1. Dünya Savaşında gösterdiği kahramanlıklar
1 Ağustos 1914te Almanyanın Rusyaya harp ilanı ile I. Dünya Savaşı başladı. Mustafa Kemal gelişmeleri yakından takip etmekte ve fikirlerini Harbiye Nezaretine bildirmekte idi. Ona göre katılma zorunlu hale gelmedikçe Osmanlı Devleti bu büyük savaşın dışında kalmalıydı. Ancak yaşanan gelişmeler nedeniyle 29 Ekim 1914te Osmanlı Devleti

ister istemez İttifak Devletleri yanında harbe girmek mecburiyetinde kaldı. Mustafa Kemal bu gelişmeler üzerine Başkumandanlıktan kendisine faal bir hizmet istedi ise de uzun süre bu isteği yerine getirilmedi. Bu dönemde neler yaptığını Mustafa Kemal şöyle anlatır:
Mustafa Kemal Atatürk

Çanakkale Savaşında görev alan komutanlarla birlikte görülmektedir.
Birinci Dünya Savaşı ilan edildi. O sırada Tekirdağda yeni kurulan 19. Tümene komutan olmak için başvuruda bulundum ve komutan oldum. Arıburnunda

Anafartalarda bulundum. İngilizler çekilip gitikten sonra bir ay Edirnede 16. Kolordu ile kaldım. Sonra kolordu komutanı olarak Diyarbakır ve çevresine gittim. Orada yaptığımız önemli muharebelerden biri Bitlis ve Muşun Ruslardan geri alınmasıdır.
Düşman birlikleri 25 Nisan 1915 günü Seddülbahir ve Arıburnu bölgesinden ilk çıkarma hareketine başladı. Ancak çıkarma hareketi ilk gün karşısında Mustafa Kemali buldu. Mustafa Kemal

çıkarmanın başladığını görür görmez

kuvvetlerini süratle Bigalıdan Conkbayırına sevk etti. Arıburnundan Conkbayırına ilerleyen İngiliz kuvvetleri

o gün

Mustafa Kemalin komuta ettiği 19. Tümen Kuvvetlerinin taarruzu ile geri çekilmeye mecbur edildi.
Conkbayırı taarruzunda Türk askeri görülmemiş bir inanç ve cesaretle savaşıyor

tarihin en büyük kahramanlık sahneleri sergileniyordu. Dahi komutan

kumandanlara şöyle emretmişti:
Ben

size taarruz emretmiyorum; ölmeyi emrediyorum! Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında yerimize başka kuvvetler ve kumandanlar geçebilir!
İlerlemek isteyen İngilizlerle yer yer şiddetli çarpışmalar oldu; ancak her taarruz Türk askerinin kahramanca savunması karşısında başarısız kaldı. Mustafa Kemal

Çanakkale Cephesindeki bu üstün başarıları üzerine 1 Haziran 1915de Albaylığa terfi etti. İngilizler 6 ve 7 Ağustos 1915 günleri

takviyeli kuvvetlerle yeni bir taarruz daha denediler; düşman kuvvetleriyle

kuvvetlerimiz arasında şiddetli muharebeler oldu. Ancak

Mustafa Kemalin aldığı önlemler sayesinde düşmanın bu taarruzu da gelişme imkanı bulamadı. Arıburnu ve Seddülbahirdeki taarruz devam ederken İngilizler 6 Ağustos 1919 akşamı Çanakkalenin güney kıyılarına da asker çıkararak ilerlemeye başladılar. Gelişen bu kritik durum üzerine Anafartalar Grubu Komutanlığına 8 Ağustos 1915 tarihinde Albay Mustafa Kemal getirildi. 9 Ağustos 1915 günü komutayı ele alan Mustata Kemalin aynı gün yaptığı taarruz ile ilerleyen İngiliz kuvvetlerini tekrar çıkarma yaptıkları kıyılara itti. Aynı günün akşamı Conkbayırı bölgesine geçerek buradaki kuvvetleri de 10 Ağustos 1915 sabahı taarruza geçirdi. Böylece düşmanın ilerlemesine imkan verilmemiş; aksine tutunduğu mevzilerden tamamen çıkarılarak Anafartalar bölgesine tam anlamıyla hakim olunmuştu.
Atatürk henüz Kurmay Albay olduğu 1915 yılında Gelibolu Yarımadasında görülmektedir.
Mustata Kemal

bu muharebeler sırasında bizzat ateş hattında bulunmuş

ateş hattından emirler vermiş

cesareti ile yanındaki subay ve erlere çok güzel bir örnek olmuştur. Conkbayırında kalbini hedef alan bir şarapnel parçası

cebindeki saate çarpıp geri döndüğünden mutlak bir ölümden kurtulmuştu. Bu muharebeler esnasında gösterdiği kahramanlık

azim ve yüksek kumanda kudreti

kendisine memleket içinde ve dışında büyük ün sağlamıştı. Artık o

Anafartalar Kahramanı olarak anılıyordu. Bu savaşlarda İngilizler insan

silah ve teknik imkanlar yönünden Türklerden çok fazla idi; ancak onların unuttukları nokta

Türk askerinin tarihsel kahramanlığı ve bu kahramanlığı yönlendiren Mustafa Kemal faktörü idi.
Mustafa Kemal

1 Nisan 1916 da Generalliğe yükseltildi. Diyarbakıra gelişini takiben kısa bir hazırlıktan sonra 3 Ağustos 1916 sabahı emrindeki kuvvetleri Bitlis ve Muş yönünde taarruza geçirdi; Ruslarla iki tümenimiz arasında taarruz ve karşı taarruz şeklinde şiddetli çarpışmalar oldu. Nihayet 8 Ağustos 1916 sabahı Muş

aynı günün akşamı Bitlis kuvvetlerimiz tarafından düşman işgalinden kurtarıldı. Muş; 25 Ağustos 1916da tekrar Rusların eline düşmüştü. Mustafa Kemal Paşa

2. Ordu Komutanlığı sırasında

14 Mayıs 1917de Muşu ikinci defa Rus işgalinden kurtardı.
I. Dünya Savaşı Almanya ve müttefikleri aleyhine gelişiyordu. 29 Eylül 1918 tarihinde Bulgaristan savaştan çekilmiş

4 Ekim 1918 tarihinde de Almanya mütareke istemişti. İstanbulda Talat Paşa Kabinesi istifa etmiş

yeni Kabineyi Ahmet İzzet Paşa kurmuştu. Bu gelişmeler karşısında Mustafa Kemal Paşa yetkili makamlara

askeri ve siyasi önerilerine devam etti ise de yine kabul ettiremedi. Nihayet 30 Ekim 1918 tarihinde de Osmanlı Devleti

İtilaf Devletleri ile Mondros Mütarekesini imzalayarak l. Dünya Savaşından çekildi.
Mondros Mütarekesinin ardından ülkenin durumu
Mustafa Kemal Paşa

31 Ekim 1918 tarihinde Yıldırım Ordular Grubu Komutanlığına getirildi ise de artık yapacak bir şey kalmamıştı. 7 Kasım 1918 tarihinde bu Grup Kumandanlığının da Padişah iradesiyle kaldırılması üzerine Adanadan hareketle 13 Kasım 1918 günü İstanbula geldi. Artık Türkiye

mütareke şartlarını yaşıyordu ve kendisi de Harbiye Nezareti emrine verilmiş bir Ordu Kumandanı idi.
Atatürk II. Ordu Komutanı iken

Diyarbakırda Avusturya-Macaristan Birliğini denetlerken görülmektedir.
Memleket ve milletin içinde bulunduğu şartlar ağır idi. Büyük bir savaş sonunda

mağlup bir devlet olarak 30 Ekim 1918de Mondros Mütarekesi adı verilen şartları ağır bir anlaşma imzalanmış

bu anlaşma şartlarına dayanılarak memleketin birçok bölgesi galip devletlerce işgal edilmiş

ordumuz dağıtılmış

bütün silah ve cephane galip devletlerin emrine verilmişti. Osmanlı memleketleri tamamen parçalandığı gibi

Türkün ana yurdu

Anadolu da galip devletler arasında taksime uğruyordu. Anadolunun her şehrinde yabancı subaylar dolaşıyor

İtilaf Devletleri temsilcisi sıfatıyla direktifler veriyorlardı. Yunanlılar da İzmiri işgal hazırlıklarıyla meşguldu; bu yolda büyük çaba harcıyorlar

İtilaf Devletlerini iknaya çalışıyorlardı. Nihayet 15 Mayıs 1919da bu gayelerine eriştiler.
Olayların bu şekilde gelişeceğini Mustafa Kemal

önceden sezinlemişti. Nitekim Mondros Mütarekesinden 5 gün sonra

5 Kasım 1918den itibaren Harbiye Nezaretinden Mondros Mütarekesi gereğince ordulara terhis emirleri gelmeye başladı. Atatürk

aynı gün Adanadan Sadrazam Ahmet İzzet Paşaya ilk ikaz telgrafını çekti: Ciddi olarak arz ederim ki gereken tedbirleri almadıkça orduyu terhis etmeyiniz! Şayet orduları terhis edecek ve İngilizlerin her dediğine boyun eğecek olursak düşman ihtiraslarının önüne geçmeye imkan kalmayacaktır. Bu

Atatürkte

her şey bitti zannedilen bir zamanda da kurtuluş ümidinin sönmediğini

pek çoklarının düştüğü ümitsizliğe asla kendisini kaptırmadığını gösterir.
Mustafa Kemalin önderliğinde başlatılan Milli Mücadele
Mustafa Kemal tarafından yapılan bütün bu haklı itirazlar etkisiz kalır ve ordunun terhisine süratle devam edilir. Çünkü genel kanaat

herhangi bir mücadeleye giremeyeceğimiz

böyle bir mücadelenin aleyhimize sonuçlanacağı idi. O halde İtilaf Devletlerini gücendirmeyecek

Mondros Mütarekesi şartlarını yerine getirecektik. İstanbul Hükümetinin görüşü ve davranışı bu idi.
Padişah ve hükümetini saran bu umutsuzluğa rağmen

milletimiz

haksız işgallere karşı çıkıyor

topraklarını müdafaa ediyor

yurdun dört bir yanında yerel kuvvetlerle çatışmalar oluyordu. Ancak bütün memkeleketi kapsayan bir hareket ve birlik gösterilemiyordu. Atatürk bu dönemi şu şekilde anlatıyordu:
İstanbul vatanseverlerince çeşitli adlar altında programlar ve gruplar oluşturularak kurtuluş yolları aranmaktaydı. Bunların her birini ayrı ayrı inceledim. Hiçbiri doğrulayıcı bir kanıta dayanmıyordu. Dolayısıyla hiçbiriyle iş birliği yapmaktan sonuç beklemedim. Doğrulayıcı kanıtın doğrudan doğruya millet olacağı kanım çok ağır basıyordu. İstanbulda olup bitenlerden

yapılan girişimlerden

özellikle durumun ağırlığından ve acıklılığından milletin haberi yoktu. İstanbulda oturup milleti olanlardan haberdar etme olanağı da kalmamıştı. O nedenle yapılacak şeyin İstanbuldan çıkıp millete katılmak ve orada çalışmak olduğuna karar verdim.
Her yanda birtakım adlarla örgütler oluşmaya başlamıştı. Bunları aynı program ve ad altında birleştirerek tüm milleti ilgilendirmek ve tüm orduyu da bu amaca yöneltmek gerekirdi. Anadoluya ulaştığımda daha Ordu Müfettişi sanı ve yetkileri üzerimdeyken bu noktadan işe başladım ve amaç kısa sürede gerçekleşti.
Yapılması gereken şey Ya İstiklal ya ölüm! parolası altında bir Milli Mücadele başlatmaktı. Artık Anadoluya geçerek Milli Mücadele bayrağını açmak gerekiyordu. İşte bu sıralarda Mustafa Kemal Paşayı İstanbuldan uzaklaştırmak amacıyla

kendisine Dokuzuncu Ordu Müfettişliği teklif edildi. Mustafa Kemal Paşa

kendisine geniş yetkiler tanıyan bu görevi kabul etti.
16 Mayıs 1919 günü Bandırma vapuru ile İstanbuldan hareket eden Mustafa Kemal Paşa

19 Mayıs 1919 sabahı Samsunda Anadolu topraklarına ayak bastı. Kendisinin Anadoluya gönderiliş gerekçesi

Samsun ve çevresindeki asayişsizliği yerinde görüp incelemek ve tedbir almaktan ibaretti. Saray ve İstanbul Hükümeti

Mustafa Kemal Paşanın bu görevi yapacağını zannetmişti. Oysaki Mustafa Kemalin düşünceleri tamamen başka idi. Onların kararlarına uymak değil

karşı koymak lazımdı. İşte Anadoluya bu gaye ile gidiyordu. Mustafa Kemal Paşanın İstanbuldan ayrılırken yakın arkadaşlarına söylediği şu sözler bu bakımdan büyük önem taşımaktadır:
Düşman süngüsü altında milli birlik olamaz. Ancak hür vatan topraklarında memleketin İstiklali ve milletin hürriyeti için çalışılabilir. Bu gayeyi tahakkuk ettirmek üzere Anadoluya gidiyorum.
Sonuç
Yirminci yüzyıl Türk Milletinin tarihinde büyük bir dönüm noktası olmuştur. 1. Dünya Savaşının ardından

asırlardır 3 kıtada hüküm süren Osmanlı İmparatorluğu yıkılmış ve topraklarımız düşman kuvvetlerince işgal edilmiştir. Güçlü

modern silah donanımlı düşman güçlerine karşı milletimiz birlik ve beraberlik içinde kahramanca mücadele etmiş

bu şanlı mücadelenin önderi ise Mustafa Kemal Atatürk olmuştur. Fedakarca yürütülen bu savaştan milletimiz büyük bir zaferle çıkmış ve Atatürkün liderliğinde yepyeni bir devlet kurulmuştur.
Türkiye Cumhuriyeti yıkık bir imparatorluğun kalıntılarından

emek emek ortaya çıkmıştır. Yıkılmış

harap olmuş

evlatlarını savaşlarda yitirmiş Türk Milleti

tüm dünyaya örnek bir atılımla

hiç yorulmadan çalışarak Cumhuriyet tarihini yazmaya başlamıştır. Bu büyük mücadelede Atatürkün yanında ise her zaman Türk Milleti

özellikle de Türk gençliği olmuştur. Gençler her zaman ve her şart altında Atatürke destek olmuş

ona güvenmiş

milli mücadelenin başarıyla sonuçlanacağı inançlarını her zaman muhafaza etmişlerdir. Tüm enerjilerini Atatürkün Türk Milleti için hedeflediği çağdaş

medeni ve demokratik Cumhuriyetin kurulmasına yoğunlaştırmış

ortaya yıkılmaz bir eser çıkarmışlardır.
İşte bugün de muhteşem devletler kurmuş

uçsuz bucaksız topraklarda dinleri

ırkları ve dilleriyle farklı milletleri adalet ve hoşgörüyle yönetmiş

gittiği yere medeniyet götürmüş Türk Milletinin evlatları

Atatürkün hedeflediği yolda büyük bir hızla ilerlemektedirler. Üstün ahlakları

seçkin kişilikleri

adaletleri

hoşgörüleri

cesaretleri ve çalışkanlıklarıyla gıpta edilen bir millet olma yolunda büyük adımlar atmaktadırlar. Hem şanlı tarihine sahip çıkan

hem de çağdaş toplumlar seviyesine çıkmayı ana hedef alan bu gençlik

kitap boyunca anlatılan Atatürkün tarifini yaptığı gençliktir. Atatürkün söylediği gibi bu büyük sorumluluğu Cumhuriyeti kuranlardan devralmış ve yükseltip devam etmeye ant içmişlerdir. Hiç şüphesiz

21. yüzyılda Mustafa Kemalin layık ve ehil gördüğü Türk gençliği bu ulvi hedefe ulaşacak ve tüm dünya gençliğine örnek bir model oluşturacaktır.
ATATÜRK ÜN İDEALİNDEKİ
GENÇLİK
Atatürkün en büyük hedefi

çok büyük emeklerle kurulan Yüce Türkiye Cumhuriyetinin güçlü ve gelişmiş demokratik ülkeler topluluğuna girmesi ve bu entegrasyon sürecinin çok hızlı ve başarılı olmasıydı. Türk Milletinin bu süreci hızlandırmasının birinci koşulu ise Batının medeniyetini alırken

milli birlik ve beraberliğini her şeyin üzerinde tutması

milliyetçi karakterini ana esas olarak belirlemesi

İslamın özünü savunan çağdaş bir yapıyı ivedilikle oluşturmasıydı.
İşte bu nedenle Atatürk

Cumhuriyeti emanet ettiği Türk gencinin

milli birlik ve beraberliğini her şeyin üzerinde tutan

vatanperver

cesur

ülkesi için canını seve seve veren

İslamı özümsemiş

güzel ahlaki vasıfları hayatının her aşamasına yerleştirmiş olmasını istiyor

bunun için karşısına çıkacak her engeli bizzat ortadan kaldırıyordu. Aşağıda sıralanan maddeler

Atatürkün hedeflediği milliyetçi

ülkesinin sorunlarını gayet iyi bilen ve bunlara çözüm üretebilen

demokrat

kendini iyiye ve doğruya adamış

milleti ve devleti için yaşayan bir gençliğin müjdesini vermektedir.
Gerçek bir Türk Milliyetçisi Olmalıdır
Türk genci kendi öz benliğini kaybetmeden

kendi kimliğini

kültürünü unutmadan yeniliklere adapte olabilmeli

onları kendi milli kültürü içinde sindirebilmelidir. Aksi hem o kişiyi

hem de milleti içten içe yok edebilir. Atamızın Türkiye Cumhuriyetini korumakla sorumlu kıldığı Türk genci

bağımsız ve özgür yaşama konusunda kararlı

her milletin haklarına saygılı

kendi haklarını koruma konusunda azimli

insani bir Türk milliyetçisi olmalıdır. Bunun için de Atatürkün milliyetçilik tanımını kendine bir şiar bilmelidir.
Türk milliyetçiliği

ilerleme ve gelişme yolunda ve milletlerarası temas ve ilişkilerde bütün çağdaş milletlerle aynı çizgide ve onlarla uyum içinde yürümekle birlikte

Türk toplumunun özel karakterlerini ve başlı başına bağımsız kimliğini saklı tutmaktır.
Türk Milleti milli duyguyu

insani duyguyla yanyana düşünmekten zevk alır. Vicdanında milli duygunun yanına insani duygunun şerefli yerini daima muhafaza etmekle iftihar eder. Çünkü Türk Milleti bilir ki bugün uygarlığın yüce yolunda bağımsız ve fakat kendileriyle paralel olarak yürüdüğü bütün uygar milletlerle karşılıklı insani ve medeni ilişkide bulunmak elbette gelişmemizin devamı için gereklidir ve yine malumdur ki; Türk Milleti

her uygar millet gibi mazinin bütün devirlerinde keşifleriyle

ihtiralarıyla uygar dünyaya hizmet etmiş insanların

milletlerin değerini takdir ve hatıralarını saygı ile muhafaza eder. Türk Milleti

insaniyet aleminin samimi bir ailesidir.
Biz doğrudan doğruya milliyetperveriz; Cumhuriyetimizin mesnedi Türk camiasıdır. Bu camianın efradı ne kadar Türk harsıyla dolu olursa o camiaya istinat eden Cumhuriyet de kuvvetli olur.
Milli Kültüre Önem Vermelidir
... Başarıya ulaşmak ve başarıları kuvvetle

emniyetle yürütebilmek için güçlü bir karaktere sahip olmak gerekir. Bizim güçlü karakterimizi hep ve hep yükseltmek

korumak gerekir. Bundan milliyetseverlik çıkar... Türkiye halkı denildiğinde

bildiğiniz gibi

kaderlerini birleştirmiş olan his ve din bakımından kalpten birbirlerine bağlanmış insanlar söz konusudur. Bunlar arasında ırk yönünden farklı olanlar vardır. Ama karşı ırktan olanlardan birinin diğeri üzerinde onun milliyetini yok edecek bir dava peşinde olmasına gerek yoktur. Her biri için ayrı ayrı olduğu gibi Türkler için de daima bağlı kalmak

milli karakteri yükseltmek

tüm girişimlerinde bu sağlamlığı göstermek lazımdır. Bu noktada tembellik büyük felaketlerin nedeni olur. Nitekim şimdiye kadar da olmuştur. Milliyet hissi sosyal bir topluluğa güç veren

yaşama yeteneğini genişleten başlı başına bir niteliktir. Bu konuda cahil kişilerden oluşan bir sosyal topluluk

bir ırk bölünmeye mahkumdur. Böyle bir toplumun içinde zaten gereği kadar iyilik ve güç olamaz. Böyle bir toplum

böyle bir milli devlet kuramaz. (2 Şubat 1923 İzmirde halkla yaptığı sohbetten)
Çocuklarımız ve gençlerimiz yetiştirilirken onlara özellikle varlığıyla

haklarıyla

birlik ve bütünlüğüyle çelişen tüm yabancı öğelerle mücadele zorunluluğu

milli görüşleri derinlemesine bilerek her karşı görüş önünde şiddetle ve özveriyle savunma zorunluluğu telkin edilmelidir. Yeni kuşakların ruh gücüne bu nitelik ve yeteneklerin aşılanması önemlidir. Hayatları sürekli ve müthiş bir mücadele biçiminde beliren milletlerin felsefesi

bağımsız olmak ve mutlu kalmak isteyen her millet için bu nitelikleri çok şiddetli olarak gerektirmektedir. (16.7.1921 Maarif Kongresini açış konuşmasından)
Millete güven vermelidir
Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk bir gencin verdiği dilekçe hakkında görüşme sırasında.
Bizim halkımız çok temiz kalpli

çok asil ruhlu

ilerlemeye çok kabiliyetli bir halktır. Bu halk eğer bir defa karşısındakilerin samimiyetle kendilerine hizmet ettiğine inanırsa her türlü hareketi hemen kabule hazırdır. Bunun için gençlerin herşeyden önce millete güven vermeleri lazımdır. 1923
Millet sevgisi kadar büyük sevgi yoktur. Kurtuluş Savaşında benim de milletime ettiğim birtakım hizmetler olmuştur zannederim. Fakat

bunlardan

hiçbirini kendime maletmedim. Yapılanın hepsi milletin eseridir dedim. Aranacak olursa doğrusu da budur. Mazide sayısız medeniyet kurmuş bir ırkın ve milletin çocukları olduğumuzu ispat etmek için

yapmamız lazım gelen şeylerin hepsini yaptığımızı ileri süremeyiz. Bugüne ve yarına bırakılmış daha birçok büyük işlerimiz vardır. İlmi araştırmalar da bunlar arasındadır. Benim arkadaşlarıma tavsiyem şudur: Şahsınız için değil fakat mensup olduğumuz millet için elbirliği ile çalışalım. Çalışmaların en büyüğü budur.
Milli terbiyeye sahip olmalıdır
Efendiler

şunu anlatmak istiyorum

ilk esin ana - baba kucağından sonra okuldaki öğretmenin dilinden

vicdanından

terbiyesinden alınır. Bu esinin gelişme kaynağı olması

kişiye millet ve ülkeye hizmet edebilme gücünü ve yeteneğini verebilmesi için millete ve ülkeye büyük

derin ilgi yaratan fikirler

duygularla her an güçlendirilmesi gerekir. Bu fikirlerin ve duyguların kaynağı doğrudan doğruya ülke ve milletir. Milletin ortak isteğine ve eğilimine değinmek ve onun gereklerine kendini adamak

böyle davranmak ve doğru yolda yürüyebilmek sözünü ettiğim terbiyenin temel ilkesidir. Bir milletin bireylerinde egemen olması

onlar tarafından uyulması gereken şey milletin ortak isteği ve fikirleridir. Bir kişinin milletine ve ülkesine yararlı bir iş yaparken hiç aklından çıkarmaması gereken şey milletin gerçek eğilimidir.
Bir milleti özgür

bağımsız

görkemli

yüce bir toplum halinde yaşatan terbiyedir ve onu tutsak yapan

sefalete iten de bunun yokluğudur.
Milli terbiyeyle yetiştirilmek ve yüceltilmek istenilen genç beyinlerin bir yandan da paslandırıcı

uyuşturucu

hayali ıvır zıvırla doldurulmasından kaçınılması gerekir.
Atatürkü iyi anlamış olmalıdır
Atatürk

Ankara Kız Lisesi nin bitirme sınavının ardından öğrenci ve öğretmenlerle birlikte
Bir gün ulusu

sizin gibi beni anlamış gençliğe bırakacağımdan çok memnun ve mesudum.
Beni görmek demek

mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi

benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız

bu kafidir (yeterlidir).
Atatürkün yolunda ilerlemeli ve onun bıraktığı görevi tamamlamalıdır
Benim Türk Milletine

Türk Cumhuriyetine ve Türklüğün istikbaline ait görevlerim bitmemiştir. Sizler

onları tamamlayacaksınız. Siz de sizden sonrakilere benim sözümü tekrar ediniz.
Bu vatan

evlatlarımız ve torunlarımız için cennet gibi yapılmaya layık ve uygun bir vatandır. Bu ülkeyi böyle bayındır hale getirecek olan çalışmalar

ekonomi ve ekonomik faaliyettir. Öyleyse öyle bir ekonomi dönemi başlamalıdır ki

artık milletimiz insanca yaşamasını bilsin

insanca yaşamanın neye bağlı olduğunu öğrensin ve ona yönelsin. Hepimizin istediği bu milletin insanlarının ellerindeki örneklerle yarının

ticaretin

sanatın

çalışmanın

yaşamın temsilcileri olmalarıdır. Artık bu ülke

bu millet böyle bir devrin içinde bulunuyor ve böyle bir devri yüceltecektir. Böyle bir devrin tarihini yazacaktır. Böyle bir tarihte en büyük makam

en büyük hak çalışkanlara ait olacaktır. Sizler ülkenin gereksinimlerini

milletin yeteneklerini

bunlara karşılık dünyadaki en güçlü ekonomi örgütünü göz önünde tutarak alınması gereken tedbirleri ve uygulanması şart olan yenilikleri çok açık bir biçimde ifade etmelisiniz. Öyle ki o tedbirler

o yenilikler uygulandıkça ülkemiz bolluğa ve aydınlığa kavuşacaktır.
Ecdadını örnek almalıdır
Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.
Büyük devletler kuran ecdadımız

büyük ve şumullü medeniyetlere de sahip olmuştur. Bunu aramak

tetkik etmek

Türklüğe ve cihana bildirmek bizler için bir borçtur.
Bağımsızlığından ödün vermemelidir
Atatürk gençliğe büyük değer veren bir liderdi ve gençlerle birarada bulunmaya özen gösterirdi.
Her ilerlemenin ve kurtuluşun anası özgürlüktür.
Ne kadar zengin ve refaha kavuşturulmuş olursa olsun

bağımsızlıktan mahrum bir millet

medeni insanlık karşısında uşak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye lâyık olamaz.
Tam bağımsızlık

bizim bugün üzerimize aldığımız vazifenin temel ruhudur.
Esas

Türk Milletinin haysiyetli ve şerefli bir millet olarak yaşamasıdır. Bu esas ancak tam bağımsızlığa sahip olmakla temin olunabilir.
Halbuki Türkün haysiyet ve izzetinefis ve kabiliyeti çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir millet esir yaşamaktansa yok olsun daha iyidir. Bundan ötürü

YA İSTİKLÂL

YA ÖLÜM!..53Türkiye Halkı

asırlardan beri hür ve bağımsız yaşamış ve bağımsızlığı bir yaşama gereği saymış bir kavmin kahraman evlatlarıdır. Bu millet

bağımsızlıktan uzak yaşamamıştır. Yaşayamaz ve yaşamayacaktır. (1922)
Arzumuz dışarıda bağımsızlık

içerde kayıtsız ve şartsız milli egemenliği korumadan ibarettir. (1923)
Bağımsızlık ve hürriyetlerini her ne pahasına ve her ne karşılığında olursa olsun zedeleme ve kayıtlamaya asla müsamaha etmemek; bağımsızlık ve hürriyetlerini bütün mânasiyle koruyabilmek ve bunun için gerekirse

son ferdinin

son damla kanını akıtarak

insanlık tarihini şanlı örnek ile süslemek; işte bağımsızlık ve hürriyetin hakiki mahiyetini

geniş mânasını

yüksek kıymetini

vicdanında kavramış milletler için temel ve ölmez prensip... Ancak bu prensip uğrunda her türlü fedakarlığı

her an yapmaya hazır milletlerdir ki

devamlı olarak insanlığın hürmet ve saygısına lâyık bir topluluk olarak düşünülebilirler. (1928)
Demokrasiye inanmalıdır
Kapıda duran nöbetçi bile benden korkmaz. İsterseniz kendisine sorunuz. Korku üzerine egemenlik kurulamaz. Toplara dayanan egemenlik ayakta kalamaz. Böyle bir egemenlik

hatta diktatörlük ancak ihtilal olduğunda

geçici bir süre için gerekir... ülkemize bakınız

sükunet içindedir. Hep güven ve esenlikten yanayız. Kendi topraklarımız dışında bir metrekare toprakta gözümüz yoktur. Çünkü topraklarımız geniştir ve üzerinde yaşayanlar için dar değildir. Tüm devletlerle güvenlik anlaşmaları yaptık. Ancak yeni saldırılara uğramamak için orduyu buluduruyoruz. (24.4.1930

Vossiche Zeitung muhabirine verdiği demeç)
Efendiler

millet bizi buraya gönderdi. Ama biz bu yönetimi ve egemenliğini miras mal gibi ömrümüz boyunca kullanmak için toplanmış değiliz. Ve sizi toplamak ve dağıtmak hakkına hiç kimse sahip değildir. Millet bilmelidir ki bir günde vekillerini toplar ve gönderir. Kimsenin burayı sınırlamaya hakkı ve yetkisi yoktur ve olmamalıdır.
Millete şöyle dendi: Egemenliğinizi ve iradenizi kayıtsız

şartsız elinizde tutmanız gerekir ve bunun için sizi temsil edecek kişileri biraraya getirerek bir meclis toplayınız ve bu meclis kayıtsız ve koşulsuz olarak ülke ve millet işlerine

görevlerine el koyacaktır.
İstikrarlı

kararlı ve azimli olmalıdır
Türk Milletinin istidadı ve kesin kararı medeniyet yolunda

durmadan

yılmadan ilerlemektir.
Zafer zafer benimdir diyebilenin

muvaffakiyet

muvaffak olacağım diye başlayanın ve muvaffak oldum diyebilenindir.
Milletimiz her güçlük ve zorluk karşısında

durmadan ilerlemekte ve yükselmektedir. Büyük Türk Milletinin bu yoldaki hızını

her vasıtayla artırmaya çalışmak

bizim hepimizin en kutlu vazifemizdir.
Arkadaşlar ulusun sevgi ve güveninden emin olarak

üzerinde bulunduğumuz medeniyet

terakki ve ilerleme yolunda azimle

tereddütsüz yürüyelim.
Sorumluluk sahibi olmalı

hizmete talip olmalıdır
Uygarlık yolunda başarı

yenilikleri kavrayıp uygulamaya

yenileşmeye bağlıdır. Mustafa Kemal ATATÜRK
Mesuliyet yükü her şeyden

ölümden de ağırdır.
Türk Milleti

her ne pahasına olursa olsun hizmeti ilke edinmiştir ve bu uğurda hiçbir fedakarlıktan kaçınmaz.
Bireyler hayatta üç devre geçirir. Devlet hayatı da bu dönemleri içerir. Eski Osmanlı Devleti bu yaşam dönemlerinin üçünü yaşadıktan sonra yok oldu. Onun yerine dünya tarihine yeni bir Türkiye Devleti geçti. Yeni Türkiye Devleti tüm Türklük özelliklerini

yani onun dinç

kararlı

erdemli olma özelliklerini kendinde toplamıştır. Gençler biz size geçmişten

geçmişin boş inançlarından

geçmiş kalıntılarından arındırılmış yeni diriliş getirdik. Olaylar ve olayların zorunlu sonucu demek olan bu diriliş sizin değerli katkılarınız ve aydın desteğinizle ortaya çıktı. Bu yeni varlığı büyütüp yüceltmek size aittir. Bu görevde başarılı olacağınıza gördüğüm kanıtlara bakarak kuvvetle inananlardanım. Sevgili gençler

yaşam mücadeleden ibarettir. O nedenle hayatta sadece iki şey vardır: Yenmek

yenilmek. Size

Türk gençliğine verdiğimiz ve bıraktığımız vicdani armağan sadece ve hep yenmektir ve inanıyorum ki hep yeneceksiniz. Milletin saygınlığı ve ilerleme koşulları bakımından yapılacak işlerde ve atılacak adımlarda hiç duraksamayınız. Milleti o yükselişe ulaştırmamızı önleyecek engellere hep birlikte göğüs gereceğiz. Bunun için beyinlerinize

kültürünüze

bilginize

gerekirse bileklerinize

pazılarınıza

bacaklarınıza başvuracak ama mutlaka o hedefe ulaşacağız. Gerek burada gerek gezdiğim her yerde genç arkadaşlarınız hep sizler gibi duygulu

kararlı ve yüreklidir. O nedenle şimdiden geleceğin parlak ufuklarını görmenin mutluluğu içindeyim. Bu millet sizin gibi evlatlarıyla hak ettiği yüceliğe erişecektir. Beni çok memnun ettiniz. Birlikte olmaktan

özellikle kararlılık belirten sözlerden ötürü mutluyum. (18.3.1923 Tarsusda gençlerle konuşmasından)
Cesur olmalıdır
Gençler için vatani işlerde ölmek söz konusu olabilir. Ama korkmak asla!
Büyük kararlar vermek kâfi değildir. Bu kararları cesaret ve kesinlikle tatbik etmek lâzımdır.
Size Bombasırtı vakasını anlatmadan geçemeyeceğim. Karşılıklı siperlerimiz arasında mesafemiz sekiz metre

yani ölüm muhakkak

muhakkak... Birinci siperdekiler hiçbiri kurtulamamacasına tamamen düşüyor

ikincidekiler onların yerine gidiyor. Fakat ne kadar gıptaya şayan bir itidal ve tevekkülle

biliyor musunuz? Öleni görüyor

üç dakikaya kadar öleceğini biliyor

en ufak bir fütur bile göstermiyor; sarsılmak yok. Okumak bilenler ellerinde Kuran-ı Kerim

cennete girmeye hazırlanıyorlar. Bilmeyenler

kelime-i şahadet getirerek yürüyorlar. Bu

Türk askerindeki ruh kuvvetini gösteren

şaşılacak ve övülecek bir misaldir. Emin olmalısınız ki

Çanakkale Muharebesini kazandıran bu yüksek ruhtur.
Gençler

cesaretimizi pekiştiren ve sürdüren sizsiniz. Siz almakta olduğunuz terbiye ve kültürlü insanlık faziletinin

vatan sevgisinin

fikir özgürlüğünün en değerli simgesi olacaksınız. Ey yükselen yeni kuşaklar

gelecek sizindir. Cumhuriyeti biz kurduk

onu yüceltecek ve sürdürecek olan sizsiniz.
Zorluklardan Yılmamalıdır
Teşebbüslerin başarılı olması için çetin şartlara göğüs germek gereklidir.
Ben hayatımın hiçbir anında karamsarlık nedir

tanımadım.
Tatbik eden

icra eden

karar verenden daima daha kuvvetlidir.
Lüzumuna kani olduğumuz bir işi derhal yapmalıyız.
Zorlukları çözen kimse olmak isteyenlerin ilk yapacakları

olayların iç yüzünü bilip ona uymak olmalıdır.
Çalışkan ve disiplinli olmalıdır
Her şeyden önce maneviyat

kalp ve vicdan gücü yüksek tutulmalıdır.Mustafa Kemal ATATÜRK
Fikir hazırlıkları

seferberlikte asker toplamak için davul zurna ile temin edilemez. Fikir hazırlıklarında tevazuyla çalışmak

kendini silmek

karşısındakine samimi bir kanaat ilham etmek lazımdır
Sizler

yani yeni Türkiyenin genç evlatları! Yorulsanız dahi beni takip edeceksiniz... Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler

asla ve asla yorulmazlar. Türk Gençliği gayeye

bizim yüksek idealimize durmadan

yorulmadan yürüyecektir.
Siz genç arkadaşlar

yorulmadan beni takip edeceğinizi söylüyorsunuz. Fakat arkadaşlar

yorulmadan ne demek? Yorulmamak olur mu? Elbette yorulacaksınız

sizden istediğim şey yorulmamak değil

yorulduğunuz zaman dahi durmadan yürümek

yorulduğunuz dakikada da dinlenmeden beni takip etmektir. Yorgunluk her insan

her canlı için doğal bir durumdur. Fakat insanda yorgunluğu yenebilecek manevi bir kuvvet vardır ki

işte bu kuvvet yorulanları dinlendirmeden yürütür.
Çalışma

insanların vücut kuvvetlerini geliştirir ve hayat için gereken şeyleri temin eder. Çalışmaksızın

fikri gelişme ve ahlaki ilerleme de mümkün değildir. Tembellik bütün fenalıkların anasıdır.
Kendilerine faydalı olduğunuz

onlara müsbet yolda hizmet ettiğiniz müddetçe milletin sevgisini kazanabilirsiniz. Vaatlerinizi yerine getirmez

milletin refahına hizmet vermezseniz

bugün sizi alkışlayan bu topluluk yarın sizi yuhalar.
Dürüst olmalıdır
Hakikati konuşmaktan korkmayınız.
Meseleleri hadiselere göre değil

aslında olduğu gibi ele almak lazımdır.
Bir şeyi vicdanen iyi yaptığımıza

sözlerimizin iyi olduğuna inanıyorsak

onu olduğu gibi açık

tereddüt ve belirsizlikten arınmış olarak anlatmayı amaçlamalıyız.
Arkadaşlar benden iltimas beklememelidir. Hepiniz benim gözümde değerli

önemli kardeşlerimsiniz. Ama

hepinize gösterdiğim hedef yüce

kutsal bir hedeftir... Hanginiz daha güzel yöntemle

başarıyla oraya ulaşırsanız onu

ellerimi çatlatıncaya kadar çırparak alkışlayacak

takdir edeceğim. Benden iltimas ve taraf tutma beklemeyiniz arkadaşlar. Adam olanlar

insan olanlar

yüksek ideali olanlar değerlerini göstersinler. Benim size kardeşçe söyleyeceğim şey budur. Tüm arkadaşlarımıza söylemek zorundayım ki

ben o milli hedefe tüm millet kitlesini yürütmek için

doğal olarak ahlaki bir unsurum

bunu isterim. (1922

Prof. Dr. Afet İnanın yayımladığı belgeden)
Adaletli olmalıdır
Efendiler! Hükümet memlekette yasayı hakim kılmak ve adaleti dağıtmakla yükümlüdür. Bu açıdan adalet işi çok önemlidir. Adliye siyasetimizde izlenecek yol

adaleti

halkı yormadan

süratle

uygun ve emniyetli bir şekilde dağıtmalıdır. Toplumumuzun dünyayla teması doğal ve zorunludur; o nedenle de adalet seviyemizi tüm uygar toplumların adaletleri seviyesine çıkarmak zorundayız... Çağdaş gelişme milletlerin uygar ihtiyaçlarını genişletir

artırır ve bu ihtiyaçlara uygun uygar hakların var olmasını gerektirir. Her devletin

toplumunun uygarlık seviyesine uygun bir hukuk mevzuatı vardır. Tüm uygar devletlerin medeni kanunları birbirlerine çok yakındır. Bizim milletimiz ve hükümetimiz adalet düşüncesi zihniyeti bakımından hiçbir uygar toplumdan geri değildir. Hatta bu noktada daha ileride olduğumuza tarih tanıklık edebilir. Bu yüzden bizim hukuk mevzuatımızın da tüm uygar devletlerin yasal düzenlemesinden eksik olması kabul edilemez. Hedeflediğimiz tam bağımsızlık kavramı içinde adalet bağımsızlığımızın da yer alması doğaldır.
Vicdan ve fikir hürriyetinden yana olmalıdır
Her fert istediğini düşünmek

istediğine inanmak

kendine mahsus siyasi bir fikre malik olmak

seçtiği bir dinin icaplarını yapmak veya yapmamak hak ve hürriyetine maliktir. Kimsenin fikrine ve vicdanına hakim olunamaz. Vicdan hürriyeti

mutlak ve taarruz edilemez

ferdin tabii haklarının en mühimlerinden tanınmalıdır.
Cumhuriyet fikir serbestliği taraftarıdır. Samimi ve meşru olmak şartıyla her fikre saygı duyarız.
Gençler

siz almakta olduğunuz terbiye ve irfan ile

insanlık meziyetinin

vatan sevgisinin

fikir hürriyetinin en kıymetli sembolü olacaksınız.
Akılcı hareket etmelidir
Akıl ve mantığın çözümleyemeyeceği mesele yoktur.
Fikirler

cebir ve şiddetle

top ve tüfekle asla öldürülemez.
Fikirler anlamsız

mantıksız

boş sözlerle dolu olursa

o fikirler hastalıklıdır. Aynı şekilde sosyal hayat akıl ve mantıktan uzak

faydasız

zararlı ve birtakım geleneklerle dolu olursa felce uğrar.
Bizim akıl

mantık

zeka ile hareket etmek en belirgin özelliğimizdir. Bütün hayatımızı dolduran olaylar bu gerçeğin delilidirler.
Bu dünyada her şey insan kafasından çıkar. Bir insan başının ifade etmeyeceği hiçbir şeyi tasavvur edemiyorum.
İleri görüşlü ve tedbirli olmalıdır
Felaket başa gelmeden evvel önleyici ve koruyucu tedbirleri düşünmek lazımdır. Geldikten sonra dövünmenin faydası yoktur.
Genç fikirli demek

doğruyu gören ve anlayan gerçek fikirli demektir.
İlerici olmalı ve ilerlemede sınır tanımamalıdır
Yüksek Türk! Senin için yüksekliğin hududu yoktur. İşte parola budur.
Asla şüphem yoktur ki

Türklüğün unutulmuş büyük medeni özelliği ve büyük medeni kabiliyeti bundan sonraki gelişmesi ile geleceğin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır.
Türk Milletinin istidadı ve kesin kararı medeniyet yolunda

durmadan

yılmadan ilerlemektir.
Milletimiz her güçlük ve zorluk karşısında

durmadan ilerlemekte ve yükselmektedir. Büyük Türk Milletinin bu yoldaki hızını

her vasıtayla artırmaya çalışmak

bizim hepimizin en kutlu vazifemizdir.
Bir başka çağdan kalma adetlerinizde

alışkanlıklarınızda direnirseniz

cüzzamlılar

paryalar gibi tek başınıza kala kalırsınız. Benliğinize bağlı kalın ama

gelişmiş uluslar için gerekli olan şeyleri Batıdan almasını bilin. Yoksa

bilim ve yeni düşünceler sizi bir lokmada yiyip bitirebilirler.
Çağdaş medeniyet seviyesine ulaşmak için çalışmalıdır
Türk Milletinin istidadı ve kesin kararı medeniyet yolunda

durmadan

yılmadan ilerlemektir.
Medeniyet öyle kuvvetli bir ışıktır ki

ona bigane olanları yakar

mahveder.
Medeni olmayan insanlar

medeni olanların ayakları altında kalmaya mahkumdurlar.
Biz uygarlıktan

ilimden ve fenden kuvvet alıyor ve ona göre yürüyoruz.
Biz dünya medeniyeti ailesi içinde bulunuyoruz. Medeniyetin bütün icaplarını tatbik edeceğiz.
Medeniyetin emir ve talep ettiğini yapmak insan olmak için yeterlidir.
Efendiler

milletimizin hedefi

milletimizin ideali tüm cihanda tam anlamıyla uygar bir toplum olmaktır. Bilirsiniz ki

dünyada her insan topluluğunun varlığı

değeri

özgürlük ve bağımsızlık hakkı sahip olduğu ve yapacağı uygarlık eserleriyle ölçülüdür. Medeniyet eseri meydana getirme yeteneğinden yoksun olan toplumlar

özgürlüklerinden ve bağımsızlıklarından soyutlanmaya mahkumdurlar. İnsanlık tarihi bu dediğimi doğrulamaktadır. Medeniyet yolunda yürümek ve başarılı olmak yaşam koşuludur. Bu yolda duraklayanlar ya da bu yolda ileri değil geriye bakma cahilliğinde ve vurdumduymazlığında bulunanlar medeniyetin coşkulu selinde boğulmaya mahkumdurlar. Efendiler

medeniyet yolunda başarı yenileşmeye bağlıdır. Toplumsal yaşamda

iktisatta

bilimde

fende başarılı olmak için tek gelişme ve ilerleme yolu budur. Yaşama egemen olan koşulların zamanla değişmesi

gelişmesi ve yenilenmesi zorunludur. Medeniyetin

keşiflerin

fennin harikaları cihanı değişiklikten değişikliğe götürürken

böyle bir devirde yüzyıllık köhne zihniyetlerle

geçmişe bağlılıkla varlığını sürdürmek mümkün değildir.
Uygarlık yolunda başarı

yenilikleri kavrayıp uygulamaya

yenileşmeye bağlıdır.
Aile kurumuna önem vermelidir
Medeniyetten söz ederken şunu da kesinlikle belirtmeliyim ki

medeniyetin esası

gelişme ve kuvvetin temeli aile düzenindedir. Bu yaşamda aksaklık

ulusça ekonomik ve siyasal yaşayışta da başarısızlığın nedenidir. Aileyi kuran kadın erkeğin

bu işe yararlı hakları ve bilgileri edinmiş olmaları

bu ödeve istekli ve yetenekli olmaları gerektir.
Gelişen bilim ve teknolojinin takipçisi olmalıdır
Milletimizin siyasi

sosyal hayatında

milletimizin fikri terbiyesinde de rehberimiz ilim ve fen olacaktır.
Gözlerimizi kapayıp soyut yaşadığımızı farz edemeyiz. Memleketimizi bir çember içine alıp dünya ile ilgisiz yaşayamayız. Tam tersine ilerlemiş

uygarlaşmış bir ulus olarak uygarlık alanının üzerinde yaşayacağız. Bu hayat ancak ilim ve fenle olur.
Dünyada her şey için

medeniyet için

hayat için

muvaffakiyet için en hakiki mürşit ilimdir

fendir. İlim ve fennin haricinde mürşit aramak gaflettir

cehalettir

dalalettir. Ancak

bilim ve fennin yaşadığımız her dakikadaki aşamalarını

gelişmelerini anlamak ve ilerleyişini zaman içinde izlemek gerekir... Çok mutlu bir hisle kavrıyorum ki karşımdakiler bu gerçekleri anlamışlardır. Mutluluğum artıyor. Mutluluğum şunun için artıyor. Karşımdakiler eğitmekte ve yetiştirmekte oldukları yeni kuşağı da gerçeğin aydınlığının doğmasına etkin olacak biçimde hazırlayacaklarına söz vermişlerdir. Bu

hepimiz için iftihar edilecek bir noktadır. (22.9.1924

Samsunda öğretmenlerle görüşme)
Ülkemizin en bayındır

en latif

en güzel yerlerini üç buçuk yıl kirli ayaklarıyla çiğneyen düşmanı yenen zaferin sırrı nerededir bilir misiniz? Orduların yönetiminde

bilim ve fen ilkelerini kılavuz edinmektir. Ulusumuzu yetiştirmek için temel olan okullarımızın

yüksek okullarımızın kurulmasında aynı yolu izleyeceğiz.
Evet; ulusumuzun siyasal

toplumsal yaşamında ulusumuzun düşünce bakımından eğitiminde de kılavuzumuz bilim ve fen olacaktır. (1922)
Ülkemiz içinde uygar düşüncelerin

çağdaş ilerlemelerin bir an yitirmeksizin yayılması ve gelişmesi gerektir. Bunun için bütün bilim ve fen adamlarının bu konuda çalışmayı bir namus borcu bilmesi gerekir.
Öğretmenlerimiz

ozanlarımız

edebiyatçılarımız ulusa bu felaket günlerini ve onun gerçek nedenlerini açık ve kesin olarak yazıp söyleyecekler

bu kara günlerin dönmemesi için dünya yüzünde uygar ve çağdaş bir Türkiyenin varlığını tanımak istemeyenlere

onu tanımak zorunda olduklarını anımsatacaktır. (1922)