Go Back   AsilTürk - Yüreği Vatan Sevgisi İle Dolu Herkesin Buluşma Mekanı > Türk Tarihi , Türk Dünyası , Türk Edebiyatı ve Kültürü > Başbuğ Mustafa Kemal Atatürk
Kullanıcı Adınız
Şifreniz
Kayıt Ol Yardım Üye Listesi Ajanda Forumları Okundu Kabul Et


Farkli Bir Ses, Farkli Bir Nefes / 24 Saat Kesintisiz Türk Müzigi


Konu Bilgileri
Konu Başlığı
Atamizin Hayati (Cok Kapsamli)
Konudaki Cevap Sayısı
11
Şuan Bu Konuyu Görüntüleyenler
 
Görüntülenme Sayısı
291


Yeni Konu aç Cevapla
 
Bookmark and Share LinkBack Seçenekler Stil
Alt 08-Ekim-2009, 13:38   #1 (permalink)
Kullanıcı Profili
Albay
Avatar Yok
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik tarihi: Ekim-2009
Üye No : 1086
Mesajlar: 670
Konuları: 79
İstatistikleri Seviye: 23 [â� Bé-Yêu â�]
Aktiflik: 56 / 564
Güç: 223 / 4347
Deneyim: 57%
İtibar Puanları
İtibar Puanı : 67000
İtibar Derecesi : RASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond repute
Teşekkürleri
Teşekkür Etmiş :
Teşekkür Almış :
Tuttuğu Takım

Turkish Atamızın Hayati(Çok Kapsamlı)

Kara Harp Okulu web Sitesinden alıntıdır...Düzenlemesi tarafımdan yapılmıstır...
Mustafa Kemal Atatürk1881(Rumi 1296) yılında Selanik'te Koca Kasım Pasa Mahallesi Islahhane Caddesi'nde bugün müze olan üç katlibir evde dünyaya geldi.Babasio sırada kereste ticareti yapan Ali Rıza Efendi annesi Zübeyde Hanım'dır. Baba tarafından dedesi Kızıl Hafız Ahmet Efendi; anne tarafından dedesi ise Sofu-zade (Sofi-zade) Feyzullah Efendi'dir.

Mustafa Kemal'in hem baba hem de anne tarafından soyu Rumeli'nin fesinden sonra buraların Türklestirilmesi için Anadolu'dan göçürülerek iskân edilen "Yörük" (Yürük) veya "Türkmenler"den gelmektedir.



Mustafa Kemal Atatürk'ün baba soyu Konya/Karaman'dan gelerek Manastır Vilayeti'nin Debre-i Balâ Sancagı'na bagliKocacık'a yerlesmislerdir. Kocacık bugünkü Makedonya Cumhuriyeti'nde Arnavutluk sınırına yakın olan Debre sehrine baglibir nahiyedir. Aile sonradan (muhtemelen 1830'larda) Selanik'e göç etmis; Ali Rıza Efendi de muhtemelen 1839'da Selanik'te dünyaya gelmistir. Dedesi Ahmet ve dedesinin kardesi Hafız Mehmet Emin'in tasıdıgi"Kızıl" lâkabive yerlestikleri nahiyenin adiolan "Kocacık"ın da gösterdigi üzere Mustafa Kemal'in baba tarafından soyu Anadolu'nun da Türklesmesinde önemli roller oynayan "Kızıl-Oguz" yahut "Kocacık Yörükleri Türkmenleri"nden gelmektedir.

Mustafa Kemal Atatürk'ün anne soyu da Konya/Karaman'dan gelerek Selanik ile Manastır'ın arasında bulunan Vodina Sancagı'na bagli"Sarıgöl" de denilen "Kayalar" Nahiyesine yerlestiler. Aile sonradan Selanik yakınlarında bugün de kaplıcalariile meshur olan Lankaza'ya yerlesmistir. Dedesi Feyzullah Efendi'in tasıdıgi"Sofu-zade" (Sofular) lâkabı yerlestikleri Sarıgöl bölgesindeki yer adlarive ailedeki hatıraların gösterdigi üzere Atatürk'ün anne soyu Konya/Karaman'dan Rumeli'ye gelen ve bundan dolayida "Konyarlar" olarak Rumeli'de anılan Yürük Türkmenlerdendir. Zübeyde Hanım 1857'de Lankaza'da dünyaya gelmistir

10 Kasım 1993 tarihli Milliyet gazetesinden

Atatürk'ün Dedesi Kızıl Hafız Ahmet Efendi'nin Evi
Kocacık Köyü / Debre-Makedonya


SOYU AİLESiVE KARDEsLERİ


1857 dogumlu Zübeyde Hanım ile 1839 dogumlu Ali Rıza Efendi 1870 veya 1871 yılında evlendiler. Bu evlilikten altiçocuklariolmustur: Fatma (1871/72-1875) Ahmet (1874-1883) Ömer (1875-1883) Mustafa (Kemal Atatürk) (1881-1938) Makbule (Boysan Atadan) (1885-1956) ve Naciye (1889-1901). Bu çocuklardan Fatma dört Ahmet Dokuz Ömer sekiz yaslarında o senelerde Rumeli'yi kasıp kavuran salgın kuspalazi(difteri) hastalıgından çocuk yaslarında öldüler En küçükleri Naciye Mustafa Kemal Harp Okulu'nu bitirdigi sene oniki yasında hayata gözlerini kapadı. Ailede çocuklardan en uzun yasayan Makbule Hanım olmustur.
Ali Rıza Efendi ve Zübeyde Hanım



BabasiAli Rıza Efendi'nin hastalanarak 28 Kasım 1893 tarinde vefat etmesi üzerine 12 yasında yetim kalan Mustafa Kemal ve iki küçük kardesin (Makbule ve Naciye) büyütülmesi ve yetistirilmesi görevi büyük Türk kadıniZübeyde Hanım'a düstü.
__________________
Küçük Mustafa Haziran 1887'de basladıgiilk ögrenimine bir süre annesinin arzusuna uyarak Hafız Mehmet Efendi'nin mahalle mektebinde devam etti; fakat çok geçmeden babasının istegi ile Selanik'te çagdas egitim yapan semsi Efendi Mektebi'ne geçti ve ilkokulu burada bitirdi. semsi Efendi yeni ögrencisinin yeteneklerini ve zekâsınitakdir ettiginden küçük Mustafa'nın kendi okulunda bulunmasından son derece memnundu.

Küçük Mustafa bu okulda okurken babasiöldü. Ali Rıza Efendi'nin ölümü üzerine Zübeyde Hanım üç çocugu ile bir süre Selânik yakınlarındaki Lankaza'da bulunan Rapla çiftliginde subasılık yapan kardesi Hüseyin Efendi'nin yanına yerlesti. Çiftlik hayatinedeniyle küçük Mustafa'nın ögrenimi ister istemez bir süre aksamıstı. Fakat çok geçmeden Selanik'e dönerek halasının yanında bıraktıgiyerden ögrenimine devam etti.

ATATÜRK'ÜN İLK ÖgRETMENisEMSiEFENDİ

Küçük Mustafa semsi Efendi İlkokulundan sonra bir süre Selanik Mülkiye Rüstiyesi'ne devam etti ise de Kaymak Hafız adliArapça ögretmeninin kendisine haksız yere sopa ile vurmasiüzerine bu okuldan ayrıldive 1894 yılının Temmuz-Agustos aylarında kendi karariile Askerî Rüstiye'ye müracaat ederek ögrenimine burada devam etti. Yazları dayısiHüseyin Efendi'nin yanına gider okul zamanına kadar çiftlikte kalırdı. Mustafa bu okulu gerçekten sevmisti. Arkadaslariarasında zekâsive üstün yetenekleri ile kısa zamanda kendisini gösterdi ve ögretmenlerinin sevgisini kazandı; ögretmenleri neredeyse kendisine bir arkadas muamelesi yapma geregini hissetmislerdi.

Bu okulda matematik ögretmenligi yapan YüzbasiMustafa Efendi genç ögrencisinin yetenekleri ve zekâsikarsısında sınıftaki diger Mustafa'larla aralarındaki farkibelirtmek üzere ögrencisinin adının sonuna "Kemal" ismini ilâve etti. Artık genç ögrenci Mustafa Kemal olmustu.

ATA'mızın Askeri Ögreniminin Kısa Kronolijisi

ÖgRENİM HAYATI

Mustafa Kemal Selanik Askerî Rüstiyesini bitirdikten sonra 13 Mart 1896'da Manastır Askerî İdadisine girdi. Burada Ömer Naci ile arkadaslık etti. İlerde ünlü bir hatip olarak tanınacak olan bu kisi Mustafa Kemal'in hitabet ve edebiyat sevgisinde etkin rol oynadı. Yakın arkadaslarından biri olacak Ali Fesi (Okyar) de bu okulda ögrenci idi. Genç Mustafa Kemal askerî ögreniminin yanisıra yabancidil ögrenimini de ihmal etmiyor; yazlariizinli olarak Selânik'e döndügü zaman Fransızca dersleri alıyordu.

Manastır İdadisi

Genç Mustafa Kemal Manastır Askerî İdadisini de basariile bitirerek 13 Mart 1899 tarihinde İstanbul'da Harp Okulu'na girdi. 3 senelik basarılibir Harbiye ögreniminden sonra 10 subat 1902'de bu okulu Tegmen rütbesiyle bitirdi ve ögrenimine Harp Akademisinde devam etti.1903 yılında Üstegmen olmustu.11 Ocak 1905 tarihinde de Kurmay Yüzbasirütbesiyle Harp Akademisinden mezun oldu
__________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]


[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
Dikkat !!! Kopyala Yapıştır Özelliğini Sadece Üyelerimiz Kullanabilir. Üyelik Ücretsizdir.. Ayrıca Üyelerimiz Forumdan Tamamen Reklamsız ve çok daha hızlı şekilde yararlanabilir.
RASTLANTI isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 08-Ekim-2009, 13:39   #2 (permalink)
Kullanıcı Profili
Albay
Avatar Yok
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik tarihi: Ekim-2009
Üye No : 1086
Mesajlar: 670
Konuları: 79
İstatistikleri Seviye: 23 [â� Bé-Yêu â�]
Aktiflik: 56 / 564
Güç: 223 / 4347
Deneyim: 57%
İtibar Puanları
İtibar Puanı : 67000
İtibar Derecesi : RASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond repute
Teşekkürleri
Teşekkür Etmiş :
Teşekkür Almış :
Tuttuğu Takım

Standart Cevap: Atamızın Hayati(Çok Kapsamlı)

ASKERÎ GÖREVLERi( Bölüm 1 )

sam'da 5. Ordu'nun emrinde kaldıgiüç yıl içinde Suriye'nin hemen her yerini görevle dolasmıs memleket idaresindeki aksaklıkları ordunun egitim ve ögretimindeki eksiklikleri daha da yakından görmüstü. Mustafa Kemal burada 1906 yıliEkim ayiiçinde güvendigi baziarkadaslarıyla gizli olarak "Vatan ve Hürriyet Cemiyeti"ni kurdu. Bu arkadaslarıyla beraber Beyrut Yafa ve Kudüs'te de kurduklaricemiyeti genisletti. Bir ara gizli olarak Mısır ve Yunanistan yoluyla Selânik'e geçerek burada da "Vatan ve Hürriyet Cemiyeti"nin bir subesini açtive tekrar sam'a döndü. sam'dan uzaklasısihükûmetçe duyuldu ise de âmirleri kendisini korudugundan bir ceza yoluna gidilmedi. Bir süre daha sam'da kaldı. Bu sıralarda 20 Haziran 1907 tarihinde Kolagasi(kıdemli yüzbası) oldu ve sam'daki Ordunun Kurmay Baskanlıgında bir göreve getirildi.
Mustafa Kemal 13 Ekim 1907'de merkezi Manastır'da bulunan 3. Ordu Karargâhına atandı. Bu Karargâhın Selânik'teki subesinde çalısmak üzere Selânik'e geldi. Bu sıralarda Selânik'teki "Vatan ve Hürriyet Cemiyeti" üyelerini de içine almıs olan Îttihat ve Terakki Cemiyeti" faaliyet halinde idi. Mustafa Kemal de Selânik'e gelisini takiben bu cemiyete dahil olarak hizmet görmeye basladı. Memleketin istibdat idaresinden kurtarılması yapılacak yenilikler Onun da bas düsüncesiydi. Selânik'e gelisini takiben kısa bir süre sonra 22 Haziran 1908 de Üsküp-Selânik arasındaki demiryolu müfettisligi de 3. Ordu Karargâhındaki görevine ek olarak kendisine verildi.

Bu esnada Rumeli'de büyük faaliyet gösteren "İttihat ve Terakki Cemiyeti" Abdülhamit'i1876 Anayasası'niyeniden yürürlüge koymaya ve kapatılan Meclis-i Mebusan'itekrar toplantıya çagırmaya zorlamaktadır. "Ittihat ve Terakki Cemiyeti nin bu girisimleri adım adım II. Mesrutiyet'in ilânına uzandı.

23 Temmuz 1908 tarihinde İkinci Mesrutiyet ilân edildigi zaman Mustafa Kemal Kolagasirütbesiyle Selânik'te askerî görevini sürdürmekte bir yandan da "İttihat ve Terakki Cemiyeti" içinde çalısarak İstanbul'daki siyasî gelismeleri yakından izlemektedir. O II. Mesrutiyet gibi büyük bir inkılâbitakiben yapılanlarikâfi görmüyor; bu fırsattan yararlanılarak memlekette daha büyük ve daha köklü degisikliklerin gerçeklestirilmesi geregine inanıyordu.Fakat kendisinin görüsleri "İttihat ve Terakki Cemiyeti" ileri gelenlerinin görüs ve düsüncelerine uymadı. Buna ragmen fikirleriyle zamanın söz sahibi kisilerini uyarmaktan da çekinmiyordu.
II. Mesrutiyet'in ilâniüzerinden henüz bir sene geçmemisti ki İstanbul'da 13 Nisan 1909'da bu harekete karsı gerici çevrelerce desteklenen büyük bir isyan gelisti. Mustafa Kemal 31 Mart Vak'asiolarak bilinen bu isyanibastırmak üzere Rumeli'de olusturulan Hareket Ordusu'nun Kurmay Baskanlıgına getirildi ve bu ordu ile 19 Nisan 1909 tarihinde İstanbul'a geldi. Hareket Ordusu'nun gerek yolda gerekse İstanbul'daki sevk ve idaresinde Kurmay Baskaniolarak önemli hizmetler gördü. Hareket Ordusu'nun İstânbul'a girdigi gün halka hitaben yayımlanan beyannameyi kendisi yazmıstı. Hareket Ordusu'nun duruma hakim olusundan sonra Abdülhamit tahttan indirildi yerine Sultan Resat getirildi. Mustafa Kemal bu gerici olayın bastırılmasından sonra İstanbul'da çok kalmayarak 16 Mayıs 1909'da tekrar Selânik'e döndü. Bu sıralarda Selânik ve çevresinde yapılan mânevralarda tatbikatlarda düsünce ve görüslerini cesaretle savunuyor; bu ise baziüstlerinin dikkatini çekerken bazılarının da tahammülsüzlügüne sebep oluyordu. Kendisi bir yandan da askerî egitim konulariüzerinde telif ve tercüme eserler hazırlıyordu.

II. Mesrutiyet'i takiben Ordu'nun "İttihat ve Terakki Cemiyeti" ile sıkialâkasının ve siyasete karısmasının tehlikelerini sezinlemeye baslamıs bu görüslerini 22 Eylül 1909'da Selânik'te toplanan "İttihat ve Terakki Bûyük Kongresi"nde açıkça dile getirmisti. Fâkat cemiyetin önde gelenleri onun bu görüslerini paylasmadılar. Mustafa Kemal de kendisini cemiyetten uzak tutarak dogrudan dogruya askerî vazifesine verdi. "İttihat ve Terakki Cemiyeti" ile anlasmazlıgive aralarının açılmasiböyle basladı.
Mustafa Kemal Selânik'teki görevini basariile yürütürken 1910 yıliEylül ayında Pikardi manevralarıniizleme amacıyla Fransa'ya gönderildi. Burada Fransız Ordusunu ve komutanlarıniyakından tanıdı. Selânik'e dönüsünden kısa süre sonra 1911 Mart'ında Arnavutluk'ta bir isyan çıktı. Bu isyanibastırmak üzere düzenlenen harekâtta Harbiye NazıriMahmut sevket Pasa'nın yanında görev aldı.
Mustafa Kemal 15 Ocak 1911'de 3. Ordu Karargâhındaki görevinden alınarak evvelâ 5. Kolordu Karargâhında daha sonra yine Selânik'te bulunan 38. Piyade Alayı'nda görevlendirildi. Bu atamadan amaç kendisine kıta hizmeti gördürerek onu basarısızlıga sürüklemek; bu suretle sevk ve hevesini bir ölçüde kırmak idi. Ama O bu görevde de büyük basarılar gösterdi; eskiden oldugu gibi yine kumandanlarının arkadaslarının sevgi ve saygısınikazandı. Selânik garnizonundaki subaylar gittikçe onun etrafında toplanıyorlardı. Bu durum 3. Ordu Müfettisliginin hosuna gitmedi. O'nu Selânik'teki vazifesinden ayırarak 27 Eylül 1911 tarihinde İstanbul'da Genelkurmay Baskanlıgında bir göreve tayin ettiler. Mustafa Kemal bu atama üzerine İstanbul'a gelerek bir süre Genelkurmay Baskanlıgında çalıstı.


5 Ekim 1911'de İtalyanlar Trablusgarp'a hücum ederek istilâ hareketlerine baslamıslardı. Mustafa Kemal bu bölgede görev almak üzere 15 Ekim 1911'de İstanbul'dan ayrıldı. Trablusgarp'a gelisini takiben bir süre Tobruk ve Derne Bölgelerinde gönüllü mahallî kuvvetlerin basında bulundu.12 Mart 1912 de Derne Komutanlıgına getirildi. Bu sıralarda 27 Kasım 1911 tarihinde binbasılıga terfi etti.

1912 yıliEkim ayında Balkan Harbi baslamıstı. Mustafa Kemal 24 Ekim 1912'de Trablusgarp'tan hareket ederek İstanbul'a geldi. 21 Kasım 1912'de Gelibolu'da bulunan Bahr-i Sefîd (Akdeniz) BogaziKuvay-iMürettebesi KomutanlıgiHarekât subesi Müdürlügüne atandı. Bu atama üzerine Gelibolu'ya geldi. Olaylar süratle gelismis baba memleketi Selânik düsmüs Bulgar Ordusu ilerleyerek Çatalca'ya kadar gelmisti. Bu elim vaziyet kendisini çok üzdü. Bu cephede bir süre sonra Bolayır Kolordusu Kurmay Baskanlıgına getirildi. Bu görevde iken Dimetoka ve Edirne'nin düsmandan geri alınısında büyük hizmetler gördü.

Mustafa Kemal Balkan Harbi'nden sonra 27 Ekim 1913 tarihinde Sofya Atasemiliterligine atandı.11 Ocak 1914 tarihinden itibaren Belgrat ve Çetine Atasemiliterliklerini yürütme görevi de kendisine verildi. Sofya Atasemiliterligi'ne atandıgigünlerde yakın arkadasiAli Fesi (Okyar) de Sofya Elçiligi'ne atanmıstı. Mustafa Kemal Sofya Atasemiliterligi esnasında 1 Mart 1914 tarihinde yarbaylıga terfi etti.1915 yıliOcak sonlarına kadar Sofya'da kaldı.
__________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]


[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
Dikkat !!! Kopyala Yapıştır Özelliğini Sadece Üyelerimiz Kullanabilir. Üyelik Ücretsizdir.. Ayrıca Üyelerimiz Forumdan Tamamen Reklamsız ve çok daha hızlı şekilde yararlanabilir.
RASTLANTI isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 08-Ekim-2009, 13:39   #3 (permalink)
Kullanıcı Profili
Albay
Avatar Yok
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik tarihi: Ekim-2009
Üye No : 1086
Mesajlar: 670
Konuları: 79
İstatistikleri Seviye: 23 [â� Bé-Yêu â�]
Aktiflik: 56 / 564
Güç: 223 / 4347
Deneyim: 57%
İtibar Puanları
İtibar Puanı : 67000
İtibar Derecesi : RASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond repute
Teşekkürleri
Teşekkür Etmiş :
Teşekkür Almış :
Tuttuğu Takım

Standart Cevap: Atamızın Hayati(Çok Kapsamlı)

ASKERiGÖREVLERi( Bölüm 2 )

Bu sıralarda 1 Agustos 1914'te Almanya'nın Rusya'ya harp ilâniile I. Dünya Savasibaslamıstı. Mustafa Kemal gelisen siyasî ve askerî olaylaribüyük bir dikkatle izlemekte; bir taraftan da görüs ve düsüncelerini Harbiye Nezaretine bildirmekte idi. Ona göre katılma zorunlu hale gelmedikçe OsmanliDevleti bu büyük savasın dısında kalmalıydı. Ancak olayların süratle gelismesi 29 Ekim 1914'te OsmanliDevletini de ister istemez İttifak Devletleri yanında harbe girmek mecburiyetinde bıraktı. Mustafa Kemal bu gelismeler üzerine Baskumandanlıktan kendisine faal bir hizmet istedi ise de uzun süre bu istegi yerine getirilmedi. Nihayet ısrariüzerine kendisini 20 Ocak 1915 tarihinde Tekirdag'da teskil edilecek 19. Tümen Komutanlıgına tayin ettiler. Mustafa Kemal bu tayin üzerine Sofya dan ayrılarak İstanbul'a döndü; derhal yeni görev yerine hareket ederek tümenini kurdu. Bu tümen kısa süre sonra görülen lüzum üzerine 25 subat 1915'te Tekirdag'dan Maydos (Eceabat)'a nakledildi. Mustafa Kemal burada 19. Tümene ilâveten 9. Tümenin 2.Piyade Alayive bazitopçu birlikleri de emrine verilerek Maydos MıntıkasiKumandaniolarak görev yaptı.
Gelibolu Yarımadası'nda önemli olaylar oluyordu. İngiliz donanmasi18 Mart 1915 günü Çanakkale Bogazı'nigeçmeye tesebbüs etti ise de kıyitopçusunun basarılisavunmasikarsısında muvaffak olamayarak agır zayiat verdi. Donanmasiile Bogaz'igeçemeyen düsman bu defa Gelibolu Yarımadası'niçıkarma ile zorlamaya karar verdi. Olaylar bu sekilde gelisirken Genelkurmay Baskanlıgida 23 Mart 1915 tarihinde Gelibolu'da 5. Ordu kurulmasına karar vermis Komutanlıgına da Alman Generali Liman von Sanders'i atamıstı.
Liman von Sanders muhtemel düsman taarruzuna karsikuvvetlerini üç gruba ayırarak plânıniyapmıs; Mustafa Kemal'in basında bulundugu kuvvetleri ordu ihtiyatına almıstı. Mustafa Kemal bu plân geregince 18 Nisan 1915 günü tümeniyle Bigalı'ya geçti.

Düsman birlikleri 25 Nisan 1915 günü Seddülbahir ve Arıburnu bölgesinden ilk çıkarma hareketine basladı. Ancak çıkarma hareketi ilk gün karsısında Mustafa Kemal'i buldu. Mustafa Kemal çıkarmanın basladıgınigörür görmez kuvvetlerini süratle Bigalı'dan Conkbayırı'na sevk etmisti. Arıburnu'ndan Conkbayırı'na ilerleyen İngiliz kuvvetleri o gün Mustafa Kemal'in komuta ettigi 19. Tümen kuvvetlerinin taarruzu ile geri çekilmeye mecbur edildi.
Conkbayıritaarruzunda Türk askeri görülmemis bir inanç ve cesaretle savasıyor tarihin en büyük kahramanlık sahneleri sergileniyordu. Dâhi komutan kumandanlara verdigi emre su cümleleri de ilâve etmisti: "Ben size taarruz emretmiyorum; ölmeyi emrediyorum! Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında yerimize baska kuvvetler ve kumandanlar geçebilir !"

25 Nisan 1915 günü baslayan çıkarma kuvvetlerimiz tarafından kıyıya kadar itilmesine ragmen düsman 26 ve 27 Nisan 1915 günleri de çıkarma harekâtına devam etti. İlerlemek isteyen İngilizler'le yer yer siddetli çarpısmalar oldu; ancak her taarruz Türk askerinin kahramanca savunmasikarsısında basarısız kaldı. Mustafa Kemal Çanakkale Cephesîndeki bu üstün basarılariüzerine 1 Haziran 1915'de Albaylıga terfi etti.

Düsman Çanakkale'de basarisaglayamamasına ilerleme gösterememesine ragmen yeni bir çıkarma yapmada kararlıydı. Düsünülen çıkarmanın gerçeklesebilmesi için her seyden önce ilk direnç hatlarıniolusturan Arıburnu ve Seddülbahir'deki Türk kuvvetlerinin yerlerinden sökülmesi gerekiyordu. İngilizler bu amaçla 6 ve 7 Agustos l9l5 günleri takviyeli kuvvetlerle yeni bir taarruz daha denediler; düsman kuvvetleriyle kuvvetlerimiz arasında siddetli muharebeler oldu. Ancak Mustafa Kemal'in aldıgiönlemIer sayesinde düsmanın bu taarruzu da gelisme imkânibulamadı. Arıburnu ve Seddülbahir'deki taarruz devam ederken İngilizler 6 Agustos 1919 aksamiÇanakkale'nin güney kıyılarına da asker çıkararak ilerlemeye basladı. Bu suretle Anafartalar Bölgesi de ansızın kritiklesti.

Gelisen bu buhranlidurum üzerine Liman von Sanders'in emri ile komuta degisikligi yapılarak "Anafartalar Grubu Komutanlıgı'na 8 Agustos 1915 tarihinde Albay Mustafa Kemal getirildi. 9 Agustos 1915 günü komutayiele alan Mustafa Kemal beklemeksizin aynigün yaptıgitaarruz ile ilerleyen İngiliz kuvvetlerini tekrar çıkarma yaptıklarikıyılara itti. Aynigünün aksamiConkbayıribölgesine geçerek buradaki kuvvetleri de 10 Agustos 1915 sabahitaarruza geçirdi. Böylece düsmanın ilerlemesine imkân verilmemis; aksine tutundugu mevzilerden tamamen çıkarılarak Anafartalar bölgesine tam anlamıyla hâkim olunmustu.

Mustata Kemal 25 Nisan 1915 taarruzunda oldugu gibi 9 ve 10 Agustos taarruzlarında da bizzat ates hattında bulunmus ates hattından emirler vermis bu davranısiyanındaki subay ve erler için ifadesi imkânsız cesaret kaynagiolmustu.
Conkbayırı'nda kalbini hedef alan bir kursun cebindeki saate çarpıp geri döndügünden mutlak bir ölümden kurtuldu. Bu muharebeler esnasında gösterdigi kahramanlık azim ve yüksek kumanda kudreti kendisine memleket içinde ve dısında büyük ün sagladı. Artık O "Anafartalar Kahramanı" olarak anılıyordu. Aylarca süren çıkarma ve savaslar sonucu ilerleme kaydedemeyen İngilizler; nihayet 1915 yıliAralık sonunda müttefikleriyle beraber Çanakkale'den çekildiler. Düsmanların Çanakkale Bogazı'nigeçememesi İstanbul'un isgalini önlemis; İngilizlerin Marmara ve Karadeniz üzerinden müttefikleri Rusya ile baglantikurma hayallerini söndürmüstü. Bütün bu olaylar bir anlamda I. Dünya Savası'nın akısınida etkiliyor dünya tarihinin yönünü degistiriyordu. Bu savaslarda İngilizler insan araç ve gereç yönünden Türklerden süphesiz ki çok fazla idi; ancak onların unuttuklarinokta Türk askerinin tarihsel kahramanlıgive bu kahramanlıgiyönlendiren Mustafa Kemal faktörü idi.

Mustafa Kemal Çanakkale Muharebelerinin eski siddetini kaybettigi 1915 yılının son aylarında son bir taarruzla düsmanitutundugu kıyılardan da sökerek onu tam maglûp duruma düsürmek görüsünde idi. Ancak bu teklifi Ordu KomutaniLiman von Sanders tarafından düsmanın da kıyıdan yapacagitopçu atesinin agır zayiat verdirebilecegi endisesiyle benimsenmedi. Artık bu cephede yapacak bir sey kalmamıstı. Mustafa Kemal10 Aralık 1915'te "Anafartalar Grubu Komutanlıgı"nı Fevzi (Çakmak) Pasa'ya bırakarak izinli olarak Çanakkale den ayrıldı; İstanbul a döndü.
Mustafa Kemal 27 Ocak 1916'da karargâhiEdirne'de bulunan OnaltınciKolordu Komutanlıgına atandı. Kısa süre sonra bu Kolordu'nun ayniisimle Diyarbakır'da kurulmasikarariüzerine yine Kolordu Komutaniolarak 11 Mart 1916'da Diyarbakır-Bitlis-Mus Cephesi'ne tayin edildi. Mustafa Kemal 26 Mart 1916'da Diyarbakır'a gelerek komutayiele aldı.1 Nisan 1916 da Generallige yükseltildi. Diyarbakır'a gelisini takiben kısa bir hazırlıktan sonra 3 Agustos 1916 sabahiemrindeki kuvvetleri Bitlis ve Mus yönünde taarruza geçirdi; Ruslar'la iki tümenimiz arasında taarruz ve karsitaarruz seklinde siddetli çarpısmalar oldu. Nihayet 8 Agustos 1916 sabahiMus aynigünün aksamiBitlis kuvvetlerimiz tarafından düsman isgalinden kurtarıldı. Mus; ne yazık ki 25 Agustos 1916'da tekrar Rusların eline düsmüstü. Mustafa Kemal Pasa 2. Ordu Komutanlıgisırasında 14 Mayıs 1917'de Mus'u ikinci defa Rus isgalinden kurtardı.
Mustafa Kemal Pasa Aralık l9l6'da Ahmet İzzet Pasa'nın izinli olarak bir süre İstanbul'a gitmesi üzerine vekâleten 2. Ordu Komutanlıgı'na tayin edildi. KarargâhiDiyarbakır'da olan bu ordunun Kurmay BaskaniAlbay İsmet (İnönü) Bey'di. Büyük Komutan'ın İnönü ile yakından tanısması emir-komuta zinciri içinde çalısmasibu tarihlere rastladı.

Mustafa Kemal Pasa14 subat 1917'de Hicaz Kuvve-i Seferiyesi Komutanlıgına atanmasiüzerine sam'a giderek Sina Cephesi'ni teftis etti ise de 5 Mart 1917 tarihinde Diyarbakır'da 2. Ordu'ya vekâleten komutan atandı. Tekrar Diyarbakır'a dönen Mustafa Kemal Pasa16 Mart 1917'de asaleten 2. Ordu Komutanlıgına getirildi. Fakat bu görevde de çok kalmayarak 5 Temmuz 1917 tarihinde Yıldırım OrdulariGrubu Komutanlıgına bagliolarak Halep'te kurulmasikararlastırılan 7. Ordu'nun basına getirildi. Bu cephenin umumî idaresi Falkenhein adlibir Alman generaline verilmisti. Mustafa Kemal Pasa15 Agustos 1917 günü Halep'e gelerek göreve basladı. Fakat bir süre sonra General Falkenhein ile aralarında askerî görüsler ve uygulanacak harekât bakımından anlasmazlık çıktı; bu anlasmazlık sonucu Mustafa Kemal Pasa1917 Ekim baslarında istifa mecburiyetinde kaldı. Kendisine tekrar Diyarbakır'daki eski görevi teklif edildi ise de kabul etmeyerek İstanbul'a geldi. 7 Kasım 1917'de Genel Karargâh'ta görevlendirildi. Ancak kısa süre sonra Veliaht Vahdettin Efendi'nin maiyetinde Alman Umumî Karargâhınive Alman Cepheleri'ni ziyaret etmek üzere Almanya seyahatine istirak etti.15 Aralık 1917 - 4 Ocak 1918 arasınikapsayan bu seyahat esnasında Mustafa Kemal Alman askerî çevrelerinde incelemeler yaparak Alman İmparatoru II. Wilhelm ve devrin tanınmıs komutanlarıyla görüstü. Onlara -hoslanmasalar da- I. Dünya Harbi'nin muhtemel sonuçlarihakkındaki görüslerini açıkça ve belirgin sekilde anlatıyordu.
Mustafa Kemal Pasa 20 gün süren Almanya seyahatinden İstanbul'a döndükten bir süre sonra böbrek rahatsızlıginedeniyle Viyana ve Karlsbad'a giderek tedavi gördü. 13 Mayıs 1918 - 4 Agustos 1918 arasınikapsayan bu seyahat dönüsü General Falkenhein'in yerine Yıldırım Ordular Grubu Komutanlıgına getirilmis olan General Liman von Sanders'in emrindeki 7. Ordu'ya Agustos 1918'de tekrar komutan oldu ve 15 Agustos 1918 günü Halep'e geldi. Mustafa Kemal bu cephede İngilizlere karsibasarılimüdafaa savaslariyaptı. Takviyeli İngiliz kuvvetleri karsısında O'nun maharet ve dirayeti sayesinde bu bölgedeki Türk Ordusu dagılmaktan kurtarılmıs; büyük bir düzen içinde Halep'e kadar çekilme basarısınigöstermisti. Fakat I. Dünya SavasiAlmanya ve müttefikleri aleyhine gelisiyordu. 29 Eylül 1918 tarihinde Bulgaristan savastan çekilmis 4 Ekim 1918 tarihinde de Almanya mütareke istemisti. İstanbul'da Talat Pasa kabinesi istifa etmis yeni kabineyi Ahmet İzzet Pasa kurmustu. Bu gelismeler karsısında Mustafa Kemal Pasa yetkili makamlara askerî ve siyasî önerilerine devam etti ise de yine kabul ettiremedi. Nihayet 30 Ekim 1918 tarihinde de OsmanliDevleti itilâf devletleri ile Mondros Mütarekesi'ni imzalayarak l. Dünya Savası'ndan çekildi.
__________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]


[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
Dikkat !!! Kopyala Yapıştır Özelliğini Sadece Üyelerimiz Kullanabilir. Üyelik Ücretsizdir.. Ayrıca Üyelerimiz Forumdan Tamamen Reklamsız ve çok daha hızlı şekilde yararlanabilir.
RASTLANTI isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 08-Ekim-2009, 13:39   #4 (permalink)
Kullanıcı Profili
Albay
Avatar Yok
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik tarihi: Ekim-2009
Üye No : 1086
Mesajlar: 670
Konuları: 79
İstatistikleri Seviye: 23 [â� Bé-Yêu â�]
Aktiflik: 56 / 564
Güç: 223 / 4347
Deneyim: 57%
İtibar Puanları
İtibar Puanı : 67000
İtibar Derecesi : RASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond repute
Teşekkürleri
Teşekkür Etmiş :
Teşekkür Almış :
Tuttuğu Takım

Standart Cevap: Atamızın Hayati(Çok Kapsamlı)

MÜTAREKE DÖNEMİNDE MUSTAFA KEMAL

Mustafa Kemal Pasa Mondros Mütarekesi'nin imza edildigi günün ertesi 31 Ekim 1918 tarihinde Yıldırım Ordular Grubu Komutanlıgına getirildi ise de artık yapacak bir sey kalmamıstı. 7 Kasım 1918 tarihinde bu Grup Komutanlıgı'nın da Padisah iradesiyle kaldırılmasiüzerine Adana'dan hareketle 13 Kasım 1918 günü İstanbul'a geldi. Artık Türkiye mütareke sartlarıniyasıyordu ve kendisi de Harbiye Nezareti emrine verilmis bir Ordu Komutaniidi.

Memleket ve milletin içinde bulundugu sartlar agır idi. Büyük bir savas sonunda maglup bir devlet olarak 30 Ekim 1918'de "Mondros Mütarekesi" adiverilen sartlariagır bir anlasma imzalanmıs bu anlasma sartlarına dayanılarak memleketin birçok bölgesi galip devletlerce isgal edilmis ordumuz dagıtılmıs bütün silâh ve cephane galip devletlerin emrine verilmisti. Osmanlimemleketleri tamamen parçalandıgigibi Türk'ün ana yurdu Anadolu da galip devletler arasında taksime ugruyordu. İtalyanla Antalya'ya çıkmıstı. İskenderun Adana Mersin Antep Maras Urfa isgal altında idi. Kars'ta İngilizler idareyi ele almıstı. Trakya isgal altında idi. Düsman donanmasiİstanbul sularında demirlemisti. Çanakkale ve İstanbul Bogazlaritutulmustu. İstanbul ve İstanbul Hükûmeti İtilâf Devletleri'nin baskive kontrolü altında idi. Padisah ve hükûmet düsmanlara âlet olmus âciz ve saskın bir vaziyette sadece kendileri için emniyet ve kurtulus yolu aramakta idiler. Anadolu'nun her sehrinde ecnebi subaylar dolasıyor İtilâf Devletleri temsilcisi sıfatıyla direktifler veriyorlardı. Yunanlılar da İzmir'i isgal hazırlıklarıyla mesguldü; bu yolda büyük çaba harcıyorlar İtilâf Devletler'ini iknaya çalısıyorlardı. Nihayet 15 Mayıs 1919'da bu gayelerine eristiler.

Olayların bu sekilde gelisecegini Mustafa Kemal önceden sezinlemisti. Nitekim Mondros Mütarekesi'nden 5 gün sonra 5 Kasım 1918'den itibaren Harbiye Nezaretinden Mondros Mütarekesi geregince ordulara terhis emirleri gelmege basladı. Atatürk aynigün Adana'dan Sadrazam Ahmet İzzet Pasa'ya ilk ikaz telgrafıniçekti: "Ciddî olarak arzederim ki gereken tedbirleri almadıkça orduyu terhis etmeyiniz! sayet ordulariterhis edecek ve İngilizlerin her dedigine boyun egecek olursak düsman ihtiraslarının önüne geçmege imkân kalmayacaktır." Bu Atatürk'te her sey bitti zannedilen bir zamanda da kurtulus ümidinin sönmedigini pek çoklarının düstügü yeis ve ümitsizlige asla kendisini kaptırmadıgınigösterir.

Fakat acıdır ki Mustafa Kemal Pasa tarafından yapılan bütün bu hakliitirazlar etkisiz kalır ve ordunun terhisine sür'atle devam edilir. Çünkü genel kanaat İtilâf Devletleri ile herhangi bir mücadeleye giremeyecegimiz böyle bir mücadelenin aleyhimize sonuçlanacagiidi. O halde İtilâf Devletleri'ni gücendirmeyecek Mondros Mütarekesi sartlarıniyerine getirecektik. İstanbul Hükûmetinin görüsü ve davranısibu idi.

Padisah ve hükûmetini saran bu umutsuzluga ragmen milletimiz haksız isgal ve istilâlara karsinefsini müdafaa yolunda her çabayigösteriyor; memleketin çesitli yörelerinde düsmanla mahalli kuvvetler arasında çarpısmalar oluyordu. Diger taraftan mütecaviz düsmana karsikoymak ve kurtulus çareleri aramak üzere Anadolu'da yer yer millî teskilâtlar olusturuluyordu. Ancak bütün bu kuruluslar ayriayriçalısmalarisebebiyle istenilen ölçüde etkili olamıyorlar bütün memleketi kapsayan bir hareket ve birlik gösteremiyorlardı.

Mütareke Türkiyesi aklın alamayacagiderecede karısık bir Türkiye'dir. Bölgesel direnme hareketlerine öncülük eden Müdafaa-i Hukuk Muhafaza-i Hukuk Redd-i İlhak gibi cemiyetlerin yanisıra özellikle İstanbul'da güya kurtulus çareleri arayan yüzlerce cemiyet kurulmustu. İngiliz Muhipleri Cemiyeti Wilson Prensipleri Cemiyeti Türk-Fransız Muhipleri Cemiyeti Cemiyet-i Akvam Müzaheret Cemiyeti bunlann baslıcalarıdır. Kurtulus çareleri degisikti. Bir kısmiİngilizlerin bir kısmiFransızların himayesini istiyordu bir kısmiAmerikan mandasıniöneriyordu. Bir kısım kimseler de Mondros Mütarekesi geregince padisah ve halife için hükümranlık hakkitanınan küçük bir bölgede OsmanliDevleti'ni sembolik olarak devam ettirme düsüncesinde idiler. Memleketin içinde bulundugu karısıklıktan istifade çareleri arayan bazicemiyetler de vatan topraklariüzerinde millî birligi parçalayıcifaaliyetlere girismislerdi.

Bu durum karsısında ciddî ve gerçek karar ne olabilirdi.Tarih kültürü çok genis olan ve tarihten sonuç çıkarmasıniçok iyi bilen Atatürk gerçek kararisezmekte gecikmedi. Bu vaziyet karsısında bir tek karar vardı. O da millî egemenlige dayanan kayıtsız sartsız bagımsız yeni bir Türk Devleti kurmak idi. Atatürk'e göre önemli olan "Türk milleti'nin haysiyetli ve serefli bir millet olarak yasamasıydı. Ne kadar zengin ve refah içinde olursa olsun istiklâlden mahrum bir millet medeni insanlık karsısında usak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye lâyık görülemezdi. Yabancibir milletin himaye ve efendiligini kabul etmek insanlık vasıflarından yoksunlugu acizlik ve miskinligi itiraftan baska bir sey degildi. Halbuki Türk'ün haysiyet ve gururu çok yüksek ve büyüktü. Böyle bir millet esir yasamaktansa mahvolsun daha iyiydi." Öyleyse Milli Mücadele'nin parolasi"Ya istiklâl ya ölüm!" olacaktı
__________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]


[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
Dikkat !!! Kopyala Yapıştır Özelliğini Sadece Üyelerimiz Kullanabilir. Üyelik Ücretsizdir.. Ayrıca Üyelerimiz Forumdan Tamamen Reklamsız ve çok daha hızlı şekilde yararlanabilir.
RASTLANTI isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 08-Ekim-2009, 13:40   #5 (permalink)
Kullanıcı Profili
Albay
Avatar Yok
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik tarihi: Ekim-2009
Üye No : 1086
Mesajlar: 670
Konuları: 79
İstatistikleri Seviye: 23 [â� Bé-Yêu â�]
Aktiflik: 56 / 564
Güç: 223 / 4347
Deneyim: 57%
İtibar Puanları
İtibar Puanı : 67000
İtibar Derecesi : RASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond repute
Teşekkürleri
Teşekkür Etmiş :
Teşekkür Almış :
Tuttuğu Takım

Standart Cevap: Atamızın Hayati(Çok Kapsamlı)

MUSTAFA KEMAL ANADOLU'DA

Artık Anadolu'ya geçerek Millî Mücadele bayragıniaçmak gerekiyordu. İste bu sıralarda Mustafa Kemal Pasa'yiİstanbul'dan uzaklastırmak amacıyla kendisine Dokuzuncu Ordu Müfettisligi teklif edildi. Mustafa Kemal Pasa kendisine genis salâhiyetler tanıyan bu vazifeyi kabul etti.

16 Mayıs 1919 günü Bandırma vapuru ile İstanbul'dan hareket eden Mustafa Kemal Pasa19 Mayıs 1919 sabahiSamsun'da Anadolu topraklarına ayak bastı. Kendisinin Anadolu'ya gönderilis gerekçesi Samsun ve çevresindeki asayissizligi yerinde görüp incelemek ve tedbir almaktan ibaretti. Hükûmete verilen İngiliz raporlarında bu bölgede Türklerin Rumlara karsigerilla hareketine giristikleri ve bölgenin asayisini bozduklaribildirilmekte ise de durum tam tersine idi. Bu bölgede Pontus Rum Devleti kurma amacına yönelik genis bir Rum faaliyeti vardı. Baskigören Rumlar degil Türklerdi. Rum Patrikhanesinden idare edilen Mavri Mira Cemiyeti bu bölgede kurdugu çeteler vasıtasıyla Türk köylerini basıyor katliamlar yapıyor yerli halkiyıldırmak istiyordu. Bu girisimlere karsivatansever Türkler de mukabil çeteler olusturmuslar; bölge Rumlariile mücadeleye baslamıslardı. Bütün bu gerçeklere ragmen Mustafa Kemal Pasa'ya verilen talimat geregince bölge Türklerinin direnmeleri önlenecekti. Mustafa Kemal Pasa görevi kabul için Ordu Müfettisligi sıfative genis salâhiyetler istedi. İstanbul Hükûmeti bu istekleri de kabul etti.

Saray ve İstanbul Hükûmeti Mustafa Kemal Pasa'nın bu görevi yapacagınizannetmisti. Oysaki Mustafa Kemal'in düsünceleri tamamen baska idi. Ama bu görev kuskulariçekmeksizin Anadolu'ya geçmek için degerlendirilmesi gereken bir fırsattı. Kendisine verilen yetkileri de geri alınıncaya kadar milletin menfaatleri adına kullanmak vicdanî bir davranıs idi. Esasen olayların akısida kısa zamanda bunu ispatlayacaktı. Mustafa Kemal Pasa İstanbul'dan ayrılmadan önce basta sadrazam olmak üzere kabine azalarının hemen hepsi ile ve en sonunda Padisah'la görüsmüstü. Fakat bu kisilerin hiçbirinde memleketi içinde bulundugu badireden kurtaracak bir enerji bir ümit ısıgigörmemis görememisti. İstanbul Hükûmeti'nin ve Padisah'ın davranıslarında İtilâf Devletleri'ni gücendirmemek görüsünün agır ezikligini hissetti. Oysaki onların kararlarına uymak degil karsikoymak lâzımdı. İste Anadolu'ya bu gaye ile gidiyordu. Mustafa Kemal Pasa'nın İstanbul'dan ayrılırken yakın arkadaslarına söyledigi su sözler bu bakımdan büyük önem tasımaktadır: "Düsman süngüsü altında millî birlik olamaz. Ancak hür vatan topraklarında memleketin istiklâli ve milletin hürriyeti için çalısılabilir. Bu gayeyi tahakkuk ettirmek üzere Anadolu'ya gidiyorum".

Mustafa Kemal Pasa Anadolu'ya geçer geçmez plânıniuygulamaya basladı. 21 Mayıs 1919'da Kâzım Karabekir'e telgraf çekti. Telgrafta bu davranısınisöyle belirtiyordu: "Umumî durumumuzun aldıgivahim sekilden pek müteessirim. Millet ve memlekete borçlu oldugum en son vicdani vazifeyi yakından müsterek çalısma ile en iyi sekilde yerine getirmek mümkün olacagikanaati ile bu son memuriyeti kabul ettim".

Mustafa Kemal Pasa Samsun'a çıktıktan 2 gün sonra 21 Mayıs 1919'da Genelkurmay Baskanlıgına Samsun ve çevresindeki asayissizligin sebeplerini açıklayan İstanbul Hükûmeti'nin ve İtilâf Devletleri temsilcilerinin hoslanmadıgisu telgrafiçekti: "Rumlar bu bölgede Pontus Hükûmeti teskili gibi bir safsata etrafında toplanmıs ve Rum çeteleri hemen kâmilen siyasî bir sekle dönüsmüstür". 22 Mayıs 1919'da Samsun'dan Sadaret'e gönderdigi raporu da su cümle ile noktaladı: "Millet birlik olup hâkimiyet esasını Türklük duygusunu hedef almıstır". Bu anlamliifadede Anadolu'da beliren Milli Mücadele azmini sezmemek mümkün degildir. İste bu raporlar İstanbul'a geldikten sonradır ki İtilâf Devletleri temsilcileri İstanbul Hükûmetinden sordu: "Tanınmıs bir Türk generalinin Anadolu'da ne isi vardır?" Bunun üzerine İstanbul Hükûmeti Anadolu'ya gönderdigi müfettisi geri çagırma girisimlerine basladı.

AMASYA

Artık Anadolu'da baslayan Millî Mücadele liderini bulmus dagınık ve bölgesel mukavemetler bir bayrak altında toplanmaya baslamıstı. Bunun ilk örnegini 22 Haziran 1919'da Mustafa Kemal imzasıyla Amasya'dan bütün memlekete duyurulan bir tamimde görüyoruz. Bu genelgede kutsal bir ses isitiliyordu: "Vatanın bütünlügü milletin istiklâli tehlikededir. Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararikurtaracaktır". Bu cümleler Milli Mücadele'nin örgütlü olarak fiilen basladıgının onun imzasiile bütün cihana ilâniidi. Bu genelge diger bir maddesiyle beliren millî tehlike karsısında izlenecek ilk yolu da belirtiyordu: "Her vilâyetten seçilecek milletin güvenini kazanmıs delegelerle Anadolu'nun en emin yeri olan Sivas'ta derhal bir millî kongre toplanacaktır".

ERZURUM

Mustafa Kemal Pasa Amasya Tamimi adıyla ünlü bu genelgesini yaptıktan sonra Erzurum'a geçmek üzere 27 Haziran 1919'da halkın sevinç gösterileri arasında Sivas'a geldi. sehirde kaldıgi1 günlük süre içinde Erzurum Kongresi'ni takiben Sivas'ta yapılacak Kongre için ilgililere gerekli direktifleri vererek Erzurum'a hareket etti. Atatürk 3 Temmuz 1919 günü Erzurum'a geldi. Kendisi der ki "Benim Erzurum'a gelisim bütün milletin atesten bir çember içine alınmıs oldugu bir zamana tesadüf etti. Bütün millet bu çemberin içinden nasıl çıkılacagınidüsünmekte idi".15 Temmuz 1919 günü Ilıca önlerinde Erzurumlular tarafından coskun bir sekilde karsılandıgizaman Çukurova'da muhacir olarak bulunup Erzurum'a dönen ihtiyar Mevlüt Aga ile aralarında geçen konusma bu atesten çember içinden mutlaka çıkılmasigerektigi fikrini Atatürk'te daha da perçinledi. İhtiyar fakat dinç Mevlüt Aga'ya Mustafa Kemal Pasa sordu: - Çukurova gibi verimli bir memleketten niye döndün? Yoksa geçinemedin mi? Mevlût Aga derhal cevap verdi: - Hayır Pasam geçimimiz çok rahattı. Son günlerde isittim ki İstanbul'daki ırzikırıklar bizim Erzurum'u Ermenilere vereceklermis. Geldim ki göreyim bu namertler kimin malınikime veriyorlar?

Bu sözler milletle beraber millet için çalısmak üzere Erzurum' a gelen Mustafa Kemal Pasa'yiçok duygulandırmıs gözlerini yasarmıstı.Etrafındakilere döndü ve : -Bu milletle neler yapılmaz.

Atatürk Erzurum'a gelisinden 5 gün sonra8/9 Temmuz 1919'da "Sine-i millette bir ferd-i mücahit olarak çalısmak üzere" çok sevdigi askerlik mesleginden ve görevinden istifa etti. Artık bir millet ferdi olarak milletten kuvvet kudret ve ilham alarak tarihî vazifesine devam ediyordu.

Askerlikten istifasınitakiben Erzurumluların istegi üzerine Vilâyat-isarkiye Müdafaa-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti Erzurum subesinin Heyet-i Faale Baskanlıgına getirildi. Cemiyet o günlerde daha evvelce alınan bir karar geregince dogu illerini kapsayan bir kongrenin hazırlıklariiçinde idi. Mustafa Kemal'in Heyet-i Faale Reisi olarak bu kongreye istiraki mümkündü; fakat O bu kongreye özellikle Erzurum'dan üye olarak istirak etmek istiyordu. Ne çare ki Erzurum üyeleri evvelce seçilmisti; ama buna daBBir çözüm bulundu. Erzurum'un iki degerli evlâdı Kâzım Yurdalan ve Cevat Dursunoglu Erzurum üyeliginden istifa etmek suretiyle yerlerini Mustafa Kemal ve Rauf Bey'e bıraktılar. Bu suretle Mustafa Kemal Pasa'nın kongreye girisi mesruluk kazandı.

Erzurum Kongresi 23 Temmuz 1919'da tek katlibir ilkokul salonunda 62 delegenin istirakiyle toplanmıstı. Kongre bir kurucu meclis gibi çalısarak 14 gün devam etti ve 7 Agustos 1919 da çalısmalarına son verdi. Kongre'yi geçici baskan olarak Erzurum delegelerinden Hoca Raif Efendi açmıs delegelerin isim okunarak yoklamasiyapıldıktan sonra baskanlık seçimine geçilmisti. Yapılan oylamada Mustafa Kemal Pasa baskan seçildi.

Millî Mücadele'ye bayrak olan bir kongrenin Erzurum'da toplanısibir tesadüfün eseri degildi; Mondros Mütarekesi'nden sonra müdafaa suurunun en keskin bir sekilde meydana çıktıgibölgelerden biri Erzurum idi. Zira Mütareke hükümlerine göre asırlarca sehit kanıyla sulanmıs Erzurum topraklarınida içine almak üzere bir Ermenistan kurulmasiisteniyordu. Bu durum bölgedeki millî birlik ve mukavemet suurunu daha da bileyledi. Keza Kongre'ye Dogu Karadeniz il ve kasabalarınitemsil etmek üzere 17 delege ile istirak eden Trabzon'da da Pontus tehlikesi vardı. Bölge Rumları Mondros Mütarekesi'nden faydalanarak Dogu Karadenız sehirlerini kapsayacak bir Pontus Rum Devleti kurma hayali içindeydiler. Bu bakımdan Dogu Anadolu sehirleri ile tehlike müsterekti.

Erzurum Kongresi güç sartlar altında toplanıyordu. Çünkü Kongre üyelerinin vilâyetlerce gerek seçiminde gerekse seçilenlerin Kongre'ye gönderilmesinde büyük güçlükler çıkarılıyordu. Mülkî amirlerin büyük kısmı İstanbul Hükûmeti'nin baskısiile delegeleri korkutuyorlar yola çıkmalarıniengelliyorlar hatta bazivilâyetler kesin olarak delege göndermemekte direniyorlardı. Elâzıg Diyarbakır ve Mardin illerinden seçilen üyeler valilik baskısisebebiyle yola çıkmaktan alıkonulmuslar dolayısıyla Kongre'ye istirak edememislerdi. Bu sebeple Kongre'nin toplanabilmesi için Müdafa-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti Erzurum subesinin gayretleri yanında Mustafa Kemal Pasa tarafından da ciddî tesebbüslerde bulunmak icap etti. Vilâyetlerin herbirine açık telgraflar gönderilmekle beraber bir taraftan da sifre telgraflarla valilere komutanlara gerektigi sekilde tebligatta bulunuldu. Nihayet yeteri kadar temsilci getirtilip Kongre'yi toplamaya muvaffak olundu.

İste bu sartların olusturdugu hava içinde gerçeklestirilen Erzurum Kongresi Vilâyat-isarkiye Müdafaa-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti Erzurum subesi ile Trabzon Muhafaza-i Hukuk Cemiyeti'nin müstereken hazırladıgibir Kongre idi. O günkü mülkî taksimatta Trabzon'un kapsadıgiDogu Karadeniz il ve ilçelerinden 17 Erzurum'un kapsadıgiil ve ilçelerden 25 Sivas'ın kapsadıgiil ve ilçelerden 14 Bitlis'ten 4 ve Van'dan 2 delegenin istiraki ile toplam 62 üye ile toplanmıstı. Bugünkü idarî taksimat göz önüne alındıgitakdirde 30'a yakın Dogu Anadolu ve Dogu Karadeniz illerini ve bunların ilçelerini kapsamaktadır.

Erzurum Kongresi'nin toplanısive çalısmalarına baslamasıyla İstanbul da Saray ve Hükûmet tarafından Anadolu'da yükselen bu kurtulus sesini bogmak için yogun bir faaliyet basladı. Ajanslarla Mustafa Kemal'in devlete baskaldıran bir asi oldugu Erzurum Kongresi'nin kanunsuz toplandıgiilân edildi. Mustafa Kemal Pasa'yitutuklamak için her türlü tedbire basvuruldu. İstanbul Hükûmeti Erzurum Kongresi'nin dagılmasını Kongre ye katılanların yakalanarak İstanbul Divan-iHarbi'ne sevklerini emretti ise de millet fertlerini saran o zamanki millî hava içinde hiçbir makam bu emri yerine getirmeye tesebbüs edemedi.

İste bu derece güç sartlar içinde gerçek bir vatan askıyla her türlü tehlikeyi göze alarak toplanan Erzurum Kongresi Türk tarihinde önemli bir dönüm noktasioldu. Türk Kurtulus Savası'nın ilk temelleri bu Kongre'de atılmıs alınan tarihî kararlar Millî Mücadele'nin temel kurallarıniolusturmustu. Erzurum Kongresi kararlarisu sekilde özetlenebilir:

1- Dogu illeri ile Trabzon ve Canik sancagihiçbir sebep ve bahane ile Osmanlitoplulugundan ayrılmasimümkün olmayan bir bütündür. Bu demekti ki dogu illeri Ermenistan sevdasıyla Karadeniz illeri Pontus hülyasıyla ana vatandan ayrılamayacaktır. Bu karar vatanive milleti bölmek isteyenlere karsiilk esasliihtardı.

2- Her türlü yabanciisgal ve müdahalesine karsı millet birlik olarak kendisini müdafaa ve mukavemet edecektir. Bu madde ile milletin her türlü isgal ve müdahaleyi kesin olarak reddettigi birlik halinde direnecegi bildiriliyordu. Vatan topraklarına yönelik hiçbir isgal ve müdahale karsılıksız kalmayacaktı. Millet isgal ve istilâyibirlik halinde püskürtmeye kararlıydı.

3- Vatanın ve istiklâlin muhafaza ve teminine İstanbul Hükûmeti muktedir olamadıgitakdirde gayeyi temin için Anadolu'da geçici bir hükûmet kurulacaktır.

İstanbul Hükûmeti'nin hali ve tutumu belliydi; güçsüz ve beceriksizdi. Memleketi Mondros Mütarekesi ile kayıtsız sartsız galip devletlere teslim etmisti. Ülkeyi uçurumun kenarından ancak ve ancak millî iradeye dayanan bir hükûmet kurtarabilirdi; bu mutlaka gerçeklestirilecekti. Esasen Erzurum Kongresi bu amaca yönelik ilk adımdı.

4- Kuva- i Millîye'yi amil ve irade-i mılliyeyi hâkim kılmak esastır. Kuva-yi Milliyeden kasdedilen millî kuvvetler milletin bagrından çıkacak millî bir ordu idi. Bu ordu milletin kutsal gayesi ugrunda milletin arzu ve egilimleri yönünde mutlaka zafere ulasacaktı. Millî iradeyi hakim kılmak aynizamanda demokratik bir esastı. Bu esasta Cumhuriyet rejiminin ilk kıvılcımlarınisezmemek mümkün degildi.

5- Hıristiyan azınlıklara siyasî hakimiyet ve sosyal dengemizi bozan imtiyazlar verilemez. Memleketteki azınlıklar yer yer siyasî egemenlik davasına kalkısmıstı. Memleket bütünlügünü bozucu vataniparçalayıcibu gibi davranıslara imkân verilmeyecekti. Azınlıklara sosyal dengemizi bozan ekonomik hukuksal ve kültürel -her ne çesit olursa olsun- ayrıcalıklar ve üstünlükler tanınmayacaktı.

6- Manda ve himaye kabul olunamaz. Türk milleti her seyi göze alarak istiklâli için silâha sarılmıstı. Hiç kimseden lûtuf ve yardım beklemiyordu; yabancidevletlerden merhamet istemiyordu. Her ne pahasına olursa olsun istiklâl mutlaka gerçeklesecekti. Parola "Ya istiklâl ya ölüm" idi.

7- Millî Meclis'in derhal toplanmasına ve hükûmet islerinin meclisin denetimi altında yürütülmesine çalısılacaktır. İtilaf Devletleri'nin baskısive Padisah fermaniile kapatılmıs olan Meclis derhal toplanmalı hükûmetin millet ve memleketin mukadderatiile ilgili verecegi her türlü karar böyle bir meclisin denetiminden geçirilmeliydi. Hükûmet kararlariancak bu sekilde mesruluk kazanacaktı.

8- Milletimiz insanî ve asrî gayeleri tebcil fennî sınaî ve iktisadî hal ve ihtiyacımızitakdir eder. Bu cümle ile Türk milletinin yeniliklere açık ruhu belirtiliyordu. Denilmek isteniyordır ki Türk milleti insanî ve uygar amaçların degerini bilen ve kavrayan bir millettir. Nitekim Atatürk milletin çehresini degistiren büyük inkılâplara basladıgizaman "Yaptıgımız ve yapmakta oldugumuz inkılâpların gayesi milletimizi her bakımdan uygar bir toplum haline getirmektir. İnkılâplarmızın temel kuralibudur." diyecekti. Kararda geçen "Milletimiz fennî sınaî ve iktisadî hal ve ihtiyacımızitakdir eder" ifadesinde de harap bir memleketi bayındır hale getirmek için gelecekte gerçeklestirilecek kalkınma hamlelerine isaret edilmekte idi.

Erzurum Kongresi memleketin bütününü ilgilendiren bu tarihî kararlarıyla bölgesel bir kongre olmaktan çıkmıs kendisinden sonra gelisecek tüm olaylaribüyük ölçüde etkilemisti. Zira Sivas Kongresi kararları Erzurum Kongresi kararlarına dayandı. Misak-iMillî'nin esasında Erzurum Kongresi kararlariyer aldı. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin toplanıs ve açılıs gerekçesi Erzurum Kongresi kararlarına oturtuldu. Mudanya ve Lozan Antlasmaları'nın bagımsızlıgisavunan ruhu; ilhamıniErzurum Kongresi kararlarından aldı. Cumhuriyet rejiminin ruhu irade-i milliyeyi hâkim kılmak esasında toplandı. Ve nihayet "Milletimiz insanî ve asrî gayeleri tebcil eder." cümlesiyle Atatürk inkılâplarının ilk kıvılcımlariErzurum Kongresi'nde parıldadı.

Sonuçlaribakımından bu derece önem tasıyan Erzurum Kongresi için Mustafa Kemal Pasa kapanıs konusmasında "Tarih bu Kongremizi süphesiz ender ve büyük bir eser olarak kaydedecektir." ifadesini kullandı.

Erzurum Kongresi 7 Agustos 1919 günü -kendisi adına bütün yetkileri kullanacak- 9 kisilik bir Heyet-i Temsiliye seçerek çalısmalarına son verdi. simdi Heyet-i Temsiliye'yi ve Onun Baskanı'nibüyük bir görev bekliyordu. Erzurum Kongresi'nde parlayan kıvılcımisöndürmemek Sivas'ta onu mes'ale haline getirerek millî kurtulusa daha emin adımlarla yürümek gerekiyordu. Bu sebepledir ki Mustafa Kemal Pasa dogu illerinin mukadderatiiçin toplanan Erzurum Kongresi'ni -gayesini daha da genisleterek- bu amaca yöneltmek istedi. Bu sebepledir ki Erzurum Kongresi'ni Sivas Kongresi'ne baglayarak Millî Mücadele'ye memleket yüzeyinde genislik kazandırdı
__________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]


[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
Dikkat !!! Kopyala Yapıştır Özelliğini Sadece Üyelerimiz Kullanabilir. Üyelik Ücretsizdir.. Ayrıca Üyelerimiz Forumdan Tamamen Reklamsız ve çok daha hızlı şekilde yararlanabilir.
RASTLANTI isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 08-Ekim-2009, 13:40   #6 (permalink)
Kullanıcı Profili
Albay
Avatar Yok
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik tarihi: Ekim-2009
Üye No : 1086
Mesajlar: 670
Konuları: 79
İstatistikleri Seviye: 23 [â� Bé-Yêu â�]
Aktiflik: 56 / 564
Güç: 223 / 4347
Deneyim: 57%
İtibar Puanları
İtibar Puanı : 67000
İtibar Derecesi : RASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond repute
Teşekkürleri
Teşekkür Etmiş :
Teşekkür Almış :
Tuttuğu Takım

Standart Cevap: Atamızın Hayati(Çok Kapsamlı)

SİVAS

Sivas Kongresi günlerinde de memleketin içinde bulundugu agır mütareke sartlaribütün acılıgiile devam ediyordu. Mondros Mütarekesi'nin milletimiz aleyhine haksız ve insafsız bir sekilde uygulanması İzmir'e çıkmıs olan Yunanlıların İtilâf devletlerinden aldıgicüretle Anadolu'nun içine dogru ilerlemesi çesitli sehirlerimizin isgali Sivas Kongresi günlerinde de birbirini izledi. İste böyle bir hava içinde Mustafa Kemal Pasa bir kısım Heyet-i Temsiliye üyeleriyle beraber Sivas Kongresi'ne istirak etmek üzere 2 Eylül 1919'da Erzurum'dan Sivas'a geldi. Sivas Millî Mücadele liderini emsalsiz sevgi gösterileri ve coskun bir sevinçle karsıladı.

Sivas Kongresi 4 Eylül 1919 günü o zamanlar "Mekteb-i Sultanî" olarak kullanılan bir binanın salonunda 38 delegenin istiraki ile toplandı. Kongre 8 gün devam etti ve 11 Eylül 1919'da Heyet-i Temsiliye seçimini takiben bir beyanname yayımlayarak çalısmalarına son verdi. İlk oturumda yapılan oylamada Mustafa Kemal Pasa baskan seçildi.

Erzurum Kongresi'ni takiben bütün memleketi temsil eden böylesine önemli bir Kongre'nin özellikle Sivas'ta toplanısı sehrin stratejik durumu ile ilgili idi. Anadolu'nun ortasında yer alan bu sehrimiz -mütareke sartlarigeregince İtilâf Devletleri'ni temsilen bazisubaylar bulunmasına ragmen- isgal altında degildi. Ulasım bakımından Anadolu yollarının birlestigi bir kavsak durumunda idi. Ogünkü imkânların elverdigi ölçüde çesitli Anadolu sehirlerine su veya bu sekilde baglanabiliyordu. Her ne kadar Fransızlar Adana üzerinden İngilizler Samsun'dan sehri isgal tehdidinde bulunuyorlarsa da Mustafa Kemal Pasa böyle bir isgalin düsmana çok pahalıya mal olacagınihesaplıyordu. Bütün bu avantajlariyanında Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Sivas subesi sehirde oldukça iyi teskilâtlanmıstı.

İste bu sartların olusturdugu hava içinde gerçeklesen Sivas Kongresi dogrudan dogruya Mustafa Kemal'in çagrısiüzerine toplanmıs bir millî kongredir. Kongre'nin 38 üyesinden 31'ini Bative Orta Anadolu illerinden gelen üyeler 7'sini ise Dogu Anadolu illerini temsilen Erzurum Kongresi'nce seçilen Heyet-i Temsiliye olusturmustu. Böylece Bative Orta Anadolu illerinden seçilen delegelerle Dogu illerini temsilen gelen Heyet-i Temsiliye Sivas Kongresi'ne memleket çapında bir genislik ve bütünlük kazandırdı.

Tarihî bir gerçek olarak belirtmek gerekir ki Sivas Kongresi'nin toplanısisırasında da Erzurum Kongresi'nde oldugu gibi İstanbul Hükûmeti ve idarecileri büyük engeller çıkardılar. Bu sebepledir ki Ankara ve diger bazisehirlerimizden valilik baskısiile delege seçilemedi. Bazivilâyetlerden seçilen delegeler de aynibaskinedeniyle yola çıkmaktan alıkonuldu dolayısıyla Kongre'ye istirak edemedi.

Sivas Kongresi'nin toplanılmamasiiçin Sivas'ta bulunan Fransız Jandarma Müfettisi Brüno da baskiyaptı. Vali Resit Pasa ile görüserek böyle bir Kongre gerçeklestigi takdirde Sivas'ın isgal edilecegini ve Kongre'nin dagıtılacagınibildirdi. İngilizler de Samsun üzerinden Sivas'iisgal edecekleri tehdidinde bulundular. Fakat Mustafa Kemal'in her güçlügü asan azmi önünde bütün bu tehditler sonuçsuz kaldı.

İstanbul Hükûmeti Erzurum Kongresi'nde yaptıgigibi Sivas Kongresi sırasında da bütün gücüyle Mustafa Kemal'i tevkife yönelmisti. Anadolu'nun hemen her valisine telgraflar çekilerek Mustafa Kemal'in ne pahasına olursa olsun tutuklanarak İstanbul'a gönderilmesi isteniyordu. Bunu gerçeklestirmek üzere valiliklere mutasarrıflıklara yeni atamalar yapıldı. Fakat hiçbir idareci sahlanan millî irade ve millî hava içinde İstanbul Hükûmeti'nin isteklerini yerine getirmek cesaretini gösteremedi.

Sivas Kongresi'nin diger bir özelligi de delegelerin vatanın kurtulusu ve milletin mutlulugundan baska hiçbir kisisel maksat izlemeyeceklerine mevcut siyasî partilerden hiçbirinin amaçlarına hizmet etmeyeceklerine dair Kongre'de yemin etmeleri olmustu. Bu suretle Millî Mücadele'nin hiçbir siyasî parti adına yapılmadıgı tamamen milleti ve memleketi kurtarma amacına yönelik bir hareket oldugu açıkça belirtilmis oluyordu. Sivas Kongresi kararlarisu sekilde özetlenebilir:

1- Millî sınırlar içinde bulunan vatan parçalaribir bütündür; birbirinden ayrılamaz.

Evvelce toplanan Erzurum Kongresi Dogu Anadolu ve Dogu Karadeniz vilâyetlerinin hiçbir sebep ve bahane ile ana vatandan ayrılamayacagıniilân etmisti. Sivas Kongresi sahip oldugu tam yetki ile bu karara bütün memleketi kapsayan bir genislik kazandırdı.

2- Her türlü isgal ve müdahaleye karsı millet birlik olarak kendisini müdafaa ve mukavemet edecektir

Erzurum Kongresi'ni toplanmaya davet eden baslıca tehlike Dogu Karadeniz Bölgesinde kurulmasidüsünülen Pontus Rum devleti ile Dogu Anadolu illerini içine kalacak bir Ermenistan tehlikesi idi. Sivas Kongresi batıdan gelen Yunan tehlikesini de göz önüne alarak vatan topraklarına yönelik hiçbir isgal ve müdahalenin karsılıksız kalmayacagınimütecaviz düsmana açıkça bildiriyordu.

3- İstanbul Hükûmeti haricî bir baskikarsısında memleketimizin herhangi bir parçasıniterk mecburiyetinde kalırsa vatanın bagımsızlıgınive bütünlügünü temin edecek her türlü tedbir ve karar alınmıstır. Bu madde ile İstanbul Hükûmetinin millet menfaatlerine aykıriherhangi bir karar veya davranısına milletin kayıtsız kalmayacagı gerektiginde millî iradeye dayanan bir hükûmetin derhal kurulacagiaçıkça belirtiliyordu.

4- Kuva-yimilliyeyi âmil ve irade-i milliyeyi hâkim kılmak esastır. Erzurum Kongresi'nde belirlenen bu kural Sivas Kongresi'nde perçinlestiriliyordu Memleketi kurtaracak tek kuvvet millî ordu idi. Bu ordu milletin iradesi ve egilimleri yönünde savasacâk bagımsızlık mutlaka gerçeklesecekti. Millet artık egemenligi ni kendi eline almıstı; kendi hâkimiyetinden baska hiçbir güç tanımıyordu. Bu esas gelecekteki Cumhuriyet rejiminin esaslarıniolusturuyordu.

5- Manda ve himaye kabul olunamaz. Erzurum Kongresi'nde karar altına alınan bu görüs Sivas Kongresi'nce de onaylanarak Millî Mücadele'nin temel kuralihaline getiriliyordu. Millî kurtulus hareketinin parolasihiçbir devletin merhametine sıgınmaksızın " Ya istiklal ya ölüm!" dü.

6- Millî iradeyi temsil etmek üzere Millet Meclisi'nin derhal toplanmasimecburidir. Erzurum Kongresi kararlarında da belirtilen bu istek artık bir mecburiyet olarak gösteriliyordu. Aksi takdirde hükûmet kararlarimillî iradeyi yansıtmayacaktı.

7- Aynigaye ile millî vicdandan dogan cemiyetler "Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti" adialtında birlestirilmistir.

Erzurum Kongresi Dogu Anadolu ve Dogu Karadeniz Bölgelerindeki millî cemiyetleri "sarkî Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti" adıyla bir merkezde toplamıstı. Sivas Kongresi bu örgüte -bütün Anadolu ve Rumeli Cemiyetlerini de içine almak üzere- memleket çapında bütünlük kazandırdı.

8- Mukaddes maksadive umumî teskilâtiidare için Kongre tarafından bir Heyet-i Temsiliye seçilmistir. Erzurum Kongresi Dogu illerini temsilen 9 kisilik bir Heyet-i Temsiliye seçmisti. Sivas Kongresi'nce 6 kisi daha seçilmek suretiyle "Heyet-i Temsiliye" genisletilmis bu suretle Türkiye Büyük Millet Meclisi açılıncaya kadar memleket mukadderatında yegâne söz sahibi bir kurul olusturulmustu.

Sivas Kongresi Erzurum Kongresi kararlarınigenisleterek bu kararlara bütün memleketi kapsayan bir nitelik kazandırmasibakımından İnkılâp Tarihi'mizde büyük öneme sahip bir Kongre'dir. Üyelerinin bütün memlekete samil olmasisebebiyle de Millî Mücadele baslangıcında Türkiye'nin mukadderatıniçizen bütün milletin tek vücut halinde birlik oldugunu dünyaya ilân eden millî bir Kongre'dir. Bunun içindir ki tesirleri Erzurum Kongresi'nden daha genis oldu.

Sivas Kongresi'nden sonra Mustafa Kemal Pasa'nın amacien kısa zamanda Anadolu'da millet temsilcilerinden olusan bir meclis toplamak ve bu meclisin kuracagihükûmet ile Millî Mücadele'yi bir merkezden idare etmek idi. Dâhi adam bu büyük isi gerçeklestirmek üzere Sivas Kongresi'nden sonra da Heyet-i Temsiliye Reisi sıfatıyla millî teskilâtın kuvvetlenmesi yolunda -bütün engelleri asarak- azimle çalıstı. Bu devre esnasında Mustafa Kemal ve Heyet-i Temsiliye ile temas temini ve anlasma zemini arayan İstanbul Hükûmeti temsilcileri vasıtasıyla 20-22 Ekim 1919 tarihleri arasında Amasya'da onunla görüsmüs ve bir Millet Meclisi toplanmasına ikna olmustu. Bu görüsme İnkılâp Tarihi'mizde "Amasya Mülâkatı" olarak bilinmektedir. Mustafa Kemal Meclisin Anadolu'da toplanmasıniistemesine ragmen Meclis 12 Ocak 1920'de İstanbul'da toplandı. Fakat İngilizlerin ve gerekse onlara âlet durumunda olan hükûmet adamlarının baskısisebebiyle olumlu bir faaliyet gösteremedi. Sadece Erzurum ve Sivas Kongreleri'nin esaslarıni"Misak-iMillî" halinde kabul ve ilân etti
__________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]


[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
Dikkat !!! Kopyala Yapıştır Özelliğini Sadece Üyelerimiz Kullanabilir. Üyelik Ücretsizdir.. Ayrıca Üyelerimiz Forumdan Tamamen Reklamsız ve çok daha hızlı şekilde yararlanabilir.
RASTLANTI isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 08-Ekim-2009, 13:40   #7 (permalink)
Kullanıcı Profili
Albay
Avatar Yok
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik tarihi: Ekim-2009
Üye No : 1086
Mesajlar: 670
Konuları: 79
İstatistikleri Seviye: 23 [â� Bé-Yêu â�]
Aktiflik: 56 / 564
Güç: 223 / 4347
Deneyim: 57%
İtibar Puanları
İtibar Puanı : 67000
İtibar Derecesi : RASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond repute
Teşekkürleri
Teşekkür Etmiş :
Teşekkür Almış :
Tuttuğu Takım

Standart Cevap: Atamızın Hayati(Çok Kapsamlı)

ANKARA VE BİR MİLLETİN sAHLANIsI
Mustafa Kemal Pasa 27 Aralık 1919'da bir kısım arkadaslarive Heyet-i Temsiliye üyeleri ile beraber Ankara'ya gelmisti. Artık Millî Mücadele Ankara'dan yönetiliyor İstanbul'daki asker ve sivil birçok vatansever Bagımsızlık Savası'nda görev almak üzere Ankara'ya geliyordu. Bir süre sonra16 Mart 1920 tarihinde İstanbul İtilâf Devletleri tarafından fiilen isgal edildi; sehir yabancılar tarafından tamamen askerî kontrol altına alınmıstı. Bu sartlar altında Meclis de faaliyet gösteremeyecegini anlayarak dagıldı; zaten bu sıralarda milletvekillerinin bir kısmida İngilizler tarafından tutuklanmıs bulunuyordu.

Mustafa Kemal İstanbul'un isgali üzerine valiliklere ve kolordu komutanlıklarına talimat vererek Ankara'da toplanacak fevkalâde salâhiyete sahip bir meclise yeni temsilciler seçmelerini bildirdi. Seçimler sür'atle sonuçlandi. Nihayet 23 Nisan 1920'de yurdun her bölgesinden gelen millet temsilcileriyle Ankara'da Türkiye Büyük Millet Meclisi açıldı. Mustafa Kemal millet iradesini ve egemenligini temsil eden bu Meclis'e ve onun hükûmetine de baskan seçilerek artık Türk bagımsızlık mücadelesinin her bakımdan askerî siyasî ve sosyal lideri oldu. Ama memleketin içinde bulundugu sartlar kendisinin omuzlarına yüklenen görevi gerçekten çok agırdı. Tarihten silinmek istenen bir milletin ölüm kalım savasının istiklâl mücadelesinin Iiderligini yapıyordu.

Ankara'da Millet Meclisi'nin açılması millî bir hükûmetin kurulmasiüzerine Padisah ve İstanbul Hükûmeti de millî mücadeleyi daha genis ölçüde baltalama yollarına sapmıstı. Anadolu'da binbir fedakârlıkla olusturulan millî kuvvetlere karsihalife ve padisah ordularikuruluyor basta Atatürk olmak üzere Millî Mücadele kahramanları asi sayılarak idama mahkûm edilmis bulunuyordu. Diger taraftan İzmir'e çıkan Yunanlılar da Anadolu içlerine dogru taarruza hazırlânıyordu. Mütareke ile örgütlü ordu resmen dagıtılmıs silâhlarialınmıs oldugundan isgal altındaki yörelerde düsmana ancak mahalli kuvvetler ve gönüllü müfrezeler karsikoyuyordu. Bu düsman saldırılarının yanisıra Anadolu'nun baziyörelerinde Anzavur gibi Çopur Musa gibi PostaciNâzım gibi aldatılmıs kisilerin elebasılık ettigi iç isyanlar devam ediyordu.

Bütün bu iç ve dıs güçlüklere zor sartlara ragmen Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti kısa zamanda duruma hakim olarak düsman kuvvetlerine karsiçesitli cephelerde büyük basarılar kazanmaya basladı. Dogu Cephesi'nde XV. Kolordu KomutaniKâzım Karabekir komutasındaki kuvvetlerimiz büyük basarılar kazandı. Bu bölgede Oltu Sarıkamıs ve Kars'iisgal suretiyle sınır sehirlerimize tecavüz eden Ermenilere karsi28 Eylül 1920'de taarruza geçilerek merkezi Erivan'da bulunan Ermeni Cumhuriyeti ordusu maglup edildi ve 29 Eylül 1920'de Sarıkamıs 30 Ekim 1920'de Kars tekrar geri alındı. Ermenilerin barıs istegi üzerine 2/3 Aralık 1920'de Gümrü Antlasmasiimzalanarak savasa son verildi. Gürcistan'a da Ardahan ve Artvin vilâyetlerimiz tahliye ettirildi.

Güney cephesinde de Adana Urfa Antep ve Maras bölgelerinde Fransız birlikleriyle mahalli kuvvetler arasında siddetli çatısmalar oluyordu. Sonuçta Fransızlar 12 subat 1920'de Maras'tan 11 Nisan 1920 günü de Urfa'dan çekilmek zorunda kaldılar. 21 Ekim 1921'de Fransızlarla yapılan "Ankara Antlasması" Adana Mersin Gaziantep ve diger bazisehirlerimizin kurtulusuna uzandı.

Yunanlılar 1920 Haziranında Ankara'da kurulan iki aylık yeni hükûmetin içinde bulundugu güç sartlardan yararlanarak 22 Haziran 1920 günü BatiCephesi'nde umumî taarruza geçmisler büyük kısmiile gönüllülerden olusan Kuvay-iMillîye cephesini yararak 8 Temmuz 1920 günü Bursa'yı 29 Agustos 1920 günü de Usak'iisgal etmislerdi. Bu olaylar seyrederken Padisah ve İstanbul Hükûmeti de 10 Agustos 1920'de İtilâf Devletleri'yle Sevr Antlasması'niimzalamak suretiyle dıs düsmanlarımızla birlesmis oluyordu.

Yunanlıların Baticephesinde ilerleyisi birçok bölgelerin kuvvet yetersizligi sebebiyle isgal edilmesi üzerine Türkiye Büyük Millet Meclisi BaskaniMustafa Kemal Pasa cephe komutanlariile görüsmüs artık gönüllü kuvvetler yerine düzenli bir ordu kurulmasigeregini ilgililere bildirmisti. Çünkü olaylar gösteriyordu ki Millî Mücadele'nin basarısı bütün kuvvetlerin tek bir otorite altında toplanmalarına bagliidi. Bu da millî müfrezelerin milis kuvvetlerinin gönüllü teskilâtların ordu içinde düzenli kıtalar haline getirilmesini gerektiriyordu. Çete halinde dagınık savasa son verilecek bütün millî müfrezeler ve gönüllü kuvvetler ordu içinde disiplin ve egitime tâbi tutulacaktı.

Artık Türkiye Büyük Millet Meclisi BaskaniMustafa Kemal Pasa Millî Savunma BakaniFevzi Çakmak Pasa ve Genelkurmay Baskanive aynizamanda BatiCephesi KomutaniAlbay İsmet Bey bütün çalısmalarınidüzenli ordunun gerçeklesmesine vermislerdir. Bu aylar Millî Mücadele tarihimizin gerçekten en buhranlı en çetin aylarıdır.

simdi 1920 yılının Aralık sonlarındayız. Bir çok millî müfreze gönüllü örgüt sür'atle millî ordu içinde toplanmaktadır. Ne çare ki ellerinde bir kısım kuvvet bulunan Çerkez Esem ve kardesleri BatiCephesi kuvvetlerine baglikalmak istememisler baslarına buyruk bir siyaset izleme yoluna gitmislerdi. Bunlar Millî Mücadele'nin güç zamanlarında basardıklaribaziislerin verdigi sımarıklıkla bulunduklaribölgelerde sivil memurlaridiledikleri gibi azlediyor degistiriyor kendilerine göre atamalar yapıyorlardı. BatiCephesi tek komuta altında örgütlendikçe düzenli kuvvetler haline geldikçe Esem ve kardeslerinin huzurlaridaha da kaçıyor BatiCephesi yanında Ankara Hükûmeti'ne hatta Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne dil uzatmaktan çekinmiyorlardı. Artık tutumları millî hükûmete karsibir isyan halini almıstı.

Durum gerçekten nazikti. Binbir emek ve fedakârlıkla kurulan düzenli orduda emir ve komuta birligini temin bakımından bu sorunun kesin sekilde çözümlenmesi gerekiyordu. Zira Esem müfrezesi ordu içinde kaldıkça hiçbir zafer kazanılamayacagigibi aksine bu asi kuvvetler her basarıda orduya ayak bagiolacaktı. Bu sebeple hükûmet Çerkez Esem kuvvetlerinin ortadan kaldırılmasına karar verdi.

29 Aralık 1920 günü BatiCephesi Komutaniİsmet Bey'le Güney Cephesi KomutaniAlbay Refet Bey Çerkez Esem ve kuvvetlerini ortadan kaldırmak üzere ileri harekete geçtiler. Kütahya yörelerinde bulunan Çerkez Esem kuvvetleri BatiCephesi kuvvetleri'nin Kütahya'yiisgali üzerine Gediz'e çekildi. Millî kuvvetler asileri takiple 5 Ocak 1921 günü Gediz'i de isgal edince Çerkez Esem müfrezesi Simav yönüne çekilmek mecburiyetinde kaldı.

İste simdi Millî Mücadele'nin en dramatik anlariyasanmaktadır. BatiCephesi kuvvetleri Çerkez Esem isyanınibastırmak üzere eski harp mevzilerinden çok uzaklasmıslar Gediz'e kadar ulasmıslardır. Çerkez Esem'i takip sebebiyle cephelerin bosaltıldıgını askerlerin mevzilerden uzaklastıgınihaber alan Yunanlılar içinde bulundugumuz bu iç buhranı Ankara Hükûmeti'nin bu çetin ve zor ânınikendileri için büyük bir fırsat bilerek 6 Ocak 1921 günü hem Bursa hem Usak cephelerinden sür'atle ileri yürüyüse geçtiler. Amaçları Türk kuvvetlerini zayıflayan mevzilerinde anîden bastırıp maglup etmek bu suretle Eskisehir ve Afyon'u ele geçirerek kendilerine Ankara yolunu açmaktı. Bu plân gerçeklestirildigi takdirde henüz sekiz aylık millî hükûmeti dogdugu yerde bogmak kolayca ortadan kaldırmak güya mümkün olacaktı.

Düsmanın taarruz hedefi olarak seçtigi Eskisehir de Afyon da askerî yönden önemli kavsaklardı. Bu sehirlerimizin elden çıkısı önemli demiryollarının da düsman eline geçmesi demekti. Hele Bursa ve Usak Cepheleri'nden ilerleyen düsman kolları Kütahya önlerinde birlesme imkânibulursa Çerkez Esem'e karsigeride bırakılan kuvvetlerimizi de arkadan vurabilirdi. İste maglubiyetimiz halinde ortaya çıkacak korkunç tablo bu idi.

Düsman taarruzu ile gelisen bu kritik durum üzerine Bative Güney Cephesi komutanlarivaziyeti görüserek ister istemez Çerkez Esem'in takibine ara vermeyi ve Kütahya ve Gediz'e kadar gelmis olan kuvvetlerimizin büyük kısmınivakit geçirmeksizin İnönü ve Dumlupınar mevzilerine sevk etmeyi kararlastırdılar. Ancak BatiCephesi kuvvetlerinin simdi bulunduklariGediz ve Kütahya yöreleri ile İnönü mevzileri arasında 3 günlük bir yol vardı. Eger Yunanlılar bizden daha önce İnönü mevzilerine ulasabilirlerse mukavemetsiz Eskisehir'e kadar yol almıs olacaklardı. O halde yapılacak is son sür'atle İnönü mevzilerine yetiserek ilerleyen düsmaniburada durdurmak olacaktı. Bu amaçla Çerkez Esem ve kardeslerine karsibir kısım kuvvet Kütahya yöresinde bırakılarak geri kalan kuvvetler İnönü mevzilerine hareket ettirildi. Keza üç misli düsman kuvvetine karsiİnönü mevzilerini daha da takviye etmek üzere Ankara'da yeni kurulmakta olan 4. Tümen de Cepheye çagrıldı. Esem'in takibine ara vererek Kütahya'dan hareket eden 11. Tümen de 9 Ocak sabahı İnönü mevzilerine varmıstı.

Öte yandan Yunanlılar sürâtle ilerleyerek 8 Ocak 1921 günü Çivril ve Pazarcık'ı 9 Ocak sabahida Bilecik ve Bozüyük'ü isgal ettiler. Fakat bütün bu isgallere güç sartlara iki ayridüsmanla savas mecburiyetine ragmen sonucun zaferle bitecegi hususunda basta Atatürk olmak üzere Millî Mücadele liderlerinin inançlariasla sarsılmamıstı. Atatürk 8 Ocak 1921 günü Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsünden sunlarisöylüyordu: "Efendiler! Dahilde ve hariçteki düsmanlarımız ister çok ister az olsun faaliyetlerinin genisligi ne olursa olsun kesin basarı son basarimesru bir amaç izleyenlerde olacaktır."

I. İnönü Muharebesi 9 Ocak 1921 günü ögleden sonra Yunanlıların Bozüyük yönünden siddetli taarruzu ile basladı. Ufak bir köyden ismini alan İnönü simdi Türk Kurtulus Savası'nda dönüm noktasiolacak bir muharebeye sahne oluyordu. Ve yıllar sonrâ bu muharebeyi idare eden komutana Atatürk tarafından "İnönü" soyadiverilecekti.

Muharebenin ilk günü BatiCephesi kuvvetleri ile Yunanlılar arasında çok çetin çarpısmalar oldu. Yunanlıların her taarruzu karsitaarruzla cansiperane püskürtülüyor ilerlemelerine imkân verilmiyordu. Anlasılan düsman umdugunu bulamamıstı. İnönü mevzilerinde bos cepheler yerine Türk kuvvetlerinin piyade ve topçu atesiyle karsılasmaları onlarigerçekten sasırtmıstı.

Muharebe10 Ocak günü de sabahtan aksama kadar bütün siddetiyle devam etti. Bu sabah BatiCephesi KomutaniAlbay İsmet Bey de Gediz'den muharebe meydanına gelmis savasibizzat ates hattında idareye baslamıstı. Bir ara bir alay kadar düsman kuvveti mevzilerimizdeki bir bosluktan istifade ederek BatiCephesi'nin karargâhibulunan İnönü istasyonunun kuzeyvine kadar sokulmaya muvaffak oldu. Bu kritik vaziyet karsısında cephe karargâhiistasyondan alınarak sür'atle İnönü köyüne nakledildi ve cephenin bu kesimi kuvvet kaydırarak takviye edildi.

Askerlerimiz bugün de aralıksız devam eden düsman taarruzlarını bir an gerilemeksizin gögüslüyorlar; Yunanlıların ilerlemesine imkân bırakmıyorlardı. süphesiz ki ordumuz bu taarruzlar karsısında agır zayiat veriyor; ama canından aziz bildigi kutsal vatan topraklarıniher ne pahasına olursa olsun savunmadan geri kalmıyordu. En nihayet tükenen gücü kırılan düsman oldu. 2 gündür devam eden taarruzlarından bir basarielde edemedigini edemeyecegini anladı. Artık bu safhada onlar için yapılacak bir sey vardı: Geri çekilmek! Gerçekten Yunan kuvvetleri10 Ocak 1921 gecesi verdikleri kararla 11 Ocak günü sabahından itibaren Bursa yönünde geri çekilmeye basladılar.

Bu zafer müjdesi üzerine11 Ocak 1921 günü Atatürk BatiCephesi KomutaniAlbay İsmet Bey'e su telgrafiçekiyordu: "Bu basarının mukaddes topraklarımızidüsman istilâsından tamamen kurtaracak olan kesin zafere hayırlibir baslangıç olmasıniAllah'tan diler BatiCephesinin bütün subay ve erlerini kazandıklaribu zafer dolayısıyla tebrik ederim". Gerçekten I. İnönü zaferi Atatürk'ün ifadesiyle kesin zafere hayırlibir baslangıç olmus onu II. İnönü Sakarya 26 Agustos ve 30 Agustos gibi daha büyük zaferler izlemistir.

Artık sıra Çerkez Esem kuvvetlerinin de bırakılan yerden takibine gelmisti. Sür'atle ileri harekâta geçilerek bu asi kuvvetler de tamamen ortadan kaldırıldı. Çerkez Esem ve kardesleri son çare olarak Yunanlılara sıgındılar. Bu isyanın bastırılmasiile artık millî orduda emir ve komuta birligi de tam olarak saglanmıs oldu.

I. İnönü Zaferi içerde ve dısarda büyük etkiler yarattı; büyük siyasî gelismelere sebep oldu. Bu zaferden sonradır ki ümitsizlikler bogulmus yeni kurulan devlet sarsılmaz temeller üzerine oturmaya baslamıs 20 Ocak 1921 günü ilk Anayasamız Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde kabul edilmisti. Yine bu zaferle içerde asayis ve güven saglanmıs muntazam ordu kurma çalısmalaridaha da kolaylasmıstı.

I. İnönü Zaferi'nin dısardaki etkileri de önemliydi. Bu zaferle düzenli ordu düsman karsısında ilk sınavıniveriyor dost ve düsman önünde yenilmez iradesini sergiliyordu. Bu zafer yabancidevletlere de artık millî hükûmetin hatırisayılır bir varlık oldugunu gösteriyordu. Bu gelismeler sebebiyledir ki İtilâf Devletleri 21 subat 1921'de toplanan Londra Konferansı'na İstanbul Hükûmeti ile beraber Ankara Hükûmeti'ni de çagırdılar. Ancak zaferin gerçek sahibi Ankara Hükûmeti idi. Bu sebeple Ankara delegeleri Osmanliheyeti içinde yer almayıp millî davayisavunmak üzere ayribir ekip olusturdular. O kadar ki Osmanlibas delegesi Sadrazam Tevfik Pasa konferansta söz hakkıniAnkara Hükûmeti temsilcilerine bırakmak mecburiyetinde kaldı. İste bu gelismeler sonucu İtilâf Devletleri yeni bir barıs teklifi hazırlamak zorunda kaldılar. Yine I. İnönü Zaferi'nin millî hükûmete kazandırdıgidıs itibar sayesinde 16 Mart 1921 tarihinde Sovyet Rusya ile "Moskova Antlasması" imzalandı. Londra'da da Fransa ve İtalya ile barıs yolunda bazimüzakereler oldu.

Ancak Yunanlılar bu maglubiyetten ders almayarak kısa süre sonra 23 Mart 1921 günü aynicephelerden tekrar ileri harekâta geçtiler. 27 Mart 1921 günü Yunanlıların İnönü mevzilerine taarruzu ile baslayan II. İnönü muharebesi'nde de düsman taarruzlaribirincisinde oldugu gibi durduruldu. 31 Mart 1921'de BatiCephesi kuvvetlerinin karsitaarruza geçmesi sonucu Yunanlılar geri çekilmeye basladılar. Nihayet 1 Nisan 1921 günü binlerce ölü ile doldurduklarimuharebe meydanınitekrar silâhlarımıza terk etmek zorunda kaldılar. Bu suretle BatiCephesi'nde düsmana karsiII. İnönü Zaferi adınialan bir büyük basaridaha kazanıldı. Mustafa Kemal Pasa BatiCephesi Komutaniİsmet Pasa'ya gönderdigi kutlama telgrafında: "Siz orada yalnız düsmanidegil milletin ters talihini de yendiniz!" diyordu.

simdi 1921 yılının Temmuz baslarındayız. Yunanlılar Ankara Hükûmeti'nin reddettigi Sevr Antlasması'nigerçeklestirmek amacıyla Anadolu topraklarına durmadan kuvvet çıkararak Türklere karsiyeni bir taarruza hazırlanmaktadırlar. Nihayet bu genel düsman taarruzu10 Temmuz 1921 günü bütün BatiCephesi boyunca takviyeli kuvvetlerle basladı. Harekât ilerledikçe Yunan kuvvetleri ile Türk kuvvetleri arasında yer yer siddetli çarpısmalar oldu. Ancak gerek insan gücü gerekse araç ve gereç yönünden Türk kuvvetlerinden sayıca fazla durumda bulunan Yunanlılar birçok yerleri isgal ettiler. Afyon Eskisehir Kütahya Bilecik art arda düsman eline geçti.

Cepheden gelen bu kaygiverici haberler üzerine 18 Temmuz 1921 günü Türkiye Büyük Millet Meclisi BaskaniMustafa Kemal Pasa Ankara'dan Karacahisar'daki BatiCephesi Karargâhı'na geldi. Takviyeli kuvvetlerle gelisen Yunan ilerleyisi karsısında o günkü sartlar altında imkânlarisınırliTürk ordusu için daha da ileri kayıplariönlemek üzere yeni bir strateji tesbitine gerek gördü ve Cephe Kumandaniİsmet Pasa'ya su direktifi verdi: "Orduyu Eskisehir'in kuzey ve güneyinde topladıktan sonra düsman ordusuyla araya bir mesafe koymak lâzımdır ki orduyu derleyip toparlamak ve güçlendirmek mümkün olabilsin bunun için Sakarya'nın dogusuna kadar çekilmek yerindedir!" Müteakiben bu strateji uygulandive BatiCephesindeki Türk ordusu geri yürüyüse geçerek 25 Temmuz 1921'de tamamen Sakarya Nehri'nin dogusuna çekildi. Bu karar harp yönetimi bakımından isabetli bir davranıstı; zira kayba ugrayan azalan kuvvetlerimizin tutundugu mevzilerde tazelenen taarruz gücüne karsı çekilmeksizin uzun sure direnilmesidaha büyük kayıpların sebebi olacaktı.

İnkılâp tarihimizde "Kütahya-Eskisehir Savasları" adınialan ve Sakarya'nın dogusuna çekilmemizle sonuçlanan bu çarpısmalarda ordumuz kendisinden sayıca 2 misli fazla düsman kuvvetleri karsısında oldukça agır zayiat vermis gerek çarpısmalar gerekse geri çekilis esnasında sehit yaralive kayıp olmak üzere 40.000'e yakın silâhlikuvvetimiz yok olmustu. Ayrıca araç ve gereç kaybımız da büyüktü.

Ordumuzun Sakarya'nın dogusuna çekilis günlerinde Bakanlar Kurulu tekrar gelisebilecek yeni bir Yunan taarruzuna karsitedbir olmak üzere Hükûmet Merkezi'nin Ankara'dan Kayseri'ye nakline karar verdi; ancak Meclis'ten onay almak gerekiyordu. Hükûmet kararı Büyük Millet Meclisi'nin gizli oturumunda açıklandı. Meclis sahlanmıstı: "Biz buraya kaçmaya migeldik yoksa düsmanla dövüsmeye mi?" Millet temsilcileri Ankara'yiharpsiz teslim etmeyi kabul etmediler; hedef son tepeye kadar dövüsmekti. Bu heyecanlikonusmalar üzerine Meclis tahliyenin aksine Ankara'nın müdafaasına bunun için gerekli hazırlıkların yapılmasına karar verdi.

Bütün bu zor sartlara geçici çekilise ragmen sonunda düsmana kat'î darbe indirilecegine dair basta Atatürk olmak üzere Millî Mücadele liderlerinin inançlariasla sarsılmamıstı. Mustafa Kemal Pasa'ya göre "Pek uzak olmayan bir gelecekte karsımızdaki Yunan ordusu tükenecek sonunda imhasimümkün hale gelecekti." Ancak basarının en önemli sartı herkesin bu sonuca candan inanmasive bu ugurda maddî ve manevî tüm güçlerini memleket savunmasına yöneltmesi idi. Ayrıca unutulmamasigereken nokta ordumuz düsmanın arzu ettigi yerde degil bizim arzu ettigimiz yerde kesin muharebeye girecek ve ona orada kat'î darbeyi vuracaktı. Bu bakımdan gerektiginde geri çekilisin baziyerleri düsmana terk edisin büyük bir önemi yoktu. Askerligin geregini kararsızlıga düsmeden uygulamak gerekiyordu.

Ne çare ki liderlerin bu inancına ragmen Sakarya'nın dogusuna çekilmenin yarattıgimaneviyat bozuklugu Meclis'e de aksetmisti. Yeni bir ordu olusturulurken meydana gelen bu agır kayıp bu çekilme ister istemez sarsıntılara sebep olmus; baziçevreleri hakliolarak endise ve tedirginlik kaplamıstı. Bu hava içinde 4 Agustos 1921 günü Büyük Millet Meclisi'nin gizli oturumunda askerî durum ve Baskomutanlık teskili üzerinde heyecanligörüsmeler oldu. Milletvekilleri yorgun orduyu yeniden canlandıracak memleketi bu badireden kurtaracak son çareyi aramaktadırlar. Bu çare Mustafa Kemal'in fiilen ordunun basına geçmesidir. Çünkü O katıldıgibütün savaslarda yenilmemis yenmis bir kumandandır. Bu sebepledir ki konusmalar onun baskomutanlıgiüzerine almasigörüsünde birlesti. Taraftarlarigibi muhalifleri de kendisinden ordunun basına geçmesini istemektedirler. Meclis'in büyük çogunlugu taraftarlarikurtulus için tek çarenin bu oldugu baska çıkar yol bulunmadıgifikrindedirler. Bazimilletvekilleri içtenlikle haykırırlar: "Sen mühim bir kumandansın! Büyük bir askersin ve bunu da Çanakkale Muharebesi'nde ispat ettin. simdi kendini hangi güne saklıyorsun? Sakarya'ya kadar geldi düsman kendini hangi güne saklıyorsun?" Bu haykırıslar gerçekten millî iradenin sesi idi ve büyük kahramanı fiilen ordunun basına davet ediyordu.

Muhaliflere gelince onlar da BaskomutanlıgiMustafa Kemal Pasa'ya vermekle zaten kurtulus ümidi kalmadıgınikabul ettikleri bir ortamda gelisecek tüm sorumlulugu onun omuzlarına yüklemeyi amaçlıyorlardı.

Meclis'te 4 Agustos 1921 günü baslayan bu görüsmeler ertesi gün de ayniheyecanla devam etti. Mustafa Kemal Pasa önce tartısmaların dısında kaldı. Ancak konusmamasının tavrıniaçıkça ortaya koymamasının onun da gelecekten ümitsiz oldugu seklinde yorumlanmasiihtimaline karsı kendisini Baskomutan görmek isteyen millî iradenin bu ısrarikarsısında Meclis Baskanlıgına su önergeyi sundu: "Meclis'in sayın üyelerinin umumî surette beliren arzu ve istekleri üzerine Baskomutanlıgikabul ediyorum. Bu vazifeyi kendi üzerime almaktan dogacak yararlarien kısa zamanda elde edebilmek ve ordunun maddî ve manevî kuvvetini en kısa zamanda artırmak ve yönetimini bir kat daha kuvvetlendirmek için Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin haiz oldugu yetkileri fiilen kullanmak sartıyla üzerime alıyorum. Hayatım boyunca millî hâkimiyetin en sadık bir hizmetkârioldugumu milletin nazarında bir defa daha dogrulamak için bu yetkinin 3 ay gibi kısa bir müddetle sınırlandırılmasıniayrıca istiyorum".

Bu önerge Meclis'in yetkilerini kullanma istegi sebebiyle baziitirazlara sebep oldu. Ancak durum olaganüstü bir durumdu ve ölüm kalım mücadelesi gibi olaganüstü sartlar konusuyordu. Bu sartlar içinde Mustafa Kemal Pasa tarafından kabul edilen görev gerçekten çok büyük ve önemli diger bir ifade ile Türk milletinin mukadderatiile ilgili idi. Düsman karsısındaki cephede vakit geçirmeksizin en seri en dogru kararlariverebilmek ancak Meclis'in yetkilerini anında kullanmakla mümkündü. Esasen Atatürk de bu olaganüstü sartlara ragmen söz konusu yetkinin 3 ayla sınırlikalmasıniistemekle millî iradeye olan sarsılmaz saygısınigösteriyordu. Nihayet Meclis bu isteginde kendisini hakligördü. Görüsmeler sonucu 5 Agustos 1921 günü Mustafa Kemal Pasa'ya 3 ay süre ile askerlige ait hususlarda Meclis'in yetkilerini kullanmak kosuluyla Baskomutanlık tevcih eden Kanun Büyük Millet Meclisi'nde oy birligi ile kabul edildi. Kanunda su sözlere yer veriliyordu: "Millet ve memleketin mukadderatına bilfiil el koyan yegane yüce kuvvet olan Türkiye Büyük Millet Meclisi Baskomutanlık fiili vazifesine kendi reisi Mustafa Kemal Pasa'yimemur etmistir. Baskomutan ordunun maddî ve manevî kuvvetini artırma ve yönetimini bir kat daha kuvvetlendirme hususunda Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin buna ait salâhiyetini Meclis namına fiilen kullanmaya yetkilidir. Bu sıfat ve salâhiyet üç ay müddetle sınırlıdır. Meclis lüzum gördügü takdirde bu müddetin bitiminden evvel dahi bu sıfat ve salâhiyeti kaldırabilir."

Baskomutanlık verilisinden sonra Mustafa Kemal Pasa kürsüye geldi. Memleketin düsman istilâsından kurtarılacagına dair sarsılmaz inancınibir kere daha ifade ederek Meclis'e su teminativerdi: "Efendiler! Zavallimilletimizi esir etmek isteyen düsmanları Allah'ın yardımıyla behemehal maglûp edecegimize dair olan emniyet ve itimadım bir dakika olsun sarsılmamıstır. Bu dakikada bu kesin inancımiyüksek heyetinize karsı bütün millete karsive bütün âleme karsiilân ederim." Baskomutan aynigün ordu ve millete de bir bildiri yayımladı. Bu bildiride de su cümleler yer alıyordu: ".... Bana bu vazifeyi tevdi etmis olan Meclis ve bu Meclis'te beliren milletin kesin iradesi hareket tarzımın mihrakıniteskil edecektir. Hiçbir sebep ve suretle degistirilmesine imkân omayan bu kesin irade her ne olursa olsun düsman ordusunu imha etmek ve bütün Yunanistan'ın silâhlikuvvetlerinden olusan bu orduyu ana yurdumuzun mukaddes ocagında bogarak kurtulusa ve bagımsızlıga kavusmaktır. "

Baskomutan artık plânıniyapmıs ve kesin sekilde uygulamaya baslamıstır. Hedef muvaffakiyete götürecek bütün tedbirleri en kısa zamanda almaktır. Bu amaçla 7 ve 8 Agustos 1921 günleri kendi imzasıyla 10 adet "Tekâlif-i Milliye" yani "Millî Vergi" emri yayımladı. Bu emirler geregi her ilçede bir "Millî Vergi Komisyonu" kuruluyordu. Her evden ordunun ihtiyaciiçin bir kat çamasır bir çift çorap bir çift çarık isteniyordu. Ordunun malzeme ihtiyaciiçin tüccarın elinde bulunan stoklardan yüzde kırkına parasizaferden sonra ödenmek üzere el konuluyordu. Herkes hububat hayvan ve yem bakımından stoklarının yüzde 40'ıniyine parasisonradan ödenmek üzere orduya verecekti. Halkın elinde bulunan savasa elverisli bütün silâh ve cephane 3 gün içinde ordu ambarına teslim edelecekti. Memleketteki demircilerin dökümcülerin marangozların sanayi imalâsanelerinin listesi çıkacak ve sahiplerinin isimleri belirlenecekti. Böylece bütün memleket gelecekteki zafer için olaganüstü bir seferberlige davet edilmisti. Artık millet ve ordu el ele idi ve topyekûn bir harp baslatılmıstı.

Baskomutan bu acil tedbirleri aldıktan sonra 12 Agustos 1921 günü Ankara'dan hareketle Polatlı'daki Cephe Karargâhı'na geldi. Artık Mustafa Kemal Pasa cephede ve fiilen Türk ordusunun basında idi.

simdi 1921 yıliAgustos baslarındayız. Yunan ordusu 13 Agustos 1921 günü Sakarya'daki Türk mevzilerine dogru yeniden ileri harekâta basladı. 15 Agustos 1921 günü Yunan KraliKonstantin ordularına "Ankara'ya!" emrini verdi. Durmaksızın ilerleyen Yunanlılar birçok sehir ve kasabalarımıziisgal ederek sonunda Sakarya'daki savunma hattımıza dayandılar.

23 Agustos 1921 günü Yunan ordusunun taarruzu ile Sakarya Meydan Muharebesi basladı. Bütün cephe boyunca taarruz ve karsitaarruzlarla çok siddetli muharebeler oldu. Yunan taarruzu bir çok yerde kıtalarımız tarafından düsmana agır zayiat verdirilerek durduruldu. Ancak takviyeli Yunan kuvvetlerinin önemli mevzilerimizi ele geçirdikleri Polatlı'ya kadar yaklastıkları top seslerinin Ankara'dan duyuldugu zamanlar oldu. Türk mevzileri birçok noktada yarılmasına ragmen her nokta inatla savunuluyor kaybedilen her hattın gerisinde yeni bir savunma hattiolusturuluyor böylece düsmanın ilerlemesine imkân verilmiyordu. Zira Baskomutan savas stratejisi için su formülü koymustu: "Hatt-imüdafaa yoktur sas-imüdafaa vardır. O satıh bütün vatandır. Vatanın her karıs topragı vatandasın kanıyla ıslanmadıkça terk olunamaz. Onun için küçük büyük her birlik bulundugu mevziden atılabilir. Fakat küçük büyük her birlik ilk durabildigi noktada tekrar düsmana karsicephe teskil edip muharebeye devam eder. Yanındaki birligin çekilmek zorunda kaldıgınigören birlikler ona tâbi olamaz. Bulundugu mevzide sonuna kadar dayanmaga ve mukavemete mecburdur".
__________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]


[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
Dikkat !!! Kopyala Yapıştır Özelliğini Sadece Üyelerimiz Kullanabilir. Üyelik Ücretsizdir.. Ayrıca Üyelerimiz Forumdan Tamamen Reklamsız ve çok daha hızlı şekilde yararlanabilir.
RASTLANTI isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 08-Ekim-2009, 13:41   #8 (permalink)
Kullanıcı Profili
Albay
Avatar Yok
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik tarihi: Ekim-2009
Üye No : 1086
Mesajlar: 670
Konuları: 79
İstatistikleri Seviye: 23 [â� Bé-Yêu â�]
Aktiflik: 56 / 564
Güç: 223 / 4347
Deneyim: 57%
İtibar Puanları
İtibar Puanı : 67000
İtibar Derecesi : RASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond repute
Teşekkürleri
Teşekkür Etmiş :
Teşekkür Almış :
Tuttuğu Takım

Standart Cevap: Atamızın Hayati(Çok Kapsamlı)

Baskomutan'ın ortaya koydugu harp yönetimi bakımından büyük önem tasıyan bu kural Sakarya'da aynen uygulanmıs ve mukaddes vatan toprakları her kaybedilen hattın gerisinde vakit geçirmeksizin yeniden bir hat teskili suretiyle sonuna kadar savunulmustur. Düsman astıgiher tepenin ardında "Ankara var!" hulyasıyla harp ediyor Mustafa Kemal Pasa ise Yunan kuvvetlerini son darbeyi indirecegi yere memleketin harim-i ismetine çekiyordu. Nihayet düsmanın taarruz gücü ilerleme kuvvet ve kudreti gittikçe tükenmeye basladı. Yunan birlikleri ana mevzilerinden çok uzaklasmıs gerçekten Türklerin harim-i ismetine düsmüstü. Artık taarruz sırasiTürklerindi. 10 Eylül 1921 günü baslayan karsitaarruzumuzla düsmana agır zayiat verdirilmis bu taarruz sonucu Yunanlılar batıya dogru çekilmeye baslamıstı. Bütün savas boyunca cepheden ayrılmayan Baskomutan Mustafa Kemal Pasa zaman zaman da en ileri mevzilerde görünmüs hatta ates hattına girmisti. Baskomutan'ın en ileri hatta taarruz eden kıtaların yanında görülmesi ve muharebeyi ates hattında bizzat takip edisi süphesiz ki subay ve erlerimizin maneviyatlariüzerinde büyük tesir yaptı.

"Sakarya Meydan Muharebesi" adınialan bu büyük ve kanlisavas 22 gün 22 gece devam etmis ve nihayet 13 Eylül 1921 günü düsman Sakarya Nehri'nin dogusunda tamamen imha edilerek büyük bir zafer kazanılmıstı. Bu anlamlive büyük basariüzerine 19 Eylül 1921 günü Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Baskomutan Mustafa Kemal Pasa'ya Kanunla Müsir (Maresal) rütbesi ve "Gazi" unvaniverildi. Sakarya Zaferinin sonuçlarisiyasî alanda da kendisini gösterdi. 13 Ekim 1921'de Kafkas Cumhuriyetleri ile Kars Antlasması 20 Ekim 1921'de Fransızlarla Ankara Antlasmasiimzalandı.

Sakarya Meydan Muharebesi'nden sonra maglup Yunanlılar Afyon-Eskisehir hattına kadar çekilmisler bu bölgede mevzilerini kuvvetlendirmek önemli yerleri tel örgülerle takviye etmek suretiyle savunmada kalmıslardı. Düsmanın bu genis hat üzerinde üç kolordusu bulunuyordu.

Yunanlıların tutunduklaribu son mevzilerden de atılmaları Türk ordusunun kesin sonuçlu bir muharebeyi kazanmasına gerek gösteriyordu. Ancak bu suretle düsmanın Anadolu'dan tamamen çıkartılmasimümkün olabilecekti. Diger taraftan gerek Yunanlılar gerekse İngilizler mevsimin ilerlemis oldugu Türk Hükûmeti'nin içinde bulundugu güçlükler ve Anadolu'daki ekonomik durumun agırlıgisebebiyle Türk ordusunun genel bir taarruzunu imkânsız görüyorlar; ordumuzun bir süre daha dayandıktan sonra ister istemez barıs isteginde bulunacagınihesaplıyorlardı. Bu sebeple kendileri barısa yanasmıyorlar isgal ettikleri topraklariellerinde bulundurarak vakit kazanmak suretiyle daha kârliçıkmayiamaçlıyorlardı.

Baskomutan Mustafa Kemal Pasa ise düsmanın hayal ürünü bu hesaplarının dısında taarruz hazırlıklarınisürdürmek suretiyle gerçekçi bir yol izliyor; ancak taarruzun zamanınive seklini son derece gizli tutuyordu. Çünkü Atatürk'e göre "Yarım hazırlıkla yarım tedbirlerle yapılacak taarruz hiç taarruz etmemekten daha kötü idi". Nihayet eldeki bütün imkânlar kullanılarak memleketin maddî ve mânevî bütün güçleri seferber edilerek taarruz zamanının geldigine karar verildi. Ama yine de Yunanlılar asker sayısı araç ve gereç yönünden üstünlüklerini korumakta idiler.

Baskomutan tarafından en ince ayrıntılarına kadar hazırlanan Büyük Taarruz ve onu izleyecek meydan muharebesi plânı 27/28 Temmuz 1922 gecesi Aksehir'e çagrılan ordu komutanlarına açıklandı. Onların da görüsleri alınarak BatiCephesi Ordularına 6 Agustos 1922'de gizli olarak "taarruza hazırlık" emri verildi.

Büyük taarruz plânigerçekten dâhiyane dâhiyane oldugu kadar da cüretli ve tehlikeli idi. Zira kuvvetlerimizin hemen tamamı taarruzun siklet merkezi olarak kabul edilen Afyon-Konya demiryolunun güneyine kaydırılmıs baska cephelere kuvvet ayırma hususu ister istemez ikinci plânda düsünülmüstü. Bunun sonucu olarak Eskisehir-Ankara istikameti açık denecek bir durumda bırakılmıstı. Keza cephenin agırlık merkezi olarak kabul edilen bölgenin arkasida göller bölgesine dayanıyordu. Basarısızlık halinde bu bölgede savasan l. Ordu'nun akıbeti kritiklesebilirdi. 29/2

Bu plân ancak büyük komutanların sevk ve idaresinde basarıya ulasabilirdi ve bütün riskleri etkisiz kılacak faktör ne pahasına olursa olsun maglup olmamak karariidi. Gerçekten de öyle oldu.

26 Agustos 1922 sabahisaat 5.30 da topçularımızın atesiyle Kocatepe'den Büyük Türk Taarruzu basladı. Baskomutan da bu esnada Kocatepe'de bulunuyordu. Taarruz kısa sürede Afyon Konya demiryolu hattiboyunca basarılibir sekilde gelisti. Bu hattın güneyinden I. Ordu kuzeyinden II. Ordu taarruz ediyordu. Ancak cephenin agırlık merkezi I. Ordu bölgesinde toplanmıstı.

Baskomutan Mustafa Kemal Pasa'nın büyük bir basiretle ates hattında yönettigi bu taarruzda ordumuzun Genelkurmay BaskanlıgıniFevzi (Çakmak) Pasa BatiCephesi Komutanlıgıniİsmet Pasa üstlenmisti. I. Ordu'ya Nurettin Pasa II. Ordu'ya Yakup sevki Pasa Süvari Kolordusu'na da Fahrettin (Altay) Pasa komuta ediyordu

Süratli taarruz sonucu 26/27 Agustos gecesi Yunan ordusunun bir çok mevzii düsürüldü. Anî baskın seklinde gelisen bu taarruz karsısında sasıran Yunanlılar çekilmeye basladı. 27 Agustos 1922'de ordumuz düsman isgalindeki Afyon'a girdi. Türk ordusunun bu ilerleyisi karsısında Yunan ordusu Dumlupınar mevzilerine çekilme kararialdı. Kuvvetlerimiz 29 Agustos günü de Dumlupınar mevzilerine taarruza basladı. 30 Agustos günü Dumlupınar bölgesinde 200.000 kisilik Yunan ordusu tamamen kusatılmıstı. "Baskomutan Meydan Muharebesi" adınialan bugünkü savasta düsmanın büyük kısmiimha edildi. Bu gece Kütahya da ordumuz tarafından kurtarılmıs bulunuyordu.

Ancak maglup düsmanın çekilme yollarının da kesilmesi ve İzmir dogrultusunda aralıksız takibi gerekiyordu. Baskomutan1 Eylül 1922 günü komutasialtındaki kuvvetlere: "Ordular! İlk hedefiniz Akdenizdir ileri!" emrini verdi.

Son süratle İzmir yönünde ilerleyen kuvvetlerimiz 1 Eylül' de Usak'ı 2 Eylül'de Eskisehir'i 3 EyIül'de Nazilli Simav Salihli Alasehir ve Gördes'i 6 Eylül'de Balıkesir ve Bilecik'i 7 Eylül' de Aydın'ı 8 Eylül'de de Manisa'yikurtardılar. Bu takip esnasında l. Yunan Ordusu KomutaniGeneral Trikopis ile 2. Yunan Ordusu KomutaniGeneral Diyenis ve bir kısım yüksek rütbeli Yunan subaylariesir alındılar. Nihayet Türk birlikleri 9 Eylül 1922 sabahiİzmir'e ulastılar. Bu sabah Kadifekale'de Türk bayragidalgalanıyordu. Artık Anadolu 4 yıl süren düsman istilâsından kurtarılmıs "Türkiye Türklerindir!" gerçegi bir kere daha gözler önüne serilmisti.

Mondros Mütarekesi'yle baslatılan ve Sevr Antlasması'yla gerçeklestirildigi zannedilen Türk milletini Anadolu topraklarından çıkarmak ve tarihten silmek isteyen korkunç ve hain zihniyete karsı milletimizin maddî ve manevî bütün güç kaynaklarıniseferber ederek kazandıgibu büyük zaferler Atatürk'ün ifadesi ile tek bir amaca yönelikti: "Kayıtsız sartsız bagımsız yeni bir Türk Devleti kurmak!" Atatürk diyor ki: "Hiç bir zafer gaye degildir. Zafer ancak kendisinden daha büyük bir gayeyi elde etmek için gereken vasıtadır. Gaye fikirdir. Zafer bir fikrin elde edilisine hizmeti nispetinde kıymet ifade eder. Bir fikrin elde edilisine dayanmayan bir zafer ömürlü olamaz. O bos bir gayrettir. Her büyük meydan muharebesinden her büyük zaferin kazanılmasından sonra yeni bir âlem dogmalıdır dogar. Yoksa baslibasına zafer bosa gitmis bir gayret olur".

Büyük Türk Zaferinden sonra da Türk milleti için yeni bir âlem dogmus; çagdas demokratik ve lâik Türk devletinin kurulusuna uzanacak olan bütün yollar açılmıstı. Bu sebepledir ki memleketi düsman istilâsından temizleyen büyük askerî zaferleri takiben bu basarıların semerelerini toplamak üzere siyasî faaliyetlere önem verildi. 11 Ekim 1922'de İtilâf Devletleri'yle imzalanan Mudanya Mütarekesi ile silâhlar bırakıldı; Türk ve Yunan kuvvetleri arasındaki çarpısmalara son verildi. Yine bu anlasmaya göre Edirne'yi de içine almak üzere Dogu Trakya'nın Yunanlılar tarafından tahliyesi kabul edildi; İstanbul ve Bogazlar bazikayıtlarla idaremize bırakıldı.

1 Kasım 1922'de Türkiye Büyük Millet Meclisi karariile saltanatla hilâfet birbirinden ayrılarak saltanat kaldırıldı. O gün Mustafa Kemal Pasa Meclis kürsüsünden sunlarisöylemisti: "Millet mukadderatınidogrudan dogruya eline aldive millî saltanat ve hâkimiyetini bir sâhısta degil bütün fertleri tarafından seçilmis vekillerden olusan bir Meclis-i Âli'de temsil etti. İste o Meclis Meclis-i Âli'nizdir; Türkiye Büyük Millet Meclisi'dir. Milletin saltanat ve hâkimiyet makamiyalnız ve ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi'dir". Meclis'in bu tarihî karariüzerine Vahdettin bir İngiliz harp gemisiyle yurt dısına kaçtı.
__________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]


[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
Dikkat !!! Kopyala Yapıştır Özelliğini Sadece Üyelerimiz Kullanabilir. Üyelik Ücretsizdir.. Ayrıca Üyelerimiz Forumdan Tamamen Reklamsız ve çok daha hızlı şekilde yararlanabilir.
RASTLANTI isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 08-Ekim-2009, 13:41   #9 (permalink)
Kullanıcı Profili
Albay
Avatar Yok
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik tarihi: Ekim-2009
Üye No : 1086
Mesajlar: 670
Konuları: 79
İstatistikleri Seviye: 23 [â� Bé-Yêu â�]
Aktiflik: 56 / 564
Güç: 223 / 4347
Deneyim: 57%
İtibar Puanları
İtibar Puanı : 67000
İtibar Derecesi : RASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond repute
Teşekkürleri
Teşekkür Etmiş :
Teşekkür Almış :
Tuttuğu Takım

Standart Cevap: Atamızın Hayati(Çok Kapsamlı)

ÇAgDAs BİR DEVLETİN TEMELLERiATILIYOR
Artık sıra barıs görüsmelerine gelmisti. Lozan Barıs Konferansı 20 Kasım 1922 günü toplandı. Aylarca süren zaman zaman da çok çetinlesen bu görüsmelerde Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti'ni -Mudanya görüsmelerinde oldugu gibi- İsmet (İnönü) Pasa temsil ediyordu. Nihayet 24 Temmuz 1923 günü antlasma imzalandı. Bu antlasma ile yeni Türkiye Devleti'nin bagımsızlıgibütün dünyaca onaylanıyor millî sınırlarımız çiziliyor ekonomik alanda Osmanlılar devrinden kalma eski pürüzler temizlenerek kapitülâsyonlar kaldırılıyordu. Diplomasi alanında kazanılan bu sonuç gerçekten çok önemliydi. Zira bu antlasma Atatürk'ün ifadesiyle "Türk milleti aleyhine asırlardan beri hazırlanmıs ve Sevr Antlasması'yla tamamlandıgizannedilmis büyük bir suikastın yıkılısıniifade eden bir vesika" idi. "Bu sebeple Osmanlidevrine ait tarihte benzeri görülmemis bir siyasî zafer eseri idi".

13 Ekim 1923'de Ankara Büyük Millet Meclisi karariile Türkiye Devleti'nin Hükûmet Merkezi oldu. Artık mevcut yönetimin isminin de açıkça ifadesi ve ilânigerekiyordu. Nihayet 29 Ekim 1923 aksamı yapılan bir Anayasa degisikligi ile - Cumhuriyet ilân olundu. Milletvekilleri bu büyük olayiayakta "Yasasın Cumhuriyet!" sesleriyle kutladılar. Bu sonucu takiben Cumhurbaskanlıgiseçimine geçildi. Ankara Milletvekili Mustafa Kemal Pasa oy birligi ile Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk Cumhurbaskaniseçildi.

Cumhuriyetin ilâniile gerçeklesen bu büyük inkılâbın yanisıra devlet örgütü ve toplum yönetiminin de çagdas devlet anlayısına uygun olarak lâiklesmesi gerekiyordu. Böyle bir anlayıs içinde halifeli Cumhuriyet söz konusu olamazdı. Bu sebeple 3 Mart 1924'te artık hiçbir lüzumu kalmayan aksine zararlibir kurulus halini almıs bulunan halifelik de kaldırıldive son halifeyle beraber Osmanlihanedaniyurt dısına çıkarıldı.

Artık devletin modern bir sekil almasive milletin çagdas uygarlık seviyesine en kısa zamanda erisebilmesi yolunda büyük inkılâplar birbirini takibe basladı. Bu devre esnasında sapka ve kıyafet inkılâplariyapıldı. Halkiuyusukluga sevk ederek her türlü hayat enerjisini yok eden tekkeler zaviyeler türbeler kapatıldı; seriye ve Evkaf Vekâleti kaldirıldı. Lâik devlet prensibi kabul edilerek din ve devlet isleri kesin olarak birbirinden ayrıldı. Hukuk alanında seriye mahkemeleri ve Mecelle kaldırılarak Türk Medenî Kanunu'yla beraber birçok yeni kanunlar kabul edildi.

İlim ve kültür islerine büyük önem verildi; Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumu kurularak Türk tarihi ve Türk dili üzerinde çalısmalar yapıldı. Medreseler kapatılarak çagdas kültürü benimseyen Cumhuriyet okullariaçıldı. Egitim ve ögretimde lâik ve millî bir yol takip edildi. Atatürk'ün en büyük eserlerinden biri olan Harf İnkılâbimeydana geldi; Arap harfleri terk edilerek Lâtin harfleri esasına dayanan Türk alfabesi yapıldı. Üniversite'de de büyük bir reform gerçeklestirilerek ona çagdas bir görünüm kazandırıldı; bu arada ihtiyaç duyulan çesitli fakülteler ve kürsüler açıldı. Uluslar arasitakvim saat ve rakamlar kabul edildi. Kadın hukukunda reform yapıÎarak Türk kadınına seçme ve seçilme hakkitanındı.

Ekonomik hareketlere önem verildi. 1923 yılında Türkiye'de ilk defa olarak bir İktisat Kongresi toplanarak memleketin ekonomik problemleri görüsüldü. Ziraî faaliyetler genisletildi; ticaret ve millî sanayi gelistirildi. Saglık islerine önem verildi. Güçlü bir ordu kuruldu. Yeni Türkiye Devleti'nin temeli olan bütün bu inkılâplara

"Atatürk İnkılâpları" adiverildi. İnkılâpların memlekette daha süratle ve daha saglam yerlesmesi için bütün Türk halkıniiçine almak üzere Cumhuriyet Halk Partisi teskil edildi. Cumhuriyetçilik milliyetçilik halkçılık devletçilik lâiklik ve inkılâpçılık Türkiye siyasetinin ilkeleri olarak kabul edildi.

Milleti çagdas uygarlıga götüren bu zorunlu gidis karsısında muhalefeti teskil eden fakat bir kolu da tutuculuga ve gericilige dayanan bir grup tedirgin oldu. Politik sahada da kendilerine temsilciler bulan bu grup bütün bu gidisten Atatürk'ü sorumlu tuttuklariiçin ona birkaç suikast girisiminde bulundularsa da muvaffak olamadılar ve millet tarafından tel'in edildiler.

Mustafa Kemal Pasa inkılâpların büyük kısmınibasardıktan sonra Türk bagımsızlık mücadelesini ve yeni Türkiye'nin kurulusunu anlatan Büyük Nutku'nu yazdı. Bunu 1927 yılında Parti Kongresi'nde altigün devam eden büyüleyici hitabetiyle okudu. Degerli tahlil ve tenkitlerle dolu olan bu eser Türk tarihinin oldugu kadar Türk edebiyatının da ölmez eserleri arasında yer aldı
__________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]


[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
Dikkat !!! Kopyala Yapıştır Özelliğini Sadece Üyelerimiz Kullanabilir. Üyelik Ücretsizdir.. Ayrıca Üyelerimiz Forumdan Tamamen Reklamsız ve çok daha hızlı şekilde yararlanabilir.
RASTLANTI isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 08-Ekim-2009, 13:42   #10 (permalink)
Kullanıcı Profili
Albay
Avatar Yok
Kullanıcı Bilgileri
Üyelik tarihi: Ekim-2009
Üye No : 1086
Mesajlar: 670
Konuları: 79
İstatistikleri Seviye: 23 [â� Bé-Yêu â�]
Aktiflik: 56 / 564
Güç: 223 / 4347
Deneyim: 57%
İtibar Puanları
İtibar Puanı : 67000
İtibar Derecesi : RASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond reputeRASTLANTI has a reputation beyond repute
Teşekkürleri
Teşekkür Etmiş :
Teşekkür Almış :
Tuttuğu Takım

Standart Cevap: Atamızın Hayati(Çok Kapsamlı)

BÜYÜK DAHİNİN VEFATI

Büyük Önder kurtulustan sonra memleketi bastan basa dolasarak halka inkılâpların ve yeni Türk Devleti'nin ideolojisini anlattı. 1934 senesinde Meclis özel bir kanunla kendisine "ATATÜRK" soyadıniverdi. Son senelerinde bitmeyen bir heyecanla Hatay'ın ana vatana ilhakına çalıstı. Kendisinde mevcut karaciger kifayetsizligi zamanla agırlastı; son günlerini hasta ve rahatsız olarak geçirdi. 10 Kasım 1938 persembe günü saat dokuzu bes geçe Dolmabahçe Sarayı'nda hayata gözlerini kapadı. Ölümü bütün dünyada derin akisler yaptive büyük üzüntü yarattı.


Atatürk'ün na'sı tahnit edilerek Dolmabahçe Sarayisalonunda özel bir katafalka yerlestirildi. Türk bayragına sarılive basında silâh arkadaslarının nöbet tuttugu mukaddes tabut üç gün müddetle milletin ziyaretine bırakıldı. Na'sı bilâhare 20 Kasım'da Ankara'ya getirildi. 21 Kasım'da büyük törenle Etnografya Müzesi'ndeki geçici kabrine kondu. Cenaze törenine bütün dünya devletleri özel temsilciler gönderdi. Çanakkale'de ve diger muharebelerde ona karsisavasmıs yabancigeneraller törende bilhassa dikkati çekiyordu.10 Kasım 1953'te na'sı Etnografya Müzesinden alınarak muhtesem bir törenle Anıtkabir'e nakledildi
__________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]


[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
Dikkat !!! Kopyala Yapıştır Özelliğini Sadece Üyelerimiz Kullanabilir. Üyelik Ücretsizdir.. Ayrıca Üyelerimiz Forumdan Tamamen Reklamsız ve çok daha hızlı şekilde yararlanabilir.
RASTLANTI isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç Cevapla
Etiketler: , , ,


Etiketler
atamizin, cok, hayati, kapsamli


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Kimyasal Baglar (Genis Kapsamli) KARAHAN Kimya (1) 0 04-Ocak-2010 22:05
Atamizin 30 özelligi F@lsefe Başbuğ Mustafa Kemal Atatürk 1 11-Kasım-2009 01:52
3G Hakkinda Kapsamli Bilgi kafgan Cep Telefonları Modelleri 1 17-Ekim-2009 19:28
1 Mil Shield 7.0 / Kapsamli Veri Temizleme Programi Furkan38 Anti Virus Programları 0 10-Eylül-2009 06:23


Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.3.2