi elbise ile de, yatsi namazim kilmis olsa; daha sonra da, bu elbiselerin birinde, dirhem mikta¤rindan fazla necaset görse; fakat, birinci elbise (yani, ögle ve ak¤sami kildigi) ile ikinci elbiseyi (yani, ikindi ile yatsiyi kildigi) bir¤birinden ayiramazsa; bu durumda, kilmis oldugu ögle ile aksam na¤mazlari caiz, ikindi ile yatsi namazlari ise, fasiddir.

Keza, bir adam, arastirmasi sonucu olarak, ög!e namazini birinci elbise iJe, ikindiyi ikinci elbise ile; aksami birinci elbise ile ve yatsiyi da ikinci elbise ile kilsa; ögle ile aksam namazlari, sa¤hih; ikindi ile yatsi namazlari ise fasiddir, Imâm Serahsî´de, böyle-zikretmistir. Hulâsa´da da böyledir.

Bir kimse, bir beze bürünerek veya çar (çarsaf) giyinerek namaz kiîsa ve bu esnada onun, iki tarafindan birisi pis olsa ve o pis olan tarafda yerde bulunsa; eger, namaz kilanin, hareket edip kimildamasiyle, o pis tarafda hareket ediyorsa, o adamin namazi, caiz olmaz; eger hareket edip kimildamiyorsa namaz, caiz olur.

Bir kimse, kendi zannina göre, pis olan bir elbise ile na¤maz kildiktan sonra, o elbisenin temiz oldugu açiga çiksa, kildigi namaz caiz olmustur. Muhiyt´te de böyledir.

Çiplak olan kimsenin yaninda, hem ipek bir elbise, hem de dirhem miktari pis olan bez bir elbise bulundugu zaman, nama¤zini ipek elbise ile kilar. Hulâsa´da da böyledir.

Namaz kilan bir kimse, namaz içinde, elbisesinde dirhem¤den az miktarda pislik görmüs oldugundan; vakitte genislik olur¤sa, efdal olan, o pisligi yikayip namazina devam etmesidir.

Fakat, eger cemaatle namaz kilmayi kaçirmasina ragmen, bas¤ka yerde cemaat bulacak olursa,.yine öyle yapar. (Yani, pis elbiseyi yikar ve sonra baska cemaate gider.)

Sayet, bu pisligi yikamasi halinde, cemaat bulamayacagindan veya vaktin çikacagindan korkarsa, namazina devam eder. Zehiy-re´de de böyledir.

Söyledigimiz bu durum, kisinin, namazda oldugu vakittir. Eger namazda oImaz fakat, o pisligi yikayana kadar, cemaatin, na¤mazi tamamlayacagindan korkuyorsa yikama isini birakip, o hali ile cemaatle namaz kilmasi, daha evladir. Hulâsa´da da böyledir.

Bir kimse, elbisesinde, dirhem miktarindan fazla necaset-i galîza bulur da, onun, ne zaman bulastigini bilemezse; bil - icmâ, o kimsenin, önce kildigi namazlardan hiç birini iade etmesi gerek¤mez. Esahh olan da budur. Serahsî´nin Muhiyt´inde de; Cevheretü´n- Neyyire´de de böyledir.

Bir kimse, tâbi oldugu imâmin elbisesinde, dirhem mikta¤rindan az, necaset görmüs olsa; eger, o muktedînin (imâma uyan kimsenin) mezhebine göre, az necaset namaza mani olmayip imâ-mm mezhebine göre, bu miktar necaset, namaza mani olur. Ve imâm da, elbisesinde, o necasetin oldugunu bilmeyerek namaz ki¤liyorsa, muktedînin namazi caiz olur; imâmin namazi caiz olmaz. Eger mezhebleri, söyledigimizin aksine ise, ikisi hakkindaki hüküm de söyledigimizin aksinedir. Yani, muktedînin namazi caiz degildir; imâmin namazi ise, caizdir. Fetâvâyl Kâdîhan´da da böy¤ledir.

Nusayr : «Biz, bu görüsü aliriz, demistir. Fetâvâyi Kâdi-hân´da da böyledir.

Hem mestlerin hem de elbisenin üzerinde, dirhem mikta¤rindan az pislik bulunsa, fakat bu pislikler bir araya getirildikleri zaman, ctjrhem miktarini geçecek olsa, bu hâl, namazin cevazina manî olur.

Namaz kilan kimsenin, elbisesinin ayri ayri yerlerinde bulunan necaset, toplandigi zaman dirhem miktarini geçerse, yine, bu du¤rum, namazin cevazina mâni´ olur. Hulâsa´da da böyledir.

Tek kat bir gömlekle namaz kilan bir kimsenin, bu göm¤leginin üzerinde bir dirhemden az pislik bulunsa ve bu necaset de, gömlegin diger tarafina nüfuz ettiginde, bu iki tarfta bulunan ne¤casetin toplami, bir dirhemden fazla gelse, yine, namazin cevazina maniî olmayacagi söylenmistir. Çünkü, bu, tek elbisedeki daginik necaset gibi degildir.

Bir kimse, iki kat elbise ile namaz kilmis olsa ve bu elbi¤selerin her birinde, dirhem agirligindan az necaset bulunsa; bun¤lar toplaninca, dirhem miktarindan fazla olursa, namaz caiz olmaz.

Bir kimse, astarli bir elbise ile namaz kilsa da, necaset, as¤tarin bir yüzüne bulasarak ikinci yüzüne de geçse; Imâm Ebû Yû¤suf (R.AJ ´a göre, bu, bir elbise gibidir; namaza mâni´ olmaz. Imâm Muhammed (R.A.)´e göre ise, namaza manî olur. Ebû Yûsuf (R.A.) ´m sözü, genisliktir. Imâm Muhammed (R.AJ ´m sözü ise, ihtiyata daha uygundur. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.

Bir kimse, üzerinde, bulunan bir dirhem pislikle namaz kilsa ve o necaset de diger tarafi pislendirmis olsa; muhtar olan görüs, bunun, namaza mani´ olmayisidir. Sahih olan da budur.

rünkü, bunlarin hepsi, tek bir dirhemdir. Fetâvâyi Kâdîhan´da da böyledir.

Bir kimsenin namaz kilacagi zaman, burnunu koyacagi yer is, ainim kovacagi yer temiz olursa, —ihtilafsiz olarak namazi caiz olur.

Eger, burnunun da, alninin da veri, necis olursa, bu durum hakkinda, ez - Zendûyesti, Nazm´inda : »Ebû Hanîfe (R.A.) alni¤nin haricinde burnu üzerine secde etti ve namazi caiz oldu. An¤cak, eeer-alninda bir özrü yoksa, îmâmeyn´e göre namazi caiz ol¤maz.; ancak, özrü olursa, o zaman caiz olur.» demistir. Muhiyi´tr de böyledir.

Hiç bir özrü yokken, alninin ve burnunun geldigi yer necis olur ve bu iki uzvunun ikisi üe de secde ederse, namazi caiz olmaz. Serahsî´nin Miihryt´inde de böyledir.

Eger necaset, namaz kilan kimsenin ayaklarinin altinda ise, namaza mani´dir. Vecîzil - Kerderî´de de böyledir.

Ayaklarini koyacagi yerin tamami-pislik olanla, ellerini ko¤yacagi yerin tamami pislik olan kimselerin durumlarinda, bir ayri-hk, farklilik yoktur.

Bir kimsenin, ayaginin birini koyacagi yer temiz, digerini koyacagi yer de pis olur ve fakat bu kimse iki ayagini da yere koy¤mus bulunursa, âlimler bu sahsin durumu hakkinda ihtilaf etmisler¤dir. Fakat, bu durumda esahh olan, gerçekten o kimsenin namazi¤nin caiz olmayacagidir.

Bir kimse secde ederken, ellerinin ve dislerinin altinda necaset olursa, o necaset, namazi ifsad etmez. Zahiru´r - rivâye bu¤dur.

Fakîh Ebû´I-Leys ise; bu durumun, namazi ifsad edecegi görüsünü seçti ve Uyun da bunu sahihledi. Sirâcü´l - Vehhâc´da da böyledir.

Bir kimse, temiz bir yer (toprak) üzerinde namaz kildigi ve oraya secde ettigi zaman, elbisesi, üzerinde kuru necaset olan on- yere dokunsa, veya pis bir elbiseye degse, o kimsenin namazi caiz olur. Muhiyt´tc de böyledir.

Namaz kilan kimsenin, her iki ayaginin altinda, dirhem agirligindan az necaset olur da> bunlar toplandigi zaman, dirhem miktarindan çok olursa; gerçekten bu pislik, namazin cevazina ma¤ni´ olur- Fetâvâyi Kâdîhân´da «Elbiseye isabet eden necaset» bölü¤münde de böyledir. Muzmarât´ta da : «muhtar olan budur» denil¤mistir.

Itâbiyye´de : «Secde yerinde ve ayaklarin yerlerinde bulu¤nan necaset, toplandigi vakit, bir dirhem agirligindan fazla olursa, namaz caiz olmaz.» denilmistir. Tatarhâniyye´de de böyledir.

Namaz kilan kimsenin, elbisesinde bir dirhemden az ve ayaklarinin altinda da yine bir dirhem agirligindan az necaset oi-dugu vakit, bunlar toplandiklari takdirde dirhem miktarindan çok olsalar bile toplanmazlar. Hulâsa´da da böyledir.

Namaz kilan bir kimse, namaza temiz yerde durup, sonra pis olan bir yere gitse; sonra da yine temiz olan yere dönsej eger temiz olmayan yerde, en kisa bir rüknü edâ edecek kadar .durma¤mis ise, namazi caizdir. Aksi taktirde, namazi caiz degildir. Fetâvâ-yii Kâdîhân´in «Elbiseye ve bir yere isabet eden necaset» bahsinde de böyledir.

Bir kimse, necîs bir yerde namaza baslamis oîsa da, sonra temiz olan bir yere geçse, o kimse, necis olan o yerde, namaza bas¤lamis sayilmaz. Hulâsa´da da böyledir.

Bir kimse, egerinin üzerinde kan ve kazurat gibi bir pislik olan hayvanina binmis olarak namaz kilsa; eger, pislik dirhem mik¤tarindan agir ise, namazi fasid olur. Sahih olan da budur. Serahsî´-nin Muhiyt´inde de böyledir.

Bir kimse, her hangi bir yerinde necaset bulunan bir sergi¤de (hasirda, bezde ve benzeri seylerin, üzerinde) namaz kilsa, eger o pislik, ayaklarinin altinda veya secde ettigi yerde degilse; bu ne¤caset» o kimsenin namazini edâ etmesine maniî degildir. Serginin büyük veya küçük olmasi da müsavidir. Muhtar oîan görüs de bu¤dur. Hulâsa´da da, Sîrâcü´l - Vehhâc´da da böyledir.

Hüccet´de : «Bir yere necaset bulasmis olsa da nereye bulas¤mis oldugu kesin olarak bilinmese; arastirilir. Böyle bir durumla karsilasan kimse, arastirmasi sonucu, kalben, temiz olduguna kanaat ettigi yerde namazini kilar.» denilmistir. Tatarhâniyye´de de böyledir.

Bir çarsafin üzerinde veya çarsafin serili bulundugu seyin üzerinde, necaset olsa; bunlarin üstünde namaz kilmak caizdir. Fa¤kat, bu durumda, bunlarin birbirlerine dikilmis veya yapistirilmis olmamalari gerekir.

Ancak, Imâm Muhammed (R.A.)´e göre, bunlar, birbirlerine dikilip yapistirilmis olsalar bile, üzerlerinde namaz kilmak yine caizdir. Çünkü, dikilmekle veya yapistirilmakla onlar, tek bir örtü veya tek bir elbise olmus olmazlar.

Imâm Ebû Yûsuf (R.A.)´a göre ise, bunlarin üzerinde namaz kilmak caiz olmaz. Ebû Yûsuf (R.A J´m görüsü, ihtiyata daha yakin¤dir. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.

Yas olan necasetin üzerine, bir bez atilarak namaz kilin-sa, eger sahan altligi gibi genisliginden iki bez yapmak mümkün olursa, Imâm Muhammed (R.A.)´e göre, bunun üzerinde kilinan namaz caiz olur. Fakat, sayet iki bez yapmak mümkün degilse; na¤maz da caiz olmaz.

Pislik kuru oldugundan, bu örtünün üzerinde namaz kilmak, namaz kilacak sahsa, uygun ve güzel görünürse, namaz kilmasi caiz olur.

Fetvalarda : «Eger, bez iki kat ise, alti temiz olmasa bile, bezin üstü temiz oldugu zaman, o bezin Üzerinde, namaz kilmak caizdir.» denilmistir. Mübtegî´de de böyledir.

Ayaginda, ayakkabisi veya çorabi oldugu halde, pisligin üzerinde durarak namaz kilan kimsenin, namazi caiz olmaz. Serah-sî´nin Muhiyt´inde de böyledir.

Bu durumda, ayakkabisini çikartip, onlarin üzerine basa¤rak namaz kilan kimsenin namazi ise, caiz olur. Ancak, yerinden kayarak, yakinma vardigi yerin, temiz olmasi gerekir. Kayip, aya-gm yanma gelen topragin, pis olmasi ile temiz olmasi müsavidir.

Iki yüzünden biri pis, biri temiz olan bir kiremidin, temiz tarafina durarak namaz kilan kimsenin, namazi caiz olur. Kiremit, ister yere dösenmis (sabit) olsun, ister igreti konulmus (tasinabi¤lir) olsun, fark etmez. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.

Imâm Muhammed (R..A.) ´e göre, altinda pislik bulunan bir degirmen tasinin veya bu durumdaki bir kapinin veyahut ayni du¤rumdaki kahn bir yayginin veyahut da içi pis disi temiz olan bir seyin üzerinde namaz kilan kimsenin namazi caiz olur.

Seyh Ebû Bekr el - Iskâf da bununla fetva vermistir. Tercihe elverisli olan da budur. Muhiyt´te de böyledir.

Keçe ve kaim tahta da böyledir. Yani, alfi temiz olmasa bile bunlarin üst taraflarinda namaz kalmak caizdir. Hulâsa´d a da böyledir!

Bir kimse, üzerinde necaset bulunan bir yerde namaz ki¤lacak olsa, kildigi namazin caiz olmasi için, o yerin üzerine, çok miktarda toprak olmasi lâzimdir.

Toprak attiktan sonra, eger, kokladigi zaman alttaki necase¤tin kokusu geliyorsa, o toprak azdir; sayet, koklayinca alttaki ne¤casetin kokusu gelmiyorsa, o toprak çoktur. Tatariiâmyye´de de böyledir.

Serili bir bezin üzerinde necaset oldugu zaman, pislik bu¤lunan yerin üzerine toprak atilarak, üzerinde namaz kilinmasi caiz olmaz. Sirâcü´I - Vehhâc´da da böyledir.

Bir kimsenin, gömleginin yakasini, pislik bulunan bir ye¤rin üzerine sererek, onun üzerine secide etmesi caiz olmaz. Sahih olan budur. Tatarhâniyye´de de böyledir.

Bir kimse, palto, pardesü gibi astarli olan bir cübbe ile na¤maz kilmis olsa, sonra da, onun içinde Ölmüs ve kurumus bir fare bulsa; eger, cübbede delik veya yirtik var ise farenin yeni girmis oldugu düsüncesi ile üç günlük namazim yeniler. Sayet, delik ve yirtik gibi bir sey yok ise, o cübbe ile kilmis oldugu bütün namaz¤lari iade eder. Sirâcü´I - Vehhâc´da da böyledir.

Cebinde, sari kismi bozuldugu için kan haline, dönüsmüs olan veya içinde ölü civciv bulunan bir yumurta oldugu halde na¤maz kilan kimsenin, kildigi bu namaz caiz olur. Fetâvâyi Kâdîhân´-da da böyledir.

Nisab´da : «Içinde idrar bulunan bir sise, cebinde oldugu halde namaz kilan kimsenin, namazi caiz oîmaz. Sisenin, tam dolu olmasi ile olmamasi aynidir. Çünkü bu idrarla, sisenin ma´deni ayni degildir; ayni zannedilecek bir sey de degildir. Fakat, bozuk yu¤murta bunun hilafinadir. Çünkü, o bozukluk önün madenindendir. ve onunla aynidir. Fetva da bunun üzerinedir.» denilmistir. Muzma-rât´ta da böyledir.

Sirtinda, elbisesi çok kanli bir sehîd tasiyan kimsenin, bu durumda, yani sehîd sirtinda iken kildigi namaz sahih olur. Fakat, bu kimse, sirtinda sehidin kendisi degil de kanli elbisesi oldugu halde namaz kilmis olsa, bu namazi caiz olmaz.

Bir kimse, cebinde sag bir civciv oldugu halde namaz kilsa, namazi tamamlayinca da, o civcivin öJmüs oldugunu görse, eger o civcivin namaz kilarken öldügü hususunda zann-i galibi bulunursu. kildigi namazi iade eder. Fakat, bu hususta galip zanm olmaz ise. o namazin, iadesi lazim gelmez. Hulâsa´da da böyledir.

Bir kimsenin, cebinde, agirliklari toplami bir dirhemi ge¤çen çekilmis insan disleri bulunarak namaz kilmasi caizdir. Zahi-rü´r - rivaye üzerine, âlimlerimiz arasinda bu hususta görüs ayriligi yoktur. Sahih olan da budur. Çünkü, insan oglunun disleri temizdir. Kâfî´de de böyledir.

Bogazmdaki gerdanlikta köpek disi bulunan bir kimsenin, onunla namaz kilmasi caiz olur.

Bir kimse, üzerinde fare, kedi veya yilan bulunarak namaz kilmis olsa, namazi caiz olur. Fakat bu kimse günahkâr olur.

Üzerinde, artigi temiz olan bir hayvan bulunan bir kimse¤nin kildigi namaz caiz olur.

Fakat cebinde, tilki, köpek veya domuz yavrusu oldugu halde namaz kilan kimsenin namazi caiz olmaz. Çünkü, onlarin ar¤tigi necistir. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.

Namaz kilan kimsenin elbisesinin etegine, üzerinde nama¤za mani olacak kadar necaset bulunan ve kendiliginden tutunami-van bir çocuk konmus oldugunda; eger, bu çocuk, bir rükün eda edecek kadar durmus olursa, o kimsenin namazi fasid olur. Bu mik¤tar durmamissa, namazi fasid olmaz.

Bu durumun aksine, kendiliginden rutunabilen bir çocuk, da¤na uzun müddet durmus bile olsa, namazi ifsad etmez.

Pislenmis olan bir güvercinin, namaz kilan kimsenin üze¤rine konmasi halinde de hüküm yine aynidir. Hulâsa´da da böyle¤dir.

Sirtinda, abdestsiz veya cünüp bir kimse bulundugu halde namaz kilan kimsenin, kildigi namaz caizdir. Sirâcü´l - Vehhâc´da da böyledir. [15]

KARAHAN 15-Aralık-2009 01:59

Cevap: Büyük Hanefi Fikhi
 
Dokuz Yerde Namaz Kilmak Mekruhtur :


1- Yol üzerinde,

2- Deve agillarinda,

3- Çöplüklerde,

4- Deve bogazlanan yerlerde,

5- Diski atilan gübreliklerde,

6- Gusledilen yerlerde

7- Hamamlarda,

8- Kabirlerde ye

9- Kabe´nin üzerinde namaz kilmak mekruhtur.

Ot, hasir, yaygin ve kalmis hasir üzerinde namaz kilmakta bir beis yoktur. Fetâvâyi Kâdihân´da da böyledir.

Basinin üstünde pislenmis bir elbise asilmis olan kimse, namaz kilarken ayaga kalktigi vakit; bu pis elbise, omuzlarinin üze¤rine gelir ve bu durumda namazin bir rüknünü eda ederse, o kim¤senin namazi fasid olur.

Keza, namaz kilarken, üzerine pis bir elbise konan ve onunla bir rükün edâ eden kimsenin namazi da fasid olur. Hulâsa´¤da da böyledir.

Baskasinin elbisesinde, dirhem miktari pislik gören bir kimse, eger, kalbinde «ben bunu söylersem bu sahis elbisesini te¤mizler» diye bir duygu varsa, derhal haber verir.

Sayet, kalbinde, «o kimsenin kendisinin sözüne iltifat etmi-yecegi -duyusu varsa, bu durumda, o kimsenin haber vermemesi için bir genislik, bir ruhsat vardir, Emr-i ma´rûf bunun üzerinedir. Fetâvâyi Kâdihân´da da böyledir.

Imâm Serahsî ise : «Emr-i ma´rûf mutlaka vacibiir. Böyk" bir ayirim yoktur.» demistir. [16]



Istikbâli Kible (Namazda Kibleye Dönmek)


Farz, vâcib ve nafile namaz kilan, tilâvet secdesi yapan, ce¤naze namazi kilan kimselerden hiç birisinin, bu namazlarin edalari ve kazalari esnasinda, kible istikametinin disinda baska bir yere dönmeleri caiz olmaz. Ancak, kible istikametine dönerler. Sirâcü´l -Vehhâc´da da böyledir.

Mekke´de bulunanlar için kible, bizzat Ka´be´dir. Bu hu-hususta ulemanin ittifaki vardir. Ka"be´nin, bizatihi kendisine dön¤meleri lazimdir. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir,

Mekke sehrinde namaz kilan kimse ile Ka´be arasinda, du¤var gibi bir hâilin olmasinda veya olmamasinda bir fark yoktur. Tebyîn´de de böyledir.

Evinde namaz kilan bir Mekkelinrn, namazi, tam Ka´be´ye dönerek kilmasi gerekir. Hatta, o kimse ile Ka´be arasindaki du¤varlar kaldirilacak olsa, Ka´be´nin, o adamin karsisina çikmasi ge¤rekir. Kâfi´de de böyledir.

Bir kimse, Ka´be dahilinde, yüzünü Hâtim´e çevirerek na¤maz kilmis olsa, o kimsenin namazi caiz olmaz. Muhiyt´te de böy¤ledir.

Mekke´nin disinda olan kimse de, yönünü, Ka´be cihetine çevirir. Ammenin görüsü budur. Sahih olan da budur. Tebyîn´de de böyledir.

Ka´be ciheti isaretle bilinir : Sehirlerde isaret ve köylerde alâmet mihrablardir. Sahralarda deül ile yildizlardir. Fetâvâyi Kâ¤dîhân´da da böyledir.

Istikbâl-i kiblede mu´teber olan sekil : Kâ´be binasinin di sinda, beytin mekanina (Kabe´nin yerne dogru) dönmektir.

Fetâvâyi Huccet´de : «Kabe´nin bulundugu yere dönmek, derin kuyularsa, yüksek daglarda ve Ka´be´nin disinda da caizdir. Çünkü Ka´be, yedi kat yerin altindan, yedi kat semanin üstüne, tâ arsa varincaya kadar Ka´be´nin hizasidir.» denilmistir. Muzmarât´ta da böyledir.

Ka´be´nin içinde veya daminda namaz kilan bir kimse, na¤maz kilarken, hangi tarafa dönmüs olursa, olsun kildigi namaz caiz olur.

Bir kimse, Ka´be´nin duvarinda namaz kilmis olsa, eger yü¤zü Ka´be´nin tavanina dönük olursa, namazi caiz olur; degilse caiz olmaz. Muhiyt´te de böyledir.

Yatalak bir hastanin, kibleye dönmeye gücü yetmez ve yö¤nünü döndürecek bir kimse de bulunmasa, o yatalagin, yüzünü, iste¤digi tarafa çevirmesi caiz olur. HuIâsa´da da böyledir.

Keza, bu kimsenin, yüzünü Kible´ye çevirecek birisi bulunsa fakat döndürülmek hastaya zarar verecek olsa; bu kimsenin yüzü¤nü, isledigi tarafa çevirmesi caiz olur.ZahîrSyye´de de böyledir.

Korkan bir kimse, gücünün yettigi tarafa dönerek nama¤zini kilar. Burada korkmak, ister düsmandan ister yirtici hayvan¤dan, ister hirsizdan olsun müsavidir; aralarinda bir fark yoktur.

Kibleye döndügü zaman denizde bogulacagindan korkan kimse de, yönünü Kibleye çevirmeden namaz kilabilir.

Bir özür sebebi´iîe farz namazi veya özürsüz olarak nafile bir namazi, hayvan üzerinde kilacak olan kimse, de yönünü kibleye çevirmeden namaz kilabilir. Münyetü´l - Musafll´de de böyledir.

Gemide, farz veya nafile namaz kilmak isteyen bir kimse¤nin Kibleyedönmesi lâzimdir. Gemide bulunan bir kimsenin, yönünü istedigi tarafa çevirerek namaz kilmasi caiz, olmaz.

Kibleye dönüp, gemide namaz kilan bir kimsenin, yönü, gemi¤nin dönmesi ile kibleden ayrilmis olsa; o kimse, namaz içinde Kibleye dönerek namazim tamamlar. Serh-i Münye´de de böyle¤dir.

Kiblenin hangi tarafta oMugu hususunda süpheye düsen bir kimse, soracak bir kimseyi de bulamazsa, arastirir; kalbinin ka¤naat ettigi yöne dönerek namazini kilar Hidâye"de de böyledir.

Bu kimse, namazim kildiktan sonra, kible hususunda hatâ ettigini anlamis olsa bile, namazini iade elmez. Fakat, hatasini namaz esnasinda anlarsa, namaz içinde hemen kibleye dönerek namazini tamamlar. Zâhidi´de de böyledir.

Bir kimsenin yaninda, bulundugu yerin halkinda birisi ol¤dugu halde, ona sormadan fakat kible istikametini arastira¤rak namaz kilmasi caiz olmaz.

Bu durumda, yaninda kible istikâmetini sorabilecegi bir kimse bulundugu halde, ondan sormadan, kendi arastirmasi ile namaz kilan kimse, sayet kibleye dönmüsse namazi caiz olur. Fakat kibleye dönmemisse, namazi caiz olmaz Münyetü´l - Musallî´de de böyledir.

Saharda, kible istikameti hususunda süpheye düsen bir kimse, arastimasi neticesi, bir istikamet üzerinde kanaat hasil edip, o yöne yönelmis olarak namaza baslasa; sonra iki kisi gelip, kible¤nin baska tarafta oldugunu haber verseler, eger, o adamlar misafir (yo´cu) iseler, sözlerine iltifat edilmez.

Fakat haber veren o, iki kisi, o beldenin halkindan iseler, söz¤lerini kabul etmek gerekir. Aksi halde namaz caiz olmaz. Hulâsa1 da da böyledir.

Bir kimse, kible istikâmetini arastirir da, vardigi kanaatin haricinde bir yöne dönerek namaz kilarsa, bu namaz caiz olmaz. Hatta, kibleye isabet etmis olsa bile... Münyetü´l - Musallî´de de böyledir.

Bir kimse, kible oldugu hususunda süphesi bulunmayan bir yöne dönerek namazini kilmis, olsa sonra da, kible istikâmeti hususunda süpheye düsse, bu kimsenin kilmis oldugu namaz ca¤izdir.

Fakat, bütün kalbi ile, namazin fasid olduguna kanaat ge-Urmis olursa, namazi iade etmesi vacib olur. HuIâsa´da da böy¤ledir.

Bir kimseye, bu husustaki süphe namaz içinde «durdu¤gum kiblede gerçekten isabet yok» seklinde gelirse, o kimsenin, hemen kibleye dönmesi lazim gelir.

Fakat, bu sekildeki süpheye .ragmen, kibleye isabeti durmus oldugu açiga çikarsa, bu durumda, görüs ayriligi vaki olmustur. Sahih olan ise, o kimsenin kilmakta oldugu namazi bozup yeniden kilmasidir. Fetâvâyi Kâdihân´da da böyledir.

Kible istikâmetinde süphesi bulunan bir kimse, arastirir yapmaksizin namaz kilmaya baslamis ve namazin içinde de, kible istikametine isabet ettigi veya isabet etmedigi hususunda, kesin bir kanaate varip süphesi gitmis olsa, bu kimse kible istikame¤tinde namazina´ devam eder.

Eger, hatasi namazdan sonra meydana çikarsa, veya kible istikametinde, isabet edip etmedigi, hususunda hiç bir sey ortaya çikmazsa, o kimse, bu sekilde kilmis oldugu namazi iade eder.

Namazi bitirdikten sonra, kibleye isabet etmis oldugu ortaya çikarsa, namazi tamam olmus olur. Hulâsa´d a da böyledir.

Arastirma yapmis olmasina ragmen, kible istikâmetinin hangi taraf oldugu hususunda, hiç bir kanaat sahibi olmayan kimse için:

— «Bu kimse, namazi tehir eder.» denilmistir. Veya:

— «Dört tarafa da dönerek ayri ayri namaz kilar.» denil¤mistir. Veya:

— «Istedigi yöne dönerek namaz kilar.» dlnilmistir. Bahru´r -Râik´ta da böyledir. En isabetli olani ise, son kavildir.

Bu kimse, eger, bir yöne dönerek namaz kilarsa, kibleye isabet ettigi belli olunca, namazi caiz olur.

Isabet etmedigi, belTi olunca veya bir sey belli olmayinca, na¤mazini iade eylemez. Zahîriyye´de de böyledir.

Bir beldeye giren ve orada mihrablar gören bir kimsenin, kible istikametini arastirmasinda bir mana yoktur. Mihrablarin yö¤nüne durup namazini kilar.

Çölde olan bir kimse de, gece açik havada, yildizlara bakip kible cihetini tayin etme ilmini biliyorsa, arastirma yapmaz. Serah-si´nin Muhiyt´inde de böyledir.

Mihrabinin bulunmamasindan dolayi, kiblesi belli olmayan bir mescide giren bir kimse, arastirma yaparak namazini kilmis oîsa, sonra da hatasi meydana çikmis bulunsa, bu kimse, namazini iade eder: Çünkü o kimsenin kible istikametini sorma imkâni var¤di.

Bu kimse, arastirmasi soncu, kible istikametim .dogru tayin etmisse, namazi caiz olur. Fetâvâyi KâdÜhâii´da da böyledir.

Bu dununda, bu kimse, kibleyi sormus olsa da, haber ver memis bulunsalar; sonra da bu kimse, arastirma yapip namazini kilmis olsa sonradan hatasi açiga çikmis olsa bile bu kimse¤nin kilmis oldugu namaz caizdir. Serâhsfnin Muhkyt´inde de böyledir.

Karanlik bir gecede mescidde, kible istikametini arasti¤rarak namaz kilan bir kimse, daha sonra namaz kilarken kib¤le istikametine dönmemis oldugunu anlamis olsabüe, kilmis oldugu namaz caizdir. Çünkü, onun, kible istikametini sormak için, insan¤larin kapilarini çalmasi gerkmez.

Kiblenin istikametini arastirarak namaza baslamis olan bir kimse, bir rek´at kildiktan sonra, kiblenin baska istikamette oldugu kanaatine varsa, o tarafa dönerek ikinci rek´ati kilar. Sonra tekrar, kiblenin birinci rek´atta yöneldigi istikamette oldugu kana¤atine varirsa, bu durumda ne yapmasinin gerektigi hususunda, mesayih arasinda görüs ayriligi meydana gelmistir. Bazilari: «Bu kimse, namazi bozar ve birinci rek´ati kilmis bulundugu istikâmete dönerek yeniden kilar.» demislerdir! Bazilari ise : «...namazina bozmadan devam eder; ancak birinci rek´ati kildigi tarafa döner.» demislerdir. Fetâvâyî Kâdîhân´da da böyledir.

Kible istikametini arastirarak, çölde namaz kilmakta olan bir kimseye, kible istikametini arastirmamis olan.bis baska kimse, uymus olsa; eger, imam olan sahis, kible konusunda isabet etmisse, ikisinin de namazi caizdir.

Fakat, eger imâm kible konusunda isabet etmemisse, bu durum¤da, imâmin namazi caizdir; muktedînin namazi caiz degildir. Hulâ-sa´da da böyledir.

Mahpus oldugu için, Mekke´de kible hususunda süpheye düsen bir insanin yaninda, kibleyi sorabilecegi bir kimse olmasa; kible istikametini arastirip, namazini kilmis bulunsa; sonradan da —kible hususunda— hata etmis oldugu ortaya çiksa, Imâm Muham-med (RA.) ´e göre, bu kimsenin namazini iade etmesi gerekmez. En dogru kiyas budur. Ayni durum, Medine´de meydana gelmis olsa, hü¤küm yine aynidir. Zahîriyye´de de böyledir.

Kible cihetinde süpheye düsüp, arastirma ile bir rek´at namaz kilan kimse, ikinci rek´atte rey´i, o tarafa dönmüs oldugu için bu rek´ati de o tarafta kilmis olsa; hatta, (her rek´ati kildikça kibk jstikameti hususundaki kanaat ve) rey´ini degistirdigi için dört rek´ati, dört ayn istikamete dönerek kilmis olsa Imâm Muhammed (R,A.) den gelen bir rivayette, bu kimsenin namazi ´süphesiz caiz olur. Fetâvâyî Kâdûhân´da da böyledir.

Bir kimse, kible istikametini arastirmis olarak, bir yöne dönüp, bir rek´ati kildiktan sonra, rey´ ve kanaati baska bir yöne dönmüs~oldugu için, ikinci rek´atide o tarafa dönerSk kilmis olsa-fakat, bu arada, birinci rek´atin secdesini unutmus oldugunu ha¤tirlarsa bu kisinin durumu hakkinda, mesayih arasinda görüs ay¤riligi olmustur. Sahih olan kavil ise: «Bü kimsenin namazinin, fa-sid olmus oldugudur. Gunye´de de böyledir.

BIr kimse; arastima yaparak namaza baslamis olsa ve bil¤meyerek kible istikameti hususunda hata yapis bulunsa; sonra da, namazda hatasini anlayip yönünü kibleye çevirmis olsa; bu kimsenin namazi kilmaya basladigi zamanki halini bilen, baska bir kimse de, gelip ona uyarak namaz kilmaya baslamis olsa, bu durumda, namaza ilk baslamis olan kimsenin namazi caiz, ikinci sahsm namazi ise, fasid olur.

Kör bir adam, kiblenin aksi istikametine dönerek namaza baslamis olsa, baska bir adam da gelerek onun yönünü kibleye çevirerek ona uysa; eger, kör olan sahis, namaza baslayacagi vaki Kible istikametini sorabilecegi bir kimse buldugu halde, ona sor¤madan namaza durmus olursa; hem, îmâm olan kor sahsin, nem de kendisine cemaat olmus bulunan sahsin, namazi fasid olmus olur.

Fakat eger kör sahis, kible istikametini sorabilecegi kimseyi bulamamissa, kendisinin namazi sahih olur; ona uyan sansin na¤mazi ise, fasid olur. Fetâvâyî Kâdîhân´da da böyledir.

Karanlik bir gecede, karanlik bir evede bulunan kimseler, kible istikametinde süpheye düserek sorabilecekleri bir kimse de bulamasalar ve kible istikametine delil olabilecek bir alametde ol¤masa; veya bu sahislar, ayni1 sartlarla bir sahrada bulunuyor olsa¤lar; hepsi de, arastirma yaparak, ayn ayn istikametlere dönüp na¤maz kilmis olsalar; kibleye isabet etmis olsalar da, olmasalar da namazlari caiz olur.

Bunlar, bu namazi cemaatle kilmis olurlarsa; ancak, imâmdan ileri durmayan ve aynca, imâmin.kiblesine muhalif bulunmayanla-namazlari caiz olur. Aksi durumda olanlann, — cemaatle kil-malan halinde — namazlan caiz olmaz.

Bir cemaat, sahrada, kible istikâmetini arastirmis olarak namaz kilmis olsa, ve bu cemaat içinde, musbûk ve lâhik olanlar da bulunsa, imâm namazini bitirince, o ikisi ayaga kalkip, geçir¤dikleri rek´atleri kaza ederlerken, kiblenin, imâmin dönmüs oldu¤gu taraf olmadigi açiga çiksa, mesbûkun yönünü kibleye çevirip namazini tamamlama imkâni vardir. Lâhik içinse, bu imkân yoktur.

Tilâvet seödesi için de, ayni sekilde kible istikameti aras¤tirilir. Namaz kilacak kimsenin kibleyi arastirmasinin caiz oldugu gibi tilâvet secdesi yapacak kimsenin de kibleyi arastirmasi caiz¤dir. Sirâcül - Vehhâc´da da böyledir.[17]



Kâbede Kilinan Namazlar:


Kâ´be´nin içinde, farz olsun veya nafile olsun, namaz kil¤mak sahihtir.

Sayet, Kâ´be´nin içinde cemaatle namaz kilinacak olunursa, imâmin etrafinda daire olunur. Kimin sirti, imâmin sirtina veya yüzü imâmin sirtina jgeîmisse, onun namazi caiz olur. Yüzünü ima¤min yüzüne çeviren kimsenin namazi da caiz olur; fakat, bu du¤rumda, imâmla bu sahis arasinda, bir sütre bulunmazsa, namazi mekruh olur.

Fakat, bu durumda, akasini imâmin yüzüne döndüren kimse¤nin namazi caiz olmaz. Cevheretü´n - Neyyire´de ve Sirücü´I - VeH-hâc´da da böyledir.

Kâ´be içinde, cemaatle namaz kilinirken, imâmin saginda ve solunda bulunan kimselerden, imâmin yöneldigi duvara imâm¤dan daha yakin olmayanlarin namazlari caiz olur. ez - Zâd´da ve îmâm Serâhsî´nin Mebsut Serhi´nde de böyledir.

fi tmâm, Harem-i Serif de namaz kildirdigi zaman, insanlar Kâ´be´nin etrafinda halka olurlar ve imâmin kildirmakta oldugu namazi kilarlar.

Cemaatten her hangi biri, imâmin bulundugu tarafta olmamak sartiyle, Kâ´be´ye imâmdan daha yakin bulunsa bile, namazi caiz olur. Hidâye´de de böyledir.

îmâm, Kâ´be´nin içinde, cemaat de Kâ´be´nin etrafinda bulunsa; bu durumda, eger Kâ´be´nin kapisi açik olursa, namazlari caiz olur. Tebyin´de de böyledir.

Eger, bir kadin, imâmin hizasina durmus olur ve imâm da ona, imâm olmaya niyyet- etmis bulunursa; bu durumda, kadin, imâmin yönelmis oldugu tarafa dönmüs bulunursa, imâmin namazi fasid olur. Fakat, kadin baska tarafa^ yönelmis bulunursa, imâmin namazi fasid olmaz. ZahIrîyye´de de böyledir.

Kâ´be´nin içinde namaz kilian bir kimse, bir rek´ati bir ta¤rafa, diger rek´ati de baska bir .taraf a dönerek kilmis olsa, namazi caiz olmaz. Çünkü o kimse, zaruretsiz olarak, yakîni olan kibleden dönmüs olur. Bedai´de de böyledir. [18]



Namazda Niyyet


Niyyet, namaza girmeyi dilemektir.

Niyyetin sarti, hangi namazi kildigini bilmektir. Hangi namazi kildigini bilmenin en yakin delili îse; bu husus, kendisine soruldu¤gunda, o kisinin, hemen cevap verebilmesidir. Eger o kimse, düsün¤meden bu sorunun cevabim veremezse, namazi caiz olmaz.

Aslinda, itibar, bunun dil ile söylenmesine degildir. (Yani kal¤ben bilmesi kâfidir.) Fakat, dili ile de söylerse, bu hâî kalbinin azi¤metini topladigi için, daha güzel! olur. Kâfi´de de böyledir.

Kalbini hazirlamadan aciz olan kimsenin, bunu, dille söy^ lemesi de kâfi gelir. Zâhfcft´de de böyledir:

Nafile, sünnet ve teravih namazlari için, mutlak niyyet kâ¤fidir. Sahih olan da budur. Bu, açik bir cevap ve âlimlerin umu¤munun seçtigi görüstür. Tecnls´de de böyledir.

Teravih namazini kilarken, ihtiyata uygun olani, su se¤kilde niyyet etmektir: «Niyyet ettim teravih namazini kilmaya», diyerek, teravih namazi kilmaya veya «niyyet ettim vaktin sünnetSnt kumaya» diyerek, vaktin sünnetim klimaya veyahut da «niyyet etttm gecendh kiyamina» diyerek, geceyi ikame etmeye niyyet et¤melidir. Münyet&l - MusaUî´de de böyledir.

Sünnet namazlari kilarken: «Allah´in Resulüne uyarak na¤maz kilmaya, rüyyet ettim.» seklinde niyyet etmek, ihtiyata daha münasip olur. Zehiyre de de böyledir

Vacipler ve farzlar, mutlak namaz niyyeti ile edâ olunmaz¤lar; bu icmaen böyledir. Giyâsiye´de de böyledir.

Bunlarda, muhakak tayin yani hangi namazi kilacagim belirtmek lâzimdir. «Niyyet ettim bu günkü ögle namazinin fora¤na» veya »...Ikindi namazina», veyahut «...Vaktin Sanana», veyar hut da ...vaktin Ögle namazina», gibi... niyyet edilinSerhu´l - Mok-addiim´de de böyledir.

Sadece, «farza nflyyet ettim» demek kâfi gelmez. Fakat, bir kimse «...vaktin farzini kilmaya» diye niyyet ederse, cum´a hariç, bu niyyeti caiz olur. Cum´a gününden baska günlerde, Ögle vaktinde «vaktin farzina...» diyerek niyyet, caiz olur. Sahih olan da budur.

Vakti içinde kilinmis olan bir namazin, sadece, o vaktin farzi niyyetiyle kilinmasi caiz olur.

Fakat, bir kimse vaktân çiktigini bilmeden, vaktin farzi niyyeti ile — çikmis olan vaktin farzini — kilmis olsa, bu caiz olmaz. Si-râcü´l Vehhâc´da ida böyledir.

Fakat, bir kimse «bu günün Ögle namazina.» diye niyyet ederse, namazi kildigi zaman, vakit geçmis bile olsa, kildigi namaz caiz ölür. Bu, vaktin çikmasi konusunda, süphe tasimayan kimse içindir. Tebyîn´de de böyledir.

Cenaze namazinda «Allah için namaza, meyyit için duaya» diye niyyet edilir.

Bayram namazinda «Bayram namazini kilmaya», vitirde ise «Vitir namazini kilmaya» diye niyyet edilir. Zâhidî´de de böyledir.

Gaye isimli kitabta : Vitir namazinin vücubiyeti hususun¤da ihtilaf oldugu için, ona «vacib» diye niyet edilmez.» denilmistir. Tebyîn´de de böyledir

Adanmis olan tavaf namazini kilarken, nezredilmis olan namazin kilindigini, niyeytle belirtmek de sart kilinmistir. BahruV - Raik´ta da böyledir.

Niyyet ederken, rek´at adedini belirtmek sart kilinmamis¤tir. Serhul -yikâye´de de böyledir.

Bir kimse, bes rek´at diye miktar belirtmis olsa da, dört rek´at tamamlaninca oturmus bulunsa, bu namazi caiz olur. Çün¤kü, bes rek´at niyyeti bostur; bir deger tasimaz. MünyetüU - Musal-lî´de de böyledir.

Kabe niyyeti (Niyyet esnasinda kibleye döndügünü belirt¤mek) de sart degildir; Fetva da bunun üzerinedir. Muzrarât´da da böyledir.

Kaza namazlarinda, ta´yine (hangi namazi kilacagin» be¤lirtmeye) ihtiyaç vardir. Fesu´l Kadlr´dc de böyledir.

Kazaya kalmis namazlar çok oldugu zaman, bunlari kaza etmekle ugrasan kimsenin, kildigi kaza namazini, ögle, ikindi... gi¤bi hangi vakti kiliyorsa, onu belirtmesine ihtiyaç vardir, «...günün öglesi», «...günün ikindisi», seklinde niyyet edilir. Fetâvâyi Kâdî-liânVia da böyledir. Esahh olan da budur.

Bu kimse, sayet, isinde kolaylik istiyorsa, «üzerimde en ön¤ce (veya en sonra) kazaya kalan ögle namazini kilmaya...» diye veya buna benzer bir sekilde niyyet etmelidir. Fetâvâyi Kâdîhân -da da böyledir.

Bir kimse, basladiktan sonra bozmus bulundugu nafile bir namazi kaza ederken, niyyetinde, bu namazi kaza etmekte oldugu¤nu belirtmesi sarttir, Tebyîn´de de böyledir.

Bir kaza namazina niyyet edildigi esnada, «Cumartesi... namazina» diye niyyet edilse de, kazaya kalan namaz, Pazar gü¤nünün namazi veya durum bunun tersine olsa, bu hususta, ine-sayih ihtilaf etmistir;

Böyle bir durum, vakit namazlarinda caiz olur. Gunye´de de böyledir.

Bir kimse, farz namazi kilmaya baslasa da, sonra onu, na¤file zannetse ve nafile diye devam etse ve namaz bitene kadar da bu niyyetde olsa; kildigi bu namaz, farz namaz (olarak caiz) dir. Sa¤yet, is bunun aksine olmus olsaydi, hüküm de tersine olurdu. Yani, nafile diye baslanilan namaz, farz niyyeti ile bitirilmis olsa bile o namaz, nafile namazdir; farz namaz degildir. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.

Bir kimse, ögle namazina basladiktan sonra, nafileye niy¤yet eylese veya ikindi namazina veyahut kaza namazina veyahut da cenaze namazina niyyet edip baslamis olsa ve bu ikinci niyyetin-den sonra tekbir aîsa; ilk basladigi namazdan çikmis, niyyet edip tekbir alidigi ikinci namaza baslamis olur. Sayet, tekbir alma¤missa, tekbirsiz niyyetle Önceki namazdan çikmis sayilmayacagin¤dan, ilk baslamis oldugu namazi bitirmis olur. Tatarhâniyye´de de böyledir.

Bir kimse, Ögle namazindan bir rek´at kildiktan sonra, tek¤bir alir ve yeniden kalbinden ögle namazina niyet ederse, kalbi Ile niyyet ettiginden, kilmis oldugu ilk rek´at da caizdir. Fakat,

ikinci defa tekbir aldigi esnada dili ile, «niyyet ettim Ögle na¤mazina» diyerek niyyet etmisse ilk basladigi ögle namazi bozu¤lur ve ilk kildigi rek´at caiz olmaz. Hulâsa´da da böyledir.

Nafile için tekbir alan bir kimse, sonra, tekrar tekbir ala¤rak, bu ikinci tekbirle de farza niyyet etse, o kimse farza baslamis olur,

Yalniz basina namaz kilmakta olan bir kimsenin, namazi-nizLcaiz olmasi için, su üç seye, niyyet etmesi gerekir :

1- Namazi Allah için kildigina,

2- Hangi namazi kilmakta olduguna,

3- Kibleye dönmeye.

îmâm da, yalniz kilan kimse gibi niyet eder. îmâm olmak için, ayrica niyyet etmesi ihtiyâç degildir. Hatta, imâm olan kimse, «felan adama imâm olmamaya» niyyet etmis bulunsa da, o adam da, gelip bu imâma uymus olsa, bu bile caiz olur. Kâdîhân´da da böy¤ledir.

Fakat, bir imâm, kadinlar için, imamliga niyyet etmis ol¤mazsa, ona uyan kadinlarin, namazlari sahih olmaz. Muhiyt´te de böyledir.

îmâma uyan kimse de, yalniz kilan kimse gibi niyyet eder ve aynca imâma uymaya da niyyet eder. Çünkü, niyyetsiz olarak, imâma uymak caiz degildir. Kâdîhân´da da böyledir.

Imâma uyan kisinin «Imâmin basladigi ve kildigi namaza» veya «... ve imâmin namazina iküdâya» diye niyyet etmesi caiz olur. Keza, «baskasina degil ona iktidâya» niyyet etse bu da caiz olur. Esahh olan da budur. Mi´râcü´d IMrâye´de de böyledir.

Ancak, imâma uyan kimse, «imâmin farzina...» veya «imâmin namazina...» diye niyet etse, bu caiz olmaz. Tebyîn´de de böyledir.Bu hususta, efdal olan, imâm «Allahu Ekber» dedikten son-ra, «imâma uymaya» niyyet etmektir. Böylece, namaz kilan kimseye uymus olur. îmâm yerine durunca, ona iktida edilmis olsa, bu da caizdir. Alimlerimizin hepsi bu görüstedir. Fetva da buna göredir. Seyhu´l - Imâmü´z - Zaliid Ismail ve Hakim Abdurrahman el - Kâtib de bununla fetva vermislerdir. Kuvvetli olan da budur. Muhiyt´te de böyledir.

îmâmin, henüz namaza baslamadigim bilen bir kimse, «imâmin namazina» baslamaya niyyet etse, imâm namaza basladigi vakit, o adam da namaza baslamis olur. Muhiyt´te de böyledir.

Bir kimse, imâmin namazina baslamaya niyyet etmis olsa da imâm namaza basladi zaniii ile kendisi namaza baslamis bulun¤sa, bu kimsenin, o niyyeti caiz olmaz. Kâdîhân´da bu görüsü seçmis¤tir. Serhul - Münye´de de böyledir. îmânim, ögleyi mi, cum´ayi mi kildigini bilmedigi halde, bir kimsenin «imâmin namazina» niyyeti ile imâma uyarak kildigi namaz, imâm hangi namazi kilmissa, o namaz olarak caiz odur.

Fakat, imâma uymaya niyyet eden kimse, «imâmin namazi¤na)» niyyet etmese de, «ögle namazina» diye niyyet etse; eger, imâ¤min kildigi namaz, cum´a namazi olursa, bu durumda, o kimsenin niyyeti caiz olmaz.

îmâma uyan kimse, eger isin kolayim istiyorsa, «imâma uy¤maya ve onun namazini kilmaya» veya «imâmla birlikte onun kildi¤gi namazi kilmaya» diyerek niyyet etmesi münasip olur. Muhiyt´te de böyledir.

Cum´a namazi kilmak için imâma uyan kimse, ögle ve cu-ma´nin ikisine birden niyyet etse, bazi âlimler bunu caiz görmüsler ve iktidarim hükmü sebebi Üe cum´ayi tercih etmislerdir.

Bir kimse, imâma uymaya niyyet etmis olsa da, imâmin Zeyd mi Amr mi oldugunu hatrlamasa veya imâmi Zeyd olarak gör¤se, halbuki imâm Amr olsa, bu durumda da, o sahsin, imâma iktidâ-si caiz olur. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.Imama uyan kimse, imamin sahsini görse ve «ben, bu imâm olan Abdullah´a uydum» dese; veyahut da, imâmin sahsini görmese ve fakat «Ben mihrabda duran imâm Abdullah´a uydum» dese, imâm ise Abdullah degil de Ca´fer olsa; yine, o sahsin iktîdasi caiz olur.

Muktedî, Zeyd´e uydugu zaman, imâm, Amr ise, niyeti caiz olmaz. Tebyîn´de de böyledir.

Cemaat çok oldugu zaman, imâma uyan kimse için, en mü¤nasip yol, imâmi ta´yin etmemektir. (Niyyet esnasinda, kime uydu¤gunu belirtmemektir.

Cenaze namazinda da ölüyü tayin etmemek (niyyet esnasinda kimin cenaze namazini kilacagini belirtmemek) daha uygun olur. Zahîriyye´de de böyledir. [19]



Bilgi Durumlari Itibariyle, Namaz Kilan Kimselerin Dereceleri


Bilgi durumlari itibariyle, namaz kilan kimseler, su alti gruba ayrilirlar :

1- Namazin farzlarini ve sünnetlerini bildikleri gibi, farzin mânasini da bilen kimseler.

Bu kimseler, namazi kilmakla, gerçekten sevaba hak kazanirlar. Terketmeleri sebebi ile ide azaba müstehak olurlar.

Bu gibi kimseler, sünneti yapmakla da sevaba müstehak olur¤lar; sünneti terketmekten dolayi ise azap görmezler.

Bilgi seviyesi yüksek olan bu kimseler, «Ögle namazina», «ikin¤di namazina» veya «sabah namazina) niyyet ettikleri zaman, ne yaptiklarini bildiklerinden dolayi niyyetleri caiz olur.

2- Bazi kimseler de hangi namazin farz, hangisinin sünnet ol¤dugunu bilir ve farza.farz olarak niyyet eder; ancak, kildigi namaz¤daki f arzlarin, sünnetlerin neler oldugunu bilmez; iste bu gibi kim¤selerin de niyyeti (ve namazi) caiz olur.

3- Bir kimse, farza niyyet eder fakat farzin manasini bilmez¤se, o kimsenin niyyeti (ve namazi) caiz olmaz.

4- Bir kimse, diger insanlarin kildigi gibi farzlari ve nafilele¤ri kiliyor fakat farzlari nafilelerden ayiramiyor bulunsa, onun da niy¤yeti (ve namazi) caiz degildir.

5- Kildigi namazin, hepsinin de farz olduguna inanan kimse¤nin, namazi caizdir.

6- Bir kimse, Allahu Teâlâ´nm, kuÜarina bes vakit namazi farz kildigini bilmese fakat kendisi, bu namazlari vaktinde kiliyor olsa; bu sahsin kildigi namazlar da caiz degildir. Gunye´de de böyle¤dir. [20]

KARAHAN 15-Aralık-2009 02:00

Cevap: Büyük Hanefi Fikhi
 
Farz mi. Nafile ini Kildigini Bilmeyen Kimse:


Bir kimse, farzi nafileden ayirmayi bilmiyor ve kildigi na¤mazlarin hepsine farz diye niyyet ediyor olsa; kendisinden önce, mü-ekked sünnet olmayan ikindi, aksam ve yatsi gibi namazlarda, o kimseye uymak caiz olur. Sabah, ögle gibi, kendisinden önce, sün-net-i müekkede bulunan namazlarin hiç birisinde, bu kimseye ifcti-dâ eylemek caiz olmaz. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.

Niyyetin, namaza baslarken yapilmasinin efdal oldugu hu¤susunda, âlimlerimiz ittifak etmislerdir. Kâdîhân´da da böyledir,

Tekbirden önce niyyet etmek, tekbir esnasinda niyyet et¤mek gibidir. Ancak, niyyetle tekbir arasinda, namaza uymayan bir is yapmamak gerekir. Kâfî´de de böyledir.

Bir kimse, namazi kilmak için niyyet etse ve sonra da abdest alip mescide gitse ve tekbir getirip —önce niyyet ettigi nama¤za baslamis olsa, bu caizdir ve niyyetine bir zarar vermez.

Tekbîr aldiktan sonra niyyet etmek ise, âdetten degildir. Hulâsa1 da da böyledir.

Farzda Riya Olmaz:

Farz´da riya (gösteris´ olmaz, Hulâsa´da da böyledir.

Bir adam, Allah rizasi için namaza basladiktan sonra, kal¤bine riya duygusu girse, o namaz, basladigi hal üzeredir.

Riya diye, insanlarin yaninda namaz kiümayip da, görsünler di¤ye onlarin yaninda namaz kilan kimselerin haline denir.

insanlarin yaninda oldugu zaman, namazi güzel kilip, yalniz bulundugu zaman güzel kilmayan kimselere de, —ihsan hâriç na¤mazin aslî sevabi verilir. Miizmarât´ta da böyledir.

Bir kimse, ögle namazini kilmak için mescide girse ve imâ¤mi —tahiyyata— oturmus bulsa ve onun birinci oturusta mi, ikinci oturusta mi oldugunu da bilemese, hemen niyyet edip imâma uyar. Fakat, niyyet esnasinda, sayet : «îmâm birinci oturusta ise, ona uy¤dum, eger ikinci oturusta ise ona uymadim.» demis olursa, bu kim¤senin imâma iktidâsi, caiz olmaz.

Keza, bu durumda, bîr kimse «îmâm birinci oturusta ise farza, ikinci oturusta ise nafile kilmaya nîyyet ettam.» dese, o kimsenin farza iktidasi, caiz olmaz.

Bir kimse, mescide varsa ve kilinan namazin, yatsi namazi mi, yoksa teravih namazi mi oldugunu bilemese ve imama uyup niy-yet ederken de : «eger kildigi farz ise, ona uydum! teravih ise uyma¤dim.» dese, bu kimsenin namazi sahih olmaz.

Fakat, bu durumda, bu kimse :«Kildigi farz ise de, teravih ise de imâma uydum.» dese ve namazin teravih oldugu meydana çiksa, iktidasi sahih olur. TeciüVde de böyledir.

Bir kimse, mescide girdiginde, imâmi namaz kildirmakta iken görse ye kildiklari namazin yatsi namazi mi, teravih namazi mi oldugunu bilemese ve : «Eger yatsi ise iktida eyledim, teravih ise ik-tida etmiyorum.» dese; kilinan namaz ister yatsi olsun, ister teravih olsun, o kimsenin iktidasi sahih olmaz.

Fakat, bu durumda, bu kimse : «Yatsida Ise de, teravinde ise de imâma uydum.» demis olsa; kilinan namaz ister yatsi olsun, ister teravih olsun, bu sahsin iktidasi sahih olur. Hulâsa´da da böy¤ledir. [21]


4- NAMAZIN SIFATI


Namazin Farzlari


I - Namazin Farzi :


Namazin birinci farzi, tahrî-me (iftitâh tekbîri) dir.îftitah tekbiri, bize göre sarttir.

Hatta bir kimse, farzlar için .tekbir alsa, o tekbirle, nafile bir namazi eda edebilir. Ilidâye´de de böyledir. Fakat, böyle yapmasi, farz için aldigi iftitah tekbirini, selâmla tamamlamayi terk etmis ol¤dugu için, mekruh otur.

Fakat, bir farzin tekbîri üzerine, baska bir farzi bina etmek, bil - icmâ caiz olmaz.

Keza, nafile bir namazin tahrîmesi üzerine, farz bir namazi bina etmek de caiz degildir.

Bir kimse, üzerinde necaset bulundugu halde tekbir alsa da, tekbirden sonra o pisligi atmis bulunsa; veya, tekbir aldigi zaman, açik bulunan bir yerini kapatmis ve bunlari da amel-i yesîr ile yap¤mis olsa; veyahut da, zevalin belli olmasindan önce, tekbir almis olsa da, tekbir aldiktan sonra, zeval ortaya çiksa; veya yönü kiblede degilken tekbir almis olsa da, tekbirden sonra, yönünü kibleye çe-^ virmis bulunsa, bütün bunlar caizdir. Bahru´r - Râik´ta da böyledir. 0 Bir kimsenin, «Sübhanallah» diyerek veya «Lâ ilahe illailâh» diyerek baslamasi sahih olur; fakat evlâ olan, namaza «Allahu Ek¤ber» diyerek baslamasidir. Tefeyîn´de de böyledir.

Tekbîr´den baska bir lafizla, namaza baslanip, baslanama-yacagi hususunda, mesayih arasinda ihtilâf vâkiî olmustur. Bazilari; «Namaza, tekbirden baska bir lafizla baslamak mekruh olur.» de¤mislerdir. Esahh olan da budur. Zehiyre´de de, Muhiyt´te de böyle¤dir.

Imâmi A´zara Ebu Hanîfe (R.A.)´ye göre : «Bir kimsenin, Allahu ilâh", subhânallah, Jâüâhe illallah gibi, Allahu Teâlâ´mn isim¤lerinden birini, ta´zîm kasdi ile söyleyerek, namaza baslamasi caiz olur. Tebyîn´de de böyledir.

Keza, elhamdü lillah, Iâilâhe gâyrihû, tefcârekallâh lafizlari ile de, namaza baslanmasi caizdir. Muhiyt´te de böyledir.

Keza, Imâmeyn´e göre, bir kimsenin, Allahu ecsll veya Alla¤hu a´zam veya er-Rahmanu Ekber lafizlari ile de namaza baslamasi caizdir. Fakat, basta eceli veya a´zam veya ekber lafizlarini söyler ve bunlarin hemen akabinde AHah lafzini anmazsa, bu sifatlarla nama¤za baslamak bil-icma caiz olmaz. Cevheretü´n - Neyyire´de de, Sîrâ-cül Vehhâc´da da böyledir.

Keza, bir kimse, namaza baslarken «Allahumme» demis ol¤sa, fâkihlerimize göre, namaza baslamis olur. Hulâsa´da ve Fetevâyi Kâdîhân´da da böyledir. Esahh olan da budur. Muhiyt´te de böyle¤dir.

Bir kimse, sifati zikretmese de, sadece «Allah», er-Ral-man, er - Rab ve benzeri gibi, Cenab-i Hakkin isimlerinden birini zikretmis olsa ve bu isimîere de hiç bir sifat eklenmemis bulunsa, Imâm-i A´zam (R.AJ´a göre, bu kimse, namaza baslamis olur. Teb-yîn´de de böyledir. Sahih olan da budur.

Namaza, Allahu Teâlâ´nin sadece kendisine mahsus isimleri ile mi baslanir; yoksa, baskalarina da isim olmus bulunmalari itiba¤riyle müsterek bulunan isimleri ile de baslanabilir mi, hususunda âlimler arasinda çesitli görüsler ortaya çikmistir.

Bu hususta, zahir ve esahh olan, Allahu Teâlâ´nin isimlerinin her biri ile namaza baslanabilecegidir. Bu kavili, el-Kerhî de zikret¤mistir. Imâm Mergînânî de bununla fetva vermistir. Zâhidî´de de böyledir.

«Allahümme gfirlî» lafzi ile namaza baslanmasi sahih olmaz. Çünkü, bu lafiz, sadece tazim için degildir; bu lafizda, kulun ihtiyaci saibesi vardir. SerahsS´nin Muhiyt´inde de .böyledir.

EstegfiruIlah, eözübillah, mnâ lillah veya lâ havle ve lâ kuv¤vete illâ billâh veyahut da mâsâellan.lafizlari ile de namaza baslan¤mis olmaz. Muhiyt´te de böyledir.

Bir kimse, ta´zim kasdetmeden veya müezzine cevap ver¤mek niyyeti ile ve saskinlikla tekbir almis olsa; bu arada niyyet.de etmis bulunsa, bu tekbirle namaza baslamak caiz olmaz. Tatarhâniy-ye´de de böyledir.

BismIilâhirrahmânirrahîm lafzi, ile de namaza baslanmis olmaz. Tebyîn´de de böyledir..

AlSahu Ekfoer lafzi, basina bir istifham (soru) elifi getirile¤rek söylenmis olsa, bu sekilde namaza baslanmis olmayacagi husu¤sunda ittifak vardir. Siyrfîyye´den naklen Tatarhâniiyye´de de böyle¤dir.

Allahu Ekber lafzini, kâf-i fârisî ile Allahu Egber seklinde okumus oba, namaza baslamis olur. Muhiyt´te de böyledir.

Tekbir ile namaza baslanabilmesi için de, tekbirin ayakta veya ayakta olmaya yakin bir sekildeki rükû´ halinde söylenmis ol¤masi gerekir. Aksi ialde, tekbirle bile namaza baslanilmis olmaz. Zâhidî´de de böyledir.

Hatta, oturdugu yerden tekbir alip da, sonra ayaga kalkmis olan kisi de, namaza baslamis oîmaz.

Fakat, bir kimsenin, ayakta durmaya gücü yettigi halde, nafile namazlari oturdugu yerde kilmasi ve tekbîrini de oturdugu yerde almasi caiz olur. Serâhsi´nin Muhiyt´mde de böyledir.

Imâni-i A´zam Ebû Hanîfe (R.A.) ´ye göre, muktedî´nin tek¤birinin, imâmin tekbirine (bitisik gibi) yakin olmasi gerekir. îmâmeyne göre, muktediî, imâm tekbir aldiktan sonra, tekbir alir. Fet¤va da Imâmeyn´m kavli üzeredir. Maden´de de böyledir,

«Bu iki durumun da caiz oldugunda ihtilaf yoktur. Sahih olan da budur. Ihtilaf, sadece hangisinin daha efdal ve daha evla oldugu hususundadir.» denilmistir. Tebyîn´de de böyledir.

Muktedî´nin tekbirinin, imâmin tekbirine«,yakm olmasi sö¤zü, parmagi hareket ettirince üzerindeki yüzügün de hareket etmesi -gibi iki tekbirin de bir anda alinmasi demektir.

tmâmeyn´e göre, uzakliktan kasit ise, muktiedînin, Allah lafzi¤nin basindaki elifi, imâmin söyledigi AJlahu Ekber lafzinin sonunda¤ki re harfine ilave edip bitistirmesidir. Musaffa´da da böyledir.

imâma uyan kimse, imamla birlikte tekbir alir ve Allah laf¤zini imâmla birlikte söylemis olmasina ragmen, ekber lafzini Ondan önce bitirmis olursa, Fakîh Ebû Ca´fer´e göre, o kimse, namaza bas¤lamis olmaz ve esahh olan da budur.

Keza, imâma rükû´da yetisen bir kimse, Aliahu Ekber der; fa¤kat Allah lafzini ayakta iken, Ekber lafzini da rükû´a varinca söyle¤mis olursa, bu kimse namaza baslamis olmaz.

Imâma uyan kimsenin, henüz imâm tekbir almadan önce Allah demesi halinde, ZahIrü´r-Rivâye´de, namaza baslamis olmayacagi hususunda icma´ vardir.

Bir kimse, imâmdan önce tekbir almissa, sahih olan kavle göre, eger o kimse, alidigi tekbirle imâma iktidaye niyyet etmis ise, namaza baslamis olmaz.

Fakat, bu kimse, o tekbirle imâma uymaya niyyet etmemis ise, kendisi, tekbasina kilacagi namaza baslamis olur. Serahsf´nin Mu-hiytfSnde de böyledir.

îftitah tekbiri hususunda efdal olan, bir kimsenin, imâma yetistigi zaman tekbir almasidir.

Sahih olan kavle göre, imâma birinci rek´atte yetismis olan kimse, imâmin iftitâh tekbirinin faziletine yetismis olur. Hasr´da, Ebû Yûsuf babmda´da böyledir.

îmâni rükû´da iken, ona yetisen bir kimse, ayakta tekbirini Isr da,, onunla rükû´ tekbirini de irâde eylerse namazi caiz olur. Bu niyyeti de gereksiz olur. Serahsî´nîn Muhiyt´inde ide böyledir.

bir kimsenin farsca almasi mekruh olur. Muhiytfte de böyledir.bibleri musturmustur.

Keza, bu ihtilâf, sadece arabca üe farsça arasinda degildir; Türkçe, Zenciceg,Habesce, Nabtîce ve benzeri... arabca disindaki bütün diller arasinda geçerlidir. Kâdîhân´da da böyledir.

Mebsût-u Veb´iî´de : «Ahras ve ümmî, hiç bir sey söyüyemez iseler, niyyetleri ile namaza baslamis olurlar. Dillerini oynatmalari lazim degildir.» denilmistir. Tebyîn´de de böyledir. [22]



Kiyam


Kiyam, farz ve vacib namazlarda farzdir. Cevheretü´n-Ney-ytoe ve Sirâcül - Vehhâc´da da böyledir.

Ayakda durmanin (kiyanim) haddi; bir kimsenin, iki elini uzattigi zaman, dizlerine yetisemez olmasi halidir.

Kiyam esnasinda, özürsüz olarak ayaklardan birinin üze¤rinde durmak mekruhtur. Özürlü olan kimsenin, böyle sadece bir ayaginin üzerine durmasi, mekruh olmaz ve namazi caiz olur. Cevheretü´n - Neyyire ve Sfoacül - Vehhâc´da da böyledir. [23]



Kiraat


Ebû Hanife IRA.) ´ye göre, farz olan kiraat, kisa da olsa bir âyet okumaktir. Muhiyt´te de böyledir. Hulâsa´da : «esahh olan bu¤dur.» denilmistir. Tatarhâniiyye´de de böyledir.

Kisa bir âyet okumakla iktifa eden, günahkâr olur. Ikâ-ye´de de böyledir.

Ebû Hanîfe´ye göre, Cenâb-i Hakkin, iki kelimeden meyda¤na gelen (=Süimne kirtile), keyfe kadde-Sümme nazara) gibi, âyetti celilerini okumanin caiz olmasi hususunda, âlimler arasinda ihtilâf vardi

Bir kimsenin, niüd hâmmetânî gibi bir keii-meden veya (=sâd), û (= nûn), J (=kâfJ gibi bir harften meydana gelmis olan âyetleri okumasi hakkinda da, mesâyih arasinda ihtilâf vardir. Musaffa´da da böyledir. Esahh olan ise, bunlarin caiz olmamasidir. Ibn4 Melik´in Serhü´I - Mecma´inda M böyledir. Keza, Zahiriyye´de de, Slrâcii´I - Vehhâc´da da, Fesül -Kadîr´de de böyledir.

Bir kimse, iki rek´atte de, âyete´I - kürsî veya müdâyene âyeti gibi uzun bir âyet okumus olsa, bu kimsenin namazi, bütün âlimlere göre caizdir. Muhiyt´te de böyledir. Esahh plan da budur. Kâfî´de de, Münyetü´l - Musallî´de de böyledir.

Kiraatin haddine gelince, bize göre, harfleri tashih, (güzel telaffuz etmek´ elbette yapilmasi gerekli bir istir. Bir kimse, sayet harfleri lisani ile tashih ederek okur fakat bunu kendisi bile isit¤mezse, o kiraatle namazi caiz olmaz. Bu, mesâyihin umumunun alip benimsedigi görüstür. Muhiyfte de böyledir. Muhtar olan da budur. Sirâciyye´de de böyledir. Sahih olan da budur. Nikâye´de de böyle¤dir.

Hayvan keserken besmele çekme, yeminde istisna, talak, (bosama), itak (köle azadi), karisina karsi yemin etme ile alis - veris gibi hususlarda da yukaridaki kaide geçerlidir. Yani, söyledigini kendisi isitmezse, bunlar geçersizdir.

Farz namazlarda. Kiraatin yeri iki rek´attir. Muhiyt´te de böyledir.

Bu iki rek´atm, ük iki rek´at, son-iki rek´at veya degisik rek´atler olmasi müsavidir. Namazin iki rek´atli, üç rek´atli veya dört rek´atli olmasi da müsavidir. Seyh Ebi´I - Mefcârim´in Nfikâye

Serhi´nde de böyledir.

Bir kimse, namazda, hiç bir rek´atte kiraat etmese veya yal¤niz bir rek´atte kiraat etmis (Kur´ân okumus) bulunsa, kimsetnin namazi fesada gider. Semnî´de de böyledir.

Vitir namazinin ve nafile namazlarin bütün rek´atlerinde kir´aat (Kur´ân okumak) farzdir. Muhiyt´te de böyledir.

Namaz içinde, uyuyarak Kur´ân okumus olmak, caiz olmaz. ZahîHyye´de de böyledir.

Farsça kiraatte bulunmak caiz olmaz. Ancak, Imâm Ebû Yûsuf (R.A. ve Imâm Muhammed (R.A.3 ´e göre, bir özre dayali ola¤rak bu caiz olur. Seyh Ebî´l - Mekârim´in Nikâye Serhi´nde de böy¤ledir.

Imâm-i Azam Ebû Hanîfe (R.A.)´ye göre, farsca ve diger dillerle kiraat etmek caizdir ve sahihtir. Ancak, Imâmi A´zam´m da sonradan Imâmeyn´in kavline rücû´ ettigi rivayet olunmustur. Buna da itimad edilir. Hidâye´de de böyledir. Esrâr´da : «îhtiyânm budur.» denilmistir.

Tahyik´ta : «Muhakkik âlimlerin hepsinin seçtigi de budur. Fetva da bunun üzerinedir.» denilmistir. Seyh Ebil - Mekârîm´in Nikâye SerhS´nde de böyledir. Sahih olan budur Mecma´u´l - Bah¤reyn´de de böyledir. [24]



Rükû


Rükû´da vacib olan had : Kisi, egilmesini tamamlayinca, ona, rükû´ ediyor denilebilmesidir. SÖyleki, o kimse, ellerini uzatti¤gi zaman, diz kapaklarini tutabilmelidir. Sürâcül - Vehhâc´da da böyledir.

Tam bir rükû´ yapmadan, deve çöker gibi, kiyamdan secde¤ye gitmek yanlis ise de, rükû´dan bedel olarak yinede caiz olur. Kam¤bur olan bir kimsenin kamburlugu, rükû´ derecesine erismisse, rü-kû´u yerine getirmek için basi ile isaret eder. Hulâsa´da da, Tecnîs´-de de böyledir.

Rükû´nun vakti, kirâti bitirdikten sonradir: Sahih olan bu¤dur. Muhiyt´te de böyledir. [25]



Secdeler.


Ikinci secde de, birinci secde gibi, icmâ´i ümmetle farzdir. Zâhid´î´de de böyledir.

Secdeyi, sünnete tam uygun olacak bir sekilde eda edebil¤mis olmak için, alni ve burnu birlikte yere koymak gerekir. Bunlar¤dan birini, bir özür sebebi ile yere koyamamis olmak, mekruh degil¤dir. Bir kimse, hiç bir özrü olmadan, almm yere koymus fakat bur¤nunu koymamissa, bu da, bil - icmâ´ caizdir; fakat mekruhtur.

Bir kimse, bunun aksini yapmissa, yani, burnunu yere koymus fakat alnini koymamissa Imâm Ebû Hanîfe (R.AJ göre, yine böyle¤dir. Yani caizdir, fakat mekruhtur. Imâmeyn´e göre ise, bu kimsenin namazi caiz degildir. Fetvâ´da bunun üzerinedir.

Bir kimsenin, secde ederken, bir Özrü olsun veya olmasin, yanagini veya çenesini yere koymasi caiz olmaz.

Sayet, namaz kilan kimse, Özürlü bulundugu için, alnini ve bur¤nunu yere koyamiyorsa, o kimse secde yapmaz; namazini imâ iîe ki¤lar. Hazânetü´l - Müftîyn´de de böyledir.

Bir kimse, sadece burnu ve burnunun sert olan kemigi üze¤rine secde ettigi zaman, namazi caiz olur; fakat, burnun yumusak olan uc kismi üzerine secde edildigi zaman, namaz caiz olmaz. Sirâ-cü´I - Vehhâc ve Cevheretü´n - Neyyire´de de böyledir.

Bir kimse, ot, saman, pamuk, yumusak döseme veya kar üzerine secde ettigi zaman, alni ve burnu istikrar bularak, sabit du¤rur ve sertligi hissederse, secdesi caiz olur. Fakat, bu uzuvlari istik¤rar bulmaz da, bastirdikça asagi dogru inmeye devam ederse, secde¤si caiz olmaz.

Çamur üzerine secde edilmis olsa, eger çamur yerde ise, caiz olur, degilse caiz olmaz.

Serîr, yani koltuk, kanepe ve benzeri seyler üzerine secde edilmez.

Çuval üzerine secde etmek caizdir. Hulâsa´d a da böyledir. Bugday ve arpa üzerine secde yapilinca, bu caiz olur.

Dari, sari dari veya dühn denilen bir cins dari ile pirinç üzerine secde edilirse, bu caiz olmaz. Fakat, sayet bu saydigimiz seylerle atilmis pamuk, çuval içine konmus olursa, üzerlerine secde yapmak caiz olur. Sfcrâcüfl - Vehhâc´da da böyledir.

Namaz kilmakta olan bir kimsenin üzerine, secde edilmis olsa, bu secde caiz olur. Fakat, üzerine secde edilen sahis, namaz kil¤mamakta veya secde eden kimsenin kildigi namazi kilmamakta ise, Üzerine yapilan secde caiz olmaz.

Bir kimsenin, özürsüz olarak; uylugunun üzerine secde et¤mesi caiz olmaz. Fakat, bir özürden dolayi, uylugu üzerine secde et¤mek caizdir.

Bir kimsenin, dizlerinin üzerine secde etmesi, özürlü de ol¤sa, özürsüz de olsar caiz degildir. Hulâsa´da da böyledir.

El, yerde bulundugu takdirde, avucun üzerine secde etmek caiz olur. Esahh olan budur. TebyînMe de böyledir.

Bir kimse, ölünün sirti üzerine secde etmis olsa, eger ölü¤nün üzerine keçe veya yün örtülmüs ve secde eden kimse de ölünün bedenini hissetmezse, bu secde caiz olur. Eger, ölünün vücudunu hissederse, secde caiz olmaz. Serahsî´riin Muluyt´inde de böyledir.

Bir kimsenin secde ettigi yer, ayaklarinin bulundugu yer¤den bir kerpiç boyu veya iki kerpiç boyu yüksek, olursa, o kimsenin secdesi caiz olur; daha^fazla yüksek olursa, secdesi caiz olmaz. Zâ-hidt´de de böyledir.

Bir kerpicin yüksekligi ise, dörtte bir arsindir. SirâciTl -Vehhâc´da da böyledir.

Hüccet´de : «Sesde edilen yerde, çokça, diken veya cam ki¤riklari olsa da secde eden kimse, basini oradan kaldirip, baska bir yere koysa, bu sekikle yapilmis olan secde caiz olur. Ancak, bu ikin¤ci bir secde sayilmaz, bilakis bu iki hareket tek bir secde olur, Tatarhâniyye´de de böyledir.

Bir kimse, secde esnasinda, ellerini ve dizilerini yere koy- i mayi terk etmis olsa, ittifakla namazi caiz olur. Sirâcü´I - Vehhâc´da da böyledir.

Secde eden bir kimse, secde esnasinda, ayaklarini yere koy-masa, secdesi caiz olmaz. Sayet, özürsüz olarak, secde esnasinda, ayaklarinin birini yere koymus olsa, bu idurumda, secdesi kerahatle caiz olur. Münye Serhi´nde de böyledir.

Ayagi yere koymak, ayak parmaklarini yere koymak demek¤tir. Bir kimse, tek bir parmagini yere koymus olsa bile secdesi caiz olur.

Parmaklari degil de, ayaginin üst kismini yere koyan kimsenin secdesi de caiz olur. Bir kimse, yerin dar olmasindan dolayi, secde esnasinda, sadece ayaginin birini yere koymus olsa, bir ayaginin üzerinde ayakta durmasinin caiz oldugu bu durumda da, secdesi caiz olur. Hulâsa´da da böyledir.

Bir kimse, uyuyarak secde yapmis olsa, o secdeyi iade eder. Fakat, rükû ve secde esnasinda uyumus olan kimsenin, hiç bir seyi iade etmesi gerekmez. Serahsî´nin Muhiyfünde de böyledir.

Secde esnasinda, alnini, küçük bir tasin üzerine koymus olan kimsenin secdesi, eger, alninin çogu yere degiyorsa caiz olur; alninin çogu yere deginiyorsa, o kimsenin secdesi caiz olmaz. TecmSs´ de de böyledir. [26]



Ka´deî Ahîre (Son Otu¤rus) :


Son ka´dede, tesehhüd miktari oturmak farzdir.

Tesehhüd : et - Tahiyyâtü föÜâhi. yi, sonuna kadar oku¤maktir. Sahih olan budur.

Hatta, imâma uymus olan bir kimse, imâmdan önce, et - Tahiy-yatfi bitirerek konusmus olsa, yine namazi tamamdir, Cevheretü´n -Neyyire´de de böyledir.

Son ka´de, farz namazlarda da, nafile namazlarda da farz¤dir. Hatta, bir kimse, iki rek´at namaz kilsa da sonunda oturmasa ve kalkip gitse, bu kimsenin namazi fasid olur. Hulâsa´da da böyledir.

Fakat, bir kimsenin, namazdan kendi istegi ile çikmasi, farz degildir. Sahih olan da budur. Tebyîn´de, Aynî, Serhu´l - Kenz´de ve fikih kitablarinin ekserisinde de böyledir. [27]



Namazin Vacibleri


Farz olan, üç ve dört rek´atii namazlarda, kiraati, ilk iki rek´ata tayin etmek vacibtir.

Hatta, bir kimse, dört rek´atii farz namazda, Kur´ân´i unuta¤rak ilk iki rek´atte degil de son iki rek´atte veya ilk iki rek´atin biri ile son iki rek´atin birinde okumus bulunsa, o kimsenin, sehiv sec¤desi yapmasi vacib olur. Bahrü´r - Râik´ta da böyledir.

Namazda, Fâtihâ ve zamm-i sûre okumak vacibtir.

Zamm-i sûre veya onun yerini tutacak üç kisa veya bir uzun âyeti, farz namazin ilk iki rek´atinda ve fâtihâ´dan sonra okumak da vacibtir. Nehrül - Fâik´ta da böyledir.

Vitir Namazinin ve nafile namazlarin her rek´atinde, kiraat (- Kur´ân okumak) vacibtir. Bahrü´r - Râifc´ta da böyledir.

Fatihayi, sûre´den önce okumak vacibtir. Nehrül-Fâik´ta da böyledir.

Birinci veya ikinci rek´atte, Fâtihâ´yi unutup, zamm-i sûre¤yi okuduktan sonra, bu durumu hatirlayan kimse; zahirü´r- rivâyeye göre, Fâtihâ´yi okur ve arkasindan yeniden zamm-i sûre okur. Mu-hiyt´te de böyledir.

Yatsi namazinin ilk iki rek´atinde, Fâtihâ´yi okumayip zam¤m-i sûre okuyan kimse, son iki rek´atinde bunlari iade etmez.

Fakat, eger bu kimse, Fâtihâ´yi okumus olur fakat zamm-i sûre okumamis bulunursa, bu durumda, son iki rek´atte, Fâtihâ´yi ve zam-i sûreyi okur. Ve o kimse, bunlari açiktan okur. Sahih olan da budur. HIdâye´de de böyledir.

Bir kimse, yatsi namazinda ilk iki rek´atte, hiç bir sey okumadigi zama, son rek´atlerde Fâtihâ ve zamni-i sûreyi okur. Ve bunlari açiktan okur. Ayrica da sehiv secdesi yapar. FetâvâyÜ Kâdî-hân´in, Sehiv Secdesi Bölümü´nde de böyledir,

ilk iki rek´atte Fâtihâ´yi iktisar edip, her rek´atte yalniz bi¤rer defa okumak da vacibtir. Münye´de de böyledir.

îlk iki rekatte veya onlarin sadece— birinde, Fâtihâ´yi arka arkaya iki defa okuyan kimsenin, sehiv secdesi yapmasi lazim gelir.

Bir kimse, Fatihâ´dan sonra zamm-i sûre okur ve ondan sonra da tekrar Fâtihâ´yi okursa, o kimsenin, sehiv secdesi yapmasi gerekmez. Zahîriyye´de ve Tecnîs´de de böyledir. Esahh olan da bu¤dur. Zahidî´de de böyledir.

Her rek´atta tekrarlanan fiillerin, her birinde tertibe riayet etmek de vacibtir. .Secdeler gibi... veya, bütün namazlarda rek´atle-rin sayisi gibi... Hatta, birinci rek´atteki secdelerden birini unutan kimse, o secdeyi namazin sonunda kaza etmis olsa, caiz olur.

Keza, mesbûk (imâma sonradan uyan kimse>, imâm nama¤zim bitirdikten sonra, namazinin kalan kismim kendisi keza eder. Bize göre bu böyledir. Sayet, tertib vacib degiî de farz olsaydi, o, te¤hir edilmis olurdu. Yani, imâma sonradan uyan kimsenin, yetisme¤digi rek´atJeri sonradan kaza ettigi gibi, tertibe riayeti unutan kim¤senin, de bunu namazin sonunda kaza etmesi gerekir.

Fakat, her rek´atte kiyam (=ayakta durmak), rükû ve her na¤mazin ka´de-i ahîresii (=son oturusu) gibi tekrarsiz olarak mesru´ kilinmis olan fiillerde; tertib farzdir. Hatta, kiyâm´dan Önce rükû´ etmis olan veya rükû´dan önce secde etmis bulunan kimselerin na¤mazi caiz olmaz

Keza, bir kimse, tesehhüd miktari oturduktan sonra, üzerinde, secde bulundugunu veya benzeri bir durum oldugunu hatirlasa, o oturusu batil olur. Tebyin´de de böyledir.

Rükû´dan dogrulma sirasindaki kiyamda, itidalin farz ol¤madiginda icma´ vardir. Imâm Ebû Hanife IRA.) ve Imâm Muham-mede lR.A.)e göre böyledir. Zahirîyye´de de böyledir.

Iki secde arasindaki oturusta da durum aynidir. Yani, tama-ninet farz degildir. Kâfi´de de böyledir.

Rükû´da, secdelerde ve bütün rükünlerde itidal farzdir. Bunlarda, itidal, binefsihi farzdir. Imâm Kerhî´de, Imâmi A´zam (RA) ve Imâm Muhammed CR.A.) ´in sözleri üzerine, bunlarin farz oldugunu söylemistir. Zahîriyye´de de böyledir. Sahih olan da bu¤dur, îbnî Emirul - Hac´m Mtinye SerhI´nde de böyledir.

Ta´dil-i erkân: Bütün azalarin sakinlesmesi, mafsallarin (= bedendeki eklem yerlerinin^ muHamin olmasi (= yani her uz¤vun bütün hareketlerinin durmasi) demektir.

Ta´dil-i erkân´m en az miktari ise, bir defa «Sübhânallah» di¤yecek kadar durmaktir. Ayni Serhül - Kenz´de ve Nehrü´l - Fâik´ta da böyledir.

Ka´deiûlâ (—birinci oturus) da, tesehhüd miktari oturmak da vaoibdir. Bu, dört ve üç rek´aîüi namazlardadir. Ve müddet, iki¤nci secdeden, basin kaldirilmasi ile baslar. Esahh olan da budur. Zâhîrtyye´de de böyledir.

Ka´de-i ûlâ´da oldugu gibi, ka´de-i ahire´de de tesenhütde bulunmak (=et - Tahiyyat´i okumak) vaciptir. Sirâcül VehhAc´a göre, sahih olan budur. Serâhsî´nin Muhiyt´ine göre ise, bu esahhtir. Tesehhüd, et- Tahiyyat´i okumaktir, ki söyledir.

Zahidî´de de böyledir.

Bu, tesehhüd, bize, Abdullah bin Mes´ûd tarafindan nak¤ledilen tesehhüddür. Bu tesehhüdü okumak, Ibn´i Abbâs´m (R-A*~ hümâ) naklettigi tesehhüdü okumaktan evladir. Hidâye de de boy-

Tesehhüd´ün lafzi ile, elbette, tesehhüd´de olan manalari kasdetmek gerekir. Sanki, o kimseyi AIIahu Teâlâ diriltiyor o da, Peygamber (S.A.V.) Efendimiz´e, kendi nefsine ve evliyaiülaha lAi-lah Dostlarina) selam veriyor... Zâhîdfde de böyledir.

Selamin lafzi da (yani: «es-selâmü aîeyküm ve rahmetul-lah» demek) vacibtir. Kenz´de de böyledir.

Vitirde Kunut Dualarini okumak vaciptir. Bayram Namaz-Ianndaki tekbirler de vacibdir. Sahih olan dâ budur. Hatta, bunlarin îerkedilmesi halinde, sehiv seddeleri vacib olur.

Asikar okunacak yerde, açiktan okumak; gizliden okuna¤cak yerlerde, gizli okumak da vacibdir. Tebyin´de de böyledir.

Sabah namazinin iki rek´at farzinda, aksam namazinin ilk iki rek´aünde ve yatsi namazinin da ilk iki rek´atinde, imâm açiktan okur. îlk iki rek´atten sonraki rek´atlerde Ise, imâm gizlice okur. Zâhidi´de de böyledir.

Ögle ve ikindi namazlarinda, imâm Arafad´da olsa bile gizli okur. Cum´a ve Bayram Namazlarinda ise, imâm açiktan o-kur. Hîdâye´de de böyledir.

Imâm olan kimse, ramazanda, terâhvih ve vitir namazlarin¤da açiktan okur.

Ancak, yalniz basina namaz kilan kimse, kildigi namaz gizli oku¤nacak bir namaz ise, onun gizli okumasi vacibdir. Sahih olan da bu¤dur.

Fakat, eger namaz açiktan okunacak bir namaz ise, bu durumda tek basina namaz kiüan kimse muhayyerdir. Dilerse, açiktan okur ki bu daha efdâldir. Ancak, bu durumda, da açiktan okumasi, imâm gibi mübâlagli olmalidir. Çünkü, onu dinleyen biri bulunma¤maktir. Tebyîn´de de böyledir.

Açiktan okurken, imâm kendisini yormaz. Bahrü´r - Raik´ta da böyledir.

Insanlarin duyma ihtiyacindan fazla sesini yüksel¤ten imâm günahkar olur. Çünkü, imâmin açiktan okumasinin sebe¤bi, ancak, dinleyen cemaatin kalplerinde huzur hasil olmasi, tedeb-bür ve tezekkür meydana gelmesidir. Sirâcül - Vehhâc´da da böy¤ledir.

Namaz için lüzumlu olan zikir de açiktan söylenir. Iftitah tekbiri gibi ...iftitah tekbiri, farz olmamasina ragmen, namazin basladigina bir alamet olsun diye vaz´ olunmustur.

Intikâl tekbirleri de böyledir. Imâni olan kimse, bu tekbirleri her egrilis ve .dogrulusfa, açiktan getirir. Fakat, namazi yalniz kilan kimselerle, bir imâma uymus olan kimseler, bu tekbirleri açiktan almazlar.

Bayram namazlarindaki tekbirler gibi bazi namazlara mah¤sus olan tekbirler açiktan söylenir. Irak ulemâsinin mezhebinde, kunut tekbiri de açiktan alinir. Hidâye Sahibi ise, bu tekbiri gizli söylemeyi Ihtiyar etmistir.

Tesehhüd okumak, «âmin» demek ve tesbihleri söylemek gibi, yukarida söyledigimiz zikirlerin disinda kalan seylerse, açiktan okunmaz. Bahrü´r- Râik´ta da böyledir.

Gece kilacagi bir namazi unutarak terk eden kimse, onu gündüz kaza etmek için, imâm olur ve gizli okursa; sehiv secdesi yapmasi gerekir.

Fakal, bu kimse, gündüz kilinacak bir namaz için, imâm ola¤rak kiidinrsa, gizli okur; açiktan okumaz. Sayet ununtur da açiktan okursa, sehiv secdesi yapmasi lazim gelir Fetâvây* Kâdlhân´in, sehiv Secdeleri Bölümü´nde de böyledir.

Münferidin, bu namazlari kaza ettigi zaman, açiktan okun¤masi gereken namazlarda, nasil okumasi gerektigi hususunda me-sâyih arasinda ihtilaf dogmustur. Esahh olan ise, bu gibi namazlarda açiktan okumanin ehdal oldugudur. Muhiyt´te ve Kâfi´de de böy¤ledir. Semsü´I - eimme ve Farü´l islâm da bunu ihtiyar etmistir. Kâdihân da: «Sahih olan budur.» demistir. Zehiyre´de de: «Bu esah-hdir..» denilmistir. Tebyin´de de böyledir.

Hulâsa´da, Asil´dan naklen: «Bir kimse, yalniz basina na¤maz kilarken, Fâtiha´yi veya zamm-i sürenin bir kismini okuduktan sonra, bir baska sahis gelir ve o kimseye uyarsa, imâm Fatihâ´yi ikinci defa ve açiktan okur.» denilmistir. Bahrü´r - Râik´ta da böy¤ledir.

Fakat, gündüz kilman nafilelerde, gizli okumak vacibdir.

Gece nafile kilan kimse ise, muhayyerdir. (Diledigi gibi okur.) Zâbidi´de de böyledir.

Açik ve gizili okumanin hududunda da itilaf edilmistir. Fakiyh Ebû Ca´f er ve Seyhü´l - Imâm Ebû Bekir Muhammed bin Fadl: «Açik okumanin en asagi derecesi, baskasina duyurmak; gizli okumanin en asagi derecesi ise kisinin kendi duyacagi kadar oku-masidir.» demislerdir. Itimatta bu kavledir. Muhiyt´te de böyledir. Sahih olan da budur. Vikaye´de ve Nikâye´de de böyledir. Alimle¤rin ekseriyetinin almis oldugu görüs debudur. Zahidi´de de böyle¤dir.

Bir kimsenin, dudaklari oynasa ve bir baska kimse de ona iyice yaklasip, kulagini onun agzina tuttugu halde, onun sesini an¤cak isitiyorsa fakat onun okudugunu anlamasa, buna, Mücemcek ( = pek anlasilmayan söz, açiklik kazanmiyan haber,) denir. [28]



Namazin Sünnetleri:


Iftitah tekbiri için elleri kaldirmak, Elleri kaldirirken parmaklarin arasini açmak, Imâm olan kimsenin tekbiri açiktan almasi, Sübhânekeyi gizli okumak, Eüzüyü ve Besmeleyi gizüi okumak, Fâtihâ´dan sonra «âmin»i gizli söylemek, Sag eli sol el üzerine koyarak, elleri göbek altinda baglamak, Rükû´a giderken tekbir almak, Tesbihleri üçer defa söylemek,

Rükû´da elleri ile diz kapaklarini tutmak ve bu sirada, parmak¤lan açik bulundurmak,

Secdeye giderken tekbir almak, Secdede dirsekleri yere koymamak, Secdede, karnini uylugu üzerine koymamak, Secdede, üç defa tesbih etmek, , Secdede, elleri ve dizleri yere koymak, Otururken, sol ayagi yere yayip sag ayagi dikmek, Rükû´dan tam dogrulmak (kavme

Iki secde arasinda tani oturmak (celse), Bahrü´r - Râik´ta da böyledir.

Kavme´de ve celse´de tamaninet de sünnettir. Tamanînet: kav¤me ve celse esnasinda, bedenin sakinlesmesi ve «sübhanallah» diye¤cek kadar, bu sekilde durmasi demektir. Ibn-i Emîrü´l - Hâc´in MÜn-ye Serhi´nde de böyledir.

Peygamber (S.A.Vi Efendimize salavat getirmek. Ve o´na dua-olmektir. [29]

KARAHAN 15-Aralık-2009 02:00

Cevap: Büyük Hanefi Fikhi
 
Namazin Edebleri:


Ayakta iken secde yerine bakmak, Rükû´da iken ayaklarin üstüne bakmak, Secdelerde iken burnun ucuna bakmak. Otururken kucagina (uyluklarin üstüne) bakmak,

Sagina selâm verirken, sag omzuna; soluna selam verirken, sol omzuna bakmak,

Esnerken agzini kapamak.

Güç yettigi kadar öksürmemek. Bahrü´r - Râik´ta da böyledir. [30]



Namazin Keyfiyyetî (=Nâmaz Nasil Kilinir?)


Namaza baslamayi murad eden kimse, önce tekbir alir ve bas parmaklari, kulak yumusaklarinin hizasina varincaya kadar ellerini kaldirir. Tebyin´de de böyledir.

Tekbir alirken basini egmez. Hulâsada da böyledir.

Fakîh Ebû Câ´fer: «Bu kimse, ellerinin içini kibleye karsi çevirir; parmaklarinin arasini açar; ellerini kaldirir ve basparmak¤lari, kulak yumusaklari hizasinda istikrar buldugu zaman tekbirini

alir.» demistir.

Semsü´I - Eimme Serahsî ise: «Mesâyih´in âmmesi bu görüste¤dir.» demistir. Muhiyt´te de böyledir.

Namaza baslayacak olan kimse, ellerini tekbirden önce kal¤dirir. Esahh olan da budur. Hfdâye´de de böyledir.

Vitir´deki Kunut Tekbiri ile Bayram Namazlanndaki tek¤birler de böyledir. Bunlardan baska, hiç bir tekbirde eller kaldiril¤maz, el - ihtiyar Serhü´l - Muhtâr´da da böyledir

Sahih olan kavil üzere, bize göre, namaza girmeyi murad eden kimse, sayet ellerini kaldiracak olsa, yine namazi fasid olmaz. Sirâcü´l - Vehhâc´da da böyledir.

Kadinla bu tekbirler esnasinda ellerini, omuzlari hizasina kaldirirlar. Sahih olan budur. Hfdâye´de ve Tebyîn´de de böyledir.

Erkekler, tekbir esnasinda ellerini kaldirdiklari zaman parmaklarim tam bir sekilde birbirine bitistirmedikleri gibi, tam bir sekilde açmazlar da. Bilakis, hali üzere birakirlar ve parmaklar kapalilikla açiklik arasinda kalir. Nihâye´de de böyledir. Itimad edilen kavil de budur. Muhiyt´te de böyledir.

Tekbir aldigi halde, ellerini kaldirmis bulunan kimse, tek¤biri bittikten sonra, artik ellerini kaldirmaz. Fakat, bu hali tekbir alirken hatirlarsa-, ellerini kaldirir.

Bir kimsenin, kaldirilmasi sünnet olan yere kadar ellerini kal¤dirmaya gücü yetmezse, ellerini gücünün yettigi yere kadar kaldi¤rir.

Bir kimsenin, sadece bir elini kaldirmaya gücü yeterse, o elini kaldirir.

Eger, bir kimsenin, ellerini sünnet olan yere kadar kaldirmaya gücü yetmez fakat daha yukariya kaldirmaya gücü yeterse, öylece k?3diriivTebyin´de de böyledir.

Mebsût´ta: «Bir kimse, «Allah» lafzinin basindaki elifi medde-derse ( — uzun okursa´ namaza baslamis olmaz. Bunu, kasden ya¤parsa, o kimsenin, kâfir olmasindan korkulur.» denilmistir.

Keza, (´Ekber» lafzinin «elifi» ni veya «Be» sini uzatirsa, o kim¤se, yine namaza baslamis olmaz.

Bir kimsenin «Allah» lafzinin «He» sini ve «Ekber» lafzinin «Re» sini uzatmasi da hatadir.

«Allah» lafzinin «lam» mi uzatmak sevaptir.

«Allahu Ekber» de «He» cezm edip «Allah Ekber» seklinde okumak da hatadir. Fesü´l - Kadîr´de de böyledir.

Bir kimse, Allahu Ekber lafzinin hemzelerini uzattigi za¤man, bu hal sek ( = süphe) yerinde oldugundan, namazi bozulur.

Ekber lafzinda «Be» ile «Ra» arasinda bir elif getirerek birazcik uzatmak, bazilarina göre, namazi ifsad eder; bazilarina göre ise, ifsad etmez. Nihâye´de de böyledir.

Namaz kilan kimse, sag elini sol elÜnfti üstüne koyarak, ellerini göbegi altinda baglar.

Muhiyt´te, Imâm Hâzerzâde´den naklen: «Namaz kilan kim¤se, tekbir aldiktan sonra, sag elini sol elinin üzerine kor ve ellerini göbegin altinda baglar.» denilmistir. Nihâye´de de böyledir.

Kadin, ellerini gögüslerinin üzerine koyar. Münye´de de böyle¤dir.

Kendisinde sünnet olan zikir bulunan her kiyamda, elleri baglamak da sünnettir. Sübhâneke´yi, Kunut dualarini okumak ve cenaze namazini kilmak gibi...

Bayram tekbirlerim almak gibi... kendisinde sünnet olan zikir bulunmayan kiyamlarda ise, elleri baglamayip salivermek sün¤nettir. Nihâye´de de böyledir. Sahih olan da budur. Hidâye´de de böyledir. Semsü´l - Eimme Scrahsî, Sadrü´l - Kebir Bürhânü´l - Eim-me ve Sadrü´s - Sehid Hüsâmü´d - Dîn de bunla fetva vermislerdir. Muhiyt´te de böyledir.

întd´kâl´da sünnet olan zikir söylendigi sirada, rükû´ kay¤mesinde, ellerin saliverilmesi gerektiginde, ulemânin ittifaki var¤dir. Ebî Mükânim´in Nikâye Serhi´nde de böyledir.

Âlimlerimizin ekserisi, ellerin baglanmasini istihsân etmis¤lerdir. (Güzel görmüslerdir.) Hulâsa´da da böyledir. Musaffâ´da da «Bu sahihtir» denilmistir. Ebî Mükârîm´m Nikâye Serhi´nde de böyledir.

El baglamanin sekli sudur: Sag avucun içi, sol elin disina ko¤nur; bas parmak ve küçük parmak ile sol bilek tutulur; geri kalan parmaklar ise, kol üzerinde serbest birakilir.

Ayakta dururken, münasip olan, iki ayagin arasini dört parmak kadar açmaktir. Hulâsa´da da böyledir.

Namaz kilan kimse, ellerini bagiadiktan sonra «Sübhaneke» yi okur:

Hidâye´de de böyledir.

Imâm da, muktedi de, münferîd de «Sübhaneke» yi okur. Tatarhâniyye´de de böjdedir.

Asil´da ve Nevâdîr´de «ve celle senâük» zikredilmemistir. Muhiyt´te de böyledir.

Tahrîmeden (= iftitah tekbirinden) sonra da, senâ´dan (sübhâneke´yi okumaktan) sonra da tevcih edilmez. (Yani: «Alla.-hümme innî veccehtü...»´ duasi okunmaz.) Seyh Ebî MekârimUn Nikâye Serhi´nde de böyledir.

Evlâ olan, bu duayi tekbirden önce de okumamaktir. Böylece o duâ, niyyete ilave edilmemis olur. Sahih olan da budur. Hidâye´de de böyledir.

Namaz kilan kimse, sonra «eûzü çeker.

Eûzü´nün sekil sudur.

(Eûzü billahi min es-seytânirracîm)

Muhtar olan da budur. Hulâsa´da da böyledir. Fetva da böyle verilir. ZâhÜdî´de de böyledir.

Alimlerimizin görüsüne göre, eûzü´yü gizlice çekmek sün¤nettir. Zehiyre´de de böyleedir.

Imâm Ebû Hanife (R.A.) ve Imâm Muhammed (R.A.)´e gö¤re, eûzü çekmek, senâ´nm (sübhâneke´nin) haricindedir ve kiraate tabidir. Hatta, mesbûk (eûzü´yü, yetisemedigi rek´atlerin kaza etmi-ye kalkinca çeker. Namaza, imâm ile baslayan kimseler ise, böyle degildir.

Bayram namazlari kilinirken, mesbûk eûzü´yü tekbirlerden sonraya birakir. Hidâye´de ve ekseri metinlerde böyledir.

Eûzü, ancak namazin baslangicinda çekilir. Namaza basla¤digi halde, eûzü´yü çekmeyi unutarak. Fâtiha´yi okumaya baslayan kimse, artik dönüp eûzü çekmez. Hulâsa´da da böyledir.

Namaz kilan kimse, sonra «Besmele» çeker.

«Bismillâhi´r - Rahmâni´r - Rahîm» Kur´ân-i Kerîm´den bir âyettir. Sürelerin aralarini ayirmak için indirilmistir. Zahîriyye´de de böyledir.

Besmele´yi, namazda, zamm-i sûre yerine okumak mekruh¤tur.

Farz olan kiraat, sadece Besmele çekmekle eda edil¤mis olmaz, Cevheretü´n - Neyyire´de de böyledir.

Besmele, her rek´atin basinda okunur. Bu, Ebû Yûsuf (R. A.) ´un kavlidir. Muhiyt´te de böyledir. Huccet´de: «Fetva bunun üzerinedir.» denilmistir. Tatarhâriiyye´de de böyledir.

Fâtihâ ile sûie arasinda besmele çekilmez. Vikâye´de ve Ni-kâye´de de böyledir. Sahih olan da budur. Bedâi ve Cevheretü´n -Neyyire´de de böyledir.Sonra Fâtihâ okunur.Sirâc´ül - Vehhâc´da da böyledir.

Namaz kilan kimse, Fâtihâ´yi bitirdikten sonra «âmin» der. Sünnet olan, âmn´i gizli söylemektir. Muhiyt´te de böyledir.

Âmîn kelimesinde, iki lügat vardir: Med ve kasr C=uzat-mak ve kisaltmak). Âmîn kelimesinin manasi: îstecib I duamizi - kabul et) demektir.

Âmin kelimesinde, mim harfini seddeliyerek «âmmîn» seklinde okumak, fahis bir hatadir. Fakat, bu kelimeyi seddeli olarak «am-mîn» sekiiiide okuyan kimsenin de namazi bozulmaz. Fetva ida bu¤nun üzerinedir. Çünkü bu lafiz, Kur´ân´da mevcudtur. Tebyîn´de de böyledir.

Münferîd, Imâm ve Imâma uyan kimselerin hepsi de, «âmin»´i i, gizli söylemek hususunda müsavidirler. Zâhidî´de de böyledir.

Imâma uyan kimse, ögle ve ikindi namazlari gibi açiktan okunmasi gereken bir namazda,, imâmin «veleddâlîn» dedigini du¤yarsa bazi mesâyihimiz: «O kimse âmin demez» demislerdir. Fakfli Ebû Ca´fer el - Hîndivânî ise: «O kimse âmin der.» demistir. Muhiyt-te de böyledir.

Cum´a ve bayram namazlarinda, imâma uyan bir kimse, imâma uyan baska kimselerin âmin dedigi isitirse, kendisi de âmin der. Imâm Zahîrü´d - Dîn de: Âmîn der» demistir. Fetâvâ´dan nak¤len, Sirâcü´l - Vehhâc´da da böyledir.

Sonra, namaz kilan kimse Fâtihâ´ya, bir sûre veya üç âyet zam¤meder:

îbn-i Emiri´l - Hâcc´m, Miinye Serhi´nde de böyledir.

Uzun bir âyet de, bir sûrenin veya üç kisa âyetin ye¤rini tutar. Tebyîn´de de böyledir.

Namaz kilan kimse, kiraatten sonra rükû´a varir:

Sahih mezheb de budur. Hulâsa´da da böyledir.

Câmius - Sagir´dc : «Namaz kilan kimse, egilirken tekbir alir.» denilmistir. Hidâye´de de böyledir. Tahâvî ise: «Bu sahih´dir. demistir. Mî´racü´d - Dirâye´de de böyledir.

Namaz kilan kimse, rükû için egilmeye basladigi esnada, tekbire de baslar; egilmesini tamamladigi sirada, tekbirini de biti¤rir. Muhiyt´te de böyledir.

Imâm, rükû´ ve digerlerinin tekbirlerini açiktan alir. Bu «zâhirü´r - rivâyedir. Tatarhâniyye´de de böyledir. Hulâsa´da da:

«Esahh o] an budur, denilmistir.

Namaz kilan kimse, tekbirdeki «ra» harfini cezm eder Ç=yani Harekesiz okur.) Nihâye´de de böyledir.

Namaz kilan kimse, iki eli ile dizlerine dayanir. Hidâye´de de böyledir. Sahih olan da budur. Bedâ´i´de de böyledir.

Namaz kilan kimse, rükû´da dizlerine dayanirken, parmak¤larinin arasini açar, Bu halin halicinde parmaklari açmak, menduh degildir. Secde halinin haricinde ise, parmaklarin arasini kapatmak da mendup degildir. Bu iki halin disinda, parmaklar, kendi halle¤rine terkedilrüer. Hidâye´de de böyledir.

Rükû´a varan kimse, sirtini dümdüz eder. Hâttâ, sirtinin üzerine bir bardak su konulmus olsa, orada dökülmeden durur. Rükû´a varan kimse, basini egmez ve kaldirmaz. Basi ile belif ayni hizada dümdüz dtrur. Hulâsa´da da böyledir.

Rükû´ esnasinda, dizleri de yay gibi bükmek mekruhtur.

Kadin, rükû´a az egilir; dizlerine dayanmaz; parmaklarini açmaz ve parmaklarini kapali bir sekilde, uyluklarinin üzerine koyar Dizlerini büker ve dirseklerini bögründen uzaklastirmaz. Zahidi de de böyledir.

Rükû´a varan kimse, üç defa «Sübhane Rabbiye´l azim» der Bu, tesbihin en az söylenecegi miktardir. Aslinda, bir kimse, tesbihi tamamen terk etse veya sadece bir defa söylemis olsa; bu da caiz¤dir fakat mekruhtur.

Namaz kilan kimse, bütün azalari mutmain olduktan sonra basijni rükû´elan kaldirir.

Ancak, bu durumda, azalarin sakin olmasini terk eden kim¤senin namazi da, Imâm-i A´zam (R.A.) ve Imâm Muhammed (R.A.)´e göre. caizdir. Hulâsa´da da böyledir.

Bir kimse, imâm olup namaz kildirmakta ise, rükû´dan dog¤rulunca, bil- icam´ «Semî´allahü limen ha m i deh´ der.

Namaz kilmakta olan kimse, muktedi ise, «Semi´allahû li men hamiden» demez; «Atiahümme Rabbena Iekel - hamd» der; bunda ihtilaf yoktur.

Namaz kilmakta olan kimse münferid ise, esahh olan kavle göre, bunlarin her birisini de söyler. Muhiyt´te de böyledir. I´timâd edilen de budur. Tatarhaniyye´de de böylddir Esahh olan da budur. Hidâye´de de böyledir,

Sonra, baska bir rivayette de: «bu iki tesbihi cem eden kim¤se, tesmi´ci dogmlurken okur. dogrulunca da «Rabbena lekel -hamd» der. denilmistir. Zahidi´de de. böyledir. Sahih olan da budur.

Kinye´de de böyledir.

Muhammed bin Yûsuf´dan, «Rükû´dan dogrulurken semi´al - lahü limen hamideh demeyen kimsenin durumundan sorulunca, O: «Kalktiktan sonra bunlari söylemez» demistir.

Keza intikal hallerinde zikredilmesi gereken tesbihler, bu -durumlarda söylenmemis olursa, baska yer ve durumda da söylen¤mezler. Rükû´dan secdeye -inerken, kiyâm´dan rükû´a egilirken söy¤lenmesi gereken tekbirleri söylememek gibi... Veya, secde tesbih¤lerini, basini secdeden kaldirdiktan sonra söylemek gibi.

Hasili, her seyi kendi yerinde yapmaya riâyet etmek gerekir. Yetime´den naklen Tatarhaniyye´de de böyledir.

Namaz kilan kimse, «semi´allahû ti men hamideh» dedigi zaman, en sonraki «he» harfini cezm eder; bu «he» deki harekeyi belli etmez. Hüccet´ten naklen Tatarhaniyye´de de böyledir.

Namaz kilan kimse, rükû´dan dogrulup, dümdüz oldugu zaman, tekbir allir ve secdeye gider.

Hidâye´de de böyledir.

Tekbire, egilmeye basladigi sirada baslar ve secde de iken Üç defa «sübhâne Rabbiye´l - a´la» der; ki, bu en az miktardir Mu-hiyt´te de böyledir.

Bu gibi tesbihleri, rüku da ve secdelerde üçten fazla söyle¤mek müstehabtir. Bu fazla tesbihleri, tek sayida bitirmek de müste-habtir. H3dâye´de de böyledir,

Rükû´ ve sücûddaki bu tesbihlerin, en azi üç, ortasi bes ve en mükemmeli de yedi defa söylemektir. ez-Zâd´de de böyledir.

Ancak, imâni olan kimse, cemaati usandirmamak için fazla miktarda söyleme?. Hidâye´de de böyledir.

Bir kimse, secdeye varmayi murad ettigi zaman, önce yere, en yakin olan uzvunu kor. Söyle ki: O kimse, evvela iki dizini, son¤ra iki elini, sonra da burununu ve daha sonra alnini yere kor.

Secdeden kalkmak istedigi zaman ise, önce alnini, sonra bur¤nunu, sonra da ellerini ve daha sonra da dizlerini kaldirir.

Namaz kilan kimse, normal oldugu zaman böyle yapar; fa¤kat, buna gücü yetmiyecek durumda ise, mümkün olani yapar; me¤selâ: Önce ellerini, sonra dizlerini koyar. Veya sag dizini önce, sol dizini sonra koyar. Tebyin´de de böyledir.

Namaz kilan kimse, secde esnasinda, ellerini kulaklarinin hizasina koyar. Parmaklarinin uçlari kible istikametinde olur. Ayak parmaklarinin uçlari da kible istikametinde olur.

Secde esnasinda, ellerin ayasina dayanilir. Dirsekler ise, bögür¤lerden ayri tutulur. Kollar yere serilmez. Hulâsa´da da böyledir.

Namaz kilan kimse, karnini dizlerinden uzak tutar. Hidâ¤ye´de de böyledir.

Kadinlar, rükû´da ve secdelerde, kollarini yanlarindan uzak-lastirmazlar; secdelerde, karinlarini uyluklarinin üzerine koyarlar. Hulâsa´da da böyledir.

Bu hususlarda, cariye de hür kadin gibidir. Ancak, cariye iftitah tekbîrinde, ellerini erkekler gibi kaldirir. SÜrâcü´I - Vehhâc´ da da böyledir.Sonra, basim kaldirir ve tekbir alir.

Burada sünnet olan, oturmasi tamam olana kadar, nama? kilan kimsenin basim kaldirmasi dir. Bize göre, bu oturusta, sünnet olan bir zikir yoktur. Cecheretü´n - Nfeyyire´de de böyledir.

Bir kimse, oturmasini tamamlamadan ikinci secdeyi yap¤mis olsa, Imâm-i A´zam (R.A.) ve îmâm Muhammed CR.AJ´e güre bu da caiz o3ur. Hidâye´de de böyledir.

Secdeden basim kaldirmak, bir rükû´n degildir. Aslinda, rükû´n itikâlidir. Çünkü itikâl olmayinca, ondan sonrakinin olmasi da mümkün degildir. Ve, bu intikâl de, ancak basi kaldirmakla mümkün olur. Bundan dolayidir ki, basin kalmasi gerekir. Hatta, basi kaldirmadan intikâl mümkün olmus olsaydi, o kimsenin nama¤zi caiz olurdu. Meselâ : Yastik üzerine secde eden kimsenin önünden yastik kaldirilinca alninin yere dokunmasi gibi... NIhâye´de de böy¤ledir.

Basi kaldirmanin derecesi hakkinda ihtilâf edilmistir. Ebû Hanife (R.A.) dan rivayet edildigine göre: Dogrulmus olma hali, eger oturus durumuna yakinsa, bu caizdir. Fakat durumu yere daha yakinsa, bu caiz degildir. Tebyin´de ide böyledir. Esafih olan da budur. Hidâye´de 4e böyledir.

Ebû Yûsuf (R.A.) tan rivayet edildigine göre: Bir kimse, basini kaldirdigi zaman, o kimseye «basim kaldirdi» deniüebilirse, bu miktar kaldirmis olmasi caizdir. Muhiyt´te :«Bu esahhtir» denilmis¤tir. Tebyîn´de de böyledir. Sahih olan da budur. Bedâf de de böy¤ledir.

Sonra tekbîr alir ve Ikinci secde içfcn egilir.

Ikinci secde de, birinci secdedeki gibi tesbih eder, Muhiyt´ te de böyledir.

Sonra, secdeyi tamamlayinca ayaga kalkar.

Bu kalkis esnasinda oturmaz. Elleri ile, yere de dayanmaz. Ancak, eHeri ile dizlerine dayanir, Muhiyt´te de böyledir. Bize göre, bir özrü olmayan kimsenin bu dayanmayi terk etmesi müste-habtir. Meshur olan kitablarm çogunda da böyledir. Bahrü´r -.Râik´ ta da böyledir.

Bir kimsenin, bu kalkis esnasinda oturmasinda veya yere dayanmasinda da safii mezhebinde´ oldugu gibi bir beis yok¤tur. Zchîriyye´de de böyledir.

Namaz kilan kimse, ikinci rek´ati de birinci rek´at gibi kilar. Yalniz, bu ikinci rek´atte, iftifah tekbiri almaz ve eûzü çek¤me/.. KudrûH´de de böyledir.

Namaz kilan kimse, ikinci rek´atm ikinci secdesinden basini kaldirdigi zaman, sol ayagini yere serer.

Ve namaz kilan kimse, yere serdigi bu sol ayaginin üzerine oturur. Sag ayagini da dikerek, parmak uçlarini kibleye dogru çe¤virmis olur. Ellerini uyluklarinin üzerine koyar. Ellerinin parmak¤larini ise yayar. Hidâye´de de böyledir. Diz kapaklarini tutmaz. Esahh olan da budur. Hulâsa´da da böyledir.

Kadin ise, sol kalçasinin üzerine oturur. Ve iki ayagim da sag tarafindan çikarir. Hidâye´de de böyledir.

Ve Ibni Mes´ud´im Rivayet ettigi Tesehhüdü okur. Kâîi´de de böyledir.

Namaz kilan kimse, bu tesehhüdden sonra, hiç bir sey oku¤maz. Serahsînin Muhiyt´inde de böyledir.

Tahiyyat´i okuyan kimse, «eshedü en lâ ilahe illallah» lafzi¤na varinca, sehadet parmagi ile isaret eder. Muhtar olan kavle göre ise, isaret etmez. Hulâsa´da da böyledir. Fetva da bunun üzerinedir. Müzmerât, Kübrâ´dan böyle nakledilmistir. Âlimlerin çogu da bu isareti dogru görmemislerdir. Münyetü´l - Mü Eti ise, bu isa¤reti mekruh saymistir. Tebyîn´de de böyledir.

Namaz kilan kimse, Tesehhüd´ü okuduktan sonra ayaga kal¤kar.

Muhiyt´te de böyledir.Cellâbî´de: «Oturur vaziyette iken ayaga kalkmak, secde halinden ayaga kalkmak gibidir.» denilmistir. Tahâvi ise: «Kalkar¤ken, elleri ile yere dayanmasinda bir beis yoktur.» demistir. Zâhî-dî´de de böyledir.

Namaz kilan kimse, ayaga kalktigi zaman, son iki rek´atde de, ilk iki rek´atte yaptigi gibi kiyam, rüku´ ve secde fillerini yapar. Muhiyt´tc de böyledir.

Son rek´atlerde, secde Fâtihâ okunur. Kâfi´de de böyledir.

Son rek´atlerde, Fâtihâ´dan sonra, ilave olarak bir sey oku¤mak mekruhtur. El - Ihtiyar Serhü´l - Muhtardan naklen, Sirâcül -Vehhâc´da da böyledir.

Namaz kilan kimse, bu son iki rek´atte, bir sey okumayi ve tesbihi terk etmis olsa, o kimse üzerine bir sey lazim gelmez. Bunla¤ri sehven okumamis olsa da, sehiv secdesi gerekmez. Fakat, bunlari okumak daha efdaldir. Sahih olan rivayet de.budur. Zehiyre´de de böyledir. îtimad edilen kavil de. budur. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böy¤ledir. Esahh olan da budur. Muhiyt´in Kiraat Bölümü´nde ide böyle¤dir. Bu kavil sahindir ve zâhirü´r - rivâyedür. Beda´i´de de böyledir.

Bu son iki rek´atte susmak mekruhtur. Hulâsa´da da böyle¤dir.

Namaz kilan kimse, ka´de-î ahire de oturur.

Bu oturus, birinci oturus gibidir. Hidâye´de de böyledir.

Bu oturusta da, tesehhüd´ü okur. Teehhüdden sonra da Pey¤gamber (S.A.V.) Efendimize salavat getirir. Muhiyt´te de böyledir.

Iinâm Muhammed (R.A.J ´den : «Peygamber (S.A.V.) Efen-diimz´e nasil salavat getirilecegi» soruldu, O da : «Salavât getirecek kimse der.» dedi.

Bazilari, demeyi kerîh görmüslerse de, sahih olan bunun kerîh olmadigidir. Tebyîn´de de böyledir.

Namaz kilan kimse, Peygamber (S.A.V.) Efendimiz´e salât-ü selâmi tamamladiktan sonra; kendisi, ana - babasi ve bütün mü´min-leriçin istigfar eder. Hulâsa´da da böyledir.

Namaz kilan kimse, kendisi için ve baskalari için ruâ eder. Sadece nefsi için dua etmesi dogru olmaz. Sünnet olan da, hem ken¤disine ve hem de baskalarina dua etmektir. Tebym´de de böyledir.

Namaz kilan kimse, daha sonra «Rabbena âtinâ...» duasini, sonuna kadar okur. Hulâsa´da da böyledir.

Namaz kilan kimse, insanlarin sözlerine benziyen sözlerle dua etmez. Ve kullardan isteme manâsini içine alan, bir sekilde, de duA etmez. Meselâ : «Allah´im!... Benî filân kadinla evlendir.» diye

duâ etmez. Çünkü bu, insanlarm sözüne benzemektedir.sözü ise, insanlarin sözüne benziy eni erden degildir.sozu birinci cinstendir. Hidâye´de de böyledir.

Bu gibi lafizlarla duâ etmek caiz degildir. Sahih olan da budur. Hidâye Serhi Aynî´de de böyledir.

Bir kimse, namazda (=AtDah´un, benî büyük bir mal ile rizklandir.l diye duâ etse, namazi fasid olur.

Fakat, eger = Allah´im beni ve hada riziklandir) demis olsa veya buna benzer bir seyle duâ mîs bulunsa namazi fasid olmaz. Müzmarât´ta da böyledir.

Velvâliciyye Kitabinda : «Bir kimsenin, namazda, ezberle¤mis oldugu duâ ile duâ etmesi münasip olur. Çünkü, —aksi takdir¤de— duâ eden kimsenin lisanina, insanlarin söylediklerine benzeyen seylerin gelmesiyle, namazinin bozulmasindan korkulur,» denilmis¤tir. Tatarhaniyye´de de böyledir.

Bu zikrettigimiz seylerin hepsi de namazi ifsad eder.

Namazin sonunda en az tesehhüd miktari oturmamak, na¤mazi bozar. Fakat, tesehhüd miktari oturmus bulunan kimsenin, na¤mazi artik tamamdir. Bu kadar oturmakla namazdan çikmis olur. Tebyîn´de de böyledir.

Hz. Ebû Bekir (R.A.)´den rivayet edilmistir : Hz. Ebû B»-klr (R.A.), Peygamber (S.A.V.) Efeiidimiz´e :

«Yâ RasulaIlah!... Bana bir duâ ögretiniz de, onu namazda okuyayim.» deyince : Peygamber (S.A.V. Efendimiz, O´na : diye duâ et.» buyurmustur.

Ibn-i Mes´ûd (RA´(o duadan su kelimelerle duâ eder¤di.

Nihâye´de de böyledir.

Namaz kilan kimse namazin sonunda; diye duâ etmesi de müstehab olur. Huccet´ten naklen, Tatarhâniyye´-de de böyledir.

Namaz kilan kimse, bundafn sonra, iki tarafina selâm verir.

Selamin birini sag tarafindan, digerini de sol tarafindan ve¤rir. Birinci selamda, yüzünü, sag yanaginin beyazligini görünceye kadar, sag tarafa çevirir.

Ikinci selamda ise, yüzünü, sol yanaginin beyazligim görünceye kadar sol tarafina çevirir. Kinye´de : «Esahh olan da budur.» denil¤mistir. Seyh Ebîl - Mekârim´in, Nikâye Serhi´nde de böyledir.

Namaz kilan kimse, selâm verirken : «Es-selamü aleyküm ve rahmetttllâh» der. Mufuyt´te de böyledir.

Muhtar olan, es-selâm lafzinin basinda, elif ve lâm (= harf-i ta´rif) bulunmasidir. Tesehhüd´de de böyledir. Zahîriyye´de de

böyledir.

Bize göre, bu selâmin sonunda «... ve berekâtüh» dememek gerekir.

Selâm verirken sünnet olan, ikinci selamda, birinci selâ¤ma nisbeten sesi biraz azaltmaktir. Muhiyt´te de böyledir. En gü¤zeli de budur. Tebyîn´dc de böyledir.

Namaz kilan kimse, eger sagma selam verdikten sonra, aya¤ga kalkar ve bu durumda da konusmaz ve mescidden de çikmamis bulunursa, oturup soluna da selam verir. Hüccet´den naklen Tatar-hâniyye´de de böyledir. Sahih olan, yönünü kibleden dönmüs olan kimsenin, selam lafzim söylememesidir. Kinye´de de böyledir.

Bir kimse, önceden sol tarafina selam vermis olursa, o kim¤se konusmadan sag tarafina da selam verir. Sol tarafina vermis ol¤dugu selami ise yenilemez. Fakat, bu kimse, Önce önüne selam ver¤mis olursa, sol tarafina da selam verir. Tebyîn´de de böyledir.

Muktedî´nin selam vermesi hususunda, ihtilaf edilmistir, Fakîh Ebû Ca´fer : «Muhtar olan, muktedînin, imâm sagma selam verinceye kadar beklemesidir. Imâm, sagma selam verince, muktedî de sagma selam verir. Imâm soluna selam verince de muktedî solu-lia selam verir.» demistir. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.

Selam veren kimse, selam verdigi tarafla bulunan, melek¤lere ve mü si umanlara —selam vermeye— niyyet eder. Zâhidî´de de böyledir.

Namaz kilan kimse, selam esnasinda, zamanimizin kadinlarina ve kendisi ile birlikte namaz kilmakta olmayan kimselere niyyet et¤mez. Sahîh olan da budur. Hidâye´de de böyledir.

Imâma uyan kimse, selam esnasinda, yukarida zikrettikle¤rimizle birlikte, imâma selam vermeye de niyyet eder. Eger, imâm muktedî´nin sag tarafinda ise, sag tarafinda bulunanlarla bir¤likte, imâma selam vermeye de— niyyet eder. Imam eger, mukte¤dînin sol tarafinda ise, sol tarafinda bulunanlar içinde, imâma da niyyet eder.

Imâm eger, muktedî´nin önünde ise, sag tarafmdakilerin içinde, önadaselam vermeye niyyet eder. Bu, Imâm Ebû Yûsuf (R.A.) ´tin kavlidir. Imâm Muhammed (R.A.) ´e göre, muktedî, her iki tara¤fina selam verirken de imâma selam vermeye niyyet eder. Mu¤hiyt´te de böyledir. Bu kavil, Ebû Hanîfe (R.A.) den de rivayet edil¤mistir. Câfî´dc de böyledir. Fetvalarda da sahih olan budur. Tatar-hâniyye´do de böyledir.

Münferîd (= yalniz basina namaz kilan kimse sadece me¤lekleri selamlamaya niyyet eder. Ve bu niyyetinde, meleklerin sayisini belirtmez. HSdâye´de de böyledir.

Ögle, aksam ve yatsi namazlarinda selam verdigi zaman, imâmin oturup beklemesi mekruhtu; sünnetleri kilmak için ayaga kalkar. Ve, âmâm olan bu kimse, nafileyi, farzi kildigi yerde kilmaz; Sag.tarafinda, sol tarafinda veya arka tarafinda kilar. îmâm dilerse, sünnetleri evine dönüp orada kilar. Münferîd veya muktedî olan musallînin, farz namazi kildigi yerde durup, nafileleri orada kil¤masi ve duâ etmesi caizdir. Keza, bu kimselerin, nafileleri kilmak için, yerlerinde kalmalari, arkalarina çekilmeleri veya sag veya sol taraflarina çekilerek —oralarda namaz kilmalari müsavidir ve bunlarin hepsi de caizdir.

Sabah ve ikindi gibi, sonunda nafile olmayan namazlarda, imâmin, yönü kibleye karsi oldugu halde, bulundugu yerde bekleme¤si mehruhtur. Bu durumu, Peygamber (S.A.V.) Efendimiz, bid´at olarak isimlendirmistir.

Imâm, bu gibi hallerde muhayyerdir. Dilerse, günes dogana ka¤dar oturur, ki bu efdâldir Sayet, hizasinda, sonradan gelip de na¤maz/kilmakta olan kimse yoksa, bu oturus esnasinda, imâm yönünü cemâate döndürür. Fakat, böyle bir kimse var ise, imâm, sag tarafi¤na veya sol tarafina döner. Bu hüküm, yazin da kisin da aynidir. Sa¤hih olan da budur. Hulâsa´d a da böyledir.

Huccet´de ; «Imâm, ögle, aksam ve yatsi namazlarinda, gecik¤meden sünneti kilmaya baslar; uzun uzun duâ ile mesgul olmaz.» denilmistir. Tatarhâniyye´de de böyledir. [31] [32]

KARAHAN 15-Aralık-2009 02:00

Cevap: Büyük Hanefi Fikhi
 
Kiraat


Seferde, iztirar halinde, kiraatin sünnet olan miktari, tat-maz kilan kimsenin Fâtihâ´yi ve diledigi bir sureyi okumasidii*. Iz-tirar : Yolculukta, acele etmek; hazerde ise, vaktin dar olmasi ve nefsi veya mali hakkinda, bir korku tasimak gibi hallerdir. Bu du¤rumlarda, vakti geçirmeyecek veya —korkudan—emîn olacak kadar okumak gerekir. Zâhidî´de de böyledir.

Seferde ve ihtiyar halinde kiraatin, sünnet olan miktari ise : -Sabah namazinda Bürûc Sûresini ve emsallerini okumaktir. Ihtiyar halinde maksat, vakitte genislik bulunmasi, emniyet ve karar halinin olmasi demektir. Mezkûr sureler okumakla, seferde kisa okumaya verilen ruhsatlarla, kiraatte sünnet olan miktarin gözetilmis olma¤si hallerinin, arasi cem edilmis olur. Ibnî Emîri´I - Hâc´in Münye-tül - Musallî Serhi´nde de böyledir.

Ögle namazinda, kiraatin sünnet olan miktari da, sabah na¤mazi gibidir. Ikindi ve yatsi namazlarinda ise, bundan biraz daha kisa okunur. Aksam namazinda ise, cidden kisa süreler okunur. Zâ¤hidî´de de böyledir.

Hazerde Kiraatin sünnet olan miktari : Sabah namazinda, Fâtihâ´dan sonra, iki rek´atte kirk veya elli âyet okumaktir. Câ-miü´s - Sagîr´de zikredüdigine göre. Ögle namazindaki kiraat miktari da sabah namazi gibidir. Asü´da ise : «Ondan daha asagidir.» denil¤mistir.

Kiraatin sünnet olan miktari, ikindi ve yatsi namazlarinda, Fâ¤tihâ´dan baska yirmi ayettir.

Aksam namazinda ise, Fâtihâ´dan sonra ilk iki rek´atin her bi¤rinde, bir kisa sûre okumak sünnettir. Muhiyt´te de böyledir.

Hazerde, sabah ve ögle namazlarinda, tivâl-i mufassali (= uzun sûreleri), ikindi ve yatsi namazlarinda, evsât-i Mufassali t = Orta uzunluktaki sûreleri), aksam namazinda ise, kisâr-i muJa»-sah (kisa sûreleri) okumak sünnettir. V´kâye´cle de böyledir

Uzun sûreler, Hiicurât´tan Bürûc Sûresine kadar olan sûre¤lerdir.

Or.ta uzunluktaki sûreler, Büruc´dan Lem Yekun´e kadar olan sûrelerdir.

Kisa sûreler ise, Lem YekünMen Kur´ân´m sonuna kadar olan sûrelerdir. Muhiyt´te, Vikâye´de ve Münyetü´l - Musallfde de böyle¤dir.

Yetîme´de : «Bir kimse, ikindi namazini, mekruh vakitte kiliyor cisa bile, uygun olan, sünnet olan miktarda kiraat etmektir.» denilmistir. Tatârbâniyye´de de böyledir.

Vitir namazinda, Fâtîhâ´dan sonra, hangi sûrelerin okunma¤si gerektigi konusu üzerinde durulmamistir. Mi´râcü´d - Dftrâyede de böyledir.

Vitir namazini kilan kimsenin Fatihadan sonra diledigi sûreyi okumasi, güzel görülmüstür. Muhiyt´te de böyledir.

Fakat, Peygamber (S.A.V) Efendimiz, vitir namazim «Seb-bihâ´sme Rabbikel - a´la», »Kul Yâ Eyyühe´î - Kâfirûn» ve «Kul hü-ve´Hahü ehad» ile kilardi. Sen de, bazi günlerde, teberrüken vitir na¤mazini bu sûreleri okuyarak kil, bazan da, Kur´ân´m diger sûrelerin¤den ayrilmis olmaktan kaçinmak için, diger sûreleri de oku. Teh-zîb´de de böyledir.

Imâm olan kimsenin, müstehab olan kiraatin üzerine, bir miktar daha ilave ederek onu ziyadelestirmesi uygun olmaz. Cemaa¤te agirlik vermemelidir. Kiraat, müstehab olan miktara ulasip ta¤mamlandiktan sonra, imâm onu hafifletir. Tahavî´den naklen Muz-marât´ta da böyledir.

Sabah namazinin birinci rek´atinda, ikinci rek´atinden daha uzun okumak, bil´icmâ´ sünnettir.

Imâm Muhammed (R.A.3 : «Bütün namazlarin ilk rek´atle-rinde, ikinci rek´atlermden daha uzun okumak, bana daha sevimli¤dir.» demistir. Fetva da bunun üzerinedir. Z&hi´dî´de ve Mi´râcû´d -Dirâye´de de böyledir. Huccet´de de, fetva için bu kavil alinmistir. Tatarhâriiyye´de de böyledir.

Cuni´a ve Bayram Namazlarinda, iki rek´at arasindaki ki¤raat Farki üzerinde ihtilâf edilmistir. Bedâi´de de böyledir.

Bu hususta bazi âlimler : «Bu iki rek´at arasindaki fark, üçde bir ve üçde iki nisbetinde olmalidir : Üçde iki, birinci rek´atte; üçde bir de, ikinci rek´atte okunmalidir.» demislerdir.

Tahâvî Serhü´nde ise : «Uygun olan, birinci rek´atte otuz âyet, ikinci rek´atte ise, on veya yirimi âyet okumaktir.» denilmistir Mu¤hiyt´te de böyledir.

Bu ölçü, yukardaki «üçde bir, üçde iki» kavüni açiklamaktadir. Ev!â olan da budur. Aslinda, birinci rek´atte okunan miktar ile ikin¤ci rek´atte okunan miktar arasindaki farklilik, daha fazla olsa; me¤selâ : Bir kimse, birinci rek´aîte uzun bir sûre, ikinci rek´atte de üç âyet okumus olsa, bunda da hüküm bakimindan bir beis yok¤tur. Zahîrîyye´de de böyledir.

Câmiü´s - Sagîr´in bazi serhlerinde : «îkinci rek´atte, birin¤ci rek´atten üç veya daha fazla bir miktarda uzun âyet okuma ha-linde, bunun caiz olacaginda hilaf yoktur; ancak bu mekruhtur. An¤cak, aradaki fark, üç âyetten az olursa, bu durum mekruh da degil¤dir.» denilmistir. Hulâsa´da da böyledir.

Murgînânî ise : «Eger, âyetlerin uzunlugu birbirlerine ya¤kin ise, âyetlerin sayisina itibâr olunur. Ancak, âyetler uzunluk ba¤kimindan birbirlerinden farkli iseler, bu durumda, kelimelerinin —veya— harflerinin sayisina itibâr olunur.» demistir. Tebyîn´de de böyledir.

Namazlara, muayyen sûre veya âyetler tahsis ederek, —o namazlarda, sadece o sûre veya âyetleri— okumak mekruhtur.

Tahâvî ve Isücâbî : «Bu durumun mekruh olmasi, böyle yapan kimsenin yaptigi seyi vacib görüp, baska sûre veya âyetleri okuma¤nin caiz olmayacagim sanmasi, veya baskalarim okumayi mekruh görmesi halindedir. Böyle olmada, bu süreleri, kendisine kolay gel¤digi için veya teberrüken (yani, Peygamber (S.A.V.) Efendimiz on¤lari okumus oldugu için) okursa, bunda bir kerahat yoktur. Yine de, zaman zaman, —câhil kimseler, baskalarinin okunmasinin caiz olmayacagini sanmasinlar diye— baska âyet veya sûreleri de oku¤mak sarttir. Tebyîn´de de böyledir.

Efdal olan, farz olan namazlarin her rek´atinde Fâtihâ´yi ve ilk iki rek´atte— bir sûrenin tamamim okumaktir.

Âciz olan kimse, bir sûreyi, iki rek´atte de okuyabilir. Hulâ-m´da da böyledir.

Bir sûrenin, âyetlerinden bir kismini, bir rek´atte, diger kis¤mini da baska bir rek´atte okumak hususunda «bu mekruh olur» da denilmistir; «mekruh olmaz» da denilmistir. Sahih olan ise, bunun mekruh olmayisidir. Zahîriyye´de de böyledir. Mekruh olmamakla beraber münasip olan, böyle yapmamaktir. Böyle yapilmis olma¤sinda da bir beis yoktur. Hulâsa´da da böyledir.

Hüccet´de : «Birinci rek´atte bir sûrenin sonunu, (mesela : Âmene´r - resulü´yü), ikinci rekatte de kisa bir sûreyi (meselâ ; (Kul hüvellahü ehad´i okumak mekruh olmaz.» denilmistir. Tatar-hâmyye´de de böyledir.

Eger, suretim sonu okunan kisa sürenin tamamindan daha uzun ise, hei iki rek´atte de, sûre sonlarindan okumak, ki¤sa sûrenin tamamini okumaktan efdâidir. Ancak, tamami okunan sûre, —bu sûre sonlarindan— daha uzun ise, onu okumak efdâidir. Zehiyre´de de böyledir,

Namaz kilan kimse, «Müdâyene âyeti» gibi uzun. bir âyet okumak isterse, böyle uzun bir âyet okumasindan, kisa bir sûre miktarina balig olan, üç âyet okumasi, daha sahihdir. Tatarhâniyye´ de de böyledir.

Aralarinda bir veya iki sûre bulunan, iki sûreyi bir rek´atte cem etmek (yani, bu iki sûreyi bir rek´atte okumak) mekruhtur.

Fakat, aralarinda sûreler bulunan bu iki sûreyi, iki ayri rek´atte okumak mekruh degildir.

Bazilari : «Bu iki sûre arasinda, tek bir sûre var ise, bunlari, birbirini takip eden iki rek´atte okumak mekruhtur.» demisler¤dir.

Bazilari da : «—Bu iki sûrenin aralarinda bulunan sûre uzun ise, aralarinda iki kisa sûre bulundugu halde bunlari okumak mekruh olmadigi gibi bu durumda da mekruh degildir.» demisler¤dir. Muhiyt´te de böyledir. Hulâsa´da da böyledir.

Bazilari ise : «Rek´atin birinde bir sûre, digerinde ise bas-. ka sûre okunursa, asla mekruh olmaz. Fakat, ikinci rek´atte, birinci rek´atte okudugu sûrenin üst tarafinda bulunan bir sûreyi okumak mekrûtur.» demislerdir.

Keza, namaz kilan kimsenin, ikinci rek´atte, birinci1 rek´atte okudugu âyetten daha üst tarafta bulunan bir âyeti okumasi da mek-. ruhtur. Ayni rek´atte, önce bir âyet okuyup, ondan sonra da, daha üst tarafta bulunan baska bir âyeti okumak da mekruhtur.

Aralarinda bir veya iki âyet bulunan âyetleri, bir rek´atte veya iki rek´atte cemstme (yani bu durumda olan âyetleri bir rek´at¤te okuma) halinde de sûreler hakkinda söyledigimiz —hükümler— geçerlidir. Muhiyt´te ide böyledir.

Yukarida söyledigimiz hükümlerin tamami, farz namazlar¤la ilgilidir. Bu durumlarda, sünnet namazlarda kerâhat yoktur. Mu¤hiyt´te de böyledir.

Namaz kilan bir kimse, birinci rek´atte bir sûre okusa, ikin¤ci rek´atte ise, bu sûre ile aralarinda —rsadece— bir sûre bulunan baska bir sûreyi okumaya baslasa veya bu kimse ikinci rek´atle, bi¤rinci rek´atte okudugu sûrenin üst tarafinda bulunan bir sûreyi oku¤maya baslamis olsa; muhtar olan kavle göre, o kimse, basladigi sû¤reyi okumaya devam eder; onu okumayi kesmez. Zehiyre´de de böy¤ledir.

Nomaz kilan kimse, bir sûreyi okumaya basladiktan sonra, baska bir sûreyi okumak istediginde; eger, basladigi sûreden bir ve¤ya iki âyet okumussa, bu sûreyi birakip, istedigi sûreyi okumaya lamasi, mekruhtur. Keza, basladigi sûreden bir âyetten az, hatta bir harf bile okumus olsa, bunu birakip baskasini okumasi mekruhtur.

Namazda, rükû´ için tekbir almis olan kimsenin, rükû´a varma¤dikça, bunu terkedip, okumaya devam etmesinde beis yoktur. Hulâ¤sa´da da böyledir.

Bir kimsenin, namazda yalniz Fatihayi okumasi veya Fati¤ha ile birlikte —sadece-— bir veya iki âyet okumasi mekruhtur. Mu¤hiyt´te de böyledir.

Namazda, Kur´ân´i hatmeden kimse, birinci rek´atte muav-veneteyn´dcii (Kul eûzü bi Rabbîl-Felak ve Kul eûzü bi Rabbi´n- Nas´dan) sonra rükû´a gider. Ikinci rek´ate kalkinca, Fâtihâ´yi ve Bakara Sûresi´nin ilk âyetlerini okur. Iîulâ?a´da da böyledir.

Hüccet´dc : «Kuram Kirâat-i seb´a ile ve rivayetlerin hepsi ile okumak caizdir. Fakat ben, acib kiraatlerle, imâlelerle ve garîb rivayetlerle okumamayi dogru görüyorum. denilmistir. Tatarhânly-ye´de dc böyledir.

Bir kimse, nafile namazlari, oturdugu yerden kilabilir. Bu kimse, rükû´ etmek istedigi zaman, ayaga kalkar ve rükû´unu yapar. Ancak, efdai olan, rükû´ için ayaga kalktigi zaman, o kimsenin bir miktar Kur´an okumasidir. Eger, bu durumda, okumazsa veya rükû´ için ayaga kalkmazsa veyahut da kalktigi halde, okumadan rükû´a varirsa, bunlarda caizdir. Fakat, rük´û için kalkmak isteyen kimse, tam dogrulmadan rükû1 yaparsa, caiz oîmaz. Hulâsa´da da böyledir. [33]



Zelletü´l Kârî (Namazda Kur´ân Okuyan Kimsenin Hata Etmesi)


Bir keKmenin son harftni, diger kelimenin ilk harfine bitistir-irek, okuyucunun hatasmdandir.

Namaz kilan kimse, Kur´an okurken, bir kelimenin son har-fini, diger kelimenin ilk harfine bitistirirse, bunu kasden yapmis clsa bile, o kimsenin namazi sahih olan kavle göre fasid olmaz. Me¤selâ :

Iyyake na´büdü´dc, kef harfini, mm harfine bitistirerek oku¤mak, veya,

Ğayri´l - magdübi ´aleyhim´de, be harfini, ´ayn harfine bitistire¤rek okumak, veya,

SemiTalIahü Ibnen hamideh´de, Allah lâfzinin he´sini,, Iâm´a bi¤tistirerek okumak gibi... Bu gibi haller, kasden yapilmis olsa bile namaz bozulmaz. Hulâsa´da da böyledir.

Bir kelime yerine baska bir kelimeyi okumak da okuyanim ha-tasmdandir.

Bir kimse, bir kelime yerine baska bir kelimeyi okur ve bu durumda, eger mana degismemis olursa, namazi bozulmaz :

«Ini´I - müslimîne» yerine «imie´z - zâlimine» okumak veya ben¤zerleri gibi...

Bir kimse, birinden digerini mesakkatsiz ayirma imkâni olan iki harften birini digerinin yerine okursa ve bu durumda da maiia bozulursa, o kimsenin namazi, bütün âlimlerimize göre fasid ulur :

Sad yerine ti ile, salihât´i tâllhât okumak gibi...

Fakat, Zi ile Dad, Sad ile sin, Ti ile te harflerinde oldugu ihi bu iki harfin arasi mesakkatsiz ayirdedilemezse, bu durumda ler ihtilaf etmislerdir; ekserisi ise «bu durum namazi bozmaz.» demislerdir.

Kadi Imâm Ebû´i - Hasan ve Kadi Imâm Ebû Asim : «Eger, bu¤nu kasdcn yaparsa yani kasden böyle okursa kimsenin namazi bozulur; fakat, düzgün okumak istemesine ragmen, bu iki harfin aralarini ayird edemezse, namazi bozulmaz.» demislerdir. Bu kavil kavillerin en adaletlisidir. Vecîzü´l - Kerderî´nin ihtiyar ettigi kavil de bu kavildir.

Bazi harfleri düzgün okuyamiyaii kimse, bu harfleri güzel okumaya gayret sarf etmelidir; uygun oî an budur. Bu gayreti gös¤termezse, mazur sayilmaz.

Bir kimse, bazi harfleri teleffuz edemez ve bu harflerin bulun¤madigi âyet de olmazsa, o kimsenin namazi eaiz olur. Ancak, bu kim¤se, baskalarina imâm olamaz. Fakat içinde, o kimsenin okuyama¤digi harf bulunmayan âyet var ise, namazda o "âyeti okur. Ve namazi caiz olur. Fakat, böyle bir âyet bulunmasina ragmen, okuyamadigi harfin bulundugu âyeti okursa, bazilari : «Bu kimsenin namazi caiz olmaz.» demislerdi". Kâdîhân´da da böyledir. Sahih olan da budur. Muhiyt´te de böyledir.

Harfi hazfetmek de, zelle-î kâridendir :

Hazf, icaz ve tcrhiyn yoluyla olur, mana da degismezse, bü¤tün âlimlere göre namazi bozmaz. Yâ mâlik´i, yâ mâli okumak gibi.

Eger hazf, îcâz ve lerhiym yönünden olmaz ve mana da bozul¤mazsa, yine namazi bozmaz; : Ve lekad ca´ehüm rusülünâ bi´I - bey-jiinat lafzinda ca´et´ten te´nin hazfedilmis olmasi gibi...

Eger hazf ten dolayi mana degisirse, bütün alimlere göre namaz bozulur : Femâ Iehüm yü´minûn´da Iâ´nin hazfedilmesi gibi... Ki, bu lafzin asli lâ yü´minûn´dur. Muhiyt´te de böyledir. Itabiyyede : «Sahih olan budur. » denilmistir. Tatarhaniyye´de de böyledir.

Bir kimse, ve hüm lâ yuzlemûn fereeyete seklinde okuyarak, efereeyte´nin eÜf´ini hazf etmis ve yuzlemim´un mm´unu efereeyte´-nin fe´sine bitistirirse;; veya yahsebûne nehüm yuhsinüne sim´an seklinde okuyarak, eniiehüm´ün elifini hazfetmis ve nun´u nun´a bi¤tistirerek okumus olsa, namazi bozulmus olmaz. Zehiyre´de böyledir.

Bir harf ziyâde ederek okumak da zelle-i kâridendir :

Namazda Kur´ân okuyan kimse, bir harf ziyâdelestirerek okur ve bu durumda mana da bozulmazsa, âlimlerin tamamina göre, namazi fasid olmaz : Bir ye ilâve ederek ve enhâ ´anil münker seklinde okumak gibi. Hulâsa´da da böyledir.

Hümüllezîne keferû´nun hüm´ünün mün´ini cezmedip ellezî´ nin elifini izhar ederek okuyan kimsenin namazi bozulmaz.

Ve mâ haîaka´z - zekere ve´1-ünsâ lafzinda da yukaridaki gi¤bi hazfedilerek okunmasi gereken elifi izhâr edip, zefde i d gam olunmus bulunan lâm´i da izhar ederek okumus olan kimsenin na¤mazi da bozulmaz. Muhiyt´te de böyledir.

Bir harf ilave etmekle mana degismis olursa, namaz bozu¤lur :

yerine okumak veya,Yenne okumak gibi... Veyahut da

lafizlarinda birer vav ilavesi ile mananin ve namazin bozulmasi gibi... Hulâsa´da da böyledir.

Bir kelimeye bedel olarak, baska bir kelime okumak da, namaz¤da, Kur´ân okuyan kimse için hatadir :

A Baska bir kelimeye bedel olarak okunan kelimenin manasi, yerine okundugu kelimenin manasina yakinsa ve okunan kdlime Kur´ân´ da da varsa, bu sekilde okuyan kimsenin, namazi bozulmaz: el- ´alîm yerine el-hakîm lafzinin okunmasi gibi...

O Imâmi A´zam CR.AJ ve Imâm Muhammed CR.A.)´e göre, bir kelimeye bedel olarak, Kur´ân´da bulunmayan ve fakat manasi yerine okundugu kelimeye yakin olan baska bir kelimeyi oku¤yan kimsenin namazi da bozulmaz. Imâm Ebû Yûsuf (R.A.) buna muhaliftir. O´na göre, bu kimsenin namazi bozulur :

yerine okumak gibi...

Kur´ân´da bulunmayan ve manaca da yakinligi olmayan bir kelime, Kur´ân´d an bir kelimeye bedel olarak okunursa, namazi bo¤zar. Bu hususta ihtilaf yoktur. Fakat, bu kelimenin tesbîh, tahmîd veya zikir kelimelerinden olmamasi da gerekir.

Kur´ân´da bulunmasina ragmen, mana bakimindan aralarin¤da yakinlik olmayan ve degisik okundugu zamandaki manasinin dogruluguna inanmanin insani kafir edecegi kelimelerden birini digerinin yerine okumak, bütün âlimlere göre namazi bozar :

yerin okumak ve benzerleri gibi..

Sahih olan budur. Imâm Ebû Yûsuf (R.A.) ´un görüsü de budur. Hu-lâsa´da da böyledir.

Bir kimse, bir sahsin nesebini yanlis okumak suretiyleNisbet ettigi isim Kur´ân´da bulunursa, Imâm Muhammedi (R. A.) ´e göre, bu durumda o kimsenin namazi bozulmaz :

veya gibi... Alimlerimizin tamami bu görüstedir. Fa¤kat, bir kimse seklinde okursa namazi bozulur. diye okuyunca namazi bozulmaz. Çünkü :

Hz. îsâ´nm babasi yoktur; Hz. Musa´nin ise babasi vardir. Bu du¤rumda, sadece isimde hata etmis olur. Vecîzü´l - Kerderf de de böy¤ledir.

Bedel olmadan bir kelime ekliyerek okumak da hatadir:

Fazla olarak okunan kelime, manayi bozuyorsa ve bu keli¤me Kur´ân´da da bulunmakta ise, bu okuyusun namazi bozdugunda hilaf yoktur:

okumak gibi...

Fazla olarak okunan kelime, Kur´ân´da bulunmuyor ve manayi da bozuyorsa, bunu okuyan kimsenin namazi da ihtilafsiz bozulur :-seklinde okumak gibi...

Fazla olarak okunan kelime, eger manayi bozmazsa ve bu kelime Kur´ân´da bulunmakta ise, bil-icrna´ namazi bozmaz : seklinde okumak gibi...

Bu durumda, fazla olarak okunan fakat manayi bozmayan keli¤me Kur´ân´da bulunmasa bile âlimlerimizin ammesine göre yine na¤maz bozulmaz : okumak gibi seklinde Muhiyt´te de böyledir.

Bir harfi veya bir kelimeyi tekrarlayarak okumak : 9 Bir harf, seddelenmek sureti ile tekrar okunmus olursa, bu okayus namazi bozmaz : diye okumak gibi...

Fakat, el-hamdü liUah lafzi, üç lâm ile seklinde okunursa, namaz bozulur.

Bir kelimenin .tekrar okunmasindan dolayi mana bozulmaz, namaz da bozulmaz. Fakat bir kdlimenin tekrar okunmasindan do¤layi mana bozulursa, sahih olan kavle göre, namazin bozulacaginda süpheyoktur

seklinde okumak gibi... Zahîriyye´de de böyledir. Takdim veya Tehir :

Namaz kilan kimse, bir kelimeyi baska bir kelimeden öne alarak dursa veya baska bir kelimeden daha sonraya biraksa ye bu durumda da mana bozulmazsa, namaz da bozulmaz :lafzini okurken, sehiyk kelimesini Öne geçinpek gibi..; Hulâsa´da daböyledir.

Takdim veya te´hîr yapilmasi halinde, mana bozulursa, âlim¤lerin ekserisine göre, bu durumda namaz da bozulur :

seklinde okumak gibi... Zahîriyye´de de böyledir.

Namaz kilan bir kimse, iki kelimeyi, diger iki kelime üze¤rine takdim eder ve bu durumda da mana bozulursa, o kimsenin na¤mazi da bozulur :âyetini, seklinde okumak gibi...

îki kelimenin takdim veya te´hiri halinde mana bozulmazsa, na¤maz da bozulmaz :

ayetim seklinde okumak gibi...

0 Bir harfin, diger bir harfin önüne geçmesi halinde manâ bozulursa, namaz da bozulur : ui´r-f- yerine ru*it okumak gibi...

Fakat, bu durumda mana bozulmazsa, namaz da bozulmaz : O»J/´*ti£ yerine ^J^l <Ûc okumak gibi. Muhtar olan kavil de budur. Hulâsa´da da böyledir.

B´r âyet yerine, baska bir âyeti okumak :

0 Namaz kitan kimse, bir âyet yerine baska bir âyeti okumus olsa; sayet, bu durumda, önceokudugu âyeti okuduktan sonra tam bir durus ile durmus olur ve sonra baska âyete baslamis bulunursa.

Veya okudugu âyetin bir kismind dedikten sonra, demis olsa; veya lafzini okuduktan sonra âyetini okursa; veya lafzini okuduktan sonra dese, bu kimsenin namazi bozulmaz. Bu âyetlerin ilkinde durmayip âyetleri birlestirmis olan kimse¤nin, bu okuyusunda, mana bozulmazsa, namaz da bozulmaz: »veli yerine âyetini okumak gibi...

âyetini okumak gibi...

Bir âyet yerine, baska bir âyet okundugu zaman, mana bo-. zulursa, âîimllrimizin ekserisine göre namaz da bozulur:

seklinde okumak gibi... Salih olan da budur. Huîâsa´da da böyIedIr. Kur´ân okurken, lüzumsuz yerde durmak, geçmek veya yersiz baslamak:

Namaz kilan kimse, durulmamasi gerek.en yerde durdugu veya baslanmamasi gereken yerden basladigi zaman, bu durumda eger mana fazla bir sekilde bozulmuyor ise, o kimsenin namazi, biMcmâ´ bozulmaz :

âyetini okuyup, duran kimsenin diye baslamasi gibi... Mumyt´te de böyledir. Keza, veya gibi kaviller¤de durmayip geçmek halleri de namazi bozmaz. Fakat, bunlar çir¤kin görülmüstür. Hulâsa´da da böyledir.

Namaz kilan kimse, durulmamasi gereken yerde durur ve-va baslanmamasi gereken yerden baslarsa ve bu durumda da mana bozulursa, âlimlerimizin âmmesi yaninda, namazi bozulmaz1

Namaz kilan kimse. deyip durur, sonra ´ve okursa, namazi bozulmaz. Bazi âlimlere göre ise, bu durumda namaz bozulur. Fakat, fetva, bu durumlarda na-mazin bozulmayacagi üzerinedir. Muhiyt´te de böyledir.

Kâdî Imâm Sa´id Necîb Ebû Bekir: «Namaz kilan kimse, kiraati tamamlayip rükû´ için tekbir almayi istedigi zaman, eger bitim sena ile ise, Allahü Ekber´e vasi etmek (bitistirmek, geçmek) evlâdir. Sayet sena ile

kavli gibi... Tatarhâniyye´de de böyledir.

KARAHAN 15-Aralık-2009 02:01

Cevap: Büyük Hanefi Fikhi
 
I´rabda Lahn yapmak:

Namaz kilan kimse, lahn yaptigi zaman, mana degismez-se, namazi bil-icmâ´ fasid olmaz. fzmi okurken te harfinin sesini yükseltmek gibi...

Eger lahn, manayi fazlaca bozar ve namaz kilan kimse, bunu kasden yapmis olursa, kâfir olur: âyetini mim

harfinin nasbi ve Rab kelimesinin ref´i ile okumak ve benzerlerin¤de oldugu gibi...

Fakat, bu okuyus kasden olmaz da, hataen olursa, mütekaddi-mîn´in kavillerine göre, bu kimsenin namazi bozulur. Müteahhirîn ise, bu hususta ihtilâf etmislerdir. Muhammed Wn Mukâtil, Ebu Nasr Muhammed bin Selâm, Ebû Bekir bin Sa´îdi´I-Belhî Fakîh, Ebû Ca´fer el-Hindivânî, Ebû Bekir Muhammed bin Fadl, Seyhü´l-Imâni Zahidi ve Semsü´I-Eimme Halvâiü: «Bu kimsenin namazi bozulmaz.» demislerdir.

Mutekaddimîn´in kavilleri, ihtiyata daha uygundur. Çünkü, bu durumda küfür kasdi vardir. Küfür olan ise, Kur´ân´dan degildir. Müteahhirîne gelince, ontann kavillerinde de bir genislik vardir. Çünkü insanlar, i´râbm inceliklerini bilip ayirdedemezler. Mu-hryt´te de böyledir. Fetvada bunun üzerinedir. Itataiyye´de ve Zahîriyye´de de böyledir.

Seddeyi ve medeti terketmek :

Namaz kilan kimse âyetinde seddeyi terk etse veya âyetineki Rabb kelimesinin be´sini seddesiz okusa, her ne kadar, bazi âlimler namazi bozulur demislerse de muhtar olan kavle göre, o kimsenin namazi bozulmaz.

Eger manayi bozmazsa, meddi terk etmek namazi bozmaz: lafizlarini rnedsiz okumak gibi...lafizlarinda medleri terk etmek manayi bozsa bile, namaz bozulmaz; Seddenin terke-dilmesinde bozulmadigi gibi... Hulâsa´d a da böyledir. Fetva da buna göredir. Itâbe´de de böyledir.

Idgâmi terketmek veya olmadigi yerde idgâm yapmak:

Bir kimse,, hiç bir kimsenin idgâm yapmadigi yerde idgâm yaparsa, ibareyi çirkinlestirmis olur. Böyle yapan kimse, kelimenin manasini anlasilmaz hale getirmis olursa, namazi bozulur.

lafzindakî gayin harfini lâm harfine idgâm ife okumak gibi...

Bir kimse, hiç bir kimsenin idgâm yapmadigi yerde idgâm ya¤par ve bu durumda da mana bozulmazsa, yani idgâmsiz okundugu zamandaki mana anlasilirsa, o kimsenin namazi, bozulmaz:

lafzinda, lâm´i sîn´e idgâm ederek okumak gibi...

Namaz kilan kimse, idgâm yapilacak yerde, idgâmi terk et¤mis olsa ve bu durumda da ibare yönünden fazlalik bulunsa, yine de, o kimsenin namazi bozulmaz : Lafzinda oldugu gibi... Muhiyt´te de böyledir.

Uygun olmayan yerde Smâle yapmak :

Namaz kilan kimsenin, imale yapilabilecek yerlerin disin¤da imale yapmasi da kiraat hatalanndandir.

Namaz kilan kimse, besmele´de, maliki yevmi´d-din´de ve bun¤lara benziyen lâfizlarda, imale yaptigi zaman namazi bozulmaz Mumyt´te de böyledir.

Kur´ân´da olmayani okumak:

Emîrü´l-Müminîn Hz. Osman (R.A.)´m toplamis bulundu¤gu Kur´ân´da bulunmayan bir lafzi, okumak da kiraat hatalarm-dandir. Bazi âlimler : «Bir kimse, bilinen mushafta bulunmayan ve manasi da yerinde olmayan bir lafzi, kendi nefsi hakkinda duâ ve sena kasdi da olmadan okursa, ittifakla o kimsenin namazi bozu¤lur.» demislerdir.

Ancak bu kimse, manasi yerinde olan bir kiraati okursa, Imâ-meyn´in kavli üzere, namazi bozulmaz. Imâm Ebû Yûsuf (R.A.) : «Bu kimsenin namazi bozulur.» demistir.

Bu hususta, sahih olan kavil sudur: Bir kimse, Ibn-i Mes´ud"-un veya digerlerinin sahifelerinde bulunan bir lafzi okudugu za¤man, bu okudugu, namazda okunmasi mûtad olanlardan olmasa bile, namazi bozulmaz. Namazin caiz olacagi miktarda, ammenin sahifeîerinde bulunani okusa bile, o kimsenin namazi caiz olur. Muhiyt´te de böyledir.

Bir kelimenin bazi harflerini okumamak :

Kelimenin bazi harflerini okuyup digerlezini birakmak da kiraat hatalarindandir. Bu hal, ya nefesin kesilmesinden veya keli¤menin kalan kisminin unutülmasindan meydana gelir. Unutan kim¤se, sonra hatirlarsa, kalan kismi okur.

Meselâ: Elhamdülillah lafzim okumak isteyen kimse, el de¤yip, nefesi kesilebilir veya kalan kismi unutabilir. Sonra hatirlarsa, hamdülülah der. Veya, bu kimse kalan kismi hatirlamiyabilir.

Fâtihâ´yi veya sûreyi okumak isteyen bir kimse, bunlari unu¤tabilir.

Bir kimse, fâtihâ´yi okumak ister, el diye baslar ve onu oku¤dugunu hatirlayarak, okumayi terkeder ve rükû´a varir veya bazi kelimeleri hatirlar ve okudum diye bunlari terkeder ve baska keli¤meleri okur... Bu durumlarin hepsinde ve bunlara benziyen bütün durumlarda, âlimlerimizin bazilarina göre namaz bozulur. Semsü´l-Eimme Halvâttî de, bununla felvâ vermistir.

Bazi âlimlerimiz : «Namaz kilan kimse, bir kelimenin ya-rismi hatirlar ve okursa, eger bu kelimenin tamamini okuyunca namaz bozulmasi gerekirse, o kelimeyi okuyunca namazi bozulmus olur. Kelimenin yarisini okuyan kimse, o kelimenin tamaminin okunmasi, namazin bozulmasini gerektirmiyorsa; o kimse kelime¤nin kalan yarisini da okur. Namazi bozulmus olmaz.» demislerdir. Zehiyre ve Muhiyt´te de böyledir. Yarim (kelinîe) hakkinda, tüm kelimenin hükmü vardir. Sahih olan da budur. Fetâvâyi Kâdîhan¤da da böyledir.

Bazi âlimler : Bir kimse, «Lagv olmaksizin, lügatta sahih olan vecihle, bir kelimenin yarisini okumus olsa ve bu durumida da mana bozulmasa; uygun olan, o kimsenin namazinin fesadinin ge¤rekmemesidir.

Fakat, okunan o yarim kelimenin bir manasi yoksa, bos bir söz ise veya bos bir söz olmamakla beraber, bu okuyus manayi bozu¤cu ise, namazin fesadini icâb ettirir. Mesâyihin ammesi ise, bu du¤rumun namazi bozmadigi görüsündedirler; çünkü bu hâl, namaz içindeki tenahnuh gibi, kaçirilmasi mümkün olmayan seylerdendir. Zehiyre ve Muhiyt´te de böyledir.

Namazda Kur´ân okuyan kimse, kelimelerin bazi harflerini —elinde olmadan— alçaltip gizledigi zaman, bu durumda namazi bozulmaz. Sahih olan budur. Ve bunda, umumî belvâ vardir. Mu-hiyt´te de böyledir.

$ Np.mazda, Kur´ân´i, kelime bozulacak sekilde îâhinlerle okuyan kimsenin namazi bozulur. Fakat, bu lahn, med harflerin¤de veya lîn harflerinde olursa, namaz bozulmaz; ancak, lahn fahis olursa, bu hallerde namaz bozulur.

Namaz haricinde Kur´ân okuyan kimsenin durumu hakkinda, âlimler ihtüâf etmisler ve bu hâli kerih görmüslerdir. Hulâsa´da da böyledir. Sahih olan da budur. Kerderî´nin el-Vecîz´inde de böyle¤dir Lahn ile okunan Kur´ân´i dinlemek de kerih görülmüstür. Hulâsa´da da böyledir.

Ebû´l-Kâsim es-Saffâri´1-Buhârî´mn, söyle dedigi nakledil¤mistir ; «Namaz, bazi yönlerden caiz, fakat bir cihetten fasid ise, ihtiyaten, fesadi ile hükmolunur. Yalniz, kiraat tokuma) babi, bundan müstesnadir; çünkü, bunda insanlar için umûmî belvâ vardir.» Zaliîriyye´de de böyledir.

Cenabi Hakkin isimlerine te´nis getirmek :

Allahu Teâlâ´nin isimlerine, te´nis ifade eden bir harf ila¤ve etmek de, kiraat hatalarindandir.

Mu hanim e d bin Ati bin Muhammedü´1-Edfh :

âyetini, namazda te´nis te´si ile okuyan kimsenin namazi bozulur. Çünkü, Allahu Teâlâ´nin isimlerine te´nisin duhûlü caiz degildir.» demistir.

ve Sibi lafizlara te´nis te´sinin duhûlü caiz olmaz.

Seyhü´l - Imâm Ebu Bekir Muhammed bini´I - Fadl´in:

«...Te´nisin duhûlü namazi bozmaz. Çünkü, onu buraya getirmek ve söylemek, Allahu Teâlâ´dan baskasinin isidir.» dedigi rivayet olunmustur. Âlimlerimizden bazilari, bu kavli sahih görmüslerdir. Muhiyt´de ve Zehiyre´de de böyledir.

Fetvâid´de : «Bir kimse, namazda, fahis bir hata ile oku¤duktan sonra, dönüp dogrusunu okusa, bana göre namazi caizdir. Durum i´rabda da böyledir: ref´in yerine nasb, nasb yerine ref ve¤ya ref ve nasb yerine cerr okumus olsa, yine namazi bozulmaz.» denilmistir. [34]



5- IMAMET


Cemâat


Cemaat, sünnet-i müekkededir. Mütûn´de, Hulâsa1 da, Mu-hiyt´dc ve Serahsî´nin Muhiyt´inde de böyledir.

el-Ğâyede: «Âlimlerimizin âmmesi, gerçekten cemaat, vacîb-tir, dediler.» denilmistir.

Müfîd´de ve onun tesmiyesinde : «Cemaat, sünnetle vacib oldugu için sünnettir.» denilmistir.

Bedâi´de : «Cemaat, akilli, erginlik çagma gelmis, cema¤atle namaz kilmaya —zahmetsiz— gücü yeten erkekler üzerine va-cibtir.» denilmistir.

Bir kimse, cemaate yetisemedigi zaman, baska bir niescid ara¤masi gerekmez. Bu hususta ihtilaf yoktur. Ancak, cemaatle namaz kilmak için, baska bir mescide gitmek daha güzeldir.

Cemaate yetisemiyen kimsenin, namazi, kendi kavminin mahallesinin mescidinde kilmasi en güzelidir.

Kudûrî: «Cemaate yetisemiyen kimse, ehiini toplayip, namazi onlarla beraber kilar.» demistir.

Semsü´l-Eimme de : «Zamanimizda evlâ olan, kisinin kav¤minin mescidine girmedigi zaman ailesi fertleri ile cemâat olmasi eger girer ise, namazini orada kilmasidir.» demistir.

Cemaat, baziözürlerle düser :

Hastaya, kötürüme, topala, eli - ayagi çaprazvari kesilmis olan kimseye; ayagi kesilmis olana, yürümeye gücü yetmeyen felçliye, aciz olan ihtiyara ve E´bû Hatiife CR.A.) indinde kör olana, cemaat vacib olamaz.

Sahih kavle göre, cemaat; yagmur çamur, siddetli soguk ve fazla karanlik sebebiyle de düser. Tebytn´de de böyledir.

Karanlik gecede, esen rüzgar sebebiyle de cemaate gidü-meyebilir. Fakat, gündüz esen rüzgar özür degildir.

Bir kimsenin, büyük ve küçük abdestinin veya bunlardan bi¤rinin daralmasi; cemaatle namaz kilmaya çikarsa, borçlu oldugu kimsenin kendisini hapsetme tehlikesi; setere ( = yolculuga) çik¤masi, seferde namaz kilincaya kadar kafilenin kaybolacagindan korkmasi, hasta olan bir kimseye bakmakta olmasi; malinin kay¤bolacagindan korkmasi; yemek hazir olup, namaz kilana kadar nefsinin onu arzu etmesi; yemek vaktinin disinda da, hazir olan yemegi caninin çok istemesi, cemaate gitme vazifesini düsürür. Sirâcü´l - Vehhâc´da da böyledir.

Belli bir imâmi olan ve belli bir cemaati bulunan bir mahalle camiinde cemaatle namaz kildiktan sonra, ikinci defa ezan okuyarak orada tekrar cemaatle namaz kilmak mühab olmaz. Fakat, ezan okumadan cemaatle namaz kilmak, icmaen mubah o-lur. Bu konuda, yol üzerindeki mescidin hükümü de aynidir. Serhü´il - Mecmu´da da böyledir.

Cemaat olabilmek için, iki kisinin bir arada obnasi gere¤kir. Ikinci kisi, akili bir çocukda olabilir. Sirâciyyede.de böy¤ledir.

Bir toplulugun, birbirlerini çagirarak, bir araya gelip, nafile bir namazi cemaatle kumalari mekruhtur.

Sadrii´s - Sehid´in, eI - Asi isimli kitabinda : «Mahalle mesci¤dinde ezansiz ve kametsiz, cemaatle nafile namaz kilmak mekruh olmaz» denilmistir. Semsül - Eimtne Halvâifl ise : «... imâmdan baska üç kisi olursa, biî-Mifak mekruh olmaz.» demistir Fakat, dört kisinin nafileyi cemaatle kilmalari, Esahh olan kavle göre mekruhtur. Hulâsa´da da böyledir. [35]



Imamete Kimin Daha Çok Hak Sahibi Oldugu


Namazla ilgili hükümleri en iyi bilen kimsenin, imamete geçmesi evladir. Muzmarât´ta da böyledir. Zahir rivayet de budur. Bahrü´r - Râik´ta da böyledir. Bu hüküm, namazla ilgiii hükümle¤rin en iyi bilen kimsenin, sünnet yerini bulacak kadar Kur´ân oku¤mayi bilmesi halindedir. Teby´n´de de böyledir. Ve bu kimse, din¤den (—amelindeki noksanliktan dolayi) ta´n olunmaz, (ayiplanmaz) Kifâye´de ve Nitoâye´de de böyledir.

Imâm olan kimse, baskalari haramdan daha fazla sakinmakta ise zahiri kötülüklerden kaçmahdir. Muhiyt´te ve Zâbidî´de de böyledir.

Bir kimse, namazla ilgili bilgilerde mütebahhir olur, fakat baska bilgilerden nasibsiz bulunursa; bu kimse, — baska sahada daha çok bilgi sahibi olan kimselere göre imamliga daha evlâ¤dir; daha layiktir. Hulâsa´da da böyledir.

Ilimde müsavi olan kimseler arasinda, imamliga daha eh¤il o´an, kiraat Kur´an okuma) ilmini daha iyi bilen ve daha gü¤zel Kur´an okuyan kimsedir. Bu kimse, Kur´an okuma esnasinda durulacak yerde durur, geçiüecek yerde geçer; kelimelerin sed¤desini, tahfifini ve kiraatle, ilgili diger hususlari bilir. K´fâye´de de böyledir.

Imâm olacak kimseler, kiraat hususunda da müsavi olur¤larsa, aralarinda, haramdan en çok kaçinan kimse imâm o!ur. Bun¤da esit iseler, en yasli olanlari olur. Hidâye´de de böyledir.

Imâm olacak kimseler, bu hususlarda da müsavi iseler, ahlâki en iyi olan, hangisi ise, o imâm olur. Bunda da esit iseler, soyu sopu iyi olan imâm olur. Bu durumda da esitlik varsa, yüzü güzel olan imâm olur. Fesü´l : Kadir´de de.böyledir. Imâm olacak kimseler, bütün bu hususlarda müsavi iseler, daha çok gece namazi — krlmis — olanlar imâm olmaya hak kazanmis olur. Kâfi´de de böyledir. Bu hususta da esitlik varsa, neseb yönünden serefli olan imâm olur. Fesü´l - Kadir´de de böyledir.

En mükemmel imâm, en faziletli kimsedir. Çünkü, maksud olan, cemaatin çok olmasi ve imâm olan kimseye insanlarin ço¤gunun ragbet etmesidir. Tebylh´de de böyledir.

Yukarida saydigimiz vasiflarin hepsi de iki kiside esit-ola¤rak bulunursa, hangisinin imamlik yapacagi Kur´a ile tesbit edilir; veva imâm cemaat tarafindan seçilir. Hulâsa´da da böyledir.

Ziyafet verilen bir evdeki cemaate ev sahibinin imamlik yapmasi daha uygundur. Ancak, burada sultan veya kâdi (=hâ-kim1 bulunmakta ise, onlar imâni olurlar.

Hükümdar varsa onun veya ev sahibinin, misafirlerinden her¤hangi birini imamlik için öne geçirmis olmalari halinde, bu kim¤senin tekbir alip namaza baslamasi efdâldir. Misafirlerden birinin, kendi basina ileri geçip namaz kildirmasi da caizdir.

Bir evde, o evde oturan kiraci, o evin sahibi ve misafir olan kisiler bulunmakta olsa; imamlik için izin vermeye ve kendi¤sinden izin istenilmeye hak sahibi olan, o evde oturan kiracidir. Tatarhâniyye´de de böyledir.

Keza, öndüç alman imameti, ödünç verene göre, daha evladir. Siracü´l - Vehhâc´da da böyledir.

Mahallenin imamindan daha ehil bir kimse, o mahallenin mescidine girmis olsa, mahallenin imaminin namaz kildirmasi diger kimsenin kildirmasindan daha evladir. Kunye´de de böy¤ledir.

= Ahras ( = dilsiz) bir kimse, diger dilsiz kimselere imamlik yapmis olsa, hepsinin de namazlari caiz olur. -

Âlimlerimiz: «Bazi yerlerde, ümmî´nin imamligi caiz de¤gildir» demisledir.

Seyhü´l- Islâm, Kitâbü´s-Salât Serhinde : «Ahras (= dit siz) iîe ümmî (sokuma yazma bilmeyen, cahil) bir arada bulunduk¤lari sirada, namaz kilmak isteseler, ümmî´nin imamlik yapmasi da¤ha uygundur. Bu durumda, ikisinin de namazlarinin caiz oldugu hu¤susunda ihtilaf yoktur.» demistir. Tatarhâniyye´de de böyledir.

Menyetü´I - Musallî´de : «Cünüplükten teyemmüm etmis olan kimsenin imamligi, hadesten ( = abdestsizlikten) teyem müm etmis olan kimsenin imamligindan daha evladir » denilmistir Nehrül - Fâik´ta da da böyledir.

Mescidin disinda bir topluluk, içinde de bir topluluk oturmakta iken, müezzin kamet getirse ve bunun üzerine disardaki cemaaten biri kalkip imâm oiur; ayni sekilde, içerdeki topluluktan da biri kalkip imâm olur ve namaz kildirmaya baslarsa, namaza önce bas-hyaîia uyup, namaz kilmakta kerahat yoktur. Hulâsa´da da böv ledir.

Fikhi bilgi ve sâlih olma bakimindan müsavi fakat Kur´an okuma bakimindan biri digerinden daha üstün olan iki kisiden, iyi okuyamiyam, cemaatin imamliga geçirmesi dogru degildir, süphesiz ki, böyle yapan cemaat, bir kötülük yapmis olur.

Cemaatin bir kismi iyi okuyani, bir kismi da digerini seçerse, bu durumda, seçenlerin sayisinin çok oldugu tarafa itibâr edilir! Siracü´l - Vehhâc´da da böyledir.

Bir mahallede imamlik yapmaya elverisli sadece bir kisi bulunsa, illâ da onun imâm olmasi gerekmez. O kimse, bu mahal¤lenin imamligini terketmekle de günahkar olmaz. Gunve´de de böv-ledir. [36]



Baskasina Imâm Olmasi Caiz Olan Ve Olmayan Kimseler


MürgSnânî: «Heva ve bid´at sahibi olan kimsenin arkasin¤da, namaz kilmak caizdir.

Rafizî´nin cüheminin, kaderenin müsebbehenin ve Kur´ân ya¤ratilmistir, diyenin arkasinda, namaz kilmak caiz degildir.

Yalniz, hevâ ve bid´at sahibi olan kimse, bu hallerinden dolayi kâfir olmuyorsa, arkasinda namaz kilmak maal - kerâhe (=mekruh olmakla beraber´ caiz olur; aksi taktirde caiz olmaz.» demistir. Tebyin´de ve Hulâsa´da da böyledir. Sahih olan da budur. Bedai´de de böyledir.

Mi´râci inkar eden kimseye bakilir; eger o kimse, esrâ´yi ya¤ni Mescid-i Haram´dan (Mekke´den) Mescid-i Aksa´yâ (Kudüs´e? ka¤dar olan bölümü inkar ediyorsa kâfir olur; ancak, Beyt-i mukad¤desten sonrasini inkâr ediyorsa, kâfir olmaz.

Bid´at sahibinin veya fasikin ardinda namaz kilan kimse, cema¤at sevabini alir. Fakat, bu sevap, mütteki bir kimsenin ardinda ki¤lan namazin sevabi kadar olamaz. Hulâsa´da da böyledir.

Saf´i mezhebinden olan bir imâma uymak, muhakkak ki sahihtir. Ancak —arkasinda, Hanefi mezhebinden olan bir kimsenin namaz kilma ihtimali olan— Safi´î bir imâm ihtilafli yerlerden sa¤kinmalidir. Meselâ : Bir yerinden kan çikinca abdest almali; kible istikâmetinden fazla dönmemen ve bunlar gibi diger ihtilafi husus¤lara dikkat etmelidir. Nîhâye´de ve Klfâye´nin Vitr Babi´nda da böyledir.

Namaz kilan kimsenin, batiya yönelmesi fahis bir hatadir. Fetâvâyî Kadihân´da da böyledir.

Kendisine, Hanefi mezhebinden bir kimsenin uymakta ol¤dugu Safi´î imâm, inancinda (amelinde) mütaasib, süpheci olmama¤li; az olan ve durgun bulunan bir sudan abdest almamis olmali; el-bisesine bulasmis olan meniyi yas ise yikamis kuru ise ovala-lamis olmali; vitrin arasini kesmemeli; geçmis namazlarin kazasinda tertibe riâyet etmeli; basinin dörtte birini meshetmeli ve benzeri husus´ara riâyet etmelidir. Nlhftye´de ve Kifâye´nin Vitir Babi´nda da böyledir.

Bu durumdaki Safi´î imâm, içine pislik düsmüs bulunan az bir suda abdest almaz. Fetevâyî Kâdihân´da da böyledir.

Bu imâm, mâ-i müste´meîle (kullanilmis su ile) de ab¤dest almaz. Sîrâciyye´de de böyledir.

Imâm Tlmurtâsî´nin zikrettigine göre, Seyhü´l - Islam Hâ-herzâde: «Aslinda, bu imâmin, bu gibi durumlarini bilmeyen bir kim¤senin, bu imâma uymasi caizdir fakat mekruhtur.» demistir. Kifâ-ye´de ve Nihâye´de de böyledir.

Sâfi´î bir imâma uyanHanefi bir kimse, imâmin — Sâfi´î mezhebine göre namazini ifsad eden bir halini bilse ve fakat imâm bu durumu bilmemekte olsa, âlimlerin kavillerine göre, na¤mazi caiz olur; bazilari ise «caiz olmaz» demislerdir. Sahih olan ise birinci kavildir. Meselâ: Sâfi´î imâmin kadina dokunmasi, zekere (tenasül uzvuna) dokunmasi ve benzeri durumlar gibi...

Bu durumda, muktedinin görüsü, (rey´i, mezhebi) imâmin na¤mazinin caiz oldugu sekilde ise, kendi görüsüne (mezhebine) itibar olunur ve o kimsenin namazinin, caiz oldugunu söylemek gerekir. Tebyin´de de böyledir.

Fazlî : «Imâm Ebû Yûsuf (R.A.) ve Imâm Muhammed (R.´in görüslerine göre, Hanefi mezhebinden oüan bir kimsenin, vi¤tir namazinda da Sâfi´î bir imâma uymasi sahihtir.» demistir. Hulâ-sa´da da böyledir.

Imâm Ebû Hanife (R.A.) ve Imâm Yûsuf (R.A.) a göre, teyemmümle namaz kilan kimsenin, abdest almis olan kimseye imâm olmasi caizdir. Hîdâye´de de böyledir.

Seyü´l - Islâm; «Bu durum, abdestli olarak namaz kilan kimselerin yaninda, su bulunmadigi zamandir. Eger, abdest alan kimselerin, yaninda su varsa, bu durumda, teyemmümlü olan kimsenin imamligi caiz olmaz» demistir. Nihâye´de de böyledir.

Cenaze namazinda, abdesti olan kimsenin, teyemmümlü olan imâma uymasinda, hiçbir ihtilaf yoktur. Hulâsa´da da böy¤ledir.

Özürlü bir kimsenin, özürlü diger bir kimseye uymasi, ö-zürleri ayni oldugu takdirde caizdir; özürleri ayni degilse caiz de¤gildir. Tebyin´de de böyledir.

Yellenen kimselerde, idrarini tutamiyan kimselerin ar¤kalarinda namaz kilmak caiz degildir. Bahrü´r - Râik´ta da böy¤ledir.

Idrarini tutamiyan bir kimse hem yellenen hem de ya¤rasi bulunan bir kimseye uyamaz. Çünkü, bu durumda, mukte-dîniii Özrü bir, imâmin özrü ise, iki olmaktadir. Cevheretü*n -Meyyire´de de böyledir.

Temiz olan bir kimse, idrarini tutmiyan kimseye uyamaz. Temiz kadinlar da, kendisinden istihâza kani gelen kadinlara uya- r mazlar. Bu hüküm, hadesin abdeste yakin oldugu zamandadir. Zâhidi´de de böyledir.

Abdest alirken ayaklarim yikamis bulunan bir kimse, mestleri üzerine meslietmis olan kimseye veya yarasi üzerine mes~ hetmis bulunan kimseye uyabilir. Keza, nesterle kan aldirmis o-lan kimseye, saglam kimseler, — kanin çikmasindan emin iseler uyabilirler.

Hayvanina binmis olan bir kimse, kendisi gibi hayvan¤larina binmis olan ve yakininda bulunan kimselere imâm olabilir; bunlar namazlarini imâ ile kilarlar. Çiplak olan bir kimse de, çip¤lak olan diger kimselere imamlik yapabilir. Hulâsa´da da böyledir.

Ef´dal olan ise, çiplaklarin, tek tek ve birbirlerine uzak yerlerde oturup, namazi imâ ile kilmalaridir. Bunlar sayet, cema¤atle namaz kilacaklarsa, kadinlar gibi imâm aralarinda durur. Cevheretü´n - Neyyire´de de böyledir. Bu durumda, imâmin, ce¤maatin önür.de durmasi da caiz olur. Nihâye´de de böyledir.

Çiplaklarin cemaatle namaz ki´malan mekruhtur. Cev-heretü´n - Nteyyire´de ye Sirâcü´î - Vehhâc´da da böyledir.

Ayakta durarak namaz kilan kimsenin, oturdugu yerde, rük-û´lu ve secdeli namaz kilan bir kimseye uymasi caizdir.

Rükû´ ve secde ile namaz kilan kimseler, imâ ile namaza kilan kimseye uymazlar. Fetâvâyfi Kadîhân´da da böyledir.

Oturan kimsenin imamliginin oldugu gibi, kamburun da, ayakta imamlik etmesi caizdir. Zehiyre´de ve Tatarhâniyye´de de böyledir.

Kamburun ayakta durma hâli ile rükû´ hali farkli ise, imâ-metli itifakla caizdir. Bu iki hali arasinda fark yoksa, tmâm-i A´zam (R.A. ve Imâm Yûsuf (R.A.) ´a göre, yine namazi caizdir. Âlimlerin ammesi, bu kavli almislardir. Bu kavle, Imâm Muhammed (R.A.) muhaliftir. Kîfâye´de de böyledir.

Ayagi aksak olan imâmin ayaginin bir kismina basip ayakta durarak imamlik yapmasi caizdir. Fakat, bu durumda, saglam olan bir kimsenin imamlik yapmasi evladir. Tebyin´de de böyledir.

Nafile namaz kiTmaktâ olan bir kimse, farz namaz kilanin arkasinda kilabilir. HSdâye´de de böyledir. Ancak, bu kimse, son iki rek´atte kur´ân okumaz. Câmiu 1 - CevâmI´den naklen Tatarîiâniy-ye´de de böyledir.

Farz kilan bir kimseye uyup, nafile kilmakta olan kimse, namazini bozsa, sonra yine o sahsa uyarak, bozdugu namazin kaza¤sina niyyet etse, bize göre, bu kazasi caiz olur. Kâfi´de de böyledir.

Mecnûna ve sarhosa uymak caiz olmaz. Cinnet getirip, son¤ra da iylesen kiseye, bu iylik zamaninda iktida etmek (=uymak) caiz olur. Fetâvâyi Kâdihan´da da böyledir.

Fakih, zahiri1 rivayetlerde: «Cinnetten kurtulmus olan kimsenin, bilinen bir zamanda iyilesmis olmasi ile baska bir za¤manda iylesmis olmasi arasinda bir fark yoktur. Iylesmis oldugu zamanda, saglam kimse durumundadir. Biz de bu görüsü aliriz.» demistir. Tatarhânflyye´de de böyledir.

Mukîmin misafire, vaktin içinde olsun, disnda olsun uy¤masi caizdir.

Misafirin yerliye uymasi ise, vaktin içinde olursa caiz olur; disinda olursa caiz olmaz.

Mukîm (=yerli> ikindi namazinin iki rek´atini kilinca günes batsa ve bu sirada bir misafir gelip ona iktidâ etmis =-uymus) olsa, bu misafirin, o mukime uymasi sahih olmaz.

Ögle namazim iki rek´at kilan kimsenin, ögleden önce dört rek´at namaz kilan kimseye uymasi caiz olur. Hulâsa´da da böy¤ledir.

A´râbi´nin âmânin, kölenin veled-i zinanin, fasikin imamet¤leri caizdir. Hulâsa´da da böyledir. Ancak, bu gibi kimselerin imam¤lik yapmalari mekruhtur. Mütûn´de de böyledir.

—Kadina da imamlik yapmaya niyyet etmesi halinde, erke¤gin kadina imameti caizdir. Ancak, imam havlette (=kadinla tek baslarina kapali bir yerde) olmamasi lâzimdir. Fakat, imâm halvette olup, kendisine uyan kadinlarin tamamina veya bir kismina mahrem ise, bu durumda bu sahsin imameti, yine caizdir fakat mekruhtur. Tahâvî serhi´nden naklen NShâye´de de böyledir.

Kadinlarin cum´a namazinda, imâm, kadinlara imamete niyyet etmemis olsa bile erkege uymasi caizdir, Bayram namaz¤lari için de hüküm aynidir. Sahih olan da budur. Hulâsa´da da böy¤ledir.

Erkegin kadina uvmasi caiz degildir. Hidâye´de de böyle¤dir.

Kadinin kadinlara, farz olsun nafile olsun, bütün namaz¤larda, imâm olmasi mekruhtur. Cenaze namazi, bu hükümden müs¤tesnadir. Nfihâye´de de böyledir.

Sayet, kadin imâm olursa, kendisine uyan kadinlarin orta¤larinda durur. Aslinda, böyîe, ortalarinda durmasi da kerâhati gi-dermez. Bu durumda, imâm olan kadin öne geçse bile namazlari bo¤zulmaz. Cevheretü´n - Neyy&re´de de böyledir.

Kadinlarin, tek tek namaz kilmalari daha efdâldir. Hulâsa¤da da böyledir.

Kadinlarin önlerine geçmesi halinde, hünsa-i müskil´in ka¤dinlara imameti caizdir. Hünsâ-i müskil kadinlarin arasinda dururur ve imâm da erkek olursa, hünsâ´nm erkek olma ihtimali bulun¤dugu için — namazi bozulur. Serâhsî´nin Muhiyt´irude de böyledir.

Hünsâ´nm, erkeklere imâm olmasi caiz degildir.

Mürahik sabinin, kendisi gibi sâbîlere imameti caizdir. Hu-îâsâ´da da böyledir.

Belh îmâmlarmin kavline göre, çocuklara (=sabilere* teravih namazinda ve mutlak sünnetlerde iktida etmek (=uymak) sahihtir. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.

Muhtar olan kavil, çocuklarin bütün namazlarda imamlik¤larinin caiz olmamasidir. Hidâye´de de böyledir. Sahih olari da budur. Muhiyt´ta da böyledir. Ammenin kavli de budur; zahirü´r rivâyet´de budur. Bahrür - Râik´ta da böyledir.

Okuyabilen bir kimseye uyma imkâni olan ahrasin = dil¤sizin) yalniz basina kildigi namazi da caizdir. Tatarhâniyye´de de böyledir.

Ümmînin diger ümmîlere imameti caizdir. Slrâciyye´de de böyledir.

Bir, ümmî, ümmî olanlarla güzel Kur´ân okuyabilenlere imâm olmus olsa, Imâm-i A´zam Ebû Hanife (R JU ´ye göre hepsinin

de namazi fasid olur. Diger imamlar ise: «Secde kârinin (=Kur´ân

okuyanin) namazi fasid olur.» demislerdir. Mecma´ul - Bahreyn

Serhi´nde de böyledir.

«Ümmi namaza basladiktan sonra, Kur´ân okuyabilen bir kimse gelse ümmî´nin namazi bozulur.» denilmistir. Kerhî ise; «Bu durumda, ümmînin namazi bozulmaz.» demistir.

Güzel Kur´ân okuyabilen bir kimse var iken, ümmînin, ona uy¤madan namaz kilmasi hususunda ihtilaf vardir. Esahh olan kavil ise, o ümmî´nin namazinin caiz olmayisidir.

Mescidin kapisinda veya yaninda, güzel Kur´ân okuyabilen birisi varken, bir ümmînin yalniz basina mescidin içinde namaz kilmasi, caizdir ve bu hususta ihtilaf yoktur.

Güzel Kur´ân okuyan kimse ile ümmînin kilmakta olduklari na¤maz baska baska namazlar ise, ümmînin yalniz basina namaz kil¤masi caizdir. Bu durumda ümmi, güzel Kur´ân okuyanin namazini bitirmesini beklemez. Bu hususta ittifak vardir.

îmâm Timurtâsî: «Gece gündüz çalisarak, namazi caiz ola¤cak miktarda Kur´ân okumayi ögrenmesi, ümrnîye vacib olur. Ümmî kiraatte kusur ederse, Allah indinde mazur sayilmaz.» demistir. Nihâye´de de böyledir,

0 Kur´ân okuyabilen kimsenin, ümmîye ve ahrasa uymasi caiz olmaz. Ümmînin, ahrasa uymasi da caiz degildir.

Elbiseli bir kimsenin, çiplak bir kimseye uymasi da caiz degil¤dir.

Imama sonradan yetisen bir kimsenin, yetismedigi rek´atleri tamamlamak üzere kalktigi zaman, kendi durumunda, olan kimse¤lere uymasi caiz degildir. Fetâvâyî Kâdihân´da da böyledir.

Lâhik (— imâma uyduktan sonra, bazi sebeplerle ondan ay¤rilan ve sonra yine ona uyan kimse), bir baska lâhik´a; bir seye bin-ili olmayan, binili olana uyamaz. Huîâsa´da da böyledir.

Ögleyi kilan, ikindiyi kilana; bu günün öglesini kilan, dün¤kü ögleyi kilana, cum´ayi kilan ögleyi kilana ve bu saydiklarimizin tersini yapanlar, birbirlerine uyamazîar.

Farz kilan, nafile kilana; nezreden nezredene uymaz. Yalniz, birbirlerine uymayi nezredenler, uyabilirler ve bu hâl sahih olur.

Kilmakta oldugu nafile namazi bozan bir kimse, nafilesini bo¤zan diger bir kimseye uyamaz. Ancak, ayni nafileyi bozmus olurlar ve sonra da biri digerine iktida etmis bulunurlarsa bu caiz ve sahih

Yemin eden, yemin edene uyabilir. Nezreden, yemin edene uya-elbisellerin ise namazlari caiz degildir. Bu, bü-icma böyledir, Hulâ-sa´da da böyledir.

Çiplak bir kimse, çiplak kimselere elbiseli kimselere imâm oldugu zaman, çiplak imâmin ve çiplak cemaatin namazlari caizdir; elbiselilerin ise namazlari caiz degildir. Bu, bil-icmâ´ böyledir. Hul-âsa´da da böyledir.

Elbisesinde necaset bulundugu halde, onu yikamaya Özrü bulunan sahih bir kimsenin, devamli özrü bulunan bir kimseye uy¤masi caiz degildir. Tatarhâniyye´de de böyledir.

Peltegin (—bazi harfleri okuyamryamn> imamligi caiz ol¤maz. Ancak, kendisi gibi pelteklere imamlik yapmasi caizdir.

Peltegin okuyamadigi harflerini okuyabilen bir kimse bulunursa, imâm olan peltegin de digerlerinin de namazlari fesada gider. Yer¤lerinin disinda duran, yerlerinde durana uyamaz.

Namazda çok tenahnuh eden öksürük gibi yapan,) temteme eden ( = dilini te harfine alistirip te... te... te... deyip duran), veya fe´fee yapan fe, fe fe... deyip duran) kimseler, imamlik yapmaz¤lar.

Harflerin bazilarini ancak zorlukla çikarabilen bir kimse, eger temteme´si ve fe´fee´si yoksa ve zorluk çektigi harfleri de çikarabili-yorsa, o kimsenin imâm olmasinda kerahat yoktur. Muhiyt´in Zelle-tü´I - Kâri Bölümü´nde de böyledir.

Kârî (= güzel Kur´ân okuyan kimse,) ümmîye uydugu za¤man, namaza baslamis olmaz. Ancak, kildigi namaz nafile bir na¤maz olursa, kazasi icabetmez. Sahih olan budur.

Ümmîye uymakla namazi bozulan kimsenin durumu ile; bir erkegin, kadina, çocuga, abdestsize, cünübe uymasi ile namazin bo¤zulmasi durumu, aynidir.

Bu meselede aslolan: Imâmin hali, müktedînin hali gibi veya ondan daha üstünse, hepsinin de namazi caizdir. Ancak, imâmin ha¤li, müktedînin halinden asagi ise, bu durumda, imâmin namazi ca¤izdir; fakat, cemaatin namazi caiz degildir. Afuhiyt´te de böyledir.

Ancak, imâm ümmî muktedî kârî (—Kur´ân okuyabilen> ise veya imâm ahras ( = dilsiz), muktedî ümmî ise, bu durumda, im¤âmin da namazi sahih olmaz. Fetâvâyi KâdIhan´da da böyledir.

Faldh Ebû Abdullah el - Cürcânî: «...Bu durumda, ancak ümmînin ve ahrasin namazlari, Elbû Hanife (R.A.) ye göre bozulur. Diger iki imamimizin kavillerine göre ise; ümmî eger arkasinda kâ-ri´nin bulundugunu bilirse, namazi bozulur; fakat bu durumu bil¤mezse namazi sahihtir.» demistir.

Zahirü´r - rivâyedeise: «...bilme hali ile bilmeme hail arasinda bir fark yoktur.» denilmistir. Nihâye´de de böyledir.

Iki kisi, birbirine imâm olmak niyetiyle, ayni anda namaza baslasalar, ikisinin namazlari da caiz olur. Ancak, namaza birbirine uymak niyyeti ile baslarsa, ikisinin namazlari da fasid olur. Serâh-sî´nin Muhiyt´inde de böyledir.

Üzerinde, elbisesi ile Örtülmüs resim bulunan bir erkegin, baska kimselere imâm olmasinda bir beis yoktur.

Keza, parmagindaki yüzükte veya cebindeki parada, küçük re¤sim bulunan kimsenin, bu resimlerle namaz kilmasinda da bir beis yoktur. Çünkü bunlar, küçük resimlerdir. Fetâvâyi Kâdihan´da da böyledir.

Kendi mahallesine imâm olabilecek bir kimse baska bir mahalleye imâm olmus olursa, o kimsenin, ramazanda´, yatsinin vak¤ti girmeden önce, imâm oldugu mahalleye gitmesi uygun olur.

Yatsinin vakti girdikten sonra, imâm oldugu mahalleye gitmis olmasi mekruhtur. Hulâsa´da da böyledir.

Fâsik bir kimse, cum´ada imâm olsa da, cemaatin ona mani olmaya gücü yetmese, bazilarinin kavline göre; cum´ada ona uymak ve onun yüzünden cum´ayi terk etmemek gerekir. Cum´a nama¤zindan baska namazlarda, ona uymayip, baska bir mescide gitmeye cevaz vardir. Zahîrîyye´de de böyledir.

Bir kimse, kendisinden hosnut olmayan bir cemaate imâm olsa, eger bu hosnutsuzluk imâmin fesadindan veya kendisinden da¤ha evla bir imâmin mevcudiyeti sebebinden kaynaklaniyorsa, o kim¤senin, — bu cemâate — imamlik yapmasi mekruhtur. Fakat, ayni imâm imamliga daha müstehak ise, — imamligi — mekruh olmaz. Muhiyt´te de böyledir.

Imâmin namazi uzatmasi mekruhtur. Tebyin´de de böy¤ledir.

Imâmin, sünnet olan miktardan fazla namazi uzatmamasi ve cemaatin haline riayet etmesi münasip olur. Cevheretü´n -Ney-yire´de de böyledir.

Bir kavme, bir ayligina imâm olan bir kimse, bu müddet dolduktan sonra: «Ben mecusî idim.» dese, o kimsenin sözü kabul edilmez; müslüman olmaya zorlanir ve ona iyice bir dayak ati´ir. O kavmin kilmis bulundugu namazlar, caizdir.

Keza, bir kimse : «Ben size uzun müddet abdestsiz namaz kil¤dirdim.» dese, o kimsenin de sözü kabul edilmez. O kimsenin cinnet getirmis olmasi veya bu sözü ve ramdan söylemis bulunmasi muh¤temeldir. O adamin arkasinda namaz kilmis olanlar, ihtiyaten bu namazlarini iade ederler.

Keza, bu imâm: « elbisemde pislik vardi.» dese, yine yukarida¤ki gibi davranihr. Hulâsa´da da böyledir. [37]


Tüm Zamanlar GMT +2 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 13:51.

Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.3.2
ForumAsilTürk Tüm Hakları Saklıdır © 2009-2010